<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
	<channel>
		<title><![CDATA[:: Duygusuz.com - Dostluk ve Arkadaşlık Sitesi - Tüm Forumlar]]></title>
		<link>https://duygusuz.com/</link>
		<description><![CDATA[:: Duygusuz.com - Dostluk ve Arkadaşlık Sitesi - https://duygusuz.com]]></description>
		<pubDate>Mon, 29 Jun 2026 02:52:03 +0000</pubDate>
		<generator>MyBB</generator>
		<item>
			<title><![CDATA[O Cesur Yürekte Yüzlerce Aslan Yatar - Serdar Yıldırım]]></title>
			<link>https://duygusuz.com/showthread.php?tid=121644</link>
			<pubDate>Wed, 17 Jun 2026 09:57:21 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://duygusuz.com/member.php?action=profile&uid=16854">Serdar102</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://duygusuz.com/showthread.php?tid=121644</guid>
			<description><![CDATA[<img src="https://avatars.mds.yandex.net/i?id=9b7bd8e222c1cb714ef0196011afc67403f54147-12449075-images-thumbs&amp;n=13" loading="lazy"  alt="i?id=9b7bd8e222c1cb714ef0196011afc67403f...humbs&amp;n=13" class="mycode_img" /> <br />
<br />
                    <br />
O CESUR YÜREKTE YÜZLERCE ASLAN YATAR<br />
Anadolu dört bir yandan kuşatılmıştı<br />
Ordular dağıtılmıştı, silahlar toplanmıştı<br />
Halk, çaresizdi, mal, can emniyeti yoktu<br />
Her yer karanlıktı, göz gözü görmüyordu<br />
Anadolu düşman çizmesi altında eziliyordu.<br />
* * * *<br />
Ruslar, 1914 yılında Anadolu'ya girdi ve Erzurum'u kuşattı<br />
Başarılı olamadı Enver Paşa<br />
Ruslar, Erzurum, Muş, Bitlis ve Erzincan'ı ele geçirdi<br />
Yenilmezdi 200 bin kişilik Rus Ordusu <br />
Mustafa Kemal dediler, az bir kuvvetle Rusları durdurdu, dediler<br />
Mustafa Kemal adı kısa zamanda Anadolu'ya yayıldı<br />
Dillerde, gönüllerde Mustafa Kemal vardı<br />
O, karanlıkta bir ışıktı ve Anadolu ışığa koştu<br />
Dünya durdukça sönmeyecek bir ışığa, Mustafa Kemal'e koştu<br />
* * * *<br />
Başka milletlerden insanlar vardı Anadolu'da Türk olmayan<br />
Ne Mustafa Kemal'i, kim bu Mustafa Kemal dediler<br />
Türk Halkı dedi: Sıra dışı bir komutan, mert, yiğit<br />
O cesur yürekte yüzlerce aslan yatar.<br />
* * * *<br />
Türk olmayanlar, Mustafa Kemal'i sevmeyenler, dedi.<br />
Bizim komutan Trikopis, İzmir'e geliyor<br />
Tilkiden kurnaz, kaplandan kavgacıdır.<br />
Mustafa Kemal'i Anadolu'dan söker, atar.<br />
* * * *<br />
Türk Halkı dedi: Yunan komutan Trikopis gelsin ve ne olacağını görsün<br />
Türk, teslim olmaz, köle olmaz, boyun eğmez, bunu bilsin<br />
Türk'e boyun eğdirmek isterken,<br />
Kendisi boyun eğmesin.<br />
* * * *<br />
Dünya tarihi boyunca pek çok millet<br />
Boyun eğdirmek istemiştir Türk Milleti'ne<br />
Böyle bir şey mümkün olmayınca<br />
Sessiz kalmıştır dilini dibine çekip<br />
Baskı altındaki milletler, Mustafa Kemal Atatürk'ü<br />
Örnek alarak bağımsızlıklarını kazanmıştır.<br />
<br />
SON<br />
<br />
Yazan: Serdar Yıldırım<br />
<br />
<hr class="mycode_hr" />
<br />
KAHRAMAN MUSTAFA KEMAL  <br />
Karşıdan bir atlı geliyor<br />
Bana selam veriyor<br />
Nereye gidiyorsunuz, diyorum<br />
Çanakkale'ye diyor.<br />
*         *        *        *<br />
Yolunuz açık olsun<br />
Şansınız bol olsun<br />
Bileğiniz bükülmesin<br />
Sırtınız yere gelmesin.<br />
*         *        *        *<br />
" Yolum açıktır, çocuk<br />
Şansımı kendim yaratırım<br />
Bileğimi bükecek çıkmadı<br />
Sırtımı yere getirecek doğmadı. "<br />
*         *        *        *<br />
Kahraman bir savaşçısınız<br />
Göğsünüz madalya dolu<br />
Bu genç yaşta bu kadar madalya<br />
Görülmemiştir dünya tarihinde.<br />
*         *        *        *<br />
" Yurduma saldıran düşmanlara karşı koydum<br />
Onlarla savaştım ve galip geldim<br />
Sence bu kadarı yeterli değil mi?<br />
Biz savaş oyununa daha yeni başladık. "<br />
*         *        *        *<br />
Belli ki Çanakkale yeterli gelmeyecek<br />
Anladım Anadolu düşmanla dolacak<br />
Türk'ün özgürlük savaşı başlayacak<br />
Mustafa Kemal dikecek Türk Bayrağı'nı göndere.<br />
*         *        *        *<br />
" Dur bakalım, aslanım, soluklan biraz<br />
Derin bir nefes al, kendine gel<br />
Az önce Türk Bayrağı dedin, Mustafa Kemal dedin<br />
Ben adımı söylemedim, beni nasıl tanıdın? "<br />
*         *        *        *<br />
Ey gelmiş geçmiş en büyük kahraman<br />
Savaş meydanlarının yenilmez armadası<br />
Ben gelecekten geliyorum, seni nasıl tanımam<br />
8-8-2021 tarihinden sana nasıl ulaşamam?<br />
*         *        *        *<br />
Ben her gün haykırıyorum Cumhuriyet diyorum<br />
Sizin kurduğunuz Türkiye Cumhuriyeti yıkılmaz diyorum<br />
Bunun için beynimi paramparça ediyorum<br />
Bir ışık arıyorum tarihin dipsiz karanlığında.<br />
*         *        *        *<br />
Nice savaşlardan sonra, Türkiye Cumhuriyeti'ni kuracaksınız<br />
Tarihe isminizi altın harflerle yazdıracaksınız<br />
Örnek olacaksınız baskı altındaki milletlere <br />
Mustafa Kemal başardı, biz de başarırız dedirteceksiniz.<br />
*         *        *        *<br />
" Demek ki daha yolun başındayım<br />
Dünyaya örnek olmalıyım vatanımı savunarak<br />
Yenilmemeliyim, yenmeyi öğrenmeliyim<br />
Dünya durdukça ezilen halklara örnek olmalıyım. "<br />
*         *        *        *<br />
" Benim adım Mustafa Kemal<br />
Cumhuriyet düşmanlarının yenilmez savaşçısıyım<br />
İçinde demokrasinin bol olduğu<br />
Türkiye Cumhuriyeti'ni kurmaya kararlıyım. "<br />
*         *        *        *<br />
" Her dört yılda bir seçim olmalı<br />
Halk, beğenmediği yöneticiyi değiştirebilmeli<br />
İktidarda olan yönetici oyları değiştirmemeli<br />
Beğenilmiyor ise, gitmeyi bilmeli. "<br />
*         *        *        *<br />
" Türkiye Cumhuriyeti'ni  genç beyinler yönetmeli<br />
Bu genç beyinler aydınlığa yönelmeli<br />
Çağlar ötesinden değil, gelecekten beslenmeli<br />
Karanlığı reddetmeli, geleceğe ışık yakmalı. "<br />
*         *        *        *<br />
Ey büyük güç, ey büyük kudret<br />
İlkelerinin yılmaz takipçisiyim<br />
Bu ilkeleri insanlara ulaştırmada<br />
Işık hızındayım çünkü bunda kararlıyım.<br />
*         *        *        *<br />
Mustafa Kemal atına bindi<br />
Bana el salladı<br />
Sonra görüşürüz, dedi.<br />
Çanakkale'ye doğru hızla uzaklaştı.<br />
<br />
SON<br />
<br />
<hr class="mycode_hr" />
<br />
CUMHURİYET DEĞİRMENİ<br />
Metresine kadar, santimetresine kadar,<br />
Bilimle, bilgiyle, kültürle inşa etti,<br />
Atatürk, bu Türkiye Cumhuriyeti'ni<br />
Muzaffer olacaktır sonsuza kadar.<br />
*                *                *                *<br />
Cumhuriyet Değirmeni kurulduğu günden beri<br />
Buğday, arpa, mısır öğütüp un haline getirdi<br />
Değirmenin çarkları arasında eridi Cumhuriyet'e karşı çıkanlar<br />
Bunlar kimdi? Adını hatırlayan var mı?<br />
*                *                *                *<br />
Kurtuluş Savaşı'nı kazanınca, dünya Atatürk'ü örnek aldı<br />
Baskı altındaki milletler ayaklandı<br />
Mustafa Kemal başardı, biz de başarırız, dediler<br />
Mahatma Gandi ayaklandı Hindistan'da ingilizlere karşı <br />
Bu vatan bizim, defolun gidin, dedi.<br />
*                *                *                *<br />
Devletlerin kurucu bir devlet başkanı olur<br />
Halkını esir etmek isteyen dış güçlere karşı savaşır<br />
Galip gelir, devlet kurar, heykelleri dikilir<br />
Bu dünyada böyledir<br />
Heykelleri yıkmaya çalışmaz yeni kurulan hükümetler <br />
Kurucuyu önder kabul eder ve ülkeyi ileri götürür<br />
Halkın refah seviyesini yükseltir.<br />
*                *                *                *<br />
Türkiye Cumhuriyeti'nde ne yöneticiler geldi, geçti<br />
Bunların çoğunun adını hatırlayan olmaz<br />
Atatürk halkını aldatmadı, halkın güven kaynağıydı<br />
Dünya durdukça adı kalplerden silinmeyecektir.<br />
<br />
SON<br />
<br />
Yazan: Serdar Yıldırım<br />
<br />
<hr class="mycode_hr" />
<br />
BAŞKOMUTAN ATATÜRK<br />
Atatürk'ü sevesim geldi<br />
Karşımda göresim geldi<br />
Düşmanlarını üzesim geldi<br />
Kurtuluş Savaşı'nı anlatasım geldi.<br />
*              *               *               *<br />
Karanlıkta mavi iki ışık belirdi<br />
O iki ışık Atatürk'ün gözleriydi<br />
Beni bu konuda harekete geçiren<br />
Atatürk'ün tarihi sözleriydi.<br />
*              *               *               *<br />
Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde<br />
Yaşayanlar, Atatürk'ü sevmek zorundadır<br />
Bu sınırlar içinde kazananlar ekmeğini<br />
Atatürk'e saygı duymak zorundadır.<br />
*              *               *               *<br />
Atatürk, Kurtuluş Savaşı zamanında<br />
Ailesinden uzak kaldı sekiz yıl<br />
Ey Atatürk'ü sevmeyen şahıs<br />
Bu vatan için, bu bayrak için<br />
Sekiz yıl uzak kalır mısın ailenden?<br />
*              *               *               *<br />
Trablusgarp ve Bingazi'de<br />
İtalyan Ordusu'yla savaşırken<br />
Anafartalarda, Conkbayırı'nda<br />
Çanakkale Destanı'nı yazarken<br />
Göze göz, dişe diş<br />
Çarpışırken göğüs göğüse <br />
Hücum diyordu Mustafa Kemal <br />
Sağ elinde kılıcı, sol elinde tabancası<br />
İleri atılıyordu.<br />
*              *               *               *<br />
Atatürk uzun süren savaşlar sonunda<br />
Türkiye Cumhuriyeti'ni kurdu<br />
Fabrikalar açtı, yollar, köprüler yaptırdı<br />
Ülkeyi dünya devletleri arasında<br />
Ön sıralara yükseltti.<br />
<br />
SON<br />
<br />
<hr class="mycode_hr" />
<br />
ATATÜRK VE DÜNYA TARİHİ<br />
Dünya tarihini<br />
İsterdim yeniden yazmak <br />
Kalem elimde, kağıt önümde<br />
Hiç bir tehdide bağlı kalmadan<br />
Özgün düşünme yeteneğimi kullanarak<br />
Kurgulamak isterdim dünyadaki yaşamı.<br />
*            *            *            *<br />
Vatan savunması hariç<br />
Komşu ülkelere saldıran<br />
Kralları, şahları, padişahları<br />
Devre dışı bırakarak<br />
Dünya tarihini<br />
Atatürk ile aydınlatmak isterdim.<br />
*            *            *            *<br />
Atatürk vatanını savundu<br />
Düşmanlara karşı koydu<br />
Yurduna saldıran düşmanlara<br />
Biz bu sınırlar içinde<br />
Özgür ve bağımsız yaşamaktan başka<br />
Bir şey istemiyoruz, dedi.<br />
*            *            *            *<br />
Düşmanlar, bunu kabul etmedi<br />
Baskısını artırdı<br />
Anadolu'ya saldırdı dört bir yandan<br />
Atatürk, Türk Halkı'yla tek vücut oldu<br />
Savaştı ve galip geldi<br />
Temizledi Anadolu'yu düşmanlardan <br />
Yepyeni bir devlet kurdu.<br />
Adı: Türkiye Cumhuriyeti.<br />
*            *            *            *<br />
Türkiye Cumhuriyeti<br />
Sınırları içinde yaşayan herkes<br />
Atatürk'ü sever ve devrimlerine sahip çıkar<br />
Sadece gerçeklere inanır<br />
Kabul eder Atatürk gerçeğini <br />
Bir ışık yakar beyninde<br />
O ışığın önderliğinde<br />
Aydınlatır kültür yolunu <br />
Yeni nesil insanlara yaşam sunar.<br />
<br />
SON<br />
<br />
<hr class="mycode_hr" />
<br />
ATATÜRK'ÜN GÖLGESİ YETER<br />
İngiliz gemileri Çanakkale'de<br />
Dakikada 60 mermi atan pek çok toplarıyla<br />
Türk tabyalarını yoğun bombardıman ateşine tuttu<br />
Hazırdı Türk topçular <br />
Bekliyordu ateş emrini <br />
Alman komutanlar,<br />
Türk topçusuna bekleyin, diyordu<br />
İngilizler, bombaları bitince gider, diyordu.<br />
Türk askeri giderek azalıyordu Çanakkale'de<br />
Tabyalar gerilere, daha gerilere  çekildi.<br />
*                *                *                *<br />
Sonra Çanakkale'ye Mustafa Kemal geldi<br />
Ateş emrini verdi Türk topçusuna<br />
İngiliz gemileri, Marmara'ya giremedi<br />
Boğazın karanlık sularına gömüldü.<br />
*                *                *                *<br />
Sonra kara savaşları başladı<br />
Mustafa Kemal önderliğinde<br />
Türk Ordusu, Çanakkale geçilmez, dedi<br />
Çanakkale geçilemedi.<br />
*                *                *                *<br />
Aradan 105 yıl geçti<br />
Unutulmadı olanlar<br />
Teknoloji ilerledi<br />
İngiliz gemileri<br />
Dakikada 120 mermi atar hale geldi<br />
Atatürk'ün gölgesi yeter<br />
Marmara'ya giremezler.<br />
<br />
SON<br />
<br />
Yazan: Serdar Yıldırım]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<img src="https://avatars.mds.yandex.net/i?id=9b7bd8e222c1cb714ef0196011afc67403f54147-12449075-images-thumbs&amp;n=13" loading="lazy"  alt="i?id=9b7bd8e222c1cb714ef0196011afc67403f...humbs&amp;n=13" class="mycode_img" /> <br />
<br />
                    <br />
O CESUR YÜREKTE YÜZLERCE ASLAN YATAR<br />
Anadolu dört bir yandan kuşatılmıştı<br />
Ordular dağıtılmıştı, silahlar toplanmıştı<br />
Halk, çaresizdi, mal, can emniyeti yoktu<br />
Her yer karanlıktı, göz gözü görmüyordu<br />
Anadolu düşman çizmesi altında eziliyordu.<br />
* * * *<br />
Ruslar, 1914 yılında Anadolu'ya girdi ve Erzurum'u kuşattı<br />
Başarılı olamadı Enver Paşa<br />
Ruslar, Erzurum, Muş, Bitlis ve Erzincan'ı ele geçirdi<br />
Yenilmezdi 200 bin kişilik Rus Ordusu <br />
Mustafa Kemal dediler, az bir kuvvetle Rusları durdurdu, dediler<br />
Mustafa Kemal adı kısa zamanda Anadolu'ya yayıldı<br />
Dillerde, gönüllerde Mustafa Kemal vardı<br />
O, karanlıkta bir ışıktı ve Anadolu ışığa koştu<br />
Dünya durdukça sönmeyecek bir ışığa, Mustafa Kemal'e koştu<br />
* * * *<br />
Başka milletlerden insanlar vardı Anadolu'da Türk olmayan<br />
Ne Mustafa Kemal'i, kim bu Mustafa Kemal dediler<br />
Türk Halkı dedi: Sıra dışı bir komutan, mert, yiğit<br />
O cesur yürekte yüzlerce aslan yatar.<br />
* * * *<br />
Türk olmayanlar, Mustafa Kemal'i sevmeyenler, dedi.<br />
Bizim komutan Trikopis, İzmir'e geliyor<br />
Tilkiden kurnaz, kaplandan kavgacıdır.<br />
Mustafa Kemal'i Anadolu'dan söker, atar.<br />
* * * *<br />
Türk Halkı dedi: Yunan komutan Trikopis gelsin ve ne olacağını görsün<br />
Türk, teslim olmaz, köle olmaz, boyun eğmez, bunu bilsin<br />
Türk'e boyun eğdirmek isterken,<br />
Kendisi boyun eğmesin.<br />
* * * *<br />
Dünya tarihi boyunca pek çok millet<br />
Boyun eğdirmek istemiştir Türk Milleti'ne<br />
Böyle bir şey mümkün olmayınca<br />
Sessiz kalmıştır dilini dibine çekip<br />
Baskı altındaki milletler, Mustafa Kemal Atatürk'ü<br />
Örnek alarak bağımsızlıklarını kazanmıştır.<br />
<br />
SON<br />
<br />
Yazan: Serdar Yıldırım<br />
<br />
<hr class="mycode_hr" />
<br />
KAHRAMAN MUSTAFA KEMAL  <br />
Karşıdan bir atlı geliyor<br />
Bana selam veriyor<br />
Nereye gidiyorsunuz, diyorum<br />
Çanakkale'ye diyor.<br />
*         *        *        *<br />
Yolunuz açık olsun<br />
Şansınız bol olsun<br />
Bileğiniz bükülmesin<br />
Sırtınız yere gelmesin.<br />
*         *        *        *<br />
" Yolum açıktır, çocuk<br />
Şansımı kendim yaratırım<br />
Bileğimi bükecek çıkmadı<br />
Sırtımı yere getirecek doğmadı. "<br />
*         *        *        *<br />
Kahraman bir savaşçısınız<br />
Göğsünüz madalya dolu<br />
Bu genç yaşta bu kadar madalya<br />
Görülmemiştir dünya tarihinde.<br />
*         *        *        *<br />
" Yurduma saldıran düşmanlara karşı koydum<br />
Onlarla savaştım ve galip geldim<br />
Sence bu kadarı yeterli değil mi?<br />
Biz savaş oyununa daha yeni başladık. "<br />
*         *        *        *<br />
Belli ki Çanakkale yeterli gelmeyecek<br />
Anladım Anadolu düşmanla dolacak<br />
Türk'ün özgürlük savaşı başlayacak<br />
Mustafa Kemal dikecek Türk Bayrağı'nı göndere.<br />
*         *        *        *<br />
" Dur bakalım, aslanım, soluklan biraz<br />
Derin bir nefes al, kendine gel<br />
Az önce Türk Bayrağı dedin, Mustafa Kemal dedin<br />
Ben adımı söylemedim, beni nasıl tanıdın? "<br />
*         *        *        *<br />
Ey gelmiş geçmiş en büyük kahraman<br />
Savaş meydanlarının yenilmez armadası<br />
Ben gelecekten geliyorum, seni nasıl tanımam<br />
8-8-2021 tarihinden sana nasıl ulaşamam?<br />
*         *        *        *<br />
Ben her gün haykırıyorum Cumhuriyet diyorum<br />
Sizin kurduğunuz Türkiye Cumhuriyeti yıkılmaz diyorum<br />
Bunun için beynimi paramparça ediyorum<br />
Bir ışık arıyorum tarihin dipsiz karanlığında.<br />
*         *        *        *<br />
Nice savaşlardan sonra, Türkiye Cumhuriyeti'ni kuracaksınız<br />
Tarihe isminizi altın harflerle yazdıracaksınız<br />
Örnek olacaksınız baskı altındaki milletlere <br />
Mustafa Kemal başardı, biz de başarırız dedirteceksiniz.<br />
*         *        *        *<br />
" Demek ki daha yolun başındayım<br />
Dünyaya örnek olmalıyım vatanımı savunarak<br />
Yenilmemeliyim, yenmeyi öğrenmeliyim<br />
Dünya durdukça ezilen halklara örnek olmalıyım. "<br />
*         *        *        *<br />
" Benim adım Mustafa Kemal<br />
Cumhuriyet düşmanlarının yenilmez savaşçısıyım<br />
İçinde demokrasinin bol olduğu<br />
Türkiye Cumhuriyeti'ni kurmaya kararlıyım. "<br />
*         *        *        *<br />
" Her dört yılda bir seçim olmalı<br />
Halk, beğenmediği yöneticiyi değiştirebilmeli<br />
İktidarda olan yönetici oyları değiştirmemeli<br />
Beğenilmiyor ise, gitmeyi bilmeli. "<br />
*         *        *        *<br />
" Türkiye Cumhuriyeti'ni  genç beyinler yönetmeli<br />
Bu genç beyinler aydınlığa yönelmeli<br />
Çağlar ötesinden değil, gelecekten beslenmeli<br />
Karanlığı reddetmeli, geleceğe ışık yakmalı. "<br />
*         *        *        *<br />
Ey büyük güç, ey büyük kudret<br />
İlkelerinin yılmaz takipçisiyim<br />
Bu ilkeleri insanlara ulaştırmada<br />
Işık hızındayım çünkü bunda kararlıyım.<br />
*         *        *        *<br />
Mustafa Kemal atına bindi<br />
Bana el salladı<br />
Sonra görüşürüz, dedi.<br />
Çanakkale'ye doğru hızla uzaklaştı.<br />
<br />
SON<br />
<br />
<hr class="mycode_hr" />
<br />
CUMHURİYET DEĞİRMENİ<br />
Metresine kadar, santimetresine kadar,<br />
Bilimle, bilgiyle, kültürle inşa etti,<br />
Atatürk, bu Türkiye Cumhuriyeti'ni<br />
Muzaffer olacaktır sonsuza kadar.<br />
*                *                *                *<br />
Cumhuriyet Değirmeni kurulduğu günden beri<br />
Buğday, arpa, mısır öğütüp un haline getirdi<br />
Değirmenin çarkları arasında eridi Cumhuriyet'e karşı çıkanlar<br />
Bunlar kimdi? Adını hatırlayan var mı?<br />
*                *                *                *<br />
Kurtuluş Savaşı'nı kazanınca, dünya Atatürk'ü örnek aldı<br />
Baskı altındaki milletler ayaklandı<br />
Mustafa Kemal başardı, biz de başarırız, dediler<br />
Mahatma Gandi ayaklandı Hindistan'da ingilizlere karşı <br />
Bu vatan bizim, defolun gidin, dedi.<br />
*                *                *                *<br />
Devletlerin kurucu bir devlet başkanı olur<br />
Halkını esir etmek isteyen dış güçlere karşı savaşır<br />
Galip gelir, devlet kurar, heykelleri dikilir<br />
Bu dünyada böyledir<br />
Heykelleri yıkmaya çalışmaz yeni kurulan hükümetler <br />
Kurucuyu önder kabul eder ve ülkeyi ileri götürür<br />
Halkın refah seviyesini yükseltir.<br />
*                *                *                *<br />
Türkiye Cumhuriyeti'nde ne yöneticiler geldi, geçti<br />
Bunların çoğunun adını hatırlayan olmaz<br />
Atatürk halkını aldatmadı, halkın güven kaynağıydı<br />
Dünya durdukça adı kalplerden silinmeyecektir.<br />
<br />
SON<br />
<br />
Yazan: Serdar Yıldırım<br />
<br />
<hr class="mycode_hr" />
<br />
BAŞKOMUTAN ATATÜRK<br />
Atatürk'ü sevesim geldi<br />
Karşımda göresim geldi<br />
Düşmanlarını üzesim geldi<br />
Kurtuluş Savaşı'nı anlatasım geldi.<br />
*              *               *               *<br />
Karanlıkta mavi iki ışık belirdi<br />
O iki ışık Atatürk'ün gözleriydi<br />
Beni bu konuda harekete geçiren<br />
Atatürk'ün tarihi sözleriydi.<br />
*              *               *               *<br />
Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde<br />
Yaşayanlar, Atatürk'ü sevmek zorundadır<br />
Bu sınırlar içinde kazananlar ekmeğini<br />
Atatürk'e saygı duymak zorundadır.<br />
*              *               *               *<br />
Atatürk, Kurtuluş Savaşı zamanında<br />
Ailesinden uzak kaldı sekiz yıl<br />
Ey Atatürk'ü sevmeyen şahıs<br />
Bu vatan için, bu bayrak için<br />
Sekiz yıl uzak kalır mısın ailenden?<br />
*              *               *               *<br />
Trablusgarp ve Bingazi'de<br />
İtalyan Ordusu'yla savaşırken<br />
Anafartalarda, Conkbayırı'nda<br />
Çanakkale Destanı'nı yazarken<br />
Göze göz, dişe diş<br />
Çarpışırken göğüs göğüse <br />
Hücum diyordu Mustafa Kemal <br />
Sağ elinde kılıcı, sol elinde tabancası<br />
İleri atılıyordu.<br />
*              *               *               *<br />
Atatürk uzun süren savaşlar sonunda<br />
Türkiye Cumhuriyeti'ni kurdu<br />
Fabrikalar açtı, yollar, köprüler yaptırdı<br />
Ülkeyi dünya devletleri arasında<br />
Ön sıralara yükseltti.<br />
<br />
SON<br />
<br />
<hr class="mycode_hr" />
<br />
ATATÜRK VE DÜNYA TARİHİ<br />
Dünya tarihini<br />
İsterdim yeniden yazmak <br />
Kalem elimde, kağıt önümde<br />
Hiç bir tehdide bağlı kalmadan<br />
Özgün düşünme yeteneğimi kullanarak<br />
Kurgulamak isterdim dünyadaki yaşamı.<br />
*            *            *            *<br />
Vatan savunması hariç<br />
Komşu ülkelere saldıran<br />
Kralları, şahları, padişahları<br />
Devre dışı bırakarak<br />
Dünya tarihini<br />
Atatürk ile aydınlatmak isterdim.<br />
*            *            *            *<br />
Atatürk vatanını savundu<br />
Düşmanlara karşı koydu<br />
Yurduna saldıran düşmanlara<br />
Biz bu sınırlar içinde<br />
Özgür ve bağımsız yaşamaktan başka<br />
Bir şey istemiyoruz, dedi.<br />
*            *            *            *<br />
Düşmanlar, bunu kabul etmedi<br />
Baskısını artırdı<br />
Anadolu'ya saldırdı dört bir yandan<br />
Atatürk, Türk Halkı'yla tek vücut oldu<br />
Savaştı ve galip geldi<br />
Temizledi Anadolu'yu düşmanlardan <br />
Yepyeni bir devlet kurdu.<br />
Adı: Türkiye Cumhuriyeti.<br />
*            *            *            *<br />
Türkiye Cumhuriyeti<br />
Sınırları içinde yaşayan herkes<br />
Atatürk'ü sever ve devrimlerine sahip çıkar<br />
Sadece gerçeklere inanır<br />
Kabul eder Atatürk gerçeğini <br />
Bir ışık yakar beyninde<br />
O ışığın önderliğinde<br />
Aydınlatır kültür yolunu <br />
Yeni nesil insanlara yaşam sunar.<br />
<br />
SON<br />
<br />
<hr class="mycode_hr" />
<br />
ATATÜRK'ÜN GÖLGESİ YETER<br />
İngiliz gemileri Çanakkale'de<br />
Dakikada 60 mermi atan pek çok toplarıyla<br />
Türk tabyalarını yoğun bombardıman ateşine tuttu<br />
Hazırdı Türk topçular <br />
Bekliyordu ateş emrini <br />
Alman komutanlar,<br />
Türk topçusuna bekleyin, diyordu<br />
İngilizler, bombaları bitince gider, diyordu.<br />
Türk askeri giderek azalıyordu Çanakkale'de<br />
Tabyalar gerilere, daha gerilere  çekildi.<br />
*                *                *                *<br />
Sonra Çanakkale'ye Mustafa Kemal geldi<br />
Ateş emrini verdi Türk topçusuna<br />
İngiliz gemileri, Marmara'ya giremedi<br />
Boğazın karanlık sularına gömüldü.<br />
*                *                *                *<br />
Sonra kara savaşları başladı<br />
Mustafa Kemal önderliğinde<br />
Türk Ordusu, Çanakkale geçilmez, dedi<br />
Çanakkale geçilemedi.<br />
*                *                *                *<br />
Aradan 105 yıl geçti<br />
Unutulmadı olanlar<br />
Teknoloji ilerledi<br />
İngiliz gemileri<br />
Dakikada 120 mermi atar hale geldi<br />
Atatürk'ün gölgesi yeter<br />
Marmara'ya giremezler.<br />
<br />
SON<br />
<br />
Yazan: Serdar Yıldırım]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Patates İle Soğan - Serdar Yıldırım]]></title>
			<link>https://duygusuz.com/showthread.php?tid=121643</link>
			<pubDate>Tue, 16 Jun 2026 16:11:52 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://duygusuz.com/member.php?action=profile&uid=16854">Serdar102</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://duygusuz.com/showthread.php?tid=121643</guid>
			<description><![CDATA[PATATES İLE SOĞAN<br />
Patates ile soğan mutfakta karşılaştılar.<br />
Patates: “ Vay, soğan, nasılsın? “<br />
Soğan : “ İyiyim patates, sen nasılsın? “<br />
Patates: “ Sağ ol, benden bir şey iste. “ <br />
Soğan : “ Şuradan bir bıçak getir de soyayım seni. “ <br />
Patates: “ Lütfen, beni soyma, yoksa çürürüm. “ <br />
Soğan: “ Bir şey istedim olmadı. Şimdi sen benden bir şey iste. “ <br />
Patates: “ Sen bir bıçak getir, ben seni soyayım. “ <br />
Soğan: “ Emrin olur, al işte bıçağı getirdim. “<br />
Patates: “ Boş ver şimdi bıçağı, seni soymaktan vazgeçtim. Kokutacaksın yine ortalığı.  <br />
Soğan: “ Korkutacaksın yine herkesi demek istedin. Ben korkuluk muyum? “ <br />
Patates: “ Korkuluklar cansız olur. Sen olsan olsan sorguluk olursun. “<br />
Soğan: “ Sorguluk mu? O da neyin nesi? “ <br />
Patates: “ Sorguluk yani sorguya çeken. Hakim gibi. “ <br />
Soğan:“ Teşekkür ederim. Düşüncemi okudun. Büyüyünce hakim olmak istiyordum. “ <br />
Patates: “ Hakim mi? Zor olursun. Soğanlar için Hukuk Fakültesi yok ki. “ <br />
Soğan : “ Ne Hukuk Fakültesi be. Öyle değil. Ben dünyaya hakim olmak istiyorum. Fikirlerimi dünyaya yaymak istiyorum. “<br />
Patates: “ Aynaya baktım seni gördüm. Fikirdaşız desene. “<br />
Soğan: “ Fikirdaşız ama arkadaş değiliz. “<br />
Patates: “ Oluruz canım, arkadaş da oluruz. Teklif benden gelmeli. Benimle arkadaş olur musun? <br />
Soğan: “ Olurum patates, olurum. “ <br />
Daha sonraki günlerde patates ile soğan arkadaşlıklarını devam ettirdiler. Bu arkadaşlık mutfakta sürüp gidemezdi. Zamanla mutfak onlara dar gelmeye başlamıştı. Madem fikirlerini dünyaya yaymak istiyordun önce mutfaktan kurtulmalıydın. Patates ile soğan bir gün mutfaktan kaçtılar. Biraz sonra şehrin dar sokaklarında koşmaya başladılar. <br />
Patates: “ Arkadaş, işte kurtulduk oradan, koşmak ne güzel. “ <br />
Soğan: “ Koşalım, hiç durmadan, yorulmak nedir bilmeden koşalım. “ <br />
Patates: “ Gün gelecek fikirlerimiz de böyle koşacak. “ <br />
Soğan: “ Biz koştuğumuz sürece fikirlerimiz de koşacak desene. “ <br />
<br />
Aradan aylar geçtikçe patates ile soğan pek çok yer gezip dolaştılar. Tanıştıklarıyla fikir alışverişinde bulundular. Bazı fikirlerine karşı çıkılsa da, onlar bunu önemsemediler. Önemli olan diyorlardı, tarlaya bir tohum, yani beyne bir fikir atmak. Eğer fikir değerliyse, zaten o beyin o fikri kabul edip çoğaltacaktı, yeni fikir üretip geliştirecekti. Bu iş ne kadar zamanda olurdu, bakın onun orası belli olmazdı. Bir günde de olurdu, bir yılda da olurdu.  <br />
Evrende dünya nokta kadarsa, dünyada canlılar nokta kadardır. Canlıların evrende ne kadar olduğunu düşünmek, bir bilinmezlik dışına atılman demektir. Eğer sen bir bilinmezlik dışına bilerek atılır, hamle yaparsan, kişisel sorunlarını aza indirmiş ve başkalarına faydalı olabilmeyi çoğaltmışsındır. Bu çoğalmalar ne kadar çoğalırsa, senin de fikirlerin o oranda çoğalır. <br />
Zaman hiç durmadan, yorulmak nedir bilmeden akıp gider. Zaman hep vardır ve yine var olacaktır. Zaman geçerken yorulmaz ama yorar geçer. Canlıların doğması, büyümesi daha sonra  yaşlanması büyümenin durmasından, yorulmanın başlamasındandır. Sanatsal bir uğraş içine girmek, özde beynin dürtü oluşumudur. Bu uğraşın sevgi hamurunu yürek karar. İrade şemsiyesi, engel yağmurunu en az zararla atlatmanı sağlar. Başarı sana asla uzak değildir. Mutlaka bir gün gelir onunla kucaklaşırsın.<br />
<br />
SON <br />
<br />
Yazan: Serdar Yıldırım <br />
<br />
Aydın Denge Gazetesi - Yayın Tarihi: 22-10-2017]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[PATATES İLE SOĞAN<br />
Patates ile soğan mutfakta karşılaştılar.<br />
Patates: “ Vay, soğan, nasılsın? “<br />
Soğan : “ İyiyim patates, sen nasılsın? “<br />
Patates: “ Sağ ol, benden bir şey iste. “ <br />
Soğan : “ Şuradan bir bıçak getir de soyayım seni. “ <br />
Patates: “ Lütfen, beni soyma, yoksa çürürüm. “ <br />
Soğan: “ Bir şey istedim olmadı. Şimdi sen benden bir şey iste. “ <br />
Patates: “ Sen bir bıçak getir, ben seni soyayım. “ <br />
Soğan: “ Emrin olur, al işte bıçağı getirdim. “<br />
Patates: “ Boş ver şimdi bıçağı, seni soymaktan vazgeçtim. Kokutacaksın yine ortalığı.  <br />
Soğan: “ Korkutacaksın yine herkesi demek istedin. Ben korkuluk muyum? “ <br />
Patates: “ Korkuluklar cansız olur. Sen olsan olsan sorguluk olursun. “<br />
Soğan: “ Sorguluk mu? O da neyin nesi? “ <br />
Patates: “ Sorguluk yani sorguya çeken. Hakim gibi. “ <br />
Soğan:“ Teşekkür ederim. Düşüncemi okudun. Büyüyünce hakim olmak istiyordum. “ <br />
Patates: “ Hakim mi? Zor olursun. Soğanlar için Hukuk Fakültesi yok ki. “ <br />
Soğan : “ Ne Hukuk Fakültesi be. Öyle değil. Ben dünyaya hakim olmak istiyorum. Fikirlerimi dünyaya yaymak istiyorum. “<br />
Patates: “ Aynaya baktım seni gördüm. Fikirdaşız desene. “<br />
Soğan: “ Fikirdaşız ama arkadaş değiliz. “<br />
Patates: “ Oluruz canım, arkadaş da oluruz. Teklif benden gelmeli. Benimle arkadaş olur musun? <br />
Soğan: “ Olurum patates, olurum. “ <br />
Daha sonraki günlerde patates ile soğan arkadaşlıklarını devam ettirdiler. Bu arkadaşlık mutfakta sürüp gidemezdi. Zamanla mutfak onlara dar gelmeye başlamıştı. Madem fikirlerini dünyaya yaymak istiyordun önce mutfaktan kurtulmalıydın. Patates ile soğan bir gün mutfaktan kaçtılar. Biraz sonra şehrin dar sokaklarında koşmaya başladılar. <br />
Patates: “ Arkadaş, işte kurtulduk oradan, koşmak ne güzel. “ <br />
Soğan: “ Koşalım, hiç durmadan, yorulmak nedir bilmeden koşalım. “ <br />
Patates: “ Gün gelecek fikirlerimiz de böyle koşacak. “ <br />
Soğan: “ Biz koştuğumuz sürece fikirlerimiz de koşacak desene. “ <br />
<br />
Aradan aylar geçtikçe patates ile soğan pek çok yer gezip dolaştılar. Tanıştıklarıyla fikir alışverişinde bulundular. Bazı fikirlerine karşı çıkılsa da, onlar bunu önemsemediler. Önemli olan diyorlardı, tarlaya bir tohum, yani beyne bir fikir atmak. Eğer fikir değerliyse, zaten o beyin o fikri kabul edip çoğaltacaktı, yeni fikir üretip geliştirecekti. Bu iş ne kadar zamanda olurdu, bakın onun orası belli olmazdı. Bir günde de olurdu, bir yılda da olurdu.  <br />
Evrende dünya nokta kadarsa, dünyada canlılar nokta kadardır. Canlıların evrende ne kadar olduğunu düşünmek, bir bilinmezlik dışına atılman demektir. Eğer sen bir bilinmezlik dışına bilerek atılır, hamle yaparsan, kişisel sorunlarını aza indirmiş ve başkalarına faydalı olabilmeyi çoğaltmışsındır. Bu çoğalmalar ne kadar çoğalırsa, senin de fikirlerin o oranda çoğalır. <br />
Zaman hiç durmadan, yorulmak nedir bilmeden akıp gider. Zaman hep vardır ve yine var olacaktır. Zaman geçerken yorulmaz ama yorar geçer. Canlıların doğması, büyümesi daha sonra  yaşlanması büyümenin durmasından, yorulmanın başlamasındandır. Sanatsal bir uğraş içine girmek, özde beynin dürtü oluşumudur. Bu uğraşın sevgi hamurunu yürek karar. İrade şemsiyesi, engel yağmurunu en az zararla atlatmanı sağlar. Başarı sana asla uzak değildir. Mutlaka bir gün gelir onunla kucaklaşırsın.<br />
<br />
SON <br />
<br />
Yazan: Serdar Yıldırım <br />
<br />
Aydın Denge Gazetesi - Yayın Tarihi: 22-10-2017]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Zavallı Çoban - Serdar Yıldırım]]></title>
			<link>https://duygusuz.com/showthread.php?tid=121642</link>
			<pubDate>Tue, 16 Jun 2026 16:09:53 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://duygusuz.com/member.php?action=profile&uid=16854">Serdar102</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://duygusuz.com/showthread.php?tid=121642</guid>
			<description><![CDATA[ZAVALLI ÇOBAN<br />
Bundan yıllarca önce, köyün birinde yetim bir çoban yaşarmış. Anası, babası, kimi kimsesi yokmuş. Sabahları gün ağarırken kalkar, ekmeğini, soğanını, peynirini, kavalını torbasına koyar, koyunlarını evinin yanındaki ağıldan çıkarır, eline sopasını alır, köpeği Karabaş’ la birlikte erkenden yola çıkarmış. Çimenin, çayırın bol olduğu yerlerde koyunları otlatır, öğle üzeri dere kenarında oturup yemeğini yedikten sonra kendi yaptığı kavalı çalar, türkü çağırırmış. Akşamüstü gün kararırken koyunları toplar, evine geri dönermiş. Bu böyle haftalarca, aylarca sürmüş.<br />
<br />
Bir gün sabah erkenden koyunlar önde, kendisi arkada giderken yol kenarında sırma saplı, altın yaldızlı bir kaval bulmuş. Kavalı yerden almış, öttürmüş, sesi pek hoşuna gitmiş: “ Bizim köyden kimsenin böyle kavalı yoktu. Herhalde yabancı birisi düşürmüş olacak, diye düşünmüş. Kavalı ben buldum, benim oldu “ demiş. Eski kavalı atmış, yeni kavalı çalmaya başlamış. Daha sonraki günlerde işleri ters gitmeye başlamış. Koyunlarını hastalık kırıp geçirmiş. Elli koyundan iki ay içinde beş koyun kalmış. Zavallı çoban çok sıkıntılı günler geçirmeye başlamış. Koyun sütü içemez, peynir yapıp yiyemez, soğan bile alamaz duruma gelmiş. Ekmeğe su katık eder olmuş. Bizim koyunlar da hastalanmasın diye komşuları gelip gitmez olmuşlar.<br />
<br />
Bir gün öğle vakti yemeğini yedikten sonra sırma saplı, altın yaldızlı kavalı çalarken uykuya dalmış. Saatler sonra köpeği Karabaşın havlamasına uyanmış. Bakmış kalan beş koyunu kurtlar götürüyor. Sopasını kaptığı gibi kurtların peşine düşmüş, yetişememiş. Yorgun argın, üzgün, perişan bir şekilde uyuyup kaldığı yere dönmüş. Başlamış dövünmeye, söylenmeye:  “ Vah benim kara talihim, kötü kaderim, alınyazım. Ne güzel bir sürü koyunum vardı. Ne güzel geçinip gidiyordum. Hastalık aldı götür hepsini.Bari şu beş koyunu kurtlar kapmasaydı. Kuru ekmeğe de razıydım… Vay benim yoksulluğum, vay benim alınyazım..” diye dövünüp ağlarken aniden yan tarafında:  “ Zavallı Çoban neden kadere bu kadar isyan edersin? Kader hep kederle gelir, bilmez misin? Yoksulluk alınyazısı değildir “ diyen tatlı bir genç kızı duymuş. Çok şaşırıp ayağa kalkmış, etrafına bakınmış, kimseler yokmuş. “ Öyleyse bu ses nereden geldi? “ diye düşünmüş. Yine aynı genç kız sesi: “ Zavallı Çoban, ben kavalın içindeyim ” demiş. Bunun üzerine çoban: “ Kavalın içinde misin?..Kaval konuşur mu?..Hem oraya nasıl girdin? ” diye sormuş.<br />
<br />
Genç kız sesi:  “ Ben bu ülke padişahının kızı Prenses Nazlı’yım. Saray büyücüsü herkese kötülük yapmaya başladığı için babam büyücüyü saraydan kovdu. Saray dışında gezintiye çıktığım bir gün büyücü intikam almak için muhafızlarımı öldürüp beni kaçırdı. Kara ormandaki kulübesinde bana sihirli şerbetler içirtip büyü yaptıktan sonra beni bu kavalın içine hapsetti. Sonra da “Bu kavalı bulup çalanın işleri rast gitmesin, her şeyini kaybetsin ” diye beddualar etti.Büyücünün büyüyü her gün dua ederek aynı seviyede tutması gerekiyordu.Herhalde benim konuşabilmem büyücünün son günlerde dua etmeyi unutmasından meydana geldi. Bu büyücünün büyük işler peşinde olduğunu, babamı tahtından indirip yerine geçtikten sonra komşu ülkelere saldırıp, savaş çıkarmayı planladığını gösteriyor. Şimdi beni saraya götür..”<br />
Zavallı Çoban kaval elinde, yanında köpeği Karabaş’ la beraber günlerce yol yürüdükten sonra başkente varmış. Tahta bir sandığın içine kavalı koymuş. Saraya gitmiş. Prenses Nazlı’ dan haber getirdiğini söyleyince padişahın huzuruna çıkarmışlar. Zavallı Çoban tahta sandığı masanın üstüne koymuş. Sandıktaki kaval konuşmaya başlamış:  “ Baba, ben Prenses Nazlı’ yım. Saraydan kovduğun büyücü beni kaçırdı, büyü yaptı ve beni bu sandığın içindeki kavala hapsetti. Kara ormandaki kulübesinde yaşıyor. Büyük kötülükler planlıyor. Ancak büyücünün ölmesi beni eski halime döndürebilir. Bu sandığı odama çıkarın. Zavallı çoban büyü yüzünden çok sıkıntı çekti, her şeyini kaybetti. Kendisini yedirin, içirin, giydirin; iki kese de altın verin, rahat etmesini sağlayın..”<br />
<br />
Padişahın ilk şaşkınlığı geçtikten sonra komutanına gerekli emirleri vermiş. Komutan askerlerle birlikte gidip büyücüyü kara ormanda yakalayıp öldürmüş. Büyücünün ölmesi ile büyünün tılsımı bozulmuş. Büyü yeni dualarla beslenemediği için Prenses Nazlı birkaç gün sonra altın yaldızlı kavalın içindeki hapis hayatından kurtulmuş. Eski haline dönmüş, genç ve dünya güzeli bir kız olmuş.  Zavallı Çoban sarayda okuma-yazma öğrenmiş, bilgi ve becerisini geliştirmiş. Devlet yönetimi hakkında kitaplar okumuş, dersler almış. Sonraki yıllarda yaşlı padişah vefat edince Prenses Nazlı “ Kraliçe “ olmuş, Zavallı Çoban’ a “ Vezir “ lik rütbesi vermiş. Vezirçoban, ülkenin ilerlemesine, yoksulluğun azalmasına, insanların hakça ve mutlu olarak yaşamalarına çalışmış.<br />
<br />
SON<br />
<br />
Yazan: Serdar Yıldırım<br />
<br />
BU HİKAYENİN BULUNDUĞU KİTAPLAR:<br />
Zavallı Çoban - Serdar Yıldırım - Sıradışı Yayıncılık ( 16 Sayfa ) Yayın Yılı: 2011<br />
Masal Bahçesi Dizisi - AFG Yayıncılık - Sayfa: 3-32<br />
İnci Masallar - Aydede Yayıncılık - Sayfa: 38-44<br />
Kar Tanesi Hikayeler - Pofuduk Yayınları - Sayfa: 31-42<br />
Bal Peteği Hikayeler - Aydede Yayıncılık - Sayfa: 9-17<br />
En Güzel Çocuk Hikayeleri - Aydede Yayıncılık - Sayfa: 20-27<br />
Nar Kokulu Masallar - Yakamoz Çocuk - Yayın Yılı: 2015<br />
4. Sınıf Türkçe Dilbilgisi - 5 Renk Yayınevi - Yayın Yılı: 2011 - Sayfa: 135<br />
8. Sınıf Türkçe Soru Bankası - LGS Çek Kopar - Puan Yayınları - Sayfa: 57<br />
10.Sınıf Dil Ve Anlatım - Güvender Yayınları - Sayfa: 154<br />
Trakya Gözlem Gazetesi - Yayın Tarihi: 21-3-2016<br />
Bunlar benim bulup satın aldığım kitaplar. Kim bilir daha kaç tane var? Yayınevleri internetten alıyorlar. İşin parasal yönü yoktur. Benim amacım okuyucuya güzel eserler sunmaktır.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[ZAVALLI ÇOBAN<br />
Bundan yıllarca önce, köyün birinde yetim bir çoban yaşarmış. Anası, babası, kimi kimsesi yokmuş. Sabahları gün ağarırken kalkar, ekmeğini, soğanını, peynirini, kavalını torbasına koyar, koyunlarını evinin yanındaki ağıldan çıkarır, eline sopasını alır, köpeği Karabaş’ la birlikte erkenden yola çıkarmış. Çimenin, çayırın bol olduğu yerlerde koyunları otlatır, öğle üzeri dere kenarında oturup yemeğini yedikten sonra kendi yaptığı kavalı çalar, türkü çağırırmış. Akşamüstü gün kararırken koyunları toplar, evine geri dönermiş. Bu böyle haftalarca, aylarca sürmüş.<br />
<br />
Bir gün sabah erkenden koyunlar önde, kendisi arkada giderken yol kenarında sırma saplı, altın yaldızlı bir kaval bulmuş. Kavalı yerden almış, öttürmüş, sesi pek hoşuna gitmiş: “ Bizim köyden kimsenin böyle kavalı yoktu. Herhalde yabancı birisi düşürmüş olacak, diye düşünmüş. Kavalı ben buldum, benim oldu “ demiş. Eski kavalı atmış, yeni kavalı çalmaya başlamış. Daha sonraki günlerde işleri ters gitmeye başlamış. Koyunlarını hastalık kırıp geçirmiş. Elli koyundan iki ay içinde beş koyun kalmış. Zavallı çoban çok sıkıntılı günler geçirmeye başlamış. Koyun sütü içemez, peynir yapıp yiyemez, soğan bile alamaz duruma gelmiş. Ekmeğe su katık eder olmuş. Bizim koyunlar da hastalanmasın diye komşuları gelip gitmez olmuşlar.<br />
<br />
Bir gün öğle vakti yemeğini yedikten sonra sırma saplı, altın yaldızlı kavalı çalarken uykuya dalmış. Saatler sonra köpeği Karabaşın havlamasına uyanmış. Bakmış kalan beş koyunu kurtlar götürüyor. Sopasını kaptığı gibi kurtların peşine düşmüş, yetişememiş. Yorgun argın, üzgün, perişan bir şekilde uyuyup kaldığı yere dönmüş. Başlamış dövünmeye, söylenmeye:  “ Vah benim kara talihim, kötü kaderim, alınyazım. Ne güzel bir sürü koyunum vardı. Ne güzel geçinip gidiyordum. Hastalık aldı götür hepsini.Bari şu beş koyunu kurtlar kapmasaydı. Kuru ekmeğe de razıydım… Vay benim yoksulluğum, vay benim alınyazım..” diye dövünüp ağlarken aniden yan tarafında:  “ Zavallı Çoban neden kadere bu kadar isyan edersin? Kader hep kederle gelir, bilmez misin? Yoksulluk alınyazısı değildir “ diyen tatlı bir genç kızı duymuş. Çok şaşırıp ayağa kalkmış, etrafına bakınmış, kimseler yokmuş. “ Öyleyse bu ses nereden geldi? “ diye düşünmüş. Yine aynı genç kız sesi: “ Zavallı Çoban, ben kavalın içindeyim ” demiş. Bunun üzerine çoban: “ Kavalın içinde misin?..Kaval konuşur mu?..Hem oraya nasıl girdin? ” diye sormuş.<br />
<br />
Genç kız sesi:  “ Ben bu ülke padişahının kızı Prenses Nazlı’yım. Saray büyücüsü herkese kötülük yapmaya başladığı için babam büyücüyü saraydan kovdu. Saray dışında gezintiye çıktığım bir gün büyücü intikam almak için muhafızlarımı öldürüp beni kaçırdı. Kara ormandaki kulübesinde bana sihirli şerbetler içirtip büyü yaptıktan sonra beni bu kavalın içine hapsetti. Sonra da “Bu kavalı bulup çalanın işleri rast gitmesin, her şeyini kaybetsin ” diye beddualar etti.Büyücünün büyüyü her gün dua ederek aynı seviyede tutması gerekiyordu.Herhalde benim konuşabilmem büyücünün son günlerde dua etmeyi unutmasından meydana geldi. Bu büyücünün büyük işler peşinde olduğunu, babamı tahtından indirip yerine geçtikten sonra komşu ülkelere saldırıp, savaş çıkarmayı planladığını gösteriyor. Şimdi beni saraya götür..”<br />
Zavallı Çoban kaval elinde, yanında köpeği Karabaş’ la beraber günlerce yol yürüdükten sonra başkente varmış. Tahta bir sandığın içine kavalı koymuş. Saraya gitmiş. Prenses Nazlı’ dan haber getirdiğini söyleyince padişahın huzuruna çıkarmışlar. Zavallı Çoban tahta sandığı masanın üstüne koymuş. Sandıktaki kaval konuşmaya başlamış:  “ Baba, ben Prenses Nazlı’ yım. Saraydan kovduğun büyücü beni kaçırdı, büyü yaptı ve beni bu sandığın içindeki kavala hapsetti. Kara ormandaki kulübesinde yaşıyor. Büyük kötülükler planlıyor. Ancak büyücünün ölmesi beni eski halime döndürebilir. Bu sandığı odama çıkarın. Zavallı çoban büyü yüzünden çok sıkıntı çekti, her şeyini kaybetti. Kendisini yedirin, içirin, giydirin; iki kese de altın verin, rahat etmesini sağlayın..”<br />
<br />
Padişahın ilk şaşkınlığı geçtikten sonra komutanına gerekli emirleri vermiş. Komutan askerlerle birlikte gidip büyücüyü kara ormanda yakalayıp öldürmüş. Büyücünün ölmesi ile büyünün tılsımı bozulmuş. Büyü yeni dualarla beslenemediği için Prenses Nazlı birkaç gün sonra altın yaldızlı kavalın içindeki hapis hayatından kurtulmuş. Eski haline dönmüş, genç ve dünya güzeli bir kız olmuş.  Zavallı Çoban sarayda okuma-yazma öğrenmiş, bilgi ve becerisini geliştirmiş. Devlet yönetimi hakkında kitaplar okumuş, dersler almış. Sonraki yıllarda yaşlı padişah vefat edince Prenses Nazlı “ Kraliçe “ olmuş, Zavallı Çoban’ a “ Vezir “ lik rütbesi vermiş. Vezirçoban, ülkenin ilerlemesine, yoksulluğun azalmasına, insanların hakça ve mutlu olarak yaşamalarına çalışmış.<br />
<br />
SON<br />
<br />
Yazan: Serdar Yıldırım<br />
<br />
BU HİKAYENİN BULUNDUĞU KİTAPLAR:<br />
Zavallı Çoban - Serdar Yıldırım - Sıradışı Yayıncılık ( 16 Sayfa ) Yayın Yılı: 2011<br />
Masal Bahçesi Dizisi - AFG Yayıncılık - Sayfa: 3-32<br />
İnci Masallar - Aydede Yayıncılık - Sayfa: 38-44<br />
Kar Tanesi Hikayeler - Pofuduk Yayınları - Sayfa: 31-42<br />
Bal Peteği Hikayeler - Aydede Yayıncılık - Sayfa: 9-17<br />
En Güzel Çocuk Hikayeleri - Aydede Yayıncılık - Sayfa: 20-27<br />
Nar Kokulu Masallar - Yakamoz Çocuk - Yayın Yılı: 2015<br />
4. Sınıf Türkçe Dilbilgisi - 5 Renk Yayınevi - Yayın Yılı: 2011 - Sayfa: 135<br />
8. Sınıf Türkçe Soru Bankası - LGS Çek Kopar - Puan Yayınları - Sayfa: 57<br />
10.Sınıf Dil Ve Anlatım - Güvender Yayınları - Sayfa: 154<br />
Trakya Gözlem Gazetesi - Yayın Tarihi: 21-3-2016<br />
Bunlar benim bulup satın aldığım kitaplar. Kim bilir daha kaç tane var? Yayınevleri internetten alıyorlar. İşin parasal yönü yoktur. Benim amacım okuyucuya güzel eserler sunmaktır.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Allah Yemin Ederek, Kur’an’ı Kolaylaştırdık Derken, Hangi Ayetlerden Bahsediyor Olabi]]></title>
			<link>https://duygusuz.com/showthread.php?tid=121641</link>
			<pubDate>Mon, 18 May 2026 08:07:12 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://duygusuz.com/member.php?action=profile&uid=16197">halukgta</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://duygusuz.com/showthread.php?tid=121641</guid>
			<description><![CDATA[Allah’ın Kur’an’da, bizlerin sorumlu olduğu ayetleri MUHKEM, yani şüpheye düşmeyecek kadar açık, anlaşılır gönderdim diye bizlere bildirir. BU AYETLER HANGİLERİ OLABİLİR, KUR’AN’IN TAMAMI MI? Sizce apaçık anlaşılan bir ayetin anlaşılmayan, birilerine mutlaka sorulması gereken yönü olabilir mi? Eğer var diyorsak o ayet, MUHKEM yani apaçık değil demektir. Bildiğiniz gibi bizlerin sorumlu olduğu ayetleri Allah, MUHKEM bir şekilde gönderdiği gibi, bazı ayetlerinde MÜTEŞABİH yani zamanla anlamlarını bilim adamları tarafından ortaya çıkarılacağını, bu ayetlerin anlamları ortaya çıkınca da, iman edenlerin imanlarının artacağı örneği verilir Kur’an’da. Zaten Allah, sizleri Kur'an'dan sorumlu tutuyorum, onun ipine sarılın diyorsa, bizleri ilgilendiren hiç bir ayet için, biz bu ayeti anlayamayız diyemeyiz. Sizce müteşabih denilen ayetler, bizleri din ve iman adına bağlayıcı ayetler olabilir mi? ASLA OLAMAZ, ÇÜNKÜ ANLAMINI BİLEMEDİĞİMİZ, MANASI ZAMANLA İLİM ADAMLARI TARAFINDAN ORTAYA ÇIKARILACAK BİR AYETTEN, NASIL SORUMLU OLURUZ? Makalemin detayına geçmeden önce, samimiyetinden şüphe duymadığım bir arkadaşımızın, bana verdiği cevaba önce bakalım. Bir makalemde, Kur’an’ı Allah’ın yemin ederek anlayalım diye kolaylaştırdığının örnek ayetlerini yazdığımda, bana şöyle cevap vermişti.<br />
<br />
“KUR’AN KOLAYDIR; AMA SİZİN ZANNETTİĞİNİZ KADAR "BASİT" DEĞİLDİR! HALUK BEY, KAMER SURESİ 17, 22, 32 VE 40. AYETLERDE GEÇEN "ANDOLSUN BİZ KUR'AN'I ÖĞÜT ALINSIN DİYE KOLAYLAŞTIRDIK" BEYANINI, "KUR’AN’IN HER BİR AYETİ HERKES TARAFINDAN HİÇBİR İLME MUHTAÇ OLMADAN, TAMAMEN ANLAŞILIR" ŞEKLİNDE SUNARAK BÜYÜK BİR YANILGIYA DÜŞMEKTEDİR.”<br />
<br />
Arkadaşımızın söylediği kısmen doğru, ama benim bahsettiğim ve Allah’ın Kur’an’da özellikle üstünde durup, kolaylaştırdığını ve bizlerin sorumlu olduğumuzu söyleyip uyardığı ayetlerin tamamı, MUHKEM AYETLER, MÜTEŞABİH AYETLER DEĞİL. Rabbimizde onun için aynı surede, arka arkaya yemin ederek, bizlerin sorumlu olduğu, dinin anası temeli olan ayetlerin MUHKEM yani apaçık anlaşılır olduğunu söylüyor, hatta anlayalim diye nice örneklerle açıkladığını da bildiriyor. Bu konuyu doğru anlayabilmemiz için konumuzla ilgili ayete bakalım.<br />
<br />
“SANA KİTABI İNDİREN O’DUR. ONUN (KUR’AN) BİR KISIM ÂYETLERİ MUHKEMDİR Kİ BUNLAR KİTABIN ANASI/ESASIDIR, DİĞERLERİ İSE MÜTEŞÂBİHTİR. KALPLERİNDE SAPMA MEYLİ BULUNANLAR, FİTNE ÇIKARMAK VE ONU (KİŞİSEL ARZULARINA GÖRE) TE’VİL ETMEK İÇİN ONDAKİ MÜTEŞÂBİHLERİN PEŞİNE DÜŞERLER. HÂLBUKİ ONUN TE’VİLİNİ ANCAK ALLAH BİLİR; BİR DE İLİMDE YÜKSEK PÂYEYE ERİŞENLER…..” (Ali İmran 7)<br />
<br />
Rabbimiz bu konuyu bakın, ne kadar güzel apaçık izah ediyor. Kur’an’ın esası anası, temeli SORUMLU OLDUĞUMUZ İNANCIMIZ ADINA BİZLERİ BAĞLAYAN ayetlerin Allah MUHKEM, yani şüphe duymadan anlaşılan ayetler olduğunu söylediği için, kamer suresinde de dört kez özellikle Rabbimiz yemin ederek KUR’AN’I ANLAYASINIZ DİYE, KOLAYLAŞTIRDIK DİYORDU. Arkadaşımız Kur’an kolaydır ama zannettiğiniz kadar kolay değildir diyerek şunu söylüyor. “KUR’AN’IN HER BİR AYETİ HERKES TARAFINDAN HİÇBİR İLME MUHTAÇ OLMADAN, TAMAMEN ANLAŞILIR" ŞEKLİNDE SUNARAK BÜYÜK BİR YANILGIYA DÜŞMEKTEDİR.”<br />
<br />
Bu değerli arkadaşımız, benim bu konularda yazdığım diğer yazılarımı sanırım okumamış. Kur’an’ın muhkem yani anlaşılır apaçık dediğim ayetlerin tamamı DİNİN ESASI, ANASI, TEMELİ olan ve bizlerin sorumlu olduğu MUHKEM ayetlerdir. Allah Kur’an’ın diğer ayetlerinde bunu açıklıyor. Böyle olduğu için Allah, yalnız Kur’an’ın ipine sarılın, Kur’an’dan sizleri hesaba çekeceğim, Kur’an’ın sınırlarını aşmayın, veliler edinip ardı sıra gitmeyin, güvenilecek veliniz yalnız benim diyor. Kısaca Müteşabih ayetlerden de bahsedelim. Ayete dikkat ettiyseniz, kendi batıl inançlarını Kur’an’a söyletmeye çalışanlar, yani Allah’ın vahyinden batıla, hurafeye sapmış olanların, Kur’an’da çelişki yaratmak pahasına, batıl inançlarına delil kanıt gösterebilmek için, kişisel arzularına uygun tercüme ederler diyor. Ya da APAÇIK MUHKEM AYETLERİ HAYATLARINA GEÇİRECEKLERİNE, MÜTEŞABİHLERİN ARDINA SAKLANARAK, aslında bu ayette Allah şunlardan da bahsediyor deyip, ayetin anlamını saptıracaklarından ve o batıl TEVİLİN, açıklamanın peşine düşeceklerini söylüyor.<br />
<br />
Peki, Müteşabih ayetlerin konusu nedir, bunları kimler anlar, burası önemli. Bu ayetlerin hiç birisi bizlerin inançları ya da imanı ile ilgili, mutlaka bilmemiz gereken konular olmadığı çok açık. Çünkü dinin anası esası olan ayetler Muhkem olduğunu Allah söylüyordu. Müteşabih ayetler, ANLAŞILMASI İÇİN, KENDİSİ DIŞINDA BİR DELİLE, KANITA İHTİYAÇI OLAN AYETLERDİR DİYEBİLİRİZ. Bu ayetlerin anlamlarını kimler biliyormuş onu hatırlayalım. “ONUN TE’VİLİNİ ANCAK ALLAH BİLİR; BİR DE İLİMDE YÜKSEK PÂYEYE ERİŞENLER” Önce şunu hatırlatmak isterim. Dini kendi çıkarlarına kullanmak isteyenler, bu ayette geçen ilim adamlarından kastedilen, edindikleri veli ulema kişiler olduğunu, onların ancak müteşabih ayetlerin ne anlama geldiğini bilir anlar, onlardan öğrenmeliyiz diyerek, Allah’ın dinine adeta ilaveler yapılacak batıl kapısını, ardına kadar açıyorlar. Lütfen bu tuzağa düşmeyelim ayetleri doğru anlayalım. Ayette bahsedilenler BİZZAT İLİM TAHSİL ETMİŞ VE ARAŞTIRMALARI SONUNDA KUR’AN’IN İŞARET EDİP BAHSETTİĞİ KONULARI, ORTAYA ÇIKARANLARDAN BAHSEDİLİYOR.<br />
<br />
Tevil kelimesi bildiğiniz gibi, açık olmayan bir sözü, açıklayan anlaşılır hale getiren anlamındadır. Allah’ın dışında ilim adamları Kur’an’ın işaret ettiği, bahsettiği bilimsel konularda, zamanla araştırmaları, buluşları neticesinde bilgi sahibi olacağına göre, bilimsel buluşlarıyla ortaya çıkacak konular olduğu, çok açık anlaşılıyor. Bizlerin sorumlu olduğu muhkem ayetlere geri dönelim, bakın Allah bu konuda nasıl bir örnek veriyor.<br />
<br />
“ELİF LÂM RÂ. BU ÖYLE BİR KİTAPTIR Kİ, AYETLERİ MUHKEM KILINMIŞ, SONRA DA HER ŞEYDEN HABERDAR OLAN HİKMET SAHİBİ ALLAH TARAFINDAN AYETLERİ AYRINTILI OLARAK AÇIKLANMIŞTIR. (ŞÖYLE Kİ ) ALLAH'DAN BAŞKASINA KULLUK ETMEYİN. BEN SİZE O'NUN TARAFINDAN MÜJDE VERMEK VE UYARMAK İÇİN GÖNDERİLMİŞ GERÇEK BİR ELÇİYİM.” (Hud 1-2)<br />
<br />
Bu ayet sanım, hiçbir açıklamaya gerek olmayacak kadar anlaşılıyor. Tabi Allah’a ve onun kitabı Kur’an’a güveniyorsak. Rabbimiz ben iman ettim dediği kulunu, kendi arasına hiç kimseyi almamak için, bizlerin sorumlu olduğu Kur’an’ın ayetlerini MUHKEM bir şekilde yani apaçık göndermiş ki, Allah ile kulu arasına hiç kimse giremesin. ONUN İÇİN İSLAM DİNİNDE, RUHBAN SINIFI YOKTUR. Hemen şöyle bir soru geldi aklınıza biliyorum. Peki, her aklı başında insan, Kur’an’ın muhkem ayetlerini tam olarak anlayabilir mi? Bu sorumuzun cevabını, yaşadığımız eğitim aldığımız hayatımızdan çok açık verebiliriz.<br />
<br />
OKUDUĞUMUZ EĞİTİM ALDIĞIMIZ OKULLARIMIZDA, DERSİNİ İYİ ÇALIŞAN, ARAŞTIRAN YANİ ÇALIŞKAN BİR ÖĞRENCİ BAŞARILI OLUR. ÇABASI NİSPETİNDE AMACINA NASIL ULAŞIYOR BAŞARILI OLUYORSA, ALLAH’IN İPİNE SARILARAK, KUR’AN’IN MUHKEM AYETLERİ ÜZERİNDE, KUR’AN BÜTÜNLÜĞÜNDE ALLAH’IN EMRETTİĞİ GİBİ DÜŞÜNEREK, KUR'AN'IN VERDİĞİ ÖRNEKLERDEN İSTİFADE EDİP ANLAMAYA ÇALŞAN, ALLAH’IN BİZ KULLARINDAN NE İSTEDİĞİNİ DE, DOĞRU ANLAYACAKTIR. Kur’an’ı tarafsız ön yargısız okuyan bunu anlayacaktır, önyargılardan kurtulamayan ise kendilerine veliler, gavslar edinip Allah’ın muhkem ayetlerinin peşine düşmek yerine, rivayetlerin sanı bilgilerin peşine düşerek, DOĞRU YOLDA OLDUĞUNU ZANNEDEREK, ALLAH’IN HUZURUNA ÇIKACAKTIR.<br />
<br />
Konuyu daha fazla uzatmak istemiyorum. Lütfen şunu unutmayalım, Rabbimiz bizlerin yalnız Kur’an’ın ipine sarılmamızı ve Kur’an’ın sınırlarını aşmamamız konusunda uyarıp, Kur’an’dan hesaba çekileceğimizi de bildiriyorsa, bizlere düşen EVİMİZİN KÜTÜPHANESİNDE, RESULÜNÜN VEFATINDAN SONRA GÜVENİP DANIŞACAĞIMIZ HİÇ KİMSE OLMADIĞINDAN, DİN ADINA DANIŞACAĞIMIZ YALNIZ KUR'AN OLMALIDIR. Kur’an’ı anlayabilmek için çaba harcayan mutlaka anlayacaktır, daha doğrusu anlayacağını Rabbimiz söylüyor. Lütfen Rabbimizin adaletini, batıl inançlarımızı yaşayabilmek için sorgulamayalım, inanın pişman oluruz.<br />
<br />
“ONLAR, KUR’AN’I İNCEDEN İNCEYE DÜŞÜNMÜYORLAR MI? YOKSA KALPLER KİLİTLİ Mİ?” (Muhammed 24).<br />
<br />
Saygılarımla<br />
<br />
Haluk GÜMÜŞTABAK<br />
<br />
<br />
<a href="https://kuranadavet1.wordpress.com/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">https://kuranadavet1.wordpress.com/</a><br />
<br />
<a href="https://twitter.com/KURANA_DAVET" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">https://twitter.com/KURANA_DAVET</a><br />
<br />
<a href="http://www.hakyolkuran.com/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">http://www.hakyolkuran.com/</a><br />
<br />
<a href="https://www.facebook.com/Kuranadavet1/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">https://www.facebook.com/Kuranadavet1/</a><br />
<br />
<a href="https://hakyolkuran1.blogspot.com/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">https://hakyolkuran1.blogspot.com/</a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Allah’ın Kur’an’da, bizlerin sorumlu olduğu ayetleri MUHKEM, yani şüpheye düşmeyecek kadar açık, anlaşılır gönderdim diye bizlere bildirir. BU AYETLER HANGİLERİ OLABİLİR, KUR’AN’IN TAMAMI MI? Sizce apaçık anlaşılan bir ayetin anlaşılmayan, birilerine mutlaka sorulması gereken yönü olabilir mi? Eğer var diyorsak o ayet, MUHKEM yani apaçık değil demektir. Bildiğiniz gibi bizlerin sorumlu olduğu ayetleri Allah, MUHKEM bir şekilde gönderdiği gibi, bazı ayetlerinde MÜTEŞABİH yani zamanla anlamlarını bilim adamları tarafından ortaya çıkarılacağını, bu ayetlerin anlamları ortaya çıkınca da, iman edenlerin imanlarının artacağı örneği verilir Kur’an’da. Zaten Allah, sizleri Kur'an'dan sorumlu tutuyorum, onun ipine sarılın diyorsa, bizleri ilgilendiren hiç bir ayet için, biz bu ayeti anlayamayız diyemeyiz. Sizce müteşabih denilen ayetler, bizleri din ve iman adına bağlayıcı ayetler olabilir mi? ASLA OLAMAZ, ÇÜNKÜ ANLAMINI BİLEMEDİĞİMİZ, MANASI ZAMANLA İLİM ADAMLARI TARAFINDAN ORTAYA ÇIKARILACAK BİR AYETTEN, NASIL SORUMLU OLURUZ? Makalemin detayına geçmeden önce, samimiyetinden şüphe duymadığım bir arkadaşımızın, bana verdiği cevaba önce bakalım. Bir makalemde, Kur’an’ı Allah’ın yemin ederek anlayalım diye kolaylaştırdığının örnek ayetlerini yazdığımda, bana şöyle cevap vermişti.<br />
<br />
“KUR’AN KOLAYDIR; AMA SİZİN ZANNETTİĞİNİZ KADAR "BASİT" DEĞİLDİR! HALUK BEY, KAMER SURESİ 17, 22, 32 VE 40. AYETLERDE GEÇEN "ANDOLSUN BİZ KUR'AN'I ÖĞÜT ALINSIN DİYE KOLAYLAŞTIRDIK" BEYANINI, "KUR’AN’IN HER BİR AYETİ HERKES TARAFINDAN HİÇBİR İLME MUHTAÇ OLMADAN, TAMAMEN ANLAŞILIR" ŞEKLİNDE SUNARAK BÜYÜK BİR YANILGIYA DÜŞMEKTEDİR.”<br />
<br />
Arkadaşımızın söylediği kısmen doğru, ama benim bahsettiğim ve Allah’ın Kur’an’da özellikle üstünde durup, kolaylaştırdığını ve bizlerin sorumlu olduğumuzu söyleyip uyardığı ayetlerin tamamı, MUHKEM AYETLER, MÜTEŞABİH AYETLER DEĞİL. Rabbimizde onun için aynı surede, arka arkaya yemin ederek, bizlerin sorumlu olduğu, dinin anası temeli olan ayetlerin MUHKEM yani apaçık anlaşılır olduğunu söylüyor, hatta anlayalim diye nice örneklerle açıkladığını da bildiriyor. Bu konuyu doğru anlayabilmemiz için konumuzla ilgili ayete bakalım.<br />
<br />
“SANA KİTABI İNDİREN O’DUR. ONUN (KUR’AN) BİR KISIM ÂYETLERİ MUHKEMDİR Kİ BUNLAR KİTABIN ANASI/ESASIDIR, DİĞERLERİ İSE MÜTEŞÂBİHTİR. KALPLERİNDE SAPMA MEYLİ BULUNANLAR, FİTNE ÇIKARMAK VE ONU (KİŞİSEL ARZULARINA GÖRE) TE’VİL ETMEK İÇİN ONDAKİ MÜTEŞÂBİHLERİN PEŞİNE DÜŞERLER. HÂLBUKİ ONUN TE’VİLİNİ ANCAK ALLAH BİLİR; BİR DE İLİMDE YÜKSEK PÂYEYE ERİŞENLER…..” (Ali İmran 7)<br />
<br />
Rabbimiz bu konuyu bakın, ne kadar güzel apaçık izah ediyor. Kur’an’ın esası anası, temeli SORUMLU OLDUĞUMUZ İNANCIMIZ ADINA BİZLERİ BAĞLAYAN ayetlerin Allah MUHKEM, yani şüphe duymadan anlaşılan ayetler olduğunu söylediği için, kamer suresinde de dört kez özellikle Rabbimiz yemin ederek KUR’AN’I ANLAYASINIZ DİYE, KOLAYLAŞTIRDIK DİYORDU. Arkadaşımız Kur’an kolaydır ama zannettiğiniz kadar kolay değildir diyerek şunu söylüyor. “KUR’AN’IN HER BİR AYETİ HERKES TARAFINDAN HİÇBİR İLME MUHTAÇ OLMADAN, TAMAMEN ANLAŞILIR" ŞEKLİNDE SUNARAK BÜYÜK BİR YANILGIYA DÜŞMEKTEDİR.”<br />
<br />
Bu değerli arkadaşımız, benim bu konularda yazdığım diğer yazılarımı sanırım okumamış. Kur’an’ın muhkem yani anlaşılır apaçık dediğim ayetlerin tamamı DİNİN ESASI, ANASI, TEMELİ olan ve bizlerin sorumlu olduğu MUHKEM ayetlerdir. Allah Kur’an’ın diğer ayetlerinde bunu açıklıyor. Böyle olduğu için Allah, yalnız Kur’an’ın ipine sarılın, Kur’an’dan sizleri hesaba çekeceğim, Kur’an’ın sınırlarını aşmayın, veliler edinip ardı sıra gitmeyin, güvenilecek veliniz yalnız benim diyor. Kısaca Müteşabih ayetlerden de bahsedelim. Ayete dikkat ettiyseniz, kendi batıl inançlarını Kur’an’a söyletmeye çalışanlar, yani Allah’ın vahyinden batıla, hurafeye sapmış olanların, Kur’an’da çelişki yaratmak pahasına, batıl inançlarına delil kanıt gösterebilmek için, kişisel arzularına uygun tercüme ederler diyor. Ya da APAÇIK MUHKEM AYETLERİ HAYATLARINA GEÇİRECEKLERİNE, MÜTEŞABİHLERİN ARDINA SAKLANARAK, aslında bu ayette Allah şunlardan da bahsediyor deyip, ayetin anlamını saptıracaklarından ve o batıl TEVİLİN, açıklamanın peşine düşeceklerini söylüyor.<br />
<br />
Peki, Müteşabih ayetlerin konusu nedir, bunları kimler anlar, burası önemli. Bu ayetlerin hiç birisi bizlerin inançları ya da imanı ile ilgili, mutlaka bilmemiz gereken konular olmadığı çok açık. Çünkü dinin anası esası olan ayetler Muhkem olduğunu Allah söylüyordu. Müteşabih ayetler, ANLAŞILMASI İÇİN, KENDİSİ DIŞINDA BİR DELİLE, KANITA İHTİYAÇI OLAN AYETLERDİR DİYEBİLİRİZ. Bu ayetlerin anlamlarını kimler biliyormuş onu hatırlayalım. “ONUN TE’VİLİNİ ANCAK ALLAH BİLİR; BİR DE İLİMDE YÜKSEK PÂYEYE ERİŞENLER” Önce şunu hatırlatmak isterim. Dini kendi çıkarlarına kullanmak isteyenler, bu ayette geçen ilim adamlarından kastedilen, edindikleri veli ulema kişiler olduğunu, onların ancak müteşabih ayetlerin ne anlama geldiğini bilir anlar, onlardan öğrenmeliyiz diyerek, Allah’ın dinine adeta ilaveler yapılacak batıl kapısını, ardına kadar açıyorlar. Lütfen bu tuzağa düşmeyelim ayetleri doğru anlayalım. Ayette bahsedilenler BİZZAT İLİM TAHSİL ETMİŞ VE ARAŞTIRMALARI SONUNDA KUR’AN’IN İŞARET EDİP BAHSETTİĞİ KONULARI, ORTAYA ÇIKARANLARDAN BAHSEDİLİYOR.<br />
<br />
Tevil kelimesi bildiğiniz gibi, açık olmayan bir sözü, açıklayan anlaşılır hale getiren anlamındadır. Allah’ın dışında ilim adamları Kur’an’ın işaret ettiği, bahsettiği bilimsel konularda, zamanla araştırmaları, buluşları neticesinde bilgi sahibi olacağına göre, bilimsel buluşlarıyla ortaya çıkacak konular olduğu, çok açık anlaşılıyor. Bizlerin sorumlu olduğu muhkem ayetlere geri dönelim, bakın Allah bu konuda nasıl bir örnek veriyor.<br />
<br />
“ELİF LÂM RÂ. BU ÖYLE BİR KİTAPTIR Kİ, AYETLERİ MUHKEM KILINMIŞ, SONRA DA HER ŞEYDEN HABERDAR OLAN HİKMET SAHİBİ ALLAH TARAFINDAN AYETLERİ AYRINTILI OLARAK AÇIKLANMIŞTIR. (ŞÖYLE Kİ ) ALLAH'DAN BAŞKASINA KULLUK ETMEYİN. BEN SİZE O'NUN TARAFINDAN MÜJDE VERMEK VE UYARMAK İÇİN GÖNDERİLMİŞ GERÇEK BİR ELÇİYİM.” (Hud 1-2)<br />
<br />
Bu ayet sanım, hiçbir açıklamaya gerek olmayacak kadar anlaşılıyor. Tabi Allah’a ve onun kitabı Kur’an’a güveniyorsak. Rabbimiz ben iman ettim dediği kulunu, kendi arasına hiç kimseyi almamak için, bizlerin sorumlu olduğu Kur’an’ın ayetlerini MUHKEM bir şekilde yani apaçık göndermiş ki, Allah ile kulu arasına hiç kimse giremesin. ONUN İÇİN İSLAM DİNİNDE, RUHBAN SINIFI YOKTUR. Hemen şöyle bir soru geldi aklınıza biliyorum. Peki, her aklı başında insan, Kur’an’ın muhkem ayetlerini tam olarak anlayabilir mi? Bu sorumuzun cevabını, yaşadığımız eğitim aldığımız hayatımızdan çok açık verebiliriz.<br />
<br />
OKUDUĞUMUZ EĞİTİM ALDIĞIMIZ OKULLARIMIZDA, DERSİNİ İYİ ÇALIŞAN, ARAŞTIRAN YANİ ÇALIŞKAN BİR ÖĞRENCİ BAŞARILI OLUR. ÇABASI NİSPETİNDE AMACINA NASIL ULAŞIYOR BAŞARILI OLUYORSA, ALLAH’IN İPİNE SARILARAK, KUR’AN’IN MUHKEM AYETLERİ ÜZERİNDE, KUR’AN BÜTÜNLÜĞÜNDE ALLAH’IN EMRETTİĞİ GİBİ DÜŞÜNEREK, KUR'AN'IN VERDİĞİ ÖRNEKLERDEN İSTİFADE EDİP ANLAMAYA ÇALŞAN, ALLAH’IN BİZ KULLARINDAN NE İSTEDİĞİNİ DE, DOĞRU ANLAYACAKTIR. Kur’an’ı tarafsız ön yargısız okuyan bunu anlayacaktır, önyargılardan kurtulamayan ise kendilerine veliler, gavslar edinip Allah’ın muhkem ayetlerinin peşine düşmek yerine, rivayetlerin sanı bilgilerin peşine düşerek, DOĞRU YOLDA OLDUĞUNU ZANNEDEREK, ALLAH’IN HUZURUNA ÇIKACAKTIR.<br />
<br />
Konuyu daha fazla uzatmak istemiyorum. Lütfen şunu unutmayalım, Rabbimiz bizlerin yalnız Kur’an’ın ipine sarılmamızı ve Kur’an’ın sınırlarını aşmamamız konusunda uyarıp, Kur’an’dan hesaba çekileceğimizi de bildiriyorsa, bizlere düşen EVİMİZİN KÜTÜPHANESİNDE, RESULÜNÜN VEFATINDAN SONRA GÜVENİP DANIŞACAĞIMIZ HİÇ KİMSE OLMADIĞINDAN, DİN ADINA DANIŞACAĞIMIZ YALNIZ KUR'AN OLMALIDIR. Kur’an’ı anlayabilmek için çaba harcayan mutlaka anlayacaktır, daha doğrusu anlayacağını Rabbimiz söylüyor. Lütfen Rabbimizin adaletini, batıl inançlarımızı yaşayabilmek için sorgulamayalım, inanın pişman oluruz.<br />
<br />
“ONLAR, KUR’AN’I İNCEDEN İNCEYE DÜŞÜNMÜYORLAR MI? YOKSA KALPLER KİLİTLİ Mİ?” (Muhammed 24).<br />
<br />
Saygılarımla<br />
<br />
Haluk GÜMÜŞTABAK<br />
<br />
<br />
<a href="https://kuranadavet1.wordpress.com/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">https://kuranadavet1.wordpress.com/</a><br />
<br />
<a href="https://twitter.com/KURANA_DAVET" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">https://twitter.com/KURANA_DAVET</a><br />
<br />
<a href="http://www.hakyolkuran.com/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">http://www.hakyolkuran.com/</a><br />
<br />
<a href="https://www.facebook.com/Kuranadavet1/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">https://www.facebook.com/Kuranadavet1/</a><br />
<br />
<a href="https://hakyolkuran1.blogspot.com/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">https://hakyolkuran1.blogspot.com/</a>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Gizlilik Politikası]]></title>
			<link>https://duygusuz.com/showthread.php?tid=121638</link>
			<pubDate>Sun, 17 May 2026 12:15:56 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://duygusuz.com/member.php?action=profile&uid=3">Leader</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://duygusuz.com/showthread.php?tid=121638</guid>
			<description><![CDATA[<span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">1. Giriş</span> <a href="https://www.duygusuz.com/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">www.duygusuz.com</a> olarak gizliliğinize büyük önem veriyoruz. Bu Gizlilik Politikası, mobil uygulamamızı kullanırken kişisel verilerinizin nasıl toplandığını, kullanıldığını, paylaşıldığını ve korunduğunu açıklamaktadır.</span><br />
<span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">2. Topladığımız Bilgiler</span> Uygulamamızı daha iyi bir deneyimle sunabilmek için aşağıdaki bilgileri toplamaktayız:</span><ul class="mycode_list"><li><span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kişisel Bilgiler:</span> Foruma üye olurken sağladığınız kullanıcı adı, e-posta adresi ve profil bilgileriniz.</span><br />
</li>
<li><span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Cihaz ve Kullanım Verileri:</span> Cihaz tanımlayıcıları (Device ID), işletim sistemi bilgisi, hata raporları (Crash Data), performans verileri, IP adresi ve uygulama içi etkileşim verileriniz (Product Interaction).</span><br />
</li>
</ul>
<span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">3. Bilgilerin Kullanım Amacı</span> Topladığımız veriler yalnızca aşağıdaki temel amaçlar için kullanılır:</span><ul class="mycode_list"><li><span style="color: #000000;" class="mycode_color">Uygulama fonksiyonlarını (forum, mesajlaşma, bildirimler) kesintisiz sunmak.</span><br />
</li>
<li><span style="color: #000000;" class="mycode_color">Kural ihlallerini (spam, siber saldırılar, çoklu üyelikler) tespit etmek ve topluluk güvenliğini sağlamak.</span><br />
</li>
<li><span style="color: #000000;" class="mycode_color">Hataları gidermek ve uygulama performansını analiz etmek.</span><br />
</li>
</ul>
<span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">4. Veri Takibi ve App Tracking Transparency (Uygulama Takip Şeffaflığı)</span> Cihazınızdan toplanan veriler (Cihaz Kimliği, Kullanım Verileri vb.), temel uygulama işlevlerini sağlamak ve analitik amaçlıdır. <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Eğer uygulamamız üçüncü taraf reklam ağlarıyla (örn. kişiselleştirilmiş reklamlar için) cihaz kimliğinizi eşleştirerek veri paylaşımı ("Takip / Tracking") yaparsa</span>, iOS cihazınızda bu işlem gerçekleştirilmeden önce <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">App Tracking Transparency (ATT)</span> çerçevesi aracılığıyla size açık bir izin penceresi sunulur. İzin vermediğiniz takdirde, verileriniz üçüncü taraf reklamverenler veya veri brokerleri ile kişiselleştirilmiş reklam amacıyla paylaşılamaz ve izlenemezsiniz.</span><br />
<span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">5. Bilgilerin Paylaşımı</span> <a href="https://www.duygusuz.com/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">www.duygusuz.com</a>, kişisel verilerinizi üçüncü şahıslara satmaz. Verileriniz yalnızca şu durumlarda paylaşılabilir:</span><ul class="mycode_list"><li><span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yasal Zorunluluklar:</span> Resmi makamlarca mahkeme kararıyla talep edilmesi halinde.</span><br />
</li>
<li><span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hizmet Sağlayıcılar:</span> Uygulamanın temel altyapısını sağlayan (sunucu barındırma, push bildirim) güvenilir servis sağlayıcılarıyla, gizlilik sözleşmeleri kapsamında.</span><br />
</li>
</ul>
<span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">6. Veri Güvenliği</span> Bilgilerinizin yetkisiz erişime veya değiştirilmeye karşı korunması için sektör standartlarında güvenlik önlemleri (SSL şifreleme vb.) uygulanmaktadır.</span><br />
<span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">7. Kullanıcı Hakları ve Veri Silme</span> Uygulama içerisinden profil bilgilerinizi yönetebilirsiniz. Hesabınızın ve size ait tüm kişisel verilerin kalıcı olarak silinmesini talep etmek için iletişim kanallarımızdan veya uygulama içi destek bölümünden bize ulaşabilirsiniz. Tüm verileriniz talebiniz üzerine sunucularımızdan tamamen temizlenecektir.</span><br />
<span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">8. İletişim</span> E-posta: webmaster@duygusuz.com Uygulama İçi: İletişim / Destek bölümü</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">1. Giriş</span> <a href="https://www.duygusuz.com/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">www.duygusuz.com</a> olarak gizliliğinize büyük önem veriyoruz. Bu Gizlilik Politikası, mobil uygulamamızı kullanırken kişisel verilerinizin nasıl toplandığını, kullanıldığını, paylaşıldığını ve korunduğunu açıklamaktadır.</span><br />
<span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">2. Topladığımız Bilgiler</span> Uygulamamızı daha iyi bir deneyimle sunabilmek için aşağıdaki bilgileri toplamaktayız:</span><ul class="mycode_list"><li><span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kişisel Bilgiler:</span> Foruma üye olurken sağladığınız kullanıcı adı, e-posta adresi ve profil bilgileriniz.</span><br />
</li>
<li><span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Cihaz ve Kullanım Verileri:</span> Cihaz tanımlayıcıları (Device ID), işletim sistemi bilgisi, hata raporları (Crash Data), performans verileri, IP adresi ve uygulama içi etkileşim verileriniz (Product Interaction).</span><br />
</li>
</ul>
<span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">3. Bilgilerin Kullanım Amacı</span> Topladığımız veriler yalnızca aşağıdaki temel amaçlar için kullanılır:</span><ul class="mycode_list"><li><span style="color: #000000;" class="mycode_color">Uygulama fonksiyonlarını (forum, mesajlaşma, bildirimler) kesintisiz sunmak.</span><br />
</li>
<li><span style="color: #000000;" class="mycode_color">Kural ihlallerini (spam, siber saldırılar, çoklu üyelikler) tespit etmek ve topluluk güvenliğini sağlamak.</span><br />
</li>
<li><span style="color: #000000;" class="mycode_color">Hataları gidermek ve uygulama performansını analiz etmek.</span><br />
</li>
</ul>
<span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">4. Veri Takibi ve App Tracking Transparency (Uygulama Takip Şeffaflığı)</span> Cihazınızdan toplanan veriler (Cihaz Kimliği, Kullanım Verileri vb.), temel uygulama işlevlerini sağlamak ve analitik amaçlıdır. <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Eğer uygulamamız üçüncü taraf reklam ağlarıyla (örn. kişiselleştirilmiş reklamlar için) cihaz kimliğinizi eşleştirerek veri paylaşımı ("Takip / Tracking") yaparsa</span>, iOS cihazınızda bu işlem gerçekleştirilmeden önce <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">App Tracking Transparency (ATT)</span> çerçevesi aracılığıyla size açık bir izin penceresi sunulur. İzin vermediğiniz takdirde, verileriniz üçüncü taraf reklamverenler veya veri brokerleri ile kişiselleştirilmiş reklam amacıyla paylaşılamaz ve izlenemezsiniz.</span><br />
<span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">5. Bilgilerin Paylaşımı</span> <a href="https://www.duygusuz.com/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">www.duygusuz.com</a>, kişisel verilerinizi üçüncü şahıslara satmaz. Verileriniz yalnızca şu durumlarda paylaşılabilir:</span><ul class="mycode_list"><li><span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yasal Zorunluluklar:</span> Resmi makamlarca mahkeme kararıyla talep edilmesi halinde.</span><br />
</li>
<li><span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hizmet Sağlayıcılar:</span> Uygulamanın temel altyapısını sağlayan (sunucu barındırma, push bildirim) güvenilir servis sağlayıcılarıyla, gizlilik sözleşmeleri kapsamında.</span><br />
</li>
</ul>
<span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">6. Veri Güvenliği</span> Bilgilerinizin yetkisiz erişime veya değiştirilmeye karşı korunması için sektör standartlarında güvenlik önlemleri (SSL şifreleme vb.) uygulanmaktadır.</span><br />
<span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">7. Kullanıcı Hakları ve Veri Silme</span> Uygulama içerisinden profil bilgilerinizi yönetebilirsiniz. Hesabınızın ve size ait tüm kişisel verilerin kalıcı olarak silinmesini talep etmek için iletişim kanallarımızdan veya uygulama içi destek bölümünden bize ulaşabilirsiniz. Tüm verileriniz talebiniz üzerine sunucularımızdan tamamen temizlenecektir.</span><br />
<span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">8. İletişim</span> E-posta: webmaster@duygusuz.com Uygulama İçi: İletişim / Destek bölümü</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Kullanım Koşulları (EULA)]]></title>
			<link>https://duygusuz.com/showthread.php?tid=121637</link>
			<pubDate>Sun, 17 May 2026 12:13:35 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://duygusuz.com/member.php?action=profile&uid=3">Leader</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://duygusuz.com/showthread.php?tid=121637</guid>
			<description><![CDATA[<span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">1. Giriş ve Kabul</span> <a href="https://www.duygusuz.com/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">www.duygusuz.com</a> mobil uygulamasına ("Uygulama") hoş geldiniz. Bu Uygulamayı indirerek, kurarak veya kullanarak bu Son Kullanıcı Lisans Sözleşmesi'ni ("EULA" veya "Koşullar") kabul etmiş sayılırsınız. Eğer bu Koşullar'ın herhangi bir kısmını kabul etmiyorsanız, lütfen Uygulamayı kullanmayın.</span><br />
<span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">2. Üyelik Kuralları ve Hesap Güvenliği</span> Uygulama içerisindeki forum özelliklerinden faydalanabilmek için üye olmanız gerekmektedir.</span><ul class="mycode_list"><li><span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yaş Sınırı:</span> Uygulamaya üye olabilmek için en az 13 yaşında (veya bulunduğunuz ülkedeki yasal yaş sınırında) olmanız gerekmektedir.</span><br />
</li>
<li><span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Doğru Bilgi ve Tekli Hesap:</span> Kayıt aşamasında sağlanan bilgilerin güncel olması zorunludur. Her kullanıcının yalnızca bir hesabı olabilir. Multi-üyelik tespiti halinde hesaplar kapatılır.</span><br />
</li>
<li><span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hesap Güvenliği:</span> Şifrenizin gizliliğinden tamamen siz sorumlusunuz.</span><br />
</li>
</ul>
<span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">3. Kullanıcı Tarafından Oluşturulan İçerik (UGC) ve Davranış Kuralları</span> <a href="https://www.duygusuz.com/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">www.duygusuz.com</a> topluluğunun huzuru için aşağıdaki kurallara uyulması zorunludur. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Platformumuzda sakıncalı içeriklere ve kötü niyetli kullanıcılara karşı SIFIR TOLERANS politikası uygulanmaktadır.</span></span><ul class="mycode_list"><li><span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Saygı Çerçevesi:</span> Diğer üyelere, yöneticilere veya üçüncü şahıslara yönelik hakaret, tehdit, küfür, aşağılayıcı veya nefret söylemi (ırk, din, dil, cinsiyet vb. temelli) içeren mesajlar kesinlikle paylaşılamaz.</span><br />
</li>
<li><span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Müstehcen ve Yasadışı İçerik:</span> +18 yetişkin içeriklerin, pornografik görsellerin, yasadışı maddeleri özendiren metinlerin veya telif haklarını ihlal eden materyallerin paylaşımı kesinlikle yasaktır.</span><br />
</li>
<li><span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Spam:</span> Önceden izin alınmaksızın reklam yapılması veya ardışık anlamsız mesajlar gönderilmesi yasaktır. Uygulama içerisinde paylaşılan tüm içeriklerin yasal sorumluluğu kullanıcıya aittir.</span><br />
</li>
</ul>
<span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">4. Moderasyon, Şikayet ve Engelleme Mekanizmaları (ÖNEMLİ)</span> Uygulama, kullanıcıların güvenliğini sağlamak amacıyla aşağıdaki güvenlik araçlarını sunar ve uygular:</span><ul class="mycode_list"><li><span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İçerik Filtreleme:</span> Sakıncalı içerikler, proaktif filtreleme yöntemleri ve topluluk bildirimleri ile sürekli olarak denetlenmektedir.</span><br />
</li>
<li><span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İçeriği Şikayet Etme (Flagging):</span> Kullanıcılar, rahatsız edici buldukları veya kuralları ihlal eden içerikleri uygulama içindeki "Şikayet Et" butonu ile yönetime anında bildirebilirler.</span><br />
</li>
<li><span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kullanıcıyı Engelleme (Blocking):</span> Kullanıcılar, rahatsız edici buldukları diğer kullanıcıları "Engelle" butonu ile engelleyebilirler. Engellenen kullanıcının içerikleri, engelleyen kişinin akışından anında kaldırılır.</span><br />
</li>
<li><span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">24 Saat İçinde Müdahale:</span> Uygulama yönetimi, rapor edilen sakıncalı içerikleri ve kötü niyetli kullanıcıları <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">en geç 24 saat içerisinde</span> incelemekle, ihlal tespit edilen içeriği sistemden kaldırmakla ve ilgili kullanıcıyı platformdan tamamen uzaklaştırmakla (banlamakla) yükümlüdür.</span><br />
</li>
</ul>
<span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">5. Fikri Mülkiyet</span> Uygulamanın tasarımı, kodları ve altyapısı <a href="https://www.duygusuz.com/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">www.duygusuz.com</a>'a aittir. Kullanıcılar, platforma ekledikleri içeriklerin yayın hakkını bedelsiz olarak <a href="https://www.duygusuz.com/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">www.duygusuz.com</a>'a vermiş sayılırlar. Yönetim, kuralları ihlal eden veya hukuki sorun teşkil eden her türlü içeriği önceden haber vermeksizin silme hakkını saklı tutar.</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">1. Giriş ve Kabul</span> <a href="https://www.duygusuz.com/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">www.duygusuz.com</a> mobil uygulamasına ("Uygulama") hoş geldiniz. Bu Uygulamayı indirerek, kurarak veya kullanarak bu Son Kullanıcı Lisans Sözleşmesi'ni ("EULA" veya "Koşullar") kabul etmiş sayılırsınız. Eğer bu Koşullar'ın herhangi bir kısmını kabul etmiyorsanız, lütfen Uygulamayı kullanmayın.</span><br />
<span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">2. Üyelik Kuralları ve Hesap Güvenliği</span> Uygulama içerisindeki forum özelliklerinden faydalanabilmek için üye olmanız gerekmektedir.</span><ul class="mycode_list"><li><span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yaş Sınırı:</span> Uygulamaya üye olabilmek için en az 13 yaşında (veya bulunduğunuz ülkedeki yasal yaş sınırında) olmanız gerekmektedir.</span><br />
</li>
<li><span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Doğru Bilgi ve Tekli Hesap:</span> Kayıt aşamasında sağlanan bilgilerin güncel olması zorunludur. Her kullanıcının yalnızca bir hesabı olabilir. Multi-üyelik tespiti halinde hesaplar kapatılır.</span><br />
</li>
<li><span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hesap Güvenliği:</span> Şifrenizin gizliliğinden tamamen siz sorumlusunuz.</span><br />
</li>
</ul>
<span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">3. Kullanıcı Tarafından Oluşturulan İçerik (UGC) ve Davranış Kuralları</span> <a href="https://www.duygusuz.com/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">www.duygusuz.com</a> topluluğunun huzuru için aşağıdaki kurallara uyulması zorunludur. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Platformumuzda sakıncalı içeriklere ve kötü niyetli kullanıcılara karşı SIFIR TOLERANS politikası uygulanmaktadır.</span></span><ul class="mycode_list"><li><span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Saygı Çerçevesi:</span> Diğer üyelere, yöneticilere veya üçüncü şahıslara yönelik hakaret, tehdit, küfür, aşağılayıcı veya nefret söylemi (ırk, din, dil, cinsiyet vb. temelli) içeren mesajlar kesinlikle paylaşılamaz.</span><br />
</li>
<li><span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Müstehcen ve Yasadışı İçerik:</span> +18 yetişkin içeriklerin, pornografik görsellerin, yasadışı maddeleri özendiren metinlerin veya telif haklarını ihlal eden materyallerin paylaşımı kesinlikle yasaktır.</span><br />
</li>
<li><span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Spam:</span> Önceden izin alınmaksızın reklam yapılması veya ardışık anlamsız mesajlar gönderilmesi yasaktır. Uygulama içerisinde paylaşılan tüm içeriklerin yasal sorumluluğu kullanıcıya aittir.</span><br />
</li>
</ul>
<span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">4. Moderasyon, Şikayet ve Engelleme Mekanizmaları (ÖNEMLİ)</span> Uygulama, kullanıcıların güvenliğini sağlamak amacıyla aşağıdaki güvenlik araçlarını sunar ve uygular:</span><ul class="mycode_list"><li><span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İçerik Filtreleme:</span> Sakıncalı içerikler, proaktif filtreleme yöntemleri ve topluluk bildirimleri ile sürekli olarak denetlenmektedir.</span><br />
</li>
<li><span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İçeriği Şikayet Etme (Flagging):</span> Kullanıcılar, rahatsız edici buldukları veya kuralları ihlal eden içerikleri uygulama içindeki "Şikayet Et" butonu ile yönetime anında bildirebilirler.</span><br />
</li>
<li><span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kullanıcıyı Engelleme (Blocking):</span> Kullanıcılar, rahatsız edici buldukları diğer kullanıcıları "Engelle" butonu ile engelleyebilirler. Engellenen kullanıcının içerikleri, engelleyen kişinin akışından anında kaldırılır.</span><br />
</li>
<li><span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">24 Saat İçinde Müdahale:</span> Uygulama yönetimi, rapor edilen sakıncalı içerikleri ve kötü niyetli kullanıcıları <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">en geç 24 saat içerisinde</span> incelemekle, ihlal tespit edilen içeriği sistemden kaldırmakla ve ilgili kullanıcıyı platformdan tamamen uzaklaştırmakla (banlamakla) yükümlüdür.</span><br />
</li>
</ul>
<span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">5. Fikri Mülkiyet</span> Uygulamanın tasarımı, kodları ve altyapısı <a href="https://www.duygusuz.com/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">www.duygusuz.com</a>'a aittir. Kullanıcılar, platforma ekledikleri içeriklerin yayın hakkını bedelsiz olarak <a href="https://www.duygusuz.com/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">www.duygusuz.com</a>'a vermiş sayılırlar. Yönetim, kuralları ihlal eden veya hukuki sorun teşkil eden her türlü içeriği önceden haber vermeksizin silme hakkını saklı tutar.</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Kur’an’da Allah Zekâtı, Malımızdan Mı Yoksa Kazancımızdan Mı Vermemizi Emrediyor.]]></title>
			<link>https://duygusuz.com/showthread.php?tid=121636</link>
			<pubDate>Sun, 03 May 2026 08:57:25 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://duygusuz.com/member.php?action=profile&uid=16197">halukgta</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://duygusuz.com/showthread.php?tid=121636</guid>
			<description><![CDATA[Bu makalemde sizleri, Kur’an’da geçen zekât, sadaka konusu üzerinde düşünmeye davet etmek istiyorum. Bizler her konuda olduğu gibi zekât, sadaka konusunu da genellikle mezheplerin bizlere öğrettiği bilgiler ışığında anlamaya çalışırız. Zekât kelime anlamı olarak arınmak, temizlenmek, bereket anlamlarına gelir. Hatta Bakara suresi 261. Ayetinde Allah, zekât ve sadaka vermeyi teşvik için başak tanesine benzetir ve bakın nasıl örnek verir. “ALLAH YOLUNDA MALLARINI HARCAYANLARIN DURUMU, KENDİSİNDEN YEDİ BAŞAK ÇIKAN VE HER BAŞAKTA YÜZ TANE BULUNAN BİR BUĞDAY TOHUMUNA BENZER.“ Diyerek Müslümanları zekâta, sadakaya teşvik eder. Bunu daha da ileri götürüp, Bakara 245. Ayetinde bakın nasıl bir örnek verir “KİMDİR ALLAH’A GÜZEL BİR BORÇ VERECEK O KİMSE Kİ, ALLAH’TA O BORCU KENDİSİNE KAT KAT ÖDESİN”<br />
<br />
Bakın Rabbimiz Allah’ın rızasını kazanmak için, gelirinden ihtiyacı olanlara vermeyi dağıtmayı, infak etmeyi Allah’a verilen bir borç olarak görüyor ve diyor ki, Allah’ın huzuruna geldiğinizde bunun kat kat fazlasını alırsınız. Peki, bunu insanlar gönüllü mü veriyorlar? Yoksa günümüzde mezheplerin topluma öğrettiği gibi, zekât vereceksen şu malından bu kadar, bu malından şu kadar vereceksin diye bir sınır var mı? KUR’AN’DA BÖYLE BİR LİSTEYİ, BU DÜNYADA İMTİHAN OLMANIN GEREĞİ OLARAK ASLA BULAMAZSINIZ, ama mezheplerin zekât konusuna yaptığı ilaveleri okuduğunuzda, inanılmaz bir liste görebilirsiniz. Kur’an’ın bahsetmediği hiçbir hükmün, dinin emri olamayacağından yola çıkarak, bizler bu konuda Allah ne emrediyor, bizlere öğretilen rivayetlerin etkisinde kalmadan, onu Kur’an’dan birlikte anlamaya çalışalım. Sizce vereceğimiz zekâtı, edindiğimiz mallardan mı vermemiz gerekir, örneğin evimizin zekâtı, arabamızın zekâtı kadının taktığı takı altının zekâtı gibi. Böyle olduğunu düşenlerin Kur’an’dan verdiği örneğe önce bakalım. Bu örnek daha sonra yazacağım ayetlerden çok farklı, lütfen üzerinde dikkatle düşünelim.<br />
<br />
Tevbe 103: ONLARI ARINDIRMAK VE TEMİZE ÇIKARMAK ÜZERE, MALLARINDAN SADAKA AL! BİR DE ONLAR İÇİN DUA ET; ÇÜNKÜ SENİN DUAN ONLARA HUZUR VERİR. ALLAH HER ŞEYİ ÇOK İYİ İŞİTMEKTE VE BİLMEKTEDİR. (Kur’an yolu Diyanet işl.)<br />
<br />
Bakın ayette Allah Resulüne bir emir veriyor ve diyor ki, iman eden kullarımdan, onları arındırmak ve temizlemek için onların MALLARINDAN SADAKA AL. Aslında bu ayet zekât ve sadaka konulu diğer ayetlerden çok daha farklı. Allah’ın Resulü neden toplayacak? Çünkü diğer zekât ve sadaka konulu ayetlerde hiç kimsenin toplamasından bahsedilmediği gibi, herhangi bir sınırda konmamıştır, mecburiyet te yoktur. Onun için zekât Allah tarafından teşvik edilir, makalemin ilk bölümünde örneklerini vermiştim. Bu ayette de mallarınızdan sadaka al sözünden, GELİR GETİREN MALLARININ KAZANDIKLARINDAN AL DİYE ANLAMALIYIZ. YOKSA GELİR GETİRMEYEN BİR MALIN NERESİNDEN ALACAKSIN. ÖYLE OLSA O MAL SÜREKLİ EKSİLİR. Şöyle düşünün lütfen, bir kadın kolundaki bileziğin zekâtını vermelidir dersek, o bilezikler gelir getirmeyip kadının garantisi olduğundan, sürekli azalır. Sizce Resulün topladığı bu sadaka ne olabilir? Bakın ayette zekât topla demiyor, sadaka topla diyor. Zekât ve sadaka aslında farklı anlamda değildir, her ikisi de Allah’ın rızasını kazanmak için olmayanlara vermek infak etmektir. DEMEK Kİ AYETTE GEÇEN SADAKALARIN ÖZELLİKLE TOPLANMASINI RESULÜNDEN İSTİYORSA ALLAH, BU SADAKALAR DEVLETİ YÖNETEN RESULÜN İHTİYAÇ DUYDUĞUNDA, HEM DEVLETİ YÖNETMEK HEMDE İHTİYACI OLANLARA VERMEK İÇİN TOPLANAN, VERGİDEN BAŞKA BİR ŞEY OLAMAZ. Dikkat ettiyseniz özelikle MALLARINDAN ALINMASINI, YANİ HER AİLENİN ZENGİNLİĞİNE GÖRE AYRI BELİRLENEREK tespit edilmesini ve öyle alınması emri veriliyor. Bu ayet sanırım yanlış anlaşıldığından, zekâtın yılda bir kez mallarından verileceği, mezhepler tarafından topluma kabul ettirilmiş olabilir. Çünkü Zekât, her zaman verilmesi gereken emirdir. Ama Resulün devletin ihtiyacı olduğunda topladığı ve herkesin malının ölçüsü değerinde alınan bu sadakanın, verginin yılda bir ya da gerektiğinde toplanması çok normaldir. Bu durumda Kur’an’ın diğer ayetlerinde geçen zekât ile hiçbir ilgisi olmadığını görüyoruz. Sadaka konusunda geçen bir ayeti daha hatırlayalım.<br />
<br />
“SADAKALAR, ALLAH’TAN BİR YÜKÜMLÜLÜK OLARAK, YOKSULLARA, DÜŞKÜNLERE, BU KONUDA ÇALIŞAN GÖREVLİLERE, SEMPATİZANLARA, KÖLELERİN ÖZGÜRLÜĞÜ İÇİN, BORÇLULARA, ALLAH YOLUNA VE YOLDA KALMIŞLARA VERİLMELİ. ALLAH BİLENDİR, BİLGEDİR. (Tevbe 60)<br />
<br />
Bakın yine burada, sadaka konusuna açıklama getiriyor ve Allah’tan bir yükümlülük olarak yoksullara, düşkünlere ve SADAKA TOPLAMAKLA GÖREVLİ OLAN KİŞİLERE VERİLECEĞİNİ BİLDİRİYOR. Bu iki ayeti birlikte düşündüğümüzde, Allah’ın Resulünün o devrin koşullarına göre tespit edip, malları oranında belirlediği bir vergiden bahsediliyor dememiz yanlış olmaz. Enam suresi 141. Ayetinde şöyle geçer. “Çardaklı ve çardaksız bahçeler meydana getiren, tatları birbirinden farklı hurmalar ve ekinler, birbirine benzeyen ve benzemeyen zeytinler ve narlar yaratan O’dur. Ürün verdiğinde ürününden yiyin ve hasat gününde de hakkını verin.” Bu ayette geçen hasat gününde hakkını verin sözlerinden, bakın ayette malınızdan yoksulun hakkını verin diye anlamışlar. Hâlbuki bu ayette bahsedilen kazancınızdan olmayana hayır olarak verin anlamındadır. Dikkat ettiyseniz hiç kimse sizden almıyor ve siz herhangi bir ölçüyle değil, gönlünüzden kopanı veriyorsunuz. Aynı uyarılar İsra 26, Rum 38. Ayetler. Zariyat suresi 19. Ayetinde şöyle geçer. “ONLARIN MALLARINDA İSTEYEN VE İSTEMEYEN YOKSULLAR İÇİN BİR HAK VARDI.” Mal kelimesi, gelir getiren her şeye denir. Rabbimiz bu ayetinde de çok açık mallarınızın kazancından, yoksulunda bir payı vardı onu unutmayın diyor. Hatırlatmak isterim, asla hiçbir ölçü ve sınır koymadan özgürce insanların imtihanı gereği kendilerinin vermesini istiyor. Tevbe 103. Ayetinde ise Allah, Resulünün bizzat mallarının kazancından al diyor. Mallarından al demekle aslında şunu söylüyor. Kazançlarının ölçüsü oranında al. Bu konu, Tevbe suresi 60. Ayette de tekrar ediliyor. Allah’ın Resulünün mallarından sadaka al ayetinden, o gün benim söylediğim şekliyle anlaşılmış ki, bakın rivayetlerde bu konu nasıl gerçekleştirildiği anlatılır. Ölçüyü o günün şartlarında konulduğu anlaşılıyor.<br />
<br />
6516 – Hz. Cabir İbnu Abdillah radıyallahu anhüma anlatıyor: “Resulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: “BEŞ DEVEDEN AŞAĞI MAL İÇİN ZEKÂT YOKTUR. Beş okiyyeden az (gümüş için de) zekât yoktur. Beş vask miktarından az olan (hurma, üzüm ve hububat) için de zekât yoktur.”<br />
<br />
6521 – Amr İbnu Şu’ayb an ebihi an ceddihi radıyallahu anhüma anlatıyor: “Resulullah aleyhissalatu vesselam, (yerden çıkan mahsullerden) şu beş şeyden zekât verilmesini teşri buyurdu: “BUĞDAY, ARPA, HURMA, ÜZÜM VE DARI.”<br />
<br />
6514 – İbnu Ömer ve Hz. Aişe radıyallahu anhüma’nın anlattığına göre: “Resulullah aleyhissalatu vesselam, HER YİRMİ DİNAR VE DAHA FAZLASI İÇİN YARIM DİNAR (ZEKÂT) ALIRDI, KIRK DİNAR İÇİN DE BİR DİNAR (ZEKÂT) ALIRDI.<br />
<br />
Sizlerinde çok açık anladığınız gibi, Allah’ın Resulü, devleti yönetirken ihtiyaçları görebilmek için, gelirleri ölçüsünce onlardan VERGİ TOLUYOR. Gelelim Kur’an’da geçen zekât, infak konusuna. Ayetler üzerinde dikkatle düşünelim, Allah zekât ve sadaka yani Allah yolunda yapacağımız hayırlarımızda herhangi bir ölçü sınır koymuş mu, BİZLERE BIRAKIP KAZANCIMIZDAN MI YOKSA DAHA ÖNCE EDİNDİĞİMİZ MAL VE MÜLKÜMÜZ ÜZERİNDEN Mİ ZEKÂT VERECEĞİZ ona bakalım.<br />
<br />
EY İMAN EDENLER! KAZANDIKLARINIZIN İYİLERİNDEN VE YERDEN SİZİN İÇİN ÇIKARDIKLARIMIZDAN ALLAH YOLUNDA HARCAYIN. KENDİNİZİN GÖZ YUMMADAN ALICISI OLMAYACAĞINIZ BAYAĞI ŞEYLERİ VERMEYE KALKIŞMAYIN VE BİLİN Kİ ALLAH, HER BAKIMDAN ZENGİNDİR, ÖVÜLMEYE LÂYIKTIR. (Bakara 267)<br />
<br />
“YİNE SANA İYİLİK YOLUNDA NE HARCAYACAKLARINI SORUYORLAR. “İHTİYAÇ FAZLASINI” DE. ALLAH, DÜŞÜNESİNİZ DİYE SİZE ÂYETLERİNİ BÖYLE AÇIKLIYOR.” (BAKARA 219)<br />
<br />
“SALÂTI YERİNE GETİRİN, ZEKÂTI GERÇEKLEŞTİRİN; KENDİNİZ İÇİN HAYIR OLARAK NE SUNMUŞSANIZ ALLAH KATINDA ONU BULACAKSINIZ. ALLAH, YAPTIKLARINIZI GÖRENDİR.” (Bakara 110)<br />
<br />
“SANA ALLAH YOLUNDA NE HARCAYACAKLARINI SORUYORLAR. DE Kİ: “HAYIR OLARAK NE HARCARSANIZ O, ANA-BABA, AKRABA, YETİMLER, FAKİRLER VE YOLDA KALMIŞLAR İÇİNDİR. HAYIR OLARAK NE YAPARSANIZ, GERÇEKTEN ALLAH ONU HAKKIYLA BİLİR.” (Bakara 215)<br />
<br />
“ONLAR, SALATI İKÂME EDEN VE KENDİLERİNE RIZIK OLARAK VERDİĞİMİZ ŞEYLERDEN İNFAK EDENLERDİR.” (Enfal 3)<br />
<br />
“EY İMAN EDENLER! HİÇBİR ALIŞVERİŞİN, HİÇBİR DOSTLUĞUN VE HİÇBİR ŞEFAATİN OLMADIĞI KIYAMET GÜNÜ GELMEDEN ÖNCE, SİZE RIZIK OLARAK VERDİKLERİMİZDEN ALLAH YOLUNDA HARCAYIN. İNKÂR EDENLER İSE ZALİMLERİN TA KENDİLERİDİR.” (Bakara 254)<br />
<br />
“ONLAR RABLERİNİN RIZASINI İSTEYEREK SABREDEN, SALATI YERİNE GETİREN, KENDİLERİNE RIZIK OLARAK VERDİĞİMİZ ŞEYLERDEN GİZLİ VE AÇIK OLARAK (ALLAH YOLUNDA) İNFAK EDEN (VEREN) VE KÖTÜLÜĞÜ İYİLİKLE SAVAN KİŞİLERDİR. İŞTE ONLAR VAR YA, (DÜNYA) YURDUNUN (GÜZEL) SONU SADECE ONLARINDIR.” (Rad 22)<br />
<br />
Allah yolunda bizlerin, neler harcayacağımızı nasıl zekât verip infakta bulunacağımızı, ayetlerinde çok açık bildiriyor. Makalemin başında Tevbe suresi 103. Ayetinde, Allah’ın Resulünün bizzat topladığı ve MALLARININ ÖLÇÜ kabul edilip belirlendiği bir sadakadan bahsediliyordu. Yazdığım zekât, infak konulu ayetlerin tamamında ise çok farklı bir zekâttan bahsediliyor. MALLARINDAN DEĞİL, KAZANDIKLARINDAN ZEKÂT VERİLMESİ İSTENİYOR. Mantıkta zaten onu gerektirir. Malın vardır ama gelir getirmiyordur, onun zekâtı mı olur? Gelir getiren bir malın olacak ki, ondan kazandığının zekâtını, Allah yoluna harayacaksın. Ayetleri hatırlayalım. “KAZANDIKLARINIZIN İYİLERİNDEN VE YERDEN SİZİN İÇİN ÇIKARDIKLARIMIZDAN, ALLAH YOLUNDA HARCAYIN.(Bakara 267) “İHTİYAÇ FAZLASINI VERİN” (Bakara 219) “KENDİNİZ İÇİN HAYIR OLARAK NE SUNMUŞSANIZ, ALLAH KATINDA ONU BULACAKSINIZ.” (Bakara 110) “SANA ALLAH YOLUNDA NE HARCAYACAKLARINI SORUYORLAR. DE Kİ: “HAYIR OLARAK NE HARCARSANIZ O.” (Bakara 215) “KENDİLERİNE RIZIK OLARAK VERDİĞİMİZ ŞEYLERDEN İNFAK EDENLERDİR.” (Enfal 3) “SİZE RIZIK OLARAK VERDİKLERİMİZDEN ALLAH YOLUNDA HARCAYIN.” (Bakara 254) “KENDİLERİNE RIZIK OLARAK VERDİĞİMİZ ŞEYLERDEN GİZLİ VE AÇIK OLARAK İNFAK EDİN.” (Rad 22)<br />
<br />
Dikkat ettiyseniz, Allah yolunda harcayacaklarımız yani zekât ve sadakalarımızı verirken bizler, gönüllük esasına göre vereceğimizi ve verdiğimiz zekât sadakalarımızı da, kazancımızdan vermemiz gerektiği, çok açık anlaşılıyor. Bakara 215. Ayet Allah yolunda harcayacaklarımın nasıl gönüllü olduğunu açıklıyordu tekrar hatırlayalım. “SANA ALLAH YOLUNDA NE HARCAYACAKLARINI SORUYORLAR. DE Kİ: “HAYIR OLARAK NE HARCARSANIZ O.”<br />
<br />
Değerli dostlarım, Kur’an hükümlerini doğru anlayabilmek için, hiç bir etki altında kalmadan,  bizler gereken çabayı gösterip doğru araştıralım. Elbette bizlerde insanız hata yapabiliriz, ama çabalarımız nispetinde inanın bir gün yanlışlarımızı fark edip, düzelteceğimizi lütfen unutmayalım. Bu çabayı göstermediğimizde ise, hiçbir zaman yanlışlarımızı fark etme imkânımız olmayacağını da bilelim. Bunu da doğru yapabilmek için, her zaman söylediğim gibi, önce kafamızdaki yanlış, batıl hurafe bilgilerden kurtulalım, tertemiz düşüncelerimizle Kur’an’ı okuyup anlamaya çalışalım ki, gerçeklerle buluşabilelim. Dilerim bu çabanın içinde olan, Allah’ın azınlık halis kulları arasında oluruz. Çok güzel bir ata sözümüz vardır. NE VERiRSEN ELİNLE, O GELİR SENİNLE.<br />
<br />
Saygılarımla<br />
Haluk GÜMÜŞTABAK<br />
<br />
<a href="https://kuranadavet1.wordpress.com/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">https://kuranadavet1.wordpress.com/</a><br />
<br />
<a href="https://twitter.com/KURANA_DAVET" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">https://twitter.com/KURANA_DAVET</a><br />
<br />
<a href="http://www.hakyolkuran.com/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">http://www.hakyolkuran.com/</a><br />
<br />
<a href="https://www.facebook.com/Kuranadavet1/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">https://www.facebook.com/Kuranadavet1/</a><br />
<br />
<a href="https://hakyolkuran1.blogspot.com/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">https://hakyolkuran1.blogspot.com/</a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Bu makalemde sizleri, Kur’an’da geçen zekât, sadaka konusu üzerinde düşünmeye davet etmek istiyorum. Bizler her konuda olduğu gibi zekât, sadaka konusunu da genellikle mezheplerin bizlere öğrettiği bilgiler ışığında anlamaya çalışırız. Zekât kelime anlamı olarak arınmak, temizlenmek, bereket anlamlarına gelir. Hatta Bakara suresi 261. Ayetinde Allah, zekât ve sadaka vermeyi teşvik için başak tanesine benzetir ve bakın nasıl örnek verir. “ALLAH YOLUNDA MALLARINI HARCAYANLARIN DURUMU, KENDİSİNDEN YEDİ BAŞAK ÇIKAN VE HER BAŞAKTA YÜZ TANE BULUNAN BİR BUĞDAY TOHUMUNA BENZER.“ Diyerek Müslümanları zekâta, sadakaya teşvik eder. Bunu daha da ileri götürüp, Bakara 245. Ayetinde bakın nasıl bir örnek verir “KİMDİR ALLAH’A GÜZEL BİR BORÇ VERECEK O KİMSE Kİ, ALLAH’TA O BORCU KENDİSİNE KAT KAT ÖDESİN”<br />
<br />
Bakın Rabbimiz Allah’ın rızasını kazanmak için, gelirinden ihtiyacı olanlara vermeyi dağıtmayı, infak etmeyi Allah’a verilen bir borç olarak görüyor ve diyor ki, Allah’ın huzuruna geldiğinizde bunun kat kat fazlasını alırsınız. Peki, bunu insanlar gönüllü mü veriyorlar? Yoksa günümüzde mezheplerin topluma öğrettiği gibi, zekât vereceksen şu malından bu kadar, bu malından şu kadar vereceksin diye bir sınır var mı? KUR’AN’DA BÖYLE BİR LİSTEYİ, BU DÜNYADA İMTİHAN OLMANIN GEREĞİ OLARAK ASLA BULAMAZSINIZ, ama mezheplerin zekât konusuna yaptığı ilaveleri okuduğunuzda, inanılmaz bir liste görebilirsiniz. Kur’an’ın bahsetmediği hiçbir hükmün, dinin emri olamayacağından yola çıkarak, bizler bu konuda Allah ne emrediyor, bizlere öğretilen rivayetlerin etkisinde kalmadan, onu Kur’an’dan birlikte anlamaya çalışalım. Sizce vereceğimiz zekâtı, edindiğimiz mallardan mı vermemiz gerekir, örneğin evimizin zekâtı, arabamızın zekâtı kadının taktığı takı altının zekâtı gibi. Böyle olduğunu düşenlerin Kur’an’dan verdiği örneğe önce bakalım. Bu örnek daha sonra yazacağım ayetlerden çok farklı, lütfen üzerinde dikkatle düşünelim.<br />
<br />
Tevbe 103: ONLARI ARINDIRMAK VE TEMİZE ÇIKARMAK ÜZERE, MALLARINDAN SADAKA AL! BİR DE ONLAR İÇİN DUA ET; ÇÜNKÜ SENİN DUAN ONLARA HUZUR VERİR. ALLAH HER ŞEYİ ÇOK İYİ İŞİTMEKTE VE BİLMEKTEDİR. (Kur’an yolu Diyanet işl.)<br />
<br />
Bakın ayette Allah Resulüne bir emir veriyor ve diyor ki, iman eden kullarımdan, onları arındırmak ve temizlemek için onların MALLARINDAN SADAKA AL. Aslında bu ayet zekât ve sadaka konulu diğer ayetlerden çok daha farklı. Allah’ın Resulü neden toplayacak? Çünkü diğer zekât ve sadaka konulu ayetlerde hiç kimsenin toplamasından bahsedilmediği gibi, herhangi bir sınırda konmamıştır, mecburiyet te yoktur. Onun için zekât Allah tarafından teşvik edilir, makalemin ilk bölümünde örneklerini vermiştim. Bu ayette de mallarınızdan sadaka al sözünden, GELİR GETİREN MALLARININ KAZANDIKLARINDAN AL DİYE ANLAMALIYIZ. YOKSA GELİR GETİRMEYEN BİR MALIN NERESİNDEN ALACAKSIN. ÖYLE OLSA O MAL SÜREKLİ EKSİLİR. Şöyle düşünün lütfen, bir kadın kolundaki bileziğin zekâtını vermelidir dersek, o bilezikler gelir getirmeyip kadının garantisi olduğundan, sürekli azalır. Sizce Resulün topladığı bu sadaka ne olabilir? Bakın ayette zekât topla demiyor, sadaka topla diyor. Zekât ve sadaka aslında farklı anlamda değildir, her ikisi de Allah’ın rızasını kazanmak için olmayanlara vermek infak etmektir. DEMEK Kİ AYETTE GEÇEN SADAKALARIN ÖZELLİKLE TOPLANMASINI RESULÜNDEN İSTİYORSA ALLAH, BU SADAKALAR DEVLETİ YÖNETEN RESULÜN İHTİYAÇ DUYDUĞUNDA, HEM DEVLETİ YÖNETMEK HEMDE İHTİYACI OLANLARA VERMEK İÇİN TOPLANAN, VERGİDEN BAŞKA BİR ŞEY OLAMAZ. Dikkat ettiyseniz özelikle MALLARINDAN ALINMASINI, YANİ HER AİLENİN ZENGİNLİĞİNE GÖRE AYRI BELİRLENEREK tespit edilmesini ve öyle alınması emri veriliyor. Bu ayet sanırım yanlış anlaşıldığından, zekâtın yılda bir kez mallarından verileceği, mezhepler tarafından topluma kabul ettirilmiş olabilir. Çünkü Zekât, her zaman verilmesi gereken emirdir. Ama Resulün devletin ihtiyacı olduğunda topladığı ve herkesin malının ölçüsü değerinde alınan bu sadakanın, verginin yılda bir ya da gerektiğinde toplanması çok normaldir. Bu durumda Kur’an’ın diğer ayetlerinde geçen zekât ile hiçbir ilgisi olmadığını görüyoruz. Sadaka konusunda geçen bir ayeti daha hatırlayalım.<br />
<br />
“SADAKALAR, ALLAH’TAN BİR YÜKÜMLÜLÜK OLARAK, YOKSULLARA, DÜŞKÜNLERE, BU KONUDA ÇALIŞAN GÖREVLİLERE, SEMPATİZANLARA, KÖLELERİN ÖZGÜRLÜĞÜ İÇİN, BORÇLULARA, ALLAH YOLUNA VE YOLDA KALMIŞLARA VERİLMELİ. ALLAH BİLENDİR, BİLGEDİR. (Tevbe 60)<br />
<br />
Bakın yine burada, sadaka konusuna açıklama getiriyor ve Allah’tan bir yükümlülük olarak yoksullara, düşkünlere ve SADAKA TOPLAMAKLA GÖREVLİ OLAN KİŞİLERE VERİLECEĞİNİ BİLDİRİYOR. Bu iki ayeti birlikte düşündüğümüzde, Allah’ın Resulünün o devrin koşullarına göre tespit edip, malları oranında belirlediği bir vergiden bahsediliyor dememiz yanlış olmaz. Enam suresi 141. Ayetinde şöyle geçer. “Çardaklı ve çardaksız bahçeler meydana getiren, tatları birbirinden farklı hurmalar ve ekinler, birbirine benzeyen ve benzemeyen zeytinler ve narlar yaratan O’dur. Ürün verdiğinde ürününden yiyin ve hasat gününde de hakkını verin.” Bu ayette geçen hasat gününde hakkını verin sözlerinden, bakın ayette malınızdan yoksulun hakkını verin diye anlamışlar. Hâlbuki bu ayette bahsedilen kazancınızdan olmayana hayır olarak verin anlamındadır. Dikkat ettiyseniz hiç kimse sizden almıyor ve siz herhangi bir ölçüyle değil, gönlünüzden kopanı veriyorsunuz. Aynı uyarılar İsra 26, Rum 38. Ayetler. Zariyat suresi 19. Ayetinde şöyle geçer. “ONLARIN MALLARINDA İSTEYEN VE İSTEMEYEN YOKSULLAR İÇİN BİR HAK VARDI.” Mal kelimesi, gelir getiren her şeye denir. Rabbimiz bu ayetinde de çok açık mallarınızın kazancından, yoksulunda bir payı vardı onu unutmayın diyor. Hatırlatmak isterim, asla hiçbir ölçü ve sınır koymadan özgürce insanların imtihanı gereği kendilerinin vermesini istiyor. Tevbe 103. Ayetinde ise Allah, Resulünün bizzat mallarının kazancından al diyor. Mallarından al demekle aslında şunu söylüyor. Kazançlarının ölçüsü oranında al. Bu konu, Tevbe suresi 60. Ayette de tekrar ediliyor. Allah’ın Resulünün mallarından sadaka al ayetinden, o gün benim söylediğim şekliyle anlaşılmış ki, bakın rivayetlerde bu konu nasıl gerçekleştirildiği anlatılır. Ölçüyü o günün şartlarında konulduğu anlaşılıyor.<br />
<br />
6516 – Hz. Cabir İbnu Abdillah radıyallahu anhüma anlatıyor: “Resulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: “BEŞ DEVEDEN AŞAĞI MAL İÇİN ZEKÂT YOKTUR. Beş okiyyeden az (gümüş için de) zekât yoktur. Beş vask miktarından az olan (hurma, üzüm ve hububat) için de zekât yoktur.”<br />
<br />
6521 – Amr İbnu Şu’ayb an ebihi an ceddihi radıyallahu anhüma anlatıyor: “Resulullah aleyhissalatu vesselam, (yerden çıkan mahsullerden) şu beş şeyden zekât verilmesini teşri buyurdu: “BUĞDAY, ARPA, HURMA, ÜZÜM VE DARI.”<br />
<br />
6514 – İbnu Ömer ve Hz. Aişe radıyallahu anhüma’nın anlattığına göre: “Resulullah aleyhissalatu vesselam, HER YİRMİ DİNAR VE DAHA FAZLASI İÇİN YARIM DİNAR (ZEKÂT) ALIRDI, KIRK DİNAR İÇİN DE BİR DİNAR (ZEKÂT) ALIRDI.<br />
<br />
Sizlerinde çok açık anladığınız gibi, Allah’ın Resulü, devleti yönetirken ihtiyaçları görebilmek için, gelirleri ölçüsünce onlardan VERGİ TOLUYOR. Gelelim Kur’an’da geçen zekât, infak konusuna. Ayetler üzerinde dikkatle düşünelim, Allah zekât ve sadaka yani Allah yolunda yapacağımız hayırlarımızda herhangi bir ölçü sınır koymuş mu, BİZLERE BIRAKIP KAZANCIMIZDAN MI YOKSA DAHA ÖNCE EDİNDİĞİMİZ MAL VE MÜLKÜMÜZ ÜZERİNDEN Mİ ZEKÂT VERECEĞİZ ona bakalım.<br />
<br />
EY İMAN EDENLER! KAZANDIKLARINIZIN İYİLERİNDEN VE YERDEN SİZİN İÇİN ÇIKARDIKLARIMIZDAN ALLAH YOLUNDA HARCAYIN. KENDİNİZİN GÖZ YUMMADAN ALICISI OLMAYACAĞINIZ BAYAĞI ŞEYLERİ VERMEYE KALKIŞMAYIN VE BİLİN Kİ ALLAH, HER BAKIMDAN ZENGİNDİR, ÖVÜLMEYE LÂYIKTIR. (Bakara 267)<br />
<br />
“YİNE SANA İYİLİK YOLUNDA NE HARCAYACAKLARINI SORUYORLAR. “İHTİYAÇ FAZLASINI” DE. ALLAH, DÜŞÜNESİNİZ DİYE SİZE ÂYETLERİNİ BÖYLE AÇIKLIYOR.” (BAKARA 219)<br />
<br />
“SALÂTI YERİNE GETİRİN, ZEKÂTI GERÇEKLEŞTİRİN; KENDİNİZ İÇİN HAYIR OLARAK NE SUNMUŞSANIZ ALLAH KATINDA ONU BULACAKSINIZ. ALLAH, YAPTIKLARINIZI GÖRENDİR.” (Bakara 110)<br />
<br />
“SANA ALLAH YOLUNDA NE HARCAYACAKLARINI SORUYORLAR. DE Kİ: “HAYIR OLARAK NE HARCARSANIZ O, ANA-BABA, AKRABA, YETİMLER, FAKİRLER VE YOLDA KALMIŞLAR İÇİNDİR. HAYIR OLARAK NE YAPARSANIZ, GERÇEKTEN ALLAH ONU HAKKIYLA BİLİR.” (Bakara 215)<br />
<br />
“ONLAR, SALATI İKÂME EDEN VE KENDİLERİNE RIZIK OLARAK VERDİĞİMİZ ŞEYLERDEN İNFAK EDENLERDİR.” (Enfal 3)<br />
<br />
“EY İMAN EDENLER! HİÇBİR ALIŞVERİŞİN, HİÇBİR DOSTLUĞUN VE HİÇBİR ŞEFAATİN OLMADIĞI KIYAMET GÜNÜ GELMEDEN ÖNCE, SİZE RIZIK OLARAK VERDİKLERİMİZDEN ALLAH YOLUNDA HARCAYIN. İNKÂR EDENLER İSE ZALİMLERİN TA KENDİLERİDİR.” (Bakara 254)<br />
<br />
“ONLAR RABLERİNİN RIZASINI İSTEYEREK SABREDEN, SALATI YERİNE GETİREN, KENDİLERİNE RIZIK OLARAK VERDİĞİMİZ ŞEYLERDEN GİZLİ VE AÇIK OLARAK (ALLAH YOLUNDA) İNFAK EDEN (VEREN) VE KÖTÜLÜĞÜ İYİLİKLE SAVAN KİŞİLERDİR. İŞTE ONLAR VAR YA, (DÜNYA) YURDUNUN (GÜZEL) SONU SADECE ONLARINDIR.” (Rad 22)<br />
<br />
Allah yolunda bizlerin, neler harcayacağımızı nasıl zekât verip infakta bulunacağımızı, ayetlerinde çok açık bildiriyor. Makalemin başında Tevbe suresi 103. Ayetinde, Allah’ın Resulünün bizzat topladığı ve MALLARININ ÖLÇÜ kabul edilip belirlendiği bir sadakadan bahsediliyordu. Yazdığım zekât, infak konulu ayetlerin tamamında ise çok farklı bir zekâttan bahsediliyor. MALLARINDAN DEĞİL, KAZANDIKLARINDAN ZEKÂT VERİLMESİ İSTENİYOR. Mantıkta zaten onu gerektirir. Malın vardır ama gelir getirmiyordur, onun zekâtı mı olur? Gelir getiren bir malın olacak ki, ondan kazandığının zekâtını, Allah yoluna harayacaksın. Ayetleri hatırlayalım. “KAZANDIKLARINIZIN İYİLERİNDEN VE YERDEN SİZİN İÇİN ÇIKARDIKLARIMIZDAN, ALLAH YOLUNDA HARCAYIN.(Bakara 267) “İHTİYAÇ FAZLASINI VERİN” (Bakara 219) “KENDİNİZ İÇİN HAYIR OLARAK NE SUNMUŞSANIZ, ALLAH KATINDA ONU BULACAKSINIZ.” (Bakara 110) “SANA ALLAH YOLUNDA NE HARCAYACAKLARINI SORUYORLAR. DE Kİ: “HAYIR OLARAK NE HARCARSANIZ O.” (Bakara 215) “KENDİLERİNE RIZIK OLARAK VERDİĞİMİZ ŞEYLERDEN İNFAK EDENLERDİR.” (Enfal 3) “SİZE RIZIK OLARAK VERDİKLERİMİZDEN ALLAH YOLUNDA HARCAYIN.” (Bakara 254) “KENDİLERİNE RIZIK OLARAK VERDİĞİMİZ ŞEYLERDEN GİZLİ VE AÇIK OLARAK İNFAK EDİN.” (Rad 22)<br />
<br />
Dikkat ettiyseniz, Allah yolunda harcayacaklarımız yani zekât ve sadakalarımızı verirken bizler, gönüllük esasına göre vereceğimizi ve verdiğimiz zekât sadakalarımızı da, kazancımızdan vermemiz gerektiği, çok açık anlaşılıyor. Bakara 215. Ayet Allah yolunda harcayacaklarımın nasıl gönüllü olduğunu açıklıyordu tekrar hatırlayalım. “SANA ALLAH YOLUNDA NE HARCAYACAKLARINI SORUYORLAR. DE Kİ: “HAYIR OLARAK NE HARCARSANIZ O.”<br />
<br />
Değerli dostlarım, Kur’an hükümlerini doğru anlayabilmek için, hiç bir etki altında kalmadan,  bizler gereken çabayı gösterip doğru araştıralım. Elbette bizlerde insanız hata yapabiliriz, ama çabalarımız nispetinde inanın bir gün yanlışlarımızı fark edip, düzelteceğimizi lütfen unutmayalım. Bu çabayı göstermediğimizde ise, hiçbir zaman yanlışlarımızı fark etme imkânımız olmayacağını da bilelim. Bunu da doğru yapabilmek için, her zaman söylediğim gibi, önce kafamızdaki yanlış, batıl hurafe bilgilerden kurtulalım, tertemiz düşüncelerimizle Kur’an’ı okuyup anlamaya çalışalım ki, gerçeklerle buluşabilelim. Dilerim bu çabanın içinde olan, Allah’ın azınlık halis kulları arasında oluruz. Çok güzel bir ata sözümüz vardır. NE VERiRSEN ELİNLE, O GELİR SENİNLE.<br />
<br />
Saygılarımla<br />
Haluk GÜMÜŞTABAK<br />
<br />
<a href="https://kuranadavet1.wordpress.com/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">https://kuranadavet1.wordpress.com/</a><br />
<br />
<a href="https://twitter.com/KURANA_DAVET" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">https://twitter.com/KURANA_DAVET</a><br />
<br />
<a href="http://www.hakyolkuran.com/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">http://www.hakyolkuran.com/</a><br />
<br />
<a href="https://www.facebook.com/Kuranadavet1/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">https://www.facebook.com/Kuranadavet1/</a><br />
<br />
<a href="https://hakyolkuran1.blogspot.com/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">https://hakyolkuran1.blogspot.com/</a>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[İslam’ı Yaşarken İzlediğimiz Yol Ve Mümin Suresi 41-42-43. Ayetler.]]></title>
			<link>https://duygusuz.com/showthread.php?tid=121635</link>
			<pubDate>Thu, 30 Apr 2026 10:06:56 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://duygusuz.com/member.php?action=profile&uid=16197">halukgta</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://duygusuz.com/showthread.php?tid=121635</guid>
			<description><![CDATA[Değerli dostlarım, bizler Allah’ın kitabına iman ettik dediğimiz halde, ne yazık ki iman ettiğimiz kitabı anlayarak ve düşünerek hiç okumadığımız için, Allah’ın biz kullarına mesajını da doğru anlayamadık. Düşünebiliyor musunuz genel çoğunluğumuz, hayatında bir kez bile anlayarak okumadığı bir kitaba iman ediyor. Sizce bu yol ve yöntem doğru olabilir mi? Böyle olunca da din tacirlerinin, Allah ile aldatanların tuzağına düşmekten kurtulamıyoruz. Ne yazık ki sen Kur’an’ı anlayamazsın diyenlere inandık ve birileri kendilerini ALLAH DOSTU VELİ, ÂLİM KİŞİ İLAN ETTİLER, ONLARDAN EN DOĞRU DİNİ ÖĞRENECEĞİMİZİ BİZLERE KABUL ETTİRDİLER. Şunu hiç sorma gereği duymadık, madem biz anlayamıyoruz neden sorumlu oluyoruz Kur’an’dan demedik. Neden, çünkü Allah’ın Kur’an’da birçok kez uyardığı OKU, AKLINI KULLAN, DÜŞÜN EMİRLERİNİ TEBLİĞ ALMADIKTA ONDAN. Kur’an’ı dikkatle anlayarak okumuş olsaydık, dinimiz ve imanımız adına ALLAH’TAN BAŞKA hiç kimseye güvenemeyeceğimizi ve Kur’an’ı Allah, hiç kimseye muhtaç olmayalım diye, yemin ederek kolaylaştırdığını söylediğini anlayacaktık, ama bunun önüne geçtiler. Halbuki Allah’ın Resulü de Allah’tan başka hiç kimseye güvenmemiş, yalnız Kur’an’a iman edip yalnız Kur’an’ı biz ümmetine tebliğ etmişti. Benden başka sakın VELİ edinmeyin diyen Rabbimizin uyarısını tebliğ alamadığımız için, Velisi olmayanın Velisi şeytandır diye bizleri inandırdılar. Allah’a onun kitabına yönelmemiz, yalnız Allah’a güvenmemiz gerekirken, BİZLERİ KENDİLERİNE YÖNLENDİRENLER ONLARA GÜVENMEMİZİ İSTEDİLER. Bu söylenenlere inanınca da, dinde bölündük parçalandık Allah’ın yolundan saptık. Hâlbuki Rabbimiz dinde tek yumruk olmamızı mezheplere, cemaatlere, fırkalara bölünmemizi yasaklamıştı.<br />
<br />
Eğer Kur’an ile buluşmuş ve onu anlayarak düşünerek okumuş olsaydık, Allah’ın Resuller ve onlarla uyarıcı ikaz edici Kitaplar göndermesinin nedenlerini de doğru anlayabilirdik. Allah Kitap Ehlinin yaptığı yanlışları tekrar etmeyelim diye, onların yanlışlarına örnekler verir Kur’an’da. Bizler çok üzgünüm saygı duyduğumuz, hatta öpüp başımıza koyduğumuz Kur’an’a güvenmemiz gerekirken, güvendiğimiz kendimizce VELİ, GAVS, ÂLİM kişi ilan ettiğimiz kişilere güvendik, onların sözleri ile İslam’ı yaşadık, yaşamaya devam ediyoruz. Sizlere sormak isterim, KİMİN TAKVACA ÜSTÜN OLDUĞUNU, DOĞRU YOLDA GİTTİĞİNİ, YANİ ALLAH’IN SEVGİLİ VELİ KULU OLDUĞUNU BİZLER BİLEBİLİR MİYİZ? Bilemeyeceğimizi Allah İsra suresi 84. Ayetinde, bakın nasıl söylüyor. “DE Kİ: “HERKES BULUNDUĞU HAL VE NİYETİNE GÖRE İŞ YAPAR. BU DURUMDA KİMİN EN DOĞRU YOLDA OLDUĞUNU RABBİNİZ DAHA İYİ BİLİR.” Ne yazık ki bizler Rabbimizin uyarılarını dinlemedik, işin kolayına kaçıp, edindiğimiz velilerin sözlerine kandık. Gerçek iman eden, doğru yolun Kur’an’ın gösterdiği yol olduğunu bilir. SÖZDE MÜSLÜMANDA YAŞANANLARDAN DERS ALMAYIP, YAKIN ZAMANDA ALLAH DOSTU VE VELİ KİŞİ İLAN ETTİKLERİ, FETO ZALİMİ BENZERLERİNE İNANMAYA DEVAM EDER.<br />
<br />
Çok daha ilginci bizler Kur’an ile buluşabilseydik, edindikleri Veli kişilerin kendilerine şefaat edemeyeceğini, hiç bir faydası olamayacaağını, bu kişilerin cehennem azabından asla bizleri kurtaramayacağını da anlardık. Lütfen Kur’an’dan, Allah’ın gönderdiği Resullerin, nasıl yalnız Allah’a dua ettiğini, yalnız ondan yardım dilediklerini hatta dualarında, Allah’ım bizi senin SALİH kulların arasına kat dediklerini de görebilirsiniz. Bakın Allah Hz. Muhammed’i nasıl uyarıyor ve nasıl dua etmesini istiyor, hatırlayalım.<br />
<br />
“ALLAH’TAN BAŞKA İLAH OLMADIĞINI KUŞKUSUZCA BİL! HEM KENDİ GÜNAHIN İÇİN, HEM DE MÜMİN ERKEKLERLE MÜMİN KADINLAR İÇİN AF DİLE. ALLAH SİZİN, DÖNÜP DOLAŞACAĞINIZ YERİ DE, VARIP ULAŞACAĞINIZ YERİ DE BİLİR.” (Muhammet 19 )<br />
<br />
Bakın Allah Resulünü nasıl uyarıyor ve onun bile günahları için, Allah’a dua etmesini istiyor. Bizler namazlarımızda dua ederken, Allah’ım YALNIZ SANA KULLUK EDERİZ, YALNIZ SENDEN YARDIM DİLERİZ diye Allah’a söz veriyoruz. Namaz bitiyor yardımı şefaati Resulünden dileyip, ŞEFAAT YA RESULALLAH demekten korkmuyoruz. Onu bırakın edindiğimiz veli, gavs dediğimiz kişilere kulluk edip, onların mahşer günü bizlere şefaat edeceğine bile inanmıyor muyuz? Bu ve benzeri öyle büyük hatalar yapıyoruz ki, hala günümüzde bizler edindiğimiz Veli kişilerin ardından gitmeye devam ediyoruz. Hâlbuki Allah bağışlanma ve şefaat konusunda tek yetkili kendisinin olduğunu söyleyip, Tevbe suresi 80. Ayetinde Resulünün üzerinden ne demişti hatırlayalım. “SEN, ONLAR İÇİN İSTER BAĞIŞLANMA DİLE, İSTERSEN DİLEME. ONLAR İÇİN YETMİŞ KERE BAĞIŞLANMA DİLESEN DE, ALLAH ONLARI KESİNLİKLE BAĞIŞLAMAZ.” Yine Allah, Resulünün üzerinden bu konu ile ilgili bir uyarıda bulunarak, Enam suresi 51. ayetinde ne diyordu, onu da hatırlayalım. “RABLERİNİN HUZURUNDA TOPLANACAKLARINDAN KORKANLARI, KUR’AN’LA UYAR. ÖYLEKİ, KENDİLERİ İÇİN O’NUN HUZURUNDA NE BİR DOST NE DE BİR ŞEFAATÇİ VARDIR. GEREKİR Kİ ALLAH’TAN KORKARLAR.” Bizler ne yazık ki Allah’tan korkmak, ondan yardım istemek yerine, edindiğimiz VELİ, GAVS ilan ettiğimiz kişilerden korkup yardım şefaat diliyoruz.<br />
<br />
Allah’ın görev verdiği Elçilerinin, nasıl dua ettiklerini ve kendilerini nasıl SALİH kulları arasına almasını istedikleri dua örneklerini hatırlatmak istiyorum. Hz. Âdem bakın Allah’a nasıl dua ediyor, Araf 23. Ayetinde. “DEDİLER Kİ: “RABBİMİZ! BİZ KENDİMİZE ZULÜM ETTİK. EĞER BİZİ BAĞIŞLAMAZ VE BİZE ACIMAZSAN MUTLAKA ZİYAN EDENLERDEN OLURUZ.” Yine Hz. Yusuf’un Yusuf suresi 101. Ayetinde, Allah’a karşı yaptığı duayı hatırlayalım. “RABBİM! GERÇEKTEN BANA MÜLK VERDİN VE BANA SÖZLERİN YORUMUNU ÖĞRETTİN. EY GÖKLERİ VE YERİ YARATAN! DÜNYADA VE AHİRETTE SEN BENİM VELİMSİN. BENİM CANIMI MÜSLÜMAN OLARAK AL VE BENİ SALİH/ERDEMLİ KULLARIN ARASINA KAT.” Bakın Allah’ın Resulü nasıl dua ediyor. Bu dünyada ve ahirette yalnız sen benim VELİMSİN diyor. Ama bizler bu uyarılardan habersiz kendimize Allah ile birlikte VELİLER, GAVSLAR edinmekten çekinmiyoruz, ondan sonrada bizler Allah’ın en doğru yolunda gidiyoruz diyebiliyoruz.<br />
<br />
Şimdide Hz. İbrahim’den bir örnek hatırlatmak istiyorum. Şuara suresi 82. Ayetinde, O örnek insan bakın Allah’a nasıl dua ediyor. “HESAP GÜNÜNDE, BENİM İÇİN HATALARIMI BAĞIŞLAYACAĞINI UMDUĞUM O’DUR. RABBİM! BANA DOĞRU HÜKÜM VERME YETENEĞİ VER VE BENİ İYİLER/SALİH KİŞİLER ARASINA KAT! “ Hz. İbrahim, günahlarının bağışlayıcısı olarak Allah’ı gösteriyor ama bizler hala Resulünden, edindiğimiz Veli kişilerin şefaatinden bahsetmekten korkmuyoruz. Ayetin son kısmı, çok dikkat çekici ve önemli. Hz. İbrahim Allah’a dua ederken, BENİ SALİH KİŞİLERİN ARASINA KAT diyor. Bakın bunu söyleyen Allah’ın çok takdir ettiği, HANİF bir kul olduğunu, Kur’an’ın bildirdiği bir RESUL. Ama bizler hakkında yalnız Allah’ın bileceği bir konuda hükümler verip BU KİŞİ ALLAH’IN HALİS, SALİH KULU VELİ İNSAN diyerek, hiç kuşku duymadan bu kişilerin ardı sıra gitmekten çekinmiyoruz. Tabi sonucunu da görüyoruz ama işin kötüsü ders almıyoruz. DERS ALMAYINCA AYNI HATALARI YAPIP, AYNI ACILARI TATMAMIZDA KAÇINILMAZ OLACAKTIR. Son olarak Hz. Musa’nın kısasından, çok önemli birkaç ayet hatırlatmak istiyorum. Çünkü bu ayet Tüm kitap Ehlinin, bizlerde dâhiliz yaptığımız yanlışlara, düşünen kuluna çok güzel bir ders veriyor.<br />
<br />
Mümin 41-42: “EY KAVMİM! BU NE HÂL? BEN SİZİ KURTULUŞA ÇAĞIRIYORUM, SİZ İSE BENİ ATEŞE ÇAĞIRIYORSUNUZ.” “SİZ BENİ ALLAH’I İNKÂR ETMEYE VE HAKKINDA HİÇBİR BİLGİM OLMAYAN ŞEYLERİ O’NA ORTAK KOŞMAYA ÇAĞIRIYORSUNUZ. BEN İSE SİZİ MUTLAK GÜÇ SAHİBİNE, ÇOK BAĞIŞLAYANA (ALLAH’A) ÇAĞIRIYORUM.” (Diyanet meali)<br />
<br />
Mümin 43: GERÇEK ŞU Kİ SİZİN BENİ DAVET ETTİĞİNİZ ŞEYİN, DÜNYADA DA AHİRETTE DE DAVETE DEĞER BİR TARAFI YOKTUR. ŞÜPHESİZ Kİ DÖNÜŞÜMÜZ ALLAH’ADIR; AŞIRI GİDENLER DE ELBETTE ATEŞ HALKININ KENDİLERİDİR. (Mehmet Okuyan)<br />
<br />
Hz. Musa toplumunu/ümmetini kurtuluşa çağırdığını söylüyor ve diyor ki, söyledikleriniz ve inandıklarınız akıl işi değil. Ben sizi hakka kurtuluşa çağırıyorum, siz beni ateşe çağırıyorsunuz. Peki, neden söylüyor bu sözleri Hz. Musa? Çünkü Allah’ın Resulüne gelen vahiyle, onların yaşadığı atalarının batıl inanç o kadar farklı ki, bu ne hal sizin yaptıklarınız diye şaşırıyor. HATIRLATIRIM HZ. MUSA’NIN ŞAŞIRDIĞI TOPLUM KİTAP EHLİ ALLAH’A VE DAHA ÖNCE GELEN KİTAPLARA İNANDIKLARINI SÖYLEYEN TOPLUMLAR. AMA ALLAH’IN İNANCINDAN NEREDEYSE ESER KALMAMIŞ Kİ, HZ. MUSA BU HALİNİZ NEDİR SİZLERİN DİYOR. Ayette çok önemli bir konu var. Hz. Musa Siz beni Allah’ı inkâr etmeye ve hakkında hiçbir bilgim olmayan, yani Allah’ın bu konuda açıklama yapmadığı şeyleri, ALLAH’A ORTAK KOŞMAYA YANİ ŞİRK KOŞMAYA BENİ ÇAĞIRIYORSUNUZ DİYOR. Tıpkı günümüzde bizlerin yaşadığı gibi.<br />
<br />
Buradan da anlıyoruz ki bu insanlar, Allah’a inanıyor ama batılın bataklığına batmışlar ve Hz. Musa’yı da kendilerine davet ediyorlar. Hz. Musa onlara siz yanlış yoldasınız diyerek, ben sizi mutlak ve tek güç sahibi, bağışlayıcı Allah’a çağırıyor, ona davet ediyorum diyor. Devamında ise çok önemli bir açıklama yapıyor, kendisini atalarının rivayetlerle karışmış batıl inancına çağıranlara, sizin beni davet ettiğiniz inancın, ne bu dünyada nede Allah’ın huzurunda geçerliliği yoktur. Allah katında Geçerli olan, ALLAH’IN HALİS, KATIKSIZ DİNİDİR. Bizlerin dönüşü yalnız Allah’a olacaktır ve sorgumuzda Allah’ın hükümlerinden olacaktır. ALLAH’IN KOYDUĞU SINIRLARINI AŞARAK, AŞIRIYA GİDENLER VE ALLAH’IN DİNİNE BEŞERİ İLAVELER YAPARAK, ALLAH’A İFTİRA EDENLER, ATEŞ HALKININ BİZZAT KENDİLERİ OLACAKTIR, diyerek batılın hurafenin atalar dini yaşayanları ikaz ediyor. <br />
<br />
Sizce bizler, bunca açık Allah’ın verdiği örneklerden ders aldık ve bu hataları günümüzde bizler yapmıyoruz diyebiliyor muyuz? Bu sorum karşısında tebessüm ettiğinizi ve onlardan ne yazık ki hiçbir farkımızın olmadığını içinizden geçirdiniz. Dilerim gözlerimizdeki perdeyi kulak ve kalplerimizdeki mührü KUR’AN ile kaldırırız. Yine dilerim Allah’ın zikri Kur’an’ı dikkatle araştırarak düşünerek okuyan, en az hata yapan, Allah’ın halis kullar arasında oluruz.<br />
<br />
Saygılarımla<br />
Haluk GÜMÜŞTABAK<br />
<br />
<a href="https://kuranadavet1.wordpress.com/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">https://kuranadavet1.wordpress.com/</a><br />
<br />
<a href="https://twitter.com/KURANA_DAVET" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">https://twitter.com/KURANA_DAVET</a><br />
<br />
<a href="http://www.hakyolkuran.com/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">http://www.hakyolkuran.com/</a><br />
<br />
<a href="https://www.facebook.com/Kuranadavet1/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">https://www.facebook.com/Kuranadavet1/</a><br />
<br />
<a href="https://hakyolkuran1.blogspot.com/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">https://hakyolkuran1.blogspot.com/</a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Değerli dostlarım, bizler Allah’ın kitabına iman ettik dediğimiz halde, ne yazık ki iman ettiğimiz kitabı anlayarak ve düşünerek hiç okumadığımız için, Allah’ın biz kullarına mesajını da doğru anlayamadık. Düşünebiliyor musunuz genel çoğunluğumuz, hayatında bir kez bile anlayarak okumadığı bir kitaba iman ediyor. Sizce bu yol ve yöntem doğru olabilir mi? Böyle olunca da din tacirlerinin, Allah ile aldatanların tuzağına düşmekten kurtulamıyoruz. Ne yazık ki sen Kur’an’ı anlayamazsın diyenlere inandık ve birileri kendilerini ALLAH DOSTU VELİ, ÂLİM KİŞİ İLAN ETTİLER, ONLARDAN EN DOĞRU DİNİ ÖĞRENECEĞİMİZİ BİZLERE KABUL ETTİRDİLER. Şunu hiç sorma gereği duymadık, madem biz anlayamıyoruz neden sorumlu oluyoruz Kur’an’dan demedik. Neden, çünkü Allah’ın Kur’an’da birçok kez uyardığı OKU, AKLINI KULLAN, DÜŞÜN EMİRLERİNİ TEBLİĞ ALMADIKTA ONDAN. Kur’an’ı dikkatle anlayarak okumuş olsaydık, dinimiz ve imanımız adına ALLAH’TAN BAŞKA hiç kimseye güvenemeyeceğimizi ve Kur’an’ı Allah, hiç kimseye muhtaç olmayalım diye, yemin ederek kolaylaştırdığını söylediğini anlayacaktık, ama bunun önüne geçtiler. Halbuki Allah’ın Resulü de Allah’tan başka hiç kimseye güvenmemiş, yalnız Kur’an’a iman edip yalnız Kur’an’ı biz ümmetine tebliğ etmişti. Benden başka sakın VELİ edinmeyin diyen Rabbimizin uyarısını tebliğ alamadığımız için, Velisi olmayanın Velisi şeytandır diye bizleri inandırdılar. Allah’a onun kitabına yönelmemiz, yalnız Allah’a güvenmemiz gerekirken, BİZLERİ KENDİLERİNE YÖNLENDİRENLER ONLARA GÜVENMEMİZİ İSTEDİLER. Bu söylenenlere inanınca da, dinde bölündük parçalandık Allah’ın yolundan saptık. Hâlbuki Rabbimiz dinde tek yumruk olmamızı mezheplere, cemaatlere, fırkalara bölünmemizi yasaklamıştı.<br />
<br />
Eğer Kur’an ile buluşmuş ve onu anlayarak düşünerek okumuş olsaydık, Allah’ın Resuller ve onlarla uyarıcı ikaz edici Kitaplar göndermesinin nedenlerini de doğru anlayabilirdik. Allah Kitap Ehlinin yaptığı yanlışları tekrar etmeyelim diye, onların yanlışlarına örnekler verir Kur’an’da. Bizler çok üzgünüm saygı duyduğumuz, hatta öpüp başımıza koyduğumuz Kur’an’a güvenmemiz gerekirken, güvendiğimiz kendimizce VELİ, GAVS, ÂLİM kişi ilan ettiğimiz kişilere güvendik, onların sözleri ile İslam’ı yaşadık, yaşamaya devam ediyoruz. Sizlere sormak isterim, KİMİN TAKVACA ÜSTÜN OLDUĞUNU, DOĞRU YOLDA GİTTİĞİNİ, YANİ ALLAH’IN SEVGİLİ VELİ KULU OLDUĞUNU BİZLER BİLEBİLİR MİYİZ? Bilemeyeceğimizi Allah İsra suresi 84. Ayetinde, bakın nasıl söylüyor. “DE Kİ: “HERKES BULUNDUĞU HAL VE NİYETİNE GÖRE İŞ YAPAR. BU DURUMDA KİMİN EN DOĞRU YOLDA OLDUĞUNU RABBİNİZ DAHA İYİ BİLİR.” Ne yazık ki bizler Rabbimizin uyarılarını dinlemedik, işin kolayına kaçıp, edindiğimiz velilerin sözlerine kandık. Gerçek iman eden, doğru yolun Kur’an’ın gösterdiği yol olduğunu bilir. SÖZDE MÜSLÜMANDA YAŞANANLARDAN DERS ALMAYIP, YAKIN ZAMANDA ALLAH DOSTU VE VELİ KİŞİ İLAN ETTİKLERİ, FETO ZALİMİ BENZERLERİNE İNANMAYA DEVAM EDER.<br />
<br />
Çok daha ilginci bizler Kur’an ile buluşabilseydik, edindikleri Veli kişilerin kendilerine şefaat edemeyeceğini, hiç bir faydası olamayacaağını, bu kişilerin cehennem azabından asla bizleri kurtaramayacağını da anlardık. Lütfen Kur’an’dan, Allah’ın gönderdiği Resullerin, nasıl yalnız Allah’a dua ettiğini, yalnız ondan yardım dilediklerini hatta dualarında, Allah’ım bizi senin SALİH kulların arasına kat dediklerini de görebilirsiniz. Bakın Allah Hz. Muhammed’i nasıl uyarıyor ve nasıl dua etmesini istiyor, hatırlayalım.<br />
<br />
“ALLAH’TAN BAŞKA İLAH OLMADIĞINI KUŞKUSUZCA BİL! HEM KENDİ GÜNAHIN İÇİN, HEM DE MÜMİN ERKEKLERLE MÜMİN KADINLAR İÇİN AF DİLE. ALLAH SİZİN, DÖNÜP DOLAŞACAĞINIZ YERİ DE, VARIP ULAŞACAĞINIZ YERİ DE BİLİR.” (Muhammet 19 )<br />
<br />
Bakın Allah Resulünü nasıl uyarıyor ve onun bile günahları için, Allah’a dua etmesini istiyor. Bizler namazlarımızda dua ederken, Allah’ım YALNIZ SANA KULLUK EDERİZ, YALNIZ SENDEN YARDIM DİLERİZ diye Allah’a söz veriyoruz. Namaz bitiyor yardımı şefaati Resulünden dileyip, ŞEFAAT YA RESULALLAH demekten korkmuyoruz. Onu bırakın edindiğimiz veli, gavs dediğimiz kişilere kulluk edip, onların mahşer günü bizlere şefaat edeceğine bile inanmıyor muyuz? Bu ve benzeri öyle büyük hatalar yapıyoruz ki, hala günümüzde bizler edindiğimiz Veli kişilerin ardından gitmeye devam ediyoruz. Hâlbuki Allah bağışlanma ve şefaat konusunda tek yetkili kendisinin olduğunu söyleyip, Tevbe suresi 80. Ayetinde Resulünün üzerinden ne demişti hatırlayalım. “SEN, ONLAR İÇİN İSTER BAĞIŞLANMA DİLE, İSTERSEN DİLEME. ONLAR İÇİN YETMİŞ KERE BAĞIŞLANMA DİLESEN DE, ALLAH ONLARI KESİNLİKLE BAĞIŞLAMAZ.” Yine Allah, Resulünün üzerinden bu konu ile ilgili bir uyarıda bulunarak, Enam suresi 51. ayetinde ne diyordu, onu da hatırlayalım. “RABLERİNİN HUZURUNDA TOPLANACAKLARINDAN KORKANLARI, KUR’AN’LA UYAR. ÖYLEKİ, KENDİLERİ İÇİN O’NUN HUZURUNDA NE BİR DOST NE DE BİR ŞEFAATÇİ VARDIR. GEREKİR Kİ ALLAH’TAN KORKARLAR.” Bizler ne yazık ki Allah’tan korkmak, ondan yardım istemek yerine, edindiğimiz VELİ, GAVS ilan ettiğimiz kişilerden korkup yardım şefaat diliyoruz.<br />
<br />
Allah’ın görev verdiği Elçilerinin, nasıl dua ettiklerini ve kendilerini nasıl SALİH kulları arasına almasını istedikleri dua örneklerini hatırlatmak istiyorum. Hz. Âdem bakın Allah’a nasıl dua ediyor, Araf 23. Ayetinde. “DEDİLER Kİ: “RABBİMİZ! BİZ KENDİMİZE ZULÜM ETTİK. EĞER BİZİ BAĞIŞLAMAZ VE BİZE ACIMAZSAN MUTLAKA ZİYAN EDENLERDEN OLURUZ.” Yine Hz. Yusuf’un Yusuf suresi 101. Ayetinde, Allah’a karşı yaptığı duayı hatırlayalım. “RABBİM! GERÇEKTEN BANA MÜLK VERDİN VE BANA SÖZLERİN YORUMUNU ÖĞRETTİN. EY GÖKLERİ VE YERİ YARATAN! DÜNYADA VE AHİRETTE SEN BENİM VELİMSİN. BENİM CANIMI MÜSLÜMAN OLARAK AL VE BENİ SALİH/ERDEMLİ KULLARIN ARASINA KAT.” Bakın Allah’ın Resulü nasıl dua ediyor. Bu dünyada ve ahirette yalnız sen benim VELİMSİN diyor. Ama bizler bu uyarılardan habersiz kendimize Allah ile birlikte VELİLER, GAVSLAR edinmekten çekinmiyoruz, ondan sonrada bizler Allah’ın en doğru yolunda gidiyoruz diyebiliyoruz.<br />
<br />
Şimdide Hz. İbrahim’den bir örnek hatırlatmak istiyorum. Şuara suresi 82. Ayetinde, O örnek insan bakın Allah’a nasıl dua ediyor. “HESAP GÜNÜNDE, BENİM İÇİN HATALARIMI BAĞIŞLAYACAĞINI UMDUĞUM O’DUR. RABBİM! BANA DOĞRU HÜKÜM VERME YETENEĞİ VER VE BENİ İYİLER/SALİH KİŞİLER ARASINA KAT! “ Hz. İbrahim, günahlarının bağışlayıcısı olarak Allah’ı gösteriyor ama bizler hala Resulünden, edindiğimiz Veli kişilerin şefaatinden bahsetmekten korkmuyoruz. Ayetin son kısmı, çok dikkat çekici ve önemli. Hz. İbrahim Allah’a dua ederken, BENİ SALİH KİŞİLERİN ARASINA KAT diyor. Bakın bunu söyleyen Allah’ın çok takdir ettiği, HANİF bir kul olduğunu, Kur’an’ın bildirdiği bir RESUL. Ama bizler hakkında yalnız Allah’ın bileceği bir konuda hükümler verip BU KİŞİ ALLAH’IN HALİS, SALİH KULU VELİ İNSAN diyerek, hiç kuşku duymadan bu kişilerin ardı sıra gitmekten çekinmiyoruz. Tabi sonucunu da görüyoruz ama işin kötüsü ders almıyoruz. DERS ALMAYINCA AYNI HATALARI YAPIP, AYNI ACILARI TATMAMIZDA KAÇINILMAZ OLACAKTIR. Son olarak Hz. Musa’nın kısasından, çok önemli birkaç ayet hatırlatmak istiyorum. Çünkü bu ayet Tüm kitap Ehlinin, bizlerde dâhiliz yaptığımız yanlışlara, düşünen kuluna çok güzel bir ders veriyor.<br />
<br />
Mümin 41-42: “EY KAVMİM! BU NE HÂL? BEN SİZİ KURTULUŞA ÇAĞIRIYORUM, SİZ İSE BENİ ATEŞE ÇAĞIRIYORSUNUZ.” “SİZ BENİ ALLAH’I İNKÂR ETMEYE VE HAKKINDA HİÇBİR BİLGİM OLMAYAN ŞEYLERİ O’NA ORTAK KOŞMAYA ÇAĞIRIYORSUNUZ. BEN İSE SİZİ MUTLAK GÜÇ SAHİBİNE, ÇOK BAĞIŞLAYANA (ALLAH’A) ÇAĞIRIYORUM.” (Diyanet meali)<br />
<br />
Mümin 43: GERÇEK ŞU Kİ SİZİN BENİ DAVET ETTİĞİNİZ ŞEYİN, DÜNYADA DA AHİRETTE DE DAVETE DEĞER BİR TARAFI YOKTUR. ŞÜPHESİZ Kİ DÖNÜŞÜMÜZ ALLAH’ADIR; AŞIRI GİDENLER DE ELBETTE ATEŞ HALKININ KENDİLERİDİR. (Mehmet Okuyan)<br />
<br />
Hz. Musa toplumunu/ümmetini kurtuluşa çağırdığını söylüyor ve diyor ki, söyledikleriniz ve inandıklarınız akıl işi değil. Ben sizi hakka kurtuluşa çağırıyorum, siz beni ateşe çağırıyorsunuz. Peki, neden söylüyor bu sözleri Hz. Musa? Çünkü Allah’ın Resulüne gelen vahiyle, onların yaşadığı atalarının batıl inanç o kadar farklı ki, bu ne hal sizin yaptıklarınız diye şaşırıyor. HATIRLATIRIM HZ. MUSA’NIN ŞAŞIRDIĞI TOPLUM KİTAP EHLİ ALLAH’A VE DAHA ÖNCE GELEN KİTAPLARA İNANDIKLARINI SÖYLEYEN TOPLUMLAR. AMA ALLAH’IN İNANCINDAN NEREDEYSE ESER KALMAMIŞ Kİ, HZ. MUSA BU HALİNİZ NEDİR SİZLERİN DİYOR. Ayette çok önemli bir konu var. Hz. Musa Siz beni Allah’ı inkâr etmeye ve hakkında hiçbir bilgim olmayan, yani Allah’ın bu konuda açıklama yapmadığı şeyleri, ALLAH’A ORTAK KOŞMAYA YANİ ŞİRK KOŞMAYA BENİ ÇAĞIRIYORSUNUZ DİYOR. Tıpkı günümüzde bizlerin yaşadığı gibi.<br />
<br />
Buradan da anlıyoruz ki bu insanlar, Allah’a inanıyor ama batılın bataklığına batmışlar ve Hz. Musa’yı da kendilerine davet ediyorlar. Hz. Musa onlara siz yanlış yoldasınız diyerek, ben sizi mutlak ve tek güç sahibi, bağışlayıcı Allah’a çağırıyor, ona davet ediyorum diyor. Devamında ise çok önemli bir açıklama yapıyor, kendisini atalarının rivayetlerle karışmış batıl inancına çağıranlara, sizin beni davet ettiğiniz inancın, ne bu dünyada nede Allah’ın huzurunda geçerliliği yoktur. Allah katında Geçerli olan, ALLAH’IN HALİS, KATIKSIZ DİNİDİR. Bizlerin dönüşü yalnız Allah’a olacaktır ve sorgumuzda Allah’ın hükümlerinden olacaktır. ALLAH’IN KOYDUĞU SINIRLARINI AŞARAK, AŞIRIYA GİDENLER VE ALLAH’IN DİNİNE BEŞERİ İLAVELER YAPARAK, ALLAH’A İFTİRA EDENLER, ATEŞ HALKININ BİZZAT KENDİLERİ OLACAKTIR, diyerek batılın hurafenin atalar dini yaşayanları ikaz ediyor. <br />
<br />
Sizce bizler, bunca açık Allah’ın verdiği örneklerden ders aldık ve bu hataları günümüzde bizler yapmıyoruz diyebiliyor muyuz? Bu sorum karşısında tebessüm ettiğinizi ve onlardan ne yazık ki hiçbir farkımızın olmadığını içinizden geçirdiniz. Dilerim gözlerimizdeki perdeyi kulak ve kalplerimizdeki mührü KUR’AN ile kaldırırız. Yine dilerim Allah’ın zikri Kur’an’ı dikkatle araştırarak düşünerek okuyan, en az hata yapan, Allah’ın halis kullar arasında oluruz.<br />
<br />
Saygılarımla<br />
Haluk GÜMÜŞTABAK<br />
<br />
<a href="https://kuranadavet1.wordpress.com/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">https://kuranadavet1.wordpress.com/</a><br />
<br />
<a href="https://twitter.com/KURANA_DAVET" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">https://twitter.com/KURANA_DAVET</a><br />
<br />
<a href="http://www.hakyolkuran.com/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">http://www.hakyolkuran.com/</a><br />
<br />
<a href="https://www.facebook.com/Kuranadavet1/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">https://www.facebook.com/Kuranadavet1/</a><br />
<br />
<a href="https://hakyolkuran1.blogspot.com/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">https://hakyolkuran1.blogspot.com/</a>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Allah’ın Bizlere Güvendiği Kadar, Bizler Allah’a Güveniyor Muyuz?]]></title>
			<link>https://duygusuz.com/showthread.php?tid=121634</link>
			<pubDate>Sat, 25 Apr 2026 08:04:48 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://duygusuz.com/member.php?action=profile&uid=16197">halukgta</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://duygusuz.com/showthread.php?tid=121634</guid>
			<description><![CDATA[Bu makalemde sizleri, çok daha farklı bir konuda düşünmeye davet etmek istiyorum. Sizce Allah biz kullarına güvenmiş midir? Ya da sorumu şu örnekle genişletelim. Bildiğiniz gibi Rabbimiz biz insanları yaratırken, meleklerden ve cinlerden daha üstün bir şekilde yaratmış ve bizlere çok güvenmiş olmalı ki, her iki toplumun yani meleklerin ve cinlerin Hz. Âdem’e secde etmesini, yani ona karşı saygı duymasını istemiştir. Bu örnekten de yola çıkarak sorumuza cevap verelim. Demek ki Allah cinlerden ve meleklerden çok daha fazla ÖNEMLİ BİR KONUDA BİZLERE GÜVENMİŞ OLMALI Kİ, BİZ İNSANLARI SAYGI DUYULACAK BİR ŞEKİLDE YARATMIŞ.<br />
<br />
Peki biz Allah’ın kulları, Allah’ın bizlere güvendiği kadar bizler, Allah’a onun hükümlerine güveniyor muyuz? Yoksa hepsi sözde mi kalıyor, ne dersiniz? Ona da birazdan değineceğim. Hatırlayınız bakara suresi 30. Ayetinde, Allah ve melekleri arasında, nasıl bir konu geçmişti? “Rabbin meleklere, “Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım” dediği vakit melekler, “BİZ SENİ ÖVEREK ANARKEN VE YÜCELTİP DURURKEN, ORADA FESAT ÇIKARACAK, KAN DÖKECEK BİRİNİ Mİ YARATACAKSIN?” DEDİLER.” Bu cevaba karşılık Allah nasıl bir cevap vermişti meleklere? “SİZİN BİLMEDİĞİNİZ ÇOK ŞEY VAR, ONLARI BEN BİLİRİM”<br />
<br />
Gelin meleklerin çok fazla bilgisi olmadığı ama Allah’ın bizlere güvenmesinin nedenlerini birlikte düşünelim. Rabbimiz her şeyden önce biz kullarına, sınırını hala keşfedemediğimiz akıl verdi. O aklı kullandığında, neler yapabileceğini, bizlerin hala hayal bile edemediğimizi Allah bildiğinden, BİZLERİ BU DÜNYADA İMTİHAN EDEREK O AKLI, ÖZGÜR İRADEMİZLE KULLANMA YETKİSİNİ DE VERDİ Kİ, KULLARIM BU YETKİYLE NELER YAPACAK ONU AN BE AN İZLİYOR, YANİ BİZLERİ SINIYOR, İMTİHAN EDİYOR.<br />
<br />
Daha da ileri gidersek Allah, kullarım acaba bu yetkilerle donatıp İRADE VERDİĞİNDE, hangisi bu yetkiyi gücü, iradeyi iyi yönde kullanacak, hangisi kötü yönde kullanıp KENDİSİNİ ADETA İLAHLAŞTIRACAK ONU İZLİYOR. Şunu çok açık söyleyebiliriz, Allah’ın biz kullarını muhatap alması bizler için çok önemli. Çünkü bizlerde kimi muhatap alıyorsak, ONU ÖNEMSİYORUZ GÜVENİYORUZ DEMEKTİR. Tabi bazen o güvenci kötüye kullananlar olduğunda hemen ondan uzaklaşırız ve ne deriz? “SENDEN, HİÇ BÖYLE BİR DAVRANIŞ BEKLEMİYORDUM. ”Allah’ta çok büyük yetki ve akılla donattığı bizlere güveniyor, ama güvendiği dağlara kar yağdırdığımızda, işte O zaman devreye girip, gereken cezayı da veriyor ama inanın bunun hiç farkında değiliz. Şunu lütfen kendimize soralım ve dikkatle düşünelim. Allah biz kullarına böylesine bir şeref, kıymet ve değer verdiyse, acaba bizler bu değerin kıymetini biliyor muyuz? Bu soruyu kendimize hiç sormuyorsak, inanın Allah’ın istediği doğru yolda değiliz demektir.<br />
<br />
Çok daha önemlisi Allah biz insanlara O kadar güveniyor ki, kendisi olacakları biliyor, güvendiği insanlar arasında güvenime ihanet edecek ve emrettiğim yoldan sapacağını da bildiği halde, ALLAH BİZLERE SEÇME HAKKINI VERİYOR. Neyi seçme hakkı? İman edip etmemeyi, iyi ya da kötüyü seçme hakkı veriyor. Peki neden, çünkü Allah bu sonsuz büyük güçlerle donattığı biz kullarını, BU DÜNYADA İMTİHAN EDİYORDA ONDAN. Bu zorlu imtihanın mükafatı da çok büyük, cezası da lütfen unutmayalım. Rabbimiz yarattığı kâinata bu hakları vermediği için, onlar verilen emri kusursuz eksiksiz yerine getiriyor. Güneş her gün doğuyor ve batıyor, bitkiler eksiksiz görevini yapıyor. Hayvanlarda dâhil ben artık süt vermiyorum, yumurta yapmayacağım demiyor. Hepsini Allah biz insanların emrine vermiş.<br />
<br />
Peki bu güçle yetkiyle, özgür irademizle bizleri yaratan Allah’a karşı bizler, onun bizlere güvendiği gibi biz Rabbimize güveniyor muyuz? İşte sorun burada başlıyor. Allah bizleri o kadar özene bezene yaratmış ki, yaratılışımızın tamamlanması içinde, Allah kulunu yaratırken,  ruhumdan üfledim diyor. Yani kullarıma güç ve kuvvet vererek onları özel yarattım diyor. Onun içinde Allah, kullarını yoldan sapmasınlar diye, sürekli elçi ve kitaplarla uyarıyor. ÇÜNKÜ BU GÜCÜN VE YETKİNİN KULLARINI, AKILLARIN KULLANMAYIP NEFSİN ETKİSİNDE KALDIKLARINDA, AKLIN SINIRLARI DIŞINDA AZDIRABİLECEĞİNİ, NELER YAPABİLECEKLERİNİ BİLİYOR.<br />
<br />
Allah bizleri öyle güçlü ve akıllı yaratmış ki, benim aklı başında kullarımın onlara gönderdiğim kitapları anlayabileceğine, hiç kimsenin aracı olmasına gerek olmadığını söylüyor. YANİ ALLAH İLE KULU ARASINDA, RUHBAN OLARAK HİÇ KİMSE YOKTUR. ONUN İÇİN ALLAH YALNIZ KUR’AN’IN İPİNE SARILIN, KENDİNİZE VELİLER EDİNMEYİN. HİÇ KİMSEYE MUHTAÇ OLMAYASINIZ DİYE, KUR’AN’I BİZ KOLAYLAŞTIRDIK NİCE ÖRNEKLERLE AÇIKLADIK DİYOR VE RUHBANLIĞI YASAKLIYOR. YAPANLARINDA SONUCUNDA NELER YAPTIĞI ÖRNEĞİNİ VERİYOR. YANİ RUHBANLIĞIN SONU ALLAH İLE İNSANLARI ALDATIP, PARA KAZANMAKTIR DİYOR. Bu satırları okuyunca olur mu, Allah ile kulu arasında aracı RESULÜ VAR diyebilirsiniz. Hayır, Resuller Allah ile kulu arasında ARACI DEĞİLDİR. Resul Elçi anlamındadır, yani Allah’ın vahyini tebliğ etmekle görevlidir. Bizlere Allah ne yapmamızı emrettiyse, elçisine/Resulüne de aynısını yapmasını emretmiştir. Çünkü Allah, kendi arasında hiçbir kulunu istemediğinden, ben sizlere şah damarınızdan daha yakınım diye uyardığı gibi, sakın kendinize güvenilecek VELİLER edinip ardı sıra gitmeyin, güvenilecek VELİNİZ yalnız benim demiştir. Çok daha önemlisi Rabbimiz bizleri imtihan edeceğini söylemesinin nedeni, KULU İLE BAŞBAŞA KALARAK, O YETKİLERLE DONATTIĞIM KULUM, BAKALIM ONU UYARDIĞIM FURKAN İLE NELER YAPACAK DİYE, BİZLERİ İMTİHAN EDİYOR, İZLİYOR.<br />
<br />
Bizlerin en büyük hatası, Allah’ın bizlere güvendiği kadar, bizler Allah’a güvenmiyoruz. Neden mi? Allah yalnız benim gönderdiğim vahye yani Kur’an’ın ipine sarılın, sakın benden başka güvenilecek VELİ edinmeyin dediği halde, bizler ne diyoruz? “YALNIZ KUR’AN İLE İSLAM YAŞANMAZ, KUR’AN’DA HER BİLGİ DETAYLI AÇIKLANMAMIŞTIR. RESULÜN RİVAYET HADİSLERİ OLMASAYDI KUR’AN KAPALI KALIR ANLAŞILAMAZDI. VELİSİ OLMAYANIN VELİSİ ŞEYTANDIR.” İşte tüm bu düşünce ve inançlar Allah’a tam olarak güvenmediğimizin sonucudur.<br />
<br />
Bunlara ve benzeri yüzlerce Kur’an’ın asla onaylamayacağı inançlara inanıyor ve çevremize doğru diye anlatıyorsak, bizler çok üzgünüm ama ALLAH’A ONUN BİZLERİ SORUMLU TUTACAĞINA HÜKMETTİĞİ KUR’AN’A, GÜVENMİYORUZ DEMEKTİR. Anlatacak örnek verecek o kadar büyük yanlışımız var ki, söylemeye inanın utanıyorum. HAŞA Allah’a güvenmediğimize acıklı ve üzücü bir örnek vermek istiyorum. Rabbimiz büyük günahlardan sakınırsanız, küçük günahlarınızı affederim der Kur’an’da. Bizler büyük günahlardan sakınmak yerine, yanlışlarımıza devam ederek, bu günahları da Allah’ın affetmeyeceğini bildiğimizden, kime affettirebileceğimize inanırız, Allah’ın Resulüne. Deriz ki ALLAH’IN RESULÜNÜN ŞEFAATİ, ÜMMETİNİN BÜYÜK GÜNAHLARINA OLACAKTIR. Ohhhh ne güzel, küçüklerini Allah’a affettirdik, büyüklerini de Resul affedecek. Bu durumda istediğin gibi yaşa, günaha gir cehennem bize yasak nasıl olsa öylemi? SİZCE AKLA MANTIĞA VE KUR’AN’A UYMAYAN BU MASALLARA İNANMIŞ BİR MÜSLÜMAN, ALLAH’A GÜVENİYOR DİYEBİBİLİR MİYİZ? Karar sizin, imtihan sizin imtihanınız.<br />
<br />
Saygılarımla<br />
Haluk GÜMÜŞTABAK<br />
<br />
<a href="https://kuranadavet1.wordpress.com/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">https://kuranadavet1.wordpress.com/</a><br />
<br />
<a href="https://twitter.com/KURANA_DAVET" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">https://twitter.com/KURANA_DAVET</a><br />
<br />
<a href="http://www.hakyolkuran.com/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">http://www.hakyolkuran.com/</a><br />
<br />
<a href="https://www.facebook.com/Kuranadavet1/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">https://www.facebook.com/Kuranadavet1/</a><br />
<br />
<a href="https://hakyolkuran1.blogspot.com/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">https://hakyolkuran1.blogspot.com/</a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Bu makalemde sizleri, çok daha farklı bir konuda düşünmeye davet etmek istiyorum. Sizce Allah biz kullarına güvenmiş midir? Ya da sorumu şu örnekle genişletelim. Bildiğiniz gibi Rabbimiz biz insanları yaratırken, meleklerden ve cinlerden daha üstün bir şekilde yaratmış ve bizlere çok güvenmiş olmalı ki, her iki toplumun yani meleklerin ve cinlerin Hz. Âdem’e secde etmesini, yani ona karşı saygı duymasını istemiştir. Bu örnekten de yola çıkarak sorumuza cevap verelim. Demek ki Allah cinlerden ve meleklerden çok daha fazla ÖNEMLİ BİR KONUDA BİZLERE GÜVENMİŞ OLMALI Kİ, BİZ İNSANLARI SAYGI DUYULACAK BİR ŞEKİLDE YARATMIŞ.<br />
<br />
Peki biz Allah’ın kulları, Allah’ın bizlere güvendiği kadar bizler, Allah’a onun hükümlerine güveniyor muyuz? Yoksa hepsi sözde mi kalıyor, ne dersiniz? Ona da birazdan değineceğim. Hatırlayınız bakara suresi 30. Ayetinde, Allah ve melekleri arasında, nasıl bir konu geçmişti? “Rabbin meleklere, “Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım” dediği vakit melekler, “BİZ SENİ ÖVEREK ANARKEN VE YÜCELTİP DURURKEN, ORADA FESAT ÇIKARACAK, KAN DÖKECEK BİRİNİ Mİ YARATACAKSIN?” DEDİLER.” Bu cevaba karşılık Allah nasıl bir cevap vermişti meleklere? “SİZİN BİLMEDİĞİNİZ ÇOK ŞEY VAR, ONLARI BEN BİLİRİM”<br />
<br />
Gelin meleklerin çok fazla bilgisi olmadığı ama Allah’ın bizlere güvenmesinin nedenlerini birlikte düşünelim. Rabbimiz her şeyden önce biz kullarına, sınırını hala keşfedemediğimiz akıl verdi. O aklı kullandığında, neler yapabileceğini, bizlerin hala hayal bile edemediğimizi Allah bildiğinden, BİZLERİ BU DÜNYADA İMTİHAN EDEREK O AKLI, ÖZGÜR İRADEMİZLE KULLANMA YETKİSİNİ DE VERDİ Kİ, KULLARIM BU YETKİYLE NELER YAPACAK ONU AN BE AN İZLİYOR, YANİ BİZLERİ SINIYOR, İMTİHAN EDİYOR.<br />
<br />
Daha da ileri gidersek Allah, kullarım acaba bu yetkilerle donatıp İRADE VERDİĞİNDE, hangisi bu yetkiyi gücü, iradeyi iyi yönde kullanacak, hangisi kötü yönde kullanıp KENDİSİNİ ADETA İLAHLAŞTIRACAK ONU İZLİYOR. Şunu çok açık söyleyebiliriz, Allah’ın biz kullarını muhatap alması bizler için çok önemli. Çünkü bizlerde kimi muhatap alıyorsak, ONU ÖNEMSİYORUZ GÜVENİYORUZ DEMEKTİR. Tabi bazen o güvenci kötüye kullananlar olduğunda hemen ondan uzaklaşırız ve ne deriz? “SENDEN, HİÇ BÖYLE BİR DAVRANIŞ BEKLEMİYORDUM. ”Allah’ta çok büyük yetki ve akılla donattığı bizlere güveniyor, ama güvendiği dağlara kar yağdırdığımızda, işte O zaman devreye girip, gereken cezayı da veriyor ama inanın bunun hiç farkında değiliz. Şunu lütfen kendimize soralım ve dikkatle düşünelim. Allah biz kullarına böylesine bir şeref, kıymet ve değer verdiyse, acaba bizler bu değerin kıymetini biliyor muyuz? Bu soruyu kendimize hiç sormuyorsak, inanın Allah’ın istediği doğru yolda değiliz demektir.<br />
<br />
Çok daha önemlisi Allah biz insanlara O kadar güveniyor ki, kendisi olacakları biliyor, güvendiği insanlar arasında güvenime ihanet edecek ve emrettiğim yoldan sapacağını da bildiği halde, ALLAH BİZLERE SEÇME HAKKINI VERİYOR. Neyi seçme hakkı? İman edip etmemeyi, iyi ya da kötüyü seçme hakkı veriyor. Peki neden, çünkü Allah bu sonsuz büyük güçlerle donattığı biz kullarını, BU DÜNYADA İMTİHAN EDİYORDA ONDAN. Bu zorlu imtihanın mükafatı da çok büyük, cezası da lütfen unutmayalım. Rabbimiz yarattığı kâinata bu hakları vermediği için, onlar verilen emri kusursuz eksiksiz yerine getiriyor. Güneş her gün doğuyor ve batıyor, bitkiler eksiksiz görevini yapıyor. Hayvanlarda dâhil ben artık süt vermiyorum, yumurta yapmayacağım demiyor. Hepsini Allah biz insanların emrine vermiş.<br />
<br />
Peki bu güçle yetkiyle, özgür irademizle bizleri yaratan Allah’a karşı bizler, onun bizlere güvendiği gibi biz Rabbimize güveniyor muyuz? İşte sorun burada başlıyor. Allah bizleri o kadar özene bezene yaratmış ki, yaratılışımızın tamamlanması içinde, Allah kulunu yaratırken,  ruhumdan üfledim diyor. Yani kullarıma güç ve kuvvet vererek onları özel yarattım diyor. Onun içinde Allah, kullarını yoldan sapmasınlar diye, sürekli elçi ve kitaplarla uyarıyor. ÇÜNKÜ BU GÜCÜN VE YETKİNİN KULLARINI, AKILLARIN KULLANMAYIP NEFSİN ETKİSİNDE KALDIKLARINDA, AKLIN SINIRLARI DIŞINDA AZDIRABİLECEĞİNİ, NELER YAPABİLECEKLERİNİ BİLİYOR.<br />
<br />
Allah bizleri öyle güçlü ve akıllı yaratmış ki, benim aklı başında kullarımın onlara gönderdiğim kitapları anlayabileceğine, hiç kimsenin aracı olmasına gerek olmadığını söylüyor. YANİ ALLAH İLE KULU ARASINDA, RUHBAN OLARAK HİÇ KİMSE YOKTUR. ONUN İÇİN ALLAH YALNIZ KUR’AN’IN İPİNE SARILIN, KENDİNİZE VELİLER EDİNMEYİN. HİÇ KİMSEYE MUHTAÇ OLMAYASINIZ DİYE, KUR’AN’I BİZ KOLAYLAŞTIRDIK NİCE ÖRNEKLERLE AÇIKLADIK DİYOR VE RUHBANLIĞI YASAKLIYOR. YAPANLARINDA SONUCUNDA NELER YAPTIĞI ÖRNEĞİNİ VERİYOR. YANİ RUHBANLIĞIN SONU ALLAH İLE İNSANLARI ALDATIP, PARA KAZANMAKTIR DİYOR. Bu satırları okuyunca olur mu, Allah ile kulu arasında aracı RESULÜ VAR diyebilirsiniz. Hayır, Resuller Allah ile kulu arasında ARACI DEĞİLDİR. Resul Elçi anlamındadır, yani Allah’ın vahyini tebliğ etmekle görevlidir. Bizlere Allah ne yapmamızı emrettiyse, elçisine/Resulüne de aynısını yapmasını emretmiştir. Çünkü Allah, kendi arasında hiçbir kulunu istemediğinden, ben sizlere şah damarınızdan daha yakınım diye uyardığı gibi, sakın kendinize güvenilecek VELİLER edinip ardı sıra gitmeyin, güvenilecek VELİNİZ yalnız benim demiştir. Çok daha önemlisi Rabbimiz bizleri imtihan edeceğini söylemesinin nedeni, KULU İLE BAŞBAŞA KALARAK, O YETKİLERLE DONATTIĞIM KULUM, BAKALIM ONU UYARDIĞIM FURKAN İLE NELER YAPACAK DİYE, BİZLERİ İMTİHAN EDİYOR, İZLİYOR.<br />
<br />
Bizlerin en büyük hatası, Allah’ın bizlere güvendiği kadar, bizler Allah’a güvenmiyoruz. Neden mi? Allah yalnız benim gönderdiğim vahye yani Kur’an’ın ipine sarılın, sakın benden başka güvenilecek VELİ edinmeyin dediği halde, bizler ne diyoruz? “YALNIZ KUR’AN İLE İSLAM YAŞANMAZ, KUR’AN’DA HER BİLGİ DETAYLI AÇIKLANMAMIŞTIR. RESULÜN RİVAYET HADİSLERİ OLMASAYDI KUR’AN KAPALI KALIR ANLAŞILAMAZDI. VELİSİ OLMAYANIN VELİSİ ŞEYTANDIR.” İşte tüm bu düşünce ve inançlar Allah’a tam olarak güvenmediğimizin sonucudur.<br />
<br />
Bunlara ve benzeri yüzlerce Kur’an’ın asla onaylamayacağı inançlara inanıyor ve çevremize doğru diye anlatıyorsak, bizler çok üzgünüm ama ALLAH’A ONUN BİZLERİ SORUMLU TUTACAĞINA HÜKMETTİĞİ KUR’AN’A, GÜVENMİYORUZ DEMEKTİR. Anlatacak örnek verecek o kadar büyük yanlışımız var ki, söylemeye inanın utanıyorum. HAŞA Allah’a güvenmediğimize acıklı ve üzücü bir örnek vermek istiyorum. Rabbimiz büyük günahlardan sakınırsanız, küçük günahlarınızı affederim der Kur’an’da. Bizler büyük günahlardan sakınmak yerine, yanlışlarımıza devam ederek, bu günahları da Allah’ın affetmeyeceğini bildiğimizden, kime affettirebileceğimize inanırız, Allah’ın Resulüne. Deriz ki ALLAH’IN RESULÜNÜN ŞEFAATİ, ÜMMETİNİN BÜYÜK GÜNAHLARINA OLACAKTIR. Ohhhh ne güzel, küçüklerini Allah’a affettirdik, büyüklerini de Resul affedecek. Bu durumda istediğin gibi yaşa, günaha gir cehennem bize yasak nasıl olsa öylemi? SİZCE AKLA MANTIĞA VE KUR’AN’A UYMAYAN BU MASALLARA İNANMIŞ BİR MÜSLÜMAN, ALLAH’A GÜVENİYOR DİYEBİBİLİR MİYİZ? Karar sizin, imtihan sizin imtihanınız.<br />
<br />
Saygılarımla<br />
Haluk GÜMÜŞTABAK<br />
<br />
<a href="https://kuranadavet1.wordpress.com/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">https://kuranadavet1.wordpress.com/</a><br />
<br />
<a href="https://twitter.com/KURANA_DAVET" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">https://twitter.com/KURANA_DAVET</a><br />
<br />
<a href="http://www.hakyolkuran.com/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">http://www.hakyolkuran.com/</a><br />
<br />
<a href="https://www.facebook.com/Kuranadavet1/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">https://www.facebook.com/Kuranadavet1/</a><br />
<br />
<a href="https://hakyolkuran1.blogspot.com/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">https://hakyolkuran1.blogspot.com/</a>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Allah’ın Dini İslam’ı Yaşarken, Kur’an’ın Bizlere Yeteceğini Söyleyen Allah’tır.]]></title>
			<link>https://duygusuz.com/showthread.php?tid=121633</link>
			<pubDate>Fri, 24 Apr 2026 09:01:35 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://duygusuz.com/member.php?action=profile&uid=16197">halukgta</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://duygusuz.com/showthread.php?tid=121633</guid>
			<description><![CDATA[Geçenlerde bir televizyonda, çok dikkatimi çeken bir konu vardı. Konuşmacı yalnız Kur’an ile Allah’ın dini İslam’ın, yaşanamayacağını söyleyerek örnekler veriyordu. Söylenenleri duydukça üzüntüm arttı ve içinde bulunduğumuz İslam toplumunun, nasıl Kur’an’dan uzaklaştırıldığına bir kez daha şahit oldum. Halbuki dinin sahibi Allah, ben hükmüme hiç kimseyi ortak etmem, yalnız Kur’an’ın ipine sarılın, çünkü sizleri Kur’an’dan sorumlu tutuyorum demiyor mu ayetlerinde? Konuyu anlatan şöyle söylüyor, “BAZI KİŞİLERİN BEN YALNIZ KUR’AN’IN EMRETTİKLERİNE, AÇIKLADIKLARINA UYARIM DEDİKLERİNİ DUYUYORUZ. BU DÜŞÜNCE VE İNANÇ ALLAH KORUSUN BİZİ DİNDEN ÇIKARTIR” diyerek anlatmaya, örnekler vermeye devam ediyordu. Ne yazık ki günümüzde Kur’an, iman adına yeterli görülmeyen bir rehber olarak kabul ediliyor. Hâlbuki Allah’a göre, Kur’an’ın sınırlarını aşan, Kur’an’ın hüküm vermediği bir konuyu, buda Allah’ın dininin emridir diyen, dinden çıkmış sayılır diyor. YANİ ALLAH, KUR’AN SİZLERE YETER DİYOR. Ankebut 51. ayetinde, Kitap Ehlinin yalnız Allah’ın indirdiği kitapla yetinmeyip, atalarının batıl inançlarını da yaşamak isteyenlere indirdiği ayette, ne diyordu hatırlayalım. “KENDİLERİNE OKUNAN KİTABI, SANA İNDİRMİŞ OLMAMIZ ONLARA YETMEDİ Mİ?”<br />
<br />
Demek ki Allah’ın indirdiği kitap, bizlerin inancımızı yaşayabilmemiz adına yetiyormuş ki, Allah size indirdiğim kitap yetmedimi diye kızgınlığını belirtiyor kitap ehline. Günümüzde Kur’an’ı yeterli görmeyip, atalarından intikal eden mezheplerin rivayet sözlerini de, dinin asli unsuru yapmaya çalışanlara sormak isterim. ALLAH’IN İNDİRDİĞİ KUR’AN SİZLERE YETMİYOR MU? Düşünebiliyor musunuz, Kur’an Allah katından bizlere rehber, yol gösterici bir ışık olarak geliyor, ama bu rehber kitapta her bilgi detaylı olmuyor. İlginç olan ise sorumlu olduğumuz Kur’an’ı Allah, her iman edenin anlayabileceği şekilde değil, azınlık bir grup alim, veli kişilerin anlayacağı şekilde gönderdiğine inanılması. Allah sakın veliler edinmeyin, ardı sıra gitmeyin, güvenilecek veliniz yalnız benim, yalnız Kur’an’ın ipine sarılın, hiç kimseye muhtaç olmayasınız diye nice örneklerle Kur’an’ı açıkladık ve kolaylaştırdık dediği halde, bu söylenenlere nasıl inanıyoruz, doğrusu anlamakta zorluk çekiyorum. HAŞA ALLAH’IN AÇIKLAYAMADIĞINI, DETAY VERMEDİĞİNİ YARATILMIŞ BİR BEŞER Mİ BİZLERE ANLATMAYI, İZAH ETMEYİ BAŞARIYOR? Ne dediğimizin farkında mıyız?<br />
<br />
LÜTFEN UNUTMAYALIM, YALNIZ KUR’AN’A İMAN ETMEMİZ GEREKTİĞİNİ EMREDEN, KUR’AN’IN YANİ ALLAH’IN BİZZAT KENDİSİDİR. Tekrar ediyorum, yalnız Kur’an’ın ipine sarılın, sakın emin olmadığınız bilginin ardına düşmeyin, Kur’an’ın sınırlarını aşmayın, biz her şeyden nice örnekleri Kur’an’da verdik ve sizler için yemin olsun ki Kur’an’ı kolaylaştırdık, Kur’an’ı açıklamak bizim görevimizdir diye bizleri uyaran Yaradan’ı duyan, işiten kalmadı mı İslam toplumunda? NASIL OLURDA ALLAH KATINDAN GELEN VE EŞİ BENZERİ OLMAYAN KUR’AN’I YETERLİ GÖRMEYİZ? Casiye 6. ayetinde bakın Allah ne diyor.<br />
<br />
Casiye 6: İşte bunlar, Allah’ın ayetleridir. Onları sana gerçek olarak okuyoruz. ARTIK ALLAH’TAN VE O’NUN AYETLERİNDEN SONRA HANGİ SÖZE İNANACAKLAR? (Diyanet meali)<br />
<br />
ALLAH AÇIKÇA UYARIYOR VE ALLAH’IN AYETLERİNDEN BAŞKA HANGİ SÖZE İNANACAKSIN DİYOR, AMA GÖZLER PERDELİ, GÖNÜLLER MÜHÜRLÜ OLUNCA HALA, YALNIZ KUR’AN İLE İSLAM YAŞANMAZ DİYEREK, ATALARIMIZDAN GELEN RİVAYET BATIL VE SANI İNANÇLARI KUR’AN’DA GÖREMEYİNDE, YALNIZ KUR’AN İLE İSLAM YAŞANMAZ DEYİP İŞİN İÇİNDEN ÇIKIYORUZ. Allah bizleri affetsin, ÇÜNKÜ REHBERİMİZ KUR’AN DEĞİL, BEŞERİ RİVAYETLER DE ONDAN. Yalnız Kur’an ile İslam’ın yaşanamayacağına inananlar, her zaman başvurulan yolu kullanarak toplumu tedirgin etmek ve ürkütmek için diyorlar ki; “Kur’an’ın neresinde yazıyor sabah namazının, öğlen namazının, ikindi namazının kaç rekât olduğu? Hangi duaları namazda okuyacağımız konusunda, bilgi yazıyor mu Kur’an’da? Oruç tutun, Hacca gidin diyor Kur’an, ama nerede yazıyor detayları?” Bu sözleri söylemek Kur’an’a iftiradır, hakarettir, Kur’an’ı küçümsemektir bilmenizi isterim. Allah salat ile huzuruna duran kullarına, tehlike anımızda Kur’an’da verdiği örnekte olduğu gibi, bizim deyimizle bir rekatla bitiyor, normal bir durumda harhangi bir sınır koymuyorsa, Allah’a saygısını ve hürmetini, nasıl dua edeceğinin örneklerini Kur’an’da gösterip, detayını kuluna bıraktıysa, kimin haddine bunu eksik gibi göstermek. Allah Oruç tutun ve Hacca gidin emrini verip gerektiği kadar detayını da verdiği halde Kur’anda, atalarının dine yaptığı ilaveleri Kur’anda göremediklerinde, bunu bir eksiklik gibi görenlere, doğrusu söyleyecek söz bulamıyorum. Hatırlatmak istediğim iki ayet var, tabi anlayana, gözlerinde ve kulaklarında perde olmayanlara, bakın ne diyor Allah.<br />
<br />
“BİZ KİTAP’TA HİÇBİR ŞEYİ EKSİK BIRAKMADIK..” (Enam 38)<br />
<br />
“SANA BU KİTABI, HER ŞEY İÇİN BİR AÇIKLAMA, DOĞRU YOLU GÖSTEREN BİR REHBER, BİR RAHMET VE MÜSLÜMANLAR İÇİN BİR MÜJDE OLARAK İNDİRDİK..” (Nahl 16)<br />
<br />
Allah biz gönderdiğimiz Kur’an’da hiçbir eksik bırakmadık, bu kitapta sizlere her konuda açıklama yaparak, rehber olsun diye indirdik diyor. Birileri ısrarla çıkıyor ve diyor ki, Kur’an’da her bilgi, detay yoktur, namazımızı bile Kur’an’a göre kılamayız, orucumuzu yalnız Kur’an’a göre tutamayız ve Hacca yalnız Kur’an bilgileri ile gidemeyiz, deme gafletinde bulunuyorlar. BU YANLIŞI NEDEN YAPIYORUZ BİLİYOR MUSUNUZ? SIRF ATALARIN BATIL, HURAFE İNANÇLARINI YAŞAMAYA DEVAM EDEBİLMEK İÇİN. Bizde bu söylenenleri seyrediyoruz itiraz etmeden, çünkü bunları anlatanlar, bizlerin Kur’an ile bağını kestide ondan. Bu söyledikleri doğru olsaydı bizleri yaratan, adalette eşi benzeri olmayan Rabbimiz, böyle bir hüküm verir miydi?<br />
<br />
Zuhruf 44: Şüphesiz bu Kur’an, sana ve kavmine bir öğüt ve bir şereftir, ONDAN HESABA ÇEKİLECEKSİNİZ. (Diyanet meali)<br />
<br />
Bizler öyle bir inanç yarattık ki, Allah ne emrediyorsa, tersine inanıyoruz. Düşünebiliyor musunuz, eğer söyledikleri doğru olsaydı, şöyle bir sonuç çıkardı ortaya, sizce doğru olabilir mi? “ALLAH BİZLERİ BAĞLAYICI, YAPMAMIZI İSTEDİĞİ EMİR VE HÜKÜMLER VERİYOR KUR’AN’DA. AMA BEN AÇIKLADIM İZAH ETTİM DEDİĞİ HALDE, GEREKTİĞİ KADAR AÇIKLANMAYAN, İZAH EDİLMEYEN DETAYI VERİLMEMİŞ SORUMLULUKLARIMIZDAN DA, HESAP SORACAĞINI SÖYLÜYOR. ONUN İÇİN KUR’AN YETERLİ DEĞİLDİR. RESULÜN RİVAYET HADİSLERİ OLMASAYDI, KUR’AN KAPALI KALIR, BİZLERDE İMANIMIZI YAŞAYAMAZDIK” İşte tüm bu yalan yanlış sözlere inanırsak, böyle adaletsizliği Allah korusun Rabbimize, farkında olmadan isnat etmiş oluyoruz. Bu düşünce ve inanç bizleri kâfir yapar, şeytana yaklaştırır hatırlatmak isterim.<br />
<br />
Değerli din kardeşlerim. Ne yazık ki Kur’an’ı bizlerin elinden aldılar ve sen anlayamazsın dediler. Onu anlayarak okumamızı engellediler. Böyle olunca da HAKKI BATIL, BATILIDA HAK ZANNETMEYE BAŞLADI İSLAM TOPLUMU, AMA BUNUN FARKINDA BİLE DEĞİLİZ.  Allah yemin ederek birçok kez, Kur’an’ı kolaylaştırdığını söyler bizlere. Ama din simsarcıları, bunun tam tersine inandırdılar toplumu. Lütfen şunu unutmayalım. Allah açıklamadığı, detay vermediği, izah etmediği hiçbir konudan, bizleri sorumlu tutmaz. Bunun tersini söyleyen, Yaradan’ın adaletini küçümsemiş olur.<br />
<br />
Allah bizlere emrettiği tüm ibadetlerin, nasıl yerine getirileceği konusunda, yeteri kadar söylediği gibi kolay çok basit bilgi vermiştir Kur’an’da. Daha doğrusu verdiğini bizzat Rabbimiz söylüyor. Kime inanacağınız elbette sizlere kalmış. ALLAH’IN KUR’AN’DA AÇIKLAMALARINI YETERLİ GÖRMEYİP, İNANDIKLARI BATIL VE HURAFELERİ KUR’AN’DA GÖREMEDİKLERİNDE, ADETA KUR’AN’I EKSİK GÖRÜP, KENDİ BATIL İNANÇLARININ KUR’AN’I TAMAMLADIĞINI SÖYLEYENLER, HESABIN GÖRÜLECEĞİ O ÇETİN GÜN, ÇOK PİŞMAN OLACAKLARDIR. Lütfen bu insanların sözlerine kanmayınız, yoksa hesap günü çok pişman olursunuz.<br />
<br />
Allah’ın elçisini, Kur’an’ın tamamlayıcısı ilan ederek, Allah’ın dinde ortağı yaparsak, hem Allah’ın elçisine iftira atmış, hem de Kur’an’dan sapmış olacağımızı bilmeliyiz. Dinin tek sahibi vardır oda Allah’tır, hükmüne de hiç kimseyi ortak etmeyeceğini açıkça bildiriyor. Allah’ın Elçisi yalnız Kur’an’a uymuş ve yalnız Kur’an’ı tebliğ ederek, Kur’an ile ümmetini uyarmıştır. Allah’ın kolaylaştırdığı dini, ellerimizle zorlaştırarak, toplumu dinden soğutmayalım, bunun çok büyük bir vebali olduğunun da farkında olalım.<br />
<br />
Televizyon da konuşan bu şahış, kadınların erkeğin kaburga kemiğinden yaratıldığını, bunun Kur’an’da geçtiğini, onun içinde kadınları çok fazla doğrultmaya çalışmayın başaramazsınız, kırarsınız şeklinde açıklama yaparak, kadınlarımıza karşı açıkça küçümser tavırlar aldığını, daha önemlisi Kur’an’a ve kadınlarımıza iftira attığına da şahit oldum. KUR’AN’IN HİÇBİR YERİNDE KADININ, ERKEĞİN KABURGA KEMİĞİNDEN YARATILDIĞINDAN BAHSEDİLMEZ. Bu bilgi Yahudi fitnesi ve inancıdır. Yahudilerin ellerinde bulunan, adına Tevrat dedikleri tahrif edilmiş kitaplarında yazar. Kur’an’da ise tam tersine,  bakın nasıl açıklar bu konuyu.<br />
<br />
Araf 189: “SİZİ TEK BİR CEVHERDEN YARATAN VE GÖNLÜNÜN HUZURA KAVUŞACAĞI EŞİNİ DE, O CEVHERDEN VAR EDEN, ALLAH’TIR….”(Bayraktar Bayraklı meali)<br />
<br />
Allah kadını, eşinin yaratıldığı mayadan, özden, cevherden yani erkeğin yaradılışının aynısından yaratıyor ki, kendisi ile anlaşabilsin, huzur bulsun. Onun içn Kur’an kadın erkek ayrım yapmadan, sizleri topraktan yarattık diye açıklama yapar. Lütfen dikkat, eğer erkeğin yaradılışından farklı yaratılmış olsaydı kadın, yani erkeğin yalnız bir uzvundan yaratılmış olsaydı, huzur içinde anlaşabilirler miydi? Erkek kadını küçümser tavırlar içinde olurdu. Dengesiz, anlaşmaları mümkün olmayan çiftler çıkardı ortaya. Ama dine fitne sokanlar, kelimelerle oynayarak, batıl inançlarını, dine sokarak, Yahudi inançlarını topluma doğruymuş gibi anlatıp, kadının erkeğin kaburga kemiğinden yaratıldığına, bu toplumun bir kısmı inandırılmış ve kadın küçümsenmiştir. Allah yardımcımız olsun. Dilerim Kur’an gerçekleri ile buluşan, Allah’ın halis kullarından oluruz.<br />
<br />
“RESULE DÜŞEN APAÇIK TEBLİĞDEN BAŞKA BİR ŞEY DEĞİLDİR.”(Ankebut 18)<br />
<br />
“BİZ RESULLERİ, SADECE MÜJDELEYİCİLER VE UYARICILAR OLARAK GÖNDERİRİZ.”  (Kehf 56)<br />
<br />
“SENİN GÖREVİN SADECE TEBLİĞ ETMEKTİR.” (Rad 40)<br />
<br />
“BEN SADECE BANA VAHYEDİLENE UYARIM. BEN SADECE APAÇIK BİR UYARICIYIM.” (Ahkaf 9 )<br />
<br />
Saygılarımla<br />
Haluk GÜMÜŞTABAK<br />
<br />
<a href="https://kuranadavet1.wordpress.com/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">https://kuranadavet1.wordpress.com/</a><br />
<br />
<a href="https://twitter.com/KURANA_DAVET" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">https://twitter.com/KURANA_DAVET</a><br />
<br />
<a href="http://www.hakyolkuran.com/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">http://www.hakyolkuran.com/</a><br />
<br />
<a href="https://www.facebook.com/Kuranadavet1/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">https://www.facebook.com/Kuranadavet1/</a><br />
<br />
<a href="https://hakyolkuran1.blogspot.com/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">https://hakyolkuran1.blogspot.com/</a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Geçenlerde bir televizyonda, çok dikkatimi çeken bir konu vardı. Konuşmacı yalnız Kur’an ile Allah’ın dini İslam’ın, yaşanamayacağını söyleyerek örnekler veriyordu. Söylenenleri duydukça üzüntüm arttı ve içinde bulunduğumuz İslam toplumunun, nasıl Kur’an’dan uzaklaştırıldığına bir kez daha şahit oldum. Halbuki dinin sahibi Allah, ben hükmüme hiç kimseyi ortak etmem, yalnız Kur’an’ın ipine sarılın, çünkü sizleri Kur’an’dan sorumlu tutuyorum demiyor mu ayetlerinde? Konuyu anlatan şöyle söylüyor, “BAZI KİŞİLERİN BEN YALNIZ KUR’AN’IN EMRETTİKLERİNE, AÇIKLADIKLARINA UYARIM DEDİKLERİNİ DUYUYORUZ. BU DÜŞÜNCE VE İNANÇ ALLAH KORUSUN BİZİ DİNDEN ÇIKARTIR” diyerek anlatmaya, örnekler vermeye devam ediyordu. Ne yazık ki günümüzde Kur’an, iman adına yeterli görülmeyen bir rehber olarak kabul ediliyor. Hâlbuki Allah’a göre, Kur’an’ın sınırlarını aşan, Kur’an’ın hüküm vermediği bir konuyu, buda Allah’ın dininin emridir diyen, dinden çıkmış sayılır diyor. YANİ ALLAH, KUR’AN SİZLERE YETER DİYOR. Ankebut 51. ayetinde, Kitap Ehlinin yalnız Allah’ın indirdiği kitapla yetinmeyip, atalarının batıl inançlarını da yaşamak isteyenlere indirdiği ayette, ne diyordu hatırlayalım. “KENDİLERİNE OKUNAN KİTABI, SANA İNDİRMİŞ OLMAMIZ ONLARA YETMEDİ Mİ?”<br />
<br />
Demek ki Allah’ın indirdiği kitap, bizlerin inancımızı yaşayabilmemiz adına yetiyormuş ki, Allah size indirdiğim kitap yetmedimi diye kızgınlığını belirtiyor kitap ehline. Günümüzde Kur’an’ı yeterli görmeyip, atalarından intikal eden mezheplerin rivayet sözlerini de, dinin asli unsuru yapmaya çalışanlara sormak isterim. ALLAH’IN İNDİRDİĞİ KUR’AN SİZLERE YETMİYOR MU? Düşünebiliyor musunuz, Kur’an Allah katından bizlere rehber, yol gösterici bir ışık olarak geliyor, ama bu rehber kitapta her bilgi detaylı olmuyor. İlginç olan ise sorumlu olduğumuz Kur’an’ı Allah, her iman edenin anlayabileceği şekilde değil, azınlık bir grup alim, veli kişilerin anlayacağı şekilde gönderdiğine inanılması. Allah sakın veliler edinmeyin, ardı sıra gitmeyin, güvenilecek veliniz yalnız benim, yalnız Kur’an’ın ipine sarılın, hiç kimseye muhtaç olmayasınız diye nice örneklerle Kur’an’ı açıkladık ve kolaylaştırdık dediği halde, bu söylenenlere nasıl inanıyoruz, doğrusu anlamakta zorluk çekiyorum. HAŞA ALLAH’IN AÇIKLAYAMADIĞINI, DETAY VERMEDİĞİNİ YARATILMIŞ BİR BEŞER Mİ BİZLERE ANLATMAYI, İZAH ETMEYİ BAŞARIYOR? Ne dediğimizin farkında mıyız?<br />
<br />
LÜTFEN UNUTMAYALIM, YALNIZ KUR’AN’A İMAN ETMEMİZ GEREKTİĞİNİ EMREDEN, KUR’AN’IN YANİ ALLAH’IN BİZZAT KENDİSİDİR. Tekrar ediyorum, yalnız Kur’an’ın ipine sarılın, sakın emin olmadığınız bilginin ardına düşmeyin, Kur’an’ın sınırlarını aşmayın, biz her şeyden nice örnekleri Kur’an’da verdik ve sizler için yemin olsun ki Kur’an’ı kolaylaştırdık, Kur’an’ı açıklamak bizim görevimizdir diye bizleri uyaran Yaradan’ı duyan, işiten kalmadı mı İslam toplumunda? NASIL OLURDA ALLAH KATINDAN GELEN VE EŞİ BENZERİ OLMAYAN KUR’AN’I YETERLİ GÖRMEYİZ? Casiye 6. ayetinde bakın Allah ne diyor.<br />
<br />
Casiye 6: İşte bunlar, Allah’ın ayetleridir. Onları sana gerçek olarak okuyoruz. ARTIK ALLAH’TAN VE O’NUN AYETLERİNDEN SONRA HANGİ SÖZE İNANACAKLAR? (Diyanet meali)<br />
<br />
ALLAH AÇIKÇA UYARIYOR VE ALLAH’IN AYETLERİNDEN BAŞKA HANGİ SÖZE İNANACAKSIN DİYOR, AMA GÖZLER PERDELİ, GÖNÜLLER MÜHÜRLÜ OLUNCA HALA, YALNIZ KUR’AN İLE İSLAM YAŞANMAZ DİYEREK, ATALARIMIZDAN GELEN RİVAYET BATIL VE SANI İNANÇLARI KUR’AN’DA GÖREMEYİNDE, YALNIZ KUR’AN İLE İSLAM YAŞANMAZ DEYİP İŞİN İÇİNDEN ÇIKIYORUZ. Allah bizleri affetsin, ÇÜNKÜ REHBERİMİZ KUR’AN DEĞİL, BEŞERİ RİVAYETLER DE ONDAN. Yalnız Kur’an ile İslam’ın yaşanamayacağına inananlar, her zaman başvurulan yolu kullanarak toplumu tedirgin etmek ve ürkütmek için diyorlar ki; “Kur’an’ın neresinde yazıyor sabah namazının, öğlen namazının, ikindi namazının kaç rekât olduğu? Hangi duaları namazda okuyacağımız konusunda, bilgi yazıyor mu Kur’an’da? Oruç tutun, Hacca gidin diyor Kur’an, ama nerede yazıyor detayları?” Bu sözleri söylemek Kur’an’a iftiradır, hakarettir, Kur’an’ı küçümsemektir bilmenizi isterim. Allah salat ile huzuruna duran kullarına, tehlike anımızda Kur’an’da verdiği örnekte olduğu gibi, bizim deyimizle bir rekatla bitiyor, normal bir durumda harhangi bir sınır koymuyorsa, Allah’a saygısını ve hürmetini, nasıl dua edeceğinin örneklerini Kur’an’da gösterip, detayını kuluna bıraktıysa, kimin haddine bunu eksik gibi göstermek. Allah Oruç tutun ve Hacca gidin emrini verip gerektiği kadar detayını da verdiği halde Kur’anda, atalarının dine yaptığı ilaveleri Kur’anda göremediklerinde, bunu bir eksiklik gibi görenlere, doğrusu söyleyecek söz bulamıyorum. Hatırlatmak istediğim iki ayet var, tabi anlayana, gözlerinde ve kulaklarında perde olmayanlara, bakın ne diyor Allah.<br />
<br />
“BİZ KİTAP’TA HİÇBİR ŞEYİ EKSİK BIRAKMADIK..” (Enam 38)<br />
<br />
“SANA BU KİTABI, HER ŞEY İÇİN BİR AÇIKLAMA, DOĞRU YOLU GÖSTEREN BİR REHBER, BİR RAHMET VE MÜSLÜMANLAR İÇİN BİR MÜJDE OLARAK İNDİRDİK..” (Nahl 16)<br />
<br />
Allah biz gönderdiğimiz Kur’an’da hiçbir eksik bırakmadık, bu kitapta sizlere her konuda açıklama yaparak, rehber olsun diye indirdik diyor. Birileri ısrarla çıkıyor ve diyor ki, Kur’an’da her bilgi, detay yoktur, namazımızı bile Kur’an’a göre kılamayız, orucumuzu yalnız Kur’an’a göre tutamayız ve Hacca yalnız Kur’an bilgileri ile gidemeyiz, deme gafletinde bulunuyorlar. BU YANLIŞI NEDEN YAPIYORUZ BİLİYOR MUSUNUZ? SIRF ATALARIN BATIL, HURAFE İNANÇLARINI YAŞAMAYA DEVAM EDEBİLMEK İÇİN. Bizde bu söylenenleri seyrediyoruz itiraz etmeden, çünkü bunları anlatanlar, bizlerin Kur’an ile bağını kestide ondan. Bu söyledikleri doğru olsaydı bizleri yaratan, adalette eşi benzeri olmayan Rabbimiz, böyle bir hüküm verir miydi?<br />
<br />
Zuhruf 44: Şüphesiz bu Kur’an, sana ve kavmine bir öğüt ve bir şereftir, ONDAN HESABA ÇEKİLECEKSİNİZ. (Diyanet meali)<br />
<br />
Bizler öyle bir inanç yarattık ki, Allah ne emrediyorsa, tersine inanıyoruz. Düşünebiliyor musunuz, eğer söyledikleri doğru olsaydı, şöyle bir sonuç çıkardı ortaya, sizce doğru olabilir mi? “ALLAH BİZLERİ BAĞLAYICI, YAPMAMIZI İSTEDİĞİ EMİR VE HÜKÜMLER VERİYOR KUR’AN’DA. AMA BEN AÇIKLADIM İZAH ETTİM DEDİĞİ HALDE, GEREKTİĞİ KADAR AÇIKLANMAYAN, İZAH EDİLMEYEN DETAYI VERİLMEMİŞ SORUMLULUKLARIMIZDAN DA, HESAP SORACAĞINI SÖYLÜYOR. ONUN İÇİN KUR’AN YETERLİ DEĞİLDİR. RESULÜN RİVAYET HADİSLERİ OLMASAYDI, KUR’AN KAPALI KALIR, BİZLERDE İMANIMIZI YAŞAYAMAZDIK” İşte tüm bu yalan yanlış sözlere inanırsak, böyle adaletsizliği Allah korusun Rabbimize, farkında olmadan isnat etmiş oluyoruz. Bu düşünce ve inanç bizleri kâfir yapar, şeytana yaklaştırır hatırlatmak isterim.<br />
<br />
Değerli din kardeşlerim. Ne yazık ki Kur’an’ı bizlerin elinden aldılar ve sen anlayamazsın dediler. Onu anlayarak okumamızı engellediler. Böyle olunca da HAKKI BATIL, BATILIDA HAK ZANNETMEYE BAŞLADI İSLAM TOPLUMU, AMA BUNUN FARKINDA BİLE DEĞİLİZ.  Allah yemin ederek birçok kez, Kur’an’ı kolaylaştırdığını söyler bizlere. Ama din simsarcıları, bunun tam tersine inandırdılar toplumu. Lütfen şunu unutmayalım. Allah açıklamadığı, detay vermediği, izah etmediği hiçbir konudan, bizleri sorumlu tutmaz. Bunun tersini söyleyen, Yaradan’ın adaletini küçümsemiş olur.<br />
<br />
Allah bizlere emrettiği tüm ibadetlerin, nasıl yerine getirileceği konusunda, yeteri kadar söylediği gibi kolay çok basit bilgi vermiştir Kur’an’da. Daha doğrusu verdiğini bizzat Rabbimiz söylüyor. Kime inanacağınız elbette sizlere kalmış. ALLAH’IN KUR’AN’DA AÇIKLAMALARINI YETERLİ GÖRMEYİP, İNANDIKLARI BATIL VE HURAFELERİ KUR’AN’DA GÖREMEDİKLERİNDE, ADETA KUR’AN’I EKSİK GÖRÜP, KENDİ BATIL İNANÇLARININ KUR’AN’I TAMAMLADIĞINI SÖYLEYENLER, HESABIN GÖRÜLECEĞİ O ÇETİN GÜN, ÇOK PİŞMAN OLACAKLARDIR. Lütfen bu insanların sözlerine kanmayınız, yoksa hesap günü çok pişman olursunuz.<br />
<br />
Allah’ın elçisini, Kur’an’ın tamamlayıcısı ilan ederek, Allah’ın dinde ortağı yaparsak, hem Allah’ın elçisine iftira atmış, hem de Kur’an’dan sapmış olacağımızı bilmeliyiz. Dinin tek sahibi vardır oda Allah’tır, hükmüne de hiç kimseyi ortak etmeyeceğini açıkça bildiriyor. Allah’ın Elçisi yalnız Kur’an’a uymuş ve yalnız Kur’an’ı tebliğ ederek, Kur’an ile ümmetini uyarmıştır. Allah’ın kolaylaştırdığı dini, ellerimizle zorlaştırarak, toplumu dinden soğutmayalım, bunun çok büyük bir vebali olduğunun da farkında olalım.<br />
<br />
Televizyon da konuşan bu şahış, kadınların erkeğin kaburga kemiğinden yaratıldığını, bunun Kur’an’da geçtiğini, onun içinde kadınları çok fazla doğrultmaya çalışmayın başaramazsınız, kırarsınız şeklinde açıklama yaparak, kadınlarımıza karşı açıkça küçümser tavırlar aldığını, daha önemlisi Kur’an’a ve kadınlarımıza iftira attığına da şahit oldum. KUR’AN’IN HİÇBİR YERİNDE KADININ, ERKEĞİN KABURGA KEMİĞİNDEN YARATILDIĞINDAN BAHSEDİLMEZ. Bu bilgi Yahudi fitnesi ve inancıdır. Yahudilerin ellerinde bulunan, adına Tevrat dedikleri tahrif edilmiş kitaplarında yazar. Kur’an’da ise tam tersine,  bakın nasıl açıklar bu konuyu.<br />
<br />
Araf 189: “SİZİ TEK BİR CEVHERDEN YARATAN VE GÖNLÜNÜN HUZURA KAVUŞACAĞI EŞİNİ DE, O CEVHERDEN VAR EDEN, ALLAH’TIR….”(Bayraktar Bayraklı meali)<br />
<br />
Allah kadını, eşinin yaratıldığı mayadan, özden, cevherden yani erkeğin yaradılışının aynısından yaratıyor ki, kendisi ile anlaşabilsin, huzur bulsun. Onun içn Kur’an kadın erkek ayrım yapmadan, sizleri topraktan yarattık diye açıklama yapar. Lütfen dikkat, eğer erkeğin yaradılışından farklı yaratılmış olsaydı kadın, yani erkeğin yalnız bir uzvundan yaratılmış olsaydı, huzur içinde anlaşabilirler miydi? Erkek kadını küçümser tavırlar içinde olurdu. Dengesiz, anlaşmaları mümkün olmayan çiftler çıkardı ortaya. Ama dine fitne sokanlar, kelimelerle oynayarak, batıl inançlarını, dine sokarak, Yahudi inançlarını topluma doğruymuş gibi anlatıp, kadının erkeğin kaburga kemiğinden yaratıldığına, bu toplumun bir kısmı inandırılmış ve kadın küçümsenmiştir. Allah yardımcımız olsun. Dilerim Kur’an gerçekleri ile buluşan, Allah’ın halis kullarından oluruz.<br />
<br />
“RESULE DÜŞEN APAÇIK TEBLİĞDEN BAŞKA BİR ŞEY DEĞİLDİR.”(Ankebut 18)<br />
<br />
“BİZ RESULLERİ, SADECE MÜJDELEYİCİLER VE UYARICILAR OLARAK GÖNDERİRİZ.”  (Kehf 56)<br />
<br />
“SENİN GÖREVİN SADECE TEBLİĞ ETMEKTİR.” (Rad 40)<br />
<br />
“BEN SADECE BANA VAHYEDİLENE UYARIM. BEN SADECE APAÇIK BİR UYARICIYIM.” (Ahkaf 9 )<br />
<br />
Saygılarımla<br />
Haluk GÜMÜŞTABAK<br />
<br />
<a href="https://kuranadavet1.wordpress.com/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">https://kuranadavet1.wordpress.com/</a><br />
<br />
<a href="https://twitter.com/KURANA_DAVET" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">https://twitter.com/KURANA_DAVET</a><br />
<br />
<a href="http://www.hakyolkuran.com/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">http://www.hakyolkuran.com/</a><br />
<br />
<a href="https://www.facebook.com/Kuranadavet1/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">https://www.facebook.com/Kuranadavet1/</a><br />
<br />
<a href="https://hakyolkuran1.blogspot.com/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">https://hakyolkuran1.blogspot.com/</a>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Saff Suresi 6. Ayet Üzerinde, Gelin Birlikte Düşünelim.]]></title>
			<link>https://duygusuz.com/showthread.php?tid=121632</link>
			<pubDate>Sat, 18 Apr 2026 09:14:01 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://duygusuz.com/member.php?action=profile&uid=16197">halukgta</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://duygusuz.com/showthread.php?tid=121632</guid>
			<description><![CDATA[Bu makalemde sizleri Saff suresi 6. Ayet üzerinde, düşünmeye davet etmek istiyorum. Bir çok konuda da yaptığımız gibi, ayetleri tercüme ederken rivayetlerin, doğru olmayan bilgilerin etkisiyle tercüme ediyoruz. Bu ayet de yapılan yanlış üzerinde birlikte düşünelim Önce ayeti diyanetin mealinden yazalım. Şunu da söylemek isterim, ayeti genel çoğunluk aynı tercüme etmişler, lütfen araştırınız.<br />
<br />
Saff 6: MERYEM OĞLU İSA DA ŞÖYLE DEMİŞTİ: “EY İSRÂİLOĞULLARI! BİLİN Kİ BENDEN ÖNCEKİ TEVRAT’I DOĞRULAMAK VE BENDEN SONRA GELECEK AHMED İSİMLİ ELÇİYİ MÜJDELEMEK ÜZERE SİZE ALLAH TARAFINDAN GÖNDERİLMİŞ ELÇİYİM.” AMA O (AHMED) KENDİLERİNE APAÇIK KANITLARLA GELİNCE, “BU (KANITLAR) BESBELLİ BİR BÜYÜ!” DEDİLER. ( Kur’an yolu. Diyanet İşl.)<br />
<br />
Bakın Hz. İsa’nın, Yahudileri uyarıp İncil’i tebliğ ederken, ne söylediğini Rabbimiz bizlere Kur’an’da bildiriyor. Hz, İsa özellikle İsrail oğullarına, benden önceki Tevrat’ı doğrulamak ve benden sonra gelecek AHMED isimli elçiyi müjdelemek üzere, size ben Allah tarafından gönderilmiş bir elçiyim diyor. Daha doğrusu tercümeyi AHMET isimli elçi diye yazmışlar. Sizce tercümenin bu kısmı, doğru olabilir mi? Neden doğru olamaz, çünkü Kur’an’ı biz ümmetine tebliğ eden Resulün ismi Ahmet değil, MUHAMMED olduğu Kur’an’da yazıyor. Bakın böyle söylersek, KUR’AN’DA ÇELİŞKİ YARATIRIZ. Küçük bir örnek verelim.<br />
<br />
“İMAN EDİP İYİ İŞLER YAPANLARIN VE MUHAMMED’E İNDİRİLENİN RABLERİ TARAFINDAN GERÇEK OLDUĞUNA İNANANLARIN GÜNAHLARINI (ALLAH) ÖRTMÜŞ VE ONLARIN DURUMUNU DÜZELTMİŞ (OLACAK)TIR.” (Muhammed 2)<br />
<br />
Kur’an’a baktığınızda buna benzer birçok ayette Allah, Resulüne MUHAMMED diye hitap ediyor. Allah daha sonra göndereceği Elçilerinin ismini değil, özelliklerini vasıflarını bildirmiştir. Örneğin Tevrat’ta Hz. İsa’nın geleceği bildirilmiş ama ismen değil sıfatları özellikleri ile bildirmiştir ki, tanımaları kolay olsun. Tevrat’ta Hz. İsa MESİH diye geçer. Bunu yazınca hemen hatırlamışsınızdır, Kur’an’da ’da Hz. İsa MESİH diye geçer. Peki, MESİH kelimesinin anlamı nedir? KUTSANMIŞ, MUBAREK, KURTARICI. Yani özel yetenekleri gücü olan dersek de yanlış olmaz. Kur’an’da hangi ayetlerde Hz. İsa konusunu anlattığını merak ederseniz, lütfen araştırınız. Neden Hz. İsa’ya Kur’an’ın MESİH dediğini sanırım biliyorsunuz. Kur’an’da Hz. İsa’nın birçok özelliklerini bizlere anlatır. Bunları biliyorsunuz, bilmiyorsanız lütfen Kur’an’dan onlarıda okuyunuz.<br />
<br />
Söylediğim gibi Tevrat’ta da Allah, Hz. Musa’dan sonra göndereceği Elçisinin ismini değil, özelliklerini sıfatlarını yazmış ki kolay tanıyabilsinler. Şimdide gelelim Saff suresi 6. Ayette geçen ve Hz. İsa’nın kendisinden sonra gelecek Elçinin müjdelendiği konuya. Bu ayeti genel çoğunluk, Ahmet isimli Elçi gelecek diye yazmışlar. Söylediğim gibi, Kur’an’ı bizlere tebliğ eden Elçinin ismi Ahmet değil MUHAMMED demiş ve Kur’an’da da böyle geçtiğini hatırlatmıştım. Bu durumda ayette geçen AHMED kelimesi, ne anlama geliyor burası önemli. Bu kelime Arapçada şu anlamlara geliyor. “İŞİNİ İYİ YAPAN, ÖVÜLMEYE EN LAYIK OLAN, ÇOKÇA ÖVÜLEN, ALLAH’A EN ÇOK HAMDEDEN.” Konumuz şimdi sanırım açıklığa kavuştu. Buda bir SIFAT. Gerçekten de Kur’an’da Allah Resulünü bizlere örnek göstermiştir. Onun nasıl bir insan olduğunu, toplumda nasıl sevildiğini, güvenilir olup ona saygı duyulduğunu, hatta kendisine MUHAMMEDÜL EMİN dendiğini biliyorsunuz.<br />
<br />
Tüm bu bilgilerden sonra, Saff suresi 6. Ayette geçen Ahmet isimli Elçi gönderdim değil, “BENDEN SONRA GELECEK, TOPLUMDA ÇOKÇA ÖVÜLEN, SEVİLEN ELÇİYİ MÜJDELEMEK İÇİN GÖNDERİLDİM.” Diye tercüme edilirse, daha doğru olur. Bu bilgileri doğrulayacak günümüz İncil’in’ den de bilgi aktarmak istiyorum. İncil’de geçen FARAKLİT kelimesi, genelde tesellici olarak tercüme edilir. Aslında faraklit diye geçer ve bunun anlamı da Kur’an’da geçen Ahmed adı ile aynı olup, HERKESİN ÖVDÜĞÜ, ÖVÜLEN KİŞİ KİMSE anlamındadır. Bakın bu bilgi ile Kur’an’da Saff 6. Ayette geçen Ahmed kelimesi, BİR SIFAT OLARAK nasıl birbirini onaylıyor. Hz. Muhammed, bu ayetin indirilmesinden sonra, Ahmed ismiyle de anılmaya başlanmış, günümüze kadar gelmiştir.<br />
<br />
Son olarak ayette geçen o önemli cümleyi sizlerle bu bilgilerden sonra, şöyle daha detaylı yazalım ki, ayeti daha doğru anlayabilelim. “BENDEN ÖNCEKİ TEVRAT’I ONAYLAYICI VE BENDEN SONRA GELECEK VE TOPLUMDA ÇOK ÖVÜLEN, İŞİNİ İYİ YAPAN, GÜVENİLEN VE SEVİLEN BİR ELÇİYİ SİZE MÜJDELİYORUM.”<br />
<br />
Değerli dostlarım, lütfen Kur’an’ı hiçbir etki altında kalmadan özgür irademizle ama Kur’an bütünlüğüne ters düşmeyecek bir şekilde araştırmaya ve doğru anlamaya çaba harcayalım. İnanın bu çabayı gösterdiğinizde, doğruya HAK olan gerçeğe çok daha yakın olacağımızdan, hiç kuşkumuz olmasın.<br />
<br />
Yazdıklarım benim Kur'an'dan anladıklarımdır, yalnız beni bağlar. Sizlere düşen hiç bir etki altında kalmadan, Kur'an'ı dikkatle okuyup ve düşünerek diğer ayetlerle bağlantı kurarak anlamaya çalışmak olmalıdır. Allah cümlemizin yardımcısı olsun.<br />
<br />
Saygılarımla<br />
<br />
Haluk GÜMÜŞTABAK<br />
<br />
<a href="https://kuranadavet1.wordpress.com/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">https://kuranadavet1.wordpress.com/</a><br />
<br />
<a href="https://twitter.com/KURANA_DAVET" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">https://twitter.com/KURANA_DAVET</a><br />
<br />
<a href="http://www.hakyolkuran.com/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">http://www.hakyolkuran.com/</a><br />
<br />
<a href="https://www.facebook.com/Kuranadavet1/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">https://www.facebook.com/Kuranadavet1/</a><br />
<br />
<a href="https://hakyolkuran1.blogspot.com/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">https://hakyolkuran1.blogspot.com/</a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Bu makalemde sizleri Saff suresi 6. Ayet üzerinde, düşünmeye davet etmek istiyorum. Bir çok konuda da yaptığımız gibi, ayetleri tercüme ederken rivayetlerin, doğru olmayan bilgilerin etkisiyle tercüme ediyoruz. Bu ayet de yapılan yanlış üzerinde birlikte düşünelim Önce ayeti diyanetin mealinden yazalım. Şunu da söylemek isterim, ayeti genel çoğunluk aynı tercüme etmişler, lütfen araştırınız.<br />
<br />
Saff 6: MERYEM OĞLU İSA DA ŞÖYLE DEMİŞTİ: “EY İSRÂİLOĞULLARI! BİLİN Kİ BENDEN ÖNCEKİ TEVRAT’I DOĞRULAMAK VE BENDEN SONRA GELECEK AHMED İSİMLİ ELÇİYİ MÜJDELEMEK ÜZERE SİZE ALLAH TARAFINDAN GÖNDERİLMİŞ ELÇİYİM.” AMA O (AHMED) KENDİLERİNE APAÇIK KANITLARLA GELİNCE, “BU (KANITLAR) BESBELLİ BİR BÜYÜ!” DEDİLER. ( Kur’an yolu. Diyanet İşl.)<br />
<br />
Bakın Hz. İsa’nın, Yahudileri uyarıp İncil’i tebliğ ederken, ne söylediğini Rabbimiz bizlere Kur’an’da bildiriyor. Hz, İsa özellikle İsrail oğullarına, benden önceki Tevrat’ı doğrulamak ve benden sonra gelecek AHMED isimli elçiyi müjdelemek üzere, size ben Allah tarafından gönderilmiş bir elçiyim diyor. Daha doğrusu tercümeyi AHMET isimli elçi diye yazmışlar. Sizce tercümenin bu kısmı, doğru olabilir mi? Neden doğru olamaz, çünkü Kur’an’ı biz ümmetine tebliğ eden Resulün ismi Ahmet değil, MUHAMMED olduğu Kur’an’da yazıyor. Bakın böyle söylersek, KUR’AN’DA ÇELİŞKİ YARATIRIZ. Küçük bir örnek verelim.<br />
<br />
“İMAN EDİP İYİ İŞLER YAPANLARIN VE MUHAMMED’E İNDİRİLENİN RABLERİ TARAFINDAN GERÇEK OLDUĞUNA İNANANLARIN GÜNAHLARINI (ALLAH) ÖRTMÜŞ VE ONLARIN DURUMUNU DÜZELTMİŞ (OLACAK)TIR.” (Muhammed 2)<br />
<br />
Kur’an’a baktığınızda buna benzer birçok ayette Allah, Resulüne MUHAMMED diye hitap ediyor. Allah daha sonra göndereceği Elçilerinin ismini değil, özelliklerini vasıflarını bildirmiştir. Örneğin Tevrat’ta Hz. İsa’nın geleceği bildirilmiş ama ismen değil sıfatları özellikleri ile bildirmiştir ki, tanımaları kolay olsun. Tevrat’ta Hz. İsa MESİH diye geçer. Bunu yazınca hemen hatırlamışsınızdır, Kur’an’da ’da Hz. İsa MESİH diye geçer. Peki, MESİH kelimesinin anlamı nedir? KUTSANMIŞ, MUBAREK, KURTARICI. Yani özel yetenekleri gücü olan dersek de yanlış olmaz. Kur’an’da hangi ayetlerde Hz. İsa konusunu anlattığını merak ederseniz, lütfen araştırınız. Neden Hz. İsa’ya Kur’an’ın MESİH dediğini sanırım biliyorsunuz. Kur’an’da Hz. İsa’nın birçok özelliklerini bizlere anlatır. Bunları biliyorsunuz, bilmiyorsanız lütfen Kur’an’dan onlarıda okuyunuz.<br />
<br />
Söylediğim gibi Tevrat’ta da Allah, Hz. Musa’dan sonra göndereceği Elçisinin ismini değil, özelliklerini sıfatlarını yazmış ki kolay tanıyabilsinler. Şimdide gelelim Saff suresi 6. Ayette geçen ve Hz. İsa’nın kendisinden sonra gelecek Elçinin müjdelendiği konuya. Bu ayeti genel çoğunluk, Ahmet isimli Elçi gelecek diye yazmışlar. Söylediğim gibi, Kur’an’ı bizlere tebliğ eden Elçinin ismi Ahmet değil MUHAMMED demiş ve Kur’an’da da böyle geçtiğini hatırlatmıştım. Bu durumda ayette geçen AHMED kelimesi, ne anlama geliyor burası önemli. Bu kelime Arapçada şu anlamlara geliyor. “İŞİNİ İYİ YAPAN, ÖVÜLMEYE EN LAYIK OLAN, ÇOKÇA ÖVÜLEN, ALLAH’A EN ÇOK HAMDEDEN.” Konumuz şimdi sanırım açıklığa kavuştu. Buda bir SIFAT. Gerçekten de Kur’an’da Allah Resulünü bizlere örnek göstermiştir. Onun nasıl bir insan olduğunu, toplumda nasıl sevildiğini, güvenilir olup ona saygı duyulduğunu, hatta kendisine MUHAMMEDÜL EMİN dendiğini biliyorsunuz.<br />
<br />
Tüm bu bilgilerden sonra, Saff suresi 6. Ayette geçen Ahmet isimli Elçi gönderdim değil, “BENDEN SONRA GELECEK, TOPLUMDA ÇOKÇA ÖVÜLEN, SEVİLEN ELÇİYİ MÜJDELEMEK İÇİN GÖNDERİLDİM.” Diye tercüme edilirse, daha doğru olur. Bu bilgileri doğrulayacak günümüz İncil’in’ den de bilgi aktarmak istiyorum. İncil’de geçen FARAKLİT kelimesi, genelde tesellici olarak tercüme edilir. Aslında faraklit diye geçer ve bunun anlamı da Kur’an’da geçen Ahmed adı ile aynı olup, HERKESİN ÖVDÜĞÜ, ÖVÜLEN KİŞİ KİMSE anlamındadır. Bakın bu bilgi ile Kur’an’da Saff 6. Ayette geçen Ahmed kelimesi, BİR SIFAT OLARAK nasıl birbirini onaylıyor. Hz. Muhammed, bu ayetin indirilmesinden sonra, Ahmed ismiyle de anılmaya başlanmış, günümüze kadar gelmiştir.<br />
<br />
Son olarak ayette geçen o önemli cümleyi sizlerle bu bilgilerden sonra, şöyle daha detaylı yazalım ki, ayeti daha doğru anlayabilelim. “BENDEN ÖNCEKİ TEVRAT’I ONAYLAYICI VE BENDEN SONRA GELECEK VE TOPLUMDA ÇOK ÖVÜLEN, İŞİNİ İYİ YAPAN, GÜVENİLEN VE SEVİLEN BİR ELÇİYİ SİZE MÜJDELİYORUM.”<br />
<br />
Değerli dostlarım, lütfen Kur’an’ı hiçbir etki altında kalmadan özgür irademizle ama Kur’an bütünlüğüne ters düşmeyecek bir şekilde araştırmaya ve doğru anlamaya çaba harcayalım. İnanın bu çabayı gösterdiğinizde, doğruya HAK olan gerçeğe çok daha yakın olacağımızdan, hiç kuşkumuz olmasın.<br />
<br />
Yazdıklarım benim Kur'an'dan anladıklarımdır, yalnız beni bağlar. Sizlere düşen hiç bir etki altında kalmadan, Kur'an'ı dikkatle okuyup ve düşünerek diğer ayetlerle bağlantı kurarak anlamaya çalışmak olmalıdır. Allah cümlemizin yardımcısı olsun.<br />
<br />
Saygılarımla<br />
<br />
Haluk GÜMÜŞTABAK<br />
<br />
<a href="https://kuranadavet1.wordpress.com/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">https://kuranadavet1.wordpress.com/</a><br />
<br />
<a href="https://twitter.com/KURANA_DAVET" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">https://twitter.com/KURANA_DAVET</a><br />
<br />
<a href="http://www.hakyolkuran.com/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">http://www.hakyolkuran.com/</a><br />
<br />
<a href="https://www.facebook.com/Kuranadavet1/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">https://www.facebook.com/Kuranadavet1/</a><br />
<br />
<a href="https://hakyolkuran1.blogspot.com/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">https://hakyolkuran1.blogspot.com/</a>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Namaz Dinin Direği Midir?]]></title>
			<link>https://duygusuz.com/showthread.php?tid=121631</link>
			<pubDate>Mon, 13 Apr 2026 07:12:47 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://duygusuz.com/member.php?action=profile&uid=16197">halukgta</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://duygusuz.com/showthread.php?tid=121631</guid>
			<description><![CDATA[Bu makalemde sizlerin, üzerinde düşünmenize vesile olmak istediğim konu, İslam toplumda adeta slogan haline getirdiğimiz, “NAMAZ DİNİN DİREĞİDİR.” Konusunu üzerine olacak.  Gerçekten de kıldığımız yalnız namaz, İslam dininin direği olabilir mi? Gelin bu konuda Kur’an merkezli birlikte düşünelim. Önce şunu hatırlatmak isterim namaz kelimesi Kur’an’da geçmez, Farsça bir kelimedir ama Kur’an’da geçen SALATIN tam karşılığı, namaz asla değildir. Çünkü SALAT tek başına namazdır dersek, içi boşaltılmış anlamı daraltılmış hale dönüştürmüş oluruz. Bu haliyle yapılan kıyam, rükû ve secdenin, ASLA DİNİN DİREĞİ OLMASI MÜMKÜN OLAMAZ, OLMADIĞINI HEP BİRLİKTE İSLAM TOPLUMUNDA GÖRÜYORUZ.<br />
<br />
Neden biliyor musunuz? Çünkü Kur’an’da geçen SALAT Allah’a kulluk görevimizin şekilsel bir ibadeti olduğu gibi, YALNIZ ALLAH’A KULLUK EDEREK, ALLAH’DAN YARDIM DİLEMENİN, ALLAH’I BİRLEMENİN YALNIZ ONA DUA ETMENİN VE MÜSLÜMANLARIN BİRBİRİNE DESTEK OLMASININ, YARDIM ETMESİNİN EN ÖNEMLİ BOYUTUNA DA SALAT DENİR. Yani salat yalnız namaz değil, saydıklarım ile bir bütündür.  Kur’an’a lütfen bakın, birçok ayette SALAT EDİN, ZEKÂT VERİN diye geçer.<br />
<br />
Salatı bir başka şekilde tarif etmek gerekirse SALÂT, BİR ŞEYİN ARKASINDAN GİTMEK, YÖNELMEK, DESTEKLEMEK VE ALLAH’A BAĞLILIK ŞUURUYLA HAREKET ETMEK ANLAMLARINA GELİR. Bizler onun için dinin direği, desteği yani ayakta tutanı, özünden adeta uzaklaştırdığımız hayata geçiremediğimiz içini adeta boşalttığımız, yalnız NAMAZ dersek, çok büyük yanlış yapmış oluruz. Neden mi örnek vermek isterim. Bizler her namazımızda Allah’a şu sözü veriyoruz. “RABBİM YALNIZ SANA KULLUK EDERİZ, YALNIZ SENDEN YARDIM DİLERİZ.” Sizlere soruyorum, Allah’a namazda verdiğimiz bu sözümüzü, Allah’ın dini İslam’ı yaşarken tutuyor muyuz? Kesinlikle hayır. Namaz bitiyor, adeta transa girmiş insanlar gibi, namazda ne söylediğimizi bilmediğimizden, Allah’tan istememiz gereken yardımı, şefaati namaz bitiminde Resulünden isteyerek, “ŞEFAAT YA RESULALLAH” demiyor muyuz genel çoğunluğumuz. Yetmiyor bolca namaz kılan bazı kardeşlerimiz, Allah’ın yanında kendilerine edindikleri VELİ, GAVS adını verdikleri kişilerin kendilerine şefaat edeceğini, Allah’ın huzurunda mahşer günü kendilerine yardımda bulanacağına inananlar yok mu aramızda? Hâlbuki Allah ayetinde, güvenilecek Veliniz yalnız benim, sakın kendinize Veliler edinip ardı sıra gitmeyin diye uyarmıyor muydu? BÖYLE BİR NAMAZ, BİZİM İMANIMIZIN NASIL DİREĞİ OLUR? Bunu da mı akıl edemiyoruz?<br />
<br />
Bizler bolca namaz kılıyoruz ama namaz bitiyor, çevremize karşı ne adaletli davranıyoruz nede yardımcı oluyoruz. Onu bırakın kıldığımız namaz, bizi fuhuştan, kötülüklerden bile uzaklaştırmıyor. DEMEK Kİ İMANIMIZIN DİREĞİNİ, HALA OLUŞTURAMAMIŞIZ. Bizim gibi düşünmeyen inanmayanlara karşı, elimizden gelen adaletsizliği kötülüğü yapmıyor muyuz? Hâlbuki bolca namazda kılıyoruz, ama bu namaz bizi en doğruya neden götürmüyor? Hâlbuki Ankebut 45. Ayetinde Allah ne diyordu? “KİTAP’TAN SANA VAHYOLUNAN ŞEYİ OKU. SALATI İKAME ET. SALAT, FUHUŞTAN VE KÖTÜLÜKLERDEN ALIKOYAR. KESİNLİKLE ALLAH’IN ZİKRİ DAHA BÜYÜKTÜR. ALLAH, YAPTIĞINIZ ŞEYLERİ BİLİR.”<br />
<br />
Bu ayeti tercüme ederken Salat kelimesini, direk namaz diye çevirdiğimizde, namazın bizleri fuhuştan ve kötülüklerden alıkoyması gerekmez mi? Neden bolca namaz kılan İslam toplumlarını, böyle kötülüklerden alı koymuyor namaz? Allah’ın ayeti yanlış söylemeyeceğine göre, yanlışlık bizlerin imanlarımızda var demektir. Evet, salat bizleri her türlü kötülüklerden korur, ama O salatı bizler bütünüyle hayatımıza geçirdiğimizde. NE YAZIK Kİ BİZLER ALLAH’IN ZİKRİ KUR’AN’I HAYATIMIZA GEÇİREMEDİK, ÇÜNKÜ HERKESİN ONU ANLAYAMAYACAĞINA VE HER BİLGİNİN ORADA OLMADIĞINA İNANDIRILARAK, DİREKSİZ TEMELSİZ BİR İMAN YAŞIYORUZ. Böyle olunca da dinimiz temelsiz, direksiz kaldı. İnancımız nefsimizin etkisiyle yerle bir oldu, ama bunun hala farkında değiliz. Çünkü hatayı yanlışı kendimizde aramıyoruz. Yalnız Allah’ın yasalarına boyun eğip Kur’an’ın ipine sarılarak, batıldan hurafeden her türlü aşırılıktan, kötülükten uzaklaşarak yardımlaşarak, yani SALATI TOPLUM OLARAK TEK YUMRUK HAYATIMIZA GEÇİRDİĞİMİZDE, İŞTE O SALAT DİNİMİZİN İMANIMIZIN SARSILMAZ SAĞLAM DİREĞİ OLACAKTIR.<br />
<br />
BUGÜN BİZLERİN NE SÖYLEDİĞİMİZİ BİLE ANLAMADAN KILDIĞIMIZ NAMAZIN, İSLAM DİNİNİN DİREĞİ OLDUĞUNU NASIL İÇİMİZ RAHAT SÖYLERİZ. Lütfen kendimizi kandırmayalım ve Allah’ın zikrine önce sarılalım rivayetlere değil. Hatırlatmak isterim, dinin imanın direği, BİZLERİ HAKKA YANİ YALNIZ ALLAH’A, DOĞRUYA, ADALETE, KARDEŞLİĞE YÖNLENDİRMESİ GEREKİR Kİ, AYAKTA KALABİLELİM.  Bir bütünü eğer bizler parçalayıp, topluma farklı şekillerde sunmaya çalışıyorsak, parçaları bir daha asla birleştirememe tehlikesi ile karşı karşıya kalabiliriz. Ne yazık ki Allah’ın, sakın dinde bölünenler gibi olmayın hükümlerini görmezden gelerek, parçalandık bölündük. Her mezhep, cemaat, tarikat kendisine Kur’an’dan bir parça alarak, kendisini savunmanın yolunu seçti.<br />
<br />
Böyle olunca ortada DAYANACAĞIMIZ DİREKTE KALMADI. Yani imanımızı ayakta tutan kolonlar kesilince,  en küçük depremde yıkılan binalar gibi inancımızın yıkıldığının hala farkına varamadık,  altında kaldık bunun acısını hep birlikte çekiyoruz. Neden mi? Çünkü bizler hala KUR’AN İLE YÜZLEŞME, BULUŞMA ÇABASINDA DEĞİLİZ. Çünkü bizlere sen Kur’an’dan anlayamazsın, yalnız Kur’an ile İslam yaşanmaz diye öğretildi ve böylece KUR’AN’I ELİMİZDEN ALDILAR da ondan. Eğer bizlere kurulan bu tuzağın hala Kur’an ile farkına varamazsak, hem bu dünyada hem de Allah’ın huzurunda mahşer günü, inanın üzülenlerin safında olacağımız kaçınılmazdır. LÜTFEN UNUTMAYALIM, DİNİN SARSILMAZ DİREĞİ YALNIZ KUR’AN’DIR. ONU PARÇALAYIP BÖLDÜYSEN, HAYATINDAN ÇIKARIP RİVAYETLERE, SANI SÖZLERE DALDIYSAN, O İMAN DA DİREK YOKTUR, YIKILMAYA MAHKÛMDUR.<br />
<br />
Dilerim bu acı gerçeğin, emanetimizi teslim etmeden önce farkında oluruz. Yoksa Allah’a bolca dua eden ama birilerini kurtarıcı olarak seçip Veliler edinen böylece, DUALARI ALLAH’TAN KARŞILIK GÖRMEYEN ACI, YOKLUK VE SEFALETTEN KURTULAMAYAN TOPLUMLAR OLMAYA DEVAM EDERİZ.<br />
<br />
Saygılarımla<br />
<br />
Haluk GÜMÜŞTABAK<br />
<br />
<a href="https://kuranadavet1.wordpress.com/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">https://kuranadavet1.wordpress.com/</a><br />
<br />
<a href="https://twitter.com/KURANA_DAVET" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">https://twitter.com/KURANA_DAVET</a><br />
<br />
<a href="http://www.hakyolkuran.com/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">http://www.hakyolkuran.com/</a><br />
<br />
<a href="https://www.facebook.com/Kuranadavet1/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">https://www.facebook.com/Kuranadavet1/</a><br />
<br />
<a href="https://hakyolkuran1.blogspot.com/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">https://hakyolkuran1.blogspot.com/</a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Bu makalemde sizlerin, üzerinde düşünmenize vesile olmak istediğim konu, İslam toplumda adeta slogan haline getirdiğimiz, “NAMAZ DİNİN DİREĞİDİR.” Konusunu üzerine olacak.  Gerçekten de kıldığımız yalnız namaz, İslam dininin direği olabilir mi? Gelin bu konuda Kur’an merkezli birlikte düşünelim. Önce şunu hatırlatmak isterim namaz kelimesi Kur’an’da geçmez, Farsça bir kelimedir ama Kur’an’da geçen SALATIN tam karşılığı, namaz asla değildir. Çünkü SALAT tek başına namazdır dersek, içi boşaltılmış anlamı daraltılmış hale dönüştürmüş oluruz. Bu haliyle yapılan kıyam, rükû ve secdenin, ASLA DİNİN DİREĞİ OLMASI MÜMKÜN OLAMAZ, OLMADIĞINI HEP BİRLİKTE İSLAM TOPLUMUNDA GÖRÜYORUZ.<br />
<br />
Neden biliyor musunuz? Çünkü Kur’an’da geçen SALAT Allah’a kulluk görevimizin şekilsel bir ibadeti olduğu gibi, YALNIZ ALLAH’A KULLUK EDEREK, ALLAH’DAN YARDIM DİLEMENİN, ALLAH’I BİRLEMENİN YALNIZ ONA DUA ETMENİN VE MÜSLÜMANLARIN BİRBİRİNE DESTEK OLMASININ, YARDIM ETMESİNİN EN ÖNEMLİ BOYUTUNA DA SALAT DENİR. Yani salat yalnız namaz değil, saydıklarım ile bir bütündür.  Kur’an’a lütfen bakın, birçok ayette SALAT EDİN, ZEKÂT VERİN diye geçer.<br />
<br />
Salatı bir başka şekilde tarif etmek gerekirse SALÂT, BİR ŞEYİN ARKASINDAN GİTMEK, YÖNELMEK, DESTEKLEMEK VE ALLAH’A BAĞLILIK ŞUURUYLA HAREKET ETMEK ANLAMLARINA GELİR. Bizler onun için dinin direği, desteği yani ayakta tutanı, özünden adeta uzaklaştırdığımız hayata geçiremediğimiz içini adeta boşalttığımız, yalnız NAMAZ dersek, çok büyük yanlış yapmış oluruz. Neden mi örnek vermek isterim. Bizler her namazımızda Allah’a şu sözü veriyoruz. “RABBİM YALNIZ SANA KULLUK EDERİZ, YALNIZ SENDEN YARDIM DİLERİZ.” Sizlere soruyorum, Allah’a namazda verdiğimiz bu sözümüzü, Allah’ın dini İslam’ı yaşarken tutuyor muyuz? Kesinlikle hayır. Namaz bitiyor, adeta transa girmiş insanlar gibi, namazda ne söylediğimizi bilmediğimizden, Allah’tan istememiz gereken yardımı, şefaati namaz bitiminde Resulünden isteyerek, “ŞEFAAT YA RESULALLAH” demiyor muyuz genel çoğunluğumuz. Yetmiyor bolca namaz kılan bazı kardeşlerimiz, Allah’ın yanında kendilerine edindikleri VELİ, GAVS adını verdikleri kişilerin kendilerine şefaat edeceğini, Allah’ın huzurunda mahşer günü kendilerine yardımda bulanacağına inananlar yok mu aramızda? Hâlbuki Allah ayetinde, güvenilecek Veliniz yalnız benim, sakın kendinize Veliler edinip ardı sıra gitmeyin diye uyarmıyor muydu? BÖYLE BİR NAMAZ, BİZİM İMANIMIZIN NASIL DİREĞİ OLUR? Bunu da mı akıl edemiyoruz?<br />
<br />
Bizler bolca namaz kılıyoruz ama namaz bitiyor, çevremize karşı ne adaletli davranıyoruz nede yardımcı oluyoruz. Onu bırakın kıldığımız namaz, bizi fuhuştan, kötülüklerden bile uzaklaştırmıyor. DEMEK Kİ İMANIMIZIN DİREĞİNİ, HALA OLUŞTURAMAMIŞIZ. Bizim gibi düşünmeyen inanmayanlara karşı, elimizden gelen adaletsizliği kötülüğü yapmıyor muyuz? Hâlbuki bolca namazda kılıyoruz, ama bu namaz bizi en doğruya neden götürmüyor? Hâlbuki Ankebut 45. Ayetinde Allah ne diyordu? “KİTAP’TAN SANA VAHYOLUNAN ŞEYİ OKU. SALATI İKAME ET. SALAT, FUHUŞTAN VE KÖTÜLÜKLERDEN ALIKOYAR. KESİNLİKLE ALLAH’IN ZİKRİ DAHA BÜYÜKTÜR. ALLAH, YAPTIĞINIZ ŞEYLERİ BİLİR.”<br />
<br />
Bu ayeti tercüme ederken Salat kelimesini, direk namaz diye çevirdiğimizde, namazın bizleri fuhuştan ve kötülüklerden alıkoyması gerekmez mi? Neden bolca namaz kılan İslam toplumlarını, böyle kötülüklerden alı koymuyor namaz? Allah’ın ayeti yanlış söylemeyeceğine göre, yanlışlık bizlerin imanlarımızda var demektir. Evet, salat bizleri her türlü kötülüklerden korur, ama O salatı bizler bütünüyle hayatımıza geçirdiğimizde. NE YAZIK Kİ BİZLER ALLAH’IN ZİKRİ KUR’AN’I HAYATIMIZA GEÇİREMEDİK, ÇÜNKÜ HERKESİN ONU ANLAYAMAYACAĞINA VE HER BİLGİNİN ORADA OLMADIĞINA İNANDIRILARAK, DİREKSİZ TEMELSİZ BİR İMAN YAŞIYORUZ. Böyle olunca da dinimiz temelsiz, direksiz kaldı. İnancımız nefsimizin etkisiyle yerle bir oldu, ama bunun hala farkında değiliz. Çünkü hatayı yanlışı kendimizde aramıyoruz. Yalnız Allah’ın yasalarına boyun eğip Kur’an’ın ipine sarılarak, batıldan hurafeden her türlü aşırılıktan, kötülükten uzaklaşarak yardımlaşarak, yani SALATI TOPLUM OLARAK TEK YUMRUK HAYATIMIZA GEÇİRDİĞİMİZDE, İŞTE O SALAT DİNİMİZİN İMANIMIZIN SARSILMAZ SAĞLAM DİREĞİ OLACAKTIR.<br />
<br />
BUGÜN BİZLERİN NE SÖYLEDİĞİMİZİ BİLE ANLAMADAN KILDIĞIMIZ NAMAZIN, İSLAM DİNİNİN DİREĞİ OLDUĞUNU NASIL İÇİMİZ RAHAT SÖYLERİZ. Lütfen kendimizi kandırmayalım ve Allah’ın zikrine önce sarılalım rivayetlere değil. Hatırlatmak isterim, dinin imanın direği, BİZLERİ HAKKA YANİ YALNIZ ALLAH’A, DOĞRUYA, ADALETE, KARDEŞLİĞE YÖNLENDİRMESİ GEREKİR Kİ, AYAKTA KALABİLELİM.  Bir bütünü eğer bizler parçalayıp, topluma farklı şekillerde sunmaya çalışıyorsak, parçaları bir daha asla birleştirememe tehlikesi ile karşı karşıya kalabiliriz. Ne yazık ki Allah’ın, sakın dinde bölünenler gibi olmayın hükümlerini görmezden gelerek, parçalandık bölündük. Her mezhep, cemaat, tarikat kendisine Kur’an’dan bir parça alarak, kendisini savunmanın yolunu seçti.<br />
<br />
Böyle olunca ortada DAYANACAĞIMIZ DİREKTE KALMADI. Yani imanımızı ayakta tutan kolonlar kesilince,  en küçük depremde yıkılan binalar gibi inancımızın yıkıldığının hala farkına varamadık,  altında kaldık bunun acısını hep birlikte çekiyoruz. Neden mi? Çünkü bizler hala KUR’AN İLE YÜZLEŞME, BULUŞMA ÇABASINDA DEĞİLİZ. Çünkü bizlere sen Kur’an’dan anlayamazsın, yalnız Kur’an ile İslam yaşanmaz diye öğretildi ve böylece KUR’AN’I ELİMİZDEN ALDILAR da ondan. Eğer bizlere kurulan bu tuzağın hala Kur’an ile farkına varamazsak, hem bu dünyada hem de Allah’ın huzurunda mahşer günü, inanın üzülenlerin safında olacağımız kaçınılmazdır. LÜTFEN UNUTMAYALIM, DİNİN SARSILMAZ DİREĞİ YALNIZ KUR’AN’DIR. ONU PARÇALAYIP BÖLDÜYSEN, HAYATINDAN ÇIKARIP RİVAYETLERE, SANI SÖZLERE DALDIYSAN, O İMAN DA DİREK YOKTUR, YIKILMAYA MAHKÛMDUR.<br />
<br />
Dilerim bu acı gerçeğin, emanetimizi teslim etmeden önce farkında oluruz. Yoksa Allah’a bolca dua eden ama birilerini kurtarıcı olarak seçip Veliler edinen böylece, DUALARI ALLAH’TAN KARŞILIK GÖRMEYEN ACI, YOKLUK VE SEFALETTEN KURTULAMAYAN TOPLUMLAR OLMAYA DEVAM EDERİZ.<br />
<br />
Saygılarımla<br />
<br />
Haluk GÜMÜŞTABAK<br />
<br />
<a href="https://kuranadavet1.wordpress.com/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">https://kuranadavet1.wordpress.com/</a><br />
<br />
<a href="https://twitter.com/KURANA_DAVET" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">https://twitter.com/KURANA_DAVET</a><br />
<br />
<a href="http://www.hakyolkuran.com/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">http://www.hakyolkuran.com/</a><br />
<br />
<a href="https://www.facebook.com/Kuranadavet1/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">https://www.facebook.com/Kuranadavet1/</a><br />
<br />
<a href="https://hakyolkuran1.blogspot.com/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">https://hakyolkuran1.blogspot.com/</a>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Atatürk'ün Çocukluk Anıları: Büyük Kurtarıcı]]></title>
			<link>https://duygusuz.com/showthread.php?tid=121630</link>
			<pubDate>Sat, 28 Mar 2026 18:08:18 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://duygusuz.com/member.php?action=profile&uid=16854">Serdar102</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://duygusuz.com/showthread.php?tid=121630</guid>
			<description><![CDATA[ATATÜRK'ÜN ÇOCUKLUK ANILARI: BÜYÜK KURTARICI<br />
Atatürk'ün kız kardeşleri Makbule ile Naciye tartışıyordu. <br />
Naciye: Abla, son günlerde annem ve babamın konuşmalarından şu sonuca ulaştım: Osmanlı kötüye gidiyor ve önlem alınmazsa sonumuz bir felaket. <br />
Bunun üzerine Makbule: Doğrudur. Bir kötü gidişat var ama önlem alınmıyor. Saray yabancı kadınlarla doluymuş. Padişahın annesi yabancıymış. Annemiz Zübeyde Hanım bir Türk. Biz de Türküz diyoruz. Annemiz fransız veya rus olsaydı, biz de fransız ve rus olurduk. Fransa'ya ve Rusya'ya hizmet ederdik. Türkleri kendimize düşman bilirdik. <br />
Naciye: Abla, sen bunları biliyorsun. Sadrazam ve vezirler de biliyor. Önlem alsalar ya. <br />
Makbule: Naciye, biliyorsun, ben Osmanlı tarihini araştırdım. Belli bir dönemden sonra  kaç tane Türk sadrazam ve vezir adı söyleyebilirsin? <br />
Naciye: Çoğu başka milletlerden, aralarında Türk yok gibi. <br />
Makbule: Bunlardan Osmanlı Devleti yıkılmasın demesini bekleyemezsin. <br />
<br />
---------------------------------------------------------------------<br />
<br />
<br />
BEN BEBEK MİYDİM?    <br />
Yıl 1872. Evde oturmaktan canı sıkılan Fatma'yı annesi  Selanik sokaklarında gezmeye çıkardı. Sokaklar bomboştu, Arada bir tek tük adamlar geçiyordu. Bu Selanik'te kadın yok muydu? Çocuklar evet çocuklar hani neredeydi? Neden eve kapatılmıştı? Bu durum Fatma'nın kafasına takıldı. Annesine şöyle bir soru sordu: Yemeklerimi yemiyordum ya o zaman ben bebek miydim? Zübeyde Hanım derinden etkilendi. Bilmem kaç zaman önce Fatma ile böyle bir fikir alışverişi olmuştu. Fatma, yemeklerini neden yemiyorsun, demişliği vardı ama Fatma'nın bunu hatırlaması olanaksızdı. Zübeyde Hanım, Fatma'sına sıkıca sarıldı. <br />
Daha sonra sahile çıktılar. Boylu boyunca Ege Denizi önlerinde uzanıyordu. Vur patlasın, çal oynasın eğlenen, günün yirmi dört saati etkinliğini gösteren sahil gazinolarında ermeni, rum, yunan ve diğerleri coşku doluydu. Zübeyde Hanım kızı Fatma'nın elini sıkıca tuttu. Eve doğru yöneldi. Ali Rıza Bey işten dönmüş ve yorgun olmalıydı. O geldiğinde mutfakta olmamak yakışık almazdı. <br />
<br />
-----------------------------------------------------------------------  <br />
<br />
<br />
BİR TORBA BALIK <br />
Ali Rıza Bey ile oğlu Ahmet o sabah erkenden kalktı. Akşamdan sözleşmişlerdi, yarınki balık tutma işi için. Önceleri Zübeyde Hanım karşı çıkmıştı. Ne gereği var canım, sabah erken kalkmanın. Biraz uykunuzu alıp bir iki saat geç kalksanız da olur. Sanki Ege Denizi'nin balıkları, Ali Rıza Bey ile Ahmet gelecek ve biz onların oltasına ilk takılan olacağız mı diyecekler, dediyse de dinletemedi. Zübeyde Hanım onları sabah erkenden yolcu etti. <br />
Ali Rıza Bey ile Ahmet çok hırslıydı. Ellerinde birer olta ve gelsindi balıklar, atılsınlardı oltaya, bakalım kim, kaç balık yakalayacaktı? <br />
Aradan saatler geçti. Ali Rıza Bey ve Ahmet saatlerdir denize olta atıyordu. Oltanın ucundaki yem yeniyor ama balık yakalanmıyordu. Kavanoz içinde getirilen yemler bitmiş ama ortada balık yoktu. <br />
İkindi vaktini geçmişti. Ali Rıza Bey ve Ahmet, bu balıklar bizi sevmedi. Yem yiyor ama kaçıyorlar. Anneni ben severim, sen de seversin. Dönerken  balık alalım, annen de sevinsin ama aramızda sır. Aradan yüz yıl geçse bile anneye söylemek yok.  <br />
Bunun üzerine Ahmet, merak etme baba. Bizim balık almamızın kimseye zararı yok. <br />
Ali Rıza Bey ile Ahmet, akşamüstü bir torba balıkla eve giriş yaptı. Zübeyde Hanım onları coşkuyla karşıladı. Akşam yemeğinde bol bol balık yediler.<br />
<br />
-----------------------------------------------------------------        <br />
<br />
<br />
ALİ RIZA BEY'İN ÇOCUKLUĞU<br />
Ali Rıza on dört yaşındaydı. Arkadaşı Osman'la komşu köye gitmiş ve yalnız geri dönüyordu. Gök gürlemeye başladı. Belli yağmur geliyordu. Ali Rıza adımlarını hızlandırdı. Köyüne daha yol vardı. Bir saçak altı, bir girdap bulup yağmurun dinmesini beklemeliydi. Karşıda bir çınar ağacı gördü. Onların yüzlerce yıl yaşayanı vardı. Ne fırtınalar, yağmurlar atlatırlardı. Hem bu çınar ağacı tam bir saçak altıydı. Oraya sığınırsa yağmurun damlası değmezdi. Aniden gökyüzünde bir şimşek çaktı. Sonrasında uzaklara yıldırım düştü. İleride gökyüzü daha karaydı. Kısa bir süre sonra doğa gerçek gücünü gösterip yağmur damlalarını ağırlaştırırdı. Pek çok şimşek çaktırıp yıldırım düşürür ve bazı canlıların yaşamlarını sonlandırırdı. Ali Rıza oralarda bir çukur bulup içine sindi. Zaten sırılsıklam ıslanmıştı. Yağmurdan korkusu yoktu. O'nun düşüncesi yıldırımdı. Her şimşek çakışında korkmuyordu ama ürperiyordu. <br />
Al Rıza bir anlık zaman diliminde başını yukarı kaldırıp ileri baktı. Adamın biri hızla gelerek çınarın altına sığındı. Saniyesinde şimşek çaktı ve yıldırım düştü. Boğuk bir feryat duyuldu ve adam yere yığıldı. <br />
Ali Rıza: Vay anasını, demek ben oraya önce varsaydım yıldırım bana düşecekti. Beni bu hayattan silip süpürecekti. Ben bu hayatta var olmalıyım ve en azından çocuklarım olmalı. <br />
Sonradan yağmur dindi. Ali Rıza çukurdan çıktı, çınarın altına gitti. Yıldırım adamı yakmış ve ikiye bölmüştü. Daha sonra köyüne doğru yöneldi. Köy kahvesinde olanları anlattı ve yardım etmelerini istedi. <br />
Ali Rıza evine vardığında annesi Ayşe Hanım olanları dinleyince çok şaşırdı. O, insan hayatının doğa tarafından bu kadar kolay yok edilemeyeceği düşüncesindeydi. Kulaktan dolma değerlerle hayatı şekillendirirdi. Ali Rıza'nın anlattığı bu olay ve yorumu hayatına değişik bir bakış açısı kazandırmıştı. <br />
Ali Rıza bir süre daha hayata devam edebileceği düşüncesindeydi. Belki bir gün evlenir, çocukları olurdu. Eğer çocukları olursa, onları çok sevecekti. <br />
<br />
-------------------------------------------------------------------------           <br />
<br />
<br />
GAGASI OLMAYAN KARTAL <br />
Atatürk'ün abileri Ahmet 9, Ömer 8 yaşındaydı. Kardeşleri 2 yaşındaki Mustafa'nın elinden tutarak mutfağa gittiler. Annelerinden bir hikaye anlatmasını isteyeceklerdi ama anneleri mutfakta yoktu. Odalara baktılar, evde yoktu. Yatak odasına yöneldiler. Babaları Ali Rıza Bey orada olmalıydı. Kapıyı çaldılar, içeriden buyurun, gelin denince içeri girdiler. <br />
Ali Rıza Bey: Krallarım benim, şahlarım, padişahlarım!  Siz üçünüz bir anda tarih sahnesinden silinseniz, ben kime oğlum derim? Kim benim adımı tarih karşısında yargılar? Kim benim adımı tarihe sabitler? Siz üç oğlumdan en az biri büyük işler başarsın ve benim adım da bu O'nun babasıdır diye anılsın. Tarihe geçsin. Yüzyıl sonra yeniden dünyaya gelsem ve adım kitaplarda yoksa hakkımı helal etmem bilmiş olun. <br />
Bunun üzerine Ahmet: Baba, yüzyıl sonra bizim adımızdan yola çıkarak tarih kitaplarında bolca varsan ne diyeceksin? <br />
Ali Rıza Bey: O kadar mutlu olurum ki herhalde kanatlanıp gökyüzüne uçarım. <br />
Sonrasında derin bir sessizlik oldu. <br />
Ömer: Annem mutfakta yoktu. Hikaye anlatmasını isteyecektik. Şimdi buraya geldik. Baba, bize bir hikaye anlatır mısın? <br />
Ali Rıza Bey: Canım oğullarım, siz isteyin ben size sabaha kadar on tane hikaye anlatırım, dedi ve bir hikaye anlatmaya başladı:<br />
Kendini gökyüzünün hakimi sanan bir kartal vardı. Çok büyüktü. Kanat açıklığı on metreyi buluyordu. Aslanlar, kaplanlar ondan korkardı. Pençelerine yakalanan hiçbir canlı sağ kurtulamazdı.. Yaşlanan kartalın gagası düşüyordu ya işte bu kartal da yaşlanınca gagası düştü. Gagası olmayan bu kartal yeni bir gaga çıkması için,  aylarca bekledi. Sonunda beklemekten sıkıldı. Timsah dolu bir nehre atladı ve timsahlar onu yedi. Hikayemiz burada bitti.<br />
Ahmet sordu: Baba, bu anlattığınız hikayeden nasıl bir ders çıkarmalıyız? <br />
Ali Rıza Bey: Hikaye anlatmamı istediniz, işte hikaye anlattım. Varın ötesini de siz hesap edin. Ne anladıysanız onu anlatmışımdır. <br />
<br />
------------------------------------------------------------------------            <br />
<br />
<br />
ALİ RIZA İLE ZÜBEYDE'NİN AŞKI <br />
Ali Rıza memur olmuştu. Kazancı iyiydi. Mahalle arkadaşları, tanıdıkları, amca çocukları evlenmişti. Arkadaşlarından ikinciye çocuğu olan vardı. Düğünlerde kızlarla dans eder, şarkı söylerdi. Aşkın ve aşığın yaşatılması taraftarıydı. <br />
Babası ve annesi nice zamandır Ali Rıza'ya kız buluyor, Ali Rıza kızı görüyor ve evlenilecek nitelikte bulmuyordu. Ali Rıza'ya kız beğendirmek çok zordu. Yaşın otuz oldu, evlen artık Ali Rıza, diyorlardı.<br />
Günlerden bir gün babası işten dönmemişti, annesi oğlunu karşısına aldı: Bak Ali Rıza, komşular dediydi, sarı saçlı, mavi gözlü, dünya güzeli bir kız var. Adı Zübeyde. Gittim, gördüm. Terbiyeli, saygılı. Baban, sen, ben evlerine gidelim, kızı bir de sen gör. <br />
Ali Rıza: Olur anne, istersen yarın gidelim, ne dersin? <br />
Annesi: Tamam, yarın gidelim. <br />
Ertesi gün Ali Rıza, annesi ve babası, Zübeyde'nin evine gitti. Ali Rıza, Zübeyde'yi görünce beyninden vurulmuşa döndü. <br />
Bu kız geçen gece rüyasında gördüğü kızdı. <br />
Selanik'te bu kadar güzel bir kız varmış da benim haberim yokmuş, diye kendi kendine hayıflandı. Ali Rıza'nın babası Ahmet Efendi, isterseniz gidin bahçede bir gezin gelin, dedi ve gençler bahçeye çıktı. Ali Rıza, Zübeyde ile ağaçlardan, çiçeklerden bahsederek bahçenin sonuna kadar gitti. Dönüş yolunda Zübeyde'ye evlenme teklif etti: Zübeyde, benimle evlenir misin? dedi. <br />
Zübeyde: Niyetli olmasaydım buraya gelmezdim, dedi. Ali Rıza öylece kalakaldı. Bundan sonra ne yapması gerektiğini bilemedi. <br />
Daha sonraki günlerde Ali Rıza ile Zübeyde, Selanik sokaklarında gezdiler, dolaştılar. Zübeyde'nin evinde nişan töreni yapıldı. Zübeyde düğün istemedi. Ali Rıza, seninle olduğum her gün bana düğün dedi ve Zübeyde'den tarafa çıktı. <br />
Aradan günler, aylar, yıllar geçti. Onların altı tane çocukları oldu. Hepsi birbirinden değerliydi. Mustafa da bunlardan biriydi. Daha sonra Mustafa Kemal adını alacak ve yurdu istila edilen Türk'ün Kurtuluş Savaşı'nı başlatacaktı.  <br />
<br />
SON<br />
<br />
Atatürk'ün Çocukluğu - Ezgi Yayınları - Yayın Yılı: Aralık 1994<br />
<br />
----------------------------------------------------------------------             <br />
<br />
<br />
GERÇEK OLAN NEDİR? <br />
Ali Rıza ile Zübeyde nişanlanalı bir ay olmuştu ki bunlar Selanik sokaklarında gezmeye çıktı. <br />
Ali Rıza: Zübeyde istersen şurada oturalım. Ege Denizi önümüzde, Selanik arkamızda biz hayattan başka ne bekleriz? <br />
Bunun üzerine Zübeyde: Ali Rıza, hayattan istenecek çok şey var ama hayat bunları bir anda bize vermiyor. Kısım kısım veriyor. Bazen hiç vermez. <br />
Ali Rıza: Bilirim Zübeyde, bilirim. Onun öyle olduğunu bilirim. <br />
Zübeyde: Biz hayat olsak hayatı kurgulasak. Hayat kötü olsa iyi insanları kötülüğe yönlendirse işsiz bıraksa soygun yaptırsa sen buna iyidir diyebilir misin? <br />
Ali Rıza: Annesi hasta olan genç adam işsizdi, parası yoktu. Bu genç eczaneye girdi. Eczacıya reçeteyi gösterdi, gerekli olan ilaçları aldı. Dört kutu ilaç. Para vermeden çıkıp gitti.  Zübeyde, sen hakim olsan bu genci hapse atabilir misin? Belki annesi ertesi gün kalkıp yürüyecek. Zaten eczacı şikayetçi olmamış. <br />
Zübeyde: Bak Ali Rıza, bunlar göreceli kavramlar. On kişi olsa beşi evet der, beşi karşı çıkar. Herkes akıl fikir düzeyi, zeka seviyesi açısından fikir ileri sürüp yorum yapar ama gerçek olan nedir? <br />
<br />
-----------------------------------------------------------------------           <br />
<br />
<br />
DÜĞÜNE DÖRT GÜN KALDI<br />
Ali Rıza  ile Zübeyde için, nikah törenine dört gün kalmıştı. Bunlar yine bir fırsatını bulup yalnızlığa adım atmıştı. <br />
Ali Rıza: Zübeyde  sen böyle konuları konuşmaktan hoşlanmazsın ama ben yine de sormak istiyorum. Biz evlenince kaç çocuğumuz olsun istersin?  <br />
Zübeyde: Aman Ali Rıza, hele bir çocuğumuz olsun, ben onu el bebek, gül bebek beslerim. Araştırdım ve buldum. Yeni evli çiftlerin ilk çocukları yüzde yetmiş ihtimalle kız oluyormuş. Belki  yüz yıl sonra bu yüzde seksene çıkarmış. Ali Rıza, ilk çocuğumuz kız olsa sen bundan rahatsız olur musun? <br />
Ali Rıza: Böyle bir şey kesinlikle söz konusu değil. Zübeyde, sen beni iyi tanımamışsın. Kızım olsun, oğlum olsun onu bağrıma basarım. <br />
Sonunda o dört gün geçti. Ali Rıza ile Zübeyde evlendi. İlk çocukları Fatma oldu. Ali Rıza ile Zübeyde onu bağrına bastı. Gelecekte onları mutlu günler bekliyordu. <br />
Aradan yıllar geçti. Fatma dördüncü yaş gününü kutluyordu. Zübeyde Hanım yaptığı pastanın üstüne dört mum dikmişti. Fatma mumları üfledi ve dört yaşına girdi. Önünde uzun bir yaşam vardı ve O bu şansını sonuna kadar kullanırdı. <br />
<br />
---------------------------------------------------------------------         <br />
<br />
ALİ RIZA BEY'İN ÇOCUKLUĞU <br />
Ali Rıza Bey, Selanik'te dünyaya geldi. İlkokulu Mahalle Mektebi'nde okudu. 12 yaşına gelince arkadaşları arasında parmakla gösterilirdi. Çok iyi tekmük oynardı. ( Şimdiki futbol maçı ) Mahalle maçlarında başı önde sahadan hiç ayrılmamıştı. Maç başlayınca geri gelir, kendini kaybettirir, sonradan ileri çıkar, ataklara katılırdı. Takımı ileri çıkmışken, rakip takım savunması buna önem vermez, defans elemanları yanında olmazdı. Top, Ali Rıza'yı severdi. Rakip kale önünde boş pozisyonda durur ve topun gelmesini beklerdi. Hata affetmez ve soğukkanlı  bir vuruşla golü atardı. Gool diye öyle bir bağırır ve kaçardı ki, en hızlı koşan arkadaşı O'na yetişemezdi. <br />
Günlerden bir gün Ali Rıza evde ders çalışıyordu. Kapı çalındı. Ali Rıza yan pencereden baktı. İki arkadaşı bekliyordu. Annesi Ayşe Hanım kapıyı açtı. Çocuklardan biri atıldı: Ali Rıza evde mi? Maçımız var da. O'nu çağırmaya geldik. Arkadaşlar bekliyor. <br />
Ayşe Hanım: Ali Rıza'nın dersleri çokmuş. Yarın imtihanı varmış. Boşuna beklemeyin gelemez. <br />
Aradan dakikalar geçti. Ali Rıza odanın içinde dört döndü. Eğer arkadaşlar gitmezse ben giderim, diye düşündü. Dönmeye devam etti. Ali Rıza sonradan yan pencerenin perdesini aralayıp kapı önüne baktı. Arkadaşları gitmemiş ve bekliyordu. Demek ki iş ciddiydi. Maç iddialıydı. Ali Rıza odadan çıktı. Mutfakta duran annesinin yanına gitti: Anne, arkadaşlar kapıda bekliyor. Derslerimi bitirdim. İmtihana hazırım ve en yüksek notu ben alacağım. Maça gideyim ha, ne dersin? <br />
Annesi olur deyince Ali Rıza bir sevindi ki sormayın. <br />
Maçın oynanacağı yere merdivenli yokuştan inilirdi. Ali Rıza yokuşun başında görününce arkadaşları arasında bir dalgalanma oldu. İşte Ali Rıza gelmişti ve bu maç kazanılırdı. Karşı takımın golcüsü Necdet uzun boyluydu ve elleri belinde bekliyordu. Ali Rıza'ya baktı. O'nu küçük görmedi ama büyük de görmedi. Arkadaşlarının neden Ali Rıza'ya bu kadar önem verdiğini anlamadı. Her zaman  olduğu gibi gollerini birbiri ardına sıralar maçı kazanırdı.<br />
Maç başlayalı on dakika olmuştu ki Necdet ikinci golünü attı. Sonrasında takımı rehavete kapıldı ve Ali Rıza sahneye çıktı. Şahlanan takım arkadaşlarıyla ileri atıldı. Ali Rıza'nın attığı dört golle maç 4-2 galibiyetle sonuçlandı. <br />
Ali Rıza iddia gazozunu içerken, kimseyi alaya almadı. Daha sonra arkadaşlarından ayrılıp eve gelince annesi sordu: Ali Rıza maçı kazandınız mı? <br />
Ali Rıza: Evet anne, kazandık. Onlar iki attı, ben dört attım ve maçı kazandık. <br />
Annesi: Böyle olacağı belliydi. Ben senin kaybettiğini hiç duymadım. <br />
<br />
------------------------------------------------------------------------             <br />
<br />
BİR ALİ RIZA BEY HİKAYESİ<br />
Mustafa 2 yaşında, abileri Ahmet 9, Ömer 8 yaşındaydı. Üç kardeş annelerinin yanına gitti ve bir hikaye anlatmasını istedi. Anneleri Zübeyde Hanım başının ağrıdığını söyleyerek çocukları babalarına yönlendirdi ve şunu ekledi: Aman, dikkat çocuklar, ben size genelde insanlar hakkında hikaye anlattım. Babanız tilkili, kuşlu, ördekli hikaye anlatır ve hikayenin sonu tahminlerin dışındadır. Şok olursunuz. Dağılıp da gelirseniz sizi toplayamam bilmiş olun. <br />
Ahmet: Sen bizi merak etme anne. Ben ve Ömer dağılmam, Mustafa hiç dağılmaz. Anlatsın bakalım babam hikayesini ve bizi şok etsin görelim. <br />
Kardeşler, babalarının yanına geldiğinde Ali Rıza Bey kafasını elleri arasına almış, düşünceye dalmıştı. Ahmet olanları anlatınca hiç şaşırmadı. İnsanoğlunun çözülemeyen sorunları olunca dönüp dolaşacağı yer benim diyordu. Sonrasında Ali Rıza Bey şu hikayeyi anlattı: Bir ördek vardı. Yaşadığı çağa göre, ileri düzeyde zeka sahibiydi. Ördekler etrafında toplanır, oyunlar oynardı. Bu oynadıkları oyunlar eğlence içindi. Bizim ördekle ilgisi yoktu. Bizim ördek hayatı kendi kurgulamak isterdi. Bir kader yapıcının var olduğunu düşünmezdi. Yaşadığın kader oluyor derdi. Bir gün bu ördek üç ileri, bir geri yürürken etrafını tilkiler sardı. Onlarla söz düellosuna girdi ve onlara sorular sordu. Siz tilkisiniz ama kurttan ne farkınız var? İki tilki bir kurt eder diyorlar. Bir tilki bir kurt neden etmesin? İnsanlar hayvanat bahçesi yapıyor ve tilkiyi kafese kapatıyor. Neden tilkiler insanat bahçesi yapmıyor ve insanı tutsak etmiyor? <br />
Aradan zaman geçtiği halde ördeğin sorduğu sorular bitmiyordu. Sonunda tilkiler, sensin, dedi ve ördeği bir tilkiden yüz kat daha zeki tilkiler kralının huzuruna çıkardı.  Ördek tilkilere anlattıklarını tilkiler kralına da anlattı. Onunla söz düellosuna girdi. Bu durum  tilkiler kralını rahatsız etti.  Şu ördek de kimdi ve tilkiler dünyasına hücum etmişti? Bunlardan yüz  tanesini toplasan bir tilki etmezdi. Tilkiler kralı, on yıllık krallığının son bombasını patlattı:    -- Siz ördekler, kanatlarınız var uçuyorsunuz. Kanatlarınızı tilkilere verseniz, tilkiler dünyaya hakim olurdu. Neden dünyaya hakim olamıyorsunuz? Sizi engelleyen nedir? <br />
-- Tilkiler kralı, biz dünyaya hakim olamıyoruz, siz de hakim olamıyorsunuz. O zaman gücünüzü kurtlara verin de kurtlar dünyaya hakim olsun, dedi. Bunu duyan kurtlar harekete geçti ve dünya yönetimini aldı. <br />
Çocuklar, işte bundan dolayıdır ki, hiçbir kurdu evcilleştiremezsin. Sirklerde gösteri yapan aslanlar, kaplanlar evcilleştirilmiştir. Ben bunca yıllık yaşamım boyunca hiçbir kurdun sirkte gösteri yaptığını duymadım. <br />
<br />
Ali Rıza Bey sözlerini tamamladığında oğulları şok halindeydi. Bildik bilginin dışına çıkılmış ve kendilerine bilinmedik bilgi verilmişti. Babalarının yanında ayrılırken, biraz daha özgür ve mutluydular. Tam özgürlük Ali Rıza Bey'in hikayelerinde saklıydı. <br />
<br />
SON<br />
<br />
Atatürk'ün Çocukluğu - Ezgi Yayınları - Yayın Yılı: Aralık 1994]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[ATATÜRK'ÜN ÇOCUKLUK ANILARI: BÜYÜK KURTARICI<br />
Atatürk'ün kız kardeşleri Makbule ile Naciye tartışıyordu. <br />
Naciye: Abla, son günlerde annem ve babamın konuşmalarından şu sonuca ulaştım: Osmanlı kötüye gidiyor ve önlem alınmazsa sonumuz bir felaket. <br />
Bunun üzerine Makbule: Doğrudur. Bir kötü gidişat var ama önlem alınmıyor. Saray yabancı kadınlarla doluymuş. Padişahın annesi yabancıymış. Annemiz Zübeyde Hanım bir Türk. Biz de Türküz diyoruz. Annemiz fransız veya rus olsaydı, biz de fransız ve rus olurduk. Fransa'ya ve Rusya'ya hizmet ederdik. Türkleri kendimize düşman bilirdik. <br />
Naciye: Abla, sen bunları biliyorsun. Sadrazam ve vezirler de biliyor. Önlem alsalar ya. <br />
Makbule: Naciye, biliyorsun, ben Osmanlı tarihini araştırdım. Belli bir dönemden sonra  kaç tane Türk sadrazam ve vezir adı söyleyebilirsin? <br />
Naciye: Çoğu başka milletlerden, aralarında Türk yok gibi. <br />
Makbule: Bunlardan Osmanlı Devleti yıkılmasın demesini bekleyemezsin. <br />
<br />
---------------------------------------------------------------------<br />
<br />
<br />
BEN BEBEK MİYDİM?    <br />
Yıl 1872. Evde oturmaktan canı sıkılan Fatma'yı annesi  Selanik sokaklarında gezmeye çıkardı. Sokaklar bomboştu, Arada bir tek tük adamlar geçiyordu. Bu Selanik'te kadın yok muydu? Çocuklar evet çocuklar hani neredeydi? Neden eve kapatılmıştı? Bu durum Fatma'nın kafasına takıldı. Annesine şöyle bir soru sordu: Yemeklerimi yemiyordum ya o zaman ben bebek miydim? Zübeyde Hanım derinden etkilendi. Bilmem kaç zaman önce Fatma ile böyle bir fikir alışverişi olmuştu. Fatma, yemeklerini neden yemiyorsun, demişliği vardı ama Fatma'nın bunu hatırlaması olanaksızdı. Zübeyde Hanım, Fatma'sına sıkıca sarıldı. <br />
Daha sonra sahile çıktılar. Boylu boyunca Ege Denizi önlerinde uzanıyordu. Vur patlasın, çal oynasın eğlenen, günün yirmi dört saati etkinliğini gösteren sahil gazinolarında ermeni, rum, yunan ve diğerleri coşku doluydu. Zübeyde Hanım kızı Fatma'nın elini sıkıca tuttu. Eve doğru yöneldi. Ali Rıza Bey işten dönmüş ve yorgun olmalıydı. O geldiğinde mutfakta olmamak yakışık almazdı. <br />
<br />
-----------------------------------------------------------------------  <br />
<br />
<br />
BİR TORBA BALIK <br />
Ali Rıza Bey ile oğlu Ahmet o sabah erkenden kalktı. Akşamdan sözleşmişlerdi, yarınki balık tutma işi için. Önceleri Zübeyde Hanım karşı çıkmıştı. Ne gereği var canım, sabah erken kalkmanın. Biraz uykunuzu alıp bir iki saat geç kalksanız da olur. Sanki Ege Denizi'nin balıkları, Ali Rıza Bey ile Ahmet gelecek ve biz onların oltasına ilk takılan olacağız mı diyecekler, dediyse de dinletemedi. Zübeyde Hanım onları sabah erkenden yolcu etti. <br />
Ali Rıza Bey ile Ahmet çok hırslıydı. Ellerinde birer olta ve gelsindi balıklar, atılsınlardı oltaya, bakalım kim, kaç balık yakalayacaktı? <br />
Aradan saatler geçti. Ali Rıza Bey ve Ahmet saatlerdir denize olta atıyordu. Oltanın ucundaki yem yeniyor ama balık yakalanmıyordu. Kavanoz içinde getirilen yemler bitmiş ama ortada balık yoktu. <br />
İkindi vaktini geçmişti. Ali Rıza Bey ve Ahmet, bu balıklar bizi sevmedi. Yem yiyor ama kaçıyorlar. Anneni ben severim, sen de seversin. Dönerken  balık alalım, annen de sevinsin ama aramızda sır. Aradan yüz yıl geçse bile anneye söylemek yok.  <br />
Bunun üzerine Ahmet, merak etme baba. Bizim balık almamızın kimseye zararı yok. <br />
Ali Rıza Bey ile Ahmet, akşamüstü bir torba balıkla eve giriş yaptı. Zübeyde Hanım onları coşkuyla karşıladı. Akşam yemeğinde bol bol balık yediler.<br />
<br />
-----------------------------------------------------------------        <br />
<br />
<br />
ALİ RIZA BEY'İN ÇOCUKLUĞU<br />
Ali Rıza on dört yaşındaydı. Arkadaşı Osman'la komşu köye gitmiş ve yalnız geri dönüyordu. Gök gürlemeye başladı. Belli yağmur geliyordu. Ali Rıza adımlarını hızlandırdı. Köyüne daha yol vardı. Bir saçak altı, bir girdap bulup yağmurun dinmesini beklemeliydi. Karşıda bir çınar ağacı gördü. Onların yüzlerce yıl yaşayanı vardı. Ne fırtınalar, yağmurlar atlatırlardı. Hem bu çınar ağacı tam bir saçak altıydı. Oraya sığınırsa yağmurun damlası değmezdi. Aniden gökyüzünde bir şimşek çaktı. Sonrasında uzaklara yıldırım düştü. İleride gökyüzü daha karaydı. Kısa bir süre sonra doğa gerçek gücünü gösterip yağmur damlalarını ağırlaştırırdı. Pek çok şimşek çaktırıp yıldırım düşürür ve bazı canlıların yaşamlarını sonlandırırdı. Ali Rıza oralarda bir çukur bulup içine sindi. Zaten sırılsıklam ıslanmıştı. Yağmurdan korkusu yoktu. O'nun düşüncesi yıldırımdı. Her şimşek çakışında korkmuyordu ama ürperiyordu. <br />
Al Rıza bir anlık zaman diliminde başını yukarı kaldırıp ileri baktı. Adamın biri hızla gelerek çınarın altına sığındı. Saniyesinde şimşek çaktı ve yıldırım düştü. Boğuk bir feryat duyuldu ve adam yere yığıldı. <br />
Ali Rıza: Vay anasını, demek ben oraya önce varsaydım yıldırım bana düşecekti. Beni bu hayattan silip süpürecekti. Ben bu hayatta var olmalıyım ve en azından çocuklarım olmalı. <br />
Sonradan yağmur dindi. Ali Rıza çukurdan çıktı, çınarın altına gitti. Yıldırım adamı yakmış ve ikiye bölmüştü. Daha sonra köyüne doğru yöneldi. Köy kahvesinde olanları anlattı ve yardım etmelerini istedi. <br />
Ali Rıza evine vardığında annesi Ayşe Hanım olanları dinleyince çok şaşırdı. O, insan hayatının doğa tarafından bu kadar kolay yok edilemeyeceği düşüncesindeydi. Kulaktan dolma değerlerle hayatı şekillendirirdi. Ali Rıza'nın anlattığı bu olay ve yorumu hayatına değişik bir bakış açısı kazandırmıştı. <br />
Ali Rıza bir süre daha hayata devam edebileceği düşüncesindeydi. Belki bir gün evlenir, çocukları olurdu. Eğer çocukları olursa, onları çok sevecekti. <br />
<br />
-------------------------------------------------------------------------           <br />
<br />
<br />
GAGASI OLMAYAN KARTAL <br />
Atatürk'ün abileri Ahmet 9, Ömer 8 yaşındaydı. Kardeşleri 2 yaşındaki Mustafa'nın elinden tutarak mutfağa gittiler. Annelerinden bir hikaye anlatmasını isteyeceklerdi ama anneleri mutfakta yoktu. Odalara baktılar, evde yoktu. Yatak odasına yöneldiler. Babaları Ali Rıza Bey orada olmalıydı. Kapıyı çaldılar, içeriden buyurun, gelin denince içeri girdiler. <br />
Ali Rıza Bey: Krallarım benim, şahlarım, padişahlarım!  Siz üçünüz bir anda tarih sahnesinden silinseniz, ben kime oğlum derim? Kim benim adımı tarih karşısında yargılar? Kim benim adımı tarihe sabitler? Siz üç oğlumdan en az biri büyük işler başarsın ve benim adım da bu O'nun babasıdır diye anılsın. Tarihe geçsin. Yüzyıl sonra yeniden dünyaya gelsem ve adım kitaplarda yoksa hakkımı helal etmem bilmiş olun. <br />
Bunun üzerine Ahmet: Baba, yüzyıl sonra bizim adımızdan yola çıkarak tarih kitaplarında bolca varsan ne diyeceksin? <br />
Ali Rıza Bey: O kadar mutlu olurum ki herhalde kanatlanıp gökyüzüne uçarım. <br />
Sonrasında derin bir sessizlik oldu. <br />
Ömer: Annem mutfakta yoktu. Hikaye anlatmasını isteyecektik. Şimdi buraya geldik. Baba, bize bir hikaye anlatır mısın? <br />
Ali Rıza Bey: Canım oğullarım, siz isteyin ben size sabaha kadar on tane hikaye anlatırım, dedi ve bir hikaye anlatmaya başladı:<br />
Kendini gökyüzünün hakimi sanan bir kartal vardı. Çok büyüktü. Kanat açıklığı on metreyi buluyordu. Aslanlar, kaplanlar ondan korkardı. Pençelerine yakalanan hiçbir canlı sağ kurtulamazdı.. Yaşlanan kartalın gagası düşüyordu ya işte bu kartal da yaşlanınca gagası düştü. Gagası olmayan bu kartal yeni bir gaga çıkması için,  aylarca bekledi. Sonunda beklemekten sıkıldı. Timsah dolu bir nehre atladı ve timsahlar onu yedi. Hikayemiz burada bitti.<br />
Ahmet sordu: Baba, bu anlattığınız hikayeden nasıl bir ders çıkarmalıyız? <br />
Ali Rıza Bey: Hikaye anlatmamı istediniz, işte hikaye anlattım. Varın ötesini de siz hesap edin. Ne anladıysanız onu anlatmışımdır. <br />
<br />
------------------------------------------------------------------------            <br />
<br />
<br />
ALİ RIZA İLE ZÜBEYDE'NİN AŞKI <br />
Ali Rıza memur olmuştu. Kazancı iyiydi. Mahalle arkadaşları, tanıdıkları, amca çocukları evlenmişti. Arkadaşlarından ikinciye çocuğu olan vardı. Düğünlerde kızlarla dans eder, şarkı söylerdi. Aşkın ve aşığın yaşatılması taraftarıydı. <br />
Babası ve annesi nice zamandır Ali Rıza'ya kız buluyor, Ali Rıza kızı görüyor ve evlenilecek nitelikte bulmuyordu. Ali Rıza'ya kız beğendirmek çok zordu. Yaşın otuz oldu, evlen artık Ali Rıza, diyorlardı.<br />
Günlerden bir gün babası işten dönmemişti, annesi oğlunu karşısına aldı: Bak Ali Rıza, komşular dediydi, sarı saçlı, mavi gözlü, dünya güzeli bir kız var. Adı Zübeyde. Gittim, gördüm. Terbiyeli, saygılı. Baban, sen, ben evlerine gidelim, kızı bir de sen gör. <br />
Ali Rıza: Olur anne, istersen yarın gidelim, ne dersin? <br />
Annesi: Tamam, yarın gidelim. <br />
Ertesi gün Ali Rıza, annesi ve babası, Zübeyde'nin evine gitti. Ali Rıza, Zübeyde'yi görünce beyninden vurulmuşa döndü. <br />
Bu kız geçen gece rüyasında gördüğü kızdı. <br />
Selanik'te bu kadar güzel bir kız varmış da benim haberim yokmuş, diye kendi kendine hayıflandı. Ali Rıza'nın babası Ahmet Efendi, isterseniz gidin bahçede bir gezin gelin, dedi ve gençler bahçeye çıktı. Ali Rıza, Zübeyde ile ağaçlardan, çiçeklerden bahsederek bahçenin sonuna kadar gitti. Dönüş yolunda Zübeyde'ye evlenme teklif etti: Zübeyde, benimle evlenir misin? dedi. <br />
Zübeyde: Niyetli olmasaydım buraya gelmezdim, dedi. Ali Rıza öylece kalakaldı. Bundan sonra ne yapması gerektiğini bilemedi. <br />
Daha sonraki günlerde Ali Rıza ile Zübeyde, Selanik sokaklarında gezdiler, dolaştılar. Zübeyde'nin evinde nişan töreni yapıldı. Zübeyde düğün istemedi. Ali Rıza, seninle olduğum her gün bana düğün dedi ve Zübeyde'den tarafa çıktı. <br />
Aradan günler, aylar, yıllar geçti. Onların altı tane çocukları oldu. Hepsi birbirinden değerliydi. Mustafa da bunlardan biriydi. Daha sonra Mustafa Kemal adını alacak ve yurdu istila edilen Türk'ün Kurtuluş Savaşı'nı başlatacaktı.  <br />
<br />
SON<br />
<br />
Atatürk'ün Çocukluğu - Ezgi Yayınları - Yayın Yılı: Aralık 1994<br />
<br />
----------------------------------------------------------------------             <br />
<br />
<br />
GERÇEK OLAN NEDİR? <br />
Ali Rıza ile Zübeyde nişanlanalı bir ay olmuştu ki bunlar Selanik sokaklarında gezmeye çıktı. <br />
Ali Rıza: Zübeyde istersen şurada oturalım. Ege Denizi önümüzde, Selanik arkamızda biz hayattan başka ne bekleriz? <br />
Bunun üzerine Zübeyde: Ali Rıza, hayattan istenecek çok şey var ama hayat bunları bir anda bize vermiyor. Kısım kısım veriyor. Bazen hiç vermez. <br />
Ali Rıza: Bilirim Zübeyde, bilirim. Onun öyle olduğunu bilirim. <br />
Zübeyde: Biz hayat olsak hayatı kurgulasak. Hayat kötü olsa iyi insanları kötülüğe yönlendirse işsiz bıraksa soygun yaptırsa sen buna iyidir diyebilir misin? <br />
Ali Rıza: Annesi hasta olan genç adam işsizdi, parası yoktu. Bu genç eczaneye girdi. Eczacıya reçeteyi gösterdi, gerekli olan ilaçları aldı. Dört kutu ilaç. Para vermeden çıkıp gitti.  Zübeyde, sen hakim olsan bu genci hapse atabilir misin? Belki annesi ertesi gün kalkıp yürüyecek. Zaten eczacı şikayetçi olmamış. <br />
Zübeyde: Bak Ali Rıza, bunlar göreceli kavramlar. On kişi olsa beşi evet der, beşi karşı çıkar. Herkes akıl fikir düzeyi, zeka seviyesi açısından fikir ileri sürüp yorum yapar ama gerçek olan nedir? <br />
<br />
-----------------------------------------------------------------------           <br />
<br />
<br />
DÜĞÜNE DÖRT GÜN KALDI<br />
Ali Rıza  ile Zübeyde için, nikah törenine dört gün kalmıştı. Bunlar yine bir fırsatını bulup yalnızlığa adım atmıştı. <br />
Ali Rıza: Zübeyde  sen böyle konuları konuşmaktan hoşlanmazsın ama ben yine de sormak istiyorum. Biz evlenince kaç çocuğumuz olsun istersin?  <br />
Zübeyde: Aman Ali Rıza, hele bir çocuğumuz olsun, ben onu el bebek, gül bebek beslerim. Araştırdım ve buldum. Yeni evli çiftlerin ilk çocukları yüzde yetmiş ihtimalle kız oluyormuş. Belki  yüz yıl sonra bu yüzde seksene çıkarmış. Ali Rıza, ilk çocuğumuz kız olsa sen bundan rahatsız olur musun? <br />
Ali Rıza: Böyle bir şey kesinlikle söz konusu değil. Zübeyde, sen beni iyi tanımamışsın. Kızım olsun, oğlum olsun onu bağrıma basarım. <br />
Sonunda o dört gün geçti. Ali Rıza ile Zübeyde evlendi. İlk çocukları Fatma oldu. Ali Rıza ile Zübeyde onu bağrına bastı. Gelecekte onları mutlu günler bekliyordu. <br />
Aradan yıllar geçti. Fatma dördüncü yaş gününü kutluyordu. Zübeyde Hanım yaptığı pastanın üstüne dört mum dikmişti. Fatma mumları üfledi ve dört yaşına girdi. Önünde uzun bir yaşam vardı ve O bu şansını sonuna kadar kullanırdı. <br />
<br />
---------------------------------------------------------------------         <br />
<br />
ALİ RIZA BEY'İN ÇOCUKLUĞU <br />
Ali Rıza Bey, Selanik'te dünyaya geldi. İlkokulu Mahalle Mektebi'nde okudu. 12 yaşına gelince arkadaşları arasında parmakla gösterilirdi. Çok iyi tekmük oynardı. ( Şimdiki futbol maçı ) Mahalle maçlarında başı önde sahadan hiç ayrılmamıştı. Maç başlayınca geri gelir, kendini kaybettirir, sonradan ileri çıkar, ataklara katılırdı. Takımı ileri çıkmışken, rakip takım savunması buna önem vermez, defans elemanları yanında olmazdı. Top, Ali Rıza'yı severdi. Rakip kale önünde boş pozisyonda durur ve topun gelmesini beklerdi. Hata affetmez ve soğukkanlı  bir vuruşla golü atardı. Gool diye öyle bir bağırır ve kaçardı ki, en hızlı koşan arkadaşı O'na yetişemezdi. <br />
Günlerden bir gün Ali Rıza evde ders çalışıyordu. Kapı çalındı. Ali Rıza yan pencereden baktı. İki arkadaşı bekliyordu. Annesi Ayşe Hanım kapıyı açtı. Çocuklardan biri atıldı: Ali Rıza evde mi? Maçımız var da. O'nu çağırmaya geldik. Arkadaşlar bekliyor. <br />
Ayşe Hanım: Ali Rıza'nın dersleri çokmuş. Yarın imtihanı varmış. Boşuna beklemeyin gelemez. <br />
Aradan dakikalar geçti. Ali Rıza odanın içinde dört döndü. Eğer arkadaşlar gitmezse ben giderim, diye düşündü. Dönmeye devam etti. Ali Rıza sonradan yan pencerenin perdesini aralayıp kapı önüne baktı. Arkadaşları gitmemiş ve bekliyordu. Demek ki iş ciddiydi. Maç iddialıydı. Ali Rıza odadan çıktı. Mutfakta duran annesinin yanına gitti: Anne, arkadaşlar kapıda bekliyor. Derslerimi bitirdim. İmtihana hazırım ve en yüksek notu ben alacağım. Maça gideyim ha, ne dersin? <br />
Annesi olur deyince Ali Rıza bir sevindi ki sormayın. <br />
Maçın oynanacağı yere merdivenli yokuştan inilirdi. Ali Rıza yokuşun başında görününce arkadaşları arasında bir dalgalanma oldu. İşte Ali Rıza gelmişti ve bu maç kazanılırdı. Karşı takımın golcüsü Necdet uzun boyluydu ve elleri belinde bekliyordu. Ali Rıza'ya baktı. O'nu küçük görmedi ama büyük de görmedi. Arkadaşlarının neden Ali Rıza'ya bu kadar önem verdiğini anlamadı. Her zaman  olduğu gibi gollerini birbiri ardına sıralar maçı kazanırdı.<br />
Maç başlayalı on dakika olmuştu ki Necdet ikinci golünü attı. Sonrasında takımı rehavete kapıldı ve Ali Rıza sahneye çıktı. Şahlanan takım arkadaşlarıyla ileri atıldı. Ali Rıza'nın attığı dört golle maç 4-2 galibiyetle sonuçlandı. <br />
Ali Rıza iddia gazozunu içerken, kimseyi alaya almadı. Daha sonra arkadaşlarından ayrılıp eve gelince annesi sordu: Ali Rıza maçı kazandınız mı? <br />
Ali Rıza: Evet anne, kazandık. Onlar iki attı, ben dört attım ve maçı kazandık. <br />
Annesi: Böyle olacağı belliydi. Ben senin kaybettiğini hiç duymadım. <br />
<br />
------------------------------------------------------------------------             <br />
<br />
BİR ALİ RIZA BEY HİKAYESİ<br />
Mustafa 2 yaşında, abileri Ahmet 9, Ömer 8 yaşındaydı. Üç kardeş annelerinin yanına gitti ve bir hikaye anlatmasını istedi. Anneleri Zübeyde Hanım başının ağrıdığını söyleyerek çocukları babalarına yönlendirdi ve şunu ekledi: Aman, dikkat çocuklar, ben size genelde insanlar hakkında hikaye anlattım. Babanız tilkili, kuşlu, ördekli hikaye anlatır ve hikayenin sonu tahminlerin dışındadır. Şok olursunuz. Dağılıp da gelirseniz sizi toplayamam bilmiş olun. <br />
Ahmet: Sen bizi merak etme anne. Ben ve Ömer dağılmam, Mustafa hiç dağılmaz. Anlatsın bakalım babam hikayesini ve bizi şok etsin görelim. <br />
Kardeşler, babalarının yanına geldiğinde Ali Rıza Bey kafasını elleri arasına almış, düşünceye dalmıştı. Ahmet olanları anlatınca hiç şaşırmadı. İnsanoğlunun çözülemeyen sorunları olunca dönüp dolaşacağı yer benim diyordu. Sonrasında Ali Rıza Bey şu hikayeyi anlattı: Bir ördek vardı. Yaşadığı çağa göre, ileri düzeyde zeka sahibiydi. Ördekler etrafında toplanır, oyunlar oynardı. Bu oynadıkları oyunlar eğlence içindi. Bizim ördekle ilgisi yoktu. Bizim ördek hayatı kendi kurgulamak isterdi. Bir kader yapıcının var olduğunu düşünmezdi. Yaşadığın kader oluyor derdi. Bir gün bu ördek üç ileri, bir geri yürürken etrafını tilkiler sardı. Onlarla söz düellosuna girdi ve onlara sorular sordu. Siz tilkisiniz ama kurttan ne farkınız var? İki tilki bir kurt eder diyorlar. Bir tilki bir kurt neden etmesin? İnsanlar hayvanat bahçesi yapıyor ve tilkiyi kafese kapatıyor. Neden tilkiler insanat bahçesi yapmıyor ve insanı tutsak etmiyor? <br />
Aradan zaman geçtiği halde ördeğin sorduğu sorular bitmiyordu. Sonunda tilkiler, sensin, dedi ve ördeği bir tilkiden yüz kat daha zeki tilkiler kralının huzuruna çıkardı.  Ördek tilkilere anlattıklarını tilkiler kralına da anlattı. Onunla söz düellosuna girdi. Bu durum  tilkiler kralını rahatsız etti.  Şu ördek de kimdi ve tilkiler dünyasına hücum etmişti? Bunlardan yüz  tanesini toplasan bir tilki etmezdi. Tilkiler kralı, on yıllık krallığının son bombasını patlattı:    -- Siz ördekler, kanatlarınız var uçuyorsunuz. Kanatlarınızı tilkilere verseniz, tilkiler dünyaya hakim olurdu. Neden dünyaya hakim olamıyorsunuz? Sizi engelleyen nedir? <br />
-- Tilkiler kralı, biz dünyaya hakim olamıyoruz, siz de hakim olamıyorsunuz. O zaman gücünüzü kurtlara verin de kurtlar dünyaya hakim olsun, dedi. Bunu duyan kurtlar harekete geçti ve dünya yönetimini aldı. <br />
Çocuklar, işte bundan dolayıdır ki, hiçbir kurdu evcilleştiremezsin. Sirklerde gösteri yapan aslanlar, kaplanlar evcilleştirilmiştir. Ben bunca yıllık yaşamım boyunca hiçbir kurdun sirkte gösteri yaptığını duymadım. <br />
<br />
Ali Rıza Bey sözlerini tamamladığında oğulları şok halindeydi. Bildik bilginin dışına çıkılmış ve kendilerine bilinmedik bilgi verilmişti. Babalarının yanında ayrılırken, biraz daha özgür ve mutluydular. Tam özgürlük Ali Rıza Bey'in hikayelerinde saklıydı. <br />
<br />
SON<br />
<br />
Atatürk'ün Çocukluğu - Ezgi Yayınları - Yayın Yılı: Aralık 1994]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Mavi'ye..]]></title>
			<link>https://duygusuz.com/showthread.php?tid=121629</link>
			<pubDate>Wed, 11 Mar 2026 05:23:03 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://duygusuz.com/member.php?action=profile&uid=16743">SunSet</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://duygusuz.com/showthread.php?tid=121629</guid>
			<description><![CDATA[Yıllar önce bir hikaye yarım kaldı.<br />
Cesareti olmayan bir korkak tarafından<br />
Yarım kalan herşey acıtır mı ? Acıtır<br />
Severken, tüm hayalleri onunla kurarken tek bir kelime H o ş c a k a l<br />
Telefona gelen bir mesaj sadece<br />
Aramalarım cevapsız bırakılan<br />
Tüm sözcükleri boğazıma düğümleyen<br />
Kalbimin ortasına bir hançeri saplayıp giden o adam<br />
Yıllar sonra pişmanmış. Ne garip hayat<br />
Bugün onu affetmemi bekleyenler var<br />
Asla affetmeyeceğim.<br />
Yıllar önce yaşadıklarım, tek başıma savaşlarımı kalbimin ortasındaki o hançeri<br />
Boğazımda düğüm düğüm kalan kelimeleri<br />
Hastalandığımda doktorların acımasızca aileme söylediklerini<br />
Ömrün boyunca beynimdeki hastalıkla yaşayacak olmam kullandığım ilaçlar<br />
Benimle beraber acıya sürünlenen sevdiklerimin gözyaşlarını unutmayacağım.<br />
Senide unutmadım ama senle ilgili hatırladıklarım sadece A C I<br />
Mavim demiştim sana<br />
Sen karanlıkmışsın<br />
Sen acıymışsın<br />
Sen tek bir damla gözyaşıma değmezmişsin.<br />
Kalbimin en derinlerinde yaşatmıştım seni<br />
Aşk’tın sen<br />
Herşeyi göze aldığım A Ş K<br />
Hikayenin sonunda katilim oldun<br />
Bir sokak lambasının, kara bir ağacın gölgesinde<br />
Bir çaydanlığın içine saklanmış notlarla kan gölünün ortasında kaldım.<br />
Şimdi sana bir kelam edecek olsam ;<br />
<br />
<span style="color: #1e92f7;" class="mycode_color">Sen Mavi</span><br />
Ömrün boyunca iki yakan bir araya gelmesin<br />
Her bir damla gözyaşımın bedeli ödetsin hayat sana<br />
Her katil gibi sende yıllar sonra olay yerine geldin<br />
Karanlığa, affetmemeye kaldırıyorum tüm kadehlerimi şerefine mavi adam…]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Yıllar önce bir hikaye yarım kaldı.<br />
Cesareti olmayan bir korkak tarafından<br />
Yarım kalan herşey acıtır mı ? Acıtır<br />
Severken, tüm hayalleri onunla kurarken tek bir kelime H o ş c a k a l<br />
Telefona gelen bir mesaj sadece<br />
Aramalarım cevapsız bırakılan<br />
Tüm sözcükleri boğazıma düğümleyen<br />
Kalbimin ortasına bir hançeri saplayıp giden o adam<br />
Yıllar sonra pişmanmış. Ne garip hayat<br />
Bugün onu affetmemi bekleyenler var<br />
Asla affetmeyeceğim.<br />
Yıllar önce yaşadıklarım, tek başıma savaşlarımı kalbimin ortasındaki o hançeri<br />
Boğazımda düğüm düğüm kalan kelimeleri<br />
Hastalandığımda doktorların acımasızca aileme söylediklerini<br />
Ömrün boyunca beynimdeki hastalıkla yaşayacak olmam kullandığım ilaçlar<br />
Benimle beraber acıya sürünlenen sevdiklerimin gözyaşlarını unutmayacağım.<br />
Senide unutmadım ama senle ilgili hatırladıklarım sadece A C I<br />
Mavim demiştim sana<br />
Sen karanlıkmışsın<br />
Sen acıymışsın<br />
Sen tek bir damla gözyaşıma değmezmişsin.<br />
Kalbimin en derinlerinde yaşatmıştım seni<br />
Aşk’tın sen<br />
Herşeyi göze aldığım A Ş K<br />
Hikayenin sonunda katilim oldun<br />
Bir sokak lambasının, kara bir ağacın gölgesinde<br />
Bir çaydanlığın içine saklanmış notlarla kan gölünün ortasında kaldım.<br />
Şimdi sana bir kelam edecek olsam ;<br />
<br />
<span style="color: #1e92f7;" class="mycode_color">Sen Mavi</span><br />
Ömrün boyunca iki yakan bir araya gelmesin<br />
Her bir damla gözyaşımın bedeli ödetsin hayat sana<br />
Her katil gibi sende yıllar sonra olay yerine geldin<br />
Karanlığa, affetmemeye kaldırıyorum tüm kadehlerimi şerefine mavi adam…]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Keloğlan Çataltepe Tekfuru'na Karşı - Serdar Yıldırım]]></title>
			<link>https://duygusuz.com/showthread.php?tid=121628</link>
			<pubDate>Thu, 12 Feb 2026 20:45:20 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://duygusuz.com/member.php?action=profile&uid=16854">Serdar102</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://duygusuz.com/showthread.php?tid=121628</guid>
			<description><![CDATA[KELOĞLAN ÇATALTEPE TEKFURU'NA KARŞI<br />
Günler geçer, aylar geçer, aylar geçer, taylar geçer. Aradan yüzyıllar geçse de bu masalı okuyan baylar, bayanlar geçer. <br />
Bu masalı okuyanın<br />
Yaşı kaç olursa olsun, <br />
İyilik sırdaşı olsun,<br />
Yüreği sevgiyle dolsun.<br />
<br />
Masal Keloğlan masalı ama önce Keloğlan'ı değil de, Çataltepe Tekfuru'nu tanıtmakla işe başlayalım. Bu tekfur ovaya sur yaptırır da kalesini kurdurur mu? Kurdurmaz. Neden? Çünkü zalim. Dağ tepelerinde, çataltepelerde fırıldağını maharetle çevirecek. Düzden, ovadan geçen kervanları soyduracak. Elma soymak başka, kervan soymak başka. <br />
<br />
Köy ve kasabalara saldır, insanları yarala, öldür.<br />
Bre geri zekalı tekfur, dur bakalım, geri dur.<br />
<br />
O yörede yaşayan insanlar, tekfur belasına dudak bükmüşler, son çare olarak Keloğlan'a gitmişler. Olmazı olduran, nice kötülere dersini veren Keloğlan kırk, elli değil, yüz kişiye olur, demiş. Yardım ederim, demiş. Yüz kişi gidince Keloğlan yüz elli gün düşünmüş ama çare bulamamış:<br />
" Bir kuru canımla ortaya çıksam<br />
Zalim tekfura yeter artık desem<br />
Tekfur bin askerini üstüme salsa<br />
Bir türlü çıkmadık şu canımı alsa<br />
O zaman ne olur, ne değişir?<br />
Ben yolcu, tekfur hancı<br />
Daha çok halkın üstüne çöreklenir.<br />
<br />
Canımı tehlikeye atmadan, tekfurun hakkından gelmeliyim. Gücüm yetmiyorsa yardımcı veya yardımcılar bulmalıyım. Ama nasıl, kimi ya da kimleri? "<br />
Keloğlan yüz elli gündür düşünüyor ya bir yüz elli gün de benden oldu mu sana üç yüz gün. Bir yıl bile değil. Tekfurun soyu babadan oğula bin yıldır hüküm sürüyor. Keloğlan bin yıllık saltanatı yıkmak için, varsın biraz daha düşünsün.<br />
<br />
Günlerden bir gün Keloğlan bir düzlükte kendi etrafında dönerek bir daire çizmiş ve bu dairenin içine kendini hapsetmişken, bir ses duymuş: " Hemşerim, dönüp durma sonra başın döner, yere düşersin. "<br />
<br />
Keloğlan sesi duymuş, durmuş, başı dönmüş ve yere düşmüş. Keloğlan'ın yere düşmesine sebep olan zincir koparanmış. Zincir koparan Keloğlan'ı yerden kaldırmış. Bunlar konuşmuşlar, konuştukça birbirlerine alışmışlar. Dertlerini anlatmışlar ve bir ortak paydada birleşmişler: Tekfur zaliminin zulmüne dur demek gerekliymiş.<br />
<br />
Keloğlan ile zincir koparan Çataltepe'ye tırmanıp naralar atarak tekfurun kalesine saldırmışlar ama tekfurun askerleri onları yakalayıp zindana atmış. Askerler gittikten sonra Keloğlan'ın üzgün halini gören zincir koparan sormuş: " Ne o Keloğlan, çok üzgünsün? Şimdi dert çekecek zaman mıdır? Bir an önce buradan kurtulmaya bakalım. "<br />
<br />
Bunun üzerine Keloğlan: " Nasıl üzülmem! Şuna baksana seni zincirle bağladılar, üstüne kırk kilit astılar. Beni ise, adam yerine koymadıkları için, sadece iple bağladılar, ne kilit, ne bir şey. "<br />
<br />
" Daha iyi ya Keloğlan, sen bir çabuk kurtulmaya bak. Benim işim uzun sürecek. Hem bana yardım edersin. Zinciri koparırım da şu kilitler başa bela. Kalede ne kadar kilit varsa üstüme taktılar. Beni tanıdıkları için, zinciri bolca sardılar. "<br />
<br />
" Senin düşünceni seveyim zincir koparan. Sevinmem gerekirken üzülüyormuşum. Önemli olan, tekfurun kötülüklerine son vermek. İnsanları bu beladan kurtarmak. Önder ha sen olmuşsun ha ben. Varsın ben senin izinden gideyim. Sen yeter ki tekfurun saltanatını yıkacak çareyi bul. "<br />
<br />
" Acele et Keloğlan, tekfurun kilitleri anahtarla açılmaz. Bu kilitleri kırmak gerekir. Buradan kurtulduktan sonra dağ devirene gideceğiz. Dağ deviren tekfurun sarayını da, üstünde bulunduğu Çataltepe'yi de devirir. "<br />
<br />
" Dağ deviren mi? O da kim? "<br />
<br />
" Görürsün Keloğlan, görürsün. Çataltepe'yle birlikte tekfurun sarayı yerle bir olunca onu görürsün. Dağ devirenin farkına varırsın. "<br />
<br />
Keloğlan ile zincir koparan tekfurun sarayından kurtulduktan sonra dağ devirenin yanına gitmişler. Zincir koparan olanları dağ devirene anlatmış ve yardım etmesini istemiş. Yıllardır zalim tekfur hakkında anlatılanlarla bilenmiş olan dağ deviren zincir koparanın dürtmesiyle harekete geçmiş. Çataltepe'yi kaldırdığı gibi yere vurmuş. Ortalığı bir toz bulutu kaplamış. Yarım saat sonra toz bulutu kalkınca ortada ne Çataltepe ne tekfur kalmış. Adını kimse bilmeyeceği için, tekfur tarihin karanlıklarında kaybolmuş.<br />
<br />
SON<br />
<br />
Yazan: Serdar Yıldırım<br />
<br />
<br />
<hr class="mycode_hr" />
<br />
<br />
AVCI KELOĞLAN<br />
Bir varmış, pir varmış, pir nereye varmış? Pir nereye varmışsa pire de oraya varmış. Daha sonra pir pireyi toprağa dikmiş. Pire toprakla birleşmiş. Pir kaçmış, pireyle toprak kovalamış. Toprak yaprağa dönüşünce pire yalnız kalmış. Bu sefer pireyle yaprak kaçmış, pir kovalamış. Tekerleme böyle uzar gider, bir değil bin sayfa yazsam da sonu gelmez. Biz yolu uzatmayalım, kestirmeden dönelim, şu yazdığım Keloğlan masalını övdükçe övelim.<br />
<br />
Kadim zamanlarda bir Keloğlan yaşarmış. Hey benim boyuna posuna kurban olduğum, güler yüzlü, temiz sözlü, can bülbülüm, huma kuşum. Sen olmasan ben derdimi, kederimi kimle, nasıl paylaşırım? Sen hep var ol, korkma, ben adını sonsuza dek yaşatırım. Benim adım da varsın Keloğlan adıyla kaynaşıversin, kim bunu fark eder ki?<br />
<br />
Keloğlan anasının zorlamasıyla eline ok ve yay alıp ava çıkmış. Keklik, tavşan, ceylan ne bulursa vurup getirecek ve evde anasıyla birlikte pişirip yiyecekmiş. Ok yaya takılmış, yay gerilmiş, Keloğlan'ın sağ kaşı kalkmış, nişanını almış ama av nerede? Av yokmuş. Ağaç tepelerindeki maymunlar, Keloğlan ormana girdiği andan itibaren seranat vermeye başlamış. Ormanda Keloğlan'ın avlanmaya geldiğini duymayan kalmamış. Orman sakinleri inlerine, kovuklarına saklanmış. Keloğlan okla yayı bıraksa onlar saklandıkları yerden çıkar mıymış? Tabi ki çıkarmış. Keloğlan okla yayı bırakınca keklik, tavşan, ceylan ortaya çıkmış ve Keloğlan hoş geldin deyip yanına gitmiş. Keloğlan bu duruma çok şaşırmış, aklını dağlardan, tepelerden aşırmış. Nereden aklıma esti de okla yayı bıraktım diyerek söylenmiş. Bu ekşi duruma dayanamayıp tatlı olmak isteyen kalem dillenmiş: " Ya bırak çaktırma Keloğlan, ne güzel yazıyordum. Sen bir fırtınasın esip geçersin, fırtınanın esmekten korktuğunu ilk kez görüyorum. "<br />
<br />
" Hadi oradan kalem çaktırdım, bu olaya fal baktırdım. Girit'e gitmek için, sal yaptırdım. "<br />
<br />
Bu masalı yazmakta olan Serdar Yıldırım devreye girmiş. Anında sigorta atmış, ortalık aydınlanmış. Serdar Yıldırım dost elini Keloğlan'a uzatmış. Keloğlan dost eli sıkmakla kalmamış, Serdar'a sarılmış: " Kusura bakma Serdar, elime ok ve yay alıp ava çıktım. Çıktım da ava çıktığıma iki bin pişman oldum. Ya medet, beni bu çıkmazdan kurtarırsan sana bir gül demet. Ava çıktım, avcı olamadım ama avlarla arkadaş oldum. Bir koluma geyik diğer koluma ceylan girmiş, tepemde keklik, nereden geldi bilmem, bende kalıcı oldu bu ürkeklik. "<br />
<br />
Serdar: " Aman Keloğlan, yaman Keloğlan, dağlar başı, duman Keloğlan. Senin ürkeklik sandığın aslında cesaret, sen can alıcı olmayı bilerek terk et. Avcı can alırsa değildir cesur, onda vardır mutlaka bir kusur. Tavşan, ceylan, keklik senden korkmuyor, onlar iyiyi, kötüyü birbirinden ayırıyor. Sen avcı onlar av ama korkmuyorsa av avcıdan, bu senin büyüklüğündendir, erdemindendir. "<br />
<br />
Keloğlan: " İyi, güzel diyorsun da anam elime ok ve yay verdi, git bir av vur, getir, pişirip yiyelim, dedi. Şimdi eli boş dönersem, anam beni eve koymaz. <br />
<br />
Bunun üzerine Serdar: " Sıkma canını Keloğlan. Annenle ben konuşurum. Bu iş için, sana kızmaz. "<br />
İkisi birlikte eve gitmişler. Serdar'ın sözleri üzerine anası Keloğlan'ı affetmiş. Onları tarhana çorbası içmek için, eve davet etmiş. Çorbalar içildikten sonra sohbet etmişler. Sonra yatıp uyumuşlar. Sabah olunca Serdar bana müsaade deyip aralarından ayrılmış. Masalımız da burada bitmiş.<br />
<br />
SON<br />
<br />
<br />
--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------<br />
--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------<br />
<br />
<br />
YUMURTACI KELOĞLAN<br />
Bir varmış, iki yokmuş. Eski zamanlarda bir Keloğlan varmış. Tembellikte, sakarlıkta üstüne yokmuş. Evlerinin bahçesindeki kümesin karşısında bütün gün yan gelir yatar, tavukları seyredermiş. Sadece seyretse iyi, tavuklara taş atar, onları korkutur, bağırmalarını, kaçışlarını görünce keyiflenir, gülermiş. Bazen hızını alamaz, kümese girer, tavukları kovalarmış. Bu arada sakarlığını gösterir, yumurtaları kırarmış. Gürültüyü duyan anası elinde sopasıyla koşup gelir, Keloğlan'ı kovalarmış.<br />
<br />
Günlerden bir gün sabah vakti anası bir sepet yumurtayı Keloğlan'ın koluna takmış ve şöyle demiş: " Bak oğlum, bu sepette yirmi yumurta var. Götür bunları kasabada sat. Tanesini on kuruştan verirsin. Kazandığın parayla nohut, mercimek al. Vur sırtına getir. Haydi bakalım, pazar ola. "<br />
<br />
Bunun üzerine Keloğlan anasına, olur ana, yumurtaları satar, nohut, mercimekle geri dönerim, demiş ve kasabaya doğru yola koyulmuş. Keloğlan öğle vakti kasabaya varmış. Pazar yerine gitmiş. Sepeti yere koymuş, duvar dibine çömelmiş ve müşteri beklemeye başlamış. Zaman geçtikçe Keloğlan'ın içi bayılmaya başlamış. Parası olsa şu ilerideki pideciden pide alır, yer, üstüne bir tas ayran içermiş ama satış yok, para yok. Çaresiz sepetten iki yumurta alarak üstünden biraz kırıp içmiş de açlığını yatıştırmış.<br />
<br />
Aradan saatler geçmiş, akşam olmuş ama Keloğlan bir tane yumurta satamamış. Pazar yerinde kimse kalmayınca yumurtaları alarak köyüne doğru yolu koyulmuş. Karanlıkta ormanda giderken, düşüp yumurtaları kırmış. Keloğlan'ın eli boş döndüğünü gören anası demediğini bırakmamış. Keloğlan'ın üstüne yürümüş. Keloğlan kaçmış, anası kovalamış. Keloğlan o geceyi ormanda geçirmiş. Ertesi gün evin kapısını çalmış, kapıyı anası açmış: " Ana, sana hoşçakal demeye geldim. Ben padişahın kızıyla evlenmeye gidiyorum. "<br />
<br />
Anası gözlerini sekiz açmış: " A oğlum, sende hiç akıl yok mudur? Tembelsin, sakarsın, bir sepet yumurtayı satamadan kırar gelirsin. Padişah, kızını sana verir mi? Hem o kız seninle evlenir mi? Çevresinde ne vezirler, paşalar, beyler vardır, sana dönüp bakar mı? Haydi, içeri gir de yemeğini ye, yat, uyu. "<br />
" Bilmez misin ana, ben olmazı oldurur, dönmezi döndürürüm. O senin yumurta falan dediğin küçük işler. Ben büyük işlerin adamıyım. "<br />
" İyi git o zaman, ne halin varsa gör. Sen önce küçük işleri hallet de sonra büyük işlere bakarsın. "<br />
Keloğlan anasının hazırladığı yiyecek torbasını aldıktan sonra başkente doğru yola çıkmış. Keloğlan günler sonra başkente varmış. Şehrin sokaklarında gezmiş, dolaşmış. Pazar yerine gitmiş. Saraya bahçıvan arandığını öğrenmiş.<br />
Tecrübe demişler, tecrübe bende demiş.<br />
Ustalık demişler, ustayım ben demiş.<br />
Hırs, azim, irade demişler,<br />
Hepsi bende mevcuttur demiş ve işe girmiş.<br />
<br />
Bir gün, iki gün derken, üçüncü gün saray balkonundan bahçedeki Keloğlan'ı gören padişahın kızı Ayşe Sultan merdivenlerden hızlı adımlarla inerek Keloğlan'ın yanına gelmiş:<br />
" Affedersiniz, siz Keloğlan değil misiniz? " diye sormuş. Keloğlan elindeki çapayı atmış. Ellerini beline dayamış: " Tabi canım, ben Keloğlan'ım. Siz de Ayşe Sultan olmalısınız. Beni tanımasaydınız şaşardım. "<br />
Ayşe Sultan Keloğlan'ın yanına gelmiş:<br />
" Keloğlanım, güzel adamım.<br />
Adını yıllardır duyarım.<br />
Hep seni tanımak isterdim.<br />
Bir yuva kurmak en büyük dileğim. "<br />
<br />
Bunun üzerine Keloğlan şöyle demiş:<br />
" Ayşe Sultanım, güzel hanımım.<br />
Hep sizi merak ederdim.<br />
Görür görmez aşık oldum.<br />
Evlenip mutlu olmaktır dileğim. "<br />
<br />
Daha sonra Ayşe Sultan Keloğlan 'ın elinden tuttuğu gibi padişahın huzuruna çıkarmış.<br />
Ayşe Sultan: " Baba, Keloğlan geldi. " demiş. Padişah sağa bakınmış, sola bakınmış, ak sakalını kaşımış ve kızına dönüp, Keloğlan bu mu? diye sormuş.<br />
<br />
Bunun üzerine Ayşe Sultan: " Evet, baba, Keloğlan bu. Benimle evlenmek istedi, ben de kabul ettim. " demiş.<br />
Padişah: " Durun bakalım, kendi kendinize gelin güvey olmayın. Keloğlan'ın nice zorlukların üstesinden geldiğini çok duydum. Onun maceralarını duymayan, işitmeyen yoktur. Ey Keloğlan, duymadıysan duy, işitmediysen işit. Yıllardır bir hastalığın pençesinde kıvranmaktayım. Uludağ'ın güneyindeki sarp ve yalçın kayalıklarda yaşamakta olan altın kartalın yumurtası beni iyileştirirmiş. Yumurtayı çiğ olarak içmeliymişim. "<br />
Keloğlan: " Merak etmeyin padişahım. İki günde gider, dört günde dönerim. Altın kartal yumurtayı vermezse, tüylerini yolar alırım."<br />
Padişah: " Kulağına küpe olsun, altın kartal kanatlarını açtığında on metre oluyormuş. "<br />
Keloğlan: " Ne, on metre mi? O kadar büyük mü? "<br />
Padişah: " Evet, büyük Keloğlan hem de çok büyük. "<br />
<br />
Keloğlan'ın bir adım gerilediğini gören Ayşe Sultan Keloğlan'ın yanına gelmiş: " Ne o Keloğlan, yoksa korktun mu? " diye sormuş.<br />
Keloğlan: " Ne korkması? Korku da neymiş? Sultanım, sen benim bugünkü düşkünlüğüme bakma. Yiğidin harman olduğu yerden geldim ben buraya. Korku bir zamanlar benden korkardı. Sonradan korkuyu çöp sepetine attım. Açıl altın kartal, Keloğlan seni kucaklamaya geliyor. "<br />
<br />
Ertesi gün padişahla ve Ayşe Sultan'la vedalaşan Keloğlan yola çıkmış. İki günde Uludağ'ın zirvesine ulaşıp, güneydeki altın kartalın yuvasını bulmuş. İşte, kocaman yumurta yuvada duruyormuş. Keloğlan yumurtanın yanına gelmiş: " Enayi altın kartal, yumurtasını korusa ya? Yumurta burada, altın kartal nerede? " diye söylenmiş. Söylenmiş söylenmesine de anında sert bir ses Keloğlan'ın kulaklarında yankılanmış: " Enayi altın kartal burada. Yumurtasını koruyor. "<br />
<br />
Keloğlan hızla geriye dönmüş. Burnunun dibinde koca bir kafa varmış. Bu, altın kartalın kafasıymış. Gözleri çakmak çakmakmış. Ama Keloğlan nereye kaçacakmış? Önünde altın kartal, arkasında uçurum varmış. Keloğlan üstten alsa olmaz, altın kartalla vuruşamaz. O zaman alttan almaya karar vermiş: " Sayın altın kartal, sizi saygıyla selamlarım. Bendeniz Keloğlan, kel kafalı bir oğlan. İsmim isminizin yanında sönük kalır. Güneşin yanında mum ışığının değeri olmaz. Kartallar dünyasında altın kartaldan değerlisi bulunmaz. Büyük, görkemli altın kartal. Dünyadaki kartalları toplasan bir altın kartal etmez. Yüz yıl, bin yıl, yüz bin yıl geçse bir altın kartal daha dünyaya gelmez. "<br />
<br />
" Sen neler diyorsun Keloğlan? Beni çok övüyorsun Keloğlan. Bu kadar büyük olduğumun farkında değildim. Sana yüz bin üstünden milyon verdim. " demiş altın kartal, kanatlarını çırpmış ve kendini uçurumdan aşağı bırakmış. Önce düşmüş, sonra yükselmiş. Çeşitli akrobasi hareketleri yapmış, taklalar atmış. İnanılmaz bir uçma yeteneğine sahip olduğunu ispatlamış.<br />
<br />
Altın kartal daha sonra Keloğlan'ın yanına yumuşak iniş yapmış. Keloğlan altın kartalı çılgınca alkışlamış. Bunun üzerine altın kartalın göğsü gururla kabarmış.<br />
Keloğlan: " Altın kartal artık bana müsaade, demiş, izin ver gideyim. "<br />
Altın kartal: " İzin senin Keloğlan. Git ve beni anlat, gördüklerini anlat. İnsanlar beni tanısın, altın kartal kimdir, bunu bilsin. Yıllardır insanlara görünmemeye çalıştım. Yabancı gözlerden uzak kalmayı diledim. Artık değiştim, bambaşka oldum. Buralarda sessizce yaşayıp yok olmak istemiyorum. Git ve beni dünyaya tanıt. "<br />
<br />
Keloğlan: " Seni herkese anlatırım, dünyaya tanıtırım ama şu yumurtayı bana vermelisin. Bir padişah var, senin yumurtanı çiğ olarak içerse sağlığına kavuşacak ve kızını bana verecek, evleneceğim. İnsanlar, bravo altın kartal diyecek, senin adını yüzyıllarca saygıyla anacak. "<br />
Altın kartal: " Yumurta senindir Keloğlan, al yumurtayı ve padişah sağlığına kavuşsun. " demiş. Keloğlan yumurtayı almış ve oradan ayrılmış. Padişah, altın kartalın yumurtasını içmiş. Kısa zamanda iyileşmiş ve kızını Keloğlan'a vermiş.<br />
<br />
Düğün günü sarayın bahçesinde davetliler eğlenirken, gökyüzünde altın kartal belirmiş. Kanatlarıyla Keloğlan'ı, Ayşe Sultan'ı, padişahı ve davetlileri selamlayan altın kartal gökyüzünde inanılmaz motifler sergilemiş, davetliler kendisini çılgınca alkışlamış.<br />
<br />
Keloğlan ile Ayşe Sultan evlenmişler, mutlu olmuşlar. Kızı evlendi diye padişah mutlu olmuş. Meşhur oldum diye altın kartal mutlu olmuş. Serdar Yıldırım bu masalı yazdı diye mutlu olmuş. Sen sayın okuyucu bu masalı okudum diye mutlu ol, istersen. Belki de asıl mutlu olması gereken sensin. Okuyucu olmasa yazar ne yazmış kıymeti olmaz. Yazıyı burada kesmesem bu masal bitmez. Keloğlan ermiş muradına bu masal da burada bitmiş.<br />
<br />
SON<br />
<br />
<br />
<hr class="mycode_hr" />
<br />
<br />
KELOĞLAN UÇAN HALI<br />
Bir varmış, bir yokmuş. Keloğlan adında bir genç varmış. Çalışmayı sevmezmiş ama kızlar onun peşinden koşarmış. Kasaba yolunda önüne çıkarlar, beni al Keloğlan, beni al, derlermiş. Bunun üzerine Keloğlan: " Yoo, durun bakalım kızlar. Hepiniz çok güzelsiniz ama benim gözüm yükseklerde. Ben padişahın kızını almak isterim. " dermiş. Böyle dermiş ama, sen padişahın kızını gördün mü, onunla konuştun mu, diyenlere, ne gördüm, ne konuştum ama ben onu seviyorum, dermiş. Ee Keloğlan bu, görerek de sever, görmeden de sever, ona sadece başı kel diye Keloğlan dememişler. Mert, yiğit, cesur olmasa yüzyıllardır adı böyle saygıyla anılır mıymış? Keloğlan, Anadolu insanının ezilmişlikten kurtulmak isteyişinin canlı bir haykırışıymış. Her yiğit gencin içinde mutlaka bir Keloğlan varmış. Yürü Keloğlan yürü, Anadolu sana yetmezmiş, senin adın dünyada duyulmalıymış.<br />
<br />
Yürü Keloğlan yürü demiştik ya sonunda Keloğlan yürüye yürüye başkente varmış. Hayal gibiymiş ama başkentte herkes padişahın kaçırıldığından bahsediyormuş. Böyle bir olay dünya tarihinde olası değilmiş. Kim kaçırabilirmiş ki koskoca padişahı?<br />
Bir, iki derken duydukları, ee yeter artık deyip, Keloğlan saraya gitmiş. Keloğlan'ı padişahın kızının huzuruna çıkarmışlar. Padişahın kızı Ayla'nın iki gözü dört çeşmeymiş. O kadar çok ağlamış ki, sarayın salonu diz boyu gözyaşı dolmuş. Ayla biraz daha ağlasa sarayı gözyaşı basacakmış. Keloğlan Ayla'nın yanına gitmiş: " Sevgili sultanım, nedir bunca gam keder, babanızın kaçırılması mı etti sizi heder? " demiş. Ayla gözyaşlarını silmiş. Daha önceki gecelerde bu genç pek çok defa rüyalarına girmiş. Onun olmazı olduran, imkansızı gerçekleştiren biri olduğunu biliyormuş:<br />
" Aman Keloğlan, yaman Keloğlan, dağlar başı duman Keloğlan.<br />
Sen sen ol Keloğlan, odamdaki halı uçar Keloğlan.<br />
Sen halı uç de halı uçar, dünyayı dolaşır gelir Keloğlan.<br />
Ben sana aşığım Keloğlan, ne olur babamı kurtar Keloğlan. "<br />
<br />
Ayla'nın haykırışı üzerine Keloğlan harekete geçmiş. Odaya gidip halının üstüne oturmuş. Ayla ve baş vezir de halıya binmiş. Keloğlan, halı uç, demiş, halı uçmuş. Saray penceresinden çıkıp gökyüzüne yükselmiş. Ayla'nın söylediğine göre, babasını kaçıran amcasıymış. Amcası dedesinin bir cariyeden olma oğluymuş. Yıllar önce saray dışına çıkarılmış ama anasının teşvikiyle şimdi padişahlıkta hak iddia ediyormuş.<br />
<br />
Uçan halı, Uludağ'ın sarp ve yalçın kayalıklarında kurulmuş olan kaleye varmış. Saray penceresinden içeri salona girmiş. Keloğlan, Ayla ve baş vezir uçan halıdan inmişler. Padişah salonun ortasındaki bir kafes içindeymiş. Ayla tahtında oturan amcasına doğru yürümüş: " Amca, amca, neden yaptın bunu böyle, derdin nedir, çabuk söyle? " demiş. Amcası ayağa kalkmış. O da yeğeni Ayla'ya doğru yürümüş: " Yeğen, yeğen, uçan halıya bindin geldin, neden beni payladın? " demiş.<br />
" Amca, amca, ben seni paylamadım. Sen neden babamı kaçırdın? " demiş.<br />
" Yeğen, yeğen, babanı kaçırdım ama o beni önemsemedi. Tahta bir oturdu, kalkmadı. O tahtta benim de hakkım var, dedim, bana dönüp bakmadı. Babanla ben kardeşiz. Baba bir ana ayrı, olur mu kardeşler arasında ayrı gayrı? Tahtın yarısı onunsa yarısı benim, halkımın mutluluğu için, çırpınır canım. "<br />
<br />
Ayla amcasına karşılık vermemiş ve Keloğlan'dan yana dönmüş.<br />
Keloğlan: " Şimdi madem ki siz eski padişahın evlatlarısınız. O zaman, şey canım, siz ikiniz de padişahsınız. Taht geniş, bir tahta iki padişah oturmaz diye bir kanun yok ya. Siz ikiniz tahta oturursunuz olur biter, yani ben çözüm yolunu böyle buldum. "<br />
Keloğlan'ın bu sözleri üzerine herkes birbirine bakınmış. Amca gidip kardeşini kafesten çıkarmış. Üç yolcuyla kederli gelen uçan halı, beş yolcuyla neşeli bir şekilde başkente yumuşak iniş yapmış. Daha sonra sarayda düzenlenen bir törenle tahta iki padişah oturmuş. Kişisel hırslara kapılmadan, halkın menfaatini düşünerek, sevgiyle, iyilikle ülkeyi yönetmişler. Böylesi daha iyi değil miymiş, ne demek tahtı ele geçiren şehzade padişah olurmuş ve kardeşlerini halledermiş? Keşke birlik olsaydınız ve güç birliği yapsaydınız. Biri padişah diğeri ordu komutanı olabilirdi. Devlet meseleleri üzerinde ortak kararlar alınabilirdi.<br />
<br />
Bu arada Keloğlan ile Ayla evlenmişler. Ayla saraydan ayrılmak istememiş, Keloğlan da onunla birlikte sarayda yaşamak zorunda kalmış. Keloğlan hep çarşıda, pazardaymış. Halktan kopmamış ve halkın sorunlarını padişahlara anlatmış. Kardeş padişahlar, hazinenin değil, halkın cebinin dolu olmasına özen göstermişler. Çarşıda, pazarda köylüler takılırmış Keloğlan'a, Keloğlan Sultan derlermiş ama Keloğlan bunları önemsemezmiş: " Benim sultanlığımdan ne olacak canım. Eskiden başım keldi, kafamda saç yoktu. Şimdi sultan olduysak ne değişti? Kafamda yine saç yok ve başım yine kel, deyince köylüler kahkahalarla gülermiş.<br />
<br />
SON<br />
<br />
<br />
<hr class="mycode_hr" />
--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------<br />
<br />
<br />
KELOĞLAN DON KİŞOT'A KARŞI<br />
Bir varmış, iki varmış, üç varmış, beş varmış. Bir Keloğlan varmış. Canı çalışmak istemezmiş, bütün gün evde yan gelip yatarmış. Bir de Don Kişot varmış. Yel değirmenlerine savaş açmış. Nerede bir yel değirmeni görse hücum deyip saldırırmış. Don Kişot'un yolu bir gün Anadolu'ya düşmüş. Anadolu'da çok aramış ama yel değirmeni bulamamış. Köylülerle, kasabalılarla konuşmuş, hayallerini anlatmış. Herkes, ey Don Kişot, senin ilacın Keloğlan'dır. Keloğlan'ı bul, onunla konuş, bize anlattıklarını ona da anlat, sana yol gösterir, demişler. Don Kişot, kim bu Keloğlan, diye sormuş ama her kafadan bir ses çıkmış. Anlatmışlar da anlatmışlar, Keloğlan'ın tanımını yapmışlar. Bir zamanlar padişahın kızıyla evlenmiş, gün gelmiş, padişah olmuş. Kaf Dağı'nın ardından altın kılıcı bulup getirmiş. Cengiz Han'ın hazinesini bulmuş ve daha neler neler... Keloğlan'ın anası evde un eler. Un bitince oğlunu değirmene yollar.<br />
<br />
Bunun üzerine Keloğlan evde kalan yarım torba buğdayı almış ve değirmenin yolunu tutmuş. Değirmenin önünde köylüler, yanlarında buğday dolusu çuvallar, sıraya girmişler. Üç, dört çuvalla gelenler bile varmış. Keloğlan elindekini koltuğunun altına kıstırıp usulca sokulmuş ve en arkada durmuş. Sonrada torbasını sıraya sokmuş. Keloğlan'ın torbasını görenler sormuş: " Keloğlan o torbadaki buğday için, değirmen taşını döndürdüğüne değer mi? Dörtte birini değirmenci alır, sana bir avuç buğday kalır. Sen iyisi mi torbadaki buğdayı kuşlara at, selam ver bize git evde sırtüstü yat. "<br />
<br />
Keloğlan bu, laf altında kalır mı? Ne zeytinyağıdır o, karşısında şah olsa, padişah olsa üste çıkar:  " Yok canım ağalar, bu torba akıncıdır, ordu arkadan gelir. Yirmi arabada iki yüz çuval buğday. Gelen buğdaylar buradakilerden on misli fazla. Siz çuvalınıza sahip çıkın gerisi kolay. " deyince köylüler, yutkunup önlerine dönmüşler.<br />
<br />
Aradan zaman geçmiş. Ön sıralardan Keloğlan'a bakıp konuşanlar, senin ordu neden gelmedi, diyenler çoğalmış. Ordu gelmemiş ama zırhlar giymiş at üstünde, mızrak el üstünde Don Kişot çıkagelmiş: " Ben Don Kişot. Bir Keloğlan varmış. Bir zamanlar padişahmış. Onu ararım. "<br />
Tanıyanlar Keloğlan'a bakmışlar, ona bir bakış fırlatmışlar. Bakışların bir gence yöneldiğini gören Don Kişot anında durumu kavramış. Günlerdir aradığı, taradığı ama asla saçlarını tarayamayacağı bir kel karşısındaymış. Ayrıca bu kel karşısında eğilip bükülmüyor, dimdik duruyor ve başındaki takkesini çıkarıp selam veriyormuş. Don Kişot olayı beyninin kıvrımlarında değerlendirmiş. " Bir zamanlar padişahmış, altın kılıcı varmış. Cengiz Han' ın hazinesini bulmuş. Benden korkacak değil ya. Selam vermesi onun şanındandır, selamına karşılık vermek benim asaletimdendir. Atımızdan inelim ve Keloğlan'ın kervanına binelim. Bakalım bu kervan beni ve Sanço'yu nereye götürecek? "<br />
Don Kişot at üstünde, yardımcısı Sanço Panza eşek üstünde yolculuk yaparlarmış. Sanço Panza aşırı gittiği zamanlarda efendisi Don Kişot'un beynine frekans ayarı yaparmış ama yaptığı ayar hiç bir zaman tutmazmış: " Efendim, bu Keloğlan dedikleri cin fikirli biri. Onun rüzgarına kapılmayın, Anadolu'da yolunuzu şaşırmayın. Keloğlan sizi suya götürür, su içirmeden geri getirir. "<br />
<br />
Bunun üzerine Don Kişot şöyle demiş: " Keloğlan'ın cin fikirli olması iyidir. Onun rüzgarına kapılayım da Anadolu'da yel değirmeni bulayım. Yel değirmenleriyle savaşayım, onları yeneyim. "<br />
" Aman efendim, yel değirmenlerine karşı savaştınız ama yenilen hep siz oldunuz. İnsanlar sizi dövdüler. Dayak yemekten bıkmadınız mı? "<br />
" Kes Sanço, palavrayı kes. Ben hiç yenilmedim, galip gelen taraf ben oldum. Kim beni dövmüş? İnsanların beni dövmesi mümkün değil. Benim savaşım yel değirmenlerine karşı ve bir gün onlara boyun eğdireceğim."<br />
Keloğlan, Don Kişot ile Sanço'nun arasına yumuşak iniş yapmış:<br />
" Beyzadem ve asilzadem Don Kişot.<br />
Anadolu'da yel değirmeni çoktur.<br />
Onlar size savaş açmışlardır.<br />
Burada bir an durmanız akla zarardır. "<br />
<br />
Keloğlan böyle söyleyince Don Kişot atını mahmuzlamış. Mızrağını ileri doğru uzatmış, hücum diye bağırmış ve ileri atılmış. Artık Don Kişot'u durdurmak kimsenin harcı değilmiş. Peşinden Sanço Panza: " Efendim, durun, isterseniz bana vurun ama Keloğlan'a inanmayın " diye bağırmış ama nafile. Don Kişot gitti, gider. Değirmene saldıran Don Kişot yere yuvarlanmış.  Keloğlan ve Sanço Panza, Don Kişot'un yardımına koşmuşlar. Ona su içirmişler, biraz kendine getirmişler.<br />
Keloğlan: "Beyzadem, ben size şaka yapmıştım.<br />
Sözlerime önem vermeyin diye göz kırpmıştım.<br />
Önünüze çıkan ilk değirmene saldırdınız.<br />
Bunlar yel değirmeni değil su değirmeni.<br />
Yel değirmeni bulmak isterseniz<br />
Denizin karşı kıyısındaki Tekirdağ'a gitmelisiniz. "<br />
<br />
Keloğlan'ın dediklerini duyan Don Kişot atına atlamış. Mudanya'dan girmiş, Tekirdağ'dan çıkmış. Peşinden giden Sanço Panza, efendim, lütfen beni bekleyin, diye bağırarak bata çıka Tekirdağ'a ulaşmış. Tekirdağ'da ve pek çok şehirde, kasabada yel değirmeni arayan Don Kişot sonunda ülkesi İspanya'ya ulaşmış. Sanço Panza ile birlikte yel değirmenlerine karşı savaşını sürdürmüş.  Keloğlan sonraki günlerde çevresindekilere: " Arkadaşlar, ben hayatımda Don Kişot kadar dolduruşa gelen birine rastlamadım. Adama, yürü, dedim, Marmara Denizi'ni at üstünde geçti. Ağzım açık arkasından bakakaldım. Atla desem uçurumdan atlardı, günahı onun boynuna. Bu adamdan ne köy olur, ne kasaba, aklı başından aşmış, gelmez artık hesaba.<br />
<br />
Boşuna değil, dünya çapında meşhur olmuş.<br />
En ücra köşelerde nam salmış.<br />
Şimdi bile adını bilmeyen yokmuş.<br />
Bin yıl sonra adı saygıyla anılırmış.<br />
<br />
Ey siz okurlarım bana ne dersiniz?<br />
Don Kişot dedin durdun, boş ver şimdi Don Kişot'u.<br />
Sen kendinden haber ver, bin yıl sonra neredesin?<br />
Don Kişot'tan önde misin, yoksa geride misin?<br />
<br />
Ben Don Kişot'tan önde hep ilerdeyim.<br />
Adım Keloğlan, ne Ahmet ne Feride'yim.<br />
Masal kahramanlarının bulunduğu bir büyük serideyim.<br />
Adım önde yazılır, on bin yıl sonra bile birinciyim. "<br />
<br />
SON<br />
<br />
<br />
<hr class="mycode_hr" />
<br />
<br />
KELOĞLAN İLE KEL OLMAYAN ADAM<br />
Eski zamanlarda bir Keloğlan yaşarmış. Bu Keloğlan yemek saatleri dışında evde eğlenmez gezermiş. Yakın köylere, kasabalara gider, arkadaş edinir, durup durup gerinirmiş. Yolda yürürken adıyla seslenip İbrahim diyenlere dönüp bakmaz, pire için yorgan yakmazmış. Bir elin nesi var, Keloğlan'ın takkesi var dermiş ama ak akçe kara gün içinmiş ve kara gün çokmuş, cepte akçe yokmuş.<br />
<br />
Denize olta atmış, eski bir çarık çekmiş. Çarığı denize atmış, balıkları korkutmuş.<br />
Yollar patika yol, omuz altında iki kol. Bu kol sağ, bu kol sol kol, mintanı da pek bol.<br />
Üzüme bakmış kararmamış, güneş altında sararmamış. Çölü geçmiş kurumamış, hayata gülmüş, üzülmemiş.<br />
<br />
Hal ve gidişi böyle olan Keloğlan bir gün kel olmayan bir adamla tanışmış. Bu adam Serdar Yıldırım'mış. Zamanda yolculuğa çıkmış ve aramış, Keloğlan'ı bulmuş. Bildiği atasözlerini birbirine karıştırmış ve bir kağıda yazıp Keloğlan'a okumuş.<br />
<br />
Taşıma suyla değirmen döndüren adamın tatlı dili yılanı deliğinden çıkarmaz.<br />
Tokken açın halinden anlayan tilkinin dönüp dolaşacağı yer, mağarasıdır.<br />
Dili kılıçtan keskin olan denize düşünce yılana sarılmaz.<br />
Dost tatlı söylediği için, attığı taş baş yarmaz.<br />
Dağdan köyü görünce kılavuz istemeyen ormanda kaybolur.<br />
Güneş girmeyen doktorun evi balçıkla sıvanmaz.<br />
<br />
Eğer Serdar Keloğlan'ı gıdıklamasa Keloğlan'ın bunlara güleceği yokmuş. Ama Serdar'ın dostluğu iyiymiş. Kısa zamanda Keloğlan'la can ciğer kuzu sarması olmuşlar. İkisi birlikte kasabaya doğru giderken, hışımla yürüyen biri Keloğlan'a yandan çarpmış, geçip gitmiş. Peşinde kılıçlı bir manga fedai varmış.<br />
Keloğlan sormuş: " Kim bu böyle ya? "<br />
Serdar cevap vermiş: " Fatih Sultan Mehmet. İstanbul'u fethetmiş, geri dönüyor. Senin zamanının Konstantinopolis'i. "<br />
Keloğlan: " Sağına soluna dikkat etmesi gerekir. Beni yere düşürecekti. "<br />
Serdar: " Onun gözü dünyayı görmez, seni mi görecek? Ya ben İstanbul'u alırım ya da İstanbul beni, demiş. İstanbul'u aldı. Sonradan ya Roma beni alır ya da ben Roma'yı demeye başlamış. Ama Roma'yı alamadı. Roma onu aldı. Roma'ya siz Rim diyorsunuz. "<br />
Keloğlan: " Nasıl yani? "<br />
Serdar: " Roma üstüne sefere çıkmaya hazırlanırken vefat etti. 49 yaşındaydı. "<br />
Keloğlan: " Vefat etti diyorsun ama yaşıyor. Az önce bana çarpmıştı. "<br />
Serdar: " Demek ki zamanda yolculuğa çıkmış, zaman gezgini olmuş. "<br />
Keloğlan: " Rim üstüne sefer hazırlığında olmasın? "<br />
Serdar: " Yok daha neler? Zaman gezginleri büyük kader değişikliklerine sebep olamazlar. "<br />
Keloğlan: " Bu Sultan Mehmet hangi ülkenin sultanı? "<br />
Serdar: " Osmanlı Devleti'nin sultanı yani padişahı. "<br />
Keloğlan: " Osmanlı Devleti mi? O da nereden çıktı? "<br />
Serdar: " Yumurtadan. Şimdi Anatolikon'da (Anadolu'da) hangi devlet var? "<br />
Keloğlan: " Selcukiyân-i Rum. "<br />
Serdar: " Rum Selçuklu Sultanlığı yani Anadolu Selçuklu Devleti. Sonradan bu devlet parçalanacak, beyliklere bölünecek. Bu beyliklerden Osmanlı Beyliği zamanla diğer beylikleri ele geçirerek büyüyecek devlet olacak. Anadolu'da birliği sağladıktan sonra yönünü İstanbul'a ve Avrupa'ya dönecek. İstanbul'u aldıktan sonra Avrupa'daki pek çok devletin topraklarını zapt eden Osmanlı Devleti'ne Osmanlı İmparatorluğu denecek. Bir de bunun Orta Doğu ve Kuzey Afrika boyutu var. 600 küsür yıllık Osmanlı yaptığı savaşlarla hatırlanır olacak. "<br />
Keloğlan: " Osmanlı İmparatorluğu sonradan ne oldu? "<br />
Serdar: " Paramparça oldu. Elde kalan bir bu Anadolu düşman çizmeleri altında eziliyordu ama Başkomutan Mustafa Kemal önderliğinde Kurtuluş Savaşı başladı. Mustafa Kemal uzun uğraşlardan sonra Anadolu'yu düşmanlardan temizledi ve Türkiye Cumhuriyeti'ni kurdu. Türk halkı O' na Atatürk soyadını verdi. 4 ay kadar oldu Cumhuriyet'imizin 90. yılını kutladık. Nice 90 yıllara diyelim. "<br />
Keloğlan: " Buralar düşman dolmuşken Mustafa Kemal kurtarmış. O'nu bir görebilsem. Sence zamanda yolculuğa çıkmış mıdır? "<br />
Serdar: " Bilmem hiç karşılaşmadım. Bir gün karşılaşırsam sana haber veririm. Birlikte Mustafa Kemal Atatürk'ün yanına gideriz. "<br />
Keloğlan: " O günü sabırsızlıkla bekleyeceğim. "<br />
<br />
SON]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[KELOĞLAN ÇATALTEPE TEKFURU'NA KARŞI<br />
Günler geçer, aylar geçer, aylar geçer, taylar geçer. Aradan yüzyıllar geçse de bu masalı okuyan baylar, bayanlar geçer. <br />
Bu masalı okuyanın<br />
Yaşı kaç olursa olsun, <br />
İyilik sırdaşı olsun,<br />
Yüreği sevgiyle dolsun.<br />
<br />
Masal Keloğlan masalı ama önce Keloğlan'ı değil de, Çataltepe Tekfuru'nu tanıtmakla işe başlayalım. Bu tekfur ovaya sur yaptırır da kalesini kurdurur mu? Kurdurmaz. Neden? Çünkü zalim. Dağ tepelerinde, çataltepelerde fırıldağını maharetle çevirecek. Düzden, ovadan geçen kervanları soyduracak. Elma soymak başka, kervan soymak başka. <br />
<br />
Köy ve kasabalara saldır, insanları yarala, öldür.<br />
Bre geri zekalı tekfur, dur bakalım, geri dur.<br />
<br />
O yörede yaşayan insanlar, tekfur belasına dudak bükmüşler, son çare olarak Keloğlan'a gitmişler. Olmazı olduran, nice kötülere dersini veren Keloğlan kırk, elli değil, yüz kişiye olur, demiş. Yardım ederim, demiş. Yüz kişi gidince Keloğlan yüz elli gün düşünmüş ama çare bulamamış:<br />
" Bir kuru canımla ortaya çıksam<br />
Zalim tekfura yeter artık desem<br />
Tekfur bin askerini üstüme salsa<br />
Bir türlü çıkmadık şu canımı alsa<br />
O zaman ne olur, ne değişir?<br />
Ben yolcu, tekfur hancı<br />
Daha çok halkın üstüne çöreklenir.<br />
<br />
Canımı tehlikeye atmadan, tekfurun hakkından gelmeliyim. Gücüm yetmiyorsa yardımcı veya yardımcılar bulmalıyım. Ama nasıl, kimi ya da kimleri? "<br />
Keloğlan yüz elli gündür düşünüyor ya bir yüz elli gün de benden oldu mu sana üç yüz gün. Bir yıl bile değil. Tekfurun soyu babadan oğula bin yıldır hüküm sürüyor. Keloğlan bin yıllık saltanatı yıkmak için, varsın biraz daha düşünsün.<br />
<br />
Günlerden bir gün Keloğlan bir düzlükte kendi etrafında dönerek bir daire çizmiş ve bu dairenin içine kendini hapsetmişken, bir ses duymuş: " Hemşerim, dönüp durma sonra başın döner, yere düşersin. "<br />
<br />
Keloğlan sesi duymuş, durmuş, başı dönmüş ve yere düşmüş. Keloğlan'ın yere düşmesine sebep olan zincir koparanmış. Zincir koparan Keloğlan'ı yerden kaldırmış. Bunlar konuşmuşlar, konuştukça birbirlerine alışmışlar. Dertlerini anlatmışlar ve bir ortak paydada birleşmişler: Tekfur zaliminin zulmüne dur demek gerekliymiş.<br />
<br />
Keloğlan ile zincir koparan Çataltepe'ye tırmanıp naralar atarak tekfurun kalesine saldırmışlar ama tekfurun askerleri onları yakalayıp zindana atmış. Askerler gittikten sonra Keloğlan'ın üzgün halini gören zincir koparan sormuş: " Ne o Keloğlan, çok üzgünsün? Şimdi dert çekecek zaman mıdır? Bir an önce buradan kurtulmaya bakalım. "<br />
<br />
Bunun üzerine Keloğlan: " Nasıl üzülmem! Şuna baksana seni zincirle bağladılar, üstüne kırk kilit astılar. Beni ise, adam yerine koymadıkları için, sadece iple bağladılar, ne kilit, ne bir şey. "<br />
<br />
" Daha iyi ya Keloğlan, sen bir çabuk kurtulmaya bak. Benim işim uzun sürecek. Hem bana yardım edersin. Zinciri koparırım da şu kilitler başa bela. Kalede ne kadar kilit varsa üstüme taktılar. Beni tanıdıkları için, zinciri bolca sardılar. "<br />
<br />
" Senin düşünceni seveyim zincir koparan. Sevinmem gerekirken üzülüyormuşum. Önemli olan, tekfurun kötülüklerine son vermek. İnsanları bu beladan kurtarmak. Önder ha sen olmuşsun ha ben. Varsın ben senin izinden gideyim. Sen yeter ki tekfurun saltanatını yıkacak çareyi bul. "<br />
<br />
" Acele et Keloğlan, tekfurun kilitleri anahtarla açılmaz. Bu kilitleri kırmak gerekir. Buradan kurtulduktan sonra dağ devirene gideceğiz. Dağ deviren tekfurun sarayını da, üstünde bulunduğu Çataltepe'yi de devirir. "<br />
<br />
" Dağ deviren mi? O da kim? "<br />
<br />
" Görürsün Keloğlan, görürsün. Çataltepe'yle birlikte tekfurun sarayı yerle bir olunca onu görürsün. Dağ devirenin farkına varırsın. "<br />
<br />
Keloğlan ile zincir koparan tekfurun sarayından kurtulduktan sonra dağ devirenin yanına gitmişler. Zincir koparan olanları dağ devirene anlatmış ve yardım etmesini istemiş. Yıllardır zalim tekfur hakkında anlatılanlarla bilenmiş olan dağ deviren zincir koparanın dürtmesiyle harekete geçmiş. Çataltepe'yi kaldırdığı gibi yere vurmuş. Ortalığı bir toz bulutu kaplamış. Yarım saat sonra toz bulutu kalkınca ortada ne Çataltepe ne tekfur kalmış. Adını kimse bilmeyeceği için, tekfur tarihin karanlıklarında kaybolmuş.<br />
<br />
SON<br />
<br />
Yazan: Serdar Yıldırım<br />
<br />
<br />
<hr class="mycode_hr" />
<br />
<br />
AVCI KELOĞLAN<br />
Bir varmış, pir varmış, pir nereye varmış? Pir nereye varmışsa pire de oraya varmış. Daha sonra pir pireyi toprağa dikmiş. Pire toprakla birleşmiş. Pir kaçmış, pireyle toprak kovalamış. Toprak yaprağa dönüşünce pire yalnız kalmış. Bu sefer pireyle yaprak kaçmış, pir kovalamış. Tekerleme böyle uzar gider, bir değil bin sayfa yazsam da sonu gelmez. Biz yolu uzatmayalım, kestirmeden dönelim, şu yazdığım Keloğlan masalını övdükçe övelim.<br />
<br />
Kadim zamanlarda bir Keloğlan yaşarmış. Hey benim boyuna posuna kurban olduğum, güler yüzlü, temiz sözlü, can bülbülüm, huma kuşum. Sen olmasan ben derdimi, kederimi kimle, nasıl paylaşırım? Sen hep var ol, korkma, ben adını sonsuza dek yaşatırım. Benim adım da varsın Keloğlan adıyla kaynaşıversin, kim bunu fark eder ki?<br />
<br />
Keloğlan anasının zorlamasıyla eline ok ve yay alıp ava çıkmış. Keklik, tavşan, ceylan ne bulursa vurup getirecek ve evde anasıyla birlikte pişirip yiyecekmiş. Ok yaya takılmış, yay gerilmiş, Keloğlan'ın sağ kaşı kalkmış, nişanını almış ama av nerede? Av yokmuş. Ağaç tepelerindeki maymunlar, Keloğlan ormana girdiği andan itibaren seranat vermeye başlamış. Ormanda Keloğlan'ın avlanmaya geldiğini duymayan kalmamış. Orman sakinleri inlerine, kovuklarına saklanmış. Keloğlan okla yayı bıraksa onlar saklandıkları yerden çıkar mıymış? Tabi ki çıkarmış. Keloğlan okla yayı bırakınca keklik, tavşan, ceylan ortaya çıkmış ve Keloğlan hoş geldin deyip yanına gitmiş. Keloğlan bu duruma çok şaşırmış, aklını dağlardan, tepelerden aşırmış. Nereden aklıma esti de okla yayı bıraktım diyerek söylenmiş. Bu ekşi duruma dayanamayıp tatlı olmak isteyen kalem dillenmiş: " Ya bırak çaktırma Keloğlan, ne güzel yazıyordum. Sen bir fırtınasın esip geçersin, fırtınanın esmekten korktuğunu ilk kez görüyorum. "<br />
<br />
" Hadi oradan kalem çaktırdım, bu olaya fal baktırdım. Girit'e gitmek için, sal yaptırdım. "<br />
<br />
Bu masalı yazmakta olan Serdar Yıldırım devreye girmiş. Anında sigorta atmış, ortalık aydınlanmış. Serdar Yıldırım dost elini Keloğlan'a uzatmış. Keloğlan dost eli sıkmakla kalmamış, Serdar'a sarılmış: " Kusura bakma Serdar, elime ok ve yay alıp ava çıktım. Çıktım da ava çıktığıma iki bin pişman oldum. Ya medet, beni bu çıkmazdan kurtarırsan sana bir gül demet. Ava çıktım, avcı olamadım ama avlarla arkadaş oldum. Bir koluma geyik diğer koluma ceylan girmiş, tepemde keklik, nereden geldi bilmem, bende kalıcı oldu bu ürkeklik. "<br />
<br />
Serdar: " Aman Keloğlan, yaman Keloğlan, dağlar başı, duman Keloğlan. Senin ürkeklik sandığın aslında cesaret, sen can alıcı olmayı bilerek terk et. Avcı can alırsa değildir cesur, onda vardır mutlaka bir kusur. Tavşan, ceylan, keklik senden korkmuyor, onlar iyiyi, kötüyü birbirinden ayırıyor. Sen avcı onlar av ama korkmuyorsa av avcıdan, bu senin büyüklüğündendir, erdemindendir. "<br />
<br />
Keloğlan: " İyi, güzel diyorsun da anam elime ok ve yay verdi, git bir av vur, getir, pişirip yiyelim, dedi. Şimdi eli boş dönersem, anam beni eve koymaz. <br />
<br />
Bunun üzerine Serdar: " Sıkma canını Keloğlan. Annenle ben konuşurum. Bu iş için, sana kızmaz. "<br />
İkisi birlikte eve gitmişler. Serdar'ın sözleri üzerine anası Keloğlan'ı affetmiş. Onları tarhana çorbası içmek için, eve davet etmiş. Çorbalar içildikten sonra sohbet etmişler. Sonra yatıp uyumuşlar. Sabah olunca Serdar bana müsaade deyip aralarından ayrılmış. Masalımız da burada bitmiş.<br />
<br />
SON<br />
<br />
<br />
--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------<br />
--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------<br />
<br />
<br />
YUMURTACI KELOĞLAN<br />
Bir varmış, iki yokmuş. Eski zamanlarda bir Keloğlan varmış. Tembellikte, sakarlıkta üstüne yokmuş. Evlerinin bahçesindeki kümesin karşısında bütün gün yan gelir yatar, tavukları seyredermiş. Sadece seyretse iyi, tavuklara taş atar, onları korkutur, bağırmalarını, kaçışlarını görünce keyiflenir, gülermiş. Bazen hızını alamaz, kümese girer, tavukları kovalarmış. Bu arada sakarlığını gösterir, yumurtaları kırarmış. Gürültüyü duyan anası elinde sopasıyla koşup gelir, Keloğlan'ı kovalarmış.<br />
<br />
Günlerden bir gün sabah vakti anası bir sepet yumurtayı Keloğlan'ın koluna takmış ve şöyle demiş: " Bak oğlum, bu sepette yirmi yumurta var. Götür bunları kasabada sat. Tanesini on kuruştan verirsin. Kazandığın parayla nohut, mercimek al. Vur sırtına getir. Haydi bakalım, pazar ola. "<br />
<br />
Bunun üzerine Keloğlan anasına, olur ana, yumurtaları satar, nohut, mercimekle geri dönerim, demiş ve kasabaya doğru yola koyulmuş. Keloğlan öğle vakti kasabaya varmış. Pazar yerine gitmiş. Sepeti yere koymuş, duvar dibine çömelmiş ve müşteri beklemeye başlamış. Zaman geçtikçe Keloğlan'ın içi bayılmaya başlamış. Parası olsa şu ilerideki pideciden pide alır, yer, üstüne bir tas ayran içermiş ama satış yok, para yok. Çaresiz sepetten iki yumurta alarak üstünden biraz kırıp içmiş de açlığını yatıştırmış.<br />
<br />
Aradan saatler geçmiş, akşam olmuş ama Keloğlan bir tane yumurta satamamış. Pazar yerinde kimse kalmayınca yumurtaları alarak köyüne doğru yolu koyulmuş. Karanlıkta ormanda giderken, düşüp yumurtaları kırmış. Keloğlan'ın eli boş döndüğünü gören anası demediğini bırakmamış. Keloğlan'ın üstüne yürümüş. Keloğlan kaçmış, anası kovalamış. Keloğlan o geceyi ormanda geçirmiş. Ertesi gün evin kapısını çalmış, kapıyı anası açmış: " Ana, sana hoşçakal demeye geldim. Ben padişahın kızıyla evlenmeye gidiyorum. "<br />
<br />
Anası gözlerini sekiz açmış: " A oğlum, sende hiç akıl yok mudur? Tembelsin, sakarsın, bir sepet yumurtayı satamadan kırar gelirsin. Padişah, kızını sana verir mi? Hem o kız seninle evlenir mi? Çevresinde ne vezirler, paşalar, beyler vardır, sana dönüp bakar mı? Haydi, içeri gir de yemeğini ye, yat, uyu. "<br />
" Bilmez misin ana, ben olmazı oldurur, dönmezi döndürürüm. O senin yumurta falan dediğin küçük işler. Ben büyük işlerin adamıyım. "<br />
" İyi git o zaman, ne halin varsa gör. Sen önce küçük işleri hallet de sonra büyük işlere bakarsın. "<br />
Keloğlan anasının hazırladığı yiyecek torbasını aldıktan sonra başkente doğru yola çıkmış. Keloğlan günler sonra başkente varmış. Şehrin sokaklarında gezmiş, dolaşmış. Pazar yerine gitmiş. Saraya bahçıvan arandığını öğrenmiş.<br />
Tecrübe demişler, tecrübe bende demiş.<br />
Ustalık demişler, ustayım ben demiş.<br />
Hırs, azim, irade demişler,<br />
Hepsi bende mevcuttur demiş ve işe girmiş.<br />
<br />
Bir gün, iki gün derken, üçüncü gün saray balkonundan bahçedeki Keloğlan'ı gören padişahın kızı Ayşe Sultan merdivenlerden hızlı adımlarla inerek Keloğlan'ın yanına gelmiş:<br />
" Affedersiniz, siz Keloğlan değil misiniz? " diye sormuş. Keloğlan elindeki çapayı atmış. Ellerini beline dayamış: " Tabi canım, ben Keloğlan'ım. Siz de Ayşe Sultan olmalısınız. Beni tanımasaydınız şaşardım. "<br />
Ayşe Sultan Keloğlan'ın yanına gelmiş:<br />
" Keloğlanım, güzel adamım.<br />
Adını yıllardır duyarım.<br />
Hep seni tanımak isterdim.<br />
Bir yuva kurmak en büyük dileğim. "<br />
<br />
Bunun üzerine Keloğlan şöyle demiş:<br />
" Ayşe Sultanım, güzel hanımım.<br />
Hep sizi merak ederdim.<br />
Görür görmez aşık oldum.<br />
Evlenip mutlu olmaktır dileğim. "<br />
<br />
Daha sonra Ayşe Sultan Keloğlan 'ın elinden tuttuğu gibi padişahın huzuruna çıkarmış.<br />
Ayşe Sultan: " Baba, Keloğlan geldi. " demiş. Padişah sağa bakınmış, sola bakınmış, ak sakalını kaşımış ve kızına dönüp, Keloğlan bu mu? diye sormuş.<br />
<br />
Bunun üzerine Ayşe Sultan: " Evet, baba, Keloğlan bu. Benimle evlenmek istedi, ben de kabul ettim. " demiş.<br />
Padişah: " Durun bakalım, kendi kendinize gelin güvey olmayın. Keloğlan'ın nice zorlukların üstesinden geldiğini çok duydum. Onun maceralarını duymayan, işitmeyen yoktur. Ey Keloğlan, duymadıysan duy, işitmediysen işit. Yıllardır bir hastalığın pençesinde kıvranmaktayım. Uludağ'ın güneyindeki sarp ve yalçın kayalıklarda yaşamakta olan altın kartalın yumurtası beni iyileştirirmiş. Yumurtayı çiğ olarak içmeliymişim. "<br />
Keloğlan: " Merak etmeyin padişahım. İki günde gider, dört günde dönerim. Altın kartal yumurtayı vermezse, tüylerini yolar alırım."<br />
Padişah: " Kulağına küpe olsun, altın kartal kanatlarını açtığında on metre oluyormuş. "<br />
Keloğlan: " Ne, on metre mi? O kadar büyük mü? "<br />
Padişah: " Evet, büyük Keloğlan hem de çok büyük. "<br />
<br />
Keloğlan'ın bir adım gerilediğini gören Ayşe Sultan Keloğlan'ın yanına gelmiş: " Ne o Keloğlan, yoksa korktun mu? " diye sormuş.<br />
Keloğlan: " Ne korkması? Korku da neymiş? Sultanım, sen benim bugünkü düşkünlüğüme bakma. Yiğidin harman olduğu yerden geldim ben buraya. Korku bir zamanlar benden korkardı. Sonradan korkuyu çöp sepetine attım. Açıl altın kartal, Keloğlan seni kucaklamaya geliyor. "<br />
<br />
Ertesi gün padişahla ve Ayşe Sultan'la vedalaşan Keloğlan yola çıkmış. İki günde Uludağ'ın zirvesine ulaşıp, güneydeki altın kartalın yuvasını bulmuş. İşte, kocaman yumurta yuvada duruyormuş. Keloğlan yumurtanın yanına gelmiş: " Enayi altın kartal, yumurtasını korusa ya? Yumurta burada, altın kartal nerede? " diye söylenmiş. Söylenmiş söylenmesine de anında sert bir ses Keloğlan'ın kulaklarında yankılanmış: " Enayi altın kartal burada. Yumurtasını koruyor. "<br />
<br />
Keloğlan hızla geriye dönmüş. Burnunun dibinde koca bir kafa varmış. Bu, altın kartalın kafasıymış. Gözleri çakmak çakmakmış. Ama Keloğlan nereye kaçacakmış? Önünde altın kartal, arkasında uçurum varmış. Keloğlan üstten alsa olmaz, altın kartalla vuruşamaz. O zaman alttan almaya karar vermiş: " Sayın altın kartal, sizi saygıyla selamlarım. Bendeniz Keloğlan, kel kafalı bir oğlan. İsmim isminizin yanında sönük kalır. Güneşin yanında mum ışığının değeri olmaz. Kartallar dünyasında altın kartaldan değerlisi bulunmaz. Büyük, görkemli altın kartal. Dünyadaki kartalları toplasan bir altın kartal etmez. Yüz yıl, bin yıl, yüz bin yıl geçse bir altın kartal daha dünyaya gelmez. "<br />
<br />
" Sen neler diyorsun Keloğlan? Beni çok övüyorsun Keloğlan. Bu kadar büyük olduğumun farkında değildim. Sana yüz bin üstünden milyon verdim. " demiş altın kartal, kanatlarını çırpmış ve kendini uçurumdan aşağı bırakmış. Önce düşmüş, sonra yükselmiş. Çeşitli akrobasi hareketleri yapmış, taklalar atmış. İnanılmaz bir uçma yeteneğine sahip olduğunu ispatlamış.<br />
<br />
Altın kartal daha sonra Keloğlan'ın yanına yumuşak iniş yapmış. Keloğlan altın kartalı çılgınca alkışlamış. Bunun üzerine altın kartalın göğsü gururla kabarmış.<br />
Keloğlan: " Altın kartal artık bana müsaade, demiş, izin ver gideyim. "<br />
Altın kartal: " İzin senin Keloğlan. Git ve beni anlat, gördüklerini anlat. İnsanlar beni tanısın, altın kartal kimdir, bunu bilsin. Yıllardır insanlara görünmemeye çalıştım. Yabancı gözlerden uzak kalmayı diledim. Artık değiştim, bambaşka oldum. Buralarda sessizce yaşayıp yok olmak istemiyorum. Git ve beni dünyaya tanıt. "<br />
<br />
Keloğlan: " Seni herkese anlatırım, dünyaya tanıtırım ama şu yumurtayı bana vermelisin. Bir padişah var, senin yumurtanı çiğ olarak içerse sağlığına kavuşacak ve kızını bana verecek, evleneceğim. İnsanlar, bravo altın kartal diyecek, senin adını yüzyıllarca saygıyla anacak. "<br />
Altın kartal: " Yumurta senindir Keloğlan, al yumurtayı ve padişah sağlığına kavuşsun. " demiş. Keloğlan yumurtayı almış ve oradan ayrılmış. Padişah, altın kartalın yumurtasını içmiş. Kısa zamanda iyileşmiş ve kızını Keloğlan'a vermiş.<br />
<br />
Düğün günü sarayın bahçesinde davetliler eğlenirken, gökyüzünde altın kartal belirmiş. Kanatlarıyla Keloğlan'ı, Ayşe Sultan'ı, padişahı ve davetlileri selamlayan altın kartal gökyüzünde inanılmaz motifler sergilemiş, davetliler kendisini çılgınca alkışlamış.<br />
<br />
Keloğlan ile Ayşe Sultan evlenmişler, mutlu olmuşlar. Kızı evlendi diye padişah mutlu olmuş. Meşhur oldum diye altın kartal mutlu olmuş. Serdar Yıldırım bu masalı yazdı diye mutlu olmuş. Sen sayın okuyucu bu masalı okudum diye mutlu ol, istersen. Belki de asıl mutlu olması gereken sensin. Okuyucu olmasa yazar ne yazmış kıymeti olmaz. Yazıyı burada kesmesem bu masal bitmez. Keloğlan ermiş muradına bu masal da burada bitmiş.<br />
<br />
SON<br />
<br />
<br />
<hr class="mycode_hr" />
<br />
<br />
KELOĞLAN UÇAN HALI<br />
Bir varmış, bir yokmuş. Keloğlan adında bir genç varmış. Çalışmayı sevmezmiş ama kızlar onun peşinden koşarmış. Kasaba yolunda önüne çıkarlar, beni al Keloğlan, beni al, derlermiş. Bunun üzerine Keloğlan: " Yoo, durun bakalım kızlar. Hepiniz çok güzelsiniz ama benim gözüm yükseklerde. Ben padişahın kızını almak isterim. " dermiş. Böyle dermiş ama, sen padişahın kızını gördün mü, onunla konuştun mu, diyenlere, ne gördüm, ne konuştum ama ben onu seviyorum, dermiş. Ee Keloğlan bu, görerek de sever, görmeden de sever, ona sadece başı kel diye Keloğlan dememişler. Mert, yiğit, cesur olmasa yüzyıllardır adı böyle saygıyla anılır mıymış? Keloğlan, Anadolu insanının ezilmişlikten kurtulmak isteyişinin canlı bir haykırışıymış. Her yiğit gencin içinde mutlaka bir Keloğlan varmış. Yürü Keloğlan yürü, Anadolu sana yetmezmiş, senin adın dünyada duyulmalıymış.<br />
<br />
Yürü Keloğlan yürü demiştik ya sonunda Keloğlan yürüye yürüye başkente varmış. Hayal gibiymiş ama başkentte herkes padişahın kaçırıldığından bahsediyormuş. Böyle bir olay dünya tarihinde olası değilmiş. Kim kaçırabilirmiş ki koskoca padişahı?<br />
Bir, iki derken duydukları, ee yeter artık deyip, Keloğlan saraya gitmiş. Keloğlan'ı padişahın kızının huzuruna çıkarmışlar. Padişahın kızı Ayla'nın iki gözü dört çeşmeymiş. O kadar çok ağlamış ki, sarayın salonu diz boyu gözyaşı dolmuş. Ayla biraz daha ağlasa sarayı gözyaşı basacakmış. Keloğlan Ayla'nın yanına gitmiş: " Sevgili sultanım, nedir bunca gam keder, babanızın kaçırılması mı etti sizi heder? " demiş. Ayla gözyaşlarını silmiş. Daha önceki gecelerde bu genç pek çok defa rüyalarına girmiş. Onun olmazı olduran, imkansızı gerçekleştiren biri olduğunu biliyormuş:<br />
" Aman Keloğlan, yaman Keloğlan, dağlar başı duman Keloğlan.<br />
Sen sen ol Keloğlan, odamdaki halı uçar Keloğlan.<br />
Sen halı uç de halı uçar, dünyayı dolaşır gelir Keloğlan.<br />
Ben sana aşığım Keloğlan, ne olur babamı kurtar Keloğlan. "<br />
<br />
Ayla'nın haykırışı üzerine Keloğlan harekete geçmiş. Odaya gidip halının üstüne oturmuş. Ayla ve baş vezir de halıya binmiş. Keloğlan, halı uç, demiş, halı uçmuş. Saray penceresinden çıkıp gökyüzüne yükselmiş. Ayla'nın söylediğine göre, babasını kaçıran amcasıymış. Amcası dedesinin bir cariyeden olma oğluymuş. Yıllar önce saray dışına çıkarılmış ama anasının teşvikiyle şimdi padişahlıkta hak iddia ediyormuş.<br />
<br />
Uçan halı, Uludağ'ın sarp ve yalçın kayalıklarında kurulmuş olan kaleye varmış. Saray penceresinden içeri salona girmiş. Keloğlan, Ayla ve baş vezir uçan halıdan inmişler. Padişah salonun ortasındaki bir kafes içindeymiş. Ayla tahtında oturan amcasına doğru yürümüş: " Amca, amca, neden yaptın bunu böyle, derdin nedir, çabuk söyle? " demiş. Amcası ayağa kalkmış. O da yeğeni Ayla'ya doğru yürümüş: " Yeğen, yeğen, uçan halıya bindin geldin, neden beni payladın? " demiş.<br />
" Amca, amca, ben seni paylamadım. Sen neden babamı kaçırdın? " demiş.<br />
" Yeğen, yeğen, babanı kaçırdım ama o beni önemsemedi. Tahta bir oturdu, kalkmadı. O tahtta benim de hakkım var, dedim, bana dönüp bakmadı. Babanla ben kardeşiz. Baba bir ana ayrı, olur mu kardeşler arasında ayrı gayrı? Tahtın yarısı onunsa yarısı benim, halkımın mutluluğu için, çırpınır canım. "<br />
<br />
Ayla amcasına karşılık vermemiş ve Keloğlan'dan yana dönmüş.<br />
Keloğlan: " Şimdi madem ki siz eski padişahın evlatlarısınız. O zaman, şey canım, siz ikiniz de padişahsınız. Taht geniş, bir tahta iki padişah oturmaz diye bir kanun yok ya. Siz ikiniz tahta oturursunuz olur biter, yani ben çözüm yolunu böyle buldum. "<br />
Keloğlan'ın bu sözleri üzerine herkes birbirine bakınmış. Amca gidip kardeşini kafesten çıkarmış. Üç yolcuyla kederli gelen uçan halı, beş yolcuyla neşeli bir şekilde başkente yumuşak iniş yapmış. Daha sonra sarayda düzenlenen bir törenle tahta iki padişah oturmuş. Kişisel hırslara kapılmadan, halkın menfaatini düşünerek, sevgiyle, iyilikle ülkeyi yönetmişler. Böylesi daha iyi değil miymiş, ne demek tahtı ele geçiren şehzade padişah olurmuş ve kardeşlerini halledermiş? Keşke birlik olsaydınız ve güç birliği yapsaydınız. Biri padişah diğeri ordu komutanı olabilirdi. Devlet meseleleri üzerinde ortak kararlar alınabilirdi.<br />
<br />
Bu arada Keloğlan ile Ayla evlenmişler. Ayla saraydan ayrılmak istememiş, Keloğlan da onunla birlikte sarayda yaşamak zorunda kalmış. Keloğlan hep çarşıda, pazardaymış. Halktan kopmamış ve halkın sorunlarını padişahlara anlatmış. Kardeş padişahlar, hazinenin değil, halkın cebinin dolu olmasına özen göstermişler. Çarşıda, pazarda köylüler takılırmış Keloğlan'a, Keloğlan Sultan derlermiş ama Keloğlan bunları önemsemezmiş: " Benim sultanlığımdan ne olacak canım. Eskiden başım keldi, kafamda saç yoktu. Şimdi sultan olduysak ne değişti? Kafamda yine saç yok ve başım yine kel, deyince köylüler kahkahalarla gülermiş.<br />
<br />
SON<br />
<br />
<br />
<hr class="mycode_hr" />
--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------<br />
<br />
<br />
KELOĞLAN DON KİŞOT'A KARŞI<br />
Bir varmış, iki varmış, üç varmış, beş varmış. Bir Keloğlan varmış. Canı çalışmak istemezmiş, bütün gün evde yan gelip yatarmış. Bir de Don Kişot varmış. Yel değirmenlerine savaş açmış. Nerede bir yel değirmeni görse hücum deyip saldırırmış. Don Kişot'un yolu bir gün Anadolu'ya düşmüş. Anadolu'da çok aramış ama yel değirmeni bulamamış. Köylülerle, kasabalılarla konuşmuş, hayallerini anlatmış. Herkes, ey Don Kişot, senin ilacın Keloğlan'dır. Keloğlan'ı bul, onunla konuş, bize anlattıklarını ona da anlat, sana yol gösterir, demişler. Don Kişot, kim bu Keloğlan, diye sormuş ama her kafadan bir ses çıkmış. Anlatmışlar da anlatmışlar, Keloğlan'ın tanımını yapmışlar. Bir zamanlar padişahın kızıyla evlenmiş, gün gelmiş, padişah olmuş. Kaf Dağı'nın ardından altın kılıcı bulup getirmiş. Cengiz Han'ın hazinesini bulmuş ve daha neler neler... Keloğlan'ın anası evde un eler. Un bitince oğlunu değirmene yollar.<br />
<br />
Bunun üzerine Keloğlan evde kalan yarım torba buğdayı almış ve değirmenin yolunu tutmuş. Değirmenin önünde köylüler, yanlarında buğday dolusu çuvallar, sıraya girmişler. Üç, dört çuvalla gelenler bile varmış. Keloğlan elindekini koltuğunun altına kıstırıp usulca sokulmuş ve en arkada durmuş. Sonrada torbasını sıraya sokmuş. Keloğlan'ın torbasını görenler sormuş: " Keloğlan o torbadaki buğday için, değirmen taşını döndürdüğüne değer mi? Dörtte birini değirmenci alır, sana bir avuç buğday kalır. Sen iyisi mi torbadaki buğdayı kuşlara at, selam ver bize git evde sırtüstü yat. "<br />
<br />
Keloğlan bu, laf altında kalır mı? Ne zeytinyağıdır o, karşısında şah olsa, padişah olsa üste çıkar:  " Yok canım ağalar, bu torba akıncıdır, ordu arkadan gelir. Yirmi arabada iki yüz çuval buğday. Gelen buğdaylar buradakilerden on misli fazla. Siz çuvalınıza sahip çıkın gerisi kolay. " deyince köylüler, yutkunup önlerine dönmüşler.<br />
<br />
Aradan zaman geçmiş. Ön sıralardan Keloğlan'a bakıp konuşanlar, senin ordu neden gelmedi, diyenler çoğalmış. Ordu gelmemiş ama zırhlar giymiş at üstünde, mızrak el üstünde Don Kişot çıkagelmiş: " Ben Don Kişot. Bir Keloğlan varmış. Bir zamanlar padişahmış. Onu ararım. "<br />
Tanıyanlar Keloğlan'a bakmışlar, ona bir bakış fırlatmışlar. Bakışların bir gence yöneldiğini gören Don Kişot anında durumu kavramış. Günlerdir aradığı, taradığı ama asla saçlarını tarayamayacağı bir kel karşısındaymış. Ayrıca bu kel karşısında eğilip bükülmüyor, dimdik duruyor ve başındaki takkesini çıkarıp selam veriyormuş. Don Kişot olayı beyninin kıvrımlarında değerlendirmiş. " Bir zamanlar padişahmış, altın kılıcı varmış. Cengiz Han' ın hazinesini bulmuş. Benden korkacak değil ya. Selam vermesi onun şanındandır, selamına karşılık vermek benim asaletimdendir. Atımızdan inelim ve Keloğlan'ın kervanına binelim. Bakalım bu kervan beni ve Sanço'yu nereye götürecek? "<br />
Don Kişot at üstünde, yardımcısı Sanço Panza eşek üstünde yolculuk yaparlarmış. Sanço Panza aşırı gittiği zamanlarda efendisi Don Kişot'un beynine frekans ayarı yaparmış ama yaptığı ayar hiç bir zaman tutmazmış: " Efendim, bu Keloğlan dedikleri cin fikirli biri. Onun rüzgarına kapılmayın, Anadolu'da yolunuzu şaşırmayın. Keloğlan sizi suya götürür, su içirmeden geri getirir. "<br />
<br />
Bunun üzerine Don Kişot şöyle demiş: " Keloğlan'ın cin fikirli olması iyidir. Onun rüzgarına kapılayım da Anadolu'da yel değirmeni bulayım. Yel değirmenleriyle savaşayım, onları yeneyim. "<br />
" Aman efendim, yel değirmenlerine karşı savaştınız ama yenilen hep siz oldunuz. İnsanlar sizi dövdüler. Dayak yemekten bıkmadınız mı? "<br />
" Kes Sanço, palavrayı kes. Ben hiç yenilmedim, galip gelen taraf ben oldum. Kim beni dövmüş? İnsanların beni dövmesi mümkün değil. Benim savaşım yel değirmenlerine karşı ve bir gün onlara boyun eğdireceğim."<br />
Keloğlan, Don Kişot ile Sanço'nun arasına yumuşak iniş yapmış:<br />
" Beyzadem ve asilzadem Don Kişot.<br />
Anadolu'da yel değirmeni çoktur.<br />
Onlar size savaş açmışlardır.<br />
Burada bir an durmanız akla zarardır. "<br />
<br />
Keloğlan böyle söyleyince Don Kişot atını mahmuzlamış. Mızrağını ileri doğru uzatmış, hücum diye bağırmış ve ileri atılmış. Artık Don Kişot'u durdurmak kimsenin harcı değilmiş. Peşinden Sanço Panza: " Efendim, durun, isterseniz bana vurun ama Keloğlan'a inanmayın " diye bağırmış ama nafile. Don Kişot gitti, gider. Değirmene saldıran Don Kişot yere yuvarlanmış.  Keloğlan ve Sanço Panza, Don Kişot'un yardımına koşmuşlar. Ona su içirmişler, biraz kendine getirmişler.<br />
Keloğlan: "Beyzadem, ben size şaka yapmıştım.<br />
Sözlerime önem vermeyin diye göz kırpmıştım.<br />
Önünüze çıkan ilk değirmene saldırdınız.<br />
Bunlar yel değirmeni değil su değirmeni.<br />
Yel değirmeni bulmak isterseniz<br />
Denizin karşı kıyısındaki Tekirdağ'a gitmelisiniz. "<br />
<br />
Keloğlan'ın dediklerini duyan Don Kişot atına atlamış. Mudanya'dan girmiş, Tekirdağ'dan çıkmış. Peşinden giden Sanço Panza, efendim, lütfen beni bekleyin, diye bağırarak bata çıka Tekirdağ'a ulaşmış. Tekirdağ'da ve pek çok şehirde, kasabada yel değirmeni arayan Don Kişot sonunda ülkesi İspanya'ya ulaşmış. Sanço Panza ile birlikte yel değirmenlerine karşı savaşını sürdürmüş.  Keloğlan sonraki günlerde çevresindekilere: " Arkadaşlar, ben hayatımda Don Kişot kadar dolduruşa gelen birine rastlamadım. Adama, yürü, dedim, Marmara Denizi'ni at üstünde geçti. Ağzım açık arkasından bakakaldım. Atla desem uçurumdan atlardı, günahı onun boynuna. Bu adamdan ne köy olur, ne kasaba, aklı başından aşmış, gelmez artık hesaba.<br />
<br />
Boşuna değil, dünya çapında meşhur olmuş.<br />
En ücra köşelerde nam salmış.<br />
Şimdi bile adını bilmeyen yokmuş.<br />
Bin yıl sonra adı saygıyla anılırmış.<br />
<br />
Ey siz okurlarım bana ne dersiniz?<br />
Don Kişot dedin durdun, boş ver şimdi Don Kişot'u.<br />
Sen kendinden haber ver, bin yıl sonra neredesin?<br />
Don Kişot'tan önde misin, yoksa geride misin?<br />
<br />
Ben Don Kişot'tan önde hep ilerdeyim.<br />
Adım Keloğlan, ne Ahmet ne Feride'yim.<br />
Masal kahramanlarının bulunduğu bir büyük serideyim.<br />
Adım önde yazılır, on bin yıl sonra bile birinciyim. "<br />
<br />
SON<br />
<br />
<br />
<hr class="mycode_hr" />
<br />
<br />
KELOĞLAN İLE KEL OLMAYAN ADAM<br />
Eski zamanlarda bir Keloğlan yaşarmış. Bu Keloğlan yemek saatleri dışında evde eğlenmez gezermiş. Yakın köylere, kasabalara gider, arkadaş edinir, durup durup gerinirmiş. Yolda yürürken adıyla seslenip İbrahim diyenlere dönüp bakmaz, pire için yorgan yakmazmış. Bir elin nesi var, Keloğlan'ın takkesi var dermiş ama ak akçe kara gün içinmiş ve kara gün çokmuş, cepte akçe yokmuş.<br />
<br />
Denize olta atmış, eski bir çarık çekmiş. Çarığı denize atmış, balıkları korkutmuş.<br />
Yollar patika yol, omuz altında iki kol. Bu kol sağ, bu kol sol kol, mintanı da pek bol.<br />
Üzüme bakmış kararmamış, güneş altında sararmamış. Çölü geçmiş kurumamış, hayata gülmüş, üzülmemiş.<br />
<br />
Hal ve gidişi böyle olan Keloğlan bir gün kel olmayan bir adamla tanışmış. Bu adam Serdar Yıldırım'mış. Zamanda yolculuğa çıkmış ve aramış, Keloğlan'ı bulmuş. Bildiği atasözlerini birbirine karıştırmış ve bir kağıda yazıp Keloğlan'a okumuş.<br />
<br />
Taşıma suyla değirmen döndüren adamın tatlı dili yılanı deliğinden çıkarmaz.<br />
Tokken açın halinden anlayan tilkinin dönüp dolaşacağı yer, mağarasıdır.<br />
Dili kılıçtan keskin olan denize düşünce yılana sarılmaz.<br />
Dost tatlı söylediği için, attığı taş baş yarmaz.<br />
Dağdan köyü görünce kılavuz istemeyen ormanda kaybolur.<br />
Güneş girmeyen doktorun evi balçıkla sıvanmaz.<br />
<br />
Eğer Serdar Keloğlan'ı gıdıklamasa Keloğlan'ın bunlara güleceği yokmuş. Ama Serdar'ın dostluğu iyiymiş. Kısa zamanda Keloğlan'la can ciğer kuzu sarması olmuşlar. İkisi birlikte kasabaya doğru giderken, hışımla yürüyen biri Keloğlan'a yandan çarpmış, geçip gitmiş. Peşinde kılıçlı bir manga fedai varmış.<br />
Keloğlan sormuş: " Kim bu böyle ya? "<br />
Serdar cevap vermiş: " Fatih Sultan Mehmet. İstanbul'u fethetmiş, geri dönüyor. Senin zamanının Konstantinopolis'i. "<br />
Keloğlan: " Sağına soluna dikkat etmesi gerekir. Beni yere düşürecekti. "<br />
Serdar: " Onun gözü dünyayı görmez, seni mi görecek? Ya ben İstanbul'u alırım ya da İstanbul beni, demiş. İstanbul'u aldı. Sonradan ya Roma beni alır ya da ben Roma'yı demeye başlamış. Ama Roma'yı alamadı. Roma onu aldı. Roma'ya siz Rim diyorsunuz. "<br />
Keloğlan: " Nasıl yani? "<br />
Serdar: " Roma üstüne sefere çıkmaya hazırlanırken vefat etti. 49 yaşındaydı. "<br />
Keloğlan: " Vefat etti diyorsun ama yaşıyor. Az önce bana çarpmıştı. "<br />
Serdar: " Demek ki zamanda yolculuğa çıkmış, zaman gezgini olmuş. "<br />
Keloğlan: " Rim üstüne sefer hazırlığında olmasın? "<br />
Serdar: " Yok daha neler? Zaman gezginleri büyük kader değişikliklerine sebep olamazlar. "<br />
Keloğlan: " Bu Sultan Mehmet hangi ülkenin sultanı? "<br />
Serdar: " Osmanlı Devleti'nin sultanı yani padişahı. "<br />
Keloğlan: " Osmanlı Devleti mi? O da nereden çıktı? "<br />
Serdar: " Yumurtadan. Şimdi Anatolikon'da (Anadolu'da) hangi devlet var? "<br />
Keloğlan: " Selcukiyân-i Rum. "<br />
Serdar: " Rum Selçuklu Sultanlığı yani Anadolu Selçuklu Devleti. Sonradan bu devlet parçalanacak, beyliklere bölünecek. Bu beyliklerden Osmanlı Beyliği zamanla diğer beylikleri ele geçirerek büyüyecek devlet olacak. Anadolu'da birliği sağladıktan sonra yönünü İstanbul'a ve Avrupa'ya dönecek. İstanbul'u aldıktan sonra Avrupa'daki pek çok devletin topraklarını zapt eden Osmanlı Devleti'ne Osmanlı İmparatorluğu denecek. Bir de bunun Orta Doğu ve Kuzey Afrika boyutu var. 600 küsür yıllık Osmanlı yaptığı savaşlarla hatırlanır olacak. "<br />
Keloğlan: " Osmanlı İmparatorluğu sonradan ne oldu? "<br />
Serdar: " Paramparça oldu. Elde kalan bir bu Anadolu düşman çizmeleri altında eziliyordu ama Başkomutan Mustafa Kemal önderliğinde Kurtuluş Savaşı başladı. Mustafa Kemal uzun uğraşlardan sonra Anadolu'yu düşmanlardan temizledi ve Türkiye Cumhuriyeti'ni kurdu. Türk halkı O' na Atatürk soyadını verdi. 4 ay kadar oldu Cumhuriyet'imizin 90. yılını kutladık. Nice 90 yıllara diyelim. "<br />
Keloğlan: " Buralar düşman dolmuşken Mustafa Kemal kurtarmış. O'nu bir görebilsem. Sence zamanda yolculuğa çıkmış mıdır? "<br />
Serdar: " Bilmem hiç karşılaşmadım. Bir gün karşılaşırsam sana haber veririm. Birlikte Mustafa Kemal Atatürk'ün yanına gideriz. "<br />
Keloğlan: " O günü sabırsızlıkla bekleyeceğim. "<br />
<br />
SON]]></content:encoded>
		</item>
	</channel>
</rss>