<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
	<channel>
		<title><![CDATA[:: Duygusuz.com - Dostluk ve Arkadaşlık Sitesi - Tüm Forumlar]]></title>
		<link>https://duygusuz.com/</link>
		<description><![CDATA[:: Duygusuz.com - Dostluk ve Arkadaşlık Sitesi - https://duygusuz.com]]></description>
		<pubDate>Sun, 09 Aug 2026 10:47:58 +0000</pubDate>
		<generator>MyBB</generator>
		<item>
			<title><![CDATA[Bizlerin Sorumlu Olduğu Kitap, Yalnız Kur'an Değil Midir?]]></title>
			<link>https://duygusuz.com/showthread.php?tid=121651</link>
			<pubDate>Fri, 07 Aug 2026 07:26:31 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://duygusuz.com/member.php?action=profile&uid=16197">halukgta</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://duygusuz.com/showthread.php?tid=121651</guid>
			<description><![CDATA[Günümüz İslam toplumunda, Kur’an’ın asla bahsetmediği öyle konuları İslam’ın içine sokmuşuz ki, adeta hak ile batıl ayırt edilemez olmuş. Sizce bizler imanımıza, yalnız Kur’an ile yön vermemiz gerekmez mi? Yoksa Kur’an bizlerin inancımızı yaşamamız adına, yeterli bir kitap değil mi? Bu soruyu sorduğumda, bazı arkadaşlarımız, elbette Kur’an bizler için yeterlidir. Çünkü Allah, biz kitapta hiçbir eksik bırakmadık, sakın Kur’an’ın sınırlarını aşmayın, yalnız onun ipine sarılın diye uyarıyor Allah diye cevap veriyorlar. Bazı kardeşlerimiz de, yalnız Kur’an ile İslam’ı yaşayamayız, çünkü Kur’an’da her bilgi detaylı verilmemiştir, özet bilgiler vardır ve açıklanmamıştır, düşüncesini savunuyorlar. Aslında bunu söyleyenler şu soruyu kendisine sormamız gerekmez mi? Allah açıklamadığı bir kitaptan mı bizleri sorumlu tutuyor?<br />
<br />
Allah aklını kullan ey kulum, diye uyarır bizleri Kur’an’da. Aklını kullanmayanı da rezil bir hayat beklediğinin uyarısını yapar. Gelin Allah’ın bu uyarısından yola çıkarak, bu iki düşünce üzerinde birlikte düşünelim. Sizce Rabbimiz bizlere bir rehber, gönül gözü ve eğriyi doğrudan ayıran bir FURKAN-NUR gönderdiğini söylüyor da, hadi bir benzerini getirin bakalım, yalnız Kur’an’ın ipine sarılın diye de meydan okuyorsa, sizce bizlerin din ve iman adına yaşayacakları her bilgi, detay Kur’an’da olmayabilir mi? Eğer Kur’an’da her bilgi yoksa bu bilgileri beşeri rivayet sözlerle/hadislerle anlayabiliyorsak, bu din yalnız Allah’ın dini diyemeyiz. Ama Allah hükmüme, hiç kimseyi ortak etmem demiyor muydu ayetinde? Gelin bu sorumuzu iki farklı inancı karşılaştırarak, en doğrusunun hangi yol ve yöntem olduğunu anlamaya çalışalım.<br />
<br />
İslam düşüncesinde Müslümanların sorumlu olduğu temel, bağlayıcı ve korunan tek ilahi kitap Kur’an-ı Kerim’dir ve bu hükme her Müslüman iman etmek zorundadır. Kur’an, İslam dininin yegane anayasası ve mutlak vahyidir. Ancak İslam dünyasında bu konunun kapsamı, sünnetin (Hz. Muhammed’in uygulamaları ve hadislerin) dindeki yeri bakımından iki farklı anlayış ve inanca ayrılmaktadır. Sadece Kur’an diyenlerin yaklaşımına önce bakalım. Bu görüşü savunan ilahiyatçılar ve düşünürler, dini bağlayıcılık ve sorumluluk açısından yalnızca Kur’an’ın esas alınması gerektiğini belirtirler. Dayandıkları temel argümanlar şunlardır: Zuhruf Suresi 44. ayette yer alan “Şüphesiz bu Kur’an, sana ve kavmine bir öğüttür; yakın zamanda ondan sorguya çekileceksiniz” ifadesi, ahiretteki sorumluluğun sınırını Kur’an olarak çizer. En’âm Suresi 38. ayetteki “Biz kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmadık, Onun ipine sarılın” beyanı, dinin yaşanması için Kur’an’ın kendi kendine yettiğini gösterir. Beşeri aktarımlar olan hadis ve rivayetlerin aksine, sadece Kur’an’ın lafzı ve içeriği ilahi koruma altındadır.<br />
<br />
Geleneksel İslam anlayışına gelince: Ana akım İslam alimleri ise Müslümanların kitap olarak sadece Kur’an’dan sorumlu olduğunu kabul etmekle birlikte, dinin pratik uygulaması için Sünnet’in ve Hz. Muhammed’in hakemliğinin de bağlayıcı olduğunu savunur. Bu görüşün gerekçeleri şunlardır: Kur’an’da onlarca ayette (örneğin Nisâ 59, Âl-i İmrân 32) “Allah’a ve Resulüne itaat edin” emri verilir. Alimler, Peygamber’e itaatin onun kurallarına uymayı gerektirdiğini belirtir. Kur’an’da namaz, zekat ve hac gibi ibadetler emredilir ancak bunların kaç rekat kılınacağı veya nasıl uygulanacağı detaylandırılmaz. Geleneksel fıkha göre, Peygamberimiz bu emirleri yaşantısıyla (sünnet) görünür ve uygulanır kılmıştır. <br />
<br />
KUR’AN’DAN ALLAH’IN RESULÜNE İTAAT AYETLERİNE BAKTIĞIMIZDA, ALLAH’IN RESULÜNE VERDİĞİ GÖREV VE YETKİYLE KARŞILAŞTIRDIĞIMIZDA, ALLAH’IN RESULÜNÜN YALNIZ KUR’AN’I TEBLİĞ ETTİĞİNİ VE ONUN İPİNE SARILIP YALNIZ KUR’AN İLE HÜKMETTİĞİNİ, DİNE TEK BİR KELİME İLAVE EDEMEYECEĞİNİ GÖREBİLİRİZ. ONUN İÇİN DİNDE KAYNAK TEK OLMAYINCA, DOĞRU YOLDA OLUP OLMADIĞIMIZDAN ASLA EMİN OLAMAYIZ.<br />
<br />
Özetle; indirilen, korunan ve tilavet edilen hüküm kitabı olarak sorumlu olduğumuz tek kitap Kur’an’dır. Tartışma, bu kitabın hayata geçirilişinde Hz. Peygamber’in sözlü ve pratik mirasının (sünnetin) ne derece kurucu bir dini otorite kabul edileceği noktasında toplanmaktadır. Ayrılık ve tartışma bu konuda çıkıyor. İslam’ı yaşarken yalnız Kur’an demenin özünde çok önemli bir neden yattığı anlaşılıyor. Bu yol, dini en saf, en güvenilir ve manipüle edilmemiş ilavesiz haline indirgeme amacını taşır. Bu konuda da zaten Kur’an uyarır. Mutlak Güvenilirlik: Kur’an, üzerinde hiçbir mezhepsel veya siyasi tartışma olmayan, korunmuş tek metindir. Hadisler ise Allah’ın Resulünün vefatından 150-200 yıl sonra yazıya geçirilmiştir. Bu yol, beşeri hatalardan arınmış bir din sunar. <br />
<br />
Hadislerin büyük kısmı 7. yüzyıl Arap yarımadasının kültürel, tıbbi ve sosyal normlarını (örneğin deve sidiğiyle tedavi, kadınların tek başına seyahat edememesi vb.) içerir. Kur’an’ı merkeze almak, dinin her çağa hitap eden evrensel ilkelerini (adalet, ahlak, dürüstlük) ön plana çıkarır. Hadis külliyatlarında akılla, bilimle veya Kur’an’ın merhamet ilkeleriyle çelişen (örneğin dinden dönenin öldürülmesi emri) rivayetler mevcuttur. Sadece Kur’an’ı esas almak bu tezatları ortadan kaldırır. <br />
<br />
Yalnız Kur’an ile İslam’ın yaşanamayacağını savunanların tezlerine gelince örneğin; Kur’an namaz kılmayı (salat) emreder ancak rükunun, secdenin sırasını veya rekat sayılarını vermez. Bu yolu seçenler namaz, hac ve zekat gibi temel ibadetlerin pratikte yaşanamayacağını savunurlar ve Kur’an kelimeleri (örneğin “Salat”, “Zekat”, “Hacc”) İslam öncesi Arapçada da vardı. İslam bu kelimelere yeni terminolojik anlamlar yükledi. Bu anlamların ne olduğunu tarihsel bağlam (Sünnet/Siyer) olmadan tamamen çözmek zordur düşüncesine inanır. Aslında tüm sorun, bu inancın altında yatmaktadır.<br />
<br />
Bu düşünce ve inancın risklerine bakalım. Emeviler, Abbasiler ve çeşitli siyasi/itikadi fırkalar kendi çıkarları doğrultusunda binlerce hadis uydurmuştur. “Sahih” (güvenilir) denilen kaynaklarda bile insani ve dönemsel hataların bulunma riski yüksektir. Geleneksel yapı, Resulün de Kur’an dışı haram/helal koyma yetkisi olduğunu savunur (Örn: Erkeğe ipek ve altının haram kılınması). Bu durum, Kur’an’daki “Hüküm ancak Allah’ındır” (En’âm 57) ilkesiyle felsefi bir çelişki yaratır.<br />
<br />
Bu durumda en doğru olanı nasıl seçmeliyiz konusuna gelince. Bir hadis veya sünnet uygulaması Kur’an’ın ayetlerine, genel ahlak, adalet ve mantık ilkelerine taban tabana zıt ise doğrudan reddedilir. Kur’an her zaman üst hakemdir. Rivayetlerin lafzına körü körüne uymak yerine, Resulün o sözü söylerken güttüğü amacı, maksadı tespit edilir. Örneğin; Peygamber’in diş temizliği için misvak kullanması dinin özü değil; öz olan “ağız temizliğidir”, bugün fırça ve macun kullanmak sünnetin amacını yerine getirir. Allah hükmüme hiç kimseyi ortak etmem diyorsa, dinde hükmü yalnız Kur’an’ın koyacağı açıktır. Allah salat emrini verdiyse ve bizleri Kur’an’dan sorumlu tutuyorsa, BİZLERE ÖĞRETİLEN GELENEKSEL İSLAMIN ETKİSİNDE KALMADAN, ALLAH’IN EMRETTİKLERİNİ KUR’AN’DAN ANLAYARAK EMRETTİĞİ AÇIKLADIĞI KADARIYLA HAYATIMIZA GEÇİRMEYE ÇALIŞMALI VE KUR’AN’I EKSİK GÖRME YARIŞINI BIRAKMALIYIZ. Emir çok çok açık, Kur’an’a sarılın ondan sorumlusunuz, çünkü biz kitapta hiç bir eksik bırakmadık, nice örneklerle açıkladık. Allah’a güvenen ve inanan bu hükümlerine ters düşen bir inanç üzerinde olamaz. Güvenmeyende kendisi bilir. <br />
<br />
Rabbimiz salat et/namaz kıl emrini vakitlerinide belirtip bildirdiyse, Onu mutlaka açıklamıştır düşüncesini unutmadan ayetleri anlamanın yolunu seçmeliyiz. Şöyle düşünmeliyiz, sünnet yani Resulün pratiği olmadan namazımızı bile kılamazdık düşüncesi, KUR’AN’IN BİZ KİTAPTA HİÇ BİR EKSİK BIRAKMADIK, ONUN İPİNE SARILIN, NİCE ÖRNEKLERLE KUR’AN’I BİZ AÇIKLADIK, ONDAN SORUMLUSUNUZ HÜKÜMLERİ KUR’AN’A TAMEMEN TERS DÜŞER. Ayrıca hadis kitaplarındaki rivayet zincirlerine güvenmek, Kur’an’ın mutlak korunmuşluk, eksik noksan olmadığı ilkesine, çok büyük bir gölge düşürür. Düşünen aklını kullanan, HAK OLAN gerçeklerle buluşacaktır.<br />
<br />
Bu iki düşünce ve inancın ayrıştığı en önemli nokta, İslam’ı mezheplerin ışığında yaşanması gerektiğini söyleyenlerin, NİRENGİ temel referans başlangıç olarak hangi bilgi ve kaynakların alınacağı konusu üzerinde toplanmaktadır. Bu konuda birliktelik olmadığından, sorunda ne yazık ki çözümsüz kalıyor. YANİ KİTAP TEK OLMAYINCA, NE DİRLİK NEDE BİRLİK SÖZ KONUSU OLAMIYOR. <br />
<br />
Halbuki sorun çok açık, çözümü de bir o kadar kolay. Allah’ın Kur’an’da verdiği hükümlere güvenip, onlara ters düşmeyen her şey İslam’ın sınırları içindedir. Örneğin Allah salatın namaz boyutu hakkında, zor bir anımızda örneğin savaşta, salatı/namazı kısaltmamızda bir sakınca yok deyip, verdiği örnekte bir rekatın sonunda sona erdiyse, normal zamanda da herhangi bir sınır koymayıp, huşu içinde salatı tamamlayın yerine getirin diyorsa, bunu bir eksiklik değil, Allah’ın kullarına şefkati, kolaylığı olarak görmeliyiz. Zekat konusu da aynı şekilde, asla herhangi bir sınır koymayıp, ihtiyaçtan fazla kalanı dağıtın diyerek bizleri imtihan ediyorsa, haşa bunu eksiklik görmeden, zekat vermekte yarışmalıyız. BU YOLU İZLEMEDİĞİMNİZ SÜRECE, ALLAH NE DUALARIMZA KARŞLIK VERECEK, NEDE HUZURU MUTLULUĞU GÖREMEYECEĞİZ. <br />
<br />
Değerli dostlarım, lütfen Kur’an’ı tarafsız ve önyargılardan uzak anladığımız dilden birçokez düşünerek okuyalım. Şunu unutmayalım, Allah bizleri Kur’an’dan hesaba çekeceğine hükmetmiş ve yalnız Kur’an’ı korumasına aldığını bildirmiştir. BİZLERE DÜŞEN YALNIZ KUR’AN’IN HÜKÜMLERİNİ HAYATA GEÇİRMEK VE ONU YAŞAMAK OLMALIDIR.<br />
<br />
Enam 114: ALLAH’TAN BAŞKA BİR HAKEM Mİ ARAYACAĞIM? HÂLBUKİ SİZE KİTABI AÇIK OLARAK İNDİREN O’DUR. KENDİLERİNE KİTAP VERDİĞİMİZ KİMSELER, KUR’ÂN’IN GERÇEKTEN RABBİN TARAFINDAN İNDİRİLMİŞ OLDUĞUNU BİLİRLER. SAKIN ŞÜPHEYE DÜŞENLERDEN OLMA! (Bayraktar Bayraklı meali)<br />
<br />
Saygılarımla<br />
Haluk GÜMÜŞTABAK<br />
<br />
<a href="https://kuranadavet1.wordpress.com/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">https://kuranadavet1.wordpress.com/</a><br />
<br />
<a href="https://twitter.com/KURANA_DAVET" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">https://twitter.com/KURANA_DAVET</a><br />
<br />
<a href="http://www.hakyolkuran.com/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">http://www.hakyolkuran.com/</a><br />
<br />
<a href="https://www.facebook.com/Kuranadavet1/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">https://www.facebook.com/Kuranadavet1/</a><br />
<br />
<a href="https://hakyolkuran1.blogspot.com/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">https://hakyolkuran1.blogspot.com/</a><br />
<br />
<img src="https://duygusuz.com/images/attachtypes/image.png" title="JPG Image" border="0" alt=".jpg" />
&nbsp;&nbsp;<a href="attachment.php?aid=10" target="_blank" title="">BİZLERİN SORUMLU OLDUĞU KİTAP, YALNIZ KUR'AN DEĞİL.jpg</a> (Dosya Boyutu: 133.22 KB / İndirme Sayısı: 0)
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Günümüz İslam toplumunda, Kur’an’ın asla bahsetmediği öyle konuları İslam’ın içine sokmuşuz ki, adeta hak ile batıl ayırt edilemez olmuş. Sizce bizler imanımıza, yalnız Kur’an ile yön vermemiz gerekmez mi? Yoksa Kur’an bizlerin inancımızı yaşamamız adına, yeterli bir kitap değil mi? Bu soruyu sorduğumda, bazı arkadaşlarımız, elbette Kur’an bizler için yeterlidir. Çünkü Allah, biz kitapta hiçbir eksik bırakmadık, sakın Kur’an’ın sınırlarını aşmayın, yalnız onun ipine sarılın diye uyarıyor Allah diye cevap veriyorlar. Bazı kardeşlerimiz de, yalnız Kur’an ile İslam’ı yaşayamayız, çünkü Kur’an’da her bilgi detaylı verilmemiştir, özet bilgiler vardır ve açıklanmamıştır, düşüncesini savunuyorlar. Aslında bunu söyleyenler şu soruyu kendisine sormamız gerekmez mi? Allah açıklamadığı bir kitaptan mı bizleri sorumlu tutuyor?<br />
<br />
Allah aklını kullan ey kulum, diye uyarır bizleri Kur’an’da. Aklını kullanmayanı da rezil bir hayat beklediğinin uyarısını yapar. Gelin Allah’ın bu uyarısından yola çıkarak, bu iki düşünce üzerinde birlikte düşünelim. Sizce Rabbimiz bizlere bir rehber, gönül gözü ve eğriyi doğrudan ayıran bir FURKAN-NUR gönderdiğini söylüyor da, hadi bir benzerini getirin bakalım, yalnız Kur’an’ın ipine sarılın diye de meydan okuyorsa, sizce bizlerin din ve iman adına yaşayacakları her bilgi, detay Kur’an’da olmayabilir mi? Eğer Kur’an’da her bilgi yoksa bu bilgileri beşeri rivayet sözlerle/hadislerle anlayabiliyorsak, bu din yalnız Allah’ın dini diyemeyiz. Ama Allah hükmüme, hiç kimseyi ortak etmem demiyor muydu ayetinde? Gelin bu sorumuzu iki farklı inancı karşılaştırarak, en doğrusunun hangi yol ve yöntem olduğunu anlamaya çalışalım.<br />
<br />
İslam düşüncesinde Müslümanların sorumlu olduğu temel, bağlayıcı ve korunan tek ilahi kitap Kur’an-ı Kerim’dir ve bu hükme her Müslüman iman etmek zorundadır. Kur’an, İslam dininin yegane anayasası ve mutlak vahyidir. Ancak İslam dünyasında bu konunun kapsamı, sünnetin (Hz. Muhammed’in uygulamaları ve hadislerin) dindeki yeri bakımından iki farklı anlayış ve inanca ayrılmaktadır. Sadece Kur’an diyenlerin yaklaşımına önce bakalım. Bu görüşü savunan ilahiyatçılar ve düşünürler, dini bağlayıcılık ve sorumluluk açısından yalnızca Kur’an’ın esas alınması gerektiğini belirtirler. Dayandıkları temel argümanlar şunlardır: Zuhruf Suresi 44. ayette yer alan “Şüphesiz bu Kur’an, sana ve kavmine bir öğüttür; yakın zamanda ondan sorguya çekileceksiniz” ifadesi, ahiretteki sorumluluğun sınırını Kur’an olarak çizer. En’âm Suresi 38. ayetteki “Biz kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmadık, Onun ipine sarılın” beyanı, dinin yaşanması için Kur’an’ın kendi kendine yettiğini gösterir. Beşeri aktarımlar olan hadis ve rivayetlerin aksine, sadece Kur’an’ın lafzı ve içeriği ilahi koruma altındadır.<br />
<br />
Geleneksel İslam anlayışına gelince: Ana akım İslam alimleri ise Müslümanların kitap olarak sadece Kur’an’dan sorumlu olduğunu kabul etmekle birlikte, dinin pratik uygulaması için Sünnet’in ve Hz. Muhammed’in hakemliğinin de bağlayıcı olduğunu savunur. Bu görüşün gerekçeleri şunlardır: Kur’an’da onlarca ayette (örneğin Nisâ 59, Âl-i İmrân 32) “Allah’a ve Resulüne itaat edin” emri verilir. Alimler, Peygamber’e itaatin onun kurallarına uymayı gerektirdiğini belirtir. Kur’an’da namaz, zekat ve hac gibi ibadetler emredilir ancak bunların kaç rekat kılınacağı veya nasıl uygulanacağı detaylandırılmaz. Geleneksel fıkha göre, Peygamberimiz bu emirleri yaşantısıyla (sünnet) görünür ve uygulanır kılmıştır. <br />
<br />
KUR’AN’DAN ALLAH’IN RESULÜNE İTAAT AYETLERİNE BAKTIĞIMIZDA, ALLAH’IN RESULÜNE VERDİĞİ GÖREV VE YETKİYLE KARŞILAŞTIRDIĞIMIZDA, ALLAH’IN RESULÜNÜN YALNIZ KUR’AN’I TEBLİĞ ETTİĞİNİ VE ONUN İPİNE SARILIP YALNIZ KUR’AN İLE HÜKMETTİĞİNİ, DİNE TEK BİR KELİME İLAVE EDEMEYECEĞİNİ GÖREBİLİRİZ. ONUN İÇİN DİNDE KAYNAK TEK OLMAYINCA, DOĞRU YOLDA OLUP OLMADIĞIMIZDAN ASLA EMİN OLAMAYIZ.<br />
<br />
Özetle; indirilen, korunan ve tilavet edilen hüküm kitabı olarak sorumlu olduğumuz tek kitap Kur’an’dır. Tartışma, bu kitabın hayata geçirilişinde Hz. Peygamber’in sözlü ve pratik mirasının (sünnetin) ne derece kurucu bir dini otorite kabul edileceği noktasında toplanmaktadır. Ayrılık ve tartışma bu konuda çıkıyor. İslam’ı yaşarken yalnız Kur’an demenin özünde çok önemli bir neden yattığı anlaşılıyor. Bu yol, dini en saf, en güvenilir ve manipüle edilmemiş ilavesiz haline indirgeme amacını taşır. Bu konuda da zaten Kur’an uyarır. Mutlak Güvenilirlik: Kur’an, üzerinde hiçbir mezhepsel veya siyasi tartışma olmayan, korunmuş tek metindir. Hadisler ise Allah’ın Resulünün vefatından 150-200 yıl sonra yazıya geçirilmiştir. Bu yol, beşeri hatalardan arınmış bir din sunar. <br />
<br />
Hadislerin büyük kısmı 7. yüzyıl Arap yarımadasının kültürel, tıbbi ve sosyal normlarını (örneğin deve sidiğiyle tedavi, kadınların tek başına seyahat edememesi vb.) içerir. Kur’an’ı merkeze almak, dinin her çağa hitap eden evrensel ilkelerini (adalet, ahlak, dürüstlük) ön plana çıkarır. Hadis külliyatlarında akılla, bilimle veya Kur’an’ın merhamet ilkeleriyle çelişen (örneğin dinden dönenin öldürülmesi emri) rivayetler mevcuttur. Sadece Kur’an’ı esas almak bu tezatları ortadan kaldırır. <br />
<br />
Yalnız Kur’an ile İslam’ın yaşanamayacağını savunanların tezlerine gelince örneğin; Kur’an namaz kılmayı (salat) emreder ancak rükunun, secdenin sırasını veya rekat sayılarını vermez. Bu yolu seçenler namaz, hac ve zekat gibi temel ibadetlerin pratikte yaşanamayacağını savunurlar ve Kur’an kelimeleri (örneğin “Salat”, “Zekat”, “Hacc”) İslam öncesi Arapçada da vardı. İslam bu kelimelere yeni terminolojik anlamlar yükledi. Bu anlamların ne olduğunu tarihsel bağlam (Sünnet/Siyer) olmadan tamamen çözmek zordur düşüncesine inanır. Aslında tüm sorun, bu inancın altında yatmaktadır.<br />
<br />
Bu düşünce ve inancın risklerine bakalım. Emeviler, Abbasiler ve çeşitli siyasi/itikadi fırkalar kendi çıkarları doğrultusunda binlerce hadis uydurmuştur. “Sahih” (güvenilir) denilen kaynaklarda bile insani ve dönemsel hataların bulunma riski yüksektir. Geleneksel yapı, Resulün de Kur’an dışı haram/helal koyma yetkisi olduğunu savunur (Örn: Erkeğe ipek ve altının haram kılınması). Bu durum, Kur’an’daki “Hüküm ancak Allah’ındır” (En’âm 57) ilkesiyle felsefi bir çelişki yaratır.<br />
<br />
Bu durumda en doğru olanı nasıl seçmeliyiz konusuna gelince. Bir hadis veya sünnet uygulaması Kur’an’ın ayetlerine, genel ahlak, adalet ve mantık ilkelerine taban tabana zıt ise doğrudan reddedilir. Kur’an her zaman üst hakemdir. Rivayetlerin lafzına körü körüne uymak yerine, Resulün o sözü söylerken güttüğü amacı, maksadı tespit edilir. Örneğin; Peygamber’in diş temizliği için misvak kullanması dinin özü değil; öz olan “ağız temizliğidir”, bugün fırça ve macun kullanmak sünnetin amacını yerine getirir. Allah hükmüme hiç kimseyi ortak etmem diyorsa, dinde hükmü yalnız Kur’an’ın koyacağı açıktır. Allah salat emrini verdiyse ve bizleri Kur’an’dan sorumlu tutuyorsa, BİZLERE ÖĞRETİLEN GELENEKSEL İSLAMIN ETKİSİNDE KALMADAN, ALLAH’IN EMRETTİKLERİNİ KUR’AN’DAN ANLAYARAK EMRETTİĞİ AÇIKLADIĞI KADARIYLA HAYATIMIZA GEÇİRMEYE ÇALIŞMALI VE KUR’AN’I EKSİK GÖRME YARIŞINI BIRAKMALIYIZ. Emir çok çok açık, Kur’an’a sarılın ondan sorumlusunuz, çünkü biz kitapta hiç bir eksik bırakmadık, nice örneklerle açıkladık. Allah’a güvenen ve inanan bu hükümlerine ters düşen bir inanç üzerinde olamaz. Güvenmeyende kendisi bilir. <br />
<br />
Rabbimiz salat et/namaz kıl emrini vakitlerinide belirtip bildirdiyse, Onu mutlaka açıklamıştır düşüncesini unutmadan ayetleri anlamanın yolunu seçmeliyiz. Şöyle düşünmeliyiz, sünnet yani Resulün pratiği olmadan namazımızı bile kılamazdık düşüncesi, KUR’AN’IN BİZ KİTAPTA HİÇ BİR EKSİK BIRAKMADIK, ONUN İPİNE SARILIN, NİCE ÖRNEKLERLE KUR’AN’I BİZ AÇIKLADIK, ONDAN SORUMLUSUNUZ HÜKÜMLERİ KUR’AN’A TAMEMEN TERS DÜŞER. Ayrıca hadis kitaplarındaki rivayet zincirlerine güvenmek, Kur’an’ın mutlak korunmuşluk, eksik noksan olmadığı ilkesine, çok büyük bir gölge düşürür. Düşünen aklını kullanan, HAK OLAN gerçeklerle buluşacaktır.<br />
<br />
Bu iki düşünce ve inancın ayrıştığı en önemli nokta, İslam’ı mezheplerin ışığında yaşanması gerektiğini söyleyenlerin, NİRENGİ temel referans başlangıç olarak hangi bilgi ve kaynakların alınacağı konusu üzerinde toplanmaktadır. Bu konuda birliktelik olmadığından, sorunda ne yazık ki çözümsüz kalıyor. YANİ KİTAP TEK OLMAYINCA, NE DİRLİK NEDE BİRLİK SÖZ KONUSU OLAMIYOR. <br />
<br />
Halbuki sorun çok açık, çözümü de bir o kadar kolay. Allah’ın Kur’an’da verdiği hükümlere güvenip, onlara ters düşmeyen her şey İslam’ın sınırları içindedir. Örneğin Allah salatın namaz boyutu hakkında, zor bir anımızda örneğin savaşta, salatı/namazı kısaltmamızda bir sakınca yok deyip, verdiği örnekte bir rekatın sonunda sona erdiyse, normal zamanda da herhangi bir sınır koymayıp, huşu içinde salatı tamamlayın yerine getirin diyorsa, bunu bir eksiklik değil, Allah’ın kullarına şefkati, kolaylığı olarak görmeliyiz. Zekat konusu da aynı şekilde, asla herhangi bir sınır koymayıp, ihtiyaçtan fazla kalanı dağıtın diyerek bizleri imtihan ediyorsa, haşa bunu eksiklik görmeden, zekat vermekte yarışmalıyız. BU YOLU İZLEMEDİĞİMNİZ SÜRECE, ALLAH NE DUALARIMZA KARŞLIK VERECEK, NEDE HUZURU MUTLULUĞU GÖREMEYECEĞİZ. <br />
<br />
Değerli dostlarım, lütfen Kur’an’ı tarafsız ve önyargılardan uzak anladığımız dilden birçokez düşünerek okuyalım. Şunu unutmayalım, Allah bizleri Kur’an’dan hesaba çekeceğine hükmetmiş ve yalnız Kur’an’ı korumasına aldığını bildirmiştir. BİZLERE DÜŞEN YALNIZ KUR’AN’IN HÜKÜMLERİNİ HAYATA GEÇİRMEK VE ONU YAŞAMAK OLMALIDIR.<br />
<br />
Enam 114: ALLAH’TAN BAŞKA BİR HAKEM Mİ ARAYACAĞIM? HÂLBUKİ SİZE KİTABI AÇIK OLARAK İNDİREN O’DUR. KENDİLERİNE KİTAP VERDİĞİMİZ KİMSELER, KUR’ÂN’IN GERÇEKTEN RABBİN TARAFINDAN İNDİRİLMİŞ OLDUĞUNU BİLİRLER. SAKIN ŞÜPHEYE DÜŞENLERDEN OLMA! (Bayraktar Bayraklı meali)<br />
<br />
Saygılarımla<br />
Haluk GÜMÜŞTABAK<br />
<br />
<a href="https://kuranadavet1.wordpress.com/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">https://kuranadavet1.wordpress.com/</a><br />
<br />
<a href="https://twitter.com/KURANA_DAVET" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">https://twitter.com/KURANA_DAVET</a><br />
<br />
<a href="http://www.hakyolkuran.com/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">http://www.hakyolkuran.com/</a><br />
<br />
<a href="https://www.facebook.com/Kuranadavet1/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">https://www.facebook.com/Kuranadavet1/</a><br />
<br />
<a href="https://hakyolkuran1.blogspot.com/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">https://hakyolkuran1.blogspot.com/</a><br />
<br />
<img src="https://duygusuz.com/images/attachtypes/image.png" title="JPG Image" border="0" alt=".jpg" />
&nbsp;&nbsp;<a href="attachment.php?aid=10" target="_blank" title="">BİZLERİN SORUMLU OLDUĞU KİTAP, YALNIZ KUR'AN DEĞİL.jpg</a> (Dosya Boyutu: 133.22 KB / İndirme Sayısı: 0)
]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Nisa Suresi 60 Ve 61. Ayetlerin Uyarılarını Hala Görmezden, Duymazdan Mı Geleceğiz?]]></title>
			<link>https://duygusuz.com/showthread.php?tid=121650</link>
			<pubDate>Sun, 02 Aug 2026 07:30:17 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://duygusuz.com/member.php?action=profile&uid=16197">halukgta</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://duygusuz.com/showthread.php?tid=121650</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Bu makalemde sizlerin, üzerinde düşünmenize vesile olmak istediğim çok önemli iki ayet var. Nisa 60 ve 61. Ayetler. Bu iki ayeti dikkatle, Kur’an bütünlüğünde okuyup anlamaya çalıştığımızda, bugün bizlerin yaşadığı İslam ile cahiliye dönemindeki Kitap ehlinin yaşadığı din arasında hiçbir farkın olmadığını göreceksiniz. Allah görev verdiği elçilerin hepsini, özellikle Allah’a inanmayanları doğru yola iletmek için değil, genel çoğunluk inandıklarını söyledikleri halde, Allah’ın doğru yolundan batıla sapmışları uyarmak için, kitaplar gönderdiğini Kur’an’dan anlıyoruz. Önce Nisa suresi 60. Ayeti yazalım ve üzerinde önyargısız birlikte düşünelim.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Nisa 60: (Ey Muhammed!) SANA İNDİRİLEN KUR’AN’A VE SENDEN ÖNCE İNDİRİLENE İNANDIKLARINI İDDİA EDENLERİ GÖRMÜYOR MUSUN? TÂĞÛT’U TANIMAMALARI KENDİLERİNE EMROLUNDUĞU HÂLDE, ONUN ÖNÜNDE MUHAKEME OLMAK İSTİYORLAR. ŞEYTAN DA ONLARI DERİN BİR SAPIKLIĞA DÜŞÜRMEK İSTİYOR. (Diyanet meali)</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Kısaca özetlemek gerekirse, Nisa Suresi 60. ayet, inanç ile davranış arasındaki tutarlılığı ve otorite seçimini ele alır. Bu ayetten çıkarılabilecek temel kıssadan hisseler ve hayat derslerine gelince; İNANÇ İDDİADAN İBARET DEĞİLDİR. DİLLERE DÖKÜLEN İMAN, EYLEMLERLE DESTEKLENMELİDİR. İkiyüzlülükten kaçınmak gerekir. Hem Allah’a inandığını söyleyip, hem de O’nun sınırlarını çiğnemek inançta samimiyetsizliktir. Allah’ın koyduğu ölçülere tamamen zıt, haddini aşan ve şirke yönelten her türlü batıl anlayış, liderlik veya sistem (Tâğût) rehber edinilmemelidir.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Çok ilginç bir şekilde Allah, Resulünü bakın hangi konuda dikkatini çekip uyarıyor.  Ayetin ilk bölümü üzerinde önce duralım. SANA İNDİRİLEN KUR’AN’A İNANDIKLARINI İDDİA EDENLERİ GÖRMÜYOR MUSUN? Burası çok önemli, daha sonra devamına bakacağız. Allah, Resulü daha hayattayken yani Kur’an’ı tebliğ edip inandık dedikleri halde, bakın nasıl O büyük yanlışlarını yapmaya devam ediyorlarmış. “TÂĞÛT’U TANIMAMALARI KENDİLERİNE EMROLUNDUĞU HÂLDE, ONUN ÖNÜNDE MUHAKEME OLMAK İSTİYORLAR” Hatırlatırım bu uyarı, Resulünün Kur’an’ı daha yeni tebliğ ettiği dönemle ilgili. Tağutu tanımayın diye Allah uyarırken, sizce neyi kast ediyor? Tağut, İslami terminolojide ALLAH’IN KOYDUĞU ÖLÇÜLERİ AŞAN, İNSANLARI HAK YOLDAN SAPTIRAN ANLAMINDADIR. Demek ki Resul daha yaşıyor ve sakın bu yanlışları yapmayın diyor, ama Kur’an’a iman ettik dedikleri halde, hala atalarının batıl inançlarını yaşamaya devam ettikleri gibi, O batıl hükümlerle sorunlarını çözerken, bu hükümlerle yargılanmayı istiyorlarmış. Hâlbuki Allah onlara, yalnız nereye uymalarını istemişti? RESULE İNDİRİLEN KUR’AN’A.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Ne dersiniz daha Resulün zamanında, Kur’an’a iman ettiğini söyleyen Müslümanlar bile, atalarının batıl hurafe inancından vazgeçmeyip, ALLAH’IN KUR’AN’DA KOYDUĞU SINIRLARI AŞMAYA DEVAM ETMİŞLERSE, GÜNÜMÜZDE BİZ MÜSLÜMANLARIN KUR’AN’I NASIL TAMAMEN TERK ETTİĞİMİZİ, DÜŞÜNMEK BİLE İSTEMİYORUM. Ayeti anlamaya devam edelim. Allah ayetin sonunda tüm kitap ehlini uyarıp, indirdiğim kitaplara iman ettiklerini ve ONUN HÜKÜMLERİ İLE MUHAKEME OLMALARI GEREKİRKEN, vahyin sınırlarını aşmayacaklarına söz verdikleri halde, TAĞUTUN yani batıl hurafe inançlarını yaşantılarına delil kanıt kabul edip, bu batıl kanunların ÖNÜNDE MUHAKEME OLMAK İSTİYORLAR DİYOR. Ayetin son cümlesi, ne yazık ki hepimizin düştüğü tuzağı işaret ediyor. Allah’ın hükümleri dışına çıkan şeytanın sapıklığı içinde, bataklığa saplanacağı uyarısını yapıyor. Ne dersiniz, biz günümüz Müslümanların, Resul daha yaşarken yaptığı yanlışların, sizce yüzlerce katını bizler günümüzde yaşayarak, TAĞUTUN ESİRİ OLMADIK MI? Şimdide bu ayetin devamına yani Nisa suresi 61. Ayete bakalım.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Nisa 61: MÜNAFIKLARA, “ALLAH’IN İNDİRDİĞİNE (KUR’AN’A) VE PEYGAMBERE GELİN” DENDİĞİ ZAMAN, ONLARIN SENDEN BÜSBÜTÜN UZAKLAŞTIKLARINI GÖRÜRSÜN. (Diyanet meali)</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Münafıklar diye çevrilen kelime aslında ONLARA yani Kitap ehline hitaben söyleniyor. Münafık iman ettiğini söylediği halde, imanı kalplerine yerleşmeyip, nefislerinin etkisiyle inancının sınırlarını aşan her türlü yanlışı yapanlara denir. Ayette bahsedilen ve örnek verilenler, iman ettiklerini söyledikleri halde, atalarının batıl inançlarını da birlikte yaşamaya devam edenler. Bakın Allah bu ayette bu kişilerin nasıl yanlışlar yaptığının örneğini veriyor. Tekrar hatırlatmak isterim verilen örnek, Resulün yaşadığı dönemle ilgili. Rabbimiz bu kişilere ALLAH’IN İNDİRDİĞİNE UYUN, TEBLİĞİ ALMAK İÇİN RESULE GELİN, dendiği zaman bakın O günkü iman ettiğini söyleyenler, nasıl hatalar yapıyormuş. “ONLARIN SENDEN, BÜSBÜTÜN UZAKLAŞTIKLARINI GÖRÜRSÜN” Peki neden?</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">İşte burası çok ama çok önemli. Çünkü iman ettiğini söyleyen O kişiler, bir türlü atalarının rivayet, sanı inançlarından vaz geçemiyorlarmış ta ondan. Kitap ehlinden yeni iman etmiş bazı kişiler, senin tebliğ ettiğine inanırız ama bizim atalarımızın inancı da var dediklerinde, Allah nasıl bir ayet indirmişti hatırlayalım. “KARŞILARINDA OKUNUP DURAN BİR KİTABI, SANA İNDİRMİŞ OLMAMIZ ONLARA YETMİYOR MU?” (Ankebut 51) Ne dersiniz aynı hataları yanlışları günümüzde bizler de yapıyor ve YALNIZ KUR’AN İLE İSLAM YAŞANMAZ, RESLÜN RİVAYET HADİSLERİ OLMASAYDI KUR’AN KAPALI KALIR, ANLAŞILMAZDI DEMİYOR MUYUZ?  Sizce bizlerin onlardan ne farkı var?  Farkımız olmadığı gibi, onlardan çok daha ileri gittik. Bu konuda verecek çok ama çok fazla örnek ikaz eden ayetler var ve hepsinde Rabbimiz biz kullarını, YALNIZ ALLAH’IN İNDİRDİĞİ VAHYE ÇAĞIRIYOR VE YALNIZ KUR’AN’A TABİ OLMAMIZI EMREDİYOR. Gerçek Hak olanı görmek isteyen görecektir, görmek istemeyip atalarının inancını yaşamak isteyip gözlerini ve kulaklarını kapatanların, zaten imanları kalplerine yerleşmeyecektir. Bu yanlışı yapmaya devam eden ve iman ettiğini söyleyenlere bakın Allah, onlar nasıl kafir oldular diyor.  </span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">“ONLARA, “ALLAH’IN İNDİRDİĞİNE UYUN!” DENİLDİĞİNDE, “HAYIR, BİZ, ATALARIMIZI ÜZERİNDE BULDUĞUMUZ (YOL)A UYARIZ!” DERLER. PEKİ, AMA ATALARI BİR ŞEY ANLAMAYAN, DOĞRU YOLU BULAMAYAN KİMSELER OLSALAR DA MI (ONLARIN YOLUNA UYACAKLAR) (Bakara 170)</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">“KÂFİR OLANLARIN DURUMU, (ÇOBANIN) BAĞIRIP ÇAĞIRMASINDAN BAŞKA BİR ŞEY DUYMAYANIN DURUMUNA BENZER. ONLAR (GERÇEĞE KARŞI) SAĞIRDIR, DİLSİZDİR, KÖRDÜR;  ONLAR AKIL DA ETMEZLER.” (Bakara 171)</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">ÇOK İLGİNÇ DEĞİL Mİ, GEÇMİŞTE KİTAP EHLİDE YALNIZ VAHİYLE DİN YAŞANMAZ DİYEREK, İNATLA ATALARININ İNANCINI YAŞAMIŞ, BİZLERDE ONLARDAN HİÇ FARKSIZ, YALNIZ KUR’AN İLE İSLAM YAŞANMAZ DEMEYE ISRARLA DEVAM EDİYORUZ. Dilerim Kur’an gerçeklerinin farkında olan ve Allah’ın emrettiği gibi YALNIZ ONUN İPİ KUR’AN’A SARILAN, ALLAH’IN AZINLIK HALİS KULLARI ARASINDA OLURUZ.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Saygılarımla</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Haluk GÜMÜŞTABAK</span><br />
<br />
<a href="https://kuranadavet1.wordpress.com/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">https://kuranadavet1.wordpress.com/</a><br />
<br />
<a href="https://twitter.com/KURANA_DAVET" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">https://twitter.com/KURANA_DAVET</a><br />
<br />
<a href="http://www.hakyolkuran.com/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">http://www.hakyolkuran.com/</a><br />
<br />
<a href="https://www.facebook.com/Kuranadavet1/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">https://www.facebook.com/Kuranadavet1/</a><br />
<br />
<a href="https://hakyolkuran1.blogspot.com/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">https://hakyolkuran1.blogspot.com/</a><br />
<br />
<img src="https://duygusuz.com/images/attachtypes/image.png" title="JPG Image" border="0" alt=".jpg" />
&nbsp;&nbsp;<a href="attachment.php?aid=9" target="_blank" title="">NİSA SURESİ 60.jpg</a> (Dosya Boyutu: 158.76 KB / İndirme Sayısı: 0)
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Bu makalemde sizlerin, üzerinde düşünmenize vesile olmak istediğim çok önemli iki ayet var. Nisa 60 ve 61. Ayetler. Bu iki ayeti dikkatle, Kur’an bütünlüğünde okuyup anlamaya çalıştığımızda, bugün bizlerin yaşadığı İslam ile cahiliye dönemindeki Kitap ehlinin yaşadığı din arasında hiçbir farkın olmadığını göreceksiniz. Allah görev verdiği elçilerin hepsini, özellikle Allah’a inanmayanları doğru yola iletmek için değil, genel çoğunluk inandıklarını söyledikleri halde, Allah’ın doğru yolundan batıla sapmışları uyarmak için, kitaplar gönderdiğini Kur’an’dan anlıyoruz. Önce Nisa suresi 60. Ayeti yazalım ve üzerinde önyargısız birlikte düşünelim.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Nisa 60: (Ey Muhammed!) SANA İNDİRİLEN KUR’AN’A VE SENDEN ÖNCE İNDİRİLENE İNANDIKLARINI İDDİA EDENLERİ GÖRMÜYOR MUSUN? TÂĞÛT’U TANIMAMALARI KENDİLERİNE EMROLUNDUĞU HÂLDE, ONUN ÖNÜNDE MUHAKEME OLMAK İSTİYORLAR. ŞEYTAN DA ONLARI DERİN BİR SAPIKLIĞA DÜŞÜRMEK İSTİYOR. (Diyanet meali)</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Kısaca özetlemek gerekirse, Nisa Suresi 60. ayet, inanç ile davranış arasındaki tutarlılığı ve otorite seçimini ele alır. Bu ayetten çıkarılabilecek temel kıssadan hisseler ve hayat derslerine gelince; İNANÇ İDDİADAN İBARET DEĞİLDİR. DİLLERE DÖKÜLEN İMAN, EYLEMLERLE DESTEKLENMELİDİR. İkiyüzlülükten kaçınmak gerekir. Hem Allah’a inandığını söyleyip, hem de O’nun sınırlarını çiğnemek inançta samimiyetsizliktir. Allah’ın koyduğu ölçülere tamamen zıt, haddini aşan ve şirke yönelten her türlü batıl anlayış, liderlik veya sistem (Tâğût) rehber edinilmemelidir.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Çok ilginç bir şekilde Allah, Resulünü bakın hangi konuda dikkatini çekip uyarıyor.  Ayetin ilk bölümü üzerinde önce duralım. SANA İNDİRİLEN KUR’AN’A İNANDIKLARINI İDDİA EDENLERİ GÖRMÜYOR MUSUN? Burası çok önemli, daha sonra devamına bakacağız. Allah, Resulü daha hayattayken yani Kur’an’ı tebliğ edip inandık dedikleri halde, bakın nasıl O büyük yanlışlarını yapmaya devam ediyorlarmış. “TÂĞÛT’U TANIMAMALARI KENDİLERİNE EMROLUNDUĞU HÂLDE, ONUN ÖNÜNDE MUHAKEME OLMAK İSTİYORLAR” Hatırlatırım bu uyarı, Resulünün Kur’an’ı daha yeni tebliğ ettiği dönemle ilgili. Tağutu tanımayın diye Allah uyarırken, sizce neyi kast ediyor? Tağut, İslami terminolojide ALLAH’IN KOYDUĞU ÖLÇÜLERİ AŞAN, İNSANLARI HAK YOLDAN SAPTIRAN ANLAMINDADIR. Demek ki Resul daha yaşıyor ve sakın bu yanlışları yapmayın diyor, ama Kur’an’a iman ettik dedikleri halde, hala atalarının batıl inançlarını yaşamaya devam ettikleri gibi, O batıl hükümlerle sorunlarını çözerken, bu hükümlerle yargılanmayı istiyorlarmış. Hâlbuki Allah onlara, yalnız nereye uymalarını istemişti? RESULE İNDİRİLEN KUR’AN’A.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Ne dersiniz daha Resulün zamanında, Kur’an’a iman ettiğini söyleyen Müslümanlar bile, atalarının batıl hurafe inancından vazgeçmeyip, ALLAH’IN KUR’AN’DA KOYDUĞU SINIRLARI AŞMAYA DEVAM ETMİŞLERSE, GÜNÜMÜZDE BİZ MÜSLÜMANLARIN KUR’AN’I NASIL TAMAMEN TERK ETTİĞİMİZİ, DÜŞÜNMEK BİLE İSTEMİYORUM. Ayeti anlamaya devam edelim. Allah ayetin sonunda tüm kitap ehlini uyarıp, indirdiğim kitaplara iman ettiklerini ve ONUN HÜKÜMLERİ İLE MUHAKEME OLMALARI GEREKİRKEN, vahyin sınırlarını aşmayacaklarına söz verdikleri halde, TAĞUTUN yani batıl hurafe inançlarını yaşantılarına delil kanıt kabul edip, bu batıl kanunların ÖNÜNDE MUHAKEME OLMAK İSTİYORLAR DİYOR. Ayetin son cümlesi, ne yazık ki hepimizin düştüğü tuzağı işaret ediyor. Allah’ın hükümleri dışına çıkan şeytanın sapıklığı içinde, bataklığa saplanacağı uyarısını yapıyor. Ne dersiniz, biz günümüz Müslümanların, Resul daha yaşarken yaptığı yanlışların, sizce yüzlerce katını bizler günümüzde yaşayarak, TAĞUTUN ESİRİ OLMADIK MI? Şimdide bu ayetin devamına yani Nisa suresi 61. Ayete bakalım.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Nisa 61: MÜNAFIKLARA, “ALLAH’IN İNDİRDİĞİNE (KUR’AN’A) VE PEYGAMBERE GELİN” DENDİĞİ ZAMAN, ONLARIN SENDEN BÜSBÜTÜN UZAKLAŞTIKLARINI GÖRÜRSÜN. (Diyanet meali)</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Münafıklar diye çevrilen kelime aslında ONLARA yani Kitap ehline hitaben söyleniyor. Münafık iman ettiğini söylediği halde, imanı kalplerine yerleşmeyip, nefislerinin etkisiyle inancının sınırlarını aşan her türlü yanlışı yapanlara denir. Ayette bahsedilen ve örnek verilenler, iman ettiklerini söyledikleri halde, atalarının batıl inançlarını da birlikte yaşamaya devam edenler. Bakın Allah bu ayette bu kişilerin nasıl yanlışlar yaptığının örneğini veriyor. Tekrar hatırlatmak isterim verilen örnek, Resulün yaşadığı dönemle ilgili. Rabbimiz bu kişilere ALLAH’IN İNDİRDİĞİNE UYUN, TEBLİĞİ ALMAK İÇİN RESULE GELİN, dendiği zaman bakın O günkü iman ettiğini söyleyenler, nasıl hatalar yapıyormuş. “ONLARIN SENDEN, BÜSBÜTÜN UZAKLAŞTIKLARINI GÖRÜRSÜN” Peki neden?</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">İşte burası çok ama çok önemli. Çünkü iman ettiğini söyleyen O kişiler, bir türlü atalarının rivayet, sanı inançlarından vaz geçemiyorlarmış ta ondan. Kitap ehlinden yeni iman etmiş bazı kişiler, senin tebliğ ettiğine inanırız ama bizim atalarımızın inancı da var dediklerinde, Allah nasıl bir ayet indirmişti hatırlayalım. “KARŞILARINDA OKUNUP DURAN BİR KİTABI, SANA İNDİRMİŞ OLMAMIZ ONLARA YETMİYOR MU?” (Ankebut 51) Ne dersiniz aynı hataları yanlışları günümüzde bizler de yapıyor ve YALNIZ KUR’AN İLE İSLAM YAŞANMAZ, RESLÜN RİVAYET HADİSLERİ OLMASAYDI KUR’AN KAPALI KALIR, ANLAŞILMAZDI DEMİYOR MUYUZ?  Sizce bizlerin onlardan ne farkı var?  Farkımız olmadığı gibi, onlardan çok daha ileri gittik. Bu konuda verecek çok ama çok fazla örnek ikaz eden ayetler var ve hepsinde Rabbimiz biz kullarını, YALNIZ ALLAH’IN İNDİRDİĞİ VAHYE ÇAĞIRIYOR VE YALNIZ KUR’AN’A TABİ OLMAMIZI EMREDİYOR. Gerçek Hak olanı görmek isteyen görecektir, görmek istemeyip atalarının inancını yaşamak isteyip gözlerini ve kulaklarını kapatanların, zaten imanları kalplerine yerleşmeyecektir. Bu yanlışı yapmaya devam eden ve iman ettiğini söyleyenlere bakın Allah, onlar nasıl kafir oldular diyor.  </span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">“ONLARA, “ALLAH’IN İNDİRDİĞİNE UYUN!” DENİLDİĞİNDE, “HAYIR, BİZ, ATALARIMIZI ÜZERİNDE BULDUĞUMUZ (YOL)A UYARIZ!” DERLER. PEKİ, AMA ATALARI BİR ŞEY ANLAMAYAN, DOĞRU YOLU BULAMAYAN KİMSELER OLSALAR DA MI (ONLARIN YOLUNA UYACAKLAR) (Bakara 170)</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">“KÂFİR OLANLARIN DURUMU, (ÇOBANIN) BAĞIRIP ÇAĞIRMASINDAN BAŞKA BİR ŞEY DUYMAYANIN DURUMUNA BENZER. ONLAR (GERÇEĞE KARŞI) SAĞIRDIR, DİLSİZDİR, KÖRDÜR;  ONLAR AKIL DA ETMEZLER.” (Bakara 171)</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">ÇOK İLGİNÇ DEĞİL Mİ, GEÇMİŞTE KİTAP EHLİDE YALNIZ VAHİYLE DİN YAŞANMAZ DİYEREK, İNATLA ATALARININ İNANCINI YAŞAMIŞ, BİZLERDE ONLARDAN HİÇ FARKSIZ, YALNIZ KUR’AN İLE İSLAM YAŞANMAZ DEMEYE ISRARLA DEVAM EDİYORUZ. Dilerim Kur’an gerçeklerinin farkında olan ve Allah’ın emrettiği gibi YALNIZ ONUN İPİ KUR’AN’A SARILAN, ALLAH’IN AZINLIK HALİS KULLARI ARASINDA OLURUZ.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Saygılarımla</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Haluk GÜMÜŞTABAK</span><br />
<br />
<a href="https://kuranadavet1.wordpress.com/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">https://kuranadavet1.wordpress.com/</a><br />
<br />
<a href="https://twitter.com/KURANA_DAVET" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">https://twitter.com/KURANA_DAVET</a><br />
<br />
<a href="http://www.hakyolkuran.com/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">http://www.hakyolkuran.com/</a><br />
<br />
<a href="https://www.facebook.com/Kuranadavet1/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">https://www.facebook.com/Kuranadavet1/</a><br />
<br />
<a href="https://hakyolkuran1.blogspot.com/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">https://hakyolkuran1.blogspot.com/</a><br />
<br />
<img src="https://duygusuz.com/images/attachtypes/image.png" title="JPG Image" border="0" alt=".jpg" />
&nbsp;&nbsp;<a href="attachment.php?aid=9" target="_blank" title="">NİSA SURESİ 60.jpg</a> (Dosya Boyutu: 158.76 KB / İndirme Sayısı: 0)
]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Bakara Suresi 56 Ve 243. Ayetleri Kur’an Bütünlüğünde, Nasıl Anlamalıyız?]]></title>
			<link>https://duygusuz.com/showthread.php?tid=121649</link>
			<pubDate>Wed, 29 Jul 2026 09:21:10 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://duygusuz.com/member.php?action=profile&uid=16197">halukgta</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://duygusuz.com/showthread.php?tid=121649</guid>
			<description><![CDATA[Bu makalemde sizlerin üzerinde düşünmenize vesile olmak istediğim konu, Kur’an’da bazı ayetlerde geçen ÖLÜM konusu üzerine olacak. Allah Kur’an’da, ÖLÜM kelimesini farklı anlamlarda kullanır. Örneğin ölüm dendiğinde ilk önce, bir organizmayı ayakta tutan tüm biyolojik ve hayati fonksiyonların (dolaşım, solunum, beyin faaliyetleri) kalıcı ve geri döndürülemez bir şekilde sona ermesi, hayatın bitmesi diye anlarız. Kur’an ölüm kelimesini, çok önemli bir başka anlamda da kullanır. Allah’ın yolundan sapmış, şeytanın esiri olmuş, adeta bataklık içinde çırpınan kulları içinde kullanır. Kur’an’da çok dikkatinizi çekmemiş olabilir ama bakın Allah, ÖLÜM kelimesini hangi anlamda kullanmış, onu anlamaya çalışalım.<br />
<br />
Bakara 56: SONRA ŞÜKREDESİNİZ DİYE, ÖLÜMÜNÜZÜN ARDINDAN SİZİ TEKRAR DİRİLTTİK. (Diyanet meali)<br />
<br />
Sizce bu ayette Allah bizlere ne anlatıyor olabilir? Şöyle diyebilir misiniz? Allah öldürdüğü kullarını, şükretsinler diye tekrar diriltti. Bu mümkün değil çünkü böyle bir örnek yok Kur’an’da. Dikkat ettiyseniz bir kişiden değil, çoğunluk bir topluluktan bahsediyor. Ayeti anlayabilmemiz için, bu ayetin öncesine ve sonrasına önce bakalım, hangi konudan bahsediliyor.<br />
<br />
Bakara 55: HANİ SİZ, “EY MÛSÂ! BİZ ALLAH’I AÇIKTAN AÇIĞA GÖRMEDİKÇE SANA ASLA İNANMAYIZ” DEMİŞTİNİZ. BUNUN ÜZERİNE SİZ BAKIP DURURKEN SİZİ YILDIRIM ÇARPMIŞTI. (Diyanet meali)<br />
<br />
Demek ki Allah, Hz. Musa aracılığıyla gönderdiği emirlerini, vahyini doğru dinlemeyip Resulüne inanmayıp karşı çıktıklarında onları nasıl Yıldırım ve şimşeklerle cezalandırdığı örneğini veriyor. Demek ki bakara 56. Ayette geçen ÖLÜM kelimesinden kast edilen bedenin ölümü değil, RUHUN, NEFSİN BATILA SAPARAK, YAŞANAN BİR ÖLÜMDEN KAST EİLİYOR. Yani Rabbimiz şunu söylüyor, siz doğru yoldan sapmış manen ölmüş, bataklıkta çırpınırken sizlere bir fırsat daha vermek için, bana şükredesiniz diye, ADETA ÖLMÜŞ RUHUNUZA CAN VERİRCESİNE, SİZLERİ DOĞRU YOLA YÖNELTECEK RESLÜMÜN ARACILIĞIYLA MESAJLARIMI İLETTİM VE SİZLERE TEKRAR CAN VERDİM, DİRİLTTİM DİYOR. Bu ayetin devamına baktığımızda, bunu daha iyi anlıyoruz.<br />
<br />
Bakara 57: BULUTU ÜSTÜNÜZE GÖLGE YAPTIK. SİZE, KUDRET HELVASI İLE BILDIRCIN İNDİRDİK. “VERDİĞİMİZ RIZIKLARIN İYİ VE GÜZEL OLANLARINDAN YİYİN” (DEDİK). ONLAR (VERDİĞİMİZ NİMETLERE NANKÖRLÜK ETMEKLE) BİZE ZULMETMEDİLER, FAKAT KENDİLERİNE ZULMEDİYORLARDI. ( Diyanet işl. Meali)<br />
<br />
Sanırım Bakara suresi 56. Ayette bahsedilen, ölümünüzün ardından sizi tekrar dirilttik sözünden, ne anlatılıyor, daha iyi anlaşılmıştır. Allah yoldan sapmış atalarının batıl inançlarını yaşamakta ısrar eden, YANİ MANEN ÖLMÜŞ TOPLUMU ALLAH, gerçekleri görüp fark ederek ALLAH’A ŞÜKREDİP doğru yola getirip adeta kendinize getirdik yani SİZİ DİRİLTTİK diyor. Devamında da nasıl mükâfatlandırdığını anlatıyor. Ayetin son cümlesinde, bunu neden yaptığının açıklamasını yapıyor ve bakın ne diyor. ONLAR BİZE ZULMETMEDİLER, KENDİLERİNE ZULMETTİLER ASLINDA DİYOR. Bakara 95. Ayetinde de gerçek ölüm ve yaşadıkları ÖLMÜŞ inançları bağlamında, bakın insanlar nasıl ölümü istemezler diyor.<br />
<br />
Bakara 95: FAKAT KENDİ ELLERİYLE, ÖNCEDEN YAPTIKLARI İŞLER YÜZÜNDEN ÖLÜMÜ, HİÇBİR ZAMAN TEMENNİ EDEMEZLER. ALLAH, O ZALİMLERİ HAKKIYLA BİLENDİR. (Diyanet meali)<br />
<br />
Bakara suresi 56. Ayette bahsedilen ÖLÜMÜN ne anlama geldiğini araştırdığınızda, birçok farklı şeyler anlatıldığını göreceksiniz. Bizlere düşen ayetleri rivayetlere göre değil, sorumlu olduğumuz Kur’an ışığında anlamaya çalışmak olmalıdır. Konumuzu daha iyi anlayabilmemiz için, şimdi de Kaf suresi 19. Ayete bakalım.<br />
<br />
Kaf 19: ÖLÜM SARHOŞLUĞU, BİR HAKİKAT OLARAK İNSANA GELİR DE ONA, “İŞTE BU, SENİN ÖTEDEN BERİ KAÇIP DURDUĞUN ŞEYDİR” DENİR. (Diyanet işl.)<br />
<br />
Sanırım Bakara suresi 56. Ayette bahsedilen, manen ÖLÜM ve hurafenin, batılın verdiği sarhoşluk çok daha iyi anlaşılmıştır. İman ettiğini söyleyenlerin genel çoğunluğu, Allah’ın ipine değil, atalarının ipine sarıldıkları için ADETA ÖLÜM SARHOŞLUĞUNU YAŞIYORLAR. Allah Kur’an’da ölüm konusunu, bizlere örnekler verip anlatırken, Bakara suresi 56. Ayeti daha iyi anlayabilmemiz iç bakın nasıl bir örnek veriyor.<br />
<br />
Bakara 243: SAYICA BİNLERİ BULDUKLARI HALDE, ÖLÜM KORKUSUYLA YURTLARINDAN ÇIKANLARI GÖRMEDİN Mİ? BUNUN ÜZERİNE ALLAH ONLARA “ÖLÜN!” DEDİ. SONRA KENDİLERİNE HAYAT VERDİ. ŞÜPHESİZ ALLAH’IN İNSANLAR ÜZERİNDE BÜYÜK LÜTUFLARI VARDIR AMA İNSANLARIN ÇOĞU ŞÜKRETMEZLER. (Kur’an yolu. Diyanet işl.)<br />
<br />
Bu ayet ile Bakara suresi 56. Ayeti karşılaştırdığımızda, dikkat ettiyseniz Allah aynı konuda uyarıda bulunuyor kullarına. Onlara gerekeni yapın korkmayın, Allah için mücadele edin diye uyardığı halde, şu uyarıyı yapıyor. SİZİN BU DÜNYADA, İMANLARINIZ KALPLERİNİZE YERLEŞMEYİP BATILA, HURAFEYE YÖNELDİĞİNİZ İÇİN, BENİM İÇİN BİR ÖLÜSÜNÜZ DİYOR. SİZİ ÖLÜM SARHOŞLUĞUNDAN KURTARIP, SİZLERE UYARICI RESULLER VE KİTAPLAR GÖNDERİP, HAYAT VERDİM DİYE DE AÇIKLAMA YAPIYOR. Ayetin son cümlesinde Allah, kullarının yaptığı bunca yanlışlarından dolayı onları affettiğini, bağışladığını bildiriyor ama özellikle hiç şükretmediklerini de belirtiyor. Bu konuyla bağlantılı Maide suresi 24-25-26. Ayetleri de birlikte anlamaya çalışmalıyız.<br />
<br />
Saygılarımla<br />
<br />
Haluk GÜMÜŞTABAK<br />
<br />
<a href="https://kuranadavet1.wordpress.com/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">https://kuranadavet1.wordpress.com/</a><br />
<br />
<a href="https://twitter.com/KURANA_DAVET" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">https://twitter.com/KURANA_DAVET</a><br />
<br />
<a href="http://www.hakyolkuran.com/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">http://www.hakyolkuran.com/</a><br />
<br />
<a href="https://www.facebook.com/Kuranadavet1/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">https://www.facebook.com/Kuranadavet1/</a><br />
<br />
<a href="https://hakyolkuran1.blogspot.com/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">https://hakyolkuran1.blogspot.com/</a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Bu makalemde sizlerin üzerinde düşünmenize vesile olmak istediğim konu, Kur’an’da bazı ayetlerde geçen ÖLÜM konusu üzerine olacak. Allah Kur’an’da, ÖLÜM kelimesini farklı anlamlarda kullanır. Örneğin ölüm dendiğinde ilk önce, bir organizmayı ayakta tutan tüm biyolojik ve hayati fonksiyonların (dolaşım, solunum, beyin faaliyetleri) kalıcı ve geri döndürülemez bir şekilde sona ermesi, hayatın bitmesi diye anlarız. Kur’an ölüm kelimesini, çok önemli bir başka anlamda da kullanır. Allah’ın yolundan sapmış, şeytanın esiri olmuş, adeta bataklık içinde çırpınan kulları içinde kullanır. Kur’an’da çok dikkatinizi çekmemiş olabilir ama bakın Allah, ÖLÜM kelimesini hangi anlamda kullanmış, onu anlamaya çalışalım.<br />
<br />
Bakara 56: SONRA ŞÜKREDESİNİZ DİYE, ÖLÜMÜNÜZÜN ARDINDAN SİZİ TEKRAR DİRİLTTİK. (Diyanet meali)<br />
<br />
Sizce bu ayette Allah bizlere ne anlatıyor olabilir? Şöyle diyebilir misiniz? Allah öldürdüğü kullarını, şükretsinler diye tekrar diriltti. Bu mümkün değil çünkü böyle bir örnek yok Kur’an’da. Dikkat ettiyseniz bir kişiden değil, çoğunluk bir topluluktan bahsediyor. Ayeti anlayabilmemiz için, bu ayetin öncesine ve sonrasına önce bakalım, hangi konudan bahsediliyor.<br />
<br />
Bakara 55: HANİ SİZ, “EY MÛSÂ! BİZ ALLAH’I AÇIKTAN AÇIĞA GÖRMEDİKÇE SANA ASLA İNANMAYIZ” DEMİŞTİNİZ. BUNUN ÜZERİNE SİZ BAKIP DURURKEN SİZİ YILDIRIM ÇARPMIŞTI. (Diyanet meali)<br />
<br />
Demek ki Allah, Hz. Musa aracılığıyla gönderdiği emirlerini, vahyini doğru dinlemeyip Resulüne inanmayıp karşı çıktıklarında onları nasıl Yıldırım ve şimşeklerle cezalandırdığı örneğini veriyor. Demek ki bakara 56. Ayette geçen ÖLÜM kelimesinden kast edilen bedenin ölümü değil, RUHUN, NEFSİN BATILA SAPARAK, YAŞANAN BİR ÖLÜMDEN KAST EİLİYOR. Yani Rabbimiz şunu söylüyor, siz doğru yoldan sapmış manen ölmüş, bataklıkta çırpınırken sizlere bir fırsat daha vermek için, bana şükredesiniz diye, ADETA ÖLMÜŞ RUHUNUZA CAN VERİRCESİNE, SİZLERİ DOĞRU YOLA YÖNELTECEK RESLÜMÜN ARACILIĞIYLA MESAJLARIMI İLETTİM VE SİZLERE TEKRAR CAN VERDİM, DİRİLTTİM DİYOR. Bu ayetin devamına baktığımızda, bunu daha iyi anlıyoruz.<br />
<br />
Bakara 57: BULUTU ÜSTÜNÜZE GÖLGE YAPTIK. SİZE, KUDRET HELVASI İLE BILDIRCIN İNDİRDİK. “VERDİĞİMİZ RIZIKLARIN İYİ VE GÜZEL OLANLARINDAN YİYİN” (DEDİK). ONLAR (VERDİĞİMİZ NİMETLERE NANKÖRLÜK ETMEKLE) BİZE ZULMETMEDİLER, FAKAT KENDİLERİNE ZULMEDİYORLARDI. ( Diyanet işl. Meali)<br />
<br />
Sanırım Bakara suresi 56. Ayette bahsedilen, ölümünüzün ardından sizi tekrar dirilttik sözünden, ne anlatılıyor, daha iyi anlaşılmıştır. Allah yoldan sapmış atalarının batıl inançlarını yaşamakta ısrar eden, YANİ MANEN ÖLMÜŞ TOPLUMU ALLAH, gerçekleri görüp fark ederek ALLAH’A ŞÜKREDİP doğru yola getirip adeta kendinize getirdik yani SİZİ DİRİLTTİK diyor. Devamında da nasıl mükâfatlandırdığını anlatıyor. Ayetin son cümlesinde, bunu neden yaptığının açıklamasını yapıyor ve bakın ne diyor. ONLAR BİZE ZULMETMEDİLER, KENDİLERİNE ZULMETTİLER ASLINDA DİYOR. Bakara 95. Ayetinde de gerçek ölüm ve yaşadıkları ÖLMÜŞ inançları bağlamında, bakın insanlar nasıl ölümü istemezler diyor.<br />
<br />
Bakara 95: FAKAT KENDİ ELLERİYLE, ÖNCEDEN YAPTIKLARI İŞLER YÜZÜNDEN ÖLÜMÜ, HİÇBİR ZAMAN TEMENNİ EDEMEZLER. ALLAH, O ZALİMLERİ HAKKIYLA BİLENDİR. (Diyanet meali)<br />
<br />
Bakara suresi 56. Ayette bahsedilen ÖLÜMÜN ne anlama geldiğini araştırdığınızda, birçok farklı şeyler anlatıldığını göreceksiniz. Bizlere düşen ayetleri rivayetlere göre değil, sorumlu olduğumuz Kur’an ışığında anlamaya çalışmak olmalıdır. Konumuzu daha iyi anlayabilmemiz için, şimdi de Kaf suresi 19. Ayete bakalım.<br />
<br />
Kaf 19: ÖLÜM SARHOŞLUĞU, BİR HAKİKAT OLARAK İNSANA GELİR DE ONA, “İŞTE BU, SENİN ÖTEDEN BERİ KAÇIP DURDUĞUN ŞEYDİR” DENİR. (Diyanet işl.)<br />
<br />
Sanırım Bakara suresi 56. Ayette bahsedilen, manen ÖLÜM ve hurafenin, batılın verdiği sarhoşluk çok daha iyi anlaşılmıştır. İman ettiğini söyleyenlerin genel çoğunluğu, Allah’ın ipine değil, atalarının ipine sarıldıkları için ADETA ÖLÜM SARHOŞLUĞUNU YAŞIYORLAR. Allah Kur’an’da ölüm konusunu, bizlere örnekler verip anlatırken, Bakara suresi 56. Ayeti daha iyi anlayabilmemiz iç bakın nasıl bir örnek veriyor.<br />
<br />
Bakara 243: SAYICA BİNLERİ BULDUKLARI HALDE, ÖLÜM KORKUSUYLA YURTLARINDAN ÇIKANLARI GÖRMEDİN Mİ? BUNUN ÜZERİNE ALLAH ONLARA “ÖLÜN!” DEDİ. SONRA KENDİLERİNE HAYAT VERDİ. ŞÜPHESİZ ALLAH’IN İNSANLAR ÜZERİNDE BÜYÜK LÜTUFLARI VARDIR AMA İNSANLARIN ÇOĞU ŞÜKRETMEZLER. (Kur’an yolu. Diyanet işl.)<br />
<br />
Bu ayet ile Bakara suresi 56. Ayeti karşılaştırdığımızda, dikkat ettiyseniz Allah aynı konuda uyarıda bulunuyor kullarına. Onlara gerekeni yapın korkmayın, Allah için mücadele edin diye uyardığı halde, şu uyarıyı yapıyor. SİZİN BU DÜNYADA, İMANLARINIZ KALPLERİNİZE YERLEŞMEYİP BATILA, HURAFEYE YÖNELDİĞİNİZ İÇİN, BENİM İÇİN BİR ÖLÜSÜNÜZ DİYOR. SİZİ ÖLÜM SARHOŞLUĞUNDAN KURTARIP, SİZLERE UYARICI RESULLER VE KİTAPLAR GÖNDERİP, HAYAT VERDİM DİYE DE AÇIKLAMA YAPIYOR. Ayetin son cümlesinde Allah, kullarının yaptığı bunca yanlışlarından dolayı onları affettiğini, bağışladığını bildiriyor ama özellikle hiç şükretmediklerini de belirtiyor. Bu konuyla bağlantılı Maide suresi 24-25-26. Ayetleri de birlikte anlamaya çalışmalıyız.<br />
<br />
Saygılarımla<br />
<br />
Haluk GÜMÜŞTABAK<br />
<br />
<a href="https://kuranadavet1.wordpress.com/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">https://kuranadavet1.wordpress.com/</a><br />
<br />
<a href="https://twitter.com/KURANA_DAVET" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">https://twitter.com/KURANA_DAVET</a><br />
<br />
<a href="http://www.hakyolkuran.com/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">http://www.hakyolkuran.com/</a><br />
<br />
<a href="https://www.facebook.com/Kuranadavet1/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">https://www.facebook.com/Kuranadavet1/</a><br />
<br />
<a href="https://hakyolkuran1.blogspot.com/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">https://hakyolkuran1.blogspot.com/</a>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Atatürk’ün İslam Dinine Karşı Tavrı Ve Düşünceleri.]]></title>
			<link>https://duygusuz.com/showthread.php?tid=121648</link>
			<pubDate>Tue, 28 Jul 2026 08:11:15 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://duygusuz.com/member.php?action=profile&uid=16197">halukgta</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://duygusuz.com/showthread.php?tid=121648</guid>
			<description><![CDATA[İLK DİYANET İŞLERİ BAŞKANI, RİFAT BÖREKÇİ ANLATIYOR: Atanın huzuruna girdiğimde, beni ayakta karşılardı. Utanır ezilir, büzülür, ‘Paşam beni mahcup ediyorsunuz’ dediğim zaman, ‘ Din adamlarına saygı göstermek, Müslümanlığın icaplarındandır.’ buyururlardı. Atatürk şahsi çıkarları için, kutsal dinimizi siyasete alet eden, cahil din adamlarını sevmezdi. Not: Atatürk ve din eğitimi- Ahmet Gürtaş- Diyanet İşleri başkanları yayınları. S- 12 <br />
<br />
Atatürk iyi bir din eğitimi almış, inançlı bir insandır. Ailesinden ve okuldan aldığı din eğitimine ilaveten, kendisini dini konularda camiide hutbe okuyacak kadar iyi yetiştirmiştir. Türk halkının dinini aslına uygun iyi öğrenmesini istemiştir. Bunun için Kur’an’ı, Hz. Muhammed’in hayatı ve temel din kitaplarını Türkçe olarak yayınlatmıştır. Din Eğitimini önemli görmüş, okullarda yapılmasını istemiştir.<br />
<br />
Atatürk dinin değil; cehalet, bid’atlar, hurafeler ve din istismarcılarının karşısındaydı. Bu da bazı çevrelerce din düşmanlığı şeklinde algılanmış ve gösterilmiştir. O, Kur’an’ın özüne uygun Hz. Peygamber zamanındaki gerçek İslamiyet’in yanındaydı. Dini ve gerçek din bilginlerini övmüştür.<br />
<br />
ATATÜRK ARAŞTIRMA MERKEZİNİN KAYITLARINDAN, ATATÜRKÜN DİNİ KONULARDAKİ DÜŞÜNCELERİNDEN ALINTILAR.<br />
<br />
İslâm dininde ölçü. "Özellikle bizim dinimiz için herkesin elinde bir ölçü vardır. Bu ölçü ile hangi şeyin bu dine uygun olup olmadığını kolayca takdir edebilirsiniz. Hangi şey ki akla, mantığa, halkın yararına uygundur; biliniz ki o, bizim dinimize de uygundur. Bir şey akıl ve mantığa, milletin yararına, İslâmın yararına uygunsa kimseye sormayın; o şey dinîdir. Eğer bizim dinimiz aklın, mantığın uyduğu bir din olmasaydı mükemmel olmazdı, son din olmazdı."<br />
1923 (Atatürk’ün S.D.ll, s. 127)<br />
<br />
Türk milleti ve Müslümanlık. "Türk milleti daha dindar olmalıdır, yani bütün sadeliği ile dindar olmalıdır demek istiyorum. Dinime, bizzat gerçeğe nasıl inanıyorsam, buna da öyle inanıyorum. Bilince aykırı, ilerlemeye engel hiçbir şey içermiyor. Halbuki Türkiye’ye bağımsızlığını veren bu Asya milletinin içinde daha karışık, yapay, bâtıl inançlardan ibaret bir din daha vardır. Fakat bu konuda yeterli bilgisi olmayanlar, bu âcizler sırası gelince, aydınlanacaklardır. Onlar ışığa yaklaşamazlarsa, kendilerini yitirmiş ve mahkûm etmişler demektir; onları kurtaracağız." <br />
1923 (Atatürk’ün S.D.III, s. 70)<br />
<br />
Camiler ve minberler hakkında. "Camilerin mukaddes minberleri halkın ruhî, ahlâkî gıdalarına en yüksek, en verimli kaynaklardır. Minberlerden halkın anlayabileceği dille ruh ve beyne seslenilmekle Müslümanların vücudu canlanır, beyni temizlenir, imanı kuvvetlenir, kalbi cesaret bulur. Fakat buna karşılık hutbe okuyanların taşımaları gereken bilimsel özellikler, özel yeterlilik ve dünya durumunu anlayıp bilme, önemlidir 1922 (Atatürk’ün S.D.I, s. 225)<br />
<br />
Seçkin din bilginlerinin yetiştirilmesi. "Nasıl ki her hususta yüksek meslek ve uzmanlık sahipleri yetiştirmek gerekli ise, dinimizin felsefî gerçeğini inceleme, araştırma ve telkin bakımından ilmî ve fennî kudrete sahip olacak seçkin ve gerçek din bilginleri de yetiştirecek yüksek kurumlara sahip olmalıyız."<br />
1923 (Atatürk’ün S.D.H, s. 90)<br />
<br />
Din oyunu aktörleri. "Bunca yüzyıllarda olduğu gibi, bugün de, milletlerin bilgisizliğinden ve bağnazlığından yararlanarak bin bir türlü siyasî ve kişisel amaç ve çıkar sağlamak için, dini âlet ve araç olarak kullanmak girişiminde bulunanların, içeride ve dışarıda varlığı, bizi bu konuda söz söylemekten, ne yazık ki, henüz uzak bulundurmuyor. İnsanlıkta, din hakkındaki bilgi ve anlayış, her türlü hurafelerden sıyrılarak gerçek bilim ve tekniğin ışıklarıyla arınmış ve mükemmel oluncaya kadar, din oyunu aktörlerine, her yerde tesadüf olunacaktır."<br />
1927 (Nutuk II, s. 708)<br />
<br />
Camiler, birbirimizin yüzüne bakmaksızın yatıp kalkmak için yapılmamıştır. Camiler, Allah’ın emrine uyma ve ibadet ile beraber din ve dünya için neler yapılmak gerektiğini düşünmek, yani danışmak için yapılmıştır.<br />
1923 (Atatürk’ün S.D.I1, s. 94)<br />
<br />
Din gerekli bir kurumdur. Dinsiz milletlerin devamına imkân yoktur. Yalnız şurası var ki, din Allah ile kul arasındaki bağlılıktır.<br />
1930 (Kılıç Ali, Atatürk’ün Hususiyetleri, 1955 s. 116)<br />
<br />
Din, bir vicdan sorunudur. Herkes vicdanının emrine uymakta serbesttir, özgürdür. Biz dine saygı gösteririz. Düşünüşe ve düşünceye karşı değiliz. Biz, din işlerini millet ve devlet işleriyle karıştırmamaya çalışıyor, amaca ve eyleme dayanan bağnaz hareketlerden sakınıyoruz ve buna asla meydan vermeyeceğiz. <br />
(Asaf İlbay, Tan gazetesi, 13.7.1949)<br />
<br />
Muhammed Mustafa, peygamber olmadan evvel kavminin sevgisine, saygısına, güvenine erişti. Ondan sonra ancak kırk yaşında nübüvvet* ve kırk üç yaşında risâlet** geldi. Fahrıâlem Efendimiz, sonsuz tehlikeler içinde, tükenmez sıkıntılar ve zorluklar karşısında yirmi sene çalıştı ve İslâm<br />
dinini kurmağa ait peygamberlik görevini yapmayı başardıktan sonra gökyüzünün ve cennetin en yüksek katına erişti. <br />
1922 (Atatürk’ün S.D.l, s. 262-263)<br />
<br />
Peygamberimiz Efendimiz Hazretleri, Cenab-ı Hak tarafından insanlara dinî gerçekleri bildirmeye memur ve elçi olmuştur. Ana yasası, hepimizce bilinir ki, şanı büyük olan yüce Kur’an’daki naslardır*. İnsanlara gelişme ve aydınlanma ışığı vermiş olan dinimiz, son dindir, en eksiksiz dindir; çünkü dinimiz akla, mantığa, gerçeğe tamamen uyuyor ve uygun düşüyor. Eğer akla, mantığa ve gerçeğe uymasaydı, bununla diğer ilâhî doğa yasaları arasında karşıtlık olması gerekirdi; çünkü bütün evren yasalarını yapan Cenab-ı Haktır. <br />
1923 (Atatürk’ün S.D.11, s. 94) 1923 yılında Balıkesir Zağnos Paşa Camii’nde minberden söylemiştir.<br />
<br />
Hz. Muhammed’i, yüksek kişiliğine yaraşır şekilde belirteme-yen bir eser hakkında söylemiştir: "Muhammed’i bana, cezbeye tutulmuş sönük bir derviş gibi tanıttırmak gayretine kapılan bu gibi cahil adamlar, onun yüksek kişiliğini ve başarılarını asla kavrayamamışlardır. Anlamaktan da çok uzak görünüyorlar. Cezbeye tutulmuş bir derviş, Uhud Savaşı’nda en büyük bir komutanın yapabileceği bir plânı nasıl düşünür ve uygulayabilir? Tarih, gerçekleri değiştiren bir sanat değil, belirten bir bilim olmalıdır. Bu küçük savaşta bile askerî dehası kadar siyasal görüşüyle de yükselen bir insanı, cezbeli bir derviş gibi anlatmağa yeltenen cahil serseriler, bizim tarih çalışmamıza katılamazlar. Muhammed, bu savaş sonunda çevresindekilerin direnmelerini yenerek ve kendisinin yaralı olmasına bakmayarak, galip düşmanı izlemeye kalkışmamış olsaydı, bugün yeryüzünde Müslümanlık diye bir varlık görülemezdi."<br />
1930 (Şemsettin Günaltay, Ülkü Dergisi, Cilt : 9, Sayı: 100, 1945, s. 3)<br />
<br />
O, Allah’ın birinci ve en büyük kuludur. Onun izinde bugün milyonlarca insan yürüyor. Benim, senin adın silinir, fakat sonsuza kadar O, ölümsüzdür.<br />
1926 (Ali Rıza Ünal, Atatürk Hakkındaki Anılarım, Türkiye Harb Malûlü Gaziler Dergisi, Sayı: 158, 1969, s.23)<br />
<br />
Hz. Muhammed’in ölümü ve sonrası. Büyük bir devrim yaratan Muhammed’e karşı beslenilen sevgi, ancak onun ortaya koyduğu fikirleri, esasları korumakla belirmesi gerekti. Peygamber ölür ölmez düşünülecek şey, onu bir an evvel toprağa vermek değil, yaratmış olduğu devrimi güven altına almaktı. Bu da, yerine evvelâ devrimi kavramış en yakın bir arkadaşını geçirerek baş gösterecek tehlikeleri önlemekle olurdu. Devrimi kavramış ve ona bütün varlığıyla bağlanmış böyle bir halef seçtikten sonradır ki onun gömülmesi düşünülebilirdi. O zaman, beş on akraba ile değil, bütün kendisine bağlananların katılımıyla ve şanına lâyık bir törenle fâni cesedi ebedî istirahat yerine bırakılırdı… Ne Ali, ne de diğer Hâşimoğulları bunu düşünemediler. Bu gerçeği o zaman ancak üç büyük insan kavramıştır: Ebubekir, Ömer ve Ebu Ubeyde. Tarih olaylarının gelişimi, Müslümanlığın bu üç büyük insanın girişim ve gayretleriyle kurtulmuş olduğunu meydana koymuştur. Devrimin bu üç siması, yaratıcısı kadar büyük insanlardır.<br />
1930 (Şemsettin Günaltay, Ülkü  Dergisi, Cilt:9, Sayı: 100, 1945, s.4)<br />
<br />
Bizim dinimiz, akla en uygun ve en doğal bir dindir. Ve ancak bu nedenledir ki son din olmuştur. Bir dinin doğal olması için akla, tekniğe, bilime ve mantığa uyması gereklidir. Bizim dinimiz bunlara tamamen uygundur. Müslümanların toplumsal yaşamında, hiç kimsenin özel bir sınıf halinde varlığını korumaya hakkı yoktur. Kendilerinde böyle bir hak görenler, dinî emirlere uygun harekette bulunmuş olmazlar. Bizde ruhbanlık yoktur, hepimiz eşitiz ve dinimizin kurallarını eşit olarak öğrenmek zorundayız. Her birey dinini, din duygusunu, imanını öğrenmek için bir yere muhtaçtır; orası da Okuldur. <br />
1923 (Atatürk’ün S.D. 11, s. 90)<br />
<br />
Müslümanlık, aslında en geniş anlamıyla hoşgörülü ve çağdaş bir dindir. <br />
(Atatürk’ten BM., s. 70)<br />
<br />
Allah kendisine uymaya mecbur tuttuğu insanların esasen kalp ve vicdanındaki gerçek gereksinimleri tamamen bilir. Bu nedenle gönderdiği kitap, tamamen o gereksinime uygun hükümler içeren bir kitaptır.<br />
1921 (Atatürk’ün S.D.l, s.203)<br />
<br />
Kendisine, 1923 yılında armağan olarak küçük boyda bir Kur’an gönderilmesi üzerine teşekkürü. "Bence değerini takdire imkân olmayan bu hediyeyi, en derin ve hürmetkar din duygularımla saklayacağım."<br />
1923 (Atatürk’ün T.T.B.IV, s. 480-481)<br />
<br />
Büyük dinimiz, çalışmayanın insanlıkla ilgisi olmadığını bildiriyor. Bazı kimseler zamanın yeniliklerine uymayı kâfir olmak sanıyorlar. Asıl küfür, onların bu zannıdır. Bu yanlış yorumu yapanların amacı, İslamların kâfirlere esir olmasını istemek değil de nedir? Her sarıklıyı hoca sanmayın, hoca olmak sarıkla değil, beyinledir.<br />
1923 (Atatürk’ün S.D.II, s. 128)<br />
<br />
Tekkeler hakkında. "Tekkeler kesinlikle kapanmalıdır. Türkiye Cumhuriyeti, her kolda doğru yolu gösterecek güce sahiptir. Hiçbirimiz tekkelerin uyarmasına muhtaç değiliz. Biz uygarlıktan, bilim ve teknikten kuvvet alıyoruz ve ona göre yürüyoruz; başka bir şey tanımayız. Doğru yoldan sapmışların amacı, halkı kendinden geçmiş ve abdal yapmaktır. Halbuki halkımız, abdal ve kendinden geçmiş olmamaya karar vermiştir. Bunlar basit bir iş görünür; fakat önemi vardır. Biz dünya ailesi içinde uygarız. Her görüş noktasından uygarlığın gereklerini uygulayacağız."<br />
1925 (Mustafa Selim İmece, Atatürk’ün Ş.D.K. ve İS., s.68)<br />
<br />
Dinin siyasete âlet edilişi. "Bizi yanlış yola yönelten soysuz kimseler bilirsiniz ki, çok kere din perdesine bürünmüşler, saf ve temiz halkımızı hep şeriat sözleriyle aidata gelmişlerdir. Tarihimizi okuyunuz, dinleyiniz… Görürsünüz ki milleti mahveden, esir eden, harap eden fenalıklar hep din niteliği altındaki küfür ve kötülükten gelmiştir. Onlar her türlü hareketi dinle karıştırırlar. Halbuki, Allah’a şükürler olsun hepimiz Müslümanız, hepimiz dindarız; artık bizim, dinin gereklerini öğrenmek için şundan bundan derse ve akıl hocalığına gereksinmemiz yoktur. Analarımızın, babalarımızın kucaklarında verdikleri dersler bile, bize dinimizin esaslarını anlatmaya yeterlidir. "<br />
1923 (Atatürk’ün S.D.II, s. 127)<br />
<br />
İşte Atatürk böyle bir toplum yaratma çabasındaydı. İşine gelmeyenler, dini kendi çıkarlarına kullanmaya devam etmek isteyenler, ATATÜRK'Ü DİNSİZ İLAN ETTİLER. Kimin dinsiz olduğunu, Allah'ın huzurunda göreceğiz. Bizler hiç kimseyi, kendimizi temize çıkartıp dinsizlikle itham edemeyiz. O Allah ile kulu arasındadır, yargılamayı bizler asla yapamayız. Hz. Muhammed'in bizler için Kur'an'dan örnekliğini lütfen unutmayınız. Hz. Muhammed ÜMMİYDİ yani batıl ve hurafenin bataklığına batmış Kitap ehline tabi değildi, ama gerçeklerin doğrunun arayışındaydı. Onun içinde Rabbimiz Elçisini, Kitap ehlinin arasından değil, ÜMMİLERİN yani Kitap ehline tabi olmayan ama gerçeklerin arayışında olan, Hz. Muhammed'i Elçi olarak seçmişti. Onun için Kur'an'da Allah, kimin doğru yolda olduğunu, yalnız ben bilirim demiyor muydu? Bizler kimin daha çok dindar olduğuna değil, kimin daha doğru, dürüst, sözünde duran ve çevresine yardım edip TOPLUMA fayda sağlayan ona bakalım. Dilerim HAK İLE BATILI ayırabilen, Allah'ın sevgili azınlık kullarında oluruz.<br />
<br />
Saygılarımla<br />
Haluk GÜMÜŞTABAK<br />
<br />
<a href="https://kuranadavet1.wordpress.com/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">https://kuranadavet1.wordpress.com/</a><br />
<br />
<a href="https://twitter.com/KURANA_DAVET" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">https://twitter.com/KURANA_DAVET</a><br />
<br />
<a href="http://www.hakyolkuran.com/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">http://www.hakyolkuran.com/</a><br />
<br />
<a href="https://www.facebook.com/Kuranadavet1/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">https://www.facebook.com/Kuranadavet1/</a><br />
<br />
<a href="https://hakyolkuran1.blogspot.com/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">https://hakyolkuran1.blogspot.com/</a>
<br />
<img src="https://duygusuz.com/images/attachtypes/image.png" title="JPG Image" border="0" alt=".jpg" />
&nbsp;&nbsp;<a href="attachment.php?aid=8" target="_blank" title="">ATATÜRK.jpg</a> (Dosya Boyutu: 182.2 KB / İndirme Sayısı: 0)

<br />
<img src="https://duygusuz.com/images/attachtypes/image.png" title="JPG Image" border="0" alt=".jpg" />
&nbsp;&nbsp;<a href="attachment.php?aid=8" target="_blank" title="">ATATÜRK.jpg</a> (Dosya Boyutu: 182.2 KB / İndirme Sayısı: 0)

<br />
<img src="https://duygusuz.com/images/attachtypes/image.png" title="JPG Image" border="0" alt=".jpg" />
&nbsp;&nbsp;<a href="attachment.php?aid=8" target="_blank" title="">ATATÜRK.jpg</a> (Dosya Boyutu: 182.2 KB / İndirme Sayısı: 0)
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[İLK DİYANET İŞLERİ BAŞKANI, RİFAT BÖREKÇİ ANLATIYOR: Atanın huzuruna girdiğimde, beni ayakta karşılardı. Utanır ezilir, büzülür, ‘Paşam beni mahcup ediyorsunuz’ dediğim zaman, ‘ Din adamlarına saygı göstermek, Müslümanlığın icaplarındandır.’ buyururlardı. Atatürk şahsi çıkarları için, kutsal dinimizi siyasete alet eden, cahil din adamlarını sevmezdi. Not: Atatürk ve din eğitimi- Ahmet Gürtaş- Diyanet İşleri başkanları yayınları. S- 12 <br />
<br />
Atatürk iyi bir din eğitimi almış, inançlı bir insandır. Ailesinden ve okuldan aldığı din eğitimine ilaveten, kendisini dini konularda camiide hutbe okuyacak kadar iyi yetiştirmiştir. Türk halkının dinini aslına uygun iyi öğrenmesini istemiştir. Bunun için Kur’an’ı, Hz. Muhammed’in hayatı ve temel din kitaplarını Türkçe olarak yayınlatmıştır. Din Eğitimini önemli görmüş, okullarda yapılmasını istemiştir.<br />
<br />
Atatürk dinin değil; cehalet, bid’atlar, hurafeler ve din istismarcılarının karşısındaydı. Bu da bazı çevrelerce din düşmanlığı şeklinde algılanmış ve gösterilmiştir. O, Kur’an’ın özüne uygun Hz. Peygamber zamanındaki gerçek İslamiyet’in yanındaydı. Dini ve gerçek din bilginlerini övmüştür.<br />
<br />
ATATÜRK ARAŞTIRMA MERKEZİNİN KAYITLARINDAN, ATATÜRKÜN DİNİ KONULARDAKİ DÜŞÜNCELERİNDEN ALINTILAR.<br />
<br />
İslâm dininde ölçü. "Özellikle bizim dinimiz için herkesin elinde bir ölçü vardır. Bu ölçü ile hangi şeyin bu dine uygun olup olmadığını kolayca takdir edebilirsiniz. Hangi şey ki akla, mantığa, halkın yararına uygundur; biliniz ki o, bizim dinimize de uygundur. Bir şey akıl ve mantığa, milletin yararına, İslâmın yararına uygunsa kimseye sormayın; o şey dinîdir. Eğer bizim dinimiz aklın, mantığın uyduğu bir din olmasaydı mükemmel olmazdı, son din olmazdı."<br />
1923 (Atatürk’ün S.D.ll, s. 127)<br />
<br />
Türk milleti ve Müslümanlık. "Türk milleti daha dindar olmalıdır, yani bütün sadeliği ile dindar olmalıdır demek istiyorum. Dinime, bizzat gerçeğe nasıl inanıyorsam, buna da öyle inanıyorum. Bilince aykırı, ilerlemeye engel hiçbir şey içermiyor. Halbuki Türkiye’ye bağımsızlığını veren bu Asya milletinin içinde daha karışık, yapay, bâtıl inançlardan ibaret bir din daha vardır. Fakat bu konuda yeterli bilgisi olmayanlar, bu âcizler sırası gelince, aydınlanacaklardır. Onlar ışığa yaklaşamazlarsa, kendilerini yitirmiş ve mahkûm etmişler demektir; onları kurtaracağız." <br />
1923 (Atatürk’ün S.D.III, s. 70)<br />
<br />
Camiler ve minberler hakkında. "Camilerin mukaddes minberleri halkın ruhî, ahlâkî gıdalarına en yüksek, en verimli kaynaklardır. Minberlerden halkın anlayabileceği dille ruh ve beyne seslenilmekle Müslümanların vücudu canlanır, beyni temizlenir, imanı kuvvetlenir, kalbi cesaret bulur. Fakat buna karşılık hutbe okuyanların taşımaları gereken bilimsel özellikler, özel yeterlilik ve dünya durumunu anlayıp bilme, önemlidir 1922 (Atatürk’ün S.D.I, s. 225)<br />
<br />
Seçkin din bilginlerinin yetiştirilmesi. "Nasıl ki her hususta yüksek meslek ve uzmanlık sahipleri yetiştirmek gerekli ise, dinimizin felsefî gerçeğini inceleme, araştırma ve telkin bakımından ilmî ve fennî kudrete sahip olacak seçkin ve gerçek din bilginleri de yetiştirecek yüksek kurumlara sahip olmalıyız."<br />
1923 (Atatürk’ün S.D.H, s. 90)<br />
<br />
Din oyunu aktörleri. "Bunca yüzyıllarda olduğu gibi, bugün de, milletlerin bilgisizliğinden ve bağnazlığından yararlanarak bin bir türlü siyasî ve kişisel amaç ve çıkar sağlamak için, dini âlet ve araç olarak kullanmak girişiminde bulunanların, içeride ve dışarıda varlığı, bizi bu konuda söz söylemekten, ne yazık ki, henüz uzak bulundurmuyor. İnsanlıkta, din hakkındaki bilgi ve anlayış, her türlü hurafelerden sıyrılarak gerçek bilim ve tekniğin ışıklarıyla arınmış ve mükemmel oluncaya kadar, din oyunu aktörlerine, her yerde tesadüf olunacaktır."<br />
1927 (Nutuk II, s. 708)<br />
<br />
Camiler, birbirimizin yüzüne bakmaksızın yatıp kalkmak için yapılmamıştır. Camiler, Allah’ın emrine uyma ve ibadet ile beraber din ve dünya için neler yapılmak gerektiğini düşünmek, yani danışmak için yapılmıştır.<br />
1923 (Atatürk’ün S.D.I1, s. 94)<br />
<br />
Din gerekli bir kurumdur. Dinsiz milletlerin devamına imkân yoktur. Yalnız şurası var ki, din Allah ile kul arasındaki bağlılıktır.<br />
1930 (Kılıç Ali, Atatürk’ün Hususiyetleri, 1955 s. 116)<br />
<br />
Din, bir vicdan sorunudur. Herkes vicdanının emrine uymakta serbesttir, özgürdür. Biz dine saygı gösteririz. Düşünüşe ve düşünceye karşı değiliz. Biz, din işlerini millet ve devlet işleriyle karıştırmamaya çalışıyor, amaca ve eyleme dayanan bağnaz hareketlerden sakınıyoruz ve buna asla meydan vermeyeceğiz. <br />
(Asaf İlbay, Tan gazetesi, 13.7.1949)<br />
<br />
Muhammed Mustafa, peygamber olmadan evvel kavminin sevgisine, saygısına, güvenine erişti. Ondan sonra ancak kırk yaşında nübüvvet* ve kırk üç yaşında risâlet** geldi. Fahrıâlem Efendimiz, sonsuz tehlikeler içinde, tükenmez sıkıntılar ve zorluklar karşısında yirmi sene çalıştı ve İslâm<br />
dinini kurmağa ait peygamberlik görevini yapmayı başardıktan sonra gökyüzünün ve cennetin en yüksek katına erişti. <br />
1922 (Atatürk’ün S.D.l, s. 262-263)<br />
<br />
Peygamberimiz Efendimiz Hazretleri, Cenab-ı Hak tarafından insanlara dinî gerçekleri bildirmeye memur ve elçi olmuştur. Ana yasası, hepimizce bilinir ki, şanı büyük olan yüce Kur’an’daki naslardır*. İnsanlara gelişme ve aydınlanma ışığı vermiş olan dinimiz, son dindir, en eksiksiz dindir; çünkü dinimiz akla, mantığa, gerçeğe tamamen uyuyor ve uygun düşüyor. Eğer akla, mantığa ve gerçeğe uymasaydı, bununla diğer ilâhî doğa yasaları arasında karşıtlık olması gerekirdi; çünkü bütün evren yasalarını yapan Cenab-ı Haktır. <br />
1923 (Atatürk’ün S.D.11, s. 94) 1923 yılında Balıkesir Zağnos Paşa Camii’nde minberden söylemiştir.<br />
<br />
Hz. Muhammed’i, yüksek kişiliğine yaraşır şekilde belirteme-yen bir eser hakkında söylemiştir: "Muhammed’i bana, cezbeye tutulmuş sönük bir derviş gibi tanıttırmak gayretine kapılan bu gibi cahil adamlar, onun yüksek kişiliğini ve başarılarını asla kavrayamamışlardır. Anlamaktan da çok uzak görünüyorlar. Cezbeye tutulmuş bir derviş, Uhud Savaşı’nda en büyük bir komutanın yapabileceği bir plânı nasıl düşünür ve uygulayabilir? Tarih, gerçekleri değiştiren bir sanat değil, belirten bir bilim olmalıdır. Bu küçük savaşta bile askerî dehası kadar siyasal görüşüyle de yükselen bir insanı, cezbeli bir derviş gibi anlatmağa yeltenen cahil serseriler, bizim tarih çalışmamıza katılamazlar. Muhammed, bu savaş sonunda çevresindekilerin direnmelerini yenerek ve kendisinin yaralı olmasına bakmayarak, galip düşmanı izlemeye kalkışmamış olsaydı, bugün yeryüzünde Müslümanlık diye bir varlık görülemezdi."<br />
1930 (Şemsettin Günaltay, Ülkü Dergisi, Cilt : 9, Sayı: 100, 1945, s. 3)<br />
<br />
O, Allah’ın birinci ve en büyük kuludur. Onun izinde bugün milyonlarca insan yürüyor. Benim, senin adın silinir, fakat sonsuza kadar O, ölümsüzdür.<br />
1926 (Ali Rıza Ünal, Atatürk Hakkındaki Anılarım, Türkiye Harb Malûlü Gaziler Dergisi, Sayı: 158, 1969, s.23)<br />
<br />
Hz. Muhammed’in ölümü ve sonrası. Büyük bir devrim yaratan Muhammed’e karşı beslenilen sevgi, ancak onun ortaya koyduğu fikirleri, esasları korumakla belirmesi gerekti. Peygamber ölür ölmez düşünülecek şey, onu bir an evvel toprağa vermek değil, yaratmış olduğu devrimi güven altına almaktı. Bu da, yerine evvelâ devrimi kavramış en yakın bir arkadaşını geçirerek baş gösterecek tehlikeleri önlemekle olurdu. Devrimi kavramış ve ona bütün varlığıyla bağlanmış böyle bir halef seçtikten sonradır ki onun gömülmesi düşünülebilirdi. O zaman, beş on akraba ile değil, bütün kendisine bağlananların katılımıyla ve şanına lâyık bir törenle fâni cesedi ebedî istirahat yerine bırakılırdı… Ne Ali, ne de diğer Hâşimoğulları bunu düşünemediler. Bu gerçeği o zaman ancak üç büyük insan kavramıştır: Ebubekir, Ömer ve Ebu Ubeyde. Tarih olaylarının gelişimi, Müslümanlığın bu üç büyük insanın girişim ve gayretleriyle kurtulmuş olduğunu meydana koymuştur. Devrimin bu üç siması, yaratıcısı kadar büyük insanlardır.<br />
1930 (Şemsettin Günaltay, Ülkü  Dergisi, Cilt:9, Sayı: 100, 1945, s.4)<br />
<br />
Bizim dinimiz, akla en uygun ve en doğal bir dindir. Ve ancak bu nedenledir ki son din olmuştur. Bir dinin doğal olması için akla, tekniğe, bilime ve mantığa uyması gereklidir. Bizim dinimiz bunlara tamamen uygundur. Müslümanların toplumsal yaşamında, hiç kimsenin özel bir sınıf halinde varlığını korumaya hakkı yoktur. Kendilerinde böyle bir hak görenler, dinî emirlere uygun harekette bulunmuş olmazlar. Bizde ruhbanlık yoktur, hepimiz eşitiz ve dinimizin kurallarını eşit olarak öğrenmek zorundayız. Her birey dinini, din duygusunu, imanını öğrenmek için bir yere muhtaçtır; orası da Okuldur. <br />
1923 (Atatürk’ün S.D. 11, s. 90)<br />
<br />
Müslümanlık, aslında en geniş anlamıyla hoşgörülü ve çağdaş bir dindir. <br />
(Atatürk’ten BM., s. 70)<br />
<br />
Allah kendisine uymaya mecbur tuttuğu insanların esasen kalp ve vicdanındaki gerçek gereksinimleri tamamen bilir. Bu nedenle gönderdiği kitap, tamamen o gereksinime uygun hükümler içeren bir kitaptır.<br />
1921 (Atatürk’ün S.D.l, s.203)<br />
<br />
Kendisine, 1923 yılında armağan olarak küçük boyda bir Kur’an gönderilmesi üzerine teşekkürü. "Bence değerini takdire imkân olmayan bu hediyeyi, en derin ve hürmetkar din duygularımla saklayacağım."<br />
1923 (Atatürk’ün T.T.B.IV, s. 480-481)<br />
<br />
Büyük dinimiz, çalışmayanın insanlıkla ilgisi olmadığını bildiriyor. Bazı kimseler zamanın yeniliklerine uymayı kâfir olmak sanıyorlar. Asıl küfür, onların bu zannıdır. Bu yanlış yorumu yapanların amacı, İslamların kâfirlere esir olmasını istemek değil de nedir? Her sarıklıyı hoca sanmayın, hoca olmak sarıkla değil, beyinledir.<br />
1923 (Atatürk’ün S.D.II, s. 128)<br />
<br />
Tekkeler hakkında. "Tekkeler kesinlikle kapanmalıdır. Türkiye Cumhuriyeti, her kolda doğru yolu gösterecek güce sahiptir. Hiçbirimiz tekkelerin uyarmasına muhtaç değiliz. Biz uygarlıktan, bilim ve teknikten kuvvet alıyoruz ve ona göre yürüyoruz; başka bir şey tanımayız. Doğru yoldan sapmışların amacı, halkı kendinden geçmiş ve abdal yapmaktır. Halbuki halkımız, abdal ve kendinden geçmiş olmamaya karar vermiştir. Bunlar basit bir iş görünür; fakat önemi vardır. Biz dünya ailesi içinde uygarız. Her görüş noktasından uygarlığın gereklerini uygulayacağız."<br />
1925 (Mustafa Selim İmece, Atatürk’ün Ş.D.K. ve İS., s.68)<br />
<br />
Dinin siyasete âlet edilişi. "Bizi yanlış yola yönelten soysuz kimseler bilirsiniz ki, çok kere din perdesine bürünmüşler, saf ve temiz halkımızı hep şeriat sözleriyle aidata gelmişlerdir. Tarihimizi okuyunuz, dinleyiniz… Görürsünüz ki milleti mahveden, esir eden, harap eden fenalıklar hep din niteliği altındaki küfür ve kötülükten gelmiştir. Onlar her türlü hareketi dinle karıştırırlar. Halbuki, Allah’a şükürler olsun hepimiz Müslümanız, hepimiz dindarız; artık bizim, dinin gereklerini öğrenmek için şundan bundan derse ve akıl hocalığına gereksinmemiz yoktur. Analarımızın, babalarımızın kucaklarında verdikleri dersler bile, bize dinimizin esaslarını anlatmaya yeterlidir. "<br />
1923 (Atatürk’ün S.D.II, s. 127)<br />
<br />
İşte Atatürk böyle bir toplum yaratma çabasındaydı. İşine gelmeyenler, dini kendi çıkarlarına kullanmaya devam etmek isteyenler, ATATÜRK'Ü DİNSİZ İLAN ETTİLER. Kimin dinsiz olduğunu, Allah'ın huzurunda göreceğiz. Bizler hiç kimseyi, kendimizi temize çıkartıp dinsizlikle itham edemeyiz. O Allah ile kulu arasındadır, yargılamayı bizler asla yapamayız. Hz. Muhammed'in bizler için Kur'an'dan örnekliğini lütfen unutmayınız. Hz. Muhammed ÜMMİYDİ yani batıl ve hurafenin bataklığına batmış Kitap ehline tabi değildi, ama gerçeklerin doğrunun arayışındaydı. Onun içinde Rabbimiz Elçisini, Kitap ehlinin arasından değil, ÜMMİLERİN yani Kitap ehline tabi olmayan ama gerçeklerin arayışında olan, Hz. Muhammed'i Elçi olarak seçmişti. Onun için Kur'an'da Allah, kimin doğru yolda olduğunu, yalnız ben bilirim demiyor muydu? Bizler kimin daha çok dindar olduğuna değil, kimin daha doğru, dürüst, sözünde duran ve çevresine yardım edip TOPLUMA fayda sağlayan ona bakalım. Dilerim HAK İLE BATILI ayırabilen, Allah'ın sevgili azınlık kullarında oluruz.<br />
<br />
Saygılarımla<br />
Haluk GÜMÜŞTABAK<br />
<br />
<a href="https://kuranadavet1.wordpress.com/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">https://kuranadavet1.wordpress.com/</a><br />
<br />
<a href="https://twitter.com/KURANA_DAVET" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">https://twitter.com/KURANA_DAVET</a><br />
<br />
<a href="http://www.hakyolkuran.com/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">http://www.hakyolkuran.com/</a><br />
<br />
<a href="https://www.facebook.com/Kuranadavet1/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">https://www.facebook.com/Kuranadavet1/</a><br />
<br />
<a href="https://hakyolkuran1.blogspot.com/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">https://hakyolkuran1.blogspot.com/</a>
<br />
<img src="https://duygusuz.com/images/attachtypes/image.png" title="JPG Image" border="0" alt=".jpg" />
&nbsp;&nbsp;<a href="attachment.php?aid=8" target="_blank" title="">ATATÜRK.jpg</a> (Dosya Boyutu: 182.2 KB / İndirme Sayısı: 0)

<br />
<img src="https://duygusuz.com/images/attachtypes/image.png" title="JPG Image" border="0" alt=".jpg" />
&nbsp;&nbsp;<a href="attachment.php?aid=8" target="_blank" title="">ATATÜRK.jpg</a> (Dosya Boyutu: 182.2 KB / İndirme Sayısı: 0)

<br />
<img src="https://duygusuz.com/images/attachtypes/image.png" title="JPG Image" border="0" alt=".jpg" />
&nbsp;&nbsp;<a href="attachment.php?aid=8" target="_blank" title="">ATATÜRK.jpg</a> (Dosya Boyutu: 182.2 KB / İndirme Sayısı: 0)
]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[İslam’ı Düşünmeden, Yanlış Bilgilerin Işığında Nasıl Yaşadığımıza, Güzel Bir Örnek.]]></title>
			<link>https://duygusuz.com/showthread.php?tid=121647</link>
			<pubDate>Sat, 11 Jul 2026 15:25:50 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://duygusuz.com/member.php?action=profile&uid=16197">halukgta</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://duygusuz.com/showthread.php?tid=121647</guid>
			<description><![CDATA[Benim yayınladığım bir yazıma, karşılıklı soru cevap tartışan iki arkadaşımız, birisi diğerine bakın ne diyor. Günümüz İslam anlayışının nasıl yanlış ve hatalı yaşandığına güzel bir örnek olduğu için makaleme konu olarak aldım. Ders ve ibret alana ne mutlu, atalarının inancını yaşayabilmek için, Allah’ın uyarılarını hala görmezden gelenlere, zaten sözüm yok.<br />
<br />
“SİZ 1440 YIL ÖNCE RESUL/NEBİ MUHAMMED ZAMANINDA YAŞAYAN BİR MÜ’MİN OLSAYDINIZ; 1- ONA EY MUHAMMED DİYE Mİ, YOKSA YA RESULELLAH, YA NEBİYYELLAH DİYE Mİ SESLENİRDİN? 2- SANA BİR EMİR VERSEYDİ, MESELA SOL ELİNLE YEME, SAĞ ELİNLE YE DESEYDİ, “SEN NEBİ OLARAK EMREDİYORSAN YAPMAM, RESUL OLARAK EMREDİYORSAN YAPARIM” MI DERDİN? YOKSA İŞİTİR VE İTAAT EDERİZ DEYİP SORGULAMADAN İTAAT Mİ EDERDİN? 3- SİYER ADI ALTINDA ANLATILAN BİLGİLER İÇİNDE SAHABE DEDİĞİMİZ KİMSELERİN, MUHAMMED ONLARA ON BİNLERCE EMİR VERİRKEN; SEN BUNU NEBİ OLARAK MI, RESUL OLARAK MI EMREDİYORSUN? DEDİKLERİNİ HİÇ DUYDUN MU? (ONLAR SİZİN GİBİ NEBİ/RESUL AYIRIMINA KAÇMADAN 7/24 ONUN EMİRLERİNE AMADE İDİLER. KEŞFETTİĞİNİZ FARKLI BİR BİLGİ KIRINTISININ ÜZERİNE BÜTÜN BİR 1460 YILLIK MAZİYİ SİLMEYE GEREK YOK.”<br />
<br />
Önce şunu söylemek isterim, hangimiz Allah’ın Resulünün döneminde yaşadık ve şahit olduk ta, bu sorulara doğru cevap verebilelim? Hiç birimiz veremez. Nakledilen rivayetlere de asla güvenemeyiz, çünkü aradan 1400 yıl geçmiş. ONUN İÇİNDE ALLAH’IN DİNİNİ YAŞARKEN, KENDİMİZE BUNA BENZER DELİL KANIT YARATMAK YERİNE, ALLAH’IN BİZLERİ SORUMLU TUTTUĞU KUR’AN’DAN DELİL, KANIT ARAMALIYIZ. Onun için Rabbimiz, sizi Kur’an’dan sorumlu tutuyorum, O’nun ipine sarılın diye uyarıyor. Bu sorular bizi doğruya değil yanlışa yönlendirir. Onun için Allah emin olmadığın bilginin ardına düşme, hesabını sorarım diyor. Bu kardeşimize ben, elimden geldiğince cevap vermek isterim. İlk önce en son sorusundan başlamak istiyorum. Allah’ın Resulünün zamanında yaşayan Müslümanlar, hatta Resulün en yakınında olanlar, arkadaşımızın söylediği gibi değil tam tersine, Hz. Muhammed yapılması için herhangi bir emir verdiğinde, ashabı en yakınında olanlar, şu soruyu Hz. Muhammed’e sormaktan çekinmiyorlarmış. “BU SÖYLEDİKLERİNİZ SİZİN ŞAHSİ EMRİNİZ Mİ, YOKSA ALLAH’IN VAHYİMİ?” Sahabeler, ashabı bu soruyu sormalarından kasıt, VAHİY ÜZERİNDE ASLA TARTIŞMA YAPILAMAYACAĞINDANDI. Bu konu ile ilgili rivayet edilen bilgiyi bakalım. Bakın rivayet diyorum, kesin delil kanıt değil. Rivayetlere çok güvenen kardeşlerimizi bile, bu rivayetler onaylamıyor.<br />
<br />
“SAHABELER ZAMAN ZAMAN HZ. MUHAMMED’E (S.A.V.) BİR KARAR VEYA UYGULAMA KARŞISINDA “BU ALLAH’IN BİR VAHYİ Mİ, YOKSA SİZİN KENDİ ŞAHSİ GÖRÜŞÜNÜZ/STRATEJİNİZ Mİ?” DİYE SORMUŞLARDIR.<br />
<br />
İSLAM LİTERATÜRÜNDE BU DURUMUN EN BİLİNEN İKİ ÖRNEĞİ ŞUNLARDIR:1. BEDİR SAVAŞI KONUMLANDIRMASI. OLAY: HZ. MUHAMMED ORDUYU BEDİR’DE BİR YERE KONUMLANDIRDI. SORU: HUBAB BİN MÜNZİR ADINDAKİ SAHABE, “YA RESULULLAH! BU KONAKLADIĞIMIZ YER ALLAH’IN SENİ YERLEŞTİRDİĞİ BİR YER Mİ, YOKSA BİR SAVAŞ STRATEJİSİ Mİ?” DİYE SORDU. CEVAP: HZ. MUHAMMED BUNUN KENDİ ŞAHSİ STRATEJİSİ OLDUĞUNU SÖYLEDİ. SONUÇ: SORUN YAŞAYABİLİRİZ DÜŞÜNCESİYLE, BİR SAHABENİN TAVSİYESİ ÜZERİNE ORDU, SU KUYULARINI ARKAYA ALACAK ŞEKİLDE DAHA STRATEJİK BİR KONUMA TAŞINDI.<br />
<br />
2. HURMA AĞAÇLARININ SULANMASI (AŞILANMASI)OLAY: MEDİNE’YE HİCRET EDİLDİĞİNDE HALKIN HURMA AĞAÇLARINI AŞILADIĞINI GÖREN HZ. MUHAMMED, BUNU YAPMASALAR DA OLABİLECEĞİNİ SÖYLEDİ. SONUÇ: AŞILAMANIN DAHA DOĞRU OLDUĞU ORTAYA ÇIKIYOR VE O YIL VERİM DÜŞÜYOR. DURUM KENDİSİNE İLETİLİNCE HZ. MUHAMMED, “SİZ DÜNYA İŞLERİNİZİ BENDEN DAHA İYİ BİLİRSİNİZ” DİYEREK, BUNUN VAHİY DEĞİL ŞAHSİ BİR TAHMİN OLDUĞUNU BELİRTTİ.”<br />
<br />
BU SORULARIN AMACI NEDİR? İTAAT SINIRI: SAHABELER VAHİY OLAN EMİRLERE KESİN, SORGUSUZ OLARAK İTAAT EDERLERDİ. İSTİŞARE KÜLTÜRÜ: RESULÜN ŞAHSİ GÖRÜŞÜ OLDUĞUNDA FİKİR BEYAN EDEBİLECEKLERİNİ BİLİRLERDİ. BEŞERİYET: RESULÜN DE DİNİ KONULAR DIŞINDA, BİR İNSAN OLARAK ŞAHSİ FİKİRLERİ OLABİLECEĞİNİ AMA GEREKTİĞİNDE ÜZERİNDE TARTIŞILACAĞINI, EN DOĞRUNUN YAPILACAĞINI GÖSTERİR.”<br />
<br />
Buradan da anlıyoruz ki, rivayetten bizlere ulaşmış kaynaklar bile, O günkü Müslümanların Resulün en yakındaki ashabı, sahabeler, NEBİ VE RESUL ayrımını yapıyorlarmış. Çünkü onlarda biliyorlardı ki, Resulün tebliğine uymak farzdır, çünkü Nebi Allah’ın vahyini tebliğ ederken, RESULLÜK görevini yerine getiriyordu ve O tebliğe itiraz asla olamazdı. Nebi ise ona verilen makamın adıdır. Hz. Muhammed yaşadığı her an nebidir. Allah’tan aldığı vahyi tebliğ ettiğinde ise RESULLÜK görevini yapar. BU AYRIMI SAHABELER VE O GÜNKÜ İMAN EDEN TOPLUM KUR’AN’I BATIL VE HURAFEDEN UZAK HAYATLARINA GEÇİRDİKLERİ İÇİN, ÇOK GÜZEL YAPABİLİYOR VE HAYATLARINA GEÇİRİYORLARMIŞ.<br />
<br />
Arkadaşımızın verdiği örnek çok dikkat çekici hatırlayalım. “SANA BİR EMİR VERSEYDİ, MESELA SOL ELİNLE YEME, SAĞ ELİNLE YE DESEYDİ, “SEN NEBİ OLARAK EMREDİYORSAN YAPMAM, RESUL OLARAK EMREDİYORSAN YAPARIM” MI DERDİN?” Aslında bu sorunun cevabını, Kur’an’ı dikkatle bir kez okuyan bir Müslüman verir. Çünkü Allah, sizleri Kur’an’dan hesaba çekeceğim onun ipine sarılın, biz kitapta hiçbir eksik bırakmadık, yemin olsun ki kolaylaştırdık diyorsa Rabbimiz, Kur’an Müslümanı şunu çok iyi bilir, ALLAH’IN EMRETMEDİĞİ BİR HÜKMÜ RESULÜ VERMEZ, HATTA VEREMEZ. Verir dediğimizde yüzlerce ayete ters düşmüş, Kur’an’da çelişki yaratmış oluruz. Bu soruya, aslında yazdığım rivayet hadisler bile cevap veriyor ve onlarda böyle bir şey Resul söylemiş olsaydı, hemen Allah’ın Resulüne sorup, BU ALLAH’IN EMRİMİ YOKSA SİZİN DÜŞÜNCENİZ Mİ DİYECEKLERDİ. Bu durumda Allah’ın Resulü benim düşüncem dediğinde, konu hakkında rahatlıkla tartışma yapılacak, inanıp inanmamak serbest olacaktı, neye göre KUR’AN’A GÖRE. Çünkü Allah, ben hükmüme hiç kimseyi ortak etmem diyor. Aslında her şey bu kadar açık ve net, tabi zikir ehline ve anlamak isteyene.<br />
<br />
Arkadaşımızın ilk sorusuna gelince, Resulün yaşadığı dönemde olsaydık, ona nasıl hitap edersiniz? Allah Nur suresi 63. Ayetinde, Resulümü çağırırken yani ona seslenirken, birbirinizi çağırdığınız gibi çağırmayın diyor. Bunun nedeni, ona saygılı olmamız içindir. Şöyle düşünün, yüksek makamlı bir devlet görevlisi gördüğünüzde, nasıl arkadaşınıza hitap ettiğiniz gibi hitap etmiyorsanız, Allah Resulüme de saygılı hitapta bulunun diyor. Bu durumda ben olsam ismiyle seslenmem, “Yâ Resûlallah” ya da “Yâ Nebiyyallah” diye hitap ederdim. Arapların İslamiyet’in ilk dönemde Allah’ın Resulüne hitaplarının, “Yâ Muhammed!” diye hitap ettikleri söylenir. Elbette bu hitaplar Allah’ın Resulüne saygılı olduğumuzu gösterir. Peki, Allah Resulünü bizlere tanırken, yaşadığımız özel hayatımızda, O’nun bizlerin neyi olduğunu söyler? Tekvir suresi 22. ayetinde Hz. Muhammed’in, BİZLERİN ARKADAŞI OLDUĞUNU SÖYLER.<br />
<br />
Değerli kardeşlerim, lütfen bizlere din diye anlatılanlara değil, Allah’ın muhkem bir şekilde Kur’an’da anlattıklarının ipine sarılalım, bu Allah’ın emridir. Allah’ın ipine sarılan kurtuluşa erecek, emin olamadığımız rivayetlere inanan, kendisini inanın ebedi ateşe atma riskiyle karşı karşıya bulacaktır. Dilerim gerçek HAK olanın yolundan giden, Allah’ın azınlık kullarından oluruz. Sizce neden azınlık kullarından diyor olabilirim? Çünkü bakın kendisinin iman ettiğini zanneden genel çoğunluğun, nasıl iman ettiğini söylüyor Rabbimiz.<br />
<br />
Yusuf 106: ONLARIN ÇOĞU ALLAH’A ANCAK, ORTAK KOŞARAK İNANIRLAR. (Diyanet meali)<br />
<br />
Saygılarımla<br />
Haluk GÜMÜŞTABAK]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Benim yayınladığım bir yazıma, karşılıklı soru cevap tartışan iki arkadaşımız, birisi diğerine bakın ne diyor. Günümüz İslam anlayışının nasıl yanlış ve hatalı yaşandığına güzel bir örnek olduğu için makaleme konu olarak aldım. Ders ve ibret alana ne mutlu, atalarının inancını yaşayabilmek için, Allah’ın uyarılarını hala görmezden gelenlere, zaten sözüm yok.<br />
<br />
“SİZ 1440 YIL ÖNCE RESUL/NEBİ MUHAMMED ZAMANINDA YAŞAYAN BİR MÜ’MİN OLSAYDINIZ; 1- ONA EY MUHAMMED DİYE Mİ, YOKSA YA RESULELLAH, YA NEBİYYELLAH DİYE Mİ SESLENİRDİN? 2- SANA BİR EMİR VERSEYDİ, MESELA SOL ELİNLE YEME, SAĞ ELİNLE YE DESEYDİ, “SEN NEBİ OLARAK EMREDİYORSAN YAPMAM, RESUL OLARAK EMREDİYORSAN YAPARIM” MI DERDİN? YOKSA İŞİTİR VE İTAAT EDERİZ DEYİP SORGULAMADAN İTAAT Mİ EDERDİN? 3- SİYER ADI ALTINDA ANLATILAN BİLGİLER İÇİNDE SAHABE DEDİĞİMİZ KİMSELERİN, MUHAMMED ONLARA ON BİNLERCE EMİR VERİRKEN; SEN BUNU NEBİ OLARAK MI, RESUL OLARAK MI EMREDİYORSUN? DEDİKLERİNİ HİÇ DUYDUN MU? (ONLAR SİZİN GİBİ NEBİ/RESUL AYIRIMINA KAÇMADAN 7/24 ONUN EMİRLERİNE AMADE İDİLER. KEŞFETTİĞİNİZ FARKLI BİR BİLGİ KIRINTISININ ÜZERİNE BÜTÜN BİR 1460 YILLIK MAZİYİ SİLMEYE GEREK YOK.”<br />
<br />
Önce şunu söylemek isterim, hangimiz Allah’ın Resulünün döneminde yaşadık ve şahit olduk ta, bu sorulara doğru cevap verebilelim? Hiç birimiz veremez. Nakledilen rivayetlere de asla güvenemeyiz, çünkü aradan 1400 yıl geçmiş. ONUN İÇİNDE ALLAH’IN DİNİNİ YAŞARKEN, KENDİMİZE BUNA BENZER DELİL KANIT YARATMAK YERİNE, ALLAH’IN BİZLERİ SORUMLU TUTTUĞU KUR’AN’DAN DELİL, KANIT ARAMALIYIZ. Onun için Rabbimiz, sizi Kur’an’dan sorumlu tutuyorum, O’nun ipine sarılın diye uyarıyor. Bu sorular bizi doğruya değil yanlışa yönlendirir. Onun için Allah emin olmadığın bilginin ardına düşme, hesabını sorarım diyor. Bu kardeşimize ben, elimden geldiğince cevap vermek isterim. İlk önce en son sorusundan başlamak istiyorum. Allah’ın Resulünün zamanında yaşayan Müslümanlar, hatta Resulün en yakınında olanlar, arkadaşımızın söylediği gibi değil tam tersine, Hz. Muhammed yapılması için herhangi bir emir verdiğinde, ashabı en yakınında olanlar, şu soruyu Hz. Muhammed’e sormaktan çekinmiyorlarmış. “BU SÖYLEDİKLERİNİZ SİZİN ŞAHSİ EMRİNİZ Mİ, YOKSA ALLAH’IN VAHYİMİ?” Sahabeler, ashabı bu soruyu sormalarından kasıt, VAHİY ÜZERİNDE ASLA TARTIŞMA YAPILAMAYACAĞINDANDI. Bu konu ile ilgili rivayet edilen bilgiyi bakalım. Bakın rivayet diyorum, kesin delil kanıt değil. Rivayetlere çok güvenen kardeşlerimizi bile, bu rivayetler onaylamıyor.<br />
<br />
“SAHABELER ZAMAN ZAMAN HZ. MUHAMMED’E (S.A.V.) BİR KARAR VEYA UYGULAMA KARŞISINDA “BU ALLAH’IN BİR VAHYİ Mİ, YOKSA SİZİN KENDİ ŞAHSİ GÖRÜŞÜNÜZ/STRATEJİNİZ Mİ?” DİYE SORMUŞLARDIR.<br />
<br />
İSLAM LİTERATÜRÜNDE BU DURUMUN EN BİLİNEN İKİ ÖRNEĞİ ŞUNLARDIR:1. BEDİR SAVAŞI KONUMLANDIRMASI. OLAY: HZ. MUHAMMED ORDUYU BEDİR’DE BİR YERE KONUMLANDIRDI. SORU: HUBAB BİN MÜNZİR ADINDAKİ SAHABE, “YA RESULULLAH! BU KONAKLADIĞIMIZ YER ALLAH’IN SENİ YERLEŞTİRDİĞİ BİR YER Mİ, YOKSA BİR SAVAŞ STRATEJİSİ Mİ?” DİYE SORDU. CEVAP: HZ. MUHAMMED BUNUN KENDİ ŞAHSİ STRATEJİSİ OLDUĞUNU SÖYLEDİ. SONUÇ: SORUN YAŞAYABİLİRİZ DÜŞÜNCESİYLE, BİR SAHABENİN TAVSİYESİ ÜZERİNE ORDU, SU KUYULARINI ARKAYA ALACAK ŞEKİLDE DAHA STRATEJİK BİR KONUMA TAŞINDI.<br />
<br />
2. HURMA AĞAÇLARININ SULANMASI (AŞILANMASI)OLAY: MEDİNE’YE HİCRET EDİLDİĞİNDE HALKIN HURMA AĞAÇLARINI AŞILADIĞINI GÖREN HZ. MUHAMMED, BUNU YAPMASALAR DA OLABİLECEĞİNİ SÖYLEDİ. SONUÇ: AŞILAMANIN DAHA DOĞRU OLDUĞU ORTAYA ÇIKIYOR VE O YIL VERİM DÜŞÜYOR. DURUM KENDİSİNE İLETİLİNCE HZ. MUHAMMED, “SİZ DÜNYA İŞLERİNİZİ BENDEN DAHA İYİ BİLİRSİNİZ” DİYEREK, BUNUN VAHİY DEĞİL ŞAHSİ BİR TAHMİN OLDUĞUNU BELİRTTİ.”<br />
<br />
BU SORULARIN AMACI NEDİR? İTAAT SINIRI: SAHABELER VAHİY OLAN EMİRLERE KESİN, SORGUSUZ OLARAK İTAAT EDERLERDİ. İSTİŞARE KÜLTÜRÜ: RESULÜN ŞAHSİ GÖRÜŞÜ OLDUĞUNDA FİKİR BEYAN EDEBİLECEKLERİNİ BİLİRLERDİ. BEŞERİYET: RESULÜN DE DİNİ KONULAR DIŞINDA, BİR İNSAN OLARAK ŞAHSİ FİKİRLERİ OLABİLECEĞİNİ AMA GEREKTİĞİNDE ÜZERİNDE TARTIŞILACAĞINI, EN DOĞRUNUN YAPILACAĞINI GÖSTERİR.”<br />
<br />
Buradan da anlıyoruz ki, rivayetten bizlere ulaşmış kaynaklar bile, O günkü Müslümanların Resulün en yakındaki ashabı, sahabeler, NEBİ VE RESUL ayrımını yapıyorlarmış. Çünkü onlarda biliyorlardı ki, Resulün tebliğine uymak farzdır, çünkü Nebi Allah’ın vahyini tebliğ ederken, RESULLÜK görevini yerine getiriyordu ve O tebliğe itiraz asla olamazdı. Nebi ise ona verilen makamın adıdır. Hz. Muhammed yaşadığı her an nebidir. Allah’tan aldığı vahyi tebliğ ettiğinde ise RESULLÜK görevini yapar. BU AYRIMI SAHABELER VE O GÜNKÜ İMAN EDEN TOPLUM KUR’AN’I BATIL VE HURAFEDEN UZAK HAYATLARINA GEÇİRDİKLERİ İÇİN, ÇOK GÜZEL YAPABİLİYOR VE HAYATLARINA GEÇİRİYORLARMIŞ.<br />
<br />
Arkadaşımızın verdiği örnek çok dikkat çekici hatırlayalım. “SANA BİR EMİR VERSEYDİ, MESELA SOL ELİNLE YEME, SAĞ ELİNLE YE DESEYDİ, “SEN NEBİ OLARAK EMREDİYORSAN YAPMAM, RESUL OLARAK EMREDİYORSAN YAPARIM” MI DERDİN?” Aslında bu sorunun cevabını, Kur’an’ı dikkatle bir kez okuyan bir Müslüman verir. Çünkü Allah, sizleri Kur’an’dan hesaba çekeceğim onun ipine sarılın, biz kitapta hiçbir eksik bırakmadık, yemin olsun ki kolaylaştırdık diyorsa Rabbimiz, Kur’an Müslümanı şunu çok iyi bilir, ALLAH’IN EMRETMEDİĞİ BİR HÜKMÜ RESULÜ VERMEZ, HATTA VEREMEZ. Verir dediğimizde yüzlerce ayete ters düşmüş, Kur’an’da çelişki yaratmış oluruz. Bu soruya, aslında yazdığım rivayet hadisler bile cevap veriyor ve onlarda böyle bir şey Resul söylemiş olsaydı, hemen Allah’ın Resulüne sorup, BU ALLAH’IN EMRİMİ YOKSA SİZİN DÜŞÜNCENİZ Mİ DİYECEKLERDİ. Bu durumda Allah’ın Resulü benim düşüncem dediğinde, konu hakkında rahatlıkla tartışma yapılacak, inanıp inanmamak serbest olacaktı, neye göre KUR’AN’A GÖRE. Çünkü Allah, ben hükmüme hiç kimseyi ortak etmem diyor. Aslında her şey bu kadar açık ve net, tabi zikir ehline ve anlamak isteyene.<br />
<br />
Arkadaşımızın ilk sorusuna gelince, Resulün yaşadığı dönemde olsaydık, ona nasıl hitap edersiniz? Allah Nur suresi 63. Ayetinde, Resulümü çağırırken yani ona seslenirken, birbirinizi çağırdığınız gibi çağırmayın diyor. Bunun nedeni, ona saygılı olmamız içindir. Şöyle düşünün, yüksek makamlı bir devlet görevlisi gördüğünüzde, nasıl arkadaşınıza hitap ettiğiniz gibi hitap etmiyorsanız, Allah Resulüme de saygılı hitapta bulunun diyor. Bu durumda ben olsam ismiyle seslenmem, “Yâ Resûlallah” ya da “Yâ Nebiyyallah” diye hitap ederdim. Arapların İslamiyet’in ilk dönemde Allah’ın Resulüne hitaplarının, “Yâ Muhammed!” diye hitap ettikleri söylenir. Elbette bu hitaplar Allah’ın Resulüne saygılı olduğumuzu gösterir. Peki, Allah Resulünü bizlere tanırken, yaşadığımız özel hayatımızda, O’nun bizlerin neyi olduğunu söyler? Tekvir suresi 22. ayetinde Hz. Muhammed’in, BİZLERİN ARKADAŞI OLDUĞUNU SÖYLER.<br />
<br />
Değerli kardeşlerim, lütfen bizlere din diye anlatılanlara değil, Allah’ın muhkem bir şekilde Kur’an’da anlattıklarının ipine sarılalım, bu Allah’ın emridir. Allah’ın ipine sarılan kurtuluşa erecek, emin olamadığımız rivayetlere inanan, kendisini inanın ebedi ateşe atma riskiyle karşı karşıya bulacaktır. Dilerim gerçek HAK olanın yolundan giden, Allah’ın azınlık kullarından oluruz. Sizce neden azınlık kullarından diyor olabilirim? Çünkü bakın kendisinin iman ettiğini zanneden genel çoğunluğun, nasıl iman ettiğini söylüyor Rabbimiz.<br />
<br />
Yusuf 106: ONLARIN ÇOĞU ALLAH’A ANCAK, ORTAK KOŞARAK İNANIRLAR. (Diyanet meali)<br />
<br />
Saygılarımla<br />
Haluk GÜMÜŞTABAK]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Hakka Suresi 38-39-40-41-42-43-44-45-46. Ayetlere, Lütfen Kulak Verelim.]]></title>
			<link>https://duygusuz.com/showthread.php?tid=121646</link>
			<pubDate>Sun, 05 Jul 2026 08:22:00 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://duygusuz.com/member.php?action=profile&uid=16197">halukgta</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://duygusuz.com/showthread.php?tid=121646</guid>
			<description><![CDATA[Biz Müslümanların kafasını öyle karıştırdılar ki, onları Allah ile aldatmak çok daha kolay oldu, peki neden? Çünkü Allah’ın kitabı Kur’an’ı elimizden aldılar, siz anlayamazsınız dediler ve bizlerin eline kendilerinin anladıklarını yazdıkları kitapları, Kur’an diye elimize verdiler. Böyle olunca gerçekleri ne araştıran var, nede sorgulayan. İçimize girmiş Yahudi fitnesi, ayrıca dini kullanıp çıkar sağlayanlar, İslam toplumunu istedikleri gibi yönetebiliyorlar. Çok değil şöyle bir araştırınız lütfen, kendilerini tarikat şeyhi Allah dostu veli kişi ilan edenlerin hiçbir mesleği olmadığı halde, günümüzde milyarlara hükmediyorlar. Bu tuzağa düşmeyelim diye, Rabbimiz Kur’an’da bizleri uyarıyor ve Kur’an’ı anlayarak ve üzerinde düşünerek, BİZZAT ALLAH İLE KULU ARASINA HİÇ KİMSEYİ KOYMADAN, KUR’AN’I DÜŞÜNEREK OKUYUP ANLAMAMIZI İSTİYOR. Bu makalemde de, Müslümanları aldatmaya çalışıp farklı anlamlar verdikleri bir ayeti sizlere hatırlatmak ve üzerinde birlikte düşünmeye davet etmek istiyorum.<br />
<br />
Hakka 38-39-40: GÖREBİLDİKLERİNİZ VE GÖREMEDİKLERİNİZ ÜZERİNE YEMİN EDERİM Kİ, O (KUR’AN) ELBETTE DEĞERLİ BİR ELÇİNİN SÖZÜDÜR. (Kur’an yolu. Diyanet İşl.)<br />
<br />
Bakın Rabbimiz, bir konuda yemin ederek bizlere ne söylüyor, bazı kişiler bu sözlere nasıl anlamlar veriyorlar? Aslında ayette direk Kur’an diye geçmiyor O, işaret zamiri ile işaret ettiği Kur’an’ı yani vahyi bizlere tebliğ eden Hz. Muhammed’in DEĞERLİ, SAYGIN, GÜVENİLİR BİR ELÇİNİN SÖZÜDÜR DİYOR. Hatırlatırım ELÇİNİN sözüdür, kendi sözü değil diyor. Batıl inançlarını aklayabilmek için fırsat kollayanlar, Kur’an’ı bir bütün olarak anlamaya çalışmadan parçalı ve diğer ayetlerden kopuk, hemen şunu söylüyorlar. Bakın Allah Kur’an’ın Elçinin sözü diyor, öyleyse onunda bizlere ulaşan rivayet hadisleri de, Kur’an ayetleri değerinde olup, bizleri bağlayıcıdır diyerek, inançlarına rahatlıkla kanıt yaratmaya çalışıyorlar.<br />
<br />
Hâlbuki ayette Allah, Kur’an Hz. Muhammed’in sözüdür demiyor hatırlatırım, ELÇİMİN yani RESULÜN sözüdür diyor. Resul kelimesinin tam karşılığı ELÇİ anlamındadır. Elçinin anlamı da, ona iletilene asla hiçbir şey ilave etmeden, yani kendinden konuşmayan, yalnız Allah’ın vahyini ulaştıran  tebliğ eden anlamındadır. Onun için Rabbimiz Elçisine güven sağlamak adına tüm iman edenlere, özellikle Kur’an’ı ilk tebliğ ettiği topluma, size değerli güvenilir elçim KENDİ SÖZÜNDEN HİÇ İLAVE ETMEDEN DEĞİŞTİRMEDEN, BENİM VAHYİMİ İLETİYOR diye bilgi veriyor, ona güveni sağlıyor. Aslında bu ayetin devamında, Kur’an değerli elçimin sözüdür söyleminden neyi kast ettiğini Allah açıklıyor ve bakın neler söylüyor. Bakalım Elçisinin söyledikleri kimin sözleriymiş.<br />
<br />
“O BİR ŞAİR SÖZÜ DEĞİLDİR. NE DE AZ İNANIYORSUNUZ! O BİR KÂHİN SÖZÜ DE DEĞİLDİR. NE DE AZ DÜŞÜNÜYORSUNUZ! O, ÂLEMLERİN RABBİ TARAFINDAN İNDİRİLMİŞTİR. O, BİZE İSNADEN BAZI SÖZLER UYDURMAYA KALKIŞSAYDI, ELBETTE ONU KISKIVRAK YAKALARDIK. SONRA ONUN CAN DAMARINI KOPARIRDIK. HİÇ BİRİNİZ BUNA MÂNİ OLAMAZDINIZ.” (Hakka 41 ve 46 arası)<br />
<br />
Sanırım hakka suresinde Rabbimiz, bizlere Elçisini tanıtırken çok açık ve net şunu söylüyor. Elçim sizlere yalnız benim ona indirdiğim Kur’an’ı sizlere tebliğ edecek, O’na uyun çünkü O değerli, güvenilir bir Elçimdir diyor. Aslında Allah, geçmişte yapılan hataları, bizlerin günümüzde de yapacağımızı bildiği için, çok sert bir uyarı yapıyor bizlere bakın ne diyor tekrar hatırlayalım. Allah, Resulümün sizlere tebliğ ettiği Kur’an şairin, kâhinin sözü değildir diyor. Peki, kimin sözüymüş? ÂLEMLERİN RABBİ ALLAH’IN SÖZÜYMÜŞ. ALLAH’IN VAHYİ GÜVENİLİR, DEĞERLİ ELÇİNİN SÖZLERİYLE BİZLERE TEBLİĞ EDİLMİŞ. Ayetin devamında ise çok sert bir şekilde Rabbimiz bizleri uyarıp, sanki günümüzde özellikle bizleri uyarırcasına, Elçime biz vah yetmediğimiz halde, bize istinaden vah yetmiş gibi, bazı sözleri biz söylemiş gibi uydurup söyleseydi, ONU KISKIVRAK YAKALAR, DAHA SONRA ŞAH DAMARINI KESERDİK DİYOR.<br />
<br />
Allah aşkına çok değil, zerre kadar bu ayette Rabbimizin yaptığı uyarıyı düşünün. Sizce Allah’ın Elçisi, Allah’tan bu uyarıyı aldıktan sonra, Allah’ın hükmünün dışından, tek kelime Allah’ın dinine ilave edebilir mi? Bırakın Allah’ın Elçisini, siz Allah’tan böyle bir uyarı alsaydınız, bunlarda benim dine ilavelerim ya da ayetlerin açıklamaları gibi, Kur’an’ın hiç bahsetmediği bilgileri hükümleri de verip, bunlara da uymalısınız der miydiniz? Yeri gelmişken Allah’ın Elçisine verdiği yetki ve sorumluluğu hatırlayalım. “RESULE DÜŞEN APAÇIK TEBLİĞDEN BAŞKA BİR ŞEY DEĞİLDİR.” (Ankebut 18) “BİZ RESULLERİ, SADECE MÜJDELEYİCİLER VE UYARICILAR OLARAK GÖNDERİRİZ.”  (Kehf 56)  “SENİN GÖREVİN SADECE TEBLİĞ ETMEKTİR.” (Rad 40) Bunca açık ayetleri tebliğ aldıktan sonra, hala atalarının inancını yaşayabilmek için bizler, ne yani Allah Resulünü postacı diye mi gönderdi, nasıl deriz? O kadar mı kör olduk, sağır olduk da aklımızı kullanmıyoruz. Demek ki Allah’ın uyardığı gibi, batılı ısrarla yaşayabilmek için, Allah’ın ayetlerini görmek duymak istemeyenlerin Allah, gözlerine perde çekiyor, kulaklarını ve kalplerini mühürlüyor muş.<br />
<br />
Hakka suresinde, Kur’an değerli bir elçinin sözüdür uyarısına, kendi mezhep inançlarına kanıt, delil yaratabilmek için madem Kur’an Elçinin sözüdür, Elçiye ait olan rivayet hadislerde O’nun sözü olduğuna göre, onlara da Kur’an ayetleri gibi inanmalıyız diyorlar. Hatırlatırım Elçinin,  ona verilen görevi gereği asla vahye ilave etme yetkisi yok. Ne diyor Rabbimiz Elçisine, eğer bize istinaden bizim vahyimizin dışına çıkıp, size onları da iletseydi, onun canını alırdık diyor. Allah, Elçisine indirilenlerin tamamının nereden geldiğini söylüyordu hatırlayalım. “O, ÂLEMLERİN RABBİ TARAFINDAN İNDİRİLMİŞTİR” Bunca açık ayetleri hala görmezden gelip, Elçinin adına rivayet edilen ve uydurulan her söze inananlara, doğrusu benim söyleyecek hiçbir sözüm yok, çünkü onların işi Allah’a kalmıştır. Şunu da özellikle hatırlatmak isterim. Allah bizlerin yalnız Kur’an’ın ipine sarılmamızı, çünkü ondan hesaba çekileceğimizi açıkça bildirip, batıl hurafe karışmasın diye, özellikle kendi korumasına aldığını bildiriyor. “ŞÜPHESİZ O ZİKR’İ (KUR’AN’I) BİZ İNDİRDİK BİZ! ONUN KORUYUCUSU DA ELBETTE BİZİZ.” (Hicr 9)<br />
<br />
Bu ayetten sonra hemen kendimize soralım. Allah Kur’an’ı ben koruyorum diyor. Peki, günümüze ulaşan ve Allah’ın Elçisinin söylediği iddia edilen rivayet hadisleri kim koruyor, elbette hiç kimse korumuyor. Onun için Allah bizleri uyarıyor ve emin olmadığın bilginin ardına düşmeyin, hesabını sorarım diyor. Bu örnekleri verdiğimizde, atalarının batıl inancını yaşamaya ısrarla devam etmek isteyenler, Allah Kur’an’ı koruyor, Resulünün hadislerini neden korumasın onları da koruyor diyerek, kendi kendilerine delil kanıt yaratma yarışına giriyorlar. Ne yazık ki kendilerini, nefisleri aldatıyorlar ama farkında bile değiller.<br />
<br />
Biz Müslümanların yaptığı en büyük yanlışımız, ilk önce Allah’a onun kitabı Kur’an’a güvenmemiz gerekirken, doğruluğundan emin olamayacağımız rivayetlere güvenmemizden kaynaklanıyor. Bu rivayetlerin ışığında ayetleri anlamaya çalışınca, ne yazık ki şeytanlaşmış insanların tuzağına rahatlıkla düşüyoruz. Günümüzde bizlere ulaşan ve Allah’ın Elçisine ait olduğu rivayet edilen hadisleri, Allah’ın korumadığını çok rahatlıkla anlayabiliriz. Mezhepleri lütfen araştırınız, her mezhebin doğru kabul ettiği hatta yanlış kabul edip reddettiği hadisler farklıdır. Birisinin kabul ettiğini, diğeri kabul etmez. Eğer Allah’ın koruması altında olsaydı böyle mi olurdu? Kur’an’da hiçbir değişiklik yok çünkü Allah’ın korumasında. Peki, neden insanlar farklı anlıyor? Çünkü Kur’an’ı, yine Kur’an’ın diğer ayetlerinde verdiği örneklerden, açıklamalarından yardım alarak anlamaya çalışmıyorlar da ondan. ALLAH KUR’AN’I AÇIKLAMAK BİZİM GÖREVİMİZ, NİCE ÖRNEKLERLE KUR’AN’I BİZ AÇIKLADIK Kİ HİÇ KİMSEYE MUHTAÇ OLMAYASINIZ DİYOR, AMA BİZLER KUR’AN AYETLERİNİ, RİVAYETLERİN IŞIĞINDA ANLAMAYA ÇALIŞINCA, HER MEZHEP HATTA HER KİŞİ FARKLI ANLIYOR.<br />
<br />
Değerli dostlarım, hayatımız bir su gibi önümüzde akıp gidiyor. Her an bu dünyada ki imtihanımız sona erebilir, emanetimizi teslim edebiliriz. Onun içindir ki, lütfen imtihanımızı birilerine emanet ederek yaşamayalım, inanın hesabın görüleceği O çetin gün, çok ama çok pişman oluruz. Allah yemin ederek Kur’an’ı kolaylaştırdık hiçbir eksik bırakmadık, Onun ipine sarılın ondan sorumlusunuz diyorsa, lütfen birilerine değil ALLAH’A GÜVENELİM ve sorumlu olduğumuz Kur’an’a, yalnız onun açıklamalarına dayanarak Kur’an’ı anlamaya ve yaşamaya çalışalım. Unutamayalım, Rabbimiz sözünde durandır. O sizleri Kur’an’dan sorumlu tutuyorum diyorsa, KUR’AN’DA TEK KELİME BİLE GEÇMEYEN HİÇ BİR ŞEYDEN SORUMLU TUTMAZ. Allah cümlemizin yardımcısı olsun.<br />
<br />
Saygılarımla<br />
Haluk GÜMÜŞTABAK<br />
<br />
<a href="https://kuranadavet1.wordpress.com/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">https://kuranadavet1.wordpress.com/</a><br />
<br />
<a href="https://twitter.com/KURANA_DAVET" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">https://twitter.com/KURANA_DAVET</a><br />
<br />
<a href="http://www.hakyolkuran.com/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">http://www.hakyolkuran.com/</a><br />
<br />
<a href="https://www.facebook.com/Kuranadavet1/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">https://www.facebook.com/Kuranadavet1/</a><br />
<br />
<a href="https://hakyolkuran1.blogspot.com/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">https://hakyolkuran1.blogspot.com/</a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Biz Müslümanların kafasını öyle karıştırdılar ki, onları Allah ile aldatmak çok daha kolay oldu, peki neden? Çünkü Allah’ın kitabı Kur’an’ı elimizden aldılar, siz anlayamazsınız dediler ve bizlerin eline kendilerinin anladıklarını yazdıkları kitapları, Kur’an diye elimize verdiler. Böyle olunca gerçekleri ne araştıran var, nede sorgulayan. İçimize girmiş Yahudi fitnesi, ayrıca dini kullanıp çıkar sağlayanlar, İslam toplumunu istedikleri gibi yönetebiliyorlar. Çok değil şöyle bir araştırınız lütfen, kendilerini tarikat şeyhi Allah dostu veli kişi ilan edenlerin hiçbir mesleği olmadığı halde, günümüzde milyarlara hükmediyorlar. Bu tuzağa düşmeyelim diye, Rabbimiz Kur’an’da bizleri uyarıyor ve Kur’an’ı anlayarak ve üzerinde düşünerek, BİZZAT ALLAH İLE KULU ARASINA HİÇ KİMSEYİ KOYMADAN, KUR’AN’I DÜŞÜNEREK OKUYUP ANLAMAMIZI İSTİYOR. Bu makalemde de, Müslümanları aldatmaya çalışıp farklı anlamlar verdikleri bir ayeti sizlere hatırlatmak ve üzerinde birlikte düşünmeye davet etmek istiyorum.<br />
<br />
Hakka 38-39-40: GÖREBİLDİKLERİNİZ VE GÖREMEDİKLERİNİZ ÜZERİNE YEMİN EDERİM Kİ, O (KUR’AN) ELBETTE DEĞERLİ BİR ELÇİNİN SÖZÜDÜR. (Kur’an yolu. Diyanet İşl.)<br />
<br />
Bakın Rabbimiz, bir konuda yemin ederek bizlere ne söylüyor, bazı kişiler bu sözlere nasıl anlamlar veriyorlar? Aslında ayette direk Kur’an diye geçmiyor O, işaret zamiri ile işaret ettiği Kur’an’ı yani vahyi bizlere tebliğ eden Hz. Muhammed’in DEĞERLİ, SAYGIN, GÜVENİLİR BİR ELÇİNİN SÖZÜDÜR DİYOR. Hatırlatırım ELÇİNİN sözüdür, kendi sözü değil diyor. Batıl inançlarını aklayabilmek için fırsat kollayanlar, Kur’an’ı bir bütün olarak anlamaya çalışmadan parçalı ve diğer ayetlerden kopuk, hemen şunu söylüyorlar. Bakın Allah Kur’an’ın Elçinin sözü diyor, öyleyse onunda bizlere ulaşan rivayet hadisleri de, Kur’an ayetleri değerinde olup, bizleri bağlayıcıdır diyerek, inançlarına rahatlıkla kanıt yaratmaya çalışıyorlar.<br />
<br />
Hâlbuki ayette Allah, Kur’an Hz. Muhammed’in sözüdür demiyor hatırlatırım, ELÇİMİN yani RESULÜN sözüdür diyor. Resul kelimesinin tam karşılığı ELÇİ anlamındadır. Elçinin anlamı da, ona iletilene asla hiçbir şey ilave etmeden, yani kendinden konuşmayan, yalnız Allah’ın vahyini ulaştıran  tebliğ eden anlamındadır. Onun için Rabbimiz Elçisine güven sağlamak adına tüm iman edenlere, özellikle Kur’an’ı ilk tebliğ ettiği topluma, size değerli güvenilir elçim KENDİ SÖZÜNDEN HİÇ İLAVE ETMEDEN DEĞİŞTİRMEDEN, BENİM VAHYİMİ İLETİYOR diye bilgi veriyor, ona güveni sağlıyor. Aslında bu ayetin devamında, Kur’an değerli elçimin sözüdür söyleminden neyi kast ettiğini Allah açıklıyor ve bakın neler söylüyor. Bakalım Elçisinin söyledikleri kimin sözleriymiş.<br />
<br />
“O BİR ŞAİR SÖZÜ DEĞİLDİR. NE DE AZ İNANIYORSUNUZ! O BİR KÂHİN SÖZÜ DE DEĞİLDİR. NE DE AZ DÜŞÜNÜYORSUNUZ! O, ÂLEMLERİN RABBİ TARAFINDAN İNDİRİLMİŞTİR. O, BİZE İSNADEN BAZI SÖZLER UYDURMAYA KALKIŞSAYDI, ELBETTE ONU KISKIVRAK YAKALARDIK. SONRA ONUN CAN DAMARINI KOPARIRDIK. HİÇ BİRİNİZ BUNA MÂNİ OLAMAZDINIZ.” (Hakka 41 ve 46 arası)<br />
<br />
Sanırım hakka suresinde Rabbimiz, bizlere Elçisini tanıtırken çok açık ve net şunu söylüyor. Elçim sizlere yalnız benim ona indirdiğim Kur’an’ı sizlere tebliğ edecek, O’na uyun çünkü O değerli, güvenilir bir Elçimdir diyor. Aslında Allah, geçmişte yapılan hataları, bizlerin günümüzde de yapacağımızı bildiği için, çok sert bir uyarı yapıyor bizlere bakın ne diyor tekrar hatırlayalım. Allah, Resulümün sizlere tebliğ ettiği Kur’an şairin, kâhinin sözü değildir diyor. Peki, kimin sözüymüş? ÂLEMLERİN RABBİ ALLAH’IN SÖZÜYMÜŞ. ALLAH’IN VAHYİ GÜVENİLİR, DEĞERLİ ELÇİNİN SÖZLERİYLE BİZLERE TEBLİĞ EDİLMİŞ. Ayetin devamında ise çok sert bir şekilde Rabbimiz bizleri uyarıp, sanki günümüzde özellikle bizleri uyarırcasına, Elçime biz vah yetmediğimiz halde, bize istinaden vah yetmiş gibi, bazı sözleri biz söylemiş gibi uydurup söyleseydi, ONU KISKIVRAK YAKALAR, DAHA SONRA ŞAH DAMARINI KESERDİK DİYOR.<br />
<br />
Allah aşkına çok değil, zerre kadar bu ayette Rabbimizin yaptığı uyarıyı düşünün. Sizce Allah’ın Elçisi, Allah’tan bu uyarıyı aldıktan sonra, Allah’ın hükmünün dışından, tek kelime Allah’ın dinine ilave edebilir mi? Bırakın Allah’ın Elçisini, siz Allah’tan böyle bir uyarı alsaydınız, bunlarda benim dine ilavelerim ya da ayetlerin açıklamaları gibi, Kur’an’ın hiç bahsetmediği bilgileri hükümleri de verip, bunlara da uymalısınız der miydiniz? Yeri gelmişken Allah’ın Elçisine verdiği yetki ve sorumluluğu hatırlayalım. “RESULE DÜŞEN APAÇIK TEBLİĞDEN BAŞKA BİR ŞEY DEĞİLDİR.” (Ankebut 18) “BİZ RESULLERİ, SADECE MÜJDELEYİCİLER VE UYARICILAR OLARAK GÖNDERİRİZ.”  (Kehf 56)  “SENİN GÖREVİN SADECE TEBLİĞ ETMEKTİR.” (Rad 40) Bunca açık ayetleri tebliğ aldıktan sonra, hala atalarının inancını yaşayabilmek için bizler, ne yani Allah Resulünü postacı diye mi gönderdi, nasıl deriz? O kadar mı kör olduk, sağır olduk da aklımızı kullanmıyoruz. Demek ki Allah’ın uyardığı gibi, batılı ısrarla yaşayabilmek için, Allah’ın ayetlerini görmek duymak istemeyenlerin Allah, gözlerine perde çekiyor, kulaklarını ve kalplerini mühürlüyor muş.<br />
<br />
Hakka suresinde, Kur’an değerli bir elçinin sözüdür uyarısına, kendi mezhep inançlarına kanıt, delil yaratabilmek için madem Kur’an Elçinin sözüdür, Elçiye ait olan rivayet hadislerde O’nun sözü olduğuna göre, onlara da Kur’an ayetleri gibi inanmalıyız diyorlar. Hatırlatırım Elçinin,  ona verilen görevi gereği asla vahye ilave etme yetkisi yok. Ne diyor Rabbimiz Elçisine, eğer bize istinaden bizim vahyimizin dışına çıkıp, size onları da iletseydi, onun canını alırdık diyor. Allah, Elçisine indirilenlerin tamamının nereden geldiğini söylüyordu hatırlayalım. “O, ÂLEMLERİN RABBİ TARAFINDAN İNDİRİLMİŞTİR” Bunca açık ayetleri hala görmezden gelip, Elçinin adına rivayet edilen ve uydurulan her söze inananlara, doğrusu benim söyleyecek hiçbir sözüm yok, çünkü onların işi Allah’a kalmıştır. Şunu da özellikle hatırlatmak isterim. Allah bizlerin yalnız Kur’an’ın ipine sarılmamızı, çünkü ondan hesaba çekileceğimizi açıkça bildirip, batıl hurafe karışmasın diye, özellikle kendi korumasına aldığını bildiriyor. “ŞÜPHESİZ O ZİKR’İ (KUR’AN’I) BİZ İNDİRDİK BİZ! ONUN KORUYUCUSU DA ELBETTE BİZİZ.” (Hicr 9)<br />
<br />
Bu ayetten sonra hemen kendimize soralım. Allah Kur’an’ı ben koruyorum diyor. Peki, günümüze ulaşan ve Allah’ın Elçisinin söylediği iddia edilen rivayet hadisleri kim koruyor, elbette hiç kimse korumuyor. Onun için Allah bizleri uyarıyor ve emin olmadığın bilginin ardına düşmeyin, hesabını sorarım diyor. Bu örnekleri verdiğimizde, atalarının batıl inancını yaşamaya ısrarla devam etmek isteyenler, Allah Kur’an’ı koruyor, Resulünün hadislerini neden korumasın onları da koruyor diyerek, kendi kendilerine delil kanıt yaratma yarışına giriyorlar. Ne yazık ki kendilerini, nefisleri aldatıyorlar ama farkında bile değiller.<br />
<br />
Biz Müslümanların yaptığı en büyük yanlışımız, ilk önce Allah’a onun kitabı Kur’an’a güvenmemiz gerekirken, doğruluğundan emin olamayacağımız rivayetlere güvenmemizden kaynaklanıyor. Bu rivayetlerin ışığında ayetleri anlamaya çalışınca, ne yazık ki şeytanlaşmış insanların tuzağına rahatlıkla düşüyoruz. Günümüzde bizlere ulaşan ve Allah’ın Elçisine ait olduğu rivayet edilen hadisleri, Allah’ın korumadığını çok rahatlıkla anlayabiliriz. Mezhepleri lütfen araştırınız, her mezhebin doğru kabul ettiği hatta yanlış kabul edip reddettiği hadisler farklıdır. Birisinin kabul ettiğini, diğeri kabul etmez. Eğer Allah’ın koruması altında olsaydı böyle mi olurdu? Kur’an’da hiçbir değişiklik yok çünkü Allah’ın korumasında. Peki, neden insanlar farklı anlıyor? Çünkü Kur’an’ı, yine Kur’an’ın diğer ayetlerinde verdiği örneklerden, açıklamalarından yardım alarak anlamaya çalışmıyorlar da ondan. ALLAH KUR’AN’I AÇIKLAMAK BİZİM GÖREVİMİZ, NİCE ÖRNEKLERLE KUR’AN’I BİZ AÇIKLADIK Kİ HİÇ KİMSEYE MUHTAÇ OLMAYASINIZ DİYOR, AMA BİZLER KUR’AN AYETLERİNİ, RİVAYETLERİN IŞIĞINDA ANLAMAYA ÇALIŞINCA, HER MEZHEP HATTA HER KİŞİ FARKLI ANLIYOR.<br />
<br />
Değerli dostlarım, hayatımız bir su gibi önümüzde akıp gidiyor. Her an bu dünyada ki imtihanımız sona erebilir, emanetimizi teslim edebiliriz. Onun içindir ki, lütfen imtihanımızı birilerine emanet ederek yaşamayalım, inanın hesabın görüleceği O çetin gün, çok ama çok pişman oluruz. Allah yemin ederek Kur’an’ı kolaylaştırdık hiçbir eksik bırakmadık, Onun ipine sarılın ondan sorumlusunuz diyorsa, lütfen birilerine değil ALLAH’A GÜVENELİM ve sorumlu olduğumuz Kur’an’a, yalnız onun açıklamalarına dayanarak Kur’an’ı anlamaya ve yaşamaya çalışalım. Unutamayalım, Rabbimiz sözünde durandır. O sizleri Kur’an’dan sorumlu tutuyorum diyorsa, KUR’AN’DA TEK KELİME BİLE GEÇMEYEN HİÇ BİR ŞEYDEN SORUMLU TUTMAZ. Allah cümlemizin yardımcısı olsun.<br />
<br />
Saygılarımla<br />
Haluk GÜMÜŞTABAK<br />
<br />
<a href="https://kuranadavet1.wordpress.com/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">https://kuranadavet1.wordpress.com/</a><br />
<br />
<a href="https://twitter.com/KURANA_DAVET" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">https://twitter.com/KURANA_DAVET</a><br />
<br />
<a href="http://www.hakyolkuran.com/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">http://www.hakyolkuran.com/</a><br />
<br />
<a href="https://www.facebook.com/Kuranadavet1/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">https://www.facebook.com/Kuranadavet1/</a><br />
<br />
<a href="https://hakyolkuran1.blogspot.com/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">https://hakyolkuran1.blogspot.com/</a>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Allah’ın Dini İslam’ı, Doğru Yaşayabilmemiz İçin, Kur’an Evimizin Kütüphanesinde.....]]></title>
			<link>https://duygusuz.com/showthread.php?tid=121645</link>
			<pubDate>Sat, 04 Jul 2026 07:06:00 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://duygusuz.com/member.php?action=profile&uid=16197">halukgta</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://duygusuz.com/showthread.php?tid=121645</guid>
			<description><![CDATA[Bu makalemi yine, bir arkadaşımızın bana verdiği cevap üzerinde sizleri düşünmeye davet etmek istiyorum, çünkü yaşadığımız İslam’ın acıklı kanıtları Kur’an’ın asla onaylamadığı söylemlerimizden çok daha açık anlaşılıyor. Gerçeklerle buluşmak istiyorsak önce, bizlere öğretilenleri bir an unutup, daha sonra Kur’an’ı okumaya anlamaya başladığımızda, tüm gerçekleri görebiliriz. Her Müslüman şunu mutlaka kendisine sormalıdır. Ben Allah’ın dini İslam’ı yaşarken, acaba yanlışlar yapıyor muyum? Çünkü hatasız insan asla olamaz.  Bunu kendimize sorup, inancımızı Kur’an’dan sorgulamaz kontrol etmezsek, mutlaka çok büyük yanlışlar yapma ihtimalimiz yüksek olacaktır. Eğer yalnız Kur’an ile İslam yaşanmaz diyenlere inandıysak, SORGULAMANIN, KONTROL ETME KAPISINI, ELLERİMİZLE KAPATMIŞ OLURUZ ve doğru yolda olup olmadığımızdan da, asla emin olamayız. Bunu fireni olmayan arabaya benzetebiliriz. İslam toplumunu Kur’an’dan uzaklaştırıp kendilerine yönlendirmeye çalışanlar, özellikle Kur’an tercümelerini farklı farklı tercüme ederek, toplumda korku yaratmışlar ve bizleri tedirgin etmeyi başarmışlardır. İlginçtir Arapça olan hiç bir kitaba, hatta Arapça olan rivayet edilen hadislere bile takınılmayan O tavır, ne yazık ki Kur'an'a karşı takınılmış ve Kur'an'ın başka dile tam çevrilemeyeceğine, toplum inandırılmıştır. Değerli dostlarım, günümüzde birçok Kur’an tercümesi var, lütfen birine bakarak değil gerekirse hepsinden faydalanarak, Allah’ın kitabını anlamaya çalışalım. Rabbimiz geleceği gördüğünden, Kur’an’da aynı konuları birçok kez tekrar ederek, bizlerin işini kolaylaştırmıştır. Lütfen bu çabayı, araştırmayı yapalım ve bu tuzağa düşmeyelim. Unutmayalım Allah, gösterdiğimiz çaba nispetinde bizleri aydınlatacak ve sorumlu tutacaktır. Bakın arkadaşımız bana cevabında ne diyor.<br />
<br />
“YİNE HER ZAMANKİ GİBİ "YALNIZ KUR’AN" VURGUSUYLA, İSLAM’IN 1400 YILLIK YAŞAYAN PRATİĞİNİ VE O PRATİĞİN TAŞIYICISI OLAN HZ. PEYGAMBER’İN (SAV) ÖRNEKLİĞİNİ "RİVAYET" DİYEREK TEK KALEMDE SİLİP ATMIŞSINIZ. SİZİ DİNLEYİNCE SANILIYOR Kİ; ALLAH BİR KİTAP GÖNDERMİŞ VE O KİTABI BİR İNSANA DEĞİL DE, BİR KÜTÜPHANEYE BIRAKMIŞ GİBİ DAVRANMAMIZI İSTİYOR.”<br />
<br />
Üzücü olan, yalnız Kur’an diyen ben değilim, YÜCE RABBİMİZDİR. Çünkü Allah bizlerin, yalnız Kur’an’ın ipine sarılmamızı, ondan hesaba çekileceğimize hükmetmiştir. Sizce bu hükmü veren Allah haşa sözünden dönerde, başka bilgi ve kaynaklardan da hesap sorar mı? Bizlerin en büyük hatası, Kur’an’ı ya da İslam’ı mutlaka birilerinden öğrenmeliyiz düşüncesinden kaynaklanıyor. Hâlbuki Allah Kur’an’da, BEN SİZE RUHBAN SINIIFI EMRETMEDİM DİYOR. Pek bu ne demek? Sizlere dini anlatacak öğretecek bir sınıf yok, siz öğreneceksiniz Kur’an’dan diyor. Allah hiç kimseye muhtaç olmayasınız diye, Kur’an’ı biz nice örneklerle açıkladık, Kur’an’ı açıklamak bizim görevimizdir demiyor muydu? Bakın Kur’an’ı bizlere kim öğretmiş, Kur’an’a iman eden bir Müslüman, bu ayetin gereğini yapmalıdır. “RAHMÂN, KUR’AN’I ÖĞRETTİ. İNSANI YARATTI. ONA BEYANI (DÜŞÜNÜP İFADE ETMEYİ) ÖĞRETTİ. (Rahman 1-2-3-4) Allah biz kullarına nasıl ve hangi yolla öğretmiş Kur'an'ı? Ona beyan gücünü verdi, yani herhangi bir bilgiyi anlama, ifade etme anlatma bilgeliğini verdiğini söylüyor. Onun içinde bizlerin yalnız Kur’an’ın ipine sarılmamızı, ayetler üzerinde düşünmemizi, aklımızı kullanmamızı ve Allah’ın verdiği O beyan edebilme gücüyle, Kur’an’ı anlamamızı istiyor. Elbette o BEYAN gücümüzü ortaya çıkarmak, bizlere düşüyor. Ne yazık ki bizler kendimizi keşfetmek ve geliştirmek istemiyoruz, çünkü bunu yapmak için bir çaba harcamamız gerekir. Birilerine sorgusuzca tabi olarak kolay yolu seçiyoruz ama Allah ile aldatıldığımızın farkında olamıyoruz.<br />
<br />
Bakın dinde kontrol mekanizmasını çalıştırmayınca, nereye gittiğimizin farkında bile olamıyoruz, BATILI HURAFEYİ, HAK ZANNEDİYORUZ.  Bu kardeşim eğer Kur’an’ı okumaya başlamadan önce, Nahl suresi 98. Ayette bizleri uyardığı yöntemle Kur’an’ı okumaya başlasaydı, inanın bunları söylemezdi. Bakın bu ayette Rabbimiz ne diyor. “KUR'AN'I OKUMAYA BAŞLADIĞIN ZAMAN, O KOVULUP TAŞLANMIŞ ŞEYTANDAN ALLAH'A SIĞIN!” Sizce Allah bu ayette bizleri, hangi konuda uyarıyor olabilir? Allah’ın mesajını uyarı ve ikazlarını ilk elden tebliğ alıp anlayabilmek için, önce sana öğretilen şeytanın ve şeytanlaşmış insanların batıl, hurafe ve sanı bilgilerini bir kenara koy, unut yalnız Allah’a güvenerek ona sığınarak, KUR’AN’I OKUMAYA BAŞLA DİYOR. Bizler ne yazık ki Kur'an'ı bu uyarının ışığında okumuyor, tam tersine rivayet hadisler olmasaydı Kur'an anlaşılamazdı diyerek, batılın ışığında Kur'an'ı okumaya anlamaya çalışıyoruz. Allah nasıl okumamızı istiyor, aklımızı kullanıp düşünerek.<br />
<br />
Gelelim arkadaşımızın bana verdiği cevaba. Arkadaşımız bana, yine her zaman ki gibi, YALNIZ KUR’AN vurgusuyla yazılarımı yazdığım için bana sitem ediyor. Yalnız Kur’an dememin nedeni bunu Allah emrettiği içindir. Çünkü Kitap ehlide Hz. Muhammed’in yalnız Kur’an’ı tebliğ etmeye çalıştığında, ona da itiraz etmişler, bir kısmı tamam Kur’an’a inanırız ama bizim atalarımızdan gelen inancımızda var onlara da inanırız dediklerinde, Allah nasıl ayetler indirmişti Kitap ehline? “ALLAH'TAN VE O'NUN AYETLERİNDEN SONRA HANGİ SÖZE İNANACAKLAR?”(casiye 6) ALLAH'TAN DAHA İYİ KANUN KOYUCU OLABİLİR Mİ? (Maide 50) Allah, Resulü aracılığıyla bakın Kitap ehline ne söylemesini istiyor. Allah’tan ve onun ayetlerinden başka hangi söze inanacaksınız dediyse, sizce Allah’ın Resulü bu ayetin hükmü yalnız Kitap ehline yapılmıştır, Müslümanlar için değildir, ben sizlere Kur’an dışından da hükümler, açıklamalar hatta Kur’an’da bahsedilmeyen konulardan da hadislerimi ileteceğim, onlara da uyun demiş olabileceğine inanıyor musunuz?<br />
<br />
Maide 77. Ayetinde de yine Rabbimiz Kitap ehlini uyarırken: De ki: “ EY EHL-İ KİTAB! DİNİNİZDE HAKSIZ YERE SINIRI AŞMAYIN.” Diye uyarıyorsa, sizce Allah’ın Resulü bu ayetler yalnız Kitap ehlini ilgilendiriyor siz Müslümanları değil, ben size daha birçok konuda hadislerimi iletip, açıklamalar yapacağım, diyebileceğine inanan var mı? Elbette inanmak isteyene sözümüz yok, ama bir Müslümana düşen, Allah’ın Resulünü örnek alan, YALNIZ KUR’AN’IN İPİNE SARILIR, KUR’AN’IN SINIRLARINI AŞARAK, RİVAYETLERE ASLA İNANMAZ. Peki neden? ÇÜNKÜ ALLAH BİZLERİ, KUR’AN’DAN İMTİHAN EDİYORDA ONDAN. Bizler okullarda okurken, hangi konuda dersimizi görmüş ve sorumlu tutulmuşsak, imtihan da o konudan sorular çıkıyordu. Sizce Allah, bizleri sorumlu tuttuğu Kur’an dışından da hesaba çeker mi? Karar sizin. Kime güvenip inanacağınız size kalmış.<br />
<br />
Gelelim arkadaşımızın bana söylediği, İslam’ın 1400 yıllık yaşayan pratiğine. Önce şunu hatırlatmak isterim, Rabbimiz bir ayetinde, SAKIN ÇOĞUNLUĞA UYMAYIN, SİZİ DİNDEN SAPTIRIRLAR diye uyarıyor. Demek ki çoğunluk böyle yapmış, onların pratiği böyleymiş dememizi Allah yasaklıyor. Arkadaşımız O pratiğin taşıyıcısı Hz. MUHAMMED ve onun örnek oluşundan bahsetmiş. Hangimiz Resulün yaşamına şahit oldu da, bunu örnek gösteriyor ve Resulün pratiği diyoruz? Hiç birimiz, işte toplum böyle kanıt ve delil olmayan söylemlerle aldatılıyor. Önce çok değil biraz düşünelim. Arkadaşımızın söylediği gibi, Hz. Muhammed ‘mi günümüze, İslam’ın nasıl yaşanacağının Pratiğini getirdi? Eğer O getirmiş olsaydı, İSLAM DİNİ MEZHEPLERE CEMAAT VE TARİKATLARA BÖLÜNMEZDİ. İslam dini Resulün vefatı ve dört halife devrinden sonra, sürekli bölünmüş parçalanmış ve böylece Allah’ın yolundan sapmıştır. Bu yanlış Pratik sayesinde İslam toplumu bölünmeye devam ediyor, asla tek yumruk olamıyor. ÇÜNKÜ KUR’AN ÇEVRESİNDE BİRLEŞEMİYORUZ DA ONDAN. Allah sakın dinde bölünenler gibi olmayın diye emir verecek, bizler hala inancımızı savunabilmek için, mezheplere bölünmekte zenginlik, bereket vardır diyebileceğiz öyle mi? Çok ilginçtir birde günümüzde ismi sayılan bölünmüşlüğe DÖRT HAK MEZHEP, ADINI VERMEKTEN ÇEKİNMİYORUZ. Hak olan Allah katından gelendir ve Allah, ben hükmüme hiç kimseyi ortak etmem diyor, hala gerçekleri göremiyor muyuz? Hatırlatırım İslam toplumunun, geçmişine bakarsanız yüzlerce mezhepten bahsedilir, daha sonra siyasi olarak oluşan günümüz adı ile anılan dört mezhepte toplanılmış.<br />
<br />
Allah Resulünü bizlere, örnek göstermiştir Kur’an’da. Bu örnek oluşu konusunda da tüm detayları Kur’an’da açıklamıştır. Resulün örnek oluşu konusunda ise Allah, Resulünü asla dininde ortak etmediğini, yani onunda dinde hüküm koyamayacağını bizlere bildirmiştir. Hz. Muhammed’in Kur’an’da Allah’ın verdiği örnek davranışlarını, hiçbir Müslüman görmezden gelemez, dışlayamaz ama hiçbir Müslüman, Allah’ın Resulüne vermediği bir yetkiyi de vermeye çalışamaz. Bunu yapmaya çalışan ancak, kendisini aldatacağı gibi, elleriyle kendisini ateşe atar. Günümüzde toplumu Allah ile aldatanlar, bizlerin Allah’ın Resulüne karşı büyük sevgisini kullanarak, onun adına rivayetler uydurup bizleri yönetmek ve çıkarlarına alet etmek istiyorlar. Lütfen bu tuzağa düşmeyelim. Güveneceğimiz tek kaynak Kur’an’dır, peki neden? Bakın Rabbimiz bizleri yalnız Kur’an’a nasıl yönlendiriyor, onun için gerçek Müslüman YALNIZ KUR’AN der. “ŞÜPHESİZ BU KUR’AN, SANA VE KAVMİNE BİR ÖĞÜT VE BİR ŞEREFTİR, ONDAN HESABA ÇEKİLECEKSİNİZ.” (Zuhruf 44) Allah Kur’an’dan hesaba çekileceksiniz diyorsa, Allah’ın Resulü bizlere Kur’an dışından da tek kelime bile bir söz/hadis bırakmış ve dine ilave yapmış olabilir mi? Karar sizin imtihan sizin imtihanınız.<br />
<br />
Sayın arkadaşımız, verdiği cevabın sonunda şöyle diyor. “SİZİ DİNLEYİNCE SANILIYOR Kİ; ALLAH BİR KİTAP GÖNDERMİŞ VE O KİTABI BİR İNSANA DEĞİL DE, BİR KÜTÜPHANEYE BIRAKMIŞ GİBİ DAVRANMAMIZI İSTİYOR.” Aynen öyle yapmış, yoksa Allah Kur’an’ın ipine sarılın onun sınırlarını aşmayın, ondan sorumlusunuz der mi? Allah’ın Resulünün yaşadığı dönemde olsaydı, bu arkadaşımıza hak verirdim, çünkü Allah aranızdaki sorunlarda bile Resulüme danışın diyordu, çünkü Allah Resulünü sürekli kontrol altında tutuyor, hatta gerektiğinde uyarıyordu lütfen hatırlayınız. Peki, Resul vefat ettikten sonra ne yamamız gerekir, burası önemli. Sizce Allah, Resulüm vefat ettikten sonra, size Kur’an yetmez siz anlayamazsınız, Resulüm sizlere hadislerini bırakacak, onun bıraktığı hadisleri izlerseniz, Kur’an’ı anlayıp doğru yaşayabilirsiniz, dediğini hiç Kur’an’da gördünüz mü? ASLA GÖREMEZSİNİZ.<br />
<br />
Tam tersine bizlerin yalnız Kur’an’a sarılmamızı ve Kur’an’dan hesaba çekileceğimizi emrediyorsa Allah, BİZLER YALNIZ KUR’AN DİYEREK İslam’ı yaşamalıyız. Allah’ın Resulü varken, elbette onula yaşayanların durumu daha kolaydı, peki vefat ettikten sonra ne olacak? Ne yazık ki Kitap ehli de, Allah’ın vahyi ile yetinmeyip, kendilerine Resulün vefatından sonra Allah’ın dini adına yön vericiler, VELİLER, EVLİYALAR edindiler, Allah yasaklamasına rağmen. Bizde ne yazık ki aynı yanlışı devam ettirdik. Hâlbuki Kur’an’da Allah bu konuda Hz. İsa üzerinden, çok güzel bir örnek veriyordu hatırlayalım.<br />
<br />
Maide 117: BEN ONLARA, YALNIZCA SENİN BANA EMRETTİĞİN (ŞU ESASI) SÖYLEDİM: ‘BENİM DE RABBİM, SİZİN DE RABBİNİZ OLAN ALLAH’A KULLUK EDİN!’ İÇLERİNDE BULUNDUĞUM SÜRECE DURUMLARINA ŞAHİTTİM. BENİ VEFAT ETTİRİNCE ARTIK ONLAR ÜZERİNE GÖZETLEYİCİ YALNIZ SEN OLDUN. SEN HER ŞEYE ŞAHİTSİN. (Mehmet Okuyan)<br />
<br />
Bakın Hz. İsa ne diyor. Ben ümmetime ancak, yalnız senin bana emrettiğini söyledim ve yalnız Allah’a kulluk edin dedim diyor. Bu ne demek, KİME KULLUK EDİYORSAN ONUN HÜKÜMLERİNE TABİ OLURSUN. Sizce Hz. Muhammet’te Kur’an’dan başka bilgiler, biz ümmetine söylemiş olabilir mi? Asla mümkün değil, Allah ne vah yettiyse onu bizlere ilettiğini, Kur’an’da birçok kez söylüyor. Bakın Hz. İsa devamında ne diyor. İçlerinde bulunduğum süre içinde, durumlarına şahittim yani onları uyarıyor ve gerektiğinde ikaz edip doğru yola davet ediyordum. Beni vefat ettirdikten sonra, artık onlar üzerinde gözetleyici ve uyarıcı olamadığım için, ONLAR ÜZERİNDE GÖZETLEYİCİ YALNIZ SEN OLDUN, SEN HERŞEYE ŞAHİTSİN DİYOR. Allah bu kıssadan hisseyi bizlere Kur’an’da hikâye anlatmak için vermiyor, ders alalım diye veriyor.<br />
<br />
Şimdide arkadaşımızın, bana verdiği cevabın son bölümünü tekrar hatırlayalım. “ALLAH BİR KİTAP GÖNDERMİŞ VE O KİTABI BİR İNSANA DEĞİL DE, BİR KÜTÜPHANEYE BIRAKMIŞ GİBİ DAVRANMAMIZI İSTİYOR.” Evet, aramızda Allah’ın Resulü olmadığına ve İslam dininde ruhban sınıfı olmadığına göre, Allah bizlerin VELİLER, EVLİYALAR EDİNMEMİZİ YASAKLADINA GÖRE, yalnız Kur’an’ın ipine sarılın, ayetler üzerinde düşünün aklınızı kullanın, sizi Kur’an’dan hesaba çekeceğim diye imtihan edip uyardığına göre, ŞU ANDA KUR’AN EVİMİZİN KÜTÜPHANESİNİN EN BAŞINDA DURAN VE BİZLERİN GEREKTİĞİNDE HER ZAMAN MÜRACAAT EDECEĞİMİZ, DİN ADINA TEK KİTAPTIR. Onu sen anlayamazsın diyenler, Allah’a iftira edenlerdir. Çünkü ne Allah ne onun Resulü Hz. Muhammed, bizlere Kur’an dışından din adına asla başka bir kaynak bırakmamış, sorumlu tutmamış onun adına vefatından yaklaşık 250 yıl sonra derlenip toplanıp, kayda alınmış riayetlerdir. Sizce bu bilgilerle Allah, bizlerin İslam’ı yaşamamızı ister mi. Allah emin olmadığın bilginin ardına, sakın düşmeyin hesabını sorarım, Kur'an'ın ipine sarılın diye uyardığını, lütfen unutmayalım. Bu gerçeği gören Allah ile aldatıcılar, kendi çıkarları adına insanlara tuzaklar kurmuş, hatta Allah’ın dinini kendi ellerine alarak, hem siyasi hem de maddi olarak kullanmış, hatta kullanmaya devam ediyorlar. <br />
<br />
İslam dininde onun için Allah, ben ruhban sınıfı emretmedim, onu kendi çıkarları için kurdular diyor. Eğer İslam dininde ruhban sınıfı yoksa ve buna inanıyorsan, din adına güveneceğimiz sorup danışacağımızda hiç kimsenin olmadığını ve her Müslümanın kapasitesi ölçüsünde Kur'an'ı anlamak ve öğrenmek için imtihanı gereği çaba göstermesi gerektiğini, her hangi bir sorumuzda HAKEM OLARAK YALNIZ ALLAH’IN KİTABI KUR’AN olduğunu unutmamalıyız. Bunun tersini söyleyenler sizi Allah ile aldatmaya çalışanlardır, lütfen onların tuzaklarına düşmeyelim.<br />
<br />
Saygılarımla<br />
Haluk GÜMÜŞTABAK<br />
<br />
<a href="https://kuranadavet1.wordpress.com/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">https://kuranadavet1.wordpress.com/</a><br />
<br />
<a href="https://twitter.com/KURANA_DAVET" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">https://twitter.com/KURANA_DAVET</a><br />
<br />
<a href="http://www.hakyolkuran.com/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">http://www.hakyolkuran.com/</a><br />
<br />
<a href="https://www.facebook.com/Kuranadavet1/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">https://www.facebook.com/Kuranadavet1/</a><br />
<a href="https://hakyolkuran1.blogspot.com/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">https://hakyolkuran1.blogspot.com/</a><br />
<br />
<img src="https://duygusuz.com/images/attachtypes/image.png" title="JPG Image" border="0" alt=".jpg" />
&nbsp;&nbsp;<a href="attachment.php?aid=7" target="_blank" title="">ALLAH’IN İNDİRDİĞİNE SARILMAYIP, DOĞRULUĞUNDAN ASLA EMİN OLAMAYACAĞIMIZ.jpg</a> (Dosya Boyutu: 45.72 KB / İndirme Sayısı: 1)
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Bu makalemi yine, bir arkadaşımızın bana verdiği cevap üzerinde sizleri düşünmeye davet etmek istiyorum, çünkü yaşadığımız İslam’ın acıklı kanıtları Kur’an’ın asla onaylamadığı söylemlerimizden çok daha açık anlaşılıyor. Gerçeklerle buluşmak istiyorsak önce, bizlere öğretilenleri bir an unutup, daha sonra Kur’an’ı okumaya anlamaya başladığımızda, tüm gerçekleri görebiliriz. Her Müslüman şunu mutlaka kendisine sormalıdır. Ben Allah’ın dini İslam’ı yaşarken, acaba yanlışlar yapıyor muyum? Çünkü hatasız insan asla olamaz.  Bunu kendimize sorup, inancımızı Kur’an’dan sorgulamaz kontrol etmezsek, mutlaka çok büyük yanlışlar yapma ihtimalimiz yüksek olacaktır. Eğer yalnız Kur’an ile İslam yaşanmaz diyenlere inandıysak, SORGULAMANIN, KONTROL ETME KAPISINI, ELLERİMİZLE KAPATMIŞ OLURUZ ve doğru yolda olup olmadığımızdan da, asla emin olamayız. Bunu fireni olmayan arabaya benzetebiliriz. İslam toplumunu Kur’an’dan uzaklaştırıp kendilerine yönlendirmeye çalışanlar, özellikle Kur’an tercümelerini farklı farklı tercüme ederek, toplumda korku yaratmışlar ve bizleri tedirgin etmeyi başarmışlardır. İlginçtir Arapça olan hiç bir kitaba, hatta Arapça olan rivayet edilen hadislere bile takınılmayan O tavır, ne yazık ki Kur'an'a karşı takınılmış ve Kur'an'ın başka dile tam çevrilemeyeceğine, toplum inandırılmıştır. Değerli dostlarım, günümüzde birçok Kur’an tercümesi var, lütfen birine bakarak değil gerekirse hepsinden faydalanarak, Allah’ın kitabını anlamaya çalışalım. Rabbimiz geleceği gördüğünden, Kur’an’da aynı konuları birçok kez tekrar ederek, bizlerin işini kolaylaştırmıştır. Lütfen bu çabayı, araştırmayı yapalım ve bu tuzağa düşmeyelim. Unutmayalım Allah, gösterdiğimiz çaba nispetinde bizleri aydınlatacak ve sorumlu tutacaktır. Bakın arkadaşımız bana cevabında ne diyor.<br />
<br />
“YİNE HER ZAMANKİ GİBİ "YALNIZ KUR’AN" VURGUSUYLA, İSLAM’IN 1400 YILLIK YAŞAYAN PRATİĞİNİ VE O PRATİĞİN TAŞIYICISI OLAN HZ. PEYGAMBER’İN (SAV) ÖRNEKLİĞİNİ "RİVAYET" DİYEREK TEK KALEMDE SİLİP ATMIŞSINIZ. SİZİ DİNLEYİNCE SANILIYOR Kİ; ALLAH BİR KİTAP GÖNDERMİŞ VE O KİTABI BİR İNSANA DEĞİL DE, BİR KÜTÜPHANEYE BIRAKMIŞ GİBİ DAVRANMAMIZI İSTİYOR.”<br />
<br />
Üzücü olan, yalnız Kur’an diyen ben değilim, YÜCE RABBİMİZDİR. Çünkü Allah bizlerin, yalnız Kur’an’ın ipine sarılmamızı, ondan hesaba çekileceğimize hükmetmiştir. Sizce bu hükmü veren Allah haşa sözünden dönerde, başka bilgi ve kaynaklardan da hesap sorar mı? Bizlerin en büyük hatası, Kur’an’ı ya da İslam’ı mutlaka birilerinden öğrenmeliyiz düşüncesinden kaynaklanıyor. Hâlbuki Allah Kur’an’da, BEN SİZE RUHBAN SINIIFI EMRETMEDİM DİYOR. Pek bu ne demek? Sizlere dini anlatacak öğretecek bir sınıf yok, siz öğreneceksiniz Kur’an’dan diyor. Allah hiç kimseye muhtaç olmayasınız diye, Kur’an’ı biz nice örneklerle açıkladık, Kur’an’ı açıklamak bizim görevimizdir demiyor muydu? Bakın Kur’an’ı bizlere kim öğretmiş, Kur’an’a iman eden bir Müslüman, bu ayetin gereğini yapmalıdır. “RAHMÂN, KUR’AN’I ÖĞRETTİ. İNSANI YARATTI. ONA BEYANI (DÜŞÜNÜP İFADE ETMEYİ) ÖĞRETTİ. (Rahman 1-2-3-4) Allah biz kullarına nasıl ve hangi yolla öğretmiş Kur'an'ı? Ona beyan gücünü verdi, yani herhangi bir bilgiyi anlama, ifade etme anlatma bilgeliğini verdiğini söylüyor. Onun içinde bizlerin yalnız Kur’an’ın ipine sarılmamızı, ayetler üzerinde düşünmemizi, aklımızı kullanmamızı ve Allah’ın verdiği O beyan edebilme gücüyle, Kur’an’ı anlamamızı istiyor. Elbette o BEYAN gücümüzü ortaya çıkarmak, bizlere düşüyor. Ne yazık ki bizler kendimizi keşfetmek ve geliştirmek istemiyoruz, çünkü bunu yapmak için bir çaba harcamamız gerekir. Birilerine sorgusuzca tabi olarak kolay yolu seçiyoruz ama Allah ile aldatıldığımızın farkında olamıyoruz.<br />
<br />
Bakın dinde kontrol mekanizmasını çalıştırmayınca, nereye gittiğimizin farkında bile olamıyoruz, BATILI HURAFEYİ, HAK ZANNEDİYORUZ.  Bu kardeşim eğer Kur’an’ı okumaya başlamadan önce, Nahl suresi 98. Ayette bizleri uyardığı yöntemle Kur’an’ı okumaya başlasaydı, inanın bunları söylemezdi. Bakın bu ayette Rabbimiz ne diyor. “KUR'AN'I OKUMAYA BAŞLADIĞIN ZAMAN, O KOVULUP TAŞLANMIŞ ŞEYTANDAN ALLAH'A SIĞIN!” Sizce Allah bu ayette bizleri, hangi konuda uyarıyor olabilir? Allah’ın mesajını uyarı ve ikazlarını ilk elden tebliğ alıp anlayabilmek için, önce sana öğretilen şeytanın ve şeytanlaşmış insanların batıl, hurafe ve sanı bilgilerini bir kenara koy, unut yalnız Allah’a güvenerek ona sığınarak, KUR’AN’I OKUMAYA BAŞLA DİYOR. Bizler ne yazık ki Kur'an'ı bu uyarının ışığında okumuyor, tam tersine rivayet hadisler olmasaydı Kur'an anlaşılamazdı diyerek, batılın ışığında Kur'an'ı okumaya anlamaya çalışıyoruz. Allah nasıl okumamızı istiyor, aklımızı kullanıp düşünerek.<br />
<br />
Gelelim arkadaşımızın bana verdiği cevaba. Arkadaşımız bana, yine her zaman ki gibi, YALNIZ KUR’AN vurgusuyla yazılarımı yazdığım için bana sitem ediyor. Yalnız Kur’an dememin nedeni bunu Allah emrettiği içindir. Çünkü Kitap ehlide Hz. Muhammed’in yalnız Kur’an’ı tebliğ etmeye çalıştığında, ona da itiraz etmişler, bir kısmı tamam Kur’an’a inanırız ama bizim atalarımızdan gelen inancımızda var onlara da inanırız dediklerinde, Allah nasıl ayetler indirmişti Kitap ehline? “ALLAH'TAN VE O'NUN AYETLERİNDEN SONRA HANGİ SÖZE İNANACAKLAR?”(casiye 6) ALLAH'TAN DAHA İYİ KANUN KOYUCU OLABİLİR Mİ? (Maide 50) Allah, Resulü aracılığıyla bakın Kitap ehline ne söylemesini istiyor. Allah’tan ve onun ayetlerinden başka hangi söze inanacaksınız dediyse, sizce Allah’ın Resulü bu ayetin hükmü yalnız Kitap ehline yapılmıştır, Müslümanlar için değildir, ben sizlere Kur’an dışından da hükümler, açıklamalar hatta Kur’an’da bahsedilmeyen konulardan da hadislerimi ileteceğim, onlara da uyun demiş olabileceğine inanıyor musunuz?<br />
<br />
Maide 77. Ayetinde de yine Rabbimiz Kitap ehlini uyarırken: De ki: “ EY EHL-İ KİTAB! DİNİNİZDE HAKSIZ YERE SINIRI AŞMAYIN.” Diye uyarıyorsa, sizce Allah’ın Resulü bu ayetler yalnız Kitap ehlini ilgilendiriyor siz Müslümanları değil, ben size daha birçok konuda hadislerimi iletip, açıklamalar yapacağım, diyebileceğine inanan var mı? Elbette inanmak isteyene sözümüz yok, ama bir Müslümana düşen, Allah’ın Resulünü örnek alan, YALNIZ KUR’AN’IN İPİNE SARILIR, KUR’AN’IN SINIRLARINI AŞARAK, RİVAYETLERE ASLA İNANMAZ. Peki neden? ÇÜNKÜ ALLAH BİZLERİ, KUR’AN’DAN İMTİHAN EDİYORDA ONDAN. Bizler okullarda okurken, hangi konuda dersimizi görmüş ve sorumlu tutulmuşsak, imtihan da o konudan sorular çıkıyordu. Sizce Allah, bizleri sorumlu tuttuğu Kur’an dışından da hesaba çeker mi? Karar sizin. Kime güvenip inanacağınız size kalmış.<br />
<br />
Gelelim arkadaşımızın bana söylediği, İslam’ın 1400 yıllık yaşayan pratiğine. Önce şunu hatırlatmak isterim, Rabbimiz bir ayetinde, SAKIN ÇOĞUNLUĞA UYMAYIN, SİZİ DİNDEN SAPTIRIRLAR diye uyarıyor. Demek ki çoğunluk böyle yapmış, onların pratiği böyleymiş dememizi Allah yasaklıyor. Arkadaşımız O pratiğin taşıyıcısı Hz. MUHAMMED ve onun örnek oluşundan bahsetmiş. Hangimiz Resulün yaşamına şahit oldu da, bunu örnek gösteriyor ve Resulün pratiği diyoruz? Hiç birimiz, işte toplum böyle kanıt ve delil olmayan söylemlerle aldatılıyor. Önce çok değil biraz düşünelim. Arkadaşımızın söylediği gibi, Hz. Muhammed ‘mi günümüze, İslam’ın nasıl yaşanacağının Pratiğini getirdi? Eğer O getirmiş olsaydı, İSLAM DİNİ MEZHEPLERE CEMAAT VE TARİKATLARA BÖLÜNMEZDİ. İslam dini Resulün vefatı ve dört halife devrinden sonra, sürekli bölünmüş parçalanmış ve böylece Allah’ın yolundan sapmıştır. Bu yanlış Pratik sayesinde İslam toplumu bölünmeye devam ediyor, asla tek yumruk olamıyor. ÇÜNKÜ KUR’AN ÇEVRESİNDE BİRLEŞEMİYORUZ DA ONDAN. Allah sakın dinde bölünenler gibi olmayın diye emir verecek, bizler hala inancımızı savunabilmek için, mezheplere bölünmekte zenginlik, bereket vardır diyebileceğiz öyle mi? Çok ilginçtir birde günümüzde ismi sayılan bölünmüşlüğe DÖRT HAK MEZHEP, ADINI VERMEKTEN ÇEKİNMİYORUZ. Hak olan Allah katından gelendir ve Allah, ben hükmüme hiç kimseyi ortak etmem diyor, hala gerçekleri göremiyor muyuz? Hatırlatırım İslam toplumunun, geçmişine bakarsanız yüzlerce mezhepten bahsedilir, daha sonra siyasi olarak oluşan günümüz adı ile anılan dört mezhepte toplanılmış.<br />
<br />
Allah Resulünü bizlere, örnek göstermiştir Kur’an’da. Bu örnek oluşu konusunda da tüm detayları Kur’an’da açıklamıştır. Resulün örnek oluşu konusunda ise Allah, Resulünü asla dininde ortak etmediğini, yani onunda dinde hüküm koyamayacağını bizlere bildirmiştir. Hz. Muhammed’in Kur’an’da Allah’ın verdiği örnek davranışlarını, hiçbir Müslüman görmezden gelemez, dışlayamaz ama hiçbir Müslüman, Allah’ın Resulüne vermediği bir yetkiyi de vermeye çalışamaz. Bunu yapmaya çalışan ancak, kendisini aldatacağı gibi, elleriyle kendisini ateşe atar. Günümüzde toplumu Allah ile aldatanlar, bizlerin Allah’ın Resulüne karşı büyük sevgisini kullanarak, onun adına rivayetler uydurup bizleri yönetmek ve çıkarlarına alet etmek istiyorlar. Lütfen bu tuzağa düşmeyelim. Güveneceğimiz tek kaynak Kur’an’dır, peki neden? Bakın Rabbimiz bizleri yalnız Kur’an’a nasıl yönlendiriyor, onun için gerçek Müslüman YALNIZ KUR’AN der. “ŞÜPHESİZ BU KUR’AN, SANA VE KAVMİNE BİR ÖĞÜT VE BİR ŞEREFTİR, ONDAN HESABA ÇEKİLECEKSİNİZ.” (Zuhruf 44) Allah Kur’an’dan hesaba çekileceksiniz diyorsa, Allah’ın Resulü bizlere Kur’an dışından da tek kelime bile bir söz/hadis bırakmış ve dine ilave yapmış olabilir mi? Karar sizin imtihan sizin imtihanınız.<br />
<br />
Sayın arkadaşımız, verdiği cevabın sonunda şöyle diyor. “SİZİ DİNLEYİNCE SANILIYOR Kİ; ALLAH BİR KİTAP GÖNDERMİŞ VE O KİTABI BİR İNSANA DEĞİL DE, BİR KÜTÜPHANEYE BIRAKMIŞ GİBİ DAVRANMAMIZI İSTİYOR.” Aynen öyle yapmış, yoksa Allah Kur’an’ın ipine sarılın onun sınırlarını aşmayın, ondan sorumlusunuz der mi? Allah’ın Resulünün yaşadığı dönemde olsaydı, bu arkadaşımıza hak verirdim, çünkü Allah aranızdaki sorunlarda bile Resulüme danışın diyordu, çünkü Allah Resulünü sürekli kontrol altında tutuyor, hatta gerektiğinde uyarıyordu lütfen hatırlayınız. Peki, Resul vefat ettikten sonra ne yamamız gerekir, burası önemli. Sizce Allah, Resulüm vefat ettikten sonra, size Kur’an yetmez siz anlayamazsınız, Resulüm sizlere hadislerini bırakacak, onun bıraktığı hadisleri izlerseniz, Kur’an’ı anlayıp doğru yaşayabilirsiniz, dediğini hiç Kur’an’da gördünüz mü? ASLA GÖREMEZSİNİZ.<br />
<br />
Tam tersine bizlerin yalnız Kur’an’a sarılmamızı ve Kur’an’dan hesaba çekileceğimizi emrediyorsa Allah, BİZLER YALNIZ KUR’AN DİYEREK İslam’ı yaşamalıyız. Allah’ın Resulü varken, elbette onula yaşayanların durumu daha kolaydı, peki vefat ettikten sonra ne olacak? Ne yazık ki Kitap ehli de, Allah’ın vahyi ile yetinmeyip, kendilerine Resulün vefatından sonra Allah’ın dini adına yön vericiler, VELİLER, EVLİYALAR edindiler, Allah yasaklamasına rağmen. Bizde ne yazık ki aynı yanlışı devam ettirdik. Hâlbuki Kur’an’da Allah bu konuda Hz. İsa üzerinden, çok güzel bir örnek veriyordu hatırlayalım.<br />
<br />
Maide 117: BEN ONLARA, YALNIZCA SENİN BANA EMRETTİĞİN (ŞU ESASI) SÖYLEDİM: ‘BENİM DE RABBİM, SİZİN DE RABBİNİZ OLAN ALLAH’A KULLUK EDİN!’ İÇLERİNDE BULUNDUĞUM SÜRECE DURUMLARINA ŞAHİTTİM. BENİ VEFAT ETTİRİNCE ARTIK ONLAR ÜZERİNE GÖZETLEYİCİ YALNIZ SEN OLDUN. SEN HER ŞEYE ŞAHİTSİN. (Mehmet Okuyan)<br />
<br />
Bakın Hz. İsa ne diyor. Ben ümmetime ancak, yalnız senin bana emrettiğini söyledim ve yalnız Allah’a kulluk edin dedim diyor. Bu ne demek, KİME KULLUK EDİYORSAN ONUN HÜKÜMLERİNE TABİ OLURSUN. Sizce Hz. Muhammet’te Kur’an’dan başka bilgiler, biz ümmetine söylemiş olabilir mi? Asla mümkün değil, Allah ne vah yettiyse onu bizlere ilettiğini, Kur’an’da birçok kez söylüyor. Bakın Hz. İsa devamında ne diyor. İçlerinde bulunduğum süre içinde, durumlarına şahittim yani onları uyarıyor ve gerektiğinde ikaz edip doğru yola davet ediyordum. Beni vefat ettirdikten sonra, artık onlar üzerinde gözetleyici ve uyarıcı olamadığım için, ONLAR ÜZERİNDE GÖZETLEYİCİ YALNIZ SEN OLDUN, SEN HERŞEYE ŞAHİTSİN DİYOR. Allah bu kıssadan hisseyi bizlere Kur’an’da hikâye anlatmak için vermiyor, ders alalım diye veriyor.<br />
<br />
Şimdide arkadaşımızın, bana verdiği cevabın son bölümünü tekrar hatırlayalım. “ALLAH BİR KİTAP GÖNDERMİŞ VE O KİTABI BİR İNSANA DEĞİL DE, BİR KÜTÜPHANEYE BIRAKMIŞ GİBİ DAVRANMAMIZI İSTİYOR.” Evet, aramızda Allah’ın Resulü olmadığına ve İslam dininde ruhban sınıfı olmadığına göre, Allah bizlerin VELİLER, EVLİYALAR EDİNMEMİZİ YASAKLADINA GÖRE, yalnız Kur’an’ın ipine sarılın, ayetler üzerinde düşünün aklınızı kullanın, sizi Kur’an’dan hesaba çekeceğim diye imtihan edip uyardığına göre, ŞU ANDA KUR’AN EVİMİZİN KÜTÜPHANESİNİN EN BAŞINDA DURAN VE BİZLERİN GEREKTİĞİNDE HER ZAMAN MÜRACAAT EDECEĞİMİZ, DİN ADINA TEK KİTAPTIR. Onu sen anlayamazsın diyenler, Allah’a iftira edenlerdir. Çünkü ne Allah ne onun Resulü Hz. Muhammed, bizlere Kur’an dışından din adına asla başka bir kaynak bırakmamış, sorumlu tutmamış onun adına vefatından yaklaşık 250 yıl sonra derlenip toplanıp, kayda alınmış riayetlerdir. Sizce bu bilgilerle Allah, bizlerin İslam’ı yaşamamızı ister mi. Allah emin olmadığın bilginin ardına, sakın düşmeyin hesabını sorarım, Kur'an'ın ipine sarılın diye uyardığını, lütfen unutmayalım. Bu gerçeği gören Allah ile aldatıcılar, kendi çıkarları adına insanlara tuzaklar kurmuş, hatta Allah’ın dinini kendi ellerine alarak, hem siyasi hem de maddi olarak kullanmış, hatta kullanmaya devam ediyorlar. <br />
<br />
İslam dininde onun için Allah, ben ruhban sınıfı emretmedim, onu kendi çıkarları için kurdular diyor. Eğer İslam dininde ruhban sınıfı yoksa ve buna inanıyorsan, din adına güveneceğimiz sorup danışacağımızda hiç kimsenin olmadığını ve her Müslümanın kapasitesi ölçüsünde Kur'an'ı anlamak ve öğrenmek için imtihanı gereği çaba göstermesi gerektiğini, her hangi bir sorumuzda HAKEM OLARAK YALNIZ ALLAH’IN KİTABI KUR’AN olduğunu unutmamalıyız. Bunun tersini söyleyenler sizi Allah ile aldatmaya çalışanlardır, lütfen onların tuzaklarına düşmeyelim.<br />
<br />
Saygılarımla<br />
Haluk GÜMÜŞTABAK<br />
<br />
<a href="https://kuranadavet1.wordpress.com/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">https://kuranadavet1.wordpress.com/</a><br />
<br />
<a href="https://twitter.com/KURANA_DAVET" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">https://twitter.com/KURANA_DAVET</a><br />
<br />
<a href="http://www.hakyolkuran.com/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">http://www.hakyolkuran.com/</a><br />
<br />
<a href="https://www.facebook.com/Kuranadavet1/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">https://www.facebook.com/Kuranadavet1/</a><br />
<a href="https://hakyolkuran1.blogspot.com/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">https://hakyolkuran1.blogspot.com/</a><br />
<br />
<img src="https://duygusuz.com/images/attachtypes/image.png" title="JPG Image" border="0" alt=".jpg" />
&nbsp;&nbsp;<a href="attachment.php?aid=7" target="_blank" title="">ALLAH’IN İNDİRDİĞİNE SARILMAYIP, DOĞRULUĞUNDAN ASLA EMİN OLAMAYACAĞIMIZ.jpg</a> (Dosya Boyutu: 45.72 KB / İndirme Sayısı: 1)
]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[O Cesur Yürekte Yüzlerce Aslan Yatar - Serdar Yıldırım]]></title>
			<link>https://duygusuz.com/showthread.php?tid=121644</link>
			<pubDate>Wed, 17 Jun 2026 09:57:21 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://duygusuz.com/member.php?action=profile&uid=16854">Serdar102</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://duygusuz.com/showthread.php?tid=121644</guid>
			<description><![CDATA[<img src="https://avatars.mds.yandex.net/i?id=9b7bd8e222c1cb714ef0196011afc67403f54147-12449075-images-thumbs&amp;n=13" loading="lazy"  alt="i?id=9b7bd8e222c1cb714ef0196011afc67403f...humbs&amp;n=13" class="mycode_img" /> <br />
<br />
                    <br />
O CESUR YÜREKTE YÜZLERCE ASLAN YATAR<br />
Anadolu dört bir yandan kuşatılmıştı<br />
Ordular dağıtılmıştı, silahlar toplanmıştı<br />
Halk, çaresizdi, mal, can emniyeti yoktu<br />
Her yer karanlıktı, göz gözü görmüyordu<br />
Anadolu düşman çizmesi altında eziliyordu.<br />
* * * *<br />
Ruslar, 1914 yılında Anadolu'ya girdi ve Erzurum'u kuşattı<br />
Başarılı olamadı Enver Paşa<br />
Ruslar, Erzurum, Muş, Bitlis ve Erzincan'ı ele geçirdi<br />
Yenilmezdi 200 bin kişilik Rus Ordusu <br />
Mustafa Kemal dediler, az bir kuvvetle Rusları durdurdu, dediler<br />
Mustafa Kemal adı kısa zamanda Anadolu'ya yayıldı<br />
Dillerde, gönüllerde Mustafa Kemal vardı<br />
O, karanlıkta bir ışıktı ve Anadolu ışığa koştu<br />
Dünya durdukça sönmeyecek bir ışığa, Mustafa Kemal'e koştu<br />
* * * *<br />
Başka milletlerden insanlar vardı Anadolu'da Türk olmayan<br />
Ne Mustafa Kemal'i, kim bu Mustafa Kemal dediler<br />
Türk Halkı dedi: Sıra dışı bir komutan, mert, yiğit<br />
O cesur yürekte yüzlerce aslan yatar.<br />
* * * *<br />
Türk olmayanlar, Mustafa Kemal'i sevmeyenler, dedi.<br />
Bizim komutan Trikopis, İzmir'e geliyor<br />
Tilkiden kurnaz, kaplandan kavgacıdır.<br />
Mustafa Kemal'i Anadolu'dan söker, atar.<br />
* * * *<br />
Türk Halkı dedi: Yunan komutan Trikopis gelsin ve ne olacağını görsün<br />
Türk, teslim olmaz, köle olmaz, boyun eğmez, bunu bilsin<br />
Türk'e boyun eğdirmek isterken,<br />
Kendisi boyun eğmesin.<br />
* * * *<br />
Dünya tarihi boyunca pek çok millet<br />
Boyun eğdirmek istemiştir Türk Milleti'ne<br />
Böyle bir şey mümkün olmayınca<br />
Sessiz kalmıştır dilini dibine çekip<br />
Baskı altındaki milletler, Mustafa Kemal Atatürk'ü<br />
Örnek alarak bağımsızlıklarını kazanmıştır.<br />
<br />
SON<br />
<br />
Yazan: Serdar Yıldırım<br />
<br />
<hr class="mycode_hr" />
<br />
KAHRAMAN MUSTAFA KEMAL  <br />
Karşıdan bir atlı geliyor<br />
Bana selam veriyor<br />
Nereye gidiyorsunuz, diyorum<br />
Çanakkale'ye diyor.<br />
*         *        *        *<br />
Yolunuz açık olsun<br />
Şansınız bol olsun<br />
Bileğiniz bükülmesin<br />
Sırtınız yere gelmesin.<br />
*         *        *        *<br />
" Yolum açıktır, çocuk<br />
Şansımı kendim yaratırım<br />
Bileğimi bükecek çıkmadı<br />
Sırtımı yere getirecek doğmadı. "<br />
*         *        *        *<br />
Kahraman bir savaşçısınız<br />
Göğsünüz madalya dolu<br />
Bu genç yaşta bu kadar madalya<br />
Görülmemiştir dünya tarihinde.<br />
*         *        *        *<br />
" Yurduma saldıran düşmanlara karşı koydum<br />
Onlarla savaştım ve galip geldim<br />
Sence bu kadarı yeterli değil mi?<br />
Biz savaş oyununa daha yeni başladık. "<br />
*         *        *        *<br />
Belli ki Çanakkale yeterli gelmeyecek<br />
Anladım Anadolu düşmanla dolacak<br />
Türk'ün özgürlük savaşı başlayacak<br />
Mustafa Kemal dikecek Türk Bayrağı'nı göndere.<br />
*         *        *        *<br />
" Dur bakalım, aslanım, soluklan biraz<br />
Derin bir nefes al, kendine gel<br />
Az önce Türk Bayrağı dedin, Mustafa Kemal dedin<br />
Ben adımı söylemedim, beni nasıl tanıdın? "<br />
*         *        *        *<br />
Ey gelmiş geçmiş en büyük kahraman<br />
Savaş meydanlarının yenilmez armadası<br />
Ben gelecekten geliyorum, seni nasıl tanımam<br />
8-8-2021 tarihinden sana nasıl ulaşamam?<br />
*         *        *        *<br />
Ben her gün haykırıyorum Cumhuriyet diyorum<br />
Sizin kurduğunuz Türkiye Cumhuriyeti yıkılmaz diyorum<br />
Bunun için beynimi paramparça ediyorum<br />
Bir ışık arıyorum tarihin dipsiz karanlığında.<br />
*         *        *        *<br />
Nice savaşlardan sonra, Türkiye Cumhuriyeti'ni kuracaksınız<br />
Tarihe isminizi altın harflerle yazdıracaksınız<br />
Örnek olacaksınız baskı altındaki milletlere <br />
Mustafa Kemal başardı, biz de başarırız dedirteceksiniz.<br />
*         *        *        *<br />
" Demek ki daha yolun başındayım<br />
Dünyaya örnek olmalıyım vatanımı savunarak<br />
Yenilmemeliyim, yenmeyi öğrenmeliyim<br />
Dünya durdukça ezilen halklara örnek olmalıyım. "<br />
*         *        *        *<br />
" Benim adım Mustafa Kemal<br />
Cumhuriyet düşmanlarının yenilmez savaşçısıyım<br />
İçinde demokrasinin bol olduğu<br />
Türkiye Cumhuriyeti'ni kurmaya kararlıyım. "<br />
*         *        *        *<br />
" Her dört yılda bir seçim olmalı<br />
Halk, beğenmediği yöneticiyi değiştirebilmeli<br />
İktidarda olan yönetici oyları değiştirmemeli<br />
Beğenilmiyor ise, gitmeyi bilmeli. "<br />
*         *        *        *<br />
" Türkiye Cumhuriyeti'ni  genç beyinler yönetmeli<br />
Bu genç beyinler aydınlığa yönelmeli<br />
Çağlar ötesinden değil, gelecekten beslenmeli<br />
Karanlığı reddetmeli, geleceğe ışık yakmalı. "<br />
*         *        *        *<br />
Ey büyük güç, ey büyük kudret<br />
İlkelerinin yılmaz takipçisiyim<br />
Bu ilkeleri insanlara ulaştırmada<br />
Işık hızındayım çünkü bunda kararlıyım.<br />
*         *        *        *<br />
Mustafa Kemal atına bindi<br />
Bana el salladı<br />
Sonra görüşürüz, dedi.<br />
Çanakkale'ye doğru hızla uzaklaştı.<br />
<br />
SON<br />
<br />
<hr class="mycode_hr" />
<br />
CUMHURİYET DEĞİRMENİ<br />
Metresine kadar, santimetresine kadar,<br />
Bilimle, bilgiyle, kültürle inşa etti,<br />
Atatürk, bu Türkiye Cumhuriyeti'ni<br />
Muzaffer olacaktır sonsuza kadar.<br />
*                *                *                *<br />
Cumhuriyet Değirmeni kurulduğu günden beri<br />
Buğday, arpa, mısır öğütüp un haline getirdi<br />
Değirmenin çarkları arasında eridi Cumhuriyet'e karşı çıkanlar<br />
Bunlar kimdi? Adını hatırlayan var mı?<br />
*                *                *                *<br />
Kurtuluş Savaşı'nı kazanınca, dünya Atatürk'ü örnek aldı<br />
Baskı altındaki milletler ayaklandı<br />
Mustafa Kemal başardı, biz de başarırız, dediler<br />
Mahatma Gandi ayaklandı Hindistan'da ingilizlere karşı <br />
Bu vatan bizim, defolun gidin, dedi.<br />
*                *                *                *<br />
Devletlerin kurucu bir devlet başkanı olur<br />
Halkını esir etmek isteyen dış güçlere karşı savaşır<br />
Galip gelir, devlet kurar, heykelleri dikilir<br />
Bu dünyada böyledir<br />
Heykelleri yıkmaya çalışmaz yeni kurulan hükümetler <br />
Kurucuyu önder kabul eder ve ülkeyi ileri götürür<br />
Halkın refah seviyesini yükseltir.<br />
*                *                *                *<br />
Türkiye Cumhuriyeti'nde ne yöneticiler geldi, geçti<br />
Bunların çoğunun adını hatırlayan olmaz<br />
Atatürk halkını aldatmadı, halkın güven kaynağıydı<br />
Dünya durdukça adı kalplerden silinmeyecektir.<br />
<br />
SON<br />
<br />
Yazan: Serdar Yıldırım<br />
<br />
<hr class="mycode_hr" />
<br />
BAŞKOMUTAN ATATÜRK<br />
Atatürk'ü sevesim geldi<br />
Karşımda göresim geldi<br />
Düşmanlarını üzesim geldi<br />
Kurtuluş Savaşı'nı anlatasım geldi.<br />
*              *               *               *<br />
Karanlıkta mavi iki ışık belirdi<br />
O iki ışık Atatürk'ün gözleriydi<br />
Beni bu konuda harekete geçiren<br />
Atatürk'ün tarihi sözleriydi.<br />
*              *               *               *<br />
Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde<br />
Yaşayanlar, Atatürk'ü sevmek zorundadır<br />
Bu sınırlar içinde kazananlar ekmeğini<br />
Atatürk'e saygı duymak zorundadır.<br />
*              *               *               *<br />
Atatürk, Kurtuluş Savaşı zamanında<br />
Ailesinden uzak kaldı sekiz yıl<br />
Ey Atatürk'ü sevmeyen şahıs<br />
Bu vatan için, bu bayrak için<br />
Sekiz yıl uzak kalır mısın ailenden?<br />
*              *               *               *<br />
Trablusgarp ve Bingazi'de<br />
İtalyan Ordusu'yla savaşırken<br />
Anafartalarda, Conkbayırı'nda<br />
Çanakkale Destanı'nı yazarken<br />
Göze göz, dişe diş<br />
Çarpışırken göğüs göğüse <br />
Hücum diyordu Mustafa Kemal <br />
Sağ elinde kılıcı, sol elinde tabancası<br />
İleri atılıyordu.<br />
*              *               *               *<br />
Atatürk uzun süren savaşlar sonunda<br />
Türkiye Cumhuriyeti'ni kurdu<br />
Fabrikalar açtı, yollar, köprüler yaptırdı<br />
Ülkeyi dünya devletleri arasında<br />
Ön sıralara yükseltti.<br />
<br />
SON<br />
<br />
<hr class="mycode_hr" />
<br />
ATATÜRK VE DÜNYA TARİHİ<br />
Dünya tarihini<br />
İsterdim yeniden yazmak <br />
Kalem elimde, kağıt önümde<br />
Hiç bir tehdide bağlı kalmadan<br />
Özgün düşünme yeteneğimi kullanarak<br />
Kurgulamak isterdim dünyadaki yaşamı.<br />
*            *            *            *<br />
Vatan savunması hariç<br />
Komşu ülkelere saldıran<br />
Kralları, şahları, padişahları<br />
Devre dışı bırakarak<br />
Dünya tarihini<br />
Atatürk ile aydınlatmak isterdim.<br />
*            *            *            *<br />
Atatürk vatanını savundu<br />
Düşmanlara karşı koydu<br />
Yurduna saldıran düşmanlara<br />
Biz bu sınırlar içinde<br />
Özgür ve bağımsız yaşamaktan başka<br />
Bir şey istemiyoruz, dedi.<br />
*            *            *            *<br />
Düşmanlar, bunu kabul etmedi<br />
Baskısını artırdı<br />
Anadolu'ya saldırdı dört bir yandan<br />
Atatürk, Türk Halkı'yla tek vücut oldu<br />
Savaştı ve galip geldi<br />
Temizledi Anadolu'yu düşmanlardan <br />
Yepyeni bir devlet kurdu.<br />
Adı: Türkiye Cumhuriyeti.<br />
*            *            *            *<br />
Türkiye Cumhuriyeti<br />
Sınırları içinde yaşayan herkes<br />
Atatürk'ü sever ve devrimlerine sahip çıkar<br />
Sadece gerçeklere inanır<br />
Kabul eder Atatürk gerçeğini <br />
Bir ışık yakar beyninde<br />
O ışığın önderliğinde<br />
Aydınlatır kültür yolunu <br />
Yeni nesil insanlara yaşam sunar.<br />
<br />
SON<br />
<br />
<hr class="mycode_hr" />
<br />
ATATÜRK'ÜN GÖLGESİ YETER<br />
İngiliz gemileri Çanakkale'de<br />
Dakikada 60 mermi atan pek çok toplarıyla<br />
Türk tabyalarını yoğun bombardıman ateşine tuttu<br />
Hazırdı Türk topçular <br />
Bekliyordu ateş emrini <br />
Alman komutanlar,<br />
Türk topçusuna bekleyin, diyordu<br />
İngilizler, bombaları bitince gider, diyordu.<br />
Türk askeri giderek azalıyordu Çanakkale'de<br />
Tabyalar gerilere, daha gerilere  çekildi.<br />
*                *                *                *<br />
Sonra Çanakkale'ye Mustafa Kemal geldi<br />
Ateş emrini verdi Türk topçusuna<br />
İngiliz gemileri, Marmara'ya giremedi<br />
Boğazın karanlık sularına gömüldü.<br />
*                *                *                *<br />
Sonra kara savaşları başladı<br />
Mustafa Kemal önderliğinde<br />
Türk Ordusu, Çanakkale geçilmez, dedi<br />
Çanakkale geçilemedi.<br />
*                *                *                *<br />
Aradan 105 yıl geçti<br />
Unutulmadı olanlar<br />
Teknoloji ilerledi<br />
İngiliz gemileri<br />
Dakikada 120 mermi atar hale geldi<br />
Atatürk'ün gölgesi yeter<br />
Marmara'ya giremezler.<br />
<br />
SON<br />
<br />
Yazan: Serdar Yıldırım]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<img src="https://avatars.mds.yandex.net/i?id=9b7bd8e222c1cb714ef0196011afc67403f54147-12449075-images-thumbs&amp;n=13" loading="lazy"  alt="i?id=9b7bd8e222c1cb714ef0196011afc67403f...humbs&amp;n=13" class="mycode_img" /> <br />
<br />
                    <br />
O CESUR YÜREKTE YÜZLERCE ASLAN YATAR<br />
Anadolu dört bir yandan kuşatılmıştı<br />
Ordular dağıtılmıştı, silahlar toplanmıştı<br />
Halk, çaresizdi, mal, can emniyeti yoktu<br />
Her yer karanlıktı, göz gözü görmüyordu<br />
Anadolu düşman çizmesi altında eziliyordu.<br />
* * * *<br />
Ruslar, 1914 yılında Anadolu'ya girdi ve Erzurum'u kuşattı<br />
Başarılı olamadı Enver Paşa<br />
Ruslar, Erzurum, Muş, Bitlis ve Erzincan'ı ele geçirdi<br />
Yenilmezdi 200 bin kişilik Rus Ordusu <br />
Mustafa Kemal dediler, az bir kuvvetle Rusları durdurdu, dediler<br />
Mustafa Kemal adı kısa zamanda Anadolu'ya yayıldı<br />
Dillerde, gönüllerde Mustafa Kemal vardı<br />
O, karanlıkta bir ışıktı ve Anadolu ışığa koştu<br />
Dünya durdukça sönmeyecek bir ışığa, Mustafa Kemal'e koştu<br />
* * * *<br />
Başka milletlerden insanlar vardı Anadolu'da Türk olmayan<br />
Ne Mustafa Kemal'i, kim bu Mustafa Kemal dediler<br />
Türk Halkı dedi: Sıra dışı bir komutan, mert, yiğit<br />
O cesur yürekte yüzlerce aslan yatar.<br />
* * * *<br />
Türk olmayanlar, Mustafa Kemal'i sevmeyenler, dedi.<br />
Bizim komutan Trikopis, İzmir'e geliyor<br />
Tilkiden kurnaz, kaplandan kavgacıdır.<br />
Mustafa Kemal'i Anadolu'dan söker, atar.<br />
* * * *<br />
Türk Halkı dedi: Yunan komutan Trikopis gelsin ve ne olacağını görsün<br />
Türk, teslim olmaz, köle olmaz, boyun eğmez, bunu bilsin<br />
Türk'e boyun eğdirmek isterken,<br />
Kendisi boyun eğmesin.<br />
* * * *<br />
Dünya tarihi boyunca pek çok millet<br />
Boyun eğdirmek istemiştir Türk Milleti'ne<br />
Böyle bir şey mümkün olmayınca<br />
Sessiz kalmıştır dilini dibine çekip<br />
Baskı altındaki milletler, Mustafa Kemal Atatürk'ü<br />
Örnek alarak bağımsızlıklarını kazanmıştır.<br />
<br />
SON<br />
<br />
Yazan: Serdar Yıldırım<br />
<br />
<hr class="mycode_hr" />
<br />
KAHRAMAN MUSTAFA KEMAL  <br />
Karşıdan bir atlı geliyor<br />
Bana selam veriyor<br />
Nereye gidiyorsunuz, diyorum<br />
Çanakkale'ye diyor.<br />
*         *        *        *<br />
Yolunuz açık olsun<br />
Şansınız bol olsun<br />
Bileğiniz bükülmesin<br />
Sırtınız yere gelmesin.<br />
*         *        *        *<br />
" Yolum açıktır, çocuk<br />
Şansımı kendim yaratırım<br />
Bileğimi bükecek çıkmadı<br />
Sırtımı yere getirecek doğmadı. "<br />
*         *        *        *<br />
Kahraman bir savaşçısınız<br />
Göğsünüz madalya dolu<br />
Bu genç yaşta bu kadar madalya<br />
Görülmemiştir dünya tarihinde.<br />
*         *        *        *<br />
" Yurduma saldıran düşmanlara karşı koydum<br />
Onlarla savaştım ve galip geldim<br />
Sence bu kadarı yeterli değil mi?<br />
Biz savaş oyununa daha yeni başladık. "<br />
*         *        *        *<br />
Belli ki Çanakkale yeterli gelmeyecek<br />
Anladım Anadolu düşmanla dolacak<br />
Türk'ün özgürlük savaşı başlayacak<br />
Mustafa Kemal dikecek Türk Bayrağı'nı göndere.<br />
*         *        *        *<br />
" Dur bakalım, aslanım, soluklan biraz<br />
Derin bir nefes al, kendine gel<br />
Az önce Türk Bayrağı dedin, Mustafa Kemal dedin<br />
Ben adımı söylemedim, beni nasıl tanıdın? "<br />
*         *        *        *<br />
Ey gelmiş geçmiş en büyük kahraman<br />
Savaş meydanlarının yenilmez armadası<br />
Ben gelecekten geliyorum, seni nasıl tanımam<br />
8-8-2021 tarihinden sana nasıl ulaşamam?<br />
*         *        *        *<br />
Ben her gün haykırıyorum Cumhuriyet diyorum<br />
Sizin kurduğunuz Türkiye Cumhuriyeti yıkılmaz diyorum<br />
Bunun için beynimi paramparça ediyorum<br />
Bir ışık arıyorum tarihin dipsiz karanlığında.<br />
*         *        *        *<br />
Nice savaşlardan sonra, Türkiye Cumhuriyeti'ni kuracaksınız<br />
Tarihe isminizi altın harflerle yazdıracaksınız<br />
Örnek olacaksınız baskı altındaki milletlere <br />
Mustafa Kemal başardı, biz de başarırız dedirteceksiniz.<br />
*         *        *        *<br />
" Demek ki daha yolun başındayım<br />
Dünyaya örnek olmalıyım vatanımı savunarak<br />
Yenilmemeliyim, yenmeyi öğrenmeliyim<br />
Dünya durdukça ezilen halklara örnek olmalıyım. "<br />
*         *        *        *<br />
" Benim adım Mustafa Kemal<br />
Cumhuriyet düşmanlarının yenilmez savaşçısıyım<br />
İçinde demokrasinin bol olduğu<br />
Türkiye Cumhuriyeti'ni kurmaya kararlıyım. "<br />
*         *        *        *<br />
" Her dört yılda bir seçim olmalı<br />
Halk, beğenmediği yöneticiyi değiştirebilmeli<br />
İktidarda olan yönetici oyları değiştirmemeli<br />
Beğenilmiyor ise, gitmeyi bilmeli. "<br />
*         *        *        *<br />
" Türkiye Cumhuriyeti'ni  genç beyinler yönetmeli<br />
Bu genç beyinler aydınlığa yönelmeli<br />
Çağlar ötesinden değil, gelecekten beslenmeli<br />
Karanlığı reddetmeli, geleceğe ışık yakmalı. "<br />
*         *        *        *<br />
Ey büyük güç, ey büyük kudret<br />
İlkelerinin yılmaz takipçisiyim<br />
Bu ilkeleri insanlara ulaştırmada<br />
Işık hızındayım çünkü bunda kararlıyım.<br />
*         *        *        *<br />
Mustafa Kemal atına bindi<br />
Bana el salladı<br />
Sonra görüşürüz, dedi.<br />
Çanakkale'ye doğru hızla uzaklaştı.<br />
<br />
SON<br />
<br />
<hr class="mycode_hr" />
<br />
CUMHURİYET DEĞİRMENİ<br />
Metresine kadar, santimetresine kadar,<br />
Bilimle, bilgiyle, kültürle inşa etti,<br />
Atatürk, bu Türkiye Cumhuriyeti'ni<br />
Muzaffer olacaktır sonsuza kadar.<br />
*                *                *                *<br />
Cumhuriyet Değirmeni kurulduğu günden beri<br />
Buğday, arpa, mısır öğütüp un haline getirdi<br />
Değirmenin çarkları arasında eridi Cumhuriyet'e karşı çıkanlar<br />
Bunlar kimdi? Adını hatırlayan var mı?<br />
*                *                *                *<br />
Kurtuluş Savaşı'nı kazanınca, dünya Atatürk'ü örnek aldı<br />
Baskı altındaki milletler ayaklandı<br />
Mustafa Kemal başardı, biz de başarırız, dediler<br />
Mahatma Gandi ayaklandı Hindistan'da ingilizlere karşı <br />
Bu vatan bizim, defolun gidin, dedi.<br />
*                *                *                *<br />
Devletlerin kurucu bir devlet başkanı olur<br />
Halkını esir etmek isteyen dış güçlere karşı savaşır<br />
Galip gelir, devlet kurar, heykelleri dikilir<br />
Bu dünyada böyledir<br />
Heykelleri yıkmaya çalışmaz yeni kurulan hükümetler <br />
Kurucuyu önder kabul eder ve ülkeyi ileri götürür<br />
Halkın refah seviyesini yükseltir.<br />
*                *                *                *<br />
Türkiye Cumhuriyeti'nde ne yöneticiler geldi, geçti<br />
Bunların çoğunun adını hatırlayan olmaz<br />
Atatürk halkını aldatmadı, halkın güven kaynağıydı<br />
Dünya durdukça adı kalplerden silinmeyecektir.<br />
<br />
SON<br />
<br />
Yazan: Serdar Yıldırım<br />
<br />
<hr class="mycode_hr" />
<br />
BAŞKOMUTAN ATATÜRK<br />
Atatürk'ü sevesim geldi<br />
Karşımda göresim geldi<br />
Düşmanlarını üzesim geldi<br />
Kurtuluş Savaşı'nı anlatasım geldi.<br />
*              *               *               *<br />
Karanlıkta mavi iki ışık belirdi<br />
O iki ışık Atatürk'ün gözleriydi<br />
Beni bu konuda harekete geçiren<br />
Atatürk'ün tarihi sözleriydi.<br />
*              *               *               *<br />
Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde<br />
Yaşayanlar, Atatürk'ü sevmek zorundadır<br />
Bu sınırlar içinde kazananlar ekmeğini<br />
Atatürk'e saygı duymak zorundadır.<br />
*              *               *               *<br />
Atatürk, Kurtuluş Savaşı zamanında<br />
Ailesinden uzak kaldı sekiz yıl<br />
Ey Atatürk'ü sevmeyen şahıs<br />
Bu vatan için, bu bayrak için<br />
Sekiz yıl uzak kalır mısın ailenden?<br />
*              *               *               *<br />
Trablusgarp ve Bingazi'de<br />
İtalyan Ordusu'yla savaşırken<br />
Anafartalarda, Conkbayırı'nda<br />
Çanakkale Destanı'nı yazarken<br />
Göze göz, dişe diş<br />
Çarpışırken göğüs göğüse <br />
Hücum diyordu Mustafa Kemal <br />
Sağ elinde kılıcı, sol elinde tabancası<br />
İleri atılıyordu.<br />
*              *               *               *<br />
Atatürk uzun süren savaşlar sonunda<br />
Türkiye Cumhuriyeti'ni kurdu<br />
Fabrikalar açtı, yollar, köprüler yaptırdı<br />
Ülkeyi dünya devletleri arasında<br />
Ön sıralara yükseltti.<br />
<br />
SON<br />
<br />
<hr class="mycode_hr" />
<br />
ATATÜRK VE DÜNYA TARİHİ<br />
Dünya tarihini<br />
İsterdim yeniden yazmak <br />
Kalem elimde, kağıt önümde<br />
Hiç bir tehdide bağlı kalmadan<br />
Özgün düşünme yeteneğimi kullanarak<br />
Kurgulamak isterdim dünyadaki yaşamı.<br />
*            *            *            *<br />
Vatan savunması hariç<br />
Komşu ülkelere saldıran<br />
Kralları, şahları, padişahları<br />
Devre dışı bırakarak<br />
Dünya tarihini<br />
Atatürk ile aydınlatmak isterdim.<br />
*            *            *            *<br />
Atatürk vatanını savundu<br />
Düşmanlara karşı koydu<br />
Yurduna saldıran düşmanlara<br />
Biz bu sınırlar içinde<br />
Özgür ve bağımsız yaşamaktan başka<br />
Bir şey istemiyoruz, dedi.<br />
*            *            *            *<br />
Düşmanlar, bunu kabul etmedi<br />
Baskısını artırdı<br />
Anadolu'ya saldırdı dört bir yandan<br />
Atatürk, Türk Halkı'yla tek vücut oldu<br />
Savaştı ve galip geldi<br />
Temizledi Anadolu'yu düşmanlardan <br />
Yepyeni bir devlet kurdu.<br />
Adı: Türkiye Cumhuriyeti.<br />
*            *            *            *<br />
Türkiye Cumhuriyeti<br />
Sınırları içinde yaşayan herkes<br />
Atatürk'ü sever ve devrimlerine sahip çıkar<br />
Sadece gerçeklere inanır<br />
Kabul eder Atatürk gerçeğini <br />
Bir ışık yakar beyninde<br />
O ışığın önderliğinde<br />
Aydınlatır kültür yolunu <br />
Yeni nesil insanlara yaşam sunar.<br />
<br />
SON<br />
<br />
<hr class="mycode_hr" />
<br />
ATATÜRK'ÜN GÖLGESİ YETER<br />
İngiliz gemileri Çanakkale'de<br />
Dakikada 60 mermi atan pek çok toplarıyla<br />
Türk tabyalarını yoğun bombardıman ateşine tuttu<br />
Hazırdı Türk topçular <br />
Bekliyordu ateş emrini <br />
Alman komutanlar,<br />
Türk topçusuna bekleyin, diyordu<br />
İngilizler, bombaları bitince gider, diyordu.<br />
Türk askeri giderek azalıyordu Çanakkale'de<br />
Tabyalar gerilere, daha gerilere  çekildi.<br />
*                *                *                *<br />
Sonra Çanakkale'ye Mustafa Kemal geldi<br />
Ateş emrini verdi Türk topçusuna<br />
İngiliz gemileri, Marmara'ya giremedi<br />
Boğazın karanlık sularına gömüldü.<br />
*                *                *                *<br />
Sonra kara savaşları başladı<br />
Mustafa Kemal önderliğinde<br />
Türk Ordusu, Çanakkale geçilmez, dedi<br />
Çanakkale geçilemedi.<br />
*                *                *                *<br />
Aradan 105 yıl geçti<br />
Unutulmadı olanlar<br />
Teknoloji ilerledi<br />
İngiliz gemileri<br />
Dakikada 120 mermi atar hale geldi<br />
Atatürk'ün gölgesi yeter<br />
Marmara'ya giremezler.<br />
<br />
SON<br />
<br />
Yazan: Serdar Yıldırım]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Patates İle Soğan - Serdar Yıldırım]]></title>
			<link>https://duygusuz.com/showthread.php?tid=121643</link>
			<pubDate>Tue, 16 Jun 2026 16:11:52 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://duygusuz.com/member.php?action=profile&uid=16854">Serdar102</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://duygusuz.com/showthread.php?tid=121643</guid>
			<description><![CDATA[PATATES İLE SOĞAN<br />
Patates ile soğan mutfakta karşılaştılar.<br />
Patates: “ Vay, soğan, nasılsın? “<br />
Soğan : “ İyiyim patates, sen nasılsın? “<br />
Patates: “ Sağ ol, benden bir şey iste. “ <br />
Soğan : “ Şuradan bir bıçak getir de soyayım seni. “ <br />
Patates: “ Lütfen, beni soyma, yoksa çürürüm. “ <br />
Soğan: “ Bir şey istedim olmadı. Şimdi sen benden bir şey iste. “ <br />
Patates: “ Sen bir bıçak getir, ben seni soyayım. “ <br />
Soğan: “ Emrin olur, al işte bıçağı getirdim. “<br />
Patates: “ Boş ver şimdi bıçağı, seni soymaktan vazgeçtim. Kokutacaksın yine ortalığı.  <br />
Soğan: “ Korkutacaksın yine herkesi demek istedin. Ben korkuluk muyum? “ <br />
Patates: “ Korkuluklar cansız olur. Sen olsan olsan sorguluk olursun. “<br />
Soğan: “ Sorguluk mu? O da neyin nesi? “ <br />
Patates: “ Sorguluk yani sorguya çeken. Hakim gibi. “ <br />
Soğan:“ Teşekkür ederim. Düşüncemi okudun. Büyüyünce hakim olmak istiyordum. “ <br />
Patates: “ Hakim mi? Zor olursun. Soğanlar için Hukuk Fakültesi yok ki. “ <br />
Soğan : “ Ne Hukuk Fakültesi be. Öyle değil. Ben dünyaya hakim olmak istiyorum. Fikirlerimi dünyaya yaymak istiyorum. “<br />
Patates: “ Aynaya baktım seni gördüm. Fikirdaşız desene. “<br />
Soğan: “ Fikirdaşız ama arkadaş değiliz. “<br />
Patates: “ Oluruz canım, arkadaş da oluruz. Teklif benden gelmeli. Benimle arkadaş olur musun? <br />
Soğan: “ Olurum patates, olurum. “ <br />
Daha sonraki günlerde patates ile soğan arkadaşlıklarını devam ettirdiler. Bu arkadaşlık mutfakta sürüp gidemezdi. Zamanla mutfak onlara dar gelmeye başlamıştı. Madem fikirlerini dünyaya yaymak istiyordun önce mutfaktan kurtulmalıydın. Patates ile soğan bir gün mutfaktan kaçtılar. Biraz sonra şehrin dar sokaklarında koşmaya başladılar. <br />
Patates: “ Arkadaş, işte kurtulduk oradan, koşmak ne güzel. “ <br />
Soğan: “ Koşalım, hiç durmadan, yorulmak nedir bilmeden koşalım. “ <br />
Patates: “ Gün gelecek fikirlerimiz de böyle koşacak. “ <br />
Soğan: “ Biz koştuğumuz sürece fikirlerimiz de koşacak desene. “ <br />
<br />
Aradan aylar geçtikçe patates ile soğan pek çok yer gezip dolaştılar. Tanıştıklarıyla fikir alışverişinde bulundular. Bazı fikirlerine karşı çıkılsa da, onlar bunu önemsemediler. Önemli olan diyorlardı, tarlaya bir tohum, yani beyne bir fikir atmak. Eğer fikir değerliyse, zaten o beyin o fikri kabul edip çoğaltacaktı, yeni fikir üretip geliştirecekti. Bu iş ne kadar zamanda olurdu, bakın onun orası belli olmazdı. Bir günde de olurdu, bir yılda da olurdu.  <br />
Evrende dünya nokta kadarsa, dünyada canlılar nokta kadardır. Canlıların evrende ne kadar olduğunu düşünmek, bir bilinmezlik dışına atılman demektir. Eğer sen bir bilinmezlik dışına bilerek atılır, hamle yaparsan, kişisel sorunlarını aza indirmiş ve başkalarına faydalı olabilmeyi çoğaltmışsındır. Bu çoğalmalar ne kadar çoğalırsa, senin de fikirlerin o oranda çoğalır. <br />
Zaman hiç durmadan, yorulmak nedir bilmeden akıp gider. Zaman hep vardır ve yine var olacaktır. Zaman geçerken yorulmaz ama yorar geçer. Canlıların doğması, büyümesi daha sonra  yaşlanması büyümenin durmasından, yorulmanın başlamasındandır. Sanatsal bir uğraş içine girmek, özde beynin dürtü oluşumudur. Bu uğraşın sevgi hamurunu yürek karar. İrade şemsiyesi, engel yağmurunu en az zararla atlatmanı sağlar. Başarı sana asla uzak değildir. Mutlaka bir gün gelir onunla kucaklaşırsın.<br />
<br />
SON <br />
<br />
Yazan: Serdar Yıldırım <br />
<br />
Aydın Denge Gazetesi - Yayın Tarihi: 22-10-2017]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[PATATES İLE SOĞAN<br />
Patates ile soğan mutfakta karşılaştılar.<br />
Patates: “ Vay, soğan, nasılsın? “<br />
Soğan : “ İyiyim patates, sen nasılsın? “<br />
Patates: “ Sağ ol, benden bir şey iste. “ <br />
Soğan : “ Şuradan bir bıçak getir de soyayım seni. “ <br />
Patates: “ Lütfen, beni soyma, yoksa çürürüm. “ <br />
Soğan: “ Bir şey istedim olmadı. Şimdi sen benden bir şey iste. “ <br />
Patates: “ Sen bir bıçak getir, ben seni soyayım. “ <br />
Soğan: “ Emrin olur, al işte bıçağı getirdim. “<br />
Patates: “ Boş ver şimdi bıçağı, seni soymaktan vazgeçtim. Kokutacaksın yine ortalığı.  <br />
Soğan: “ Korkutacaksın yine herkesi demek istedin. Ben korkuluk muyum? “ <br />
Patates: “ Korkuluklar cansız olur. Sen olsan olsan sorguluk olursun. “<br />
Soğan: “ Sorguluk mu? O da neyin nesi? “ <br />
Patates: “ Sorguluk yani sorguya çeken. Hakim gibi. “ <br />
Soğan:“ Teşekkür ederim. Düşüncemi okudun. Büyüyünce hakim olmak istiyordum. “ <br />
Patates: “ Hakim mi? Zor olursun. Soğanlar için Hukuk Fakültesi yok ki. “ <br />
Soğan : “ Ne Hukuk Fakültesi be. Öyle değil. Ben dünyaya hakim olmak istiyorum. Fikirlerimi dünyaya yaymak istiyorum. “<br />
Patates: “ Aynaya baktım seni gördüm. Fikirdaşız desene. “<br />
Soğan: “ Fikirdaşız ama arkadaş değiliz. “<br />
Patates: “ Oluruz canım, arkadaş da oluruz. Teklif benden gelmeli. Benimle arkadaş olur musun? <br />
Soğan: “ Olurum patates, olurum. “ <br />
Daha sonraki günlerde patates ile soğan arkadaşlıklarını devam ettirdiler. Bu arkadaşlık mutfakta sürüp gidemezdi. Zamanla mutfak onlara dar gelmeye başlamıştı. Madem fikirlerini dünyaya yaymak istiyordun önce mutfaktan kurtulmalıydın. Patates ile soğan bir gün mutfaktan kaçtılar. Biraz sonra şehrin dar sokaklarında koşmaya başladılar. <br />
Patates: “ Arkadaş, işte kurtulduk oradan, koşmak ne güzel. “ <br />
Soğan: “ Koşalım, hiç durmadan, yorulmak nedir bilmeden koşalım. “ <br />
Patates: “ Gün gelecek fikirlerimiz de böyle koşacak. “ <br />
Soğan: “ Biz koştuğumuz sürece fikirlerimiz de koşacak desene. “ <br />
<br />
Aradan aylar geçtikçe patates ile soğan pek çok yer gezip dolaştılar. Tanıştıklarıyla fikir alışverişinde bulundular. Bazı fikirlerine karşı çıkılsa da, onlar bunu önemsemediler. Önemli olan diyorlardı, tarlaya bir tohum, yani beyne bir fikir atmak. Eğer fikir değerliyse, zaten o beyin o fikri kabul edip çoğaltacaktı, yeni fikir üretip geliştirecekti. Bu iş ne kadar zamanda olurdu, bakın onun orası belli olmazdı. Bir günde de olurdu, bir yılda da olurdu.  <br />
Evrende dünya nokta kadarsa, dünyada canlılar nokta kadardır. Canlıların evrende ne kadar olduğunu düşünmek, bir bilinmezlik dışına atılman demektir. Eğer sen bir bilinmezlik dışına bilerek atılır, hamle yaparsan, kişisel sorunlarını aza indirmiş ve başkalarına faydalı olabilmeyi çoğaltmışsındır. Bu çoğalmalar ne kadar çoğalırsa, senin de fikirlerin o oranda çoğalır. <br />
Zaman hiç durmadan, yorulmak nedir bilmeden akıp gider. Zaman hep vardır ve yine var olacaktır. Zaman geçerken yorulmaz ama yorar geçer. Canlıların doğması, büyümesi daha sonra  yaşlanması büyümenin durmasından, yorulmanın başlamasındandır. Sanatsal bir uğraş içine girmek, özde beynin dürtü oluşumudur. Bu uğraşın sevgi hamurunu yürek karar. İrade şemsiyesi, engel yağmurunu en az zararla atlatmanı sağlar. Başarı sana asla uzak değildir. Mutlaka bir gün gelir onunla kucaklaşırsın.<br />
<br />
SON <br />
<br />
Yazan: Serdar Yıldırım <br />
<br />
Aydın Denge Gazetesi - Yayın Tarihi: 22-10-2017]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Zavallı Çoban - Serdar Yıldırım]]></title>
			<link>https://duygusuz.com/showthread.php?tid=121642</link>
			<pubDate>Tue, 16 Jun 2026 16:09:53 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://duygusuz.com/member.php?action=profile&uid=16854">Serdar102</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://duygusuz.com/showthread.php?tid=121642</guid>
			<description><![CDATA[ZAVALLI ÇOBAN<br />
Bundan yıllarca önce, köyün birinde yetim bir çoban yaşarmış. Anası, babası, kimi kimsesi yokmuş. Sabahları gün ağarırken kalkar, ekmeğini, soğanını, peynirini, kavalını torbasına koyar, koyunlarını evinin yanındaki ağıldan çıkarır, eline sopasını alır, köpeği Karabaş’ la birlikte erkenden yola çıkarmış. Çimenin, çayırın bol olduğu yerlerde koyunları otlatır, öğle üzeri dere kenarında oturup yemeğini yedikten sonra kendi yaptığı kavalı çalar, türkü çağırırmış. Akşamüstü gün kararırken koyunları toplar, evine geri dönermiş. Bu böyle haftalarca, aylarca sürmüş.<br />
<br />
Bir gün sabah erkenden koyunlar önde, kendisi arkada giderken yol kenarında sırma saplı, altın yaldızlı bir kaval bulmuş. Kavalı yerden almış, öttürmüş, sesi pek hoşuna gitmiş: “ Bizim köyden kimsenin böyle kavalı yoktu. Herhalde yabancı birisi düşürmüş olacak, diye düşünmüş. Kavalı ben buldum, benim oldu “ demiş. Eski kavalı atmış, yeni kavalı çalmaya başlamış. Daha sonraki günlerde işleri ters gitmeye başlamış. Koyunlarını hastalık kırıp geçirmiş. Elli koyundan iki ay içinde beş koyun kalmış. Zavallı çoban çok sıkıntılı günler geçirmeye başlamış. Koyun sütü içemez, peynir yapıp yiyemez, soğan bile alamaz duruma gelmiş. Ekmeğe su katık eder olmuş. Bizim koyunlar da hastalanmasın diye komşuları gelip gitmez olmuşlar.<br />
<br />
Bir gün öğle vakti yemeğini yedikten sonra sırma saplı, altın yaldızlı kavalı çalarken uykuya dalmış. Saatler sonra köpeği Karabaşın havlamasına uyanmış. Bakmış kalan beş koyunu kurtlar götürüyor. Sopasını kaptığı gibi kurtların peşine düşmüş, yetişememiş. Yorgun argın, üzgün, perişan bir şekilde uyuyup kaldığı yere dönmüş. Başlamış dövünmeye, söylenmeye:  “ Vah benim kara talihim, kötü kaderim, alınyazım. Ne güzel bir sürü koyunum vardı. Ne güzel geçinip gidiyordum. Hastalık aldı götür hepsini.Bari şu beş koyunu kurtlar kapmasaydı. Kuru ekmeğe de razıydım… Vay benim yoksulluğum, vay benim alınyazım..” diye dövünüp ağlarken aniden yan tarafında:  “ Zavallı Çoban neden kadere bu kadar isyan edersin? Kader hep kederle gelir, bilmez misin? Yoksulluk alınyazısı değildir “ diyen tatlı bir genç kızı duymuş. Çok şaşırıp ayağa kalkmış, etrafına bakınmış, kimseler yokmuş. “ Öyleyse bu ses nereden geldi? “ diye düşünmüş. Yine aynı genç kız sesi: “ Zavallı Çoban, ben kavalın içindeyim ” demiş. Bunun üzerine çoban: “ Kavalın içinde misin?..Kaval konuşur mu?..Hem oraya nasıl girdin? ” diye sormuş.<br />
<br />
Genç kız sesi:  “ Ben bu ülke padişahının kızı Prenses Nazlı’yım. Saray büyücüsü herkese kötülük yapmaya başladığı için babam büyücüyü saraydan kovdu. Saray dışında gezintiye çıktığım bir gün büyücü intikam almak için muhafızlarımı öldürüp beni kaçırdı. Kara ormandaki kulübesinde bana sihirli şerbetler içirtip büyü yaptıktan sonra beni bu kavalın içine hapsetti. Sonra da “Bu kavalı bulup çalanın işleri rast gitmesin, her şeyini kaybetsin ” diye beddualar etti.Büyücünün büyüyü her gün dua ederek aynı seviyede tutması gerekiyordu.Herhalde benim konuşabilmem büyücünün son günlerde dua etmeyi unutmasından meydana geldi. Bu büyücünün büyük işler peşinde olduğunu, babamı tahtından indirip yerine geçtikten sonra komşu ülkelere saldırıp, savaş çıkarmayı planladığını gösteriyor. Şimdi beni saraya götür..”<br />
Zavallı Çoban kaval elinde, yanında köpeği Karabaş’ la beraber günlerce yol yürüdükten sonra başkente varmış. Tahta bir sandığın içine kavalı koymuş. Saraya gitmiş. Prenses Nazlı’ dan haber getirdiğini söyleyince padişahın huzuruna çıkarmışlar. Zavallı Çoban tahta sandığı masanın üstüne koymuş. Sandıktaki kaval konuşmaya başlamış:  “ Baba, ben Prenses Nazlı’ yım. Saraydan kovduğun büyücü beni kaçırdı, büyü yaptı ve beni bu sandığın içindeki kavala hapsetti. Kara ormandaki kulübesinde yaşıyor. Büyük kötülükler planlıyor. Ancak büyücünün ölmesi beni eski halime döndürebilir. Bu sandığı odama çıkarın. Zavallı çoban büyü yüzünden çok sıkıntı çekti, her şeyini kaybetti. Kendisini yedirin, içirin, giydirin; iki kese de altın verin, rahat etmesini sağlayın..”<br />
<br />
Padişahın ilk şaşkınlığı geçtikten sonra komutanına gerekli emirleri vermiş. Komutan askerlerle birlikte gidip büyücüyü kara ormanda yakalayıp öldürmüş. Büyücünün ölmesi ile büyünün tılsımı bozulmuş. Büyü yeni dualarla beslenemediği için Prenses Nazlı birkaç gün sonra altın yaldızlı kavalın içindeki hapis hayatından kurtulmuş. Eski haline dönmüş, genç ve dünya güzeli bir kız olmuş.  Zavallı Çoban sarayda okuma-yazma öğrenmiş, bilgi ve becerisini geliştirmiş. Devlet yönetimi hakkında kitaplar okumuş, dersler almış. Sonraki yıllarda yaşlı padişah vefat edince Prenses Nazlı “ Kraliçe “ olmuş, Zavallı Çoban’ a “ Vezir “ lik rütbesi vermiş. Vezirçoban, ülkenin ilerlemesine, yoksulluğun azalmasına, insanların hakça ve mutlu olarak yaşamalarına çalışmış.<br />
<br />
SON<br />
<br />
Yazan: Serdar Yıldırım<br />
<br />
BU HİKAYENİN BULUNDUĞU KİTAPLAR:<br />
Zavallı Çoban - Serdar Yıldırım - Sıradışı Yayıncılık ( 16 Sayfa ) Yayın Yılı: 2011<br />
Masal Bahçesi Dizisi - AFG Yayıncılık - Sayfa: 3-32<br />
İnci Masallar - Aydede Yayıncılık - Sayfa: 38-44<br />
Kar Tanesi Hikayeler - Pofuduk Yayınları - Sayfa: 31-42<br />
Bal Peteği Hikayeler - Aydede Yayıncılık - Sayfa: 9-17<br />
En Güzel Çocuk Hikayeleri - Aydede Yayıncılık - Sayfa: 20-27<br />
Nar Kokulu Masallar - Yakamoz Çocuk - Yayın Yılı: 2015<br />
4. Sınıf Türkçe Dilbilgisi - 5 Renk Yayınevi - Yayın Yılı: 2011 - Sayfa: 135<br />
8. Sınıf Türkçe Soru Bankası - LGS Çek Kopar - Puan Yayınları - Sayfa: 57<br />
10.Sınıf Dil Ve Anlatım - Güvender Yayınları - Sayfa: 154<br />
Trakya Gözlem Gazetesi - Yayın Tarihi: 21-3-2016<br />
Bunlar benim bulup satın aldığım kitaplar. Kim bilir daha kaç tane var? Yayınevleri internetten alıyorlar. İşin parasal yönü yoktur. Benim amacım okuyucuya güzel eserler sunmaktır.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[ZAVALLI ÇOBAN<br />
Bundan yıllarca önce, köyün birinde yetim bir çoban yaşarmış. Anası, babası, kimi kimsesi yokmuş. Sabahları gün ağarırken kalkar, ekmeğini, soğanını, peynirini, kavalını torbasına koyar, koyunlarını evinin yanındaki ağıldan çıkarır, eline sopasını alır, köpeği Karabaş’ la birlikte erkenden yola çıkarmış. Çimenin, çayırın bol olduğu yerlerde koyunları otlatır, öğle üzeri dere kenarında oturup yemeğini yedikten sonra kendi yaptığı kavalı çalar, türkü çağırırmış. Akşamüstü gün kararırken koyunları toplar, evine geri dönermiş. Bu böyle haftalarca, aylarca sürmüş.<br />
<br />
Bir gün sabah erkenden koyunlar önde, kendisi arkada giderken yol kenarında sırma saplı, altın yaldızlı bir kaval bulmuş. Kavalı yerden almış, öttürmüş, sesi pek hoşuna gitmiş: “ Bizim köyden kimsenin böyle kavalı yoktu. Herhalde yabancı birisi düşürmüş olacak, diye düşünmüş. Kavalı ben buldum, benim oldu “ demiş. Eski kavalı atmış, yeni kavalı çalmaya başlamış. Daha sonraki günlerde işleri ters gitmeye başlamış. Koyunlarını hastalık kırıp geçirmiş. Elli koyundan iki ay içinde beş koyun kalmış. Zavallı çoban çok sıkıntılı günler geçirmeye başlamış. Koyun sütü içemez, peynir yapıp yiyemez, soğan bile alamaz duruma gelmiş. Ekmeğe su katık eder olmuş. Bizim koyunlar da hastalanmasın diye komşuları gelip gitmez olmuşlar.<br />
<br />
Bir gün öğle vakti yemeğini yedikten sonra sırma saplı, altın yaldızlı kavalı çalarken uykuya dalmış. Saatler sonra köpeği Karabaşın havlamasına uyanmış. Bakmış kalan beş koyunu kurtlar götürüyor. Sopasını kaptığı gibi kurtların peşine düşmüş, yetişememiş. Yorgun argın, üzgün, perişan bir şekilde uyuyup kaldığı yere dönmüş. Başlamış dövünmeye, söylenmeye:  “ Vah benim kara talihim, kötü kaderim, alınyazım. Ne güzel bir sürü koyunum vardı. Ne güzel geçinip gidiyordum. Hastalık aldı götür hepsini.Bari şu beş koyunu kurtlar kapmasaydı. Kuru ekmeğe de razıydım… Vay benim yoksulluğum, vay benim alınyazım..” diye dövünüp ağlarken aniden yan tarafında:  “ Zavallı Çoban neden kadere bu kadar isyan edersin? Kader hep kederle gelir, bilmez misin? Yoksulluk alınyazısı değildir “ diyen tatlı bir genç kızı duymuş. Çok şaşırıp ayağa kalkmış, etrafına bakınmış, kimseler yokmuş. “ Öyleyse bu ses nereden geldi? “ diye düşünmüş. Yine aynı genç kız sesi: “ Zavallı Çoban, ben kavalın içindeyim ” demiş. Bunun üzerine çoban: “ Kavalın içinde misin?..Kaval konuşur mu?..Hem oraya nasıl girdin? ” diye sormuş.<br />
<br />
Genç kız sesi:  “ Ben bu ülke padişahının kızı Prenses Nazlı’yım. Saray büyücüsü herkese kötülük yapmaya başladığı için babam büyücüyü saraydan kovdu. Saray dışında gezintiye çıktığım bir gün büyücü intikam almak için muhafızlarımı öldürüp beni kaçırdı. Kara ormandaki kulübesinde bana sihirli şerbetler içirtip büyü yaptıktan sonra beni bu kavalın içine hapsetti. Sonra da “Bu kavalı bulup çalanın işleri rast gitmesin, her şeyini kaybetsin ” diye beddualar etti.Büyücünün büyüyü her gün dua ederek aynı seviyede tutması gerekiyordu.Herhalde benim konuşabilmem büyücünün son günlerde dua etmeyi unutmasından meydana geldi. Bu büyücünün büyük işler peşinde olduğunu, babamı tahtından indirip yerine geçtikten sonra komşu ülkelere saldırıp, savaş çıkarmayı planladığını gösteriyor. Şimdi beni saraya götür..”<br />
Zavallı Çoban kaval elinde, yanında köpeği Karabaş’ la beraber günlerce yol yürüdükten sonra başkente varmış. Tahta bir sandığın içine kavalı koymuş. Saraya gitmiş. Prenses Nazlı’ dan haber getirdiğini söyleyince padişahın huzuruna çıkarmışlar. Zavallı Çoban tahta sandığı masanın üstüne koymuş. Sandıktaki kaval konuşmaya başlamış:  “ Baba, ben Prenses Nazlı’ yım. Saraydan kovduğun büyücü beni kaçırdı, büyü yaptı ve beni bu sandığın içindeki kavala hapsetti. Kara ormandaki kulübesinde yaşıyor. Büyük kötülükler planlıyor. Ancak büyücünün ölmesi beni eski halime döndürebilir. Bu sandığı odama çıkarın. Zavallı çoban büyü yüzünden çok sıkıntı çekti, her şeyini kaybetti. Kendisini yedirin, içirin, giydirin; iki kese de altın verin, rahat etmesini sağlayın..”<br />
<br />
Padişahın ilk şaşkınlığı geçtikten sonra komutanına gerekli emirleri vermiş. Komutan askerlerle birlikte gidip büyücüyü kara ormanda yakalayıp öldürmüş. Büyücünün ölmesi ile büyünün tılsımı bozulmuş. Büyü yeni dualarla beslenemediği için Prenses Nazlı birkaç gün sonra altın yaldızlı kavalın içindeki hapis hayatından kurtulmuş. Eski haline dönmüş, genç ve dünya güzeli bir kız olmuş.  Zavallı Çoban sarayda okuma-yazma öğrenmiş, bilgi ve becerisini geliştirmiş. Devlet yönetimi hakkında kitaplar okumuş, dersler almış. Sonraki yıllarda yaşlı padişah vefat edince Prenses Nazlı “ Kraliçe “ olmuş, Zavallı Çoban’ a “ Vezir “ lik rütbesi vermiş. Vezirçoban, ülkenin ilerlemesine, yoksulluğun azalmasına, insanların hakça ve mutlu olarak yaşamalarına çalışmış.<br />
<br />
SON<br />
<br />
Yazan: Serdar Yıldırım<br />
<br />
BU HİKAYENİN BULUNDUĞU KİTAPLAR:<br />
Zavallı Çoban - Serdar Yıldırım - Sıradışı Yayıncılık ( 16 Sayfa ) Yayın Yılı: 2011<br />
Masal Bahçesi Dizisi - AFG Yayıncılık - Sayfa: 3-32<br />
İnci Masallar - Aydede Yayıncılık - Sayfa: 38-44<br />
Kar Tanesi Hikayeler - Pofuduk Yayınları - Sayfa: 31-42<br />
Bal Peteği Hikayeler - Aydede Yayıncılık - Sayfa: 9-17<br />
En Güzel Çocuk Hikayeleri - Aydede Yayıncılık - Sayfa: 20-27<br />
Nar Kokulu Masallar - Yakamoz Çocuk - Yayın Yılı: 2015<br />
4. Sınıf Türkçe Dilbilgisi - 5 Renk Yayınevi - Yayın Yılı: 2011 - Sayfa: 135<br />
8. Sınıf Türkçe Soru Bankası - LGS Çek Kopar - Puan Yayınları - Sayfa: 57<br />
10.Sınıf Dil Ve Anlatım - Güvender Yayınları - Sayfa: 154<br />
Trakya Gözlem Gazetesi - Yayın Tarihi: 21-3-2016<br />
Bunlar benim bulup satın aldığım kitaplar. Kim bilir daha kaç tane var? Yayınevleri internetten alıyorlar. İşin parasal yönü yoktur. Benim amacım okuyucuya güzel eserler sunmaktır.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Allah Yemin Ederek, Kur’an’ı Kolaylaştırdık Derken, Hangi Ayetlerden Bahsediyor Olabi]]></title>
			<link>https://duygusuz.com/showthread.php?tid=121641</link>
			<pubDate>Mon, 18 May 2026 08:07:12 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://duygusuz.com/member.php?action=profile&uid=16197">halukgta</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://duygusuz.com/showthread.php?tid=121641</guid>
			<description><![CDATA[Allah’ın Kur’an’da, bizlerin sorumlu olduğu ayetleri MUHKEM, yani şüpheye düşmeyecek kadar açık, anlaşılır gönderdim diye bizlere bildirir. BU AYETLER HANGİLERİ OLABİLİR, KUR’AN’IN TAMAMI MI? Sizce apaçık anlaşılan bir ayetin anlaşılmayan, birilerine mutlaka sorulması gereken yönü olabilir mi? Eğer var diyorsak o ayet, MUHKEM yani apaçık değil demektir. Bildiğiniz gibi bizlerin sorumlu olduğu ayetleri Allah, MUHKEM bir şekilde gönderdiği gibi, bazı ayetlerinde MÜTEŞABİH yani zamanla anlamlarını bilim adamları tarafından ortaya çıkarılacağını, bu ayetlerin anlamları ortaya çıkınca da, iman edenlerin imanlarının artacağı örneği verilir Kur’an’da. Zaten Allah, sizleri Kur'an'dan sorumlu tutuyorum, onun ipine sarılın diyorsa, bizleri ilgilendiren hiç bir ayet için, biz bu ayeti anlayamayız diyemeyiz. Sizce müteşabih denilen ayetler, bizleri din ve iman adına bağlayıcı ayetler olabilir mi? ASLA OLAMAZ, ÇÜNKÜ ANLAMINI BİLEMEDİĞİMİZ, MANASI ZAMANLA İLİM ADAMLARI TARAFINDAN ORTAYA ÇIKARILACAK BİR AYETTEN, NASIL SORUMLU OLURUZ? Makalemin detayına geçmeden önce, samimiyetinden şüphe duymadığım bir arkadaşımızın, bana verdiği cevaba önce bakalım. Bir makalemde, Kur’an’ı Allah’ın yemin ederek anlayalım diye kolaylaştırdığının örnek ayetlerini yazdığımda, bana şöyle cevap vermişti.<br />
<br />
“KUR’AN KOLAYDIR; AMA SİZİN ZANNETTİĞİNİZ KADAR "BASİT" DEĞİLDİR! HALUK BEY, KAMER SURESİ 17, 22, 32 VE 40. AYETLERDE GEÇEN "ANDOLSUN BİZ KUR'AN'I ÖĞÜT ALINSIN DİYE KOLAYLAŞTIRDIK" BEYANINI, "KUR’AN’IN HER BİR AYETİ HERKES TARAFINDAN HİÇBİR İLME MUHTAÇ OLMADAN, TAMAMEN ANLAŞILIR" ŞEKLİNDE SUNARAK BÜYÜK BİR YANILGIYA DÜŞMEKTEDİR.”<br />
<br />
Arkadaşımızın söylediği kısmen doğru, ama benim bahsettiğim ve Allah’ın Kur’an’da özellikle üstünde durup, kolaylaştırdığını ve bizlerin sorumlu olduğumuzu söyleyip uyardığı ayetlerin tamamı, MUHKEM AYETLER, MÜTEŞABİH AYETLER DEĞİL. Rabbimizde onun için aynı surede, arka arkaya yemin ederek, bizlerin sorumlu olduğu, dinin anası temeli olan ayetlerin MUHKEM yani apaçık anlaşılır olduğunu söylüyor, hatta anlayalim diye nice örneklerle açıkladığını da bildiriyor. Bu konuyu doğru anlayabilmemiz için konumuzla ilgili ayete bakalım.<br />
<br />
“SANA KİTABI İNDİREN O’DUR. ONUN (KUR’AN) BİR KISIM ÂYETLERİ MUHKEMDİR Kİ BUNLAR KİTABIN ANASI/ESASIDIR, DİĞERLERİ İSE MÜTEŞÂBİHTİR. KALPLERİNDE SAPMA MEYLİ BULUNANLAR, FİTNE ÇIKARMAK VE ONU (KİŞİSEL ARZULARINA GÖRE) TE’VİL ETMEK İÇİN ONDAKİ MÜTEŞÂBİHLERİN PEŞİNE DÜŞERLER. HÂLBUKİ ONUN TE’VİLİNİ ANCAK ALLAH BİLİR; BİR DE İLİMDE YÜKSEK PÂYEYE ERİŞENLER…..” (Ali İmran 7)<br />
<br />
Rabbimiz bu konuyu bakın, ne kadar güzel apaçık izah ediyor. Kur’an’ın esası anası, temeli SORUMLU OLDUĞUMUZ İNANCIMIZ ADINA BİZLERİ BAĞLAYAN ayetlerin Allah MUHKEM, yani şüphe duymadan anlaşılan ayetler olduğunu söylediği için, kamer suresinde de dört kez özellikle Rabbimiz yemin ederek KUR’AN’I ANLAYASINIZ DİYE, KOLAYLAŞTIRDIK DİYORDU. Arkadaşımız Kur’an kolaydır ama zannettiğiniz kadar kolay değildir diyerek şunu söylüyor. “KUR’AN’IN HER BİR AYETİ HERKES TARAFINDAN HİÇBİR İLME MUHTAÇ OLMADAN, TAMAMEN ANLAŞILIR" ŞEKLİNDE SUNARAK BÜYÜK BİR YANILGIYA DÜŞMEKTEDİR.”<br />
<br />
Bu değerli arkadaşımız, benim bu konularda yazdığım diğer yazılarımı sanırım okumamış. Kur’an’ın muhkem yani anlaşılır apaçık dediğim ayetlerin tamamı DİNİN ESASI, ANASI, TEMELİ olan ve bizlerin sorumlu olduğu MUHKEM ayetlerdir. Allah Kur’an’ın diğer ayetlerinde bunu açıklıyor. Böyle olduğu için Allah, yalnız Kur’an’ın ipine sarılın, Kur’an’dan sizleri hesaba çekeceğim, Kur’an’ın sınırlarını aşmayın, veliler edinip ardı sıra gitmeyin, güvenilecek veliniz yalnız benim diyor. Kısaca Müteşabih ayetlerden de bahsedelim. Ayete dikkat ettiyseniz, kendi batıl inançlarını Kur’an’a söyletmeye çalışanlar, yani Allah’ın vahyinden batıla, hurafeye sapmış olanların, Kur’an’da çelişki yaratmak pahasına, batıl inançlarına delil kanıt gösterebilmek için, kişisel arzularına uygun tercüme ederler diyor. Ya da APAÇIK MUHKEM AYETLERİ HAYATLARINA GEÇİRECEKLERİNE, MÜTEŞABİHLERİN ARDINA SAKLANARAK, aslında bu ayette Allah şunlardan da bahsediyor deyip, ayetin anlamını saptıracaklarından ve o batıl TEVİLİN, açıklamanın peşine düşeceklerini söylüyor.<br />
<br />
Peki, Müteşabih ayetlerin konusu nedir, bunları kimler anlar, burası önemli. Bu ayetlerin hiç birisi bizlerin inançları ya da imanı ile ilgili, mutlaka bilmemiz gereken konular olmadığı çok açık. Çünkü dinin anası esası olan ayetler Muhkem olduğunu Allah söylüyordu. Müteşabih ayetler, ANLAŞILMASI İÇİN, KENDİSİ DIŞINDA BİR DELİLE, KANITA İHTİYAÇI OLAN AYETLERDİR DİYEBİLİRİZ. Bu ayetlerin anlamlarını kimler biliyormuş onu hatırlayalım. “ONUN TE’VİLİNİ ANCAK ALLAH BİLİR; BİR DE İLİMDE YÜKSEK PÂYEYE ERİŞENLER” Önce şunu hatırlatmak isterim. Dini kendi çıkarlarına kullanmak isteyenler, bu ayette geçen ilim adamlarından kastedilen, edindikleri veli ulema kişiler olduğunu, onların ancak müteşabih ayetlerin ne anlama geldiğini bilir anlar, onlardan öğrenmeliyiz diyerek, Allah’ın dinine adeta ilaveler yapılacak batıl kapısını, ardına kadar açıyorlar. Lütfen bu tuzağa düşmeyelim ayetleri doğru anlayalım. Ayette bahsedilenler BİZZAT İLİM TAHSİL ETMİŞ VE ARAŞTIRMALARI SONUNDA KUR’AN’IN İŞARET EDİP BAHSETTİĞİ KONULARI, ORTAYA ÇIKARANLARDAN BAHSEDİLİYOR.<br />
<br />
Tevil kelimesi bildiğiniz gibi, açık olmayan bir sözü, açıklayan anlaşılır hale getiren anlamındadır. Allah’ın dışında ilim adamları Kur’an’ın işaret ettiği, bahsettiği bilimsel konularda, zamanla araştırmaları, buluşları neticesinde bilgi sahibi olacağına göre, bilimsel buluşlarıyla ortaya çıkacak konular olduğu, çok açık anlaşılıyor. Bizlerin sorumlu olduğu muhkem ayetlere geri dönelim, bakın Allah bu konuda nasıl bir örnek veriyor.<br />
<br />
“ELİF LÂM RÂ. BU ÖYLE BİR KİTAPTIR Kİ, AYETLERİ MUHKEM KILINMIŞ, SONRA DA HER ŞEYDEN HABERDAR OLAN HİKMET SAHİBİ ALLAH TARAFINDAN AYETLERİ AYRINTILI OLARAK AÇIKLANMIŞTIR. (ŞÖYLE Kİ ) ALLAH'DAN BAŞKASINA KULLUK ETMEYİN. BEN SİZE O'NUN TARAFINDAN MÜJDE VERMEK VE UYARMAK İÇİN GÖNDERİLMİŞ GERÇEK BİR ELÇİYİM.” (Hud 1-2)<br />
<br />
Bu ayet sanım, hiçbir açıklamaya gerek olmayacak kadar anlaşılıyor. Tabi Allah’a ve onun kitabı Kur’an’a güveniyorsak. Rabbimiz ben iman ettim dediği kulunu, kendi arasına hiç kimseyi almamak için, bizlerin sorumlu olduğu Kur’an’ın ayetlerini MUHKEM bir şekilde yani apaçık göndermiş ki, Allah ile kulu arasına hiç kimse giremesin. ONUN İÇİN İSLAM DİNİNDE, RUHBAN SINIFI YOKTUR. Hemen şöyle bir soru geldi aklınıza biliyorum. Peki, her aklı başında insan, Kur’an’ın muhkem ayetlerini tam olarak anlayabilir mi? Bu sorumuzun cevabını, yaşadığımız eğitim aldığımız hayatımızdan çok açık verebiliriz.<br />
<br />
OKUDUĞUMUZ EĞİTİM ALDIĞIMIZ OKULLARIMIZDA, DERSİNİ İYİ ÇALIŞAN, ARAŞTIRAN YANİ ÇALIŞKAN BİR ÖĞRENCİ BAŞARILI OLUR. ÇABASI NİSPETİNDE AMACINA NASIL ULAŞIYOR BAŞARILI OLUYORSA, ALLAH’IN İPİNE SARILARAK, KUR’AN’IN MUHKEM AYETLERİ ÜZERİNDE, KUR’AN BÜTÜNLÜĞÜNDE ALLAH’IN EMRETTİĞİ GİBİ DÜŞÜNEREK, KUR'AN'IN VERDİĞİ ÖRNEKLERDEN İSTİFADE EDİP ANLAMAYA ÇALŞAN, ALLAH’IN BİZ KULLARINDAN NE İSTEDİĞİNİ DE, DOĞRU ANLAYACAKTIR. Kur’an’ı tarafsız ön yargısız okuyan bunu anlayacaktır, önyargılardan kurtulamayan ise kendilerine veliler, gavslar edinip Allah’ın muhkem ayetlerinin peşine düşmek yerine, rivayetlerin sanı bilgilerin peşine düşerek, DOĞRU YOLDA OLDUĞUNU ZANNEDEREK, ALLAH’IN HUZURUNA ÇIKACAKTIR.<br />
<br />
Konuyu daha fazla uzatmak istemiyorum. Lütfen şunu unutmayalım, Rabbimiz bizlerin yalnız Kur’an’ın ipine sarılmamızı ve Kur’an’ın sınırlarını aşmamamız konusunda uyarıp, Kur’an’dan hesaba çekileceğimizi de bildiriyorsa, bizlere düşen EVİMİZİN KÜTÜPHANESİNDE, RESULÜNÜN VEFATINDAN SONRA GÜVENİP DANIŞACAĞIMIZ HİÇ KİMSE OLMADIĞINDAN, DİN ADINA DANIŞACAĞIMIZ YALNIZ KUR'AN OLMALIDIR. Kur’an’ı anlayabilmek için çaba harcayan mutlaka anlayacaktır, daha doğrusu anlayacağını Rabbimiz söylüyor. Lütfen Rabbimizin adaletini, batıl inançlarımızı yaşayabilmek için sorgulamayalım, inanın pişman oluruz.<br />
<br />
“ONLAR, KUR’AN’I İNCEDEN İNCEYE DÜŞÜNMÜYORLAR MI? YOKSA KALPLER KİLİTLİ Mİ?” (Muhammed 24).<br />
<br />
Saygılarımla<br />
<br />
Haluk GÜMÜŞTABAK<br />
<br />
<br />
<a href="https://kuranadavet1.wordpress.com/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">https://kuranadavet1.wordpress.com/</a><br />
<br />
<a href="https://twitter.com/KURANA_DAVET" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">https://twitter.com/KURANA_DAVET</a><br />
<br />
<a href="http://www.hakyolkuran.com/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">http://www.hakyolkuran.com/</a><br />
<br />
<a href="https://www.facebook.com/Kuranadavet1/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">https://www.facebook.com/Kuranadavet1/</a><br />
<br />
<a href="https://hakyolkuran1.blogspot.com/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">https://hakyolkuran1.blogspot.com/</a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Allah’ın Kur’an’da, bizlerin sorumlu olduğu ayetleri MUHKEM, yani şüpheye düşmeyecek kadar açık, anlaşılır gönderdim diye bizlere bildirir. BU AYETLER HANGİLERİ OLABİLİR, KUR’AN’IN TAMAMI MI? Sizce apaçık anlaşılan bir ayetin anlaşılmayan, birilerine mutlaka sorulması gereken yönü olabilir mi? Eğer var diyorsak o ayet, MUHKEM yani apaçık değil demektir. Bildiğiniz gibi bizlerin sorumlu olduğu ayetleri Allah, MUHKEM bir şekilde gönderdiği gibi, bazı ayetlerinde MÜTEŞABİH yani zamanla anlamlarını bilim adamları tarafından ortaya çıkarılacağını, bu ayetlerin anlamları ortaya çıkınca da, iman edenlerin imanlarının artacağı örneği verilir Kur’an’da. Zaten Allah, sizleri Kur'an'dan sorumlu tutuyorum, onun ipine sarılın diyorsa, bizleri ilgilendiren hiç bir ayet için, biz bu ayeti anlayamayız diyemeyiz. Sizce müteşabih denilen ayetler, bizleri din ve iman adına bağlayıcı ayetler olabilir mi? ASLA OLAMAZ, ÇÜNKÜ ANLAMINI BİLEMEDİĞİMİZ, MANASI ZAMANLA İLİM ADAMLARI TARAFINDAN ORTAYA ÇIKARILACAK BİR AYETTEN, NASIL SORUMLU OLURUZ? Makalemin detayına geçmeden önce, samimiyetinden şüphe duymadığım bir arkadaşımızın, bana verdiği cevaba önce bakalım. Bir makalemde, Kur’an’ı Allah’ın yemin ederek anlayalım diye kolaylaştırdığının örnek ayetlerini yazdığımda, bana şöyle cevap vermişti.<br />
<br />
“KUR’AN KOLAYDIR; AMA SİZİN ZANNETTİĞİNİZ KADAR "BASİT" DEĞİLDİR! HALUK BEY, KAMER SURESİ 17, 22, 32 VE 40. AYETLERDE GEÇEN "ANDOLSUN BİZ KUR'AN'I ÖĞÜT ALINSIN DİYE KOLAYLAŞTIRDIK" BEYANINI, "KUR’AN’IN HER BİR AYETİ HERKES TARAFINDAN HİÇBİR İLME MUHTAÇ OLMADAN, TAMAMEN ANLAŞILIR" ŞEKLİNDE SUNARAK BÜYÜK BİR YANILGIYA DÜŞMEKTEDİR.”<br />
<br />
Arkadaşımızın söylediği kısmen doğru, ama benim bahsettiğim ve Allah’ın Kur’an’da özellikle üstünde durup, kolaylaştırdığını ve bizlerin sorumlu olduğumuzu söyleyip uyardığı ayetlerin tamamı, MUHKEM AYETLER, MÜTEŞABİH AYETLER DEĞİL. Rabbimizde onun için aynı surede, arka arkaya yemin ederek, bizlerin sorumlu olduğu, dinin anası temeli olan ayetlerin MUHKEM yani apaçık anlaşılır olduğunu söylüyor, hatta anlayalim diye nice örneklerle açıkladığını da bildiriyor. Bu konuyu doğru anlayabilmemiz için konumuzla ilgili ayete bakalım.<br />
<br />
“SANA KİTABI İNDİREN O’DUR. ONUN (KUR’AN) BİR KISIM ÂYETLERİ MUHKEMDİR Kİ BUNLAR KİTABIN ANASI/ESASIDIR, DİĞERLERİ İSE MÜTEŞÂBİHTİR. KALPLERİNDE SAPMA MEYLİ BULUNANLAR, FİTNE ÇIKARMAK VE ONU (KİŞİSEL ARZULARINA GÖRE) TE’VİL ETMEK İÇİN ONDAKİ MÜTEŞÂBİHLERİN PEŞİNE DÜŞERLER. HÂLBUKİ ONUN TE’VİLİNİ ANCAK ALLAH BİLİR; BİR DE İLİMDE YÜKSEK PÂYEYE ERİŞENLER…..” (Ali İmran 7)<br />
<br />
Rabbimiz bu konuyu bakın, ne kadar güzel apaçık izah ediyor. Kur’an’ın esası anası, temeli SORUMLU OLDUĞUMUZ İNANCIMIZ ADINA BİZLERİ BAĞLAYAN ayetlerin Allah MUHKEM, yani şüphe duymadan anlaşılan ayetler olduğunu söylediği için, kamer suresinde de dört kez özellikle Rabbimiz yemin ederek KUR’AN’I ANLAYASINIZ DİYE, KOLAYLAŞTIRDIK DİYORDU. Arkadaşımız Kur’an kolaydır ama zannettiğiniz kadar kolay değildir diyerek şunu söylüyor. “KUR’AN’IN HER BİR AYETİ HERKES TARAFINDAN HİÇBİR İLME MUHTAÇ OLMADAN, TAMAMEN ANLAŞILIR" ŞEKLİNDE SUNARAK BÜYÜK BİR YANILGIYA DÜŞMEKTEDİR.”<br />
<br />
Bu değerli arkadaşımız, benim bu konularda yazdığım diğer yazılarımı sanırım okumamış. Kur’an’ın muhkem yani anlaşılır apaçık dediğim ayetlerin tamamı DİNİN ESASI, ANASI, TEMELİ olan ve bizlerin sorumlu olduğu MUHKEM ayetlerdir. Allah Kur’an’ın diğer ayetlerinde bunu açıklıyor. Böyle olduğu için Allah, yalnız Kur’an’ın ipine sarılın, Kur’an’dan sizleri hesaba çekeceğim, Kur’an’ın sınırlarını aşmayın, veliler edinip ardı sıra gitmeyin, güvenilecek veliniz yalnız benim diyor. Kısaca Müteşabih ayetlerden de bahsedelim. Ayete dikkat ettiyseniz, kendi batıl inançlarını Kur’an’a söyletmeye çalışanlar, yani Allah’ın vahyinden batıla, hurafeye sapmış olanların, Kur’an’da çelişki yaratmak pahasına, batıl inançlarına delil kanıt gösterebilmek için, kişisel arzularına uygun tercüme ederler diyor. Ya da APAÇIK MUHKEM AYETLERİ HAYATLARINA GEÇİRECEKLERİNE, MÜTEŞABİHLERİN ARDINA SAKLANARAK, aslında bu ayette Allah şunlardan da bahsediyor deyip, ayetin anlamını saptıracaklarından ve o batıl TEVİLİN, açıklamanın peşine düşeceklerini söylüyor.<br />
<br />
Peki, Müteşabih ayetlerin konusu nedir, bunları kimler anlar, burası önemli. Bu ayetlerin hiç birisi bizlerin inançları ya da imanı ile ilgili, mutlaka bilmemiz gereken konular olmadığı çok açık. Çünkü dinin anası esası olan ayetler Muhkem olduğunu Allah söylüyordu. Müteşabih ayetler, ANLAŞILMASI İÇİN, KENDİSİ DIŞINDA BİR DELİLE, KANITA İHTİYAÇI OLAN AYETLERDİR DİYEBİLİRİZ. Bu ayetlerin anlamlarını kimler biliyormuş onu hatırlayalım. “ONUN TE’VİLİNİ ANCAK ALLAH BİLİR; BİR DE İLİMDE YÜKSEK PÂYEYE ERİŞENLER” Önce şunu hatırlatmak isterim. Dini kendi çıkarlarına kullanmak isteyenler, bu ayette geçen ilim adamlarından kastedilen, edindikleri veli ulema kişiler olduğunu, onların ancak müteşabih ayetlerin ne anlama geldiğini bilir anlar, onlardan öğrenmeliyiz diyerek, Allah’ın dinine adeta ilaveler yapılacak batıl kapısını, ardına kadar açıyorlar. Lütfen bu tuzağa düşmeyelim ayetleri doğru anlayalım. Ayette bahsedilenler BİZZAT İLİM TAHSİL ETMİŞ VE ARAŞTIRMALARI SONUNDA KUR’AN’IN İŞARET EDİP BAHSETTİĞİ KONULARI, ORTAYA ÇIKARANLARDAN BAHSEDİLİYOR.<br />
<br />
Tevil kelimesi bildiğiniz gibi, açık olmayan bir sözü, açıklayan anlaşılır hale getiren anlamındadır. Allah’ın dışında ilim adamları Kur’an’ın işaret ettiği, bahsettiği bilimsel konularda, zamanla araştırmaları, buluşları neticesinde bilgi sahibi olacağına göre, bilimsel buluşlarıyla ortaya çıkacak konular olduğu, çok açık anlaşılıyor. Bizlerin sorumlu olduğu muhkem ayetlere geri dönelim, bakın Allah bu konuda nasıl bir örnek veriyor.<br />
<br />
“ELİF LÂM RÂ. BU ÖYLE BİR KİTAPTIR Kİ, AYETLERİ MUHKEM KILINMIŞ, SONRA DA HER ŞEYDEN HABERDAR OLAN HİKMET SAHİBİ ALLAH TARAFINDAN AYETLERİ AYRINTILI OLARAK AÇIKLANMIŞTIR. (ŞÖYLE Kİ ) ALLAH'DAN BAŞKASINA KULLUK ETMEYİN. BEN SİZE O'NUN TARAFINDAN MÜJDE VERMEK VE UYARMAK İÇİN GÖNDERİLMİŞ GERÇEK BİR ELÇİYİM.” (Hud 1-2)<br />
<br />
Bu ayet sanım, hiçbir açıklamaya gerek olmayacak kadar anlaşılıyor. Tabi Allah’a ve onun kitabı Kur’an’a güveniyorsak. Rabbimiz ben iman ettim dediği kulunu, kendi arasına hiç kimseyi almamak için, bizlerin sorumlu olduğu Kur’an’ın ayetlerini MUHKEM bir şekilde yani apaçık göndermiş ki, Allah ile kulu arasına hiç kimse giremesin. ONUN İÇİN İSLAM DİNİNDE, RUHBAN SINIFI YOKTUR. Hemen şöyle bir soru geldi aklınıza biliyorum. Peki, her aklı başında insan, Kur’an’ın muhkem ayetlerini tam olarak anlayabilir mi? Bu sorumuzun cevabını, yaşadığımız eğitim aldığımız hayatımızdan çok açık verebiliriz.<br />
<br />
OKUDUĞUMUZ EĞİTİM ALDIĞIMIZ OKULLARIMIZDA, DERSİNİ İYİ ÇALIŞAN, ARAŞTIRAN YANİ ÇALIŞKAN BİR ÖĞRENCİ BAŞARILI OLUR. ÇABASI NİSPETİNDE AMACINA NASIL ULAŞIYOR BAŞARILI OLUYORSA, ALLAH’IN İPİNE SARILARAK, KUR’AN’IN MUHKEM AYETLERİ ÜZERİNDE, KUR’AN BÜTÜNLÜĞÜNDE ALLAH’IN EMRETTİĞİ GİBİ DÜŞÜNEREK, KUR'AN'IN VERDİĞİ ÖRNEKLERDEN İSTİFADE EDİP ANLAMAYA ÇALŞAN, ALLAH’IN BİZ KULLARINDAN NE İSTEDİĞİNİ DE, DOĞRU ANLAYACAKTIR. Kur’an’ı tarafsız ön yargısız okuyan bunu anlayacaktır, önyargılardan kurtulamayan ise kendilerine veliler, gavslar edinip Allah’ın muhkem ayetlerinin peşine düşmek yerine, rivayetlerin sanı bilgilerin peşine düşerek, DOĞRU YOLDA OLDUĞUNU ZANNEDEREK, ALLAH’IN HUZURUNA ÇIKACAKTIR.<br />
<br />
Konuyu daha fazla uzatmak istemiyorum. Lütfen şunu unutmayalım, Rabbimiz bizlerin yalnız Kur’an’ın ipine sarılmamızı ve Kur’an’ın sınırlarını aşmamamız konusunda uyarıp, Kur’an’dan hesaba çekileceğimizi de bildiriyorsa, bizlere düşen EVİMİZİN KÜTÜPHANESİNDE, RESULÜNÜN VEFATINDAN SONRA GÜVENİP DANIŞACAĞIMIZ HİÇ KİMSE OLMADIĞINDAN, DİN ADINA DANIŞACAĞIMIZ YALNIZ KUR'AN OLMALIDIR. Kur’an’ı anlayabilmek için çaba harcayan mutlaka anlayacaktır, daha doğrusu anlayacağını Rabbimiz söylüyor. Lütfen Rabbimizin adaletini, batıl inançlarımızı yaşayabilmek için sorgulamayalım, inanın pişman oluruz.<br />
<br />
“ONLAR, KUR’AN’I İNCEDEN İNCEYE DÜŞÜNMÜYORLAR MI? YOKSA KALPLER KİLİTLİ Mİ?” (Muhammed 24).<br />
<br />
Saygılarımla<br />
<br />
Haluk GÜMÜŞTABAK<br />
<br />
<br />
<a href="https://kuranadavet1.wordpress.com/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">https://kuranadavet1.wordpress.com/</a><br />
<br />
<a href="https://twitter.com/KURANA_DAVET" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">https://twitter.com/KURANA_DAVET</a><br />
<br />
<a href="http://www.hakyolkuran.com/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">http://www.hakyolkuran.com/</a><br />
<br />
<a href="https://www.facebook.com/Kuranadavet1/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">https://www.facebook.com/Kuranadavet1/</a><br />
<br />
<a href="https://hakyolkuran1.blogspot.com/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">https://hakyolkuran1.blogspot.com/</a>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Gizlilik Politikası]]></title>
			<link>https://duygusuz.com/showthread.php?tid=121638</link>
			<pubDate>Sun, 17 May 2026 12:15:56 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://duygusuz.com/member.php?action=profile&uid=3">Leader</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://duygusuz.com/showthread.php?tid=121638</guid>
			<description><![CDATA[<span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">1. Giriş</span> <a href="https://www.duygusuz.com/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">www.duygusuz.com</a> olarak gizliliğinize büyük önem veriyoruz. Bu Gizlilik Politikası, mobil uygulamamızı kullanırken kişisel verilerinizin nasıl toplandığını, kullanıldığını, paylaşıldığını ve korunduğunu açıklamaktadır.</span><br />
<span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">2. Topladığımız Bilgiler</span> Uygulamamızı daha iyi bir deneyimle sunabilmek için aşağıdaki bilgileri toplamaktayız:</span><ul class="mycode_list"><li><span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kişisel Bilgiler:</span> Foruma üye olurken sağladığınız kullanıcı adı, e-posta adresi ve profil bilgileriniz.</span><br />
</li>
<li><span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Cihaz ve Kullanım Verileri:</span> Cihaz tanımlayıcıları (Device ID), işletim sistemi bilgisi, hata raporları (Crash Data), performans verileri, IP adresi ve uygulama içi etkileşim verileriniz (Product Interaction).</span><br />
</li>
</ul>
<span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">3. Bilgilerin Kullanım Amacı</span> Topladığımız veriler yalnızca aşağıdaki temel amaçlar için kullanılır:</span><ul class="mycode_list"><li><span style="color: #000000;" class="mycode_color">Uygulama fonksiyonlarını (forum, mesajlaşma, bildirimler) kesintisiz sunmak.</span><br />
</li>
<li><span style="color: #000000;" class="mycode_color">Kural ihlallerini (spam, siber saldırılar, çoklu üyelikler) tespit etmek ve topluluk güvenliğini sağlamak.</span><br />
</li>
<li><span style="color: #000000;" class="mycode_color">Hataları gidermek ve uygulama performansını analiz etmek.</span><br />
</li>
</ul>
<span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">4. Veri Takibi ve App Tracking Transparency (Uygulama Takip Şeffaflığı)</span> Cihazınızdan toplanan veriler (Cihaz Kimliği, Kullanım Verileri vb.), temel uygulama işlevlerini sağlamak ve analitik amaçlıdır. <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Eğer uygulamamız üçüncü taraf reklam ağlarıyla (örn. kişiselleştirilmiş reklamlar için) cihaz kimliğinizi eşleştirerek veri paylaşımı ("Takip / Tracking") yaparsa</span>, iOS cihazınızda bu işlem gerçekleştirilmeden önce <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">App Tracking Transparency (ATT)</span> çerçevesi aracılığıyla size açık bir izin penceresi sunulur. İzin vermediğiniz takdirde, verileriniz üçüncü taraf reklamverenler veya veri brokerleri ile kişiselleştirilmiş reklam amacıyla paylaşılamaz ve izlenemezsiniz.</span><br />
<span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">5. Bilgilerin Paylaşımı</span> <a href="https://www.duygusuz.com/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">www.duygusuz.com</a>, kişisel verilerinizi üçüncü şahıslara satmaz. Verileriniz yalnızca şu durumlarda paylaşılabilir:</span><ul class="mycode_list"><li><span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yasal Zorunluluklar:</span> Resmi makamlarca mahkeme kararıyla talep edilmesi halinde.</span><br />
</li>
<li><span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hizmet Sağlayıcılar:</span> Uygulamanın temel altyapısını sağlayan (sunucu barındırma, push bildirim) güvenilir servis sağlayıcılarıyla, gizlilik sözleşmeleri kapsamında.</span><br />
</li>
</ul>
<span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">6. Veri Güvenliği</span> Bilgilerinizin yetkisiz erişime veya değiştirilmeye karşı korunması için sektör standartlarında güvenlik önlemleri (SSL şifreleme vb.) uygulanmaktadır.</span><br />
<span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">7. Kullanıcı Hakları ve Veri Silme</span> Uygulama içerisinden profil bilgilerinizi yönetebilirsiniz. Hesabınızın ve size ait tüm kişisel verilerin kalıcı olarak silinmesini talep etmek için iletişim kanallarımızdan veya uygulama içi destek bölümünden bize ulaşabilirsiniz. Tüm verileriniz talebiniz üzerine sunucularımızdan tamamen temizlenecektir.</span><br />
<span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">8. İletişim</span> E-posta: webmaster@duygusuz.com Uygulama İçi: İletişim / Destek bölümü</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">1. Giriş</span> <a href="https://www.duygusuz.com/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">www.duygusuz.com</a> olarak gizliliğinize büyük önem veriyoruz. Bu Gizlilik Politikası, mobil uygulamamızı kullanırken kişisel verilerinizin nasıl toplandığını, kullanıldığını, paylaşıldığını ve korunduğunu açıklamaktadır.</span><br />
<span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">2. Topladığımız Bilgiler</span> Uygulamamızı daha iyi bir deneyimle sunabilmek için aşağıdaki bilgileri toplamaktayız:</span><ul class="mycode_list"><li><span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kişisel Bilgiler:</span> Foruma üye olurken sağladığınız kullanıcı adı, e-posta adresi ve profil bilgileriniz.</span><br />
</li>
<li><span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Cihaz ve Kullanım Verileri:</span> Cihaz tanımlayıcıları (Device ID), işletim sistemi bilgisi, hata raporları (Crash Data), performans verileri, IP adresi ve uygulama içi etkileşim verileriniz (Product Interaction).</span><br />
</li>
</ul>
<span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">3. Bilgilerin Kullanım Amacı</span> Topladığımız veriler yalnızca aşağıdaki temel amaçlar için kullanılır:</span><ul class="mycode_list"><li><span style="color: #000000;" class="mycode_color">Uygulama fonksiyonlarını (forum, mesajlaşma, bildirimler) kesintisiz sunmak.</span><br />
</li>
<li><span style="color: #000000;" class="mycode_color">Kural ihlallerini (spam, siber saldırılar, çoklu üyelikler) tespit etmek ve topluluk güvenliğini sağlamak.</span><br />
</li>
<li><span style="color: #000000;" class="mycode_color">Hataları gidermek ve uygulama performansını analiz etmek.</span><br />
</li>
</ul>
<span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">4. Veri Takibi ve App Tracking Transparency (Uygulama Takip Şeffaflığı)</span> Cihazınızdan toplanan veriler (Cihaz Kimliği, Kullanım Verileri vb.), temel uygulama işlevlerini sağlamak ve analitik amaçlıdır. <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Eğer uygulamamız üçüncü taraf reklam ağlarıyla (örn. kişiselleştirilmiş reklamlar için) cihaz kimliğinizi eşleştirerek veri paylaşımı ("Takip / Tracking") yaparsa</span>, iOS cihazınızda bu işlem gerçekleştirilmeden önce <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">App Tracking Transparency (ATT)</span> çerçevesi aracılığıyla size açık bir izin penceresi sunulur. İzin vermediğiniz takdirde, verileriniz üçüncü taraf reklamverenler veya veri brokerleri ile kişiselleştirilmiş reklam amacıyla paylaşılamaz ve izlenemezsiniz.</span><br />
<span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">5. Bilgilerin Paylaşımı</span> <a href="https://www.duygusuz.com/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">www.duygusuz.com</a>, kişisel verilerinizi üçüncü şahıslara satmaz. Verileriniz yalnızca şu durumlarda paylaşılabilir:</span><ul class="mycode_list"><li><span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yasal Zorunluluklar:</span> Resmi makamlarca mahkeme kararıyla talep edilmesi halinde.</span><br />
</li>
<li><span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hizmet Sağlayıcılar:</span> Uygulamanın temel altyapısını sağlayan (sunucu barındırma, push bildirim) güvenilir servis sağlayıcılarıyla, gizlilik sözleşmeleri kapsamında.</span><br />
</li>
</ul>
<span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">6. Veri Güvenliği</span> Bilgilerinizin yetkisiz erişime veya değiştirilmeye karşı korunması için sektör standartlarında güvenlik önlemleri (SSL şifreleme vb.) uygulanmaktadır.</span><br />
<span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">7. Kullanıcı Hakları ve Veri Silme</span> Uygulama içerisinden profil bilgilerinizi yönetebilirsiniz. Hesabınızın ve size ait tüm kişisel verilerin kalıcı olarak silinmesini talep etmek için iletişim kanallarımızdan veya uygulama içi destek bölümünden bize ulaşabilirsiniz. Tüm verileriniz talebiniz üzerine sunucularımızdan tamamen temizlenecektir.</span><br />
<span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">8. İletişim</span> E-posta: webmaster@duygusuz.com Uygulama İçi: İletişim / Destek bölümü</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Kullanım Koşulları (EULA)]]></title>
			<link>https://duygusuz.com/showthread.php?tid=121637</link>
			<pubDate>Sun, 17 May 2026 12:13:35 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://duygusuz.com/member.php?action=profile&uid=3">Leader</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://duygusuz.com/showthread.php?tid=121637</guid>
			<description><![CDATA[<span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">1. Giriş ve Kabul</span> <a href="https://www.duygusuz.com/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">www.duygusuz.com</a> mobil uygulamasına ("Uygulama") hoş geldiniz. Bu Uygulamayı indirerek, kurarak veya kullanarak bu Son Kullanıcı Lisans Sözleşmesi'ni ("EULA" veya "Koşullar") kabul etmiş sayılırsınız. Eğer bu Koşullar'ın herhangi bir kısmını kabul etmiyorsanız, lütfen Uygulamayı kullanmayın.</span><br />
<span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">2. Üyelik Kuralları ve Hesap Güvenliği</span> Uygulama içerisindeki forum özelliklerinden faydalanabilmek için üye olmanız gerekmektedir.</span><ul class="mycode_list"><li><span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yaş Sınırı:</span> Uygulamaya üye olabilmek için en az 13 yaşında (veya bulunduğunuz ülkedeki yasal yaş sınırında) olmanız gerekmektedir.</span><br />
</li>
<li><span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Doğru Bilgi ve Tekli Hesap:</span> Kayıt aşamasında sağlanan bilgilerin güncel olması zorunludur. Her kullanıcının yalnızca bir hesabı olabilir. Multi-üyelik tespiti halinde hesaplar kapatılır.</span><br />
</li>
<li><span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hesap Güvenliği:</span> Şifrenizin gizliliğinden tamamen siz sorumlusunuz.</span><br />
</li>
</ul>
<span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">3. Kullanıcı Tarafından Oluşturulan İçerik (UGC) ve Davranış Kuralları</span> <a href="https://www.duygusuz.com/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">www.duygusuz.com</a> topluluğunun huzuru için aşağıdaki kurallara uyulması zorunludur. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Platformumuzda sakıncalı içeriklere ve kötü niyetli kullanıcılara karşı SIFIR TOLERANS politikası uygulanmaktadır.</span></span><ul class="mycode_list"><li><span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Saygı Çerçevesi:</span> Diğer üyelere, yöneticilere veya üçüncü şahıslara yönelik hakaret, tehdit, küfür, aşağılayıcı veya nefret söylemi (ırk, din, dil, cinsiyet vb. temelli) içeren mesajlar kesinlikle paylaşılamaz.</span><br />
</li>
<li><span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Müstehcen ve Yasadışı İçerik:</span> +18 yetişkin içeriklerin, pornografik görsellerin, yasadışı maddeleri özendiren metinlerin veya telif haklarını ihlal eden materyallerin paylaşımı kesinlikle yasaktır.</span><br />
</li>
<li><span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Spam:</span> Önceden izin alınmaksızın reklam yapılması veya ardışık anlamsız mesajlar gönderilmesi yasaktır. Uygulama içerisinde paylaşılan tüm içeriklerin yasal sorumluluğu kullanıcıya aittir.</span><br />
</li>
</ul>
<span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">4. Moderasyon, Şikayet ve Engelleme Mekanizmaları (ÖNEMLİ)</span> Uygulama, kullanıcıların güvenliğini sağlamak amacıyla aşağıdaki güvenlik araçlarını sunar ve uygular:</span><ul class="mycode_list"><li><span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İçerik Filtreleme:</span> Sakıncalı içerikler, proaktif filtreleme yöntemleri ve topluluk bildirimleri ile sürekli olarak denetlenmektedir.</span><br />
</li>
<li><span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İçeriği Şikayet Etme (Flagging):</span> Kullanıcılar, rahatsız edici buldukları veya kuralları ihlal eden içerikleri uygulama içindeki "Şikayet Et" butonu ile yönetime anında bildirebilirler.</span><br />
</li>
<li><span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kullanıcıyı Engelleme (Blocking):</span> Kullanıcılar, rahatsız edici buldukları diğer kullanıcıları "Engelle" butonu ile engelleyebilirler. Engellenen kullanıcının içerikleri, engelleyen kişinin akışından anında kaldırılır.</span><br />
</li>
<li><span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">24 Saat İçinde Müdahale:</span> Uygulama yönetimi, rapor edilen sakıncalı içerikleri ve kötü niyetli kullanıcıları <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">en geç 24 saat içerisinde</span> incelemekle, ihlal tespit edilen içeriği sistemden kaldırmakla ve ilgili kullanıcıyı platformdan tamamen uzaklaştırmakla (banlamakla) yükümlüdür.</span><br />
</li>
</ul>
<span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">5. Fikri Mülkiyet</span> Uygulamanın tasarımı, kodları ve altyapısı <a href="https://www.duygusuz.com/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">www.duygusuz.com</a>'a aittir. Kullanıcılar, platforma ekledikleri içeriklerin yayın hakkını bedelsiz olarak <a href="https://www.duygusuz.com/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">www.duygusuz.com</a>'a vermiş sayılırlar. Yönetim, kuralları ihlal eden veya hukuki sorun teşkil eden her türlü içeriği önceden haber vermeksizin silme hakkını saklı tutar.</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">1. Giriş ve Kabul</span> <a href="https://www.duygusuz.com/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">www.duygusuz.com</a> mobil uygulamasına ("Uygulama") hoş geldiniz. Bu Uygulamayı indirerek, kurarak veya kullanarak bu Son Kullanıcı Lisans Sözleşmesi'ni ("EULA" veya "Koşullar") kabul etmiş sayılırsınız. Eğer bu Koşullar'ın herhangi bir kısmını kabul etmiyorsanız, lütfen Uygulamayı kullanmayın.</span><br />
<span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">2. Üyelik Kuralları ve Hesap Güvenliği</span> Uygulama içerisindeki forum özelliklerinden faydalanabilmek için üye olmanız gerekmektedir.</span><ul class="mycode_list"><li><span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yaş Sınırı:</span> Uygulamaya üye olabilmek için en az 13 yaşında (veya bulunduğunuz ülkedeki yasal yaş sınırında) olmanız gerekmektedir.</span><br />
</li>
<li><span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Doğru Bilgi ve Tekli Hesap:</span> Kayıt aşamasında sağlanan bilgilerin güncel olması zorunludur. Her kullanıcının yalnızca bir hesabı olabilir. Multi-üyelik tespiti halinde hesaplar kapatılır.</span><br />
</li>
<li><span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hesap Güvenliği:</span> Şifrenizin gizliliğinden tamamen siz sorumlusunuz.</span><br />
</li>
</ul>
<span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">3. Kullanıcı Tarafından Oluşturulan İçerik (UGC) ve Davranış Kuralları</span> <a href="https://www.duygusuz.com/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">www.duygusuz.com</a> topluluğunun huzuru için aşağıdaki kurallara uyulması zorunludur. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Platformumuzda sakıncalı içeriklere ve kötü niyetli kullanıcılara karşı SIFIR TOLERANS politikası uygulanmaktadır.</span></span><ul class="mycode_list"><li><span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Saygı Çerçevesi:</span> Diğer üyelere, yöneticilere veya üçüncü şahıslara yönelik hakaret, tehdit, küfür, aşağılayıcı veya nefret söylemi (ırk, din, dil, cinsiyet vb. temelli) içeren mesajlar kesinlikle paylaşılamaz.</span><br />
</li>
<li><span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Müstehcen ve Yasadışı İçerik:</span> +18 yetişkin içeriklerin, pornografik görsellerin, yasadışı maddeleri özendiren metinlerin veya telif haklarını ihlal eden materyallerin paylaşımı kesinlikle yasaktır.</span><br />
</li>
<li><span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Spam:</span> Önceden izin alınmaksızın reklam yapılması veya ardışık anlamsız mesajlar gönderilmesi yasaktır. Uygulama içerisinde paylaşılan tüm içeriklerin yasal sorumluluğu kullanıcıya aittir.</span><br />
</li>
</ul>
<span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">4. Moderasyon, Şikayet ve Engelleme Mekanizmaları (ÖNEMLİ)</span> Uygulama, kullanıcıların güvenliğini sağlamak amacıyla aşağıdaki güvenlik araçlarını sunar ve uygular:</span><ul class="mycode_list"><li><span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İçerik Filtreleme:</span> Sakıncalı içerikler, proaktif filtreleme yöntemleri ve topluluk bildirimleri ile sürekli olarak denetlenmektedir.</span><br />
</li>
<li><span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İçeriği Şikayet Etme (Flagging):</span> Kullanıcılar, rahatsız edici buldukları veya kuralları ihlal eden içerikleri uygulama içindeki "Şikayet Et" butonu ile yönetime anında bildirebilirler.</span><br />
</li>
<li><span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kullanıcıyı Engelleme (Blocking):</span> Kullanıcılar, rahatsız edici buldukları diğer kullanıcıları "Engelle" butonu ile engelleyebilirler. Engellenen kullanıcının içerikleri, engelleyen kişinin akışından anında kaldırılır.</span><br />
</li>
<li><span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">24 Saat İçinde Müdahale:</span> Uygulama yönetimi, rapor edilen sakıncalı içerikleri ve kötü niyetli kullanıcıları <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">en geç 24 saat içerisinde</span> incelemekle, ihlal tespit edilen içeriği sistemden kaldırmakla ve ilgili kullanıcıyı platformdan tamamen uzaklaştırmakla (banlamakla) yükümlüdür.</span><br />
</li>
</ul>
<span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">5. Fikri Mülkiyet</span> Uygulamanın tasarımı, kodları ve altyapısı <a href="https://www.duygusuz.com/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">www.duygusuz.com</a>'a aittir. Kullanıcılar, platforma ekledikleri içeriklerin yayın hakkını bedelsiz olarak <a href="https://www.duygusuz.com/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">www.duygusuz.com</a>'a vermiş sayılırlar. Yönetim, kuralları ihlal eden veya hukuki sorun teşkil eden her türlü içeriği önceden haber vermeksizin silme hakkını saklı tutar.</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Kur’an’da Allah Zekâtı, Malımızdan Mı Yoksa Kazancımızdan Mı Vermemizi Emrediyor.]]></title>
			<link>https://duygusuz.com/showthread.php?tid=121636</link>
			<pubDate>Sun, 03 May 2026 08:57:25 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://duygusuz.com/member.php?action=profile&uid=16197">halukgta</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://duygusuz.com/showthread.php?tid=121636</guid>
			<description><![CDATA[Bu makalemde sizleri, Kur’an’da geçen zekât, sadaka konusu üzerinde düşünmeye davet etmek istiyorum. Bizler her konuda olduğu gibi zekât, sadaka konusunu da genellikle mezheplerin bizlere öğrettiği bilgiler ışığında anlamaya çalışırız. Zekât kelime anlamı olarak arınmak, temizlenmek, bereket anlamlarına gelir. Hatta Bakara suresi 261. Ayetinde Allah, zekât ve sadaka vermeyi teşvik için başak tanesine benzetir ve bakın nasıl örnek verir. “ALLAH YOLUNDA MALLARINI HARCAYANLARIN DURUMU, KENDİSİNDEN YEDİ BAŞAK ÇIKAN VE HER BAŞAKTA YÜZ TANE BULUNAN BİR BUĞDAY TOHUMUNA BENZER.“ Diyerek Müslümanları zekâta, sadakaya teşvik eder. Bunu daha da ileri götürüp, Bakara 245. Ayetinde bakın nasıl bir örnek verir “KİMDİR ALLAH’A GÜZEL BİR BORÇ VERECEK O KİMSE Kİ, ALLAH’TA O BORCU KENDİSİNE KAT KAT ÖDESİN”<br />
<br />
Bakın Rabbimiz Allah’ın rızasını kazanmak için, gelirinden ihtiyacı olanlara vermeyi dağıtmayı, infak etmeyi Allah’a verilen bir borç olarak görüyor ve diyor ki, Allah’ın huzuruna geldiğinizde bunun kat kat fazlasını alırsınız. Peki, bunu insanlar gönüllü mü veriyorlar? Yoksa günümüzde mezheplerin topluma öğrettiği gibi, zekât vereceksen şu malından bu kadar, bu malından şu kadar vereceksin diye bir sınır var mı? KUR’AN’DA BÖYLE BİR LİSTEYİ, BU DÜNYADA İMTİHAN OLMANIN GEREĞİ OLARAK ASLA BULAMAZSINIZ, ama mezheplerin zekât konusuna yaptığı ilaveleri okuduğunuzda, inanılmaz bir liste görebilirsiniz. Kur’an’ın bahsetmediği hiçbir hükmün, dinin emri olamayacağından yola çıkarak, bizler bu konuda Allah ne emrediyor, bizlere öğretilen rivayetlerin etkisinde kalmadan, onu Kur’an’dan birlikte anlamaya çalışalım. Sizce vereceğimiz zekâtı, edindiğimiz mallardan mı vermemiz gerekir, örneğin evimizin zekâtı, arabamızın zekâtı kadının taktığı takı altının zekâtı gibi. Böyle olduğunu düşenlerin Kur’an’dan verdiği örneğe önce bakalım. Bu örnek daha sonra yazacağım ayetlerden çok farklı, lütfen üzerinde dikkatle düşünelim.<br />
<br />
Tevbe 103: ONLARI ARINDIRMAK VE TEMİZE ÇIKARMAK ÜZERE, MALLARINDAN SADAKA AL! BİR DE ONLAR İÇİN DUA ET; ÇÜNKÜ SENİN DUAN ONLARA HUZUR VERİR. ALLAH HER ŞEYİ ÇOK İYİ İŞİTMEKTE VE BİLMEKTEDİR. (Kur’an yolu Diyanet işl.)<br />
<br />
Bakın ayette Allah Resulüne bir emir veriyor ve diyor ki, iman eden kullarımdan, onları arındırmak ve temizlemek için onların MALLARINDAN SADAKA AL. Aslında bu ayet zekât ve sadaka konulu diğer ayetlerden çok daha farklı. Allah’ın Resulü neden toplayacak? Çünkü diğer zekât ve sadaka konulu ayetlerde hiç kimsenin toplamasından bahsedilmediği gibi, herhangi bir sınırda konmamıştır, mecburiyet te yoktur. Onun için zekât Allah tarafından teşvik edilir, makalemin ilk bölümünde örneklerini vermiştim. Bu ayette de mallarınızdan sadaka al sözünden, GELİR GETİREN MALLARININ KAZANDIKLARINDAN AL DİYE ANLAMALIYIZ. YOKSA GELİR GETİRMEYEN BİR MALIN NERESİNDEN ALACAKSIN. ÖYLE OLSA O MAL SÜREKLİ EKSİLİR. Şöyle düşünün lütfen, bir kadın kolundaki bileziğin zekâtını vermelidir dersek, o bilezikler gelir getirmeyip kadının garantisi olduğundan, sürekli azalır. Sizce Resulün topladığı bu sadaka ne olabilir? Bakın ayette zekât topla demiyor, sadaka topla diyor. Zekât ve sadaka aslında farklı anlamda değildir, her ikisi de Allah’ın rızasını kazanmak için olmayanlara vermek infak etmektir. DEMEK Kİ AYETTE GEÇEN SADAKALARIN ÖZELLİKLE TOPLANMASINI RESULÜNDEN İSTİYORSA ALLAH, BU SADAKALAR DEVLETİ YÖNETEN RESULÜN İHTİYAÇ DUYDUĞUNDA, HEM DEVLETİ YÖNETMEK HEMDE İHTİYACI OLANLARA VERMEK İÇİN TOPLANAN, VERGİDEN BAŞKA BİR ŞEY OLAMAZ. Dikkat ettiyseniz özelikle MALLARINDAN ALINMASINI, YANİ HER AİLENİN ZENGİNLİĞİNE GÖRE AYRI BELİRLENEREK tespit edilmesini ve öyle alınması emri veriliyor. Bu ayet sanırım yanlış anlaşıldığından, zekâtın yılda bir kez mallarından verileceği, mezhepler tarafından topluma kabul ettirilmiş olabilir. Çünkü Zekât, her zaman verilmesi gereken emirdir. Ama Resulün devletin ihtiyacı olduğunda topladığı ve herkesin malının ölçüsü değerinde alınan bu sadakanın, verginin yılda bir ya da gerektiğinde toplanması çok normaldir. Bu durumda Kur’an’ın diğer ayetlerinde geçen zekât ile hiçbir ilgisi olmadığını görüyoruz. Sadaka konusunda geçen bir ayeti daha hatırlayalım.<br />
<br />
“SADAKALAR, ALLAH’TAN BİR YÜKÜMLÜLÜK OLARAK, YOKSULLARA, DÜŞKÜNLERE, BU KONUDA ÇALIŞAN GÖREVLİLERE, SEMPATİZANLARA, KÖLELERİN ÖZGÜRLÜĞÜ İÇİN, BORÇLULARA, ALLAH YOLUNA VE YOLDA KALMIŞLARA VERİLMELİ. ALLAH BİLENDİR, BİLGEDİR. (Tevbe 60)<br />
<br />
Bakın yine burada, sadaka konusuna açıklama getiriyor ve Allah’tan bir yükümlülük olarak yoksullara, düşkünlere ve SADAKA TOPLAMAKLA GÖREVLİ OLAN KİŞİLERE VERİLECEĞİNİ BİLDİRİYOR. Bu iki ayeti birlikte düşündüğümüzde, Allah’ın Resulünün o devrin koşullarına göre tespit edip, malları oranında belirlediği bir vergiden bahsediliyor dememiz yanlış olmaz. Enam suresi 141. Ayetinde şöyle geçer. “Çardaklı ve çardaksız bahçeler meydana getiren, tatları birbirinden farklı hurmalar ve ekinler, birbirine benzeyen ve benzemeyen zeytinler ve narlar yaratan O’dur. Ürün verdiğinde ürününden yiyin ve hasat gününde de hakkını verin.” Bu ayette geçen hasat gününde hakkını verin sözlerinden, bakın ayette malınızdan yoksulun hakkını verin diye anlamışlar. Hâlbuki bu ayette bahsedilen kazancınızdan olmayana hayır olarak verin anlamındadır. Dikkat ettiyseniz hiç kimse sizden almıyor ve siz herhangi bir ölçüyle değil, gönlünüzden kopanı veriyorsunuz. Aynı uyarılar İsra 26, Rum 38. Ayetler. Zariyat suresi 19. Ayetinde şöyle geçer. “ONLARIN MALLARINDA İSTEYEN VE İSTEMEYEN YOKSULLAR İÇİN BİR HAK VARDI.” Mal kelimesi, gelir getiren her şeye denir. Rabbimiz bu ayetinde de çok açık mallarınızın kazancından, yoksulunda bir payı vardı onu unutmayın diyor. Hatırlatmak isterim, asla hiçbir ölçü ve sınır koymadan özgürce insanların imtihanı gereği kendilerinin vermesini istiyor. Tevbe 103. Ayetinde ise Allah, Resulünün bizzat mallarının kazancından al diyor. Mallarından al demekle aslında şunu söylüyor. Kazançlarının ölçüsü oranında al. Bu konu, Tevbe suresi 60. Ayette de tekrar ediliyor. Allah’ın Resulünün mallarından sadaka al ayetinden, o gün benim söylediğim şekliyle anlaşılmış ki, bakın rivayetlerde bu konu nasıl gerçekleştirildiği anlatılır. Ölçüyü o günün şartlarında konulduğu anlaşılıyor.<br />
<br />
6516 – Hz. Cabir İbnu Abdillah radıyallahu anhüma anlatıyor: “Resulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: “BEŞ DEVEDEN AŞAĞI MAL İÇİN ZEKÂT YOKTUR. Beş okiyyeden az (gümüş için de) zekât yoktur. Beş vask miktarından az olan (hurma, üzüm ve hububat) için de zekât yoktur.”<br />
<br />
6521 – Amr İbnu Şu’ayb an ebihi an ceddihi radıyallahu anhüma anlatıyor: “Resulullah aleyhissalatu vesselam, (yerden çıkan mahsullerden) şu beş şeyden zekât verilmesini teşri buyurdu: “BUĞDAY, ARPA, HURMA, ÜZÜM VE DARI.”<br />
<br />
6514 – İbnu Ömer ve Hz. Aişe radıyallahu anhüma’nın anlattığına göre: “Resulullah aleyhissalatu vesselam, HER YİRMİ DİNAR VE DAHA FAZLASI İÇİN YARIM DİNAR (ZEKÂT) ALIRDI, KIRK DİNAR İÇİN DE BİR DİNAR (ZEKÂT) ALIRDI.<br />
<br />
Sizlerinde çok açık anladığınız gibi, Allah’ın Resulü, devleti yönetirken ihtiyaçları görebilmek için, gelirleri ölçüsünce onlardan VERGİ TOLUYOR. Gelelim Kur’an’da geçen zekât, infak konusuna. Ayetler üzerinde dikkatle düşünelim, Allah zekât ve sadaka yani Allah yolunda yapacağımız hayırlarımızda herhangi bir ölçü sınır koymuş mu, BİZLERE BIRAKIP KAZANCIMIZDAN MI YOKSA DAHA ÖNCE EDİNDİĞİMİZ MAL VE MÜLKÜMÜZ ÜZERİNDEN Mİ ZEKÂT VERECEĞİZ ona bakalım.<br />
<br />
EY İMAN EDENLER! KAZANDIKLARINIZIN İYİLERİNDEN VE YERDEN SİZİN İÇİN ÇIKARDIKLARIMIZDAN ALLAH YOLUNDA HARCAYIN. KENDİNİZİN GÖZ YUMMADAN ALICISI OLMAYACAĞINIZ BAYAĞI ŞEYLERİ VERMEYE KALKIŞMAYIN VE BİLİN Kİ ALLAH, HER BAKIMDAN ZENGİNDİR, ÖVÜLMEYE LÂYIKTIR. (Bakara 267)<br />
<br />
“YİNE SANA İYİLİK YOLUNDA NE HARCAYACAKLARINI SORUYORLAR. “İHTİYAÇ FAZLASINI” DE. ALLAH, DÜŞÜNESİNİZ DİYE SİZE ÂYETLERİNİ BÖYLE AÇIKLIYOR.” (BAKARA 219)<br />
<br />
“SALÂTI YERİNE GETİRİN, ZEKÂTI GERÇEKLEŞTİRİN; KENDİNİZ İÇİN HAYIR OLARAK NE SUNMUŞSANIZ ALLAH KATINDA ONU BULACAKSINIZ. ALLAH, YAPTIKLARINIZI GÖRENDİR.” (Bakara 110)<br />
<br />
“SANA ALLAH YOLUNDA NE HARCAYACAKLARINI SORUYORLAR. DE Kİ: “HAYIR OLARAK NE HARCARSANIZ O, ANA-BABA, AKRABA, YETİMLER, FAKİRLER VE YOLDA KALMIŞLAR İÇİNDİR. HAYIR OLARAK NE YAPARSANIZ, GERÇEKTEN ALLAH ONU HAKKIYLA BİLİR.” (Bakara 215)<br />
<br />
“ONLAR, SALATI İKÂME EDEN VE KENDİLERİNE RIZIK OLARAK VERDİĞİMİZ ŞEYLERDEN İNFAK EDENLERDİR.” (Enfal 3)<br />
<br />
“EY İMAN EDENLER! HİÇBİR ALIŞVERİŞİN, HİÇBİR DOSTLUĞUN VE HİÇBİR ŞEFAATİN OLMADIĞI KIYAMET GÜNÜ GELMEDEN ÖNCE, SİZE RIZIK OLARAK VERDİKLERİMİZDEN ALLAH YOLUNDA HARCAYIN. İNKÂR EDENLER İSE ZALİMLERİN TA KENDİLERİDİR.” (Bakara 254)<br />
<br />
“ONLAR RABLERİNİN RIZASINI İSTEYEREK SABREDEN, SALATI YERİNE GETİREN, KENDİLERİNE RIZIK OLARAK VERDİĞİMİZ ŞEYLERDEN GİZLİ VE AÇIK OLARAK (ALLAH YOLUNDA) İNFAK EDEN (VEREN) VE KÖTÜLÜĞÜ İYİLİKLE SAVAN KİŞİLERDİR. İŞTE ONLAR VAR YA, (DÜNYA) YURDUNUN (GÜZEL) SONU SADECE ONLARINDIR.” (Rad 22)<br />
<br />
Allah yolunda bizlerin, neler harcayacağımızı nasıl zekât verip infakta bulunacağımızı, ayetlerinde çok açık bildiriyor. Makalemin başında Tevbe suresi 103. Ayetinde, Allah’ın Resulünün bizzat topladığı ve MALLARININ ÖLÇÜ kabul edilip belirlendiği bir sadakadan bahsediliyordu. Yazdığım zekât, infak konulu ayetlerin tamamında ise çok farklı bir zekâttan bahsediliyor. MALLARINDAN DEĞİL, KAZANDIKLARINDAN ZEKÂT VERİLMESİ İSTENİYOR. Mantıkta zaten onu gerektirir. Malın vardır ama gelir getirmiyordur, onun zekâtı mı olur? Gelir getiren bir malın olacak ki, ondan kazandığının zekâtını, Allah yoluna harayacaksın. Ayetleri hatırlayalım. “KAZANDIKLARINIZIN İYİLERİNDEN VE YERDEN SİZİN İÇİN ÇIKARDIKLARIMIZDAN, ALLAH YOLUNDA HARCAYIN.(Bakara 267) “İHTİYAÇ FAZLASINI VERİN” (Bakara 219) “KENDİNİZ İÇİN HAYIR OLARAK NE SUNMUŞSANIZ, ALLAH KATINDA ONU BULACAKSINIZ.” (Bakara 110) “SANA ALLAH YOLUNDA NE HARCAYACAKLARINI SORUYORLAR. DE Kİ: “HAYIR OLARAK NE HARCARSANIZ O.” (Bakara 215) “KENDİLERİNE RIZIK OLARAK VERDİĞİMİZ ŞEYLERDEN İNFAK EDENLERDİR.” (Enfal 3) “SİZE RIZIK OLARAK VERDİKLERİMİZDEN ALLAH YOLUNDA HARCAYIN.” (Bakara 254) “KENDİLERİNE RIZIK OLARAK VERDİĞİMİZ ŞEYLERDEN GİZLİ VE AÇIK OLARAK İNFAK EDİN.” (Rad 22)<br />
<br />
Dikkat ettiyseniz, Allah yolunda harcayacaklarımız yani zekât ve sadakalarımızı verirken bizler, gönüllük esasına göre vereceğimizi ve verdiğimiz zekât sadakalarımızı da, kazancımızdan vermemiz gerektiği, çok açık anlaşılıyor. Bakara 215. Ayet Allah yolunda harcayacaklarımın nasıl gönüllü olduğunu açıklıyordu tekrar hatırlayalım. “SANA ALLAH YOLUNDA NE HARCAYACAKLARINI SORUYORLAR. DE Kİ: “HAYIR OLARAK NE HARCARSANIZ O.”<br />
<br />
Değerli dostlarım, Kur’an hükümlerini doğru anlayabilmek için, hiç bir etki altında kalmadan,  bizler gereken çabayı gösterip doğru araştıralım. Elbette bizlerde insanız hata yapabiliriz, ama çabalarımız nispetinde inanın bir gün yanlışlarımızı fark edip, düzelteceğimizi lütfen unutmayalım. Bu çabayı göstermediğimizde ise, hiçbir zaman yanlışlarımızı fark etme imkânımız olmayacağını da bilelim. Bunu da doğru yapabilmek için, her zaman söylediğim gibi, önce kafamızdaki yanlış, batıl hurafe bilgilerden kurtulalım, tertemiz düşüncelerimizle Kur’an’ı okuyup anlamaya çalışalım ki, gerçeklerle buluşabilelim. Dilerim bu çabanın içinde olan, Allah’ın azınlık halis kulları arasında oluruz. Çok güzel bir ata sözümüz vardır. NE VERiRSEN ELİNLE, O GELİR SENİNLE.<br />
<br />
Saygılarımla<br />
Haluk GÜMÜŞTABAK<br />
<br />
<a href="https://kuranadavet1.wordpress.com/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">https://kuranadavet1.wordpress.com/</a><br />
<br />
<a href="https://twitter.com/KURANA_DAVET" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">https://twitter.com/KURANA_DAVET</a><br />
<br />
<a href="http://www.hakyolkuran.com/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">http://www.hakyolkuran.com/</a><br />
<br />
<a href="https://www.facebook.com/Kuranadavet1/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">https://www.facebook.com/Kuranadavet1/</a><br />
<br />
<a href="https://hakyolkuran1.blogspot.com/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">https://hakyolkuran1.blogspot.com/</a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Bu makalemde sizleri, Kur’an’da geçen zekât, sadaka konusu üzerinde düşünmeye davet etmek istiyorum. Bizler her konuda olduğu gibi zekât, sadaka konusunu da genellikle mezheplerin bizlere öğrettiği bilgiler ışığında anlamaya çalışırız. Zekât kelime anlamı olarak arınmak, temizlenmek, bereket anlamlarına gelir. Hatta Bakara suresi 261. Ayetinde Allah, zekât ve sadaka vermeyi teşvik için başak tanesine benzetir ve bakın nasıl örnek verir. “ALLAH YOLUNDA MALLARINI HARCAYANLARIN DURUMU, KENDİSİNDEN YEDİ BAŞAK ÇIKAN VE HER BAŞAKTA YÜZ TANE BULUNAN BİR BUĞDAY TOHUMUNA BENZER.“ Diyerek Müslümanları zekâta, sadakaya teşvik eder. Bunu daha da ileri götürüp, Bakara 245. Ayetinde bakın nasıl bir örnek verir “KİMDİR ALLAH’A GÜZEL BİR BORÇ VERECEK O KİMSE Kİ, ALLAH’TA O BORCU KENDİSİNE KAT KAT ÖDESİN”<br />
<br />
Bakın Rabbimiz Allah’ın rızasını kazanmak için, gelirinden ihtiyacı olanlara vermeyi dağıtmayı, infak etmeyi Allah’a verilen bir borç olarak görüyor ve diyor ki, Allah’ın huzuruna geldiğinizde bunun kat kat fazlasını alırsınız. Peki, bunu insanlar gönüllü mü veriyorlar? Yoksa günümüzde mezheplerin topluma öğrettiği gibi, zekât vereceksen şu malından bu kadar, bu malından şu kadar vereceksin diye bir sınır var mı? KUR’AN’DA BÖYLE BİR LİSTEYİ, BU DÜNYADA İMTİHAN OLMANIN GEREĞİ OLARAK ASLA BULAMAZSINIZ, ama mezheplerin zekât konusuna yaptığı ilaveleri okuduğunuzda, inanılmaz bir liste görebilirsiniz. Kur’an’ın bahsetmediği hiçbir hükmün, dinin emri olamayacağından yola çıkarak, bizler bu konuda Allah ne emrediyor, bizlere öğretilen rivayetlerin etkisinde kalmadan, onu Kur’an’dan birlikte anlamaya çalışalım. Sizce vereceğimiz zekâtı, edindiğimiz mallardan mı vermemiz gerekir, örneğin evimizin zekâtı, arabamızın zekâtı kadının taktığı takı altının zekâtı gibi. Böyle olduğunu düşenlerin Kur’an’dan verdiği örneğe önce bakalım. Bu örnek daha sonra yazacağım ayetlerden çok farklı, lütfen üzerinde dikkatle düşünelim.<br />
<br />
Tevbe 103: ONLARI ARINDIRMAK VE TEMİZE ÇIKARMAK ÜZERE, MALLARINDAN SADAKA AL! BİR DE ONLAR İÇİN DUA ET; ÇÜNKÜ SENİN DUAN ONLARA HUZUR VERİR. ALLAH HER ŞEYİ ÇOK İYİ İŞİTMEKTE VE BİLMEKTEDİR. (Kur’an yolu Diyanet işl.)<br />
<br />
Bakın ayette Allah Resulüne bir emir veriyor ve diyor ki, iman eden kullarımdan, onları arındırmak ve temizlemek için onların MALLARINDAN SADAKA AL. Aslında bu ayet zekât ve sadaka konulu diğer ayetlerden çok daha farklı. Allah’ın Resulü neden toplayacak? Çünkü diğer zekât ve sadaka konulu ayetlerde hiç kimsenin toplamasından bahsedilmediği gibi, herhangi bir sınırda konmamıştır, mecburiyet te yoktur. Onun için zekât Allah tarafından teşvik edilir, makalemin ilk bölümünde örneklerini vermiştim. Bu ayette de mallarınızdan sadaka al sözünden, GELİR GETİREN MALLARININ KAZANDIKLARINDAN AL DİYE ANLAMALIYIZ. YOKSA GELİR GETİRMEYEN BİR MALIN NERESİNDEN ALACAKSIN. ÖYLE OLSA O MAL SÜREKLİ EKSİLİR. Şöyle düşünün lütfen, bir kadın kolundaki bileziğin zekâtını vermelidir dersek, o bilezikler gelir getirmeyip kadının garantisi olduğundan, sürekli azalır. Sizce Resulün topladığı bu sadaka ne olabilir? Bakın ayette zekât topla demiyor, sadaka topla diyor. Zekât ve sadaka aslında farklı anlamda değildir, her ikisi de Allah’ın rızasını kazanmak için olmayanlara vermek infak etmektir. DEMEK Kİ AYETTE GEÇEN SADAKALARIN ÖZELLİKLE TOPLANMASINI RESULÜNDEN İSTİYORSA ALLAH, BU SADAKALAR DEVLETİ YÖNETEN RESULÜN İHTİYAÇ DUYDUĞUNDA, HEM DEVLETİ YÖNETMEK HEMDE İHTİYACI OLANLARA VERMEK İÇİN TOPLANAN, VERGİDEN BAŞKA BİR ŞEY OLAMAZ. Dikkat ettiyseniz özelikle MALLARINDAN ALINMASINI, YANİ HER AİLENİN ZENGİNLİĞİNE GÖRE AYRI BELİRLENEREK tespit edilmesini ve öyle alınması emri veriliyor. Bu ayet sanırım yanlış anlaşıldığından, zekâtın yılda bir kez mallarından verileceği, mezhepler tarafından topluma kabul ettirilmiş olabilir. Çünkü Zekât, her zaman verilmesi gereken emirdir. Ama Resulün devletin ihtiyacı olduğunda topladığı ve herkesin malının ölçüsü değerinde alınan bu sadakanın, verginin yılda bir ya da gerektiğinde toplanması çok normaldir. Bu durumda Kur’an’ın diğer ayetlerinde geçen zekât ile hiçbir ilgisi olmadığını görüyoruz. Sadaka konusunda geçen bir ayeti daha hatırlayalım.<br />
<br />
“SADAKALAR, ALLAH’TAN BİR YÜKÜMLÜLÜK OLARAK, YOKSULLARA, DÜŞKÜNLERE, BU KONUDA ÇALIŞAN GÖREVLİLERE, SEMPATİZANLARA, KÖLELERİN ÖZGÜRLÜĞÜ İÇİN, BORÇLULARA, ALLAH YOLUNA VE YOLDA KALMIŞLARA VERİLMELİ. ALLAH BİLENDİR, BİLGEDİR. (Tevbe 60)<br />
<br />
Bakın yine burada, sadaka konusuna açıklama getiriyor ve Allah’tan bir yükümlülük olarak yoksullara, düşkünlere ve SADAKA TOPLAMAKLA GÖREVLİ OLAN KİŞİLERE VERİLECEĞİNİ BİLDİRİYOR. Bu iki ayeti birlikte düşündüğümüzde, Allah’ın Resulünün o devrin koşullarına göre tespit edip, malları oranında belirlediği bir vergiden bahsediliyor dememiz yanlış olmaz. Enam suresi 141. Ayetinde şöyle geçer. “Çardaklı ve çardaksız bahçeler meydana getiren, tatları birbirinden farklı hurmalar ve ekinler, birbirine benzeyen ve benzemeyen zeytinler ve narlar yaratan O’dur. Ürün verdiğinde ürününden yiyin ve hasat gününde de hakkını verin.” Bu ayette geçen hasat gününde hakkını verin sözlerinden, bakın ayette malınızdan yoksulun hakkını verin diye anlamışlar. Hâlbuki bu ayette bahsedilen kazancınızdan olmayana hayır olarak verin anlamındadır. Dikkat ettiyseniz hiç kimse sizden almıyor ve siz herhangi bir ölçüyle değil, gönlünüzden kopanı veriyorsunuz. Aynı uyarılar İsra 26, Rum 38. Ayetler. Zariyat suresi 19. Ayetinde şöyle geçer. “ONLARIN MALLARINDA İSTEYEN VE İSTEMEYEN YOKSULLAR İÇİN BİR HAK VARDI.” Mal kelimesi, gelir getiren her şeye denir. Rabbimiz bu ayetinde de çok açık mallarınızın kazancından, yoksulunda bir payı vardı onu unutmayın diyor. Hatırlatmak isterim, asla hiçbir ölçü ve sınır koymadan özgürce insanların imtihanı gereği kendilerinin vermesini istiyor. Tevbe 103. Ayetinde ise Allah, Resulünün bizzat mallarının kazancından al diyor. Mallarından al demekle aslında şunu söylüyor. Kazançlarının ölçüsü oranında al. Bu konu, Tevbe suresi 60. Ayette de tekrar ediliyor. Allah’ın Resulünün mallarından sadaka al ayetinden, o gün benim söylediğim şekliyle anlaşılmış ki, bakın rivayetlerde bu konu nasıl gerçekleştirildiği anlatılır. Ölçüyü o günün şartlarında konulduğu anlaşılıyor.<br />
<br />
6516 – Hz. Cabir İbnu Abdillah radıyallahu anhüma anlatıyor: “Resulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: “BEŞ DEVEDEN AŞAĞI MAL İÇİN ZEKÂT YOKTUR. Beş okiyyeden az (gümüş için de) zekât yoktur. Beş vask miktarından az olan (hurma, üzüm ve hububat) için de zekât yoktur.”<br />
<br />
6521 – Amr İbnu Şu’ayb an ebihi an ceddihi radıyallahu anhüma anlatıyor: “Resulullah aleyhissalatu vesselam, (yerden çıkan mahsullerden) şu beş şeyden zekât verilmesini teşri buyurdu: “BUĞDAY, ARPA, HURMA, ÜZÜM VE DARI.”<br />
<br />
6514 – İbnu Ömer ve Hz. Aişe radıyallahu anhüma’nın anlattığına göre: “Resulullah aleyhissalatu vesselam, HER YİRMİ DİNAR VE DAHA FAZLASI İÇİN YARIM DİNAR (ZEKÂT) ALIRDI, KIRK DİNAR İÇİN DE BİR DİNAR (ZEKÂT) ALIRDI.<br />
<br />
Sizlerinde çok açık anladığınız gibi, Allah’ın Resulü, devleti yönetirken ihtiyaçları görebilmek için, gelirleri ölçüsünce onlardan VERGİ TOLUYOR. Gelelim Kur’an’da geçen zekât, infak konusuna. Ayetler üzerinde dikkatle düşünelim, Allah zekât ve sadaka yani Allah yolunda yapacağımız hayırlarımızda herhangi bir ölçü sınır koymuş mu, BİZLERE BIRAKIP KAZANCIMIZDAN MI YOKSA DAHA ÖNCE EDİNDİĞİMİZ MAL VE MÜLKÜMÜZ ÜZERİNDEN Mİ ZEKÂT VERECEĞİZ ona bakalım.<br />
<br />
EY İMAN EDENLER! KAZANDIKLARINIZIN İYİLERİNDEN VE YERDEN SİZİN İÇİN ÇIKARDIKLARIMIZDAN ALLAH YOLUNDA HARCAYIN. KENDİNİZİN GÖZ YUMMADAN ALICISI OLMAYACAĞINIZ BAYAĞI ŞEYLERİ VERMEYE KALKIŞMAYIN VE BİLİN Kİ ALLAH, HER BAKIMDAN ZENGİNDİR, ÖVÜLMEYE LÂYIKTIR. (Bakara 267)<br />
<br />
“YİNE SANA İYİLİK YOLUNDA NE HARCAYACAKLARINI SORUYORLAR. “İHTİYAÇ FAZLASINI” DE. ALLAH, DÜŞÜNESİNİZ DİYE SİZE ÂYETLERİNİ BÖYLE AÇIKLIYOR.” (BAKARA 219)<br />
<br />
“SALÂTI YERİNE GETİRİN, ZEKÂTI GERÇEKLEŞTİRİN; KENDİNİZ İÇİN HAYIR OLARAK NE SUNMUŞSANIZ ALLAH KATINDA ONU BULACAKSINIZ. ALLAH, YAPTIKLARINIZI GÖRENDİR.” (Bakara 110)<br />
<br />
“SANA ALLAH YOLUNDA NE HARCAYACAKLARINI SORUYORLAR. DE Kİ: “HAYIR OLARAK NE HARCARSANIZ O, ANA-BABA, AKRABA, YETİMLER, FAKİRLER VE YOLDA KALMIŞLAR İÇİNDİR. HAYIR OLARAK NE YAPARSANIZ, GERÇEKTEN ALLAH ONU HAKKIYLA BİLİR.” (Bakara 215)<br />
<br />
“ONLAR, SALATI İKÂME EDEN VE KENDİLERİNE RIZIK OLARAK VERDİĞİMİZ ŞEYLERDEN İNFAK EDENLERDİR.” (Enfal 3)<br />
<br />
“EY İMAN EDENLER! HİÇBİR ALIŞVERİŞİN, HİÇBİR DOSTLUĞUN VE HİÇBİR ŞEFAATİN OLMADIĞI KIYAMET GÜNÜ GELMEDEN ÖNCE, SİZE RIZIK OLARAK VERDİKLERİMİZDEN ALLAH YOLUNDA HARCAYIN. İNKÂR EDENLER İSE ZALİMLERİN TA KENDİLERİDİR.” (Bakara 254)<br />
<br />
“ONLAR RABLERİNİN RIZASINI İSTEYEREK SABREDEN, SALATI YERİNE GETİREN, KENDİLERİNE RIZIK OLARAK VERDİĞİMİZ ŞEYLERDEN GİZLİ VE AÇIK OLARAK (ALLAH YOLUNDA) İNFAK EDEN (VEREN) VE KÖTÜLÜĞÜ İYİLİKLE SAVAN KİŞİLERDİR. İŞTE ONLAR VAR YA, (DÜNYA) YURDUNUN (GÜZEL) SONU SADECE ONLARINDIR.” (Rad 22)<br />
<br />
Allah yolunda bizlerin, neler harcayacağımızı nasıl zekât verip infakta bulunacağımızı, ayetlerinde çok açık bildiriyor. Makalemin başında Tevbe suresi 103. Ayetinde, Allah’ın Resulünün bizzat topladığı ve MALLARININ ÖLÇÜ kabul edilip belirlendiği bir sadakadan bahsediliyordu. Yazdığım zekât, infak konulu ayetlerin tamamında ise çok farklı bir zekâttan bahsediliyor. MALLARINDAN DEĞİL, KAZANDIKLARINDAN ZEKÂT VERİLMESİ İSTENİYOR. Mantıkta zaten onu gerektirir. Malın vardır ama gelir getirmiyordur, onun zekâtı mı olur? Gelir getiren bir malın olacak ki, ondan kazandığının zekâtını, Allah yoluna harayacaksın. Ayetleri hatırlayalım. “KAZANDIKLARINIZIN İYİLERİNDEN VE YERDEN SİZİN İÇİN ÇIKARDIKLARIMIZDAN, ALLAH YOLUNDA HARCAYIN.(Bakara 267) “İHTİYAÇ FAZLASINI VERİN” (Bakara 219) “KENDİNİZ İÇİN HAYIR OLARAK NE SUNMUŞSANIZ, ALLAH KATINDA ONU BULACAKSINIZ.” (Bakara 110) “SANA ALLAH YOLUNDA NE HARCAYACAKLARINI SORUYORLAR. DE Kİ: “HAYIR OLARAK NE HARCARSANIZ O.” (Bakara 215) “KENDİLERİNE RIZIK OLARAK VERDİĞİMİZ ŞEYLERDEN İNFAK EDENLERDİR.” (Enfal 3) “SİZE RIZIK OLARAK VERDİKLERİMİZDEN ALLAH YOLUNDA HARCAYIN.” (Bakara 254) “KENDİLERİNE RIZIK OLARAK VERDİĞİMİZ ŞEYLERDEN GİZLİ VE AÇIK OLARAK İNFAK EDİN.” (Rad 22)<br />
<br />
Dikkat ettiyseniz, Allah yolunda harcayacaklarımız yani zekât ve sadakalarımızı verirken bizler, gönüllük esasına göre vereceğimizi ve verdiğimiz zekât sadakalarımızı da, kazancımızdan vermemiz gerektiği, çok açık anlaşılıyor. Bakara 215. Ayet Allah yolunda harcayacaklarımın nasıl gönüllü olduğunu açıklıyordu tekrar hatırlayalım. “SANA ALLAH YOLUNDA NE HARCAYACAKLARINI SORUYORLAR. DE Kİ: “HAYIR OLARAK NE HARCARSANIZ O.”<br />
<br />
Değerli dostlarım, Kur’an hükümlerini doğru anlayabilmek için, hiç bir etki altında kalmadan,  bizler gereken çabayı gösterip doğru araştıralım. Elbette bizlerde insanız hata yapabiliriz, ama çabalarımız nispetinde inanın bir gün yanlışlarımızı fark edip, düzelteceğimizi lütfen unutmayalım. Bu çabayı göstermediğimizde ise, hiçbir zaman yanlışlarımızı fark etme imkânımız olmayacağını da bilelim. Bunu da doğru yapabilmek için, her zaman söylediğim gibi, önce kafamızdaki yanlış, batıl hurafe bilgilerden kurtulalım, tertemiz düşüncelerimizle Kur’an’ı okuyup anlamaya çalışalım ki, gerçeklerle buluşabilelim. Dilerim bu çabanın içinde olan, Allah’ın azınlık halis kulları arasında oluruz. Çok güzel bir ata sözümüz vardır. NE VERiRSEN ELİNLE, O GELİR SENİNLE.<br />
<br />
Saygılarımla<br />
Haluk GÜMÜŞTABAK<br />
<br />
<a href="https://kuranadavet1.wordpress.com/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">https://kuranadavet1.wordpress.com/</a><br />
<br />
<a href="https://twitter.com/KURANA_DAVET" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">https://twitter.com/KURANA_DAVET</a><br />
<br />
<a href="http://www.hakyolkuran.com/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">http://www.hakyolkuran.com/</a><br />
<br />
<a href="https://www.facebook.com/Kuranadavet1/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">https://www.facebook.com/Kuranadavet1/</a><br />
<br />
<a href="https://hakyolkuran1.blogspot.com/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">https://hakyolkuran1.blogspot.com/</a>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[İslam’ı Yaşarken İzlediğimiz Yol Ve Mümin Suresi 41-42-43. Ayetler.]]></title>
			<link>https://duygusuz.com/showthread.php?tid=121635</link>
			<pubDate>Thu, 30 Apr 2026 10:06:56 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://duygusuz.com/member.php?action=profile&uid=16197">halukgta</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://duygusuz.com/showthread.php?tid=121635</guid>
			<description><![CDATA[Değerli dostlarım, bizler Allah’ın kitabına iman ettik dediğimiz halde, ne yazık ki iman ettiğimiz kitabı anlayarak ve düşünerek hiç okumadığımız için, Allah’ın biz kullarına mesajını da doğru anlayamadık. Düşünebiliyor musunuz genel çoğunluğumuz, hayatında bir kez bile anlayarak okumadığı bir kitaba iman ediyor. Sizce bu yol ve yöntem doğru olabilir mi? Böyle olunca da din tacirlerinin, Allah ile aldatanların tuzağına düşmekten kurtulamıyoruz. Ne yazık ki sen Kur’an’ı anlayamazsın diyenlere inandık ve birileri kendilerini ALLAH DOSTU VELİ, ÂLİM KİŞİ İLAN ETTİLER, ONLARDAN EN DOĞRU DİNİ ÖĞRENECEĞİMİZİ BİZLERE KABUL ETTİRDİLER. Şunu hiç sorma gereği duymadık, madem biz anlayamıyoruz neden sorumlu oluyoruz Kur’an’dan demedik. Neden, çünkü Allah’ın Kur’an’da birçok kez uyardığı OKU, AKLINI KULLAN, DÜŞÜN EMİRLERİNİ TEBLİĞ ALMADIKTA ONDAN. Kur’an’ı dikkatle anlayarak okumuş olsaydık, dinimiz ve imanımız adına ALLAH’TAN BAŞKA hiç kimseye güvenemeyeceğimizi ve Kur’an’ı Allah, hiç kimseye muhtaç olmayalım diye, yemin ederek kolaylaştırdığını söylediğini anlayacaktık, ama bunun önüne geçtiler. Halbuki Allah’ın Resulü de Allah’tan başka hiç kimseye güvenmemiş, yalnız Kur’an’a iman edip yalnız Kur’an’ı biz ümmetine tebliğ etmişti. Benden başka sakın VELİ edinmeyin diyen Rabbimizin uyarısını tebliğ alamadığımız için, Velisi olmayanın Velisi şeytandır diye bizleri inandırdılar. Allah’a onun kitabına yönelmemiz, yalnız Allah’a güvenmemiz gerekirken, BİZLERİ KENDİLERİNE YÖNLENDİRENLER ONLARA GÜVENMEMİZİ İSTEDİLER. Bu söylenenlere inanınca da, dinde bölündük parçalandık Allah’ın yolundan saptık. Hâlbuki Rabbimiz dinde tek yumruk olmamızı mezheplere, cemaatlere, fırkalara bölünmemizi yasaklamıştı.<br />
<br />
Eğer Kur’an ile buluşmuş ve onu anlayarak düşünerek okumuş olsaydık, Allah’ın Resuller ve onlarla uyarıcı ikaz edici Kitaplar göndermesinin nedenlerini de doğru anlayabilirdik. Allah Kitap Ehlinin yaptığı yanlışları tekrar etmeyelim diye, onların yanlışlarına örnekler verir Kur’an’da. Bizler çok üzgünüm saygı duyduğumuz, hatta öpüp başımıza koyduğumuz Kur’an’a güvenmemiz gerekirken, güvendiğimiz kendimizce VELİ, GAVS, ÂLİM kişi ilan ettiğimiz kişilere güvendik, onların sözleri ile İslam’ı yaşadık, yaşamaya devam ediyoruz. Sizlere sormak isterim, KİMİN TAKVACA ÜSTÜN OLDUĞUNU, DOĞRU YOLDA GİTTİĞİNİ, YANİ ALLAH’IN SEVGİLİ VELİ KULU OLDUĞUNU BİZLER BİLEBİLİR MİYİZ? Bilemeyeceğimizi Allah İsra suresi 84. Ayetinde, bakın nasıl söylüyor. “DE Kİ: “HERKES BULUNDUĞU HAL VE NİYETİNE GÖRE İŞ YAPAR. BU DURUMDA KİMİN EN DOĞRU YOLDA OLDUĞUNU RABBİNİZ DAHA İYİ BİLİR.” Ne yazık ki bizler Rabbimizin uyarılarını dinlemedik, işin kolayına kaçıp, edindiğimiz velilerin sözlerine kandık. Gerçek iman eden, doğru yolun Kur’an’ın gösterdiği yol olduğunu bilir. SÖZDE MÜSLÜMANDA YAŞANANLARDAN DERS ALMAYIP, YAKIN ZAMANDA ALLAH DOSTU VE VELİ KİŞİ İLAN ETTİKLERİ, FETO ZALİMİ BENZERLERİNE İNANMAYA DEVAM EDER.<br />
<br />
Çok daha ilginci bizler Kur’an ile buluşabilseydik, edindikleri Veli kişilerin kendilerine şefaat edemeyeceğini, hiç bir faydası olamayacaağını, bu kişilerin cehennem azabından asla bizleri kurtaramayacağını da anlardık. Lütfen Kur’an’dan, Allah’ın gönderdiği Resullerin, nasıl yalnız Allah’a dua ettiğini, yalnız ondan yardım dilediklerini hatta dualarında, Allah’ım bizi senin SALİH kulların arasına kat dediklerini de görebilirsiniz. Bakın Allah Hz. Muhammed’i nasıl uyarıyor ve nasıl dua etmesini istiyor, hatırlayalım.<br />
<br />
“ALLAH’TAN BAŞKA İLAH OLMADIĞINI KUŞKUSUZCA BİL! HEM KENDİ GÜNAHIN İÇİN, HEM DE MÜMİN ERKEKLERLE MÜMİN KADINLAR İÇİN AF DİLE. ALLAH SİZİN, DÖNÜP DOLAŞACAĞINIZ YERİ DE, VARIP ULAŞACAĞINIZ YERİ DE BİLİR.” (Muhammet 19 )<br />
<br />
Bakın Allah Resulünü nasıl uyarıyor ve onun bile günahları için, Allah’a dua etmesini istiyor. Bizler namazlarımızda dua ederken, Allah’ım YALNIZ SANA KULLUK EDERİZ, YALNIZ SENDEN YARDIM DİLERİZ diye Allah’a söz veriyoruz. Namaz bitiyor yardımı şefaati Resulünden dileyip, ŞEFAAT YA RESULALLAH demekten korkmuyoruz. Onu bırakın edindiğimiz veli, gavs dediğimiz kişilere kulluk edip, onların mahşer günü bizlere şefaat edeceğine bile inanmıyor muyuz? Bu ve benzeri öyle büyük hatalar yapıyoruz ki, hala günümüzde bizler edindiğimiz Veli kişilerin ardından gitmeye devam ediyoruz. Hâlbuki Allah bağışlanma ve şefaat konusunda tek yetkili kendisinin olduğunu söyleyip, Tevbe suresi 80. Ayetinde Resulünün üzerinden ne demişti hatırlayalım. “SEN, ONLAR İÇİN İSTER BAĞIŞLANMA DİLE, İSTERSEN DİLEME. ONLAR İÇİN YETMİŞ KERE BAĞIŞLANMA DİLESEN DE, ALLAH ONLARI KESİNLİKLE BAĞIŞLAMAZ.” Yine Allah, Resulünün üzerinden bu konu ile ilgili bir uyarıda bulunarak, Enam suresi 51. ayetinde ne diyordu, onu da hatırlayalım. “RABLERİNİN HUZURUNDA TOPLANACAKLARINDAN KORKANLARI, KUR’AN’LA UYAR. ÖYLEKİ, KENDİLERİ İÇİN O’NUN HUZURUNDA NE BİR DOST NE DE BİR ŞEFAATÇİ VARDIR. GEREKİR Kİ ALLAH’TAN KORKARLAR.” Bizler ne yazık ki Allah’tan korkmak, ondan yardım istemek yerine, edindiğimiz VELİ, GAVS ilan ettiğimiz kişilerden korkup yardım şefaat diliyoruz.<br />
<br />
Allah’ın görev verdiği Elçilerinin, nasıl dua ettiklerini ve kendilerini nasıl SALİH kulları arasına almasını istedikleri dua örneklerini hatırlatmak istiyorum. Hz. Âdem bakın Allah’a nasıl dua ediyor, Araf 23. Ayetinde. “DEDİLER Kİ: “RABBİMİZ! BİZ KENDİMİZE ZULÜM ETTİK. EĞER BİZİ BAĞIŞLAMAZ VE BİZE ACIMAZSAN MUTLAKA ZİYAN EDENLERDEN OLURUZ.” Yine Hz. Yusuf’un Yusuf suresi 101. Ayetinde, Allah’a karşı yaptığı duayı hatırlayalım. “RABBİM! GERÇEKTEN BANA MÜLK VERDİN VE BANA SÖZLERİN YORUMUNU ÖĞRETTİN. EY GÖKLERİ VE YERİ YARATAN! DÜNYADA VE AHİRETTE SEN BENİM VELİMSİN. BENİM CANIMI MÜSLÜMAN OLARAK AL VE BENİ SALİH/ERDEMLİ KULLARIN ARASINA KAT.” Bakın Allah’ın Resulü nasıl dua ediyor. Bu dünyada ve ahirette yalnız sen benim VELİMSİN diyor. Ama bizler bu uyarılardan habersiz kendimize Allah ile birlikte VELİLER, GAVSLAR edinmekten çekinmiyoruz, ondan sonrada bizler Allah’ın en doğru yolunda gidiyoruz diyebiliyoruz.<br />
<br />
Şimdide Hz. İbrahim’den bir örnek hatırlatmak istiyorum. Şuara suresi 82. Ayetinde, O örnek insan bakın Allah’a nasıl dua ediyor. “HESAP GÜNÜNDE, BENİM İÇİN HATALARIMI BAĞIŞLAYACAĞINI UMDUĞUM O’DUR. RABBİM! BANA DOĞRU HÜKÜM VERME YETENEĞİ VER VE BENİ İYİLER/SALİH KİŞİLER ARASINA KAT! “ Hz. İbrahim, günahlarının bağışlayıcısı olarak Allah’ı gösteriyor ama bizler hala Resulünden, edindiğimiz Veli kişilerin şefaatinden bahsetmekten korkmuyoruz. Ayetin son kısmı, çok dikkat çekici ve önemli. Hz. İbrahim Allah’a dua ederken, BENİ SALİH KİŞİLERİN ARASINA KAT diyor. Bakın bunu söyleyen Allah’ın çok takdir ettiği, HANİF bir kul olduğunu, Kur’an’ın bildirdiği bir RESUL. Ama bizler hakkında yalnız Allah’ın bileceği bir konuda hükümler verip BU KİŞİ ALLAH’IN HALİS, SALİH KULU VELİ İNSAN diyerek, hiç kuşku duymadan bu kişilerin ardı sıra gitmekten çekinmiyoruz. Tabi sonucunu da görüyoruz ama işin kötüsü ders almıyoruz. DERS ALMAYINCA AYNI HATALARI YAPIP, AYNI ACILARI TATMAMIZDA KAÇINILMAZ OLACAKTIR. Son olarak Hz. Musa’nın kısasından, çok önemli birkaç ayet hatırlatmak istiyorum. Çünkü bu ayet Tüm kitap Ehlinin, bizlerde dâhiliz yaptığımız yanlışlara, düşünen kuluna çok güzel bir ders veriyor.<br />
<br />
Mümin 41-42: “EY KAVMİM! BU NE HÂL? BEN SİZİ KURTULUŞA ÇAĞIRIYORUM, SİZ İSE BENİ ATEŞE ÇAĞIRIYORSUNUZ.” “SİZ BENİ ALLAH’I İNKÂR ETMEYE VE HAKKINDA HİÇBİR BİLGİM OLMAYAN ŞEYLERİ O’NA ORTAK KOŞMAYA ÇAĞIRIYORSUNUZ. BEN İSE SİZİ MUTLAK GÜÇ SAHİBİNE, ÇOK BAĞIŞLAYANA (ALLAH’A) ÇAĞIRIYORUM.” (Diyanet meali)<br />
<br />
Mümin 43: GERÇEK ŞU Kİ SİZİN BENİ DAVET ETTİĞİNİZ ŞEYİN, DÜNYADA DA AHİRETTE DE DAVETE DEĞER BİR TARAFI YOKTUR. ŞÜPHESİZ Kİ DÖNÜŞÜMÜZ ALLAH’ADIR; AŞIRI GİDENLER DE ELBETTE ATEŞ HALKININ KENDİLERİDİR. (Mehmet Okuyan)<br />
<br />
Hz. Musa toplumunu/ümmetini kurtuluşa çağırdığını söylüyor ve diyor ki, söyledikleriniz ve inandıklarınız akıl işi değil. Ben sizi hakka kurtuluşa çağırıyorum, siz beni ateşe çağırıyorsunuz. Peki, neden söylüyor bu sözleri Hz. Musa? Çünkü Allah’ın Resulüne gelen vahiyle, onların yaşadığı atalarının batıl inanç o kadar farklı ki, bu ne hal sizin yaptıklarınız diye şaşırıyor. HATIRLATIRIM HZ. MUSA’NIN ŞAŞIRDIĞI TOPLUM KİTAP EHLİ ALLAH’A VE DAHA ÖNCE GELEN KİTAPLARA İNANDIKLARINI SÖYLEYEN TOPLUMLAR. AMA ALLAH’IN İNANCINDAN NEREDEYSE ESER KALMAMIŞ Kİ, HZ. MUSA BU HALİNİZ NEDİR SİZLERİN DİYOR. Ayette çok önemli bir konu var. Hz. Musa Siz beni Allah’ı inkâr etmeye ve hakkında hiçbir bilgim olmayan, yani Allah’ın bu konuda açıklama yapmadığı şeyleri, ALLAH’A ORTAK KOŞMAYA YANİ ŞİRK KOŞMAYA BENİ ÇAĞIRIYORSUNUZ DİYOR. Tıpkı günümüzde bizlerin yaşadığı gibi.<br />
<br />
Buradan da anlıyoruz ki bu insanlar, Allah’a inanıyor ama batılın bataklığına batmışlar ve Hz. Musa’yı da kendilerine davet ediyorlar. Hz. Musa onlara siz yanlış yoldasınız diyerek, ben sizi mutlak ve tek güç sahibi, bağışlayıcı Allah’a çağırıyor, ona davet ediyorum diyor. Devamında ise çok önemli bir açıklama yapıyor, kendisini atalarının rivayetlerle karışmış batıl inancına çağıranlara, sizin beni davet ettiğiniz inancın, ne bu dünyada nede Allah’ın huzurunda geçerliliği yoktur. Allah katında Geçerli olan, ALLAH’IN HALİS, KATIKSIZ DİNİDİR. Bizlerin dönüşü yalnız Allah’a olacaktır ve sorgumuzda Allah’ın hükümlerinden olacaktır. ALLAH’IN KOYDUĞU SINIRLARINI AŞARAK, AŞIRIYA GİDENLER VE ALLAH’IN DİNİNE BEŞERİ İLAVELER YAPARAK, ALLAH’A İFTİRA EDENLER, ATEŞ HALKININ BİZZAT KENDİLERİ OLACAKTIR, diyerek batılın hurafenin atalar dini yaşayanları ikaz ediyor. <br />
<br />
Sizce bizler, bunca açık Allah’ın verdiği örneklerden ders aldık ve bu hataları günümüzde bizler yapmıyoruz diyebiliyor muyuz? Bu sorum karşısında tebessüm ettiğinizi ve onlardan ne yazık ki hiçbir farkımızın olmadığını içinizden geçirdiniz. Dilerim gözlerimizdeki perdeyi kulak ve kalplerimizdeki mührü KUR’AN ile kaldırırız. Yine dilerim Allah’ın zikri Kur’an’ı dikkatle araştırarak düşünerek okuyan, en az hata yapan, Allah’ın halis kullar arasında oluruz.<br />
<br />
Saygılarımla<br />
Haluk GÜMÜŞTABAK<br />
<br />
<a href="https://kuranadavet1.wordpress.com/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">https://kuranadavet1.wordpress.com/</a><br />
<br />
<a href="https://twitter.com/KURANA_DAVET" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">https://twitter.com/KURANA_DAVET</a><br />
<br />
<a href="http://www.hakyolkuran.com/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">http://www.hakyolkuran.com/</a><br />
<br />
<a href="https://www.facebook.com/Kuranadavet1/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">https://www.facebook.com/Kuranadavet1/</a><br />
<br />
<a href="https://hakyolkuran1.blogspot.com/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">https://hakyolkuran1.blogspot.com/</a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Değerli dostlarım, bizler Allah’ın kitabına iman ettik dediğimiz halde, ne yazık ki iman ettiğimiz kitabı anlayarak ve düşünerek hiç okumadığımız için, Allah’ın biz kullarına mesajını da doğru anlayamadık. Düşünebiliyor musunuz genel çoğunluğumuz, hayatında bir kez bile anlayarak okumadığı bir kitaba iman ediyor. Sizce bu yol ve yöntem doğru olabilir mi? Böyle olunca da din tacirlerinin, Allah ile aldatanların tuzağına düşmekten kurtulamıyoruz. Ne yazık ki sen Kur’an’ı anlayamazsın diyenlere inandık ve birileri kendilerini ALLAH DOSTU VELİ, ÂLİM KİŞİ İLAN ETTİLER, ONLARDAN EN DOĞRU DİNİ ÖĞRENECEĞİMİZİ BİZLERE KABUL ETTİRDİLER. Şunu hiç sorma gereği duymadık, madem biz anlayamıyoruz neden sorumlu oluyoruz Kur’an’dan demedik. Neden, çünkü Allah’ın Kur’an’da birçok kez uyardığı OKU, AKLINI KULLAN, DÜŞÜN EMİRLERİNİ TEBLİĞ ALMADIKTA ONDAN. Kur’an’ı dikkatle anlayarak okumuş olsaydık, dinimiz ve imanımız adına ALLAH’TAN BAŞKA hiç kimseye güvenemeyeceğimizi ve Kur’an’ı Allah, hiç kimseye muhtaç olmayalım diye, yemin ederek kolaylaştırdığını söylediğini anlayacaktık, ama bunun önüne geçtiler. Halbuki Allah’ın Resulü de Allah’tan başka hiç kimseye güvenmemiş, yalnız Kur’an’a iman edip yalnız Kur’an’ı biz ümmetine tebliğ etmişti. Benden başka sakın VELİ edinmeyin diyen Rabbimizin uyarısını tebliğ alamadığımız için, Velisi olmayanın Velisi şeytandır diye bizleri inandırdılar. Allah’a onun kitabına yönelmemiz, yalnız Allah’a güvenmemiz gerekirken, BİZLERİ KENDİLERİNE YÖNLENDİRENLER ONLARA GÜVENMEMİZİ İSTEDİLER. Bu söylenenlere inanınca da, dinde bölündük parçalandık Allah’ın yolundan saptık. Hâlbuki Rabbimiz dinde tek yumruk olmamızı mezheplere, cemaatlere, fırkalara bölünmemizi yasaklamıştı.<br />
<br />
Eğer Kur’an ile buluşmuş ve onu anlayarak düşünerek okumuş olsaydık, Allah’ın Resuller ve onlarla uyarıcı ikaz edici Kitaplar göndermesinin nedenlerini de doğru anlayabilirdik. Allah Kitap Ehlinin yaptığı yanlışları tekrar etmeyelim diye, onların yanlışlarına örnekler verir Kur’an’da. Bizler çok üzgünüm saygı duyduğumuz, hatta öpüp başımıza koyduğumuz Kur’an’a güvenmemiz gerekirken, güvendiğimiz kendimizce VELİ, GAVS, ÂLİM kişi ilan ettiğimiz kişilere güvendik, onların sözleri ile İslam’ı yaşadık, yaşamaya devam ediyoruz. Sizlere sormak isterim, KİMİN TAKVACA ÜSTÜN OLDUĞUNU, DOĞRU YOLDA GİTTİĞİNİ, YANİ ALLAH’IN SEVGİLİ VELİ KULU OLDUĞUNU BİZLER BİLEBİLİR MİYİZ? Bilemeyeceğimizi Allah İsra suresi 84. Ayetinde, bakın nasıl söylüyor. “DE Kİ: “HERKES BULUNDUĞU HAL VE NİYETİNE GÖRE İŞ YAPAR. BU DURUMDA KİMİN EN DOĞRU YOLDA OLDUĞUNU RABBİNİZ DAHA İYİ BİLİR.” Ne yazık ki bizler Rabbimizin uyarılarını dinlemedik, işin kolayına kaçıp, edindiğimiz velilerin sözlerine kandık. Gerçek iman eden, doğru yolun Kur’an’ın gösterdiği yol olduğunu bilir. SÖZDE MÜSLÜMANDA YAŞANANLARDAN DERS ALMAYIP, YAKIN ZAMANDA ALLAH DOSTU VE VELİ KİŞİ İLAN ETTİKLERİ, FETO ZALİMİ BENZERLERİNE İNANMAYA DEVAM EDER.<br />
<br />
Çok daha ilginci bizler Kur’an ile buluşabilseydik, edindikleri Veli kişilerin kendilerine şefaat edemeyeceğini, hiç bir faydası olamayacaağını, bu kişilerin cehennem azabından asla bizleri kurtaramayacağını da anlardık. Lütfen Kur’an’dan, Allah’ın gönderdiği Resullerin, nasıl yalnız Allah’a dua ettiğini, yalnız ondan yardım dilediklerini hatta dualarında, Allah’ım bizi senin SALİH kulların arasına kat dediklerini de görebilirsiniz. Bakın Allah Hz. Muhammed’i nasıl uyarıyor ve nasıl dua etmesini istiyor, hatırlayalım.<br />
<br />
“ALLAH’TAN BAŞKA İLAH OLMADIĞINI KUŞKUSUZCA BİL! HEM KENDİ GÜNAHIN İÇİN, HEM DE MÜMİN ERKEKLERLE MÜMİN KADINLAR İÇİN AF DİLE. ALLAH SİZİN, DÖNÜP DOLAŞACAĞINIZ YERİ DE, VARIP ULAŞACAĞINIZ YERİ DE BİLİR.” (Muhammet 19 )<br />
<br />
Bakın Allah Resulünü nasıl uyarıyor ve onun bile günahları için, Allah’a dua etmesini istiyor. Bizler namazlarımızda dua ederken, Allah’ım YALNIZ SANA KULLUK EDERİZ, YALNIZ SENDEN YARDIM DİLERİZ diye Allah’a söz veriyoruz. Namaz bitiyor yardımı şefaati Resulünden dileyip, ŞEFAAT YA RESULALLAH demekten korkmuyoruz. Onu bırakın edindiğimiz veli, gavs dediğimiz kişilere kulluk edip, onların mahşer günü bizlere şefaat edeceğine bile inanmıyor muyuz? Bu ve benzeri öyle büyük hatalar yapıyoruz ki, hala günümüzde bizler edindiğimiz Veli kişilerin ardından gitmeye devam ediyoruz. Hâlbuki Allah bağışlanma ve şefaat konusunda tek yetkili kendisinin olduğunu söyleyip, Tevbe suresi 80. Ayetinde Resulünün üzerinden ne demişti hatırlayalım. “SEN, ONLAR İÇİN İSTER BAĞIŞLANMA DİLE, İSTERSEN DİLEME. ONLAR İÇİN YETMİŞ KERE BAĞIŞLANMA DİLESEN DE, ALLAH ONLARI KESİNLİKLE BAĞIŞLAMAZ.” Yine Allah, Resulünün üzerinden bu konu ile ilgili bir uyarıda bulunarak, Enam suresi 51. ayetinde ne diyordu, onu da hatırlayalım. “RABLERİNİN HUZURUNDA TOPLANACAKLARINDAN KORKANLARI, KUR’AN’LA UYAR. ÖYLEKİ, KENDİLERİ İÇİN O’NUN HUZURUNDA NE BİR DOST NE DE BİR ŞEFAATÇİ VARDIR. GEREKİR Kİ ALLAH’TAN KORKARLAR.” Bizler ne yazık ki Allah’tan korkmak, ondan yardım istemek yerine, edindiğimiz VELİ, GAVS ilan ettiğimiz kişilerden korkup yardım şefaat diliyoruz.<br />
<br />
Allah’ın görev verdiği Elçilerinin, nasıl dua ettiklerini ve kendilerini nasıl SALİH kulları arasına almasını istedikleri dua örneklerini hatırlatmak istiyorum. Hz. Âdem bakın Allah’a nasıl dua ediyor, Araf 23. Ayetinde. “DEDİLER Kİ: “RABBİMİZ! BİZ KENDİMİZE ZULÜM ETTİK. EĞER BİZİ BAĞIŞLAMAZ VE BİZE ACIMAZSAN MUTLAKA ZİYAN EDENLERDEN OLURUZ.” Yine Hz. Yusuf’un Yusuf suresi 101. Ayetinde, Allah’a karşı yaptığı duayı hatırlayalım. “RABBİM! GERÇEKTEN BANA MÜLK VERDİN VE BANA SÖZLERİN YORUMUNU ÖĞRETTİN. EY GÖKLERİ VE YERİ YARATAN! DÜNYADA VE AHİRETTE SEN BENİM VELİMSİN. BENİM CANIMI MÜSLÜMAN OLARAK AL VE BENİ SALİH/ERDEMLİ KULLARIN ARASINA KAT.” Bakın Allah’ın Resulü nasıl dua ediyor. Bu dünyada ve ahirette yalnız sen benim VELİMSİN diyor. Ama bizler bu uyarılardan habersiz kendimize Allah ile birlikte VELİLER, GAVSLAR edinmekten çekinmiyoruz, ondan sonrada bizler Allah’ın en doğru yolunda gidiyoruz diyebiliyoruz.<br />
<br />
Şimdide Hz. İbrahim’den bir örnek hatırlatmak istiyorum. Şuara suresi 82. Ayetinde, O örnek insan bakın Allah’a nasıl dua ediyor. “HESAP GÜNÜNDE, BENİM İÇİN HATALARIMI BAĞIŞLAYACAĞINI UMDUĞUM O’DUR. RABBİM! BANA DOĞRU HÜKÜM VERME YETENEĞİ VER VE BENİ İYİLER/SALİH KİŞİLER ARASINA KAT! “ Hz. İbrahim, günahlarının bağışlayıcısı olarak Allah’ı gösteriyor ama bizler hala Resulünden, edindiğimiz Veli kişilerin şefaatinden bahsetmekten korkmuyoruz. Ayetin son kısmı, çok dikkat çekici ve önemli. Hz. İbrahim Allah’a dua ederken, BENİ SALİH KİŞİLERİN ARASINA KAT diyor. Bakın bunu söyleyen Allah’ın çok takdir ettiği, HANİF bir kul olduğunu, Kur’an’ın bildirdiği bir RESUL. Ama bizler hakkında yalnız Allah’ın bileceği bir konuda hükümler verip BU KİŞİ ALLAH’IN HALİS, SALİH KULU VELİ İNSAN diyerek, hiç kuşku duymadan bu kişilerin ardı sıra gitmekten çekinmiyoruz. Tabi sonucunu da görüyoruz ama işin kötüsü ders almıyoruz. DERS ALMAYINCA AYNI HATALARI YAPIP, AYNI ACILARI TATMAMIZDA KAÇINILMAZ OLACAKTIR. Son olarak Hz. Musa’nın kısasından, çok önemli birkaç ayet hatırlatmak istiyorum. Çünkü bu ayet Tüm kitap Ehlinin, bizlerde dâhiliz yaptığımız yanlışlara, düşünen kuluna çok güzel bir ders veriyor.<br />
<br />
Mümin 41-42: “EY KAVMİM! BU NE HÂL? BEN SİZİ KURTULUŞA ÇAĞIRIYORUM, SİZ İSE BENİ ATEŞE ÇAĞIRIYORSUNUZ.” “SİZ BENİ ALLAH’I İNKÂR ETMEYE VE HAKKINDA HİÇBİR BİLGİM OLMAYAN ŞEYLERİ O’NA ORTAK KOŞMAYA ÇAĞIRIYORSUNUZ. BEN İSE SİZİ MUTLAK GÜÇ SAHİBİNE, ÇOK BAĞIŞLAYANA (ALLAH’A) ÇAĞIRIYORUM.” (Diyanet meali)<br />
<br />
Mümin 43: GERÇEK ŞU Kİ SİZİN BENİ DAVET ETTİĞİNİZ ŞEYİN, DÜNYADA DA AHİRETTE DE DAVETE DEĞER BİR TARAFI YOKTUR. ŞÜPHESİZ Kİ DÖNÜŞÜMÜZ ALLAH’ADIR; AŞIRI GİDENLER DE ELBETTE ATEŞ HALKININ KENDİLERİDİR. (Mehmet Okuyan)<br />
<br />
Hz. Musa toplumunu/ümmetini kurtuluşa çağırdığını söylüyor ve diyor ki, söyledikleriniz ve inandıklarınız akıl işi değil. Ben sizi hakka kurtuluşa çağırıyorum, siz beni ateşe çağırıyorsunuz. Peki, neden söylüyor bu sözleri Hz. Musa? Çünkü Allah’ın Resulüne gelen vahiyle, onların yaşadığı atalarının batıl inanç o kadar farklı ki, bu ne hal sizin yaptıklarınız diye şaşırıyor. HATIRLATIRIM HZ. MUSA’NIN ŞAŞIRDIĞI TOPLUM KİTAP EHLİ ALLAH’A VE DAHA ÖNCE GELEN KİTAPLARA İNANDIKLARINI SÖYLEYEN TOPLUMLAR. AMA ALLAH’IN İNANCINDAN NEREDEYSE ESER KALMAMIŞ Kİ, HZ. MUSA BU HALİNİZ NEDİR SİZLERİN DİYOR. Ayette çok önemli bir konu var. Hz. Musa Siz beni Allah’ı inkâr etmeye ve hakkında hiçbir bilgim olmayan, yani Allah’ın bu konuda açıklama yapmadığı şeyleri, ALLAH’A ORTAK KOŞMAYA YANİ ŞİRK KOŞMAYA BENİ ÇAĞIRIYORSUNUZ DİYOR. Tıpkı günümüzde bizlerin yaşadığı gibi.<br />
<br />
Buradan da anlıyoruz ki bu insanlar, Allah’a inanıyor ama batılın bataklığına batmışlar ve Hz. Musa’yı da kendilerine davet ediyorlar. Hz. Musa onlara siz yanlış yoldasınız diyerek, ben sizi mutlak ve tek güç sahibi, bağışlayıcı Allah’a çağırıyor, ona davet ediyorum diyor. Devamında ise çok önemli bir açıklama yapıyor, kendisini atalarının rivayetlerle karışmış batıl inancına çağıranlara, sizin beni davet ettiğiniz inancın, ne bu dünyada nede Allah’ın huzurunda geçerliliği yoktur. Allah katında Geçerli olan, ALLAH’IN HALİS, KATIKSIZ DİNİDİR. Bizlerin dönüşü yalnız Allah’a olacaktır ve sorgumuzda Allah’ın hükümlerinden olacaktır. ALLAH’IN KOYDUĞU SINIRLARINI AŞARAK, AŞIRIYA GİDENLER VE ALLAH’IN DİNİNE BEŞERİ İLAVELER YAPARAK, ALLAH’A İFTİRA EDENLER, ATEŞ HALKININ BİZZAT KENDİLERİ OLACAKTIR, diyerek batılın hurafenin atalar dini yaşayanları ikaz ediyor. <br />
<br />
Sizce bizler, bunca açık Allah’ın verdiği örneklerden ders aldık ve bu hataları günümüzde bizler yapmıyoruz diyebiliyor muyuz? Bu sorum karşısında tebessüm ettiğinizi ve onlardan ne yazık ki hiçbir farkımızın olmadığını içinizden geçirdiniz. Dilerim gözlerimizdeki perdeyi kulak ve kalplerimizdeki mührü KUR’AN ile kaldırırız. Yine dilerim Allah’ın zikri Kur’an’ı dikkatle araştırarak düşünerek okuyan, en az hata yapan, Allah’ın halis kullar arasında oluruz.<br />
<br />
Saygılarımla<br />
Haluk GÜMÜŞTABAK<br />
<br />
<a href="https://kuranadavet1.wordpress.com/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">https://kuranadavet1.wordpress.com/</a><br />
<br />
<a href="https://twitter.com/KURANA_DAVET" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">https://twitter.com/KURANA_DAVET</a><br />
<br />
<a href="http://www.hakyolkuran.com/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">http://www.hakyolkuran.com/</a><br />
<br />
<a href="https://www.facebook.com/Kuranadavet1/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">https://www.facebook.com/Kuranadavet1/</a><br />
<br />
<a href="https://hakyolkuran1.blogspot.com/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">https://hakyolkuran1.blogspot.com/</a>]]></content:encoded>
		</item>
	</channel>
</rss>