<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
	<channel>
		<title><![CDATA[:: Duygusuz.com - Dostluk ve Arkadaşlık Sitesi - Anne ve Bebek]]></title>
		<link>https://duygusuz.com/</link>
		<description><![CDATA[:: Duygusuz.com - Dostluk ve Arkadaşlık Sitesi - https://duygusuz.com]]></description>
		<pubDate>Mon, 06 Apr 2026 03:27:03 +0000</pubDate>
		<generator>MyBB</generator>
		<item>
			<title><![CDATA[Hamilelikte nasil yatilir? (yatiş pozisyonu)]]></title>
			<link>https://duygusuz.com/showthread.php?tid=99480</link>
			<pubDate>Tue, 16 Feb 2016 13:16:00 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://duygusuz.com/member.php?action=profile&uid=11358">sıla</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://duygusuz.com/showthread.php?tid=99480</guid>
			<description><![CDATA[Hamilelikte (gebelikte) nasıl ve hangi yana yatmalı?<br />
Hamilelikte özellikle sol yana yatış pozisyonu önerilir. Neden sağ tarafa değil de sol tarafa? Çünkü vücudun ortasından hafif sağ tarafta en büyük toplar damar (vena kava inferior) geçer. Sağ tarafa doğru yatılırsa bu toplar damara rahim bası yaapr ve kalbe dönen kan miktarı azalır, bu da bebeğe giden kan miktarının azalmasına neden olur. Sağ tarafa yatıldığında kalbe dönen kan azalacağı için vücuttaki şişlikler artabilir. Sol yana yatıldığında tersine plasentaya (bebeğin eşine) giden kan artar, böylece bebeğe daha fazla oksijen ve besin maddesi ulaşır. Sol tarafa yatmak kan dolaşımındaki sirkülasyonu arttırarak vücuttaki şişlikleri (ödem) azaltır. Hamileler için en rahat uyku pozisyonu sol yana yatarak bacakların karna doğru çekildiği pozisyondur. Sol yana yatarken sırtınızın arkasına büyükçe bir yastık koyarak hem daha rahat edersiniz hem de uykudayken sağa dönmeyi engelleyebilirsiniz.<br />
<br />
İlk 3 ay, yatış pozisyonu:<br />
Hamileliğin ilk 3 ayında yatış pozisyonu önemli değildir, yüzüstü hariç her pozisyonda yatılabilir çünkü bu aylarda rahim küçük ve hafif olduğu için damarları bası yapmaz.<br />
<br />
Hamilelikte sırtüstü yatmak:<br />
Gebeliğin özellikle son aylarında sırt üstü yatmaktan kaçınmak gerekir. Bu pozisyonda rahim bütün ağırlığıyla büyük kan damarlarına, omurgaya, sırt kaslarına ve bağırsaklara baskı yapar. Bu da bel ağrılarına ve hemoroide (basur) neden olabilir. Sırt üstü yatmak kan basıncında düşmeye neden olabilir, bazen anne adayları bu şekilde baş dönmesi, halsizlik gibi şikayetler hissederler. <br />
<br />
Hamilelikte yüz üstü yatmak:<br />
Hamilelikte yüzüstü yatmamak gerekir. Tahmin edilebileceği gibi bu pozisyonda rahim ve bebek baskıya uğrayabilir.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Hamilelikte (gebelikte) nasıl ve hangi yana yatmalı?<br />
Hamilelikte özellikle sol yana yatış pozisyonu önerilir. Neden sağ tarafa değil de sol tarafa? Çünkü vücudun ortasından hafif sağ tarafta en büyük toplar damar (vena kava inferior) geçer. Sağ tarafa doğru yatılırsa bu toplar damara rahim bası yaapr ve kalbe dönen kan miktarı azalır, bu da bebeğe giden kan miktarının azalmasına neden olur. Sağ tarafa yatıldığında kalbe dönen kan azalacağı için vücuttaki şişlikler artabilir. Sol yana yatıldığında tersine plasentaya (bebeğin eşine) giden kan artar, böylece bebeğe daha fazla oksijen ve besin maddesi ulaşır. Sol tarafa yatmak kan dolaşımındaki sirkülasyonu arttırarak vücuttaki şişlikleri (ödem) azaltır. Hamileler için en rahat uyku pozisyonu sol yana yatarak bacakların karna doğru çekildiği pozisyondur. Sol yana yatarken sırtınızın arkasına büyükçe bir yastık koyarak hem daha rahat edersiniz hem de uykudayken sağa dönmeyi engelleyebilirsiniz.<br />
<br />
İlk 3 ay, yatış pozisyonu:<br />
Hamileliğin ilk 3 ayında yatış pozisyonu önemli değildir, yüzüstü hariç her pozisyonda yatılabilir çünkü bu aylarda rahim küçük ve hafif olduğu için damarları bası yapmaz.<br />
<br />
Hamilelikte sırtüstü yatmak:<br />
Gebeliğin özellikle son aylarında sırt üstü yatmaktan kaçınmak gerekir. Bu pozisyonda rahim bütün ağırlığıyla büyük kan damarlarına, omurgaya, sırt kaslarına ve bağırsaklara baskı yapar. Bu da bel ağrılarına ve hemoroide (basur) neden olabilir. Sırt üstü yatmak kan basıncında düşmeye neden olabilir, bazen anne adayları bu şekilde baş dönmesi, halsizlik gibi şikayetler hissederler. <br />
<br />
Hamilelikte yüz üstü yatmak:<br />
Hamilelikte yüzüstü yatmamak gerekir. Tahmin edilebileceği gibi bu pozisyonda rahim ve bebek baskıya uğrayabilir.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Hamilelikte uyku problemleri]]></title>
			<link>https://duygusuz.com/showthread.php?tid=99479</link>
			<pubDate>Tue, 16 Feb 2016 13:14:06 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://duygusuz.com/member.php?action=profile&uid=11358">sıla</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://duygusuz.com/showthread.php?tid=99479</guid>
			<description><![CDATA[Gebeliğin ilk aylarında sıklıkla uykuya yatkınlık olur ve anne adayı uyku sorunu yaşamaz. Fakat ilerleyen aylarda ve özellikle son aylarda çeşitli nedenlerden dolayı rahat ve yeterli uyuyamama problemleri olur.<br />
<br />
Nedenleri:<br />
- Gece sık sık idrara çıkma<br />
- Karnın aşırı büyümesi nedeniyle yatakta rahat pozisyonda yatamamak<br />
- Gece bacaklara kramp girmesi<br />
- Bacaklarda belde ve sırtta olan ağrılar<br />
- Nefes darlığı<br />
- Yatınca ağza acı su gelmesi<br />
<br />
Anne adayı gebelikten önce uyumaya alışkın olduğu pozisyonda gebelikte vücut şeklinin değişmesinden dolayı zorlanabilir. Gebelikte sırt üstü yatmak önerilmez, annenin sol yanına yatması önerilir. Son aylarda karnın aşırı büyümesinden dolayı anne bu pozisyonlarda zorlanabilir ancak bebeğin sağlığı için sol yana dönük yatmak uygundur. Sol yana dönüldüğünde damarlar üzerindeki baskı azalır ve bebeğe daha fazla kan gider. Sol yanda yatarken bacaklarınızı bükerseniz ve aralarına yastık koyarsanız daha rahat edersiniz. Yan yatış pozisyonu nefes darlığını da azaltacaktır. Yan pozisyonda annenin rahat etmesi için özel "gebelik yastıkları" üretilmektedir. Eğer yatarken ağzınıza su gelmesi oluyorsa vücudunuzun üst kısmını yükseltecek şekilde yastıklar koyabilirsiniz. Gebeliğin ilk aylarında sırt üstü dahil her pozisyonda yatılabilir, bir zararı olmaz.<br />
<br />
Uyurken sırt üstü ve karın üstüne yatma pozisyonlarından kaçınmak gerekir. Sırt üstü yatma pozisyonu nefes darlığı, hemaroid, ağza su gelmesi problemlerine sebep olur ve bebeğe giden kan akımını azaltır. Karın üzerine yatma pozisyonu karına baskı yapacağından zararlı olabilir ve zaten karnın büyümesinden dolayı rahatsızlık verecektir.<br />
<br />
Gebelikte uyku problemlerini azaltmak için doğru uyuma pozisyonu dışında neler yapılabilir? Akşam uyumadan önce sıcak duş almak uykunuzu getirmeye yardımcı olabilir. Akşam saatlerinde çok fazla çay, kahve içmekten kaçınmalısınız. Yatmadan önce ılık süt içmek faydalı olabilir. Her gün aynı saatte yatmaya ve sabah aynı saatte kalkmaya özen gösterin. Gündüzleri egzersiz veya yürüyüş yapmak uyku açısından da faydalıdır.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Gebeliğin ilk aylarında sıklıkla uykuya yatkınlık olur ve anne adayı uyku sorunu yaşamaz. Fakat ilerleyen aylarda ve özellikle son aylarda çeşitli nedenlerden dolayı rahat ve yeterli uyuyamama problemleri olur.<br />
<br />
Nedenleri:<br />
- Gece sık sık idrara çıkma<br />
- Karnın aşırı büyümesi nedeniyle yatakta rahat pozisyonda yatamamak<br />
- Gece bacaklara kramp girmesi<br />
- Bacaklarda belde ve sırtta olan ağrılar<br />
- Nefes darlığı<br />
- Yatınca ağza acı su gelmesi<br />
<br />
Anne adayı gebelikten önce uyumaya alışkın olduğu pozisyonda gebelikte vücut şeklinin değişmesinden dolayı zorlanabilir. Gebelikte sırt üstü yatmak önerilmez, annenin sol yanına yatması önerilir. Son aylarda karnın aşırı büyümesinden dolayı anne bu pozisyonlarda zorlanabilir ancak bebeğin sağlığı için sol yana dönük yatmak uygundur. Sol yana dönüldüğünde damarlar üzerindeki baskı azalır ve bebeğe daha fazla kan gider. Sol yanda yatarken bacaklarınızı bükerseniz ve aralarına yastık koyarsanız daha rahat edersiniz. Yan yatış pozisyonu nefes darlığını da azaltacaktır. Yan pozisyonda annenin rahat etmesi için özel "gebelik yastıkları" üretilmektedir. Eğer yatarken ağzınıza su gelmesi oluyorsa vücudunuzun üst kısmını yükseltecek şekilde yastıklar koyabilirsiniz. Gebeliğin ilk aylarında sırt üstü dahil her pozisyonda yatılabilir, bir zararı olmaz.<br />
<br />
Uyurken sırt üstü ve karın üstüne yatma pozisyonlarından kaçınmak gerekir. Sırt üstü yatma pozisyonu nefes darlığı, hemaroid, ağza su gelmesi problemlerine sebep olur ve bebeğe giden kan akımını azaltır. Karın üzerine yatma pozisyonu karına baskı yapacağından zararlı olabilir ve zaten karnın büyümesinden dolayı rahatsızlık verecektir.<br />
<br />
Gebelikte uyku problemlerini azaltmak için doğru uyuma pozisyonu dışında neler yapılabilir? Akşam uyumadan önce sıcak duş almak uykunuzu getirmeye yardımcı olabilir. Akşam saatlerinde çok fazla çay, kahve içmekten kaçınmalısınız. Yatmadan önce ılık süt içmek faydalı olabilir. Her gün aynı saatte yatmaya ve sabah aynı saatte kalkmaya özen gösterin. Gündüzleri egzersiz veya yürüyüş yapmak uyku açısından da faydalıdır.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Gebelikte halsizlik ,yorgunluk]]></title>
			<link>https://duygusuz.com/showthread.php?tid=99478</link>
			<pubDate>Tue, 16 Feb 2016 13:06:37 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://duygusuz.com/member.php?action=profile&uid=11358">sıla</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://duygusuz.com/showthread.php?tid=99478</guid>
			<description><![CDATA[Yorgunluk gebeliğin erken belirtileri arasında en üst sırada yer alır. Gebeliğin ilk aylarında vücudunuz çok çalışır, hormon pompalamak , besinlerin cenine gitmesi için daha fazla kan üretmek , artan kan akışıyla baş etmek için kalp atışını hızlandırmak ve su , protein , karbonhidrat ve yağları kullanma şeklinizi değiştirmek.Gebeliğin son aylarında da bunlara bebeğin ağırlığını taşımak eklenir.<br />
<br />
      demir Gebelikte yorgunluk , kansızlığa bağlı alabileceği gibi genellikle hiç bir neden  bulunmaz.Gebelik döneminde çoğu anne adayının ortak şikayetidir.<br />
<br />
Bu konuda öncelikle şikayetinizi doktorunuza bildirerek kansızlık veya başka bir nedeni varsa buna yönelik demir hapları gibi tedaviler verilecektir.<br />
<br />
    Gebelik döneminde çalışan anne adayları veya ev işi yapan kadınlar hamilelik öncesine nazaran çok çabuk yorulabilirler.<br />
<br />
Gebelikte Yorgunluk konusunda yapılabilecekler<br />
<br />
Demir ve protein açısından zengin besinler tüketin:Yorgunluk demir eksikliği anemisinin belirtisi olabilir.Beslenme düzeninizi değiştirmek fayda sağlayacaktır.Kırmızı et , tavuk , balık , yeşil yapraklı sebzeler, tam tahıllı gevrek ve hamur işleri , fasulye , kuruyemiş tercih edin.<br />
<br />
Kısa ve sık molalar verin:Gebelik döneminde çalışıyorsanız veya ev işi yapıyorsanız fırsat buldukça dinlenmeye zaman ayırın.<br />
<br />
Düzenli olarak egzersiz yapın; Düzenli olarak fiziksel aktivite yapmak enerji düzeyinizi arttıracaktır.Her gün yarım saat yürümek gibi ölçülü egzersizler yapmak, kendinizi daha enerjik hissetmenize yardımcı olur.<br />
<br />
Yardım isteyin:Yapmanız gereken ev işlerinde eşinizden ve aile bireylerinizden yardım isteyin.Hamilelik ve varsa diğer çocuk bakımları ve ev işleri sizin için çok ağır gelebilir.<br />
<br />
Erken Yatın:Geceleyin 7 ila 9 saat uyumayı hedefleyin.Gebeliğinizin son dönemlerinde sol tarafınıza yatmak bebeğe giden kan akışını arttırır ve şişmeleri önler.Bacaklarınızın arasına ve belinizin altına yastık koymak sizi daha da rahat ettirir.Bunun yanında fırsat bulursanız öğleden sonra yapacağınız bir şekerleme sizi çok rahatlatabilir.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Yorgunluk gebeliğin erken belirtileri arasında en üst sırada yer alır. Gebeliğin ilk aylarında vücudunuz çok çalışır, hormon pompalamak , besinlerin cenine gitmesi için daha fazla kan üretmek , artan kan akışıyla baş etmek için kalp atışını hızlandırmak ve su , protein , karbonhidrat ve yağları kullanma şeklinizi değiştirmek.Gebeliğin son aylarında da bunlara bebeğin ağırlığını taşımak eklenir.<br />
<br />
      demir Gebelikte yorgunluk , kansızlığa bağlı alabileceği gibi genellikle hiç bir neden  bulunmaz.Gebelik döneminde çoğu anne adayının ortak şikayetidir.<br />
<br />
Bu konuda öncelikle şikayetinizi doktorunuza bildirerek kansızlık veya başka bir nedeni varsa buna yönelik demir hapları gibi tedaviler verilecektir.<br />
<br />
    Gebelik döneminde çalışan anne adayları veya ev işi yapan kadınlar hamilelik öncesine nazaran çok çabuk yorulabilirler.<br />
<br />
Gebelikte Yorgunluk konusunda yapılabilecekler<br />
<br />
Demir ve protein açısından zengin besinler tüketin:Yorgunluk demir eksikliği anemisinin belirtisi olabilir.Beslenme düzeninizi değiştirmek fayda sağlayacaktır.Kırmızı et , tavuk , balık , yeşil yapraklı sebzeler, tam tahıllı gevrek ve hamur işleri , fasulye , kuruyemiş tercih edin.<br />
<br />
Kısa ve sık molalar verin:Gebelik döneminde çalışıyorsanız veya ev işi yapıyorsanız fırsat buldukça dinlenmeye zaman ayırın.<br />
<br />
Düzenli olarak egzersiz yapın; Düzenli olarak fiziksel aktivite yapmak enerji düzeyinizi arttıracaktır.Her gün yarım saat yürümek gibi ölçülü egzersizler yapmak, kendinizi daha enerjik hissetmenize yardımcı olur.<br />
<br />
Yardım isteyin:Yapmanız gereken ev işlerinde eşinizden ve aile bireylerinizden yardım isteyin.Hamilelik ve varsa diğer çocuk bakımları ve ev işleri sizin için çok ağır gelebilir.<br />
<br />
Erken Yatın:Geceleyin 7 ila 9 saat uyumayı hedefleyin.Gebeliğinizin son dönemlerinde sol tarafınıza yatmak bebeğe giden kan akışını arttırır ve şişmeleri önler.Bacaklarınızın arasına ve belinizin altına yastık koymak sizi daha da rahat ettirir.Bunun yanında fırsat bulursanız öğleden sonra yapacağınız bir şekerleme sizi çok rahatlatabilir.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Hamilelikte gripten korunma yolları]]></title>
			<link>https://duygusuz.com/showthread.php?tid=99477</link>
			<pubDate>Tue, 16 Feb 2016 13:03:40 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://duygusuz.com/member.php?action=profile&uid=11358">sıla</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://duygusuz.com/showthread.php?tid=99477</guid>
			<description><![CDATA[Anne adaylarının, soğuk havaların yaşandığı bu günlerde herhangi bir hastalığa yakalanmaktan korkmaları oldukça normal. Aslında kış hastalıklarının en önemli belirtisi olan ateşin bebeğe bir zarar verdiği veya her yıl yeni bir türü karşımıza çıkan virüslerin bebeğin gelişimini etkilediği görülmemiş. Uzmanlar anne adaylarına söylediği hamilelik süresince fazla ilaç kullanmamaları gerektiği, Eğer hastalık ağır biçimde seyiretmiyorsa, rahatsızlığın geçmesini doğal akışına bırakmak gerekiyor. Ancak hastalıkların bulaşmasını engellemek için bir takım önlemler almak da hastalıklardan korunmak için faydalı olur. İşte bu konuda anne adaylarına yararlı olabileceğini düşündüğümüz öneriler.<br />
<br />
Gripten korunmak için ev ortamı nasıl olmalı<br />
â–ºİdeal ev sıcaklığı 21-22 derece olması gerekir. Vücudunuzun bağışıklık sistemini zayıflatmamak, virüslerden kolayca etkilenmemek, terlememek ve bunun sonucunda da hastalanmamak için evinizin sıcaklık derecesinin bundan daha fazla olmamasına özen gösterin.<br />
<br />
â–ºEn uygun zam oranı  yüzde 60â€™tır. Kuru hava boğazda bulunan iç zarları kurutur ve böylece solunum yoluyla vücudumuza giren virüs ve bakterilerin dışarı atılması zorlaşır. Bu nedenle evdeki nem oranını bu ölçü çerçevesinde koruyun ve bulunduğunuz ortamı birtakım yöntemlerle nemlendirin. Mesela kaloriferin üzerine ıslak bez ya da su dolu kap koyabilirsiniz.<br />
<br />
â–ºBanyo yaptıktan sonra giyinmek için soğuk olan bir başka odaya geçmek ani sıcaklık değişikliğine neden olacağından, sıcak uyun meydana getirdiği buharla ısınmış olan banyoda giyinin.<br />
<br />
â–ºBanyoda sonra saçınızı kurutmayı ihmal etmeyin. Kışın saçların kendiliğinden kuruması oldukça uzun bir zaman aldığından herhangi bir hastalığa sebebiyet vermemek için banyo yaptıktan sonra nemli saçla dolaşmayın, dışarı çıkmayın ve uyumayın.<br />
<br />
â–ºHasta kimselerin bulunduğu ortamlarda bulunmaktan kaçının.<br />
<br />
Gripten korunmak için beslenmede dikkat etmeniz gerekenler<br />
â–ºC vitamini vücudun bağışıklık sistemini güçlendiren bir etkiye sahip olduğundan her sabah bir bardak portakal veya greyfurt suyu için.<br />
<br />
â–ºVitamin bakımından çok zengin olan çiğ sebzeleri sık sık yemeye özen gösterin. Ancak eğer sebzeleri pişirmeyi tercih ediyorsanız, vitaminlerini kaybetmemeleri için az suda yada buhar yoluyla pişirin.<br />
<br />
â–ºDengeli bir beslenme programı uygularken, karbonhidrat almayı ihmal etmeyin. Bir bebek beklediğiniz bu dönemde dinlenmiş ve güçlü olmalısınız.<br />
<br />
â–ºAkşamları yemeklerden önce içmek için çorbalar pişirin. Kış hastalıklarından korunmak için çorbayı hazırlarken her kaseye iki çay kaşığı kara üzüm, kekik ve biberiye koyun.<br />
<br />
Gripten korunmak için dışarı çıkarken dikkat !<br />
â–ºDışarıdaki soğuk havayla karşılaşmadan önce vücudun enerji depolamaya ihtiyacı vardır. Bu yüzden ev işleri yapıp, yorulduktan ve vücudunuz iyice ısınıp terledikten sonra dışarı çıkmayın. Böylece sıcak ve yorgun vücudunuz aniden soğuk havaya maruz kalmaz.<br />
<br />
â–ºYine aynı nedenden dolayı evde çok kalın giysiler giyinmeyin. Sadece dışarı çıkacağınız zaman hastalanmamak için sıkı sıkı giyinin.<br />
<br />
â–ºHava kirliliği solunum yollarındaki iç zarlara zarar verir ve onları güçsüzleştirir. Böylece solunum yolları kolayca virüslerden etkilenebilir. Bu yüzden hava kirliliğinin yoğun olduğu günlerde mümkünse evde kalmaya çalışın.<br />
<br />
â–ºSisli havalarda gazlar üst seviyelere çıkar ve havada kaybolur, bu yüzden normal hava değişimi de gerçekleşemez. Sağlığımız için zararlı olan virüsler sisin içinde kalacağından ve böylelikle kolayca solunum yollarından içeri gireceğinden sisli havalarda da dışarı çıkmamaya özen gösterin.<br />
<br />
â–ºSıcak bir ortama girdiğinizde birkaç dakikalığına bile olsa berenizi  veya şapkanızı çıkartın. Girdiğiniz ortamlarda düşündüğünüzden daha fazla kalmanız gerekebilir ve sıkı giyinmiş olmanız sizi terleteceğinden dışarı çıktığınızda meydana gelecek sıcaklık değişimi hasta olmanıza neden olabilir.<br />
<br />
Giyiminizde hastalıklara davetiye çıkarabilir<br />
â–ºKış aylarında tek parça giysiler giymekten kaçının, Çünkü gün içinde sıcaklık dereceleri birbirinden değişik olan ortamlara girebilirsiniz ve terlememek için üstünüzdekileri çıkartmanız gerekebilir.<br />
<br />
â–ºEv içinde terlememek ve hastalanma riskini artırmamak için kazak gibi kalın giyecekler giymeyin.<br />
<br />
â–ºEv sıcaklığı düşük olduğu durumlarda kazak giymeniz gerekiyorsa pamuklu kazakları tercih edin. Böylelikle cildiniz kazaktaki delikler vasıtasıyla nefes alabilir. Bunun yanı sıra pamuklu kazaklar çamaşır makinesinde yüksek sıcaklıkta yıkanabildiklerinden yün kazaklara göre daha hijyeniktir.<br />
<br />
â–ºEldiven ve şapka kullanımı soğuktan korunmak için vazgeçilmez değil. Çünkü kulaklarda meydan gelen yanma, soğuk havalarda değil, soğuk algınlığına yakalandıktan sonra bakterilerin kulağa ulaşmasından kaynaklanır. Eldiven ve şapka yerine sizi sıcak tutacak bir atkıyı tercih etmelisiniz, böylece soğuk havalarda havayı â€˜ filtre etmek â€˜ ve ısınmak amacıyla ısınmak için atkı ile ağzınızı kapayabilirsiniz.<br />
<br />
Kalabalık ve kapalı mekanlar<br />
â–ºHasta olan arkadaşlarınızla mümkün olduğunca görüşmemeye çalışın. Hava yoluyla bulaşan gripler ve diğer hastalıkların virüsleri hapşırık ve öksürük yoluyla kolayca size geçebilir.<br />
<br />
â–ºHasta kimselerin dokundukları eşyaları ellememeye özen gösterin. En önemlisi ortak bardak, çatal-kaşık, havlu kullanımından kaçının ve eğer evde hasta bir çocuk varsa kış hastalıklarına sebebiyet veren çeşitli mikroorganizmalar belli bir süre için eşyaların üzerinde de yaşayabileceklerinden çocuğunuzun oyuncaklarından da uzak durmaya özen gösterin.<br />
<br />
<br />
â–ºKalabalık ve kapalı mekanlarda bulunmaktan kaçının. Kışın soğuk havalar ve neme, bulunduğumuz ortamları sık sık havalandırmamıza engel olur. Böylece virüs ve bakteriler tarafından kolayca etkilenebilirsiniz.<br />
<br />
â–ºSigara dumanı bulunan mekanlarda bulunmamaya özen gösterin. Duman pasif olarak da olsa boğazınızı ve ciğerlerinizi tahriş edebilir, böylece virüs ve bakteriler tarafından kolayca etkilenebilirsiniz.<br />
<br />
Taşıt araçlarında<br />
â–ºDar ve kalabalık yerlerde hasta kimselerle temas edebilirsiniz. Hasta olanlarla aynı havayı solumak bile hastalığın kolayca size bulaşmasına neden olur. Bu nedenle kalabalık otobüsler ve diğer ulaşım araçlarını kullanmamaya özen gösterin.<br />
<br />
â–ºÖzellikle otobanda hareket halindeyken otomobilinizin camını açmayın. Aracınızın hızı soğuk havayı içeri alır ve soğuk, sert rüzgar sizi çarpabilir.<br />
<br />
Tüm bu önlemlere rağmen grip olduysanız<br />
<br />
â–ºAldığınız büyün önlemlere rağmen gribe yakalanma riskiniz söz konusu. Ama telaşlanmayın bu rahatsızlığı en hafif şekilde atlatma yolları da var:<br />
<br />
â–ºAntibiyotik kullanmayın. Grip ( soğuk algınlığı gibi ), virüslerden kaynaklanan bu hastalıklar ve antibiyotiklerin etkisine karşı duyarlı değildir. Antibiyotikler faranjit, bronşit gibi bakterilerden kaynaklanan hastalıklarda kullanılır. Hamilelikte antibiyotik ve diğer ilaçları kesinlikle doktor kontrolü altında kullanmalısınız. Doktora danışmadan hiçbir ilaç kullanmayın.<br />
<br />
â–ºAnne adayları için şurup ve diğer ilaçların kullanımı doktor tarafından tavsiye edilmeyebilir. Öksürük belirdiği andan itibaren doktorunuzdan size bitkisel bazlı gargaralar ve bitki çayları tavsiye etmesini istemeniz daha iyi olur.<br />
<br />
â–ºİştahsızlık vücudunuzun hastalık yüzünden göstereceği oldukça normal bir reaksiyon. Bu yüzden organizmaya ihtiyacı olan maddeleri verecek dengeli bir beslenme için hafif diyetler uygulamayı tercih edin.<br />
<br />
â–ºKumaş mendil yerine kağıt mendilleri kullanın. Kumaş mendiller, mikropları üstünde tutacağından ve ağız bölgesi ile kolayca temas edebileceğinden tercih edilmemesi gerekir. En gürevlisi kağıt mendiller kullanmaktır.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Anne adaylarının, soğuk havaların yaşandığı bu günlerde herhangi bir hastalığa yakalanmaktan korkmaları oldukça normal. Aslında kış hastalıklarının en önemli belirtisi olan ateşin bebeğe bir zarar verdiği veya her yıl yeni bir türü karşımıza çıkan virüslerin bebeğin gelişimini etkilediği görülmemiş. Uzmanlar anne adaylarına söylediği hamilelik süresince fazla ilaç kullanmamaları gerektiği, Eğer hastalık ağır biçimde seyiretmiyorsa, rahatsızlığın geçmesini doğal akışına bırakmak gerekiyor. Ancak hastalıkların bulaşmasını engellemek için bir takım önlemler almak da hastalıklardan korunmak için faydalı olur. İşte bu konuda anne adaylarına yararlı olabileceğini düşündüğümüz öneriler.<br />
<br />
Gripten korunmak için ev ortamı nasıl olmalı<br />
â–ºİdeal ev sıcaklığı 21-22 derece olması gerekir. Vücudunuzun bağışıklık sistemini zayıflatmamak, virüslerden kolayca etkilenmemek, terlememek ve bunun sonucunda da hastalanmamak için evinizin sıcaklık derecesinin bundan daha fazla olmamasına özen gösterin.<br />
<br />
â–ºEn uygun zam oranı  yüzde 60â€™tır. Kuru hava boğazda bulunan iç zarları kurutur ve böylece solunum yoluyla vücudumuza giren virüs ve bakterilerin dışarı atılması zorlaşır. Bu nedenle evdeki nem oranını bu ölçü çerçevesinde koruyun ve bulunduğunuz ortamı birtakım yöntemlerle nemlendirin. Mesela kaloriferin üzerine ıslak bez ya da su dolu kap koyabilirsiniz.<br />
<br />
â–ºBanyo yaptıktan sonra giyinmek için soğuk olan bir başka odaya geçmek ani sıcaklık değişikliğine neden olacağından, sıcak uyun meydana getirdiği buharla ısınmış olan banyoda giyinin.<br />
<br />
â–ºBanyoda sonra saçınızı kurutmayı ihmal etmeyin. Kışın saçların kendiliğinden kuruması oldukça uzun bir zaman aldığından herhangi bir hastalığa sebebiyet vermemek için banyo yaptıktan sonra nemli saçla dolaşmayın, dışarı çıkmayın ve uyumayın.<br />
<br />
â–ºHasta kimselerin bulunduğu ortamlarda bulunmaktan kaçının.<br />
<br />
Gripten korunmak için beslenmede dikkat etmeniz gerekenler<br />
â–ºC vitamini vücudun bağışıklık sistemini güçlendiren bir etkiye sahip olduğundan her sabah bir bardak portakal veya greyfurt suyu için.<br />
<br />
â–ºVitamin bakımından çok zengin olan çiğ sebzeleri sık sık yemeye özen gösterin. Ancak eğer sebzeleri pişirmeyi tercih ediyorsanız, vitaminlerini kaybetmemeleri için az suda yada buhar yoluyla pişirin.<br />
<br />
â–ºDengeli bir beslenme programı uygularken, karbonhidrat almayı ihmal etmeyin. Bir bebek beklediğiniz bu dönemde dinlenmiş ve güçlü olmalısınız.<br />
<br />
â–ºAkşamları yemeklerden önce içmek için çorbalar pişirin. Kış hastalıklarından korunmak için çorbayı hazırlarken her kaseye iki çay kaşığı kara üzüm, kekik ve biberiye koyun.<br />
<br />
Gripten korunmak için dışarı çıkarken dikkat !<br />
â–ºDışarıdaki soğuk havayla karşılaşmadan önce vücudun enerji depolamaya ihtiyacı vardır. Bu yüzden ev işleri yapıp, yorulduktan ve vücudunuz iyice ısınıp terledikten sonra dışarı çıkmayın. Böylece sıcak ve yorgun vücudunuz aniden soğuk havaya maruz kalmaz.<br />
<br />
â–ºYine aynı nedenden dolayı evde çok kalın giysiler giyinmeyin. Sadece dışarı çıkacağınız zaman hastalanmamak için sıkı sıkı giyinin.<br />
<br />
â–ºHava kirliliği solunum yollarındaki iç zarlara zarar verir ve onları güçsüzleştirir. Böylece solunum yolları kolayca virüslerden etkilenebilir. Bu yüzden hava kirliliğinin yoğun olduğu günlerde mümkünse evde kalmaya çalışın.<br />
<br />
â–ºSisli havalarda gazlar üst seviyelere çıkar ve havada kaybolur, bu yüzden normal hava değişimi de gerçekleşemez. Sağlığımız için zararlı olan virüsler sisin içinde kalacağından ve böylelikle kolayca solunum yollarından içeri gireceğinden sisli havalarda da dışarı çıkmamaya özen gösterin.<br />
<br />
â–ºSıcak bir ortama girdiğinizde birkaç dakikalığına bile olsa berenizi  veya şapkanızı çıkartın. Girdiğiniz ortamlarda düşündüğünüzden daha fazla kalmanız gerekebilir ve sıkı giyinmiş olmanız sizi terleteceğinden dışarı çıktığınızda meydana gelecek sıcaklık değişimi hasta olmanıza neden olabilir.<br />
<br />
Giyiminizde hastalıklara davetiye çıkarabilir<br />
â–ºKış aylarında tek parça giysiler giymekten kaçının, Çünkü gün içinde sıcaklık dereceleri birbirinden değişik olan ortamlara girebilirsiniz ve terlememek için üstünüzdekileri çıkartmanız gerekebilir.<br />
<br />
â–ºEv içinde terlememek ve hastalanma riskini artırmamak için kazak gibi kalın giyecekler giymeyin.<br />
<br />
â–ºEv sıcaklığı düşük olduğu durumlarda kazak giymeniz gerekiyorsa pamuklu kazakları tercih edin. Böylelikle cildiniz kazaktaki delikler vasıtasıyla nefes alabilir. Bunun yanı sıra pamuklu kazaklar çamaşır makinesinde yüksek sıcaklıkta yıkanabildiklerinden yün kazaklara göre daha hijyeniktir.<br />
<br />
â–ºEldiven ve şapka kullanımı soğuktan korunmak için vazgeçilmez değil. Çünkü kulaklarda meydan gelen yanma, soğuk havalarda değil, soğuk algınlığına yakalandıktan sonra bakterilerin kulağa ulaşmasından kaynaklanır. Eldiven ve şapka yerine sizi sıcak tutacak bir atkıyı tercih etmelisiniz, böylece soğuk havalarda havayı â€˜ filtre etmek â€˜ ve ısınmak amacıyla ısınmak için atkı ile ağzınızı kapayabilirsiniz.<br />
<br />
Kalabalık ve kapalı mekanlar<br />
â–ºHasta olan arkadaşlarınızla mümkün olduğunca görüşmemeye çalışın. Hava yoluyla bulaşan gripler ve diğer hastalıkların virüsleri hapşırık ve öksürük yoluyla kolayca size geçebilir.<br />
<br />
â–ºHasta kimselerin dokundukları eşyaları ellememeye özen gösterin. En önemlisi ortak bardak, çatal-kaşık, havlu kullanımından kaçının ve eğer evde hasta bir çocuk varsa kış hastalıklarına sebebiyet veren çeşitli mikroorganizmalar belli bir süre için eşyaların üzerinde de yaşayabileceklerinden çocuğunuzun oyuncaklarından da uzak durmaya özen gösterin.<br />
<br />
<br />
â–ºKalabalık ve kapalı mekanlarda bulunmaktan kaçının. Kışın soğuk havalar ve neme, bulunduğumuz ortamları sık sık havalandırmamıza engel olur. Böylece virüs ve bakteriler tarafından kolayca etkilenebilirsiniz.<br />
<br />
â–ºSigara dumanı bulunan mekanlarda bulunmamaya özen gösterin. Duman pasif olarak da olsa boğazınızı ve ciğerlerinizi tahriş edebilir, böylece virüs ve bakteriler tarafından kolayca etkilenebilirsiniz.<br />
<br />
Taşıt araçlarında<br />
â–ºDar ve kalabalık yerlerde hasta kimselerle temas edebilirsiniz. Hasta olanlarla aynı havayı solumak bile hastalığın kolayca size bulaşmasına neden olur. Bu nedenle kalabalık otobüsler ve diğer ulaşım araçlarını kullanmamaya özen gösterin.<br />
<br />
â–ºÖzellikle otobanda hareket halindeyken otomobilinizin camını açmayın. Aracınızın hızı soğuk havayı içeri alır ve soğuk, sert rüzgar sizi çarpabilir.<br />
<br />
Tüm bu önlemlere rağmen grip olduysanız<br />
<br />
â–ºAldığınız büyün önlemlere rağmen gribe yakalanma riskiniz söz konusu. Ama telaşlanmayın bu rahatsızlığı en hafif şekilde atlatma yolları da var:<br />
<br />
â–ºAntibiyotik kullanmayın. Grip ( soğuk algınlığı gibi ), virüslerden kaynaklanan bu hastalıklar ve antibiyotiklerin etkisine karşı duyarlı değildir. Antibiyotikler faranjit, bronşit gibi bakterilerden kaynaklanan hastalıklarda kullanılır. Hamilelikte antibiyotik ve diğer ilaçları kesinlikle doktor kontrolü altında kullanmalısınız. Doktora danışmadan hiçbir ilaç kullanmayın.<br />
<br />
â–ºAnne adayları için şurup ve diğer ilaçların kullanımı doktor tarafından tavsiye edilmeyebilir. Öksürük belirdiği andan itibaren doktorunuzdan size bitkisel bazlı gargaralar ve bitki çayları tavsiye etmesini istemeniz daha iyi olur.<br />
<br />
â–ºİştahsızlık vücudunuzun hastalık yüzünden göstereceği oldukça normal bir reaksiyon. Bu yüzden organizmaya ihtiyacı olan maddeleri verecek dengeli bir beslenme için hafif diyetler uygulamayı tercih edin.<br />
<br />
â–ºKumaş mendil yerine kağıt mendilleri kullanın. Kumaş mendiller, mikropları üstünde tutacağından ve ağız bölgesi ile kolayca temas edebileceğinden tercih edilmemesi gerekir. En gürevlisi kağıt mendiller kullanmaktır.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Gebelikte depresyon belirtileri]]></title>
			<link>https://duygusuz.com/showthread.php?tid=99476</link>
			<pubDate>Tue, 16 Feb 2016 13:02:15 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://duygusuz.com/member.php?action=profile&uid=11358">sıla</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://duygusuz.com/showthread.php?tid=99476</guid>
			<description><![CDATA[Gebelikteki depresif belirtiler genel depresyon belirtilerinden farklı olmamakla birlikte; hamile depresif hastalarda diğer depresif  hastalara göre bulantı, mide ağrısı, sık soluk alıp verme, baş ağrısı gibi somatik şikayetler anlamlı derecede fazla görülmektedir.<br />
<br />
Değişik kültürlerde gebelik döneminde depresyon yaygınlığını araştıran çalışmalarda depresif belirti görülme sıklığı Macaristanâ€™da %17.9, Amerikaâ€™da %20, Kanadaâ€™da %25,  Finlandiyaâ€™da %30  olarak bulunmuştur. Türkiyeâ€™de bu konuda sınırlı sayıda çalışma mevcut olmakla birlikte, %27.3 ile % 36.3 arası yapılan farklı çalışmalarla ortaya çıkan oranlardır.<br />
<br />
Gebelik sırasında ortaya çıkan depresyonun tedavi edilmesi kararı verilirken tedavinin yarar ve zararları göz önünde bulundurulur. Tedavi edilmezse annenin ve bebeğin beslenmesi bozulabilir, anne doğum öncesi bakımına gerekli özeni göstermeyebilir, bebeğin kilosu düşük doğum olabilir ya da erken doğum riski artabilir. Tedavi edilmeyen depresyon süreğen ya da daha ağır bir depresyona dönüşebilir. Araştırmalara göre gebeliğinin başında antidepresan ilaçlarını kesen depresyondaki kadınların yaklaşık yarısında gebeliğin son 3 ayında hastalığın yinelendiği görülmüştür.<br />
<br />
Gebelikte depresyonun etkileri<br />
â–ºGebelikteki depresyon zamansız doğum,<br />
<br />
â–ºGebelik zehirlenmesi,<br />
<br />
â–ºZor doğum<br />
<br />
â–ºDoğumda daha fazla cerrahi müdahaleye gereksinim duyma<br />
<br />
â–ºGebelik haftasına göre küçük fetüs,<br />
<br />
Düşük doğum ağırlıklı ve düşük sağlıklı olma skorlu yenidoğan gibi olumsuz gebelik ve obstetrik (doğum ve doğumla ilgili olan ) komplikasyonlar gibi tablolara yol açabilmektedir. Ayrıca gebelik depresyonu intihar girişimini, pospartum depresyon ( doğum sonrası depresyon ) riskini arttırma potansiyeli nedeniyle de çok önem taşımaktadır.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Gebelikteki depresif belirtiler genel depresyon belirtilerinden farklı olmamakla birlikte; hamile depresif hastalarda diğer depresif  hastalara göre bulantı, mide ağrısı, sık soluk alıp verme, baş ağrısı gibi somatik şikayetler anlamlı derecede fazla görülmektedir.<br />
<br />
Değişik kültürlerde gebelik döneminde depresyon yaygınlığını araştıran çalışmalarda depresif belirti görülme sıklığı Macaristanâ€™da %17.9, Amerikaâ€™da %20, Kanadaâ€™da %25,  Finlandiyaâ€™da %30  olarak bulunmuştur. Türkiyeâ€™de bu konuda sınırlı sayıda çalışma mevcut olmakla birlikte, %27.3 ile % 36.3 arası yapılan farklı çalışmalarla ortaya çıkan oranlardır.<br />
<br />
Gebelik sırasında ortaya çıkan depresyonun tedavi edilmesi kararı verilirken tedavinin yarar ve zararları göz önünde bulundurulur. Tedavi edilmezse annenin ve bebeğin beslenmesi bozulabilir, anne doğum öncesi bakımına gerekli özeni göstermeyebilir, bebeğin kilosu düşük doğum olabilir ya da erken doğum riski artabilir. Tedavi edilmeyen depresyon süreğen ya da daha ağır bir depresyona dönüşebilir. Araştırmalara göre gebeliğinin başında antidepresan ilaçlarını kesen depresyondaki kadınların yaklaşık yarısında gebeliğin son 3 ayında hastalığın yinelendiği görülmüştür.<br />
<br />
Gebelikte depresyonun etkileri<br />
â–ºGebelikteki depresyon zamansız doğum,<br />
<br />
â–ºGebelik zehirlenmesi,<br />
<br />
â–ºZor doğum<br />
<br />
â–ºDoğumda daha fazla cerrahi müdahaleye gereksinim duyma<br />
<br />
â–ºGebelik haftasına göre küçük fetüs,<br />
<br />
Düşük doğum ağırlıklı ve düşük sağlıklı olma skorlu yenidoğan gibi olumsuz gebelik ve obstetrik (doğum ve doğumla ilgili olan ) komplikasyonlar gibi tablolara yol açabilmektedir. Ayrıca gebelik depresyonu intihar girişimini, pospartum depresyon ( doğum sonrası depresyon ) riskini arttırma potansiyeli nedeniyle de çok önem taşımaktadır.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Gebelikte depresyon]]></title>
			<link>https://duygusuz.com/showthread.php?tid=99475</link>
			<pubDate>Tue, 16 Feb 2016 13:01:06 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://duygusuz.com/member.php?action=profile&uid=11358">sıla</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://duygusuz.com/showthread.php?tid=99475</guid>
			<description><![CDATA[Önemli bir ruhsal hastalık olan depresyon dünyada en sık görülen tıbbi sorunlardan biridir. Kişinin duygusal durumunu, düşüncelerini ve davranışlarını etkilediği gibi bedensel sağlığını da etkiler. Depresyonla kişi öyle bir duruma girer ki her zaman yaptığı sıradan şeyler bile kişiye zahmet veren şeylere dönüşür. Depresyonun iyi tarafı, tedavisinin olmasıdır.<br />
<br />
Zaman zaman herkes kendini çökkün, kötü yalnız vb. hisseder. Bu durumun tıbbi anlamda depresyon olabilmesi için kendini bir süreliğine, gelip geçici olarak kötü hissetmekten çok daha öte bir şey olma durumudur. Günlük yaşam işlevselliğini önemli ölçüde bozar.<br />
<br />
Depresyonun gelişiminde kalıtsal yatkınlığın yanı sıra beyin ve vücuttaki işlev değişikliklerini içeren etkenlerin karmaşık etkileşmesinin rol oynadığı düşünülmektedir. Depresyon kendi başına çıkabileceği gibi başka bir hastalığın bir sonucu olarak da ortaya çıkabilir. Örneğin gebelikte, doğum sonrasında da çıkabilir.<br />
<br />
Depresyonun görülme sıklığı kadınlarda erkeklerden 2 kat daha fazladır. Neden kadınlarda daha sık görülür? Biyolojik neden olarak bakılırsa; kalıtsal etkenleri ve kadın eşeysel hormonlarının salgılanmasına eşlik eden duygusal durum değişikliklerini kapsar. Toplumsal ve kültürel faktörler olarak da; kadınlardan hem iş yaşamının hem de aile yaşamının yükünü taşımaları beklenir. Yoksulluk ve ana-baba sorumluluğunu tek başına taşıma öyküsüne kadınlarda daha sık rastlanır. Kadınlar sorunlarla baş etme konusunda erkeklere göre daha çabuk kontrol edememe durumuna düşerler.<br />
<br />
Bu yüzdendir ki gebelik öncesi, sırası ve sonrasında da depresyon görülme sıklığı oldukça fazla olabilmektedir.<br />
<br />
Geçmiş yıllarda gebelik â€˜â€˜psikiyatrik bozukluklar için koruyucu bir dönemâ€™â€™ olarak görülürken, günümüzde bu görüş kabul görmemektedir. Çünkü kadınlar gebeliği neşe, doyum, olgunluk, kendini gerçekleştirme ve mutluluk kaynağı olarak algıladığı gibi; stres, endişe, kaygılı bekleyiş, üzerinde aşırı bir yüklenme gibi olumsuz ruhsal duygulanımların da yaşanabileceği bir dönem olarak da görebilmektedir.<br />
<br />
Çoğu kadın gebeliği sırasında sağlıklı ve olumlu bir tutum içinde olur. Belirli birtakım hormonların salgılanmasındaki artış ruhsal iyilik durumu veriyor gibidir. Bununla birlikte kadınların ortalama %10 u gebelik sırasında depresyon yaşar.<br />
<br />
Gebelikte depresyon nedenleri ?<br />
Gebelik sırasında depresyon,<br />
<br />
â–ºDaha çok, önceden depresyon geçirmiş olan kadınlarda görülür.<br />
<br />
â–ºAy başı öncesi gerginliği rahatsızlığının fazla olması,<br />
<br />
â–ºToplumsal dayanaklarının az olması,<br />
<br />
â–ºGebelik yaşayan kadının yaşının küçük olması,<br />
<br />
â–ºTek başına yaşıyor olması,<br />
<br />
â–ºEvlilik çatışmalarının olması,<br />
<br />
â–ºEşiyle çift ilişkilerinin iyi bir seyirde olmaması,<br />
<br />
â–ºGebeliğe ilişkin duygularının karışık olması,<br />
<br />
â–ºGebeliğe hazır olmadan hamile kalmış olması gibi nedenler sayılabilir.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Önemli bir ruhsal hastalık olan depresyon dünyada en sık görülen tıbbi sorunlardan biridir. Kişinin duygusal durumunu, düşüncelerini ve davranışlarını etkilediği gibi bedensel sağlığını da etkiler. Depresyonla kişi öyle bir duruma girer ki her zaman yaptığı sıradan şeyler bile kişiye zahmet veren şeylere dönüşür. Depresyonun iyi tarafı, tedavisinin olmasıdır.<br />
<br />
Zaman zaman herkes kendini çökkün, kötü yalnız vb. hisseder. Bu durumun tıbbi anlamda depresyon olabilmesi için kendini bir süreliğine, gelip geçici olarak kötü hissetmekten çok daha öte bir şey olma durumudur. Günlük yaşam işlevselliğini önemli ölçüde bozar.<br />
<br />
Depresyonun gelişiminde kalıtsal yatkınlığın yanı sıra beyin ve vücuttaki işlev değişikliklerini içeren etkenlerin karmaşık etkileşmesinin rol oynadığı düşünülmektedir. Depresyon kendi başına çıkabileceği gibi başka bir hastalığın bir sonucu olarak da ortaya çıkabilir. Örneğin gebelikte, doğum sonrasında da çıkabilir.<br />
<br />
Depresyonun görülme sıklığı kadınlarda erkeklerden 2 kat daha fazladır. Neden kadınlarda daha sık görülür? Biyolojik neden olarak bakılırsa; kalıtsal etkenleri ve kadın eşeysel hormonlarının salgılanmasına eşlik eden duygusal durum değişikliklerini kapsar. Toplumsal ve kültürel faktörler olarak da; kadınlardan hem iş yaşamının hem de aile yaşamının yükünü taşımaları beklenir. Yoksulluk ve ana-baba sorumluluğunu tek başına taşıma öyküsüne kadınlarda daha sık rastlanır. Kadınlar sorunlarla baş etme konusunda erkeklere göre daha çabuk kontrol edememe durumuna düşerler.<br />
<br />
Bu yüzdendir ki gebelik öncesi, sırası ve sonrasında da depresyon görülme sıklığı oldukça fazla olabilmektedir.<br />
<br />
Geçmiş yıllarda gebelik â€˜â€˜psikiyatrik bozukluklar için koruyucu bir dönemâ€™â€™ olarak görülürken, günümüzde bu görüş kabul görmemektedir. Çünkü kadınlar gebeliği neşe, doyum, olgunluk, kendini gerçekleştirme ve mutluluk kaynağı olarak algıladığı gibi; stres, endişe, kaygılı bekleyiş, üzerinde aşırı bir yüklenme gibi olumsuz ruhsal duygulanımların da yaşanabileceği bir dönem olarak da görebilmektedir.<br />
<br />
Çoğu kadın gebeliği sırasında sağlıklı ve olumlu bir tutum içinde olur. Belirli birtakım hormonların salgılanmasındaki artış ruhsal iyilik durumu veriyor gibidir. Bununla birlikte kadınların ortalama %10 u gebelik sırasında depresyon yaşar.<br />
<br />
Gebelikte depresyon nedenleri ?<br />
Gebelik sırasında depresyon,<br />
<br />
â–ºDaha çok, önceden depresyon geçirmiş olan kadınlarda görülür.<br />
<br />
â–ºAy başı öncesi gerginliği rahatsızlığının fazla olması,<br />
<br />
â–ºToplumsal dayanaklarının az olması,<br />
<br />
â–ºGebelik yaşayan kadının yaşının küçük olması,<br />
<br />
â–ºTek başına yaşıyor olması,<br />
<br />
â–ºEvlilik çatışmalarının olması,<br />
<br />
â–ºEşiyle çift ilişkilerinin iyi bir seyirde olmaması,<br />
<br />
â–ºGebeliğe ilişkin duygularının karışık olması,<br />
<br />
â–ºGebeliğe hazır olmadan hamile kalmış olması gibi nedenler sayılabilir.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Tekrarlayan Gebelik Kayıplarında Kan Testi â€˜Rehberâ€™ midir?]]></title>
			<link>https://duygusuz.com/showthread.php?tid=98411</link>
			<pubDate>Wed, 28 Mar 2012 12:44:59 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://duygusuz.com/member.php?action=profile&uid=16240">Sağlık ve Yaşam</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://duygusuz.com/showthread.php?tid=98411</guid>
			<description><![CDATA[ <img src="http://saglikveyasamdergisi.com.tr/resimler/tekrarlayan-gebelik-kayplar.jpg" loading="lazy"  alt="tekrarlayan-gebelik-kayplar.jpg" class="mycode_img" /> <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Klinik saptamalara göre gebeliklerin %10-15â€™i düşükle <br />
sonuçlanıyor. Erken gebelik kayıplarının tahmini sıklığı saat başı 114 <br />
vaka, tekrarlayan gebelik kaybı oranı ise %3-5 oranında. Peki erken <br />
gebelik kayıpları neden yaşanır, önlemek mümkün, kan testi ne derece <br />
bilgi verir? </span><br />
<br />
	<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Doç. Dr. Ümit Göktolga<br />
<br />
	Bahçeci Sağlık Grubu Fulya Tüp Bebek Merkezi<br />
<br />
	Kadın Hastalıkları Uzm.</span><br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
	Çocuk sahibi olmaya çalışan milyonlarca çift için müjdeli haber <br />
â€“hamilesiniz-den sonra alınan kötü haber â€“bebeğiniz düştü-açıklamasıdır.<br />
Çiftleri daha da derinden üzen, umutlarını kıran ise tekrarlayan düşük <br />
olayıdır. 20. gebelik haftasından önce ve 500 gr. ağırlık altında 3 <br />
veya daha fazla gebelik kaybı â€œTekrarlayan Gebelik Kaybıâ€ olarak <br />
tanımlanabilir. Maalesef günümüzde tekrarlayan gebelik oranlarında bir <br />
artış yaşanıyor. Buna etken birçok faktör olabilir ama ilk sırada geç <br />
yaşta anne-baba olmak sayılabilir. Çiftlerde kadınların 35 yaş ve üstü,<br />
erkeklerin 40 yaş ve üstü olduklarında düşük riski artıyor. Burada en <br />
önemli risk genetik bozukluklar olarak karşımıza çıkıyor. Bir kez <br />
gebelik kaybı yaşayan kadının 2. kez düşük yapma oranı %15, 2 kez düşük <br />
yapanın 3. kez düşük yapma oranı %25, 3 kez düşük yapanın 4. kez düşük <br />
yapma oranı ise %30-45â€™e çıkmaktadır. Dolayısıyla peş peşe yaşanan her <br />
gebelik kaybı bir sonraki gebeliğin kaybedilme oranını da artırmaktadır.<br />
Tekrarlayan gebelik kayıpları genetik, bağışıklık sistemi, <br />
endokrinolojik, hematolojik, enfeksiyonlar, çevresel faktörler ile rahim<br />
yapısı bozukluklarına bağlı olarak ortaya çıkabilir.<br />
<br />
<br />
	<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kan Testi â€˜Rehberâ€™ midir?<br />
<br />
	</span>Tekrarlayan gebelik kayıpların nedeninin bulunması için; hasta<br />
öyküsünün detaylı bir şekilde bilinmesi ve iyi bir muayene gerekir. <br />
Burada nedene ulaşmak için bütüncül bir tedavi süreci gerekir. Yani <br />
hormon tahlilleri, şeker, pıhtılaşma testleri, enfeksiyon nedenini <br />
araştırmaya yönelik testler, anne ve babanın kromozom tetkiki, <br />
bağışıklık sistemine yönelik immünolojik testlerin sonuçları derlenip <br />
toparlandıktan sonra ancak yorum yapılabilir. Sadece kan tahlili ile <br />
nedenin belirlenme oranı ancak %10 olabilir. Rahim yapısı bozukluğu ve <br />
çevresel faktörler tekrarlayan gebelik kayıplarında önemli faktörlerdir.<br />
Tedavi ve bir sonraki gebeliğin takip planı elde edilen bulgular göre <br />
yapılmaktadır.<br />
<br />
<br />
	<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Tedavi Sürecinde Dikkat Edilmesi Gereken Noktalar<br />
<br />
	</span>Tekrarlayan gebelik kayıplarında düzeltilebilecek nedenlere <br />
yönelik güncel tıbbi uygulamalar, uygun tedavi şekliyle çiftleri mutlu <br />
sona ulaştırabilir. Tedaviye tekrar başlamadan önce çiftlerin çok iyi <br />
araştırma yapması gerekir. Deneyim, donanım ve teknik açıdan dünyadaki <br />
gelişmeleri takip eden, uygulayan merkezler tercih edilmelidir. <br />
Tekrarlayan gebelik kayıplarında takiple başarılı gebelik ve canlı doğum<br />
yapma oranı % 60-70 arasında değişebilir. Ayrıca stres, kafein ve <br />
sigaradan uzak bir yaşam, sağlıklı beslenme şarttır. Obezite varsa <br />
diyetle kilonun uygun seviyeye gelmesi sağlanmalıdır.<br />
<br />
<br />
	<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Tüp Bebek Tedavisi Ne Zaman Başvurulur?<br />
<br />
	</span>Düşük materyalinden ya da anne ve babadan yapılan genetik <br />
araştırmalarda ailesel geçişli ya da tekrarlayıcı özellikte bir genetik <br />
problem tespit edilirse, sağlam embriyoları seçmek (PGD- Preimplantasyon<br />
Genetik Tanı) ve onları transfer etmek amacıyla tüp bebek tedavisi <br />
uygulanabilir.<br />
<br />
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[ <img src="http://saglikveyasamdergisi.com.tr/resimler/tekrarlayan-gebelik-kayplar.jpg" loading="lazy"  alt="tekrarlayan-gebelik-kayplar.jpg" class="mycode_img" /> <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Klinik saptamalara göre gebeliklerin %10-15â€™i düşükle <br />
sonuçlanıyor. Erken gebelik kayıplarının tahmini sıklığı saat başı 114 <br />
vaka, tekrarlayan gebelik kaybı oranı ise %3-5 oranında. Peki erken <br />
gebelik kayıpları neden yaşanır, önlemek mümkün, kan testi ne derece <br />
bilgi verir? </span><br />
<br />
	<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Doç. Dr. Ümit Göktolga<br />
<br />
	Bahçeci Sağlık Grubu Fulya Tüp Bebek Merkezi<br />
<br />
	Kadın Hastalıkları Uzm.</span><br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
	Çocuk sahibi olmaya çalışan milyonlarca çift için müjdeli haber <br />
â€“hamilesiniz-den sonra alınan kötü haber â€“bebeğiniz düştü-açıklamasıdır.<br />
Çiftleri daha da derinden üzen, umutlarını kıran ise tekrarlayan düşük <br />
olayıdır. 20. gebelik haftasından önce ve 500 gr. ağırlık altında 3 <br />
veya daha fazla gebelik kaybı â€œTekrarlayan Gebelik Kaybıâ€ olarak <br />
tanımlanabilir. Maalesef günümüzde tekrarlayan gebelik oranlarında bir <br />
artış yaşanıyor. Buna etken birçok faktör olabilir ama ilk sırada geç <br />
yaşta anne-baba olmak sayılabilir. Çiftlerde kadınların 35 yaş ve üstü,<br />
erkeklerin 40 yaş ve üstü olduklarında düşük riski artıyor. Burada en <br />
önemli risk genetik bozukluklar olarak karşımıza çıkıyor. Bir kez <br />
gebelik kaybı yaşayan kadının 2. kez düşük yapma oranı %15, 2 kez düşük <br />
yapanın 3. kez düşük yapma oranı %25, 3 kez düşük yapanın 4. kez düşük <br />
yapma oranı ise %30-45â€™e çıkmaktadır. Dolayısıyla peş peşe yaşanan her <br />
gebelik kaybı bir sonraki gebeliğin kaybedilme oranını da artırmaktadır.<br />
Tekrarlayan gebelik kayıpları genetik, bağışıklık sistemi, <br />
endokrinolojik, hematolojik, enfeksiyonlar, çevresel faktörler ile rahim<br />
yapısı bozukluklarına bağlı olarak ortaya çıkabilir.<br />
<br />
<br />
	<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kan Testi â€˜Rehberâ€™ midir?<br />
<br />
	</span>Tekrarlayan gebelik kayıpların nedeninin bulunması için; hasta<br />
öyküsünün detaylı bir şekilde bilinmesi ve iyi bir muayene gerekir. <br />
Burada nedene ulaşmak için bütüncül bir tedavi süreci gerekir. Yani <br />
hormon tahlilleri, şeker, pıhtılaşma testleri, enfeksiyon nedenini <br />
araştırmaya yönelik testler, anne ve babanın kromozom tetkiki, <br />
bağışıklık sistemine yönelik immünolojik testlerin sonuçları derlenip <br />
toparlandıktan sonra ancak yorum yapılabilir. Sadece kan tahlili ile <br />
nedenin belirlenme oranı ancak %10 olabilir. Rahim yapısı bozukluğu ve <br />
çevresel faktörler tekrarlayan gebelik kayıplarında önemli faktörlerdir.<br />
Tedavi ve bir sonraki gebeliğin takip planı elde edilen bulgular göre <br />
yapılmaktadır.<br />
<br />
<br />
	<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Tedavi Sürecinde Dikkat Edilmesi Gereken Noktalar<br />
<br />
	</span>Tekrarlayan gebelik kayıplarında düzeltilebilecek nedenlere <br />
yönelik güncel tıbbi uygulamalar, uygun tedavi şekliyle çiftleri mutlu <br />
sona ulaştırabilir. Tedaviye tekrar başlamadan önce çiftlerin çok iyi <br />
araştırma yapması gerekir. Deneyim, donanım ve teknik açıdan dünyadaki <br />
gelişmeleri takip eden, uygulayan merkezler tercih edilmelidir. <br />
Tekrarlayan gebelik kayıplarında takiple başarılı gebelik ve canlı doğum<br />
yapma oranı % 60-70 arasında değişebilir. Ayrıca stres, kafein ve <br />
sigaradan uzak bir yaşam, sağlıklı beslenme şarttır. Obezite varsa <br />
diyetle kilonun uygun seviyeye gelmesi sağlanmalıdır.<br />
<br />
<br />
	<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Tüp Bebek Tedavisi Ne Zaman Başvurulur?<br />
<br />
	</span>Düşük materyalinden ya da anne ve babadan yapılan genetik <br />
araştırmalarda ailesel geçişli ya da tekrarlayıcı özellikte bir genetik <br />
problem tespit edilirse, sağlam embriyoları seçmek (PGD- Preimplantasyon<br />
Genetik Tanı) ve onları transfer etmek amacıyla tüp bebek tedavisi <br />
uygulanabilir.<br />
<br />
]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Çocuğun Anaokuluna Uyum Süreci ]]></title>
			<link>https://duygusuz.com/showthread.php?tid=95841</link>
			<pubDate>Fri, 16 Sep 2011 17:31:50 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://duygusuz.com/member.php?action=profile&uid=15391">MaSaL</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://duygusuz.com/showthread.php?tid=95841</guid>
			<description><![CDATA[Çocuğun anaokuluna başlama süreci ve uyumu<br />
<br />
Anaokulu Seçimi Nasıl Olmalı<br />
<br />
Anaokuluna Uyum süreci<br />
<br />
<br />
Psikolog Eda Gökduman Okula uyum sürecinde aile ve okul birlikte çalışmalıdır<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /> Aile ve okul tarafından uygulanan davranış biçimleri aynı olmalıdır<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /> ve merak edilenleri sizlerle paylaşıyor <br />
<img src="http://img708.imageshack.us/img708/9076/71043246.jpg" loading="lazy"  alt="71043246.jpg" class="mycode_img" /><br />
<br />
Çocuğun aileden ayrı kalmayı başardığı bu ilk sosyalleşme sürecinin başarı ile tamamlanması çok önemlidir<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /><br />
Zamanında başarılmamış olan gelişimsel aşamalar ilerleyen dönemlerde <br />
daha zor başarılmakta, psikolojik olarak çocuğu daha olumsuz etkilemekte<br />
ve sağlıklı gelişimi olumsuz etkileyerek diğer gelişim alanlarına da <br />
zarar verdiği gözlenmektedir<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /> <br />
<br />
<br />
Psikolog Eda Gökduman Okula uyum sürecinde aile ve okul birlikte çalışmalıdır<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /> Aile ve okul tarafından uygulanan davranış biçimleri aynı olmalıdır<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /> ve merak edilenleri sizlerle paylaşıyor <br />
<br />
<br />
Uyum süreci; bilişsel süreç ve davranışsal süreç olarak iki aşamalı yapılmalıdır <img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">1) Bilişsel Süreç;</span> Aile ; çocuk anaokuluna başlamadan önce çocuğu okul ve orada karşılaşacağı durumlarla ilgili bilgilendirmelidir<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /> Başlangıç aşamasında yanında ve güvende olacağı hissettirilmelidir<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /> Aksi halde çocuk, annesinin onu bırakıp gideceği, yalnız kalacağı duygusunu yaşar<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /> Bu duygu uyum sürecine zarar verir<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /> Okula gideceksin, sen artık büyüdün ifadesi bazı çocuklarda endişe yaratabiliyor<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /> Bu nedenle okul kelimesinden çok oyun oynanılan yer ifadelerinin kullanılması daha yararlıdır<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /> <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">2) Davranışsal Süreç; </span><br />
Çocukla okula gitmeden önce öğretmeni ile tanışmanız ,çocuğunuzun <br />
kişilik özelikleri , sevdiği oyunlar, hassas olduğu konular ile ilgili <br />
bilgi vermeniz de çok yararlıdır<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /> Öğretmen; bu bilgilere sahip olursa çocukla daha kısa ve hızlı bir şekilde iletişim kuracaktır<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /> Bilişsel süreçte okulla ilgili genel fikre sahip olan çocuğunuz artık okulu görmeye daha fazla hazırdır<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /> O gün uykusuz olmamasına , hasta olmasına ve farklı bir stresel süreç yaşamamasına dikkat etmelisiniz<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /> Aksi halde yaşanılan huzursuzluk okul kavramı ile birleşecek ve okula uyumunu zorlaştıracaktır<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /> <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İlk Gün! İlk karşılaşma anında ;</span> öğretmeni ile sıcak iletişim en önemlisidir<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /> Bunun için kontrol çocukta olmalı ve güven duygusunun geliştirilmesine başlanmalıdır<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /> İlk gün sıkılmaması çok önemli olduğundan okulda geçirilen süre çok uzun olmamalıdır<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /> Yemek ve uyku gibi aktiviteler ertelenmelidir<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /> Aksi halde çocuk okulla ilgili yemek yedirilen ya da uyutulan bir yer düşüncesine sahip olacaktır<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /><br />
Çocuğun yanında olan kişi ( anne, bakıcı , anneanne) ; öğretmenle <br />
kaynaşmanın sağlanması için mekansal olarak biraz uzakta durabilir<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /> Bu konuda öğretmen aileyi çocuğun beklentilerine göre yönlendirmelidir<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /> <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Başarılı geçen ilk günün ardından ;</span> keyifli bir eve dönüş süreci okulla ilgili olumlu düşünceleri pekiştirecektir<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /> Evde ; öğretmenin ismi ve okulda yapılan aktiviteler hatırlatılabilir<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /> İkinci gün ; süre biraz daha uzatılır <img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /> Gün içerisindeki gereksinimlerin karşılanmasında öncelik öğretmenindir<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /> Eğer çocuk istemezse bu konuda zorlanmamalıdır <img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> Ayrılma sürecine ; </span>çocuk kadar anne de hazır olmalıdır<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /> Anne endişelerini hissettirdiği ve çocuktan aşama aşama uzaklaşmadığı sürece çocuğun okula uyumu zorlaşacaktır<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /> Eğer çocuk anneye çok fazla bağlıysa, anne duygusal olarak hazır değilse alıştırma aşamasında bir başkası görev almalıdır<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /> <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> Uyum sürecinde; </span>birkaç hafta süren huysuzluk ve uykusuzluk dönemleri yaşanabilir<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /> Anneye bağımlılık artabilir<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /> İştah azalabilir ve uyku düzeni bozulabilir<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /> Gece korkulu rüyalar görülebilir<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /> Bu davranışlar oldukça doğal tepkilerdir<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /> Çocuk uyum sağlamaya başladıkça ortadan kalkacağından endişelenilmemelidir<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /> Sorun uzun süre devam ederse okul psikoloğu ile görüşülmesi ya da dışarıdan bir uzman desteği alınması yararlı olacaktır<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /> <br />
<br />
<br />
Ailenin kararlı olması ve okulla uyum içerisinde çalışması çok önemlidir<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /> Endişeler okul psikoloğu, pedagogu , yönetim ve öğretmen ile paylaşılabilir<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /> <br />
<br />
<br />
Her çocuğun okula uyum süresi birbirinden farklıdır<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /> Bu nedenle başka çocuklarla asla kıyaslanmamalıdır<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /> Bu süreç çocuğun kişilik yapısına ve ailenin yetiştirme biçimine göre değişebilmektedir<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Okul öncesi dönem;</span> bir çocuğun gelişiminde çok önemli bir yer tutmaktadır<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /> Bu nedenle başarılamamış her uyum süreci çocuğun gelişimine zarar verecektir<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /> Bu dönemde çocuğa anlayış ve sabır gösterilmelidir<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /> Zorlama biçimindeki davranışlar çocuğun duygusal gelişimine ve psikolojisine zarar verir <img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /> Bu nedenle okul seçerken ; okulda bir pedagog ve psikoloğun varlığına dikkat etmelisiniz<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Çocuğun anaokuluna başlama süreci ve uyumu<br />
<br />
Anaokulu Seçimi Nasıl Olmalı<br />
<br />
Anaokuluna Uyum süreci<br />
<br />
<br />
Psikolog Eda Gökduman Okula uyum sürecinde aile ve okul birlikte çalışmalıdır<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /> Aile ve okul tarafından uygulanan davranış biçimleri aynı olmalıdır<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /> ve merak edilenleri sizlerle paylaşıyor <br />
<img src="http://img708.imageshack.us/img708/9076/71043246.jpg" loading="lazy"  alt="71043246.jpg" class="mycode_img" /><br />
<br />
Çocuğun aileden ayrı kalmayı başardığı bu ilk sosyalleşme sürecinin başarı ile tamamlanması çok önemlidir<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /><br />
Zamanında başarılmamış olan gelişimsel aşamalar ilerleyen dönemlerde <br />
daha zor başarılmakta, psikolojik olarak çocuğu daha olumsuz etkilemekte<br />
ve sağlıklı gelişimi olumsuz etkileyerek diğer gelişim alanlarına da <br />
zarar verdiği gözlenmektedir<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /> <br />
<br />
<br />
Psikolog Eda Gökduman Okula uyum sürecinde aile ve okul birlikte çalışmalıdır<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /> Aile ve okul tarafından uygulanan davranış biçimleri aynı olmalıdır<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /> ve merak edilenleri sizlerle paylaşıyor <br />
<br />
<br />
Uyum süreci; bilişsel süreç ve davranışsal süreç olarak iki aşamalı yapılmalıdır <img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">1) Bilişsel Süreç;</span> Aile ; çocuk anaokuluna başlamadan önce çocuğu okul ve orada karşılaşacağı durumlarla ilgili bilgilendirmelidir<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /> Başlangıç aşamasında yanında ve güvende olacağı hissettirilmelidir<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /> Aksi halde çocuk, annesinin onu bırakıp gideceği, yalnız kalacağı duygusunu yaşar<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /> Bu duygu uyum sürecine zarar verir<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /> Okula gideceksin, sen artık büyüdün ifadesi bazı çocuklarda endişe yaratabiliyor<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /> Bu nedenle okul kelimesinden çok oyun oynanılan yer ifadelerinin kullanılması daha yararlıdır<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /> <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">2) Davranışsal Süreç; </span><br />
Çocukla okula gitmeden önce öğretmeni ile tanışmanız ,çocuğunuzun <br />
kişilik özelikleri , sevdiği oyunlar, hassas olduğu konular ile ilgili <br />
bilgi vermeniz de çok yararlıdır<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /> Öğretmen; bu bilgilere sahip olursa çocukla daha kısa ve hızlı bir şekilde iletişim kuracaktır<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /> Bilişsel süreçte okulla ilgili genel fikre sahip olan çocuğunuz artık okulu görmeye daha fazla hazırdır<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /> O gün uykusuz olmamasına , hasta olmasına ve farklı bir stresel süreç yaşamamasına dikkat etmelisiniz<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /> Aksi halde yaşanılan huzursuzluk okul kavramı ile birleşecek ve okula uyumunu zorlaştıracaktır<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /> <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İlk Gün! İlk karşılaşma anında ;</span> öğretmeni ile sıcak iletişim en önemlisidir<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /> Bunun için kontrol çocukta olmalı ve güven duygusunun geliştirilmesine başlanmalıdır<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /> İlk gün sıkılmaması çok önemli olduğundan okulda geçirilen süre çok uzun olmamalıdır<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /> Yemek ve uyku gibi aktiviteler ertelenmelidir<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /> Aksi halde çocuk okulla ilgili yemek yedirilen ya da uyutulan bir yer düşüncesine sahip olacaktır<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /><br />
Çocuğun yanında olan kişi ( anne, bakıcı , anneanne) ; öğretmenle <br />
kaynaşmanın sağlanması için mekansal olarak biraz uzakta durabilir<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /> Bu konuda öğretmen aileyi çocuğun beklentilerine göre yönlendirmelidir<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /> <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Başarılı geçen ilk günün ardından ;</span> keyifli bir eve dönüş süreci okulla ilgili olumlu düşünceleri pekiştirecektir<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /> Evde ; öğretmenin ismi ve okulda yapılan aktiviteler hatırlatılabilir<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /> İkinci gün ; süre biraz daha uzatılır <img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /> Gün içerisindeki gereksinimlerin karşılanmasında öncelik öğretmenindir<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /> Eğer çocuk istemezse bu konuda zorlanmamalıdır <img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> Ayrılma sürecine ; </span>çocuk kadar anne de hazır olmalıdır<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /> Anne endişelerini hissettirdiği ve çocuktan aşama aşama uzaklaşmadığı sürece çocuğun okula uyumu zorlaşacaktır<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /> Eğer çocuk anneye çok fazla bağlıysa, anne duygusal olarak hazır değilse alıştırma aşamasında bir başkası görev almalıdır<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /> <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> Uyum sürecinde; </span>birkaç hafta süren huysuzluk ve uykusuzluk dönemleri yaşanabilir<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /> Anneye bağımlılık artabilir<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /> İştah azalabilir ve uyku düzeni bozulabilir<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /> Gece korkulu rüyalar görülebilir<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /> Bu davranışlar oldukça doğal tepkilerdir<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /> Çocuk uyum sağlamaya başladıkça ortadan kalkacağından endişelenilmemelidir<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /> Sorun uzun süre devam ederse okul psikoloğu ile görüşülmesi ya da dışarıdan bir uzman desteği alınması yararlı olacaktır<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /> <br />
<br />
<br />
Ailenin kararlı olması ve okulla uyum içerisinde çalışması çok önemlidir<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /> Endişeler okul psikoloğu, pedagogu , yönetim ve öğretmen ile paylaşılabilir<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /> <br />
<br />
<br />
Her çocuğun okula uyum süresi birbirinden farklıdır<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /> Bu nedenle başka çocuklarla asla kıyaslanmamalıdır<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /> Bu süreç çocuğun kişilik yapısına ve ailenin yetiştirme biçimine göre değişebilmektedir<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Okul öncesi dönem;</span> bir çocuğun gelişiminde çok önemli bir yer tutmaktadır<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /> Bu nedenle başarılamamış her uyum süreci çocuğun gelişimine zarar verecektir<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /> Bu dönemde çocuğa anlayış ve sabır gösterilmelidir<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /> Zorlama biçimindeki davranışlar çocuğun duygusal gelişimine ve psikolojisine zarar verir <img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /> Bu nedenle okul seçerken ; okulda bir pedagog ve psikoloğun varlığına dikkat etmelisiniz<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" />]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Çocukların Okulda Beslenmesi Nasıl Olmalı? ]]></title>
			<link>https://duygusuz.com/showthread.php?tid=95840</link>
			<pubDate>Fri, 16 Sep 2011 17:31:12 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://duygusuz.com/member.php?action=profile&uid=15391">MaSaL</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://duygusuz.com/showthread.php?tid=95840</guid>
			<description><![CDATA[Çocuğum Okulda Nasıl Besleniyor, Çocuklar okulda nasıl beslenmeli nelere dikkat etmeli?<br />
<br />
<br />
<br />
Çocuğum Okulda Neler Yiyor, Çocuğum Okulda Nasıl Besleniyor diye merakmı ediyorsunuz?<br />
<br />
<br />
Çocukların Okulda Beslenmesi Nasıl Olmalı?<br />
<a href="http://img26.imageshack.us/img26/2213/screenshot2jy.jpg" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url"><img src="http://img26.imageshack.us/img26/2213/screenshot2jy.jpg" loading="lazy"  alt="screenshot2jy.jpg" class="mycode_img" /></a><br />
<br />
Okulların açılmasına çok az bir süre kaldı ve anne - babalar çocuklarının beslenmesi konusunda endişelenmeye başladı bile<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /> Okul çağında çocukların sağlıklı beslenmeleri için neler yapılması gerektiğini Diyetisyen Şengül Sangu ya sorduk<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /><br />
<br />
<br />
* Okul kantinlerinde satılan cips, şekerleme, çikolata, bisküvi, <br />
poğaça, kek gibi gıdaların esas yemek yerine ve çok miktarlarda <br />
yenilmesini engelleyin<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /><br />
<br />
<br />
* Bu nedenle çocuğunuza verdiğiniz cep harçlığını, bu yanlış seçimlerden bolca yapmasına engel olacak şekilde ayarlayın<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /><br />
<br />
<br />
* Beslenmesinde, meyve, ayran, süt, kuru üzüm, kuru kayısı, fındık, <br />
ceviz gibi yararlı, vitamin, protein ve kalsiyum içeriği yüksek <br />
yiyecekler bulundurun<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /><br />
<br />
<br />
* Kahvaltı, bu yaş grubu için günün en önemli öğünüdür<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /><br />
Uzun süren açlıktan sonra enerji ihtiyacının karşılanmasında, vücut <br />
için gerekli besin öğelerinin günün ilk saatlerinde vücudun en fazla <br />
ihtiyaç duyduğu dönemde vücuda dengeli bir şekilde alınmasında, kan <br />
şekeri düzeylerinin dengelenmesinde, böylece dikkatin derse <br />
yoğunlaşmasında, güne daha dinamik başlamalarının sağlanmasında etkili <br />
olduğundan kahvaltının yapılmasına çocuklarınızı özendirin<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /><br />
<br />
<br />
* Çocuğun enerji deposunu dolduracak, proteinden zengin gıdaları tercih edin<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /><br />
<br />
<br />
* Sürülebilen çikolata, bal, reçel gibi tatlılar yerine kan yapıcı ve <br />
kemik gelişimi için kalsiyum içeren pekmeze kahvaltıda yer verin<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /><br />
<br />
<br />
* Genellikle hafta sonu tüketilen yumurta sayıca gerektiğinden az yenir<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /> Oysa yumurta yüzde yüz emilebilen en kaliteli protein kaynağıdır ve kan yapıcıdır<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /> Yanında çay içilmesi demir emilimini engeller, ayrıca çok fazla kaynatılması da besin değerini düşürür<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /><br />
<br />
<br />
* Kahvaltılara az miktarda ilave edilen domates, salatalık, maydanoz <br />
gibi vitamin ve posa içeren sebzeler iştah açıcı ve barsak <br />
çalıştırıcıdır<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /> Kahvaltıda sadece ve sürekli mısır gevreği+süt alımı belki pratiktir ama sakıncalıdır<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /><br />
<br />
<br />
* Okulda verilen alternatifler sağlıklı beslenme alışkanlığının kazandırılmasına yönelik olarak seçilmelidir<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /> Okul kantinlerinde taze meyve satılabilir, dengeli hazırlanmış sossuz sandviçler verilebilir<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /><br />
Ayrıca okulda hazırlanan alternatiflerin hazırlama koşullarının <br />
hijyenik olması bu çağ çocukların sağlığı için ayrı önem taşımaktadır<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Çocuğum Okulda Nasıl Besleniyor, Çocuklar okulda nasıl beslenmeli nelere dikkat etmeli?<br />
<br />
<br />
<br />
Çocuğum Okulda Neler Yiyor, Çocuğum Okulda Nasıl Besleniyor diye merakmı ediyorsunuz?<br />
<br />
<br />
Çocukların Okulda Beslenmesi Nasıl Olmalı?<br />
<a href="http://img26.imageshack.us/img26/2213/screenshot2jy.jpg" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url"><img src="http://img26.imageshack.us/img26/2213/screenshot2jy.jpg" loading="lazy"  alt="screenshot2jy.jpg" class="mycode_img" /></a><br />
<br />
Okulların açılmasına çok az bir süre kaldı ve anne - babalar çocuklarının beslenmesi konusunda endişelenmeye başladı bile<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /> Okul çağında çocukların sağlıklı beslenmeleri için neler yapılması gerektiğini Diyetisyen Şengül Sangu ya sorduk<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /><br />
<br />
<br />
* Okul kantinlerinde satılan cips, şekerleme, çikolata, bisküvi, <br />
poğaça, kek gibi gıdaların esas yemek yerine ve çok miktarlarda <br />
yenilmesini engelleyin<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /><br />
<br />
<br />
* Bu nedenle çocuğunuza verdiğiniz cep harçlığını, bu yanlış seçimlerden bolca yapmasına engel olacak şekilde ayarlayın<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /><br />
<br />
<br />
* Beslenmesinde, meyve, ayran, süt, kuru üzüm, kuru kayısı, fındık, <br />
ceviz gibi yararlı, vitamin, protein ve kalsiyum içeriği yüksek <br />
yiyecekler bulundurun<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /><br />
<br />
<br />
* Kahvaltı, bu yaş grubu için günün en önemli öğünüdür<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /><br />
Uzun süren açlıktan sonra enerji ihtiyacının karşılanmasında, vücut <br />
için gerekli besin öğelerinin günün ilk saatlerinde vücudun en fazla <br />
ihtiyaç duyduğu dönemde vücuda dengeli bir şekilde alınmasında, kan <br />
şekeri düzeylerinin dengelenmesinde, böylece dikkatin derse <br />
yoğunlaşmasında, güne daha dinamik başlamalarının sağlanmasında etkili <br />
olduğundan kahvaltının yapılmasına çocuklarınızı özendirin<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /><br />
<br />
<br />
* Çocuğun enerji deposunu dolduracak, proteinden zengin gıdaları tercih edin<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /><br />
<br />
<br />
* Sürülebilen çikolata, bal, reçel gibi tatlılar yerine kan yapıcı ve <br />
kemik gelişimi için kalsiyum içeren pekmeze kahvaltıda yer verin<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /><br />
<br />
<br />
* Genellikle hafta sonu tüketilen yumurta sayıca gerektiğinden az yenir<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /> Oysa yumurta yüzde yüz emilebilen en kaliteli protein kaynağıdır ve kan yapıcıdır<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /> Yanında çay içilmesi demir emilimini engeller, ayrıca çok fazla kaynatılması da besin değerini düşürür<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /><br />
<br />
<br />
* Kahvaltılara az miktarda ilave edilen domates, salatalık, maydanoz <br />
gibi vitamin ve posa içeren sebzeler iştah açıcı ve barsak <br />
çalıştırıcıdır<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /> Kahvaltıda sadece ve sürekli mısır gevreği+süt alımı belki pratiktir ama sakıncalıdır<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /><br />
<br />
<br />
* Okulda verilen alternatifler sağlıklı beslenme alışkanlığının kazandırılmasına yönelik olarak seçilmelidir<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /> Okul kantinlerinde taze meyve satılabilir, dengeli hazırlanmış sossuz sandviçler verilebilir<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /><br />
Ayrıca okulda hazırlanan alternatiflerin hazırlama koşullarının <br />
hijyenik olması bu çağ çocukların sağlığı için ayrı önem taşımaktadır<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" />]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Okul çantasının ağırlığı ne kadar olmalı?]]></title>
			<link>https://duygusuz.com/showthread.php?tid=95839</link>
			<pubDate>Fri, 16 Sep 2011 17:30:26 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://duygusuz.com/member.php?action=profile&uid=15391">MaSaL</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://duygusuz.com/showthread.php?tid=95839</guid>
			<description><![CDATA[Okul çantasının ağırlığı ne kadar olmalı?<br />
<br />
Sırt çantaları Ağırlığı ne Kadar Olmalı?<br />
<br />
Okul çantası ve Ağırlığı Hakkında Bilgiler<br />
<br />
<br />
Okul çantalarının ağırlığı öğrencileri nasıl etkiler ideal okul çantası kaç kilo olmalı?<br />
<br />
<br />
<br />
Okul çantasının tek omuzda taşıması omurga eğriliğine, ağır çanta ise duruş bozukluğuna yol açıyor<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /> Araştırmalar, okul çocuklarında bel ağrısı görülme sıklığının yüzde 70 olduğunu gösteriyor<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /><br />
<br />
<br />
<a href="http://img41.imageshack.us/img41/2305/okulcantasiforumdasnet.jpg" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url"><img src="http://img41.imageshack.us/img41/2305/okulcantasiforumdasnet.jpg" loading="lazy"  alt="okulcantasiforumdasnet.jpg" class="mycode_img" /></a><br />
<br />
<br />
Uzmanlar, sırt çantalarının seçiminde ve kullanımında ailelere ciddi sorumluluklar düştüğünü belirtiyor<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /><br />
Bilinçsiz kullanılan sırt çantalarının çocukların gelişimini olumsuz <br />
etkilediğini ifade eden Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /> Rabia Cerrah Karanfil uyardı: ''Çantaların ağırlığına bağlı olarak omurgaya aşırı yük gelmektedir<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /><br />
Çantanın uygun olmayan pozisyonda taşınması okul çocuklarının <br />
gelişmekte olan eklem, kas ve eklemleri birbirine bağlayan bağlarda <br />
zorlanma, bozuk yürüyüş ve bozuk duruşa neden olarak belde kas <br />
gerginliği mekanizmasını başlatabilir, hatta ciddi kronik bel ağrısına <br />
sebep olabilir<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /><br />
Çocukların çantayı tek omuzda taşıması omurga eğriliklerine neden <br />
olmakta, normalden fazla ağır çantaların kullanılması çocukların öne <br />
doğru eğilmesine sebep olarak duruş bozukluğu oluşturmaktadır<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /><br />
Dengelerini bozup düşmelerine sebep olmakta, sırt ve bel ağrısı bacak <br />
kaslarında gerginliği artırarak ağrı oluşmasına yol açmaktadır<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /> Duruş bozukluğu ise solunumu da etkilediğinden daha da önem taşımaktadır<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" />'' <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">VÜCUT AÄžIRLIÄžININ YÜZDE 15'İNİ GEÇMEMELİ</span> <br />
<br />
Çocukların taşıdığı çantaların omuz askısının normalden daha fazla omuz<br />
bölgesine baskı yapmasının dolaşım bozukluğuna sebep olduğunu ve ağrıya<br />
yol açtığını ifade eden Karanfil, ''Çocuklarda okul çantasının ağırlığı<br />
vücut ağırlığının yüzde 15'ini geçmemelidir'' diye konuştu<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /> <br />
<br />
<br />
Çocukların eve ***ürmeleri gerekmeyen okul gereçlerini, kitap ve <br />
defterlerini çantanın yükünü hafifletmeleri için okulda bırakmalarını <br />
söyleyen Karanfil, şu tavsiyelerde bulundu: ''Ağır olan malzemeler sırta<br />
en yakın bölgede en arkada taşınmalı<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /><br />
Yük sırta eşit dağıtılmalı, her iki omuz askısı takılmalı, dar askı <br />
omuz baskısını artırıp dolaşımı bozduğu için omuz askısı geniş çantalar <br />
tercih edilmeli<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /> Çantalarda bel kemeri kullanılmalı, kenar göğüs askıları kullanılmalı, yük vücuda yakın olmalı<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /> Çantaların sırt desteği olmalı, çok sert malzemeden olmamalı, ortopedik sırt desteğine sahip olmalıdır<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /> Sırt çantası uzun süre kullanılmamalı, uzun süreli kullanım gerekiyorsa tekerlekli olanı tercih edilmelidir<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" />'' <br />
<br />
<br />
A<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" />A<br />
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Okul çantasının ağırlığı ne kadar olmalı?<br />
<br />
Sırt çantaları Ağırlığı ne Kadar Olmalı?<br />
<br />
Okul çantası ve Ağırlığı Hakkında Bilgiler<br />
<br />
<br />
Okul çantalarının ağırlığı öğrencileri nasıl etkiler ideal okul çantası kaç kilo olmalı?<br />
<br />
<br />
<br />
Okul çantasının tek omuzda taşıması omurga eğriliğine, ağır çanta ise duruş bozukluğuna yol açıyor<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /> Araştırmalar, okul çocuklarında bel ağrısı görülme sıklığının yüzde 70 olduğunu gösteriyor<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /><br />
<br />
<br />
<a href="http://img41.imageshack.us/img41/2305/okulcantasiforumdasnet.jpg" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url"><img src="http://img41.imageshack.us/img41/2305/okulcantasiforumdasnet.jpg" loading="lazy"  alt="okulcantasiforumdasnet.jpg" class="mycode_img" /></a><br />
<br />
<br />
Uzmanlar, sırt çantalarının seçiminde ve kullanımında ailelere ciddi sorumluluklar düştüğünü belirtiyor<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /><br />
Bilinçsiz kullanılan sırt çantalarının çocukların gelişimini olumsuz <br />
etkilediğini ifade eden Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /> Rabia Cerrah Karanfil uyardı: ''Çantaların ağırlığına bağlı olarak omurgaya aşırı yük gelmektedir<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /><br />
Çantanın uygun olmayan pozisyonda taşınması okul çocuklarının <br />
gelişmekte olan eklem, kas ve eklemleri birbirine bağlayan bağlarda <br />
zorlanma, bozuk yürüyüş ve bozuk duruşa neden olarak belde kas <br />
gerginliği mekanizmasını başlatabilir, hatta ciddi kronik bel ağrısına <br />
sebep olabilir<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /><br />
Çocukların çantayı tek omuzda taşıması omurga eğriliklerine neden <br />
olmakta, normalden fazla ağır çantaların kullanılması çocukların öne <br />
doğru eğilmesine sebep olarak duruş bozukluğu oluşturmaktadır<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /><br />
Dengelerini bozup düşmelerine sebep olmakta, sırt ve bel ağrısı bacak <br />
kaslarında gerginliği artırarak ağrı oluşmasına yol açmaktadır<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /> Duruş bozukluğu ise solunumu da etkilediğinden daha da önem taşımaktadır<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" />'' <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">VÜCUT AÄžIRLIÄžININ YÜZDE 15'İNİ GEÇMEMELİ</span> <br />
<br />
Çocukların taşıdığı çantaların omuz askısının normalden daha fazla omuz<br />
bölgesine baskı yapmasının dolaşım bozukluğuna sebep olduğunu ve ağrıya<br />
yol açtığını ifade eden Karanfil, ''Çocuklarda okul çantasının ağırlığı<br />
vücut ağırlığının yüzde 15'ini geçmemelidir'' diye konuştu<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /> <br />
<br />
<br />
Çocukların eve ***ürmeleri gerekmeyen okul gereçlerini, kitap ve <br />
defterlerini çantanın yükünü hafifletmeleri için okulda bırakmalarını <br />
söyleyen Karanfil, şu tavsiyelerde bulundu: ''Ağır olan malzemeler sırta<br />
en yakın bölgede en arkada taşınmalı<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /><br />
Yük sırta eşit dağıtılmalı, her iki omuz askısı takılmalı, dar askı <br />
omuz baskısını artırıp dolaşımı bozduğu için omuz askısı geniş çantalar <br />
tercih edilmeli<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /> Çantalarda bel kemeri kullanılmalı, kenar göğüs askıları kullanılmalı, yük vücuda yakın olmalı<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /> Çantaların sırt desteği olmalı, çok sert malzemeden olmamalı, ortopedik sırt desteğine sahip olmalıdır<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /> Sırt çantası uzun süre kullanılmamalı, uzun süreli kullanım gerekiyorsa tekerlekli olanı tercih edilmelidir<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" />'' <br />
<br />
<br />
A<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" />A<br />
]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Zeki Çocuklar Yazıyı Ters mi Yazıyor? ]]></title>
			<link>https://duygusuz.com/showthread.php?tid=95838</link>
			<pubDate>Fri, 16 Sep 2011 17:26:23 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://duygusuz.com/member.php?action=profile&uid=15391">MaSaL</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://duygusuz.com/showthread.php?tid=95838</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Bazı çocuklar d harfini p , u harfini n , r harfini de tersten yazıyor<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /> Korkmayın bunun nedeni sevindirici olabilir<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /><img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /><img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /></span><br />
<br />
<br />
Adana da özel bir hastanede aile terapisti olarak görev yapan Dr<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /><br />
Obengül Ejder, ilköğretim çağındaki bazı çocukların yazıları doğru <br />
okumasına rağmen, d harfini p , u harfini n , r harfini de tersinden <br />
yazdığını belirterek, bunun zeka geriliği olmadığını, velilerin <br />
kaygılanmaması gerektiğini söyledi<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" />Tıp dünyasında disleksi olarak tanımlanan bu sorunun eğitimciler ve veliler tarafından yeterince bilinmediğine dikkat çeken Dr<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /><br />
Obengül Ejder, disleksili ünlüler arasında bilim adamı Albert Einstein,<br />
kalipso müziğinin kralı Harry Belafonte, ressam Leonardo Da Vinci, <br />
İrlandalı yazar William Butler Yeats, heykeltıraş Auguste Rodin, şarkıcı<br />
ve sinema oyuncusu Cher in bulunduğunu vurguladı<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /><br />
<br />
<br />
Dr<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /> Ejder, "Dislekside yaş sınırı yok, ömür boyu da sürebiliyor<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /> Disleksi özellikleri olan çocuklar okuma yazmayı zamanından geç öğreniyor ama hiç öğrenmeme gibi bir durum söz konusu olmaz<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /> Tedavisi için kullanılan bir ilaç yok<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /> Terapi ya da özel eğitimle bu çocukların gelişimi sağlanır" dedi<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /><br />
<br />
<br />
Çocuğa disleksi tanısının konulabilmesi için zekasının normal veya normal üstü olması gerektiğini belirten Dr<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /> Ejder, "Disleksi zeka geriliği demek değildir<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /><br />
Eğer okumada yaşanılan zorluk, zeka geriliği, işitme kaybı ya da başka <br />
nörolojik sorunlarla ortaya çıkıyorsa o zaman disleksiden söz edilemez<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /><br />
Zeka özelliği olan çocuklar, beklenilen başarıyı ortaya çıkartmadığında<br />
disleksiden şüphelenilir ve bunun için ekstra değerlendirmelere gerek <br />
duyulur" diye konuştu<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">DİSLEKSİ ÖZELLİÄžİ TAŞIYAN ÇOCUK SAYISI FAZLA</span><br />
<br />
<br />
Türkiye de disleksi özellikleri olan çocuk sayısının oldukça fazla olduğunu ifade eden Dr<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /><br />
Obengül Ejder, "Eğitimciler ve aileler tarafından yeterince <br />
bilinmediğinden, bu özellikteki çocuklar gerek okul, gerekse aile ve <br />
çevre içinde pek çok zorlukla karşılaşıyor<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /> Disleksi özellikleri olan çocuklar okuma yazmayı zamanından geç öğrenirler<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /> Hiç öğrenmeme gibi bir durum söz konusu olmaz ama sorunun şiddetine göre çocuğun hangi alanda zorlanacağı farklılık gösterir<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /><br />
Genel olarak okuma yazmayı öğrenseler de, okuma yazma kalitesinde <br />
yaşanan zorluklar da disleksinin özellikleri arasındadır" ifadelerini <br />
kullandı<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /><br />
<br />
<br />
DİSLEKSİ NÖROLOJİK BİR SORUNDUR<br />
<br />
<br />
Disleksi hakkında yapılan araştırmalarda birden çok etken olduğunu kaydeden Dr<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /><br />
Ejder, disleksinin genel olarak nörolojik ve genetik geçişli bir sorun <br />
olarak tanımlandığını anlatıp, tedavi yöntemine ilişkin şunları söyledi:<br />
<br />
<br />
"Tedavide özellikle kullanılan bir ilaç yoktur<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /> Terapi ya da özel eğitim dediğimiz yöntemlerle bu çocukların gelişimi sağlanır<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /> İlaç tedavisi, sadece eşlik eden sorunlar olduğunda bu sorunların semptomatik tedavisi için sürece dahil olabilir<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /><br />
Dislekside eğitimsel terapi çalışmalarının amacı, çocuğun güçlü ve <br />
zayıf yanlarını ortaya çıkarmak, zayıf yanlarını destekleyecek <br />
teknikleri öğretmek, güçlü yanlarını öğrenmelerini desteklemektir<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /> Erken tanı bu çocukların gelecekte alacakları eğitimin tespiti açısından çok önemlidir<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /><br />
Unutulmamalıdır ki disleksi tanısı konulan çocukların yarıdan azı, <br />
başarılı bir gelişim gösterirken, erken dönemde teşhis edilen çocukların<br />
çoğu, kendi akranları ile aynı seviyeye taşınabilmektedir<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /><br />
Bu konuda ailelerin bir uzmandan yardım alması sorunun çözümünde yol <br />
gösterecek ve ileride telafisi mümkün olmayacak yanlışların önüne <br />
geçecektir<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" />"<br />
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Bazı çocuklar d harfini p , u harfini n , r harfini de tersten yazıyor<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /> Korkmayın bunun nedeni sevindirici olabilir<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /><img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /><img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /></span><br />
<br />
<br />
Adana da özel bir hastanede aile terapisti olarak görev yapan Dr<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /><br />
Obengül Ejder, ilköğretim çağındaki bazı çocukların yazıları doğru <br />
okumasına rağmen, d harfini p , u harfini n , r harfini de tersinden <br />
yazdığını belirterek, bunun zeka geriliği olmadığını, velilerin <br />
kaygılanmaması gerektiğini söyledi<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" />Tıp dünyasında disleksi olarak tanımlanan bu sorunun eğitimciler ve veliler tarafından yeterince bilinmediğine dikkat çeken Dr<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /><br />
Obengül Ejder, disleksili ünlüler arasında bilim adamı Albert Einstein,<br />
kalipso müziğinin kralı Harry Belafonte, ressam Leonardo Da Vinci, <br />
İrlandalı yazar William Butler Yeats, heykeltıraş Auguste Rodin, şarkıcı<br />
ve sinema oyuncusu Cher in bulunduğunu vurguladı<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /><br />
<br />
<br />
Dr<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /> Ejder, "Dislekside yaş sınırı yok, ömür boyu da sürebiliyor<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /> Disleksi özellikleri olan çocuklar okuma yazmayı zamanından geç öğreniyor ama hiç öğrenmeme gibi bir durum söz konusu olmaz<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /> Tedavisi için kullanılan bir ilaç yok<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /> Terapi ya da özel eğitimle bu çocukların gelişimi sağlanır" dedi<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /><br />
<br />
<br />
Çocuğa disleksi tanısının konulabilmesi için zekasının normal veya normal üstü olması gerektiğini belirten Dr<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /> Ejder, "Disleksi zeka geriliği demek değildir<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /><br />
Eğer okumada yaşanılan zorluk, zeka geriliği, işitme kaybı ya da başka <br />
nörolojik sorunlarla ortaya çıkıyorsa o zaman disleksiden söz edilemez<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /><br />
Zeka özelliği olan çocuklar, beklenilen başarıyı ortaya çıkartmadığında<br />
disleksiden şüphelenilir ve bunun için ekstra değerlendirmelere gerek <br />
duyulur" diye konuştu<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">DİSLEKSİ ÖZELLİÄžİ TAŞIYAN ÇOCUK SAYISI FAZLA</span><br />
<br />
<br />
Türkiye de disleksi özellikleri olan çocuk sayısının oldukça fazla olduğunu ifade eden Dr<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /><br />
Obengül Ejder, "Eğitimciler ve aileler tarafından yeterince <br />
bilinmediğinden, bu özellikteki çocuklar gerek okul, gerekse aile ve <br />
çevre içinde pek çok zorlukla karşılaşıyor<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /> Disleksi özellikleri olan çocuklar okuma yazmayı zamanından geç öğrenirler<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /> Hiç öğrenmeme gibi bir durum söz konusu olmaz ama sorunun şiddetine göre çocuğun hangi alanda zorlanacağı farklılık gösterir<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /><br />
Genel olarak okuma yazmayı öğrenseler de, okuma yazma kalitesinde <br />
yaşanan zorluklar da disleksinin özellikleri arasındadır" ifadelerini <br />
kullandı<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /><br />
<br />
<br />
DİSLEKSİ NÖROLOJİK BİR SORUNDUR<br />
<br />
<br />
Disleksi hakkında yapılan araştırmalarda birden çok etken olduğunu kaydeden Dr<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /><br />
Ejder, disleksinin genel olarak nörolojik ve genetik geçişli bir sorun <br />
olarak tanımlandığını anlatıp, tedavi yöntemine ilişkin şunları söyledi:<br />
<br />
<br />
"Tedavide özellikle kullanılan bir ilaç yoktur<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /> Terapi ya da özel eğitim dediğimiz yöntemlerle bu çocukların gelişimi sağlanır<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /> İlaç tedavisi, sadece eşlik eden sorunlar olduğunda bu sorunların semptomatik tedavisi için sürece dahil olabilir<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /><br />
Dislekside eğitimsel terapi çalışmalarının amacı, çocuğun güçlü ve <br />
zayıf yanlarını ortaya çıkarmak, zayıf yanlarını destekleyecek <br />
teknikleri öğretmek, güçlü yanlarını öğrenmelerini desteklemektir<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /> Erken tanı bu çocukların gelecekte alacakları eğitimin tespiti açısından çok önemlidir<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /><br />
Unutulmamalıdır ki disleksi tanısı konulan çocukların yarıdan azı, <br />
başarılı bir gelişim gösterirken, erken dönemde teşhis edilen çocukların<br />
çoğu, kendi akranları ile aynı seviyeye taşınabilmektedir<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" /><br />
Bu konuda ailelerin bir uzmandan yardım alması sorunun çözümünde yol <br />
gösterecek ve ileride telafisi mümkün olmayacak yanlışların önüne <br />
geçecektir<img src="http://www.yasamvesaglik.com/forum/images/smilies/nokta.gif" loading="lazy"  alt="nokta.gif" class="mycode_img" />"<br />
]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Ailede İletişim]]></title>
			<link>https://duygusuz.com/showthread.php?tid=95779</link>
			<pubDate>Wed, 14 Sep 2011 14:57:25 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://duygusuz.com/member.php?action=profile&uid=15391">MaSaL</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://duygusuz.com/showthread.php?tid=95779</guid>
			<description><![CDATA[AİLEDE İLETİŞİM<br />
<div style="text-align: right;" class="mycode_align">Özden AKKOL<br />
Okul Psikoloğu</div>İletişim<br />
becerilerinin kazınıldığı ilk yer ailedir. Aile içindeki ilişkilerin <br />
temelini ana-babanın birbirine karşı tutumu oluşturur. Uyumlu ve sıcak <br />
ilişkiler ana-babadan çocuklara doğru yayılır. Gergin ve sürtüşmeli <br />
karı-koca ilişkisi çocuklar için güvensiz, tedirgin bir ortam yaratır. <br />
Sağlıklı aileler sağlıklı ve mutlu çocuklar yetiştirirler. Ailenin <br />
sağlıklı olması toplumunda sağlıklı olmasına yol açar. O halde ailenin <br />
baştan sağlam temellere dayandırılması gerekir. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ailenin kuruluşu önemlidir</span>.<br />
Araştırmalar sağlam evliliklerin anlık tutkuların üzerine kurulmadığını<br />
gösteriyor. İyi düşünmek, bilinçli olmak, doğru karar vermek önemlidir.<br />
Evlenmek için doğru insanı seçmek gerekir. Ancak doğru insan olmak <br />
doğru insanı bulmaktan çok daha önemlidir. Kendini tanıyan, öz saygısı <br />
yüksek, kendisi ve çevresi ile barışık, yaşamdan ne istediğini bilen, <br />
yaşamının sorumluluğunu üstlenmiş insanlar; eğer sevgileriyle <br />
mantıklarını birleştirerek karar verirlerse mutlu evlilikler <br />
yapabilirler.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İyi bir evlilik yapmak kadar</span> evliliğin <br />
sürdürülmesi de büyük çaba ister. Her insanın içinde doldurulmayı <br />
bekleyen bir sevgi deposu vardır. Sevgi depoları dolduğunda insanlar <br />
mutlu ve uyumlu olurlar. Sevdiği insanın övgüsü erkek olsun kadın olsun <br />
herkesin performansını artırmaktadır. Goethe; â€œBir erkeğe olduğunu gibi <br />
davranırsanız öyle kalır. Olması gerektiği, olabileceği gibi <br />
davranırsanız daha kuvvetli ve daha iyi bir erkek haline gelirâ€ der.<br />
Aile,<br />
insan ilişkilerininin sergilendiği bir sahne gibidir. Çocuk bu sahnede <br />
insan ilişkilerini bütün karmaşık yönleriyle gözlemler ve yaşar. <br />
Anlaşma, uzlaşma, bağlılık, işbirliği gibi olumlu nitelikleri evde <br />
kazanır. Anlaşmazlık, çekişme ve çatışma gibi olumsuz durumlarda <br />
takınacağı tutumları da evde öğrenir.<br />
Herbir aile üyesinin diğeri ile ilişkisi vardır. Bu ilişkiler ağı içinde birey benlik bilincini ve kişiliğini kazanır.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Benlik bilinci;</span><br />
insanın kendisi hakkındaki duygu ve düşüncelerini ifade eden bir <br />
kavramdır. Bebek kendi bakımı ile ilgili davranışlardan etkilenir. Diğer<br />
insanların gözünde ne kadar değerli olduğunu hissetmeye başlar. Kucağa <br />
almak, beslemek, sarılmak, öpmek, uykusu geldiğinde ninni söyleyip <br />
uyutmak gibi davranışlarla ana-baba çocuklarına olan ilgilerini, <br />
sevgilerini ilişki düzeyinde iletmiş olurlar. Eğer bebek konuşabilseydi <br />
â€œBana gerçekten değer veriyorlar... Demek ki onlar için <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">önemliyim</span>â€ derdi.<br />
İnsanlarla<br />
başarılı ilişkiler kurabilmenin temellerinden biri fizyolojik, <br />
psikolojik ve sosyal gereksinimlerin dengeli bir şeklide <br />
karşılanmasıdır. Temel gereksinimleri karşılanan bir insan kendine doğru<br />
hedefler belirleyerek olmak istediği gibi bir insan olabilir. Böylece <br />
başarılı ve mutlu bir yaşam sürebilir.<br />
Temel gereksinimlerimiz arasında yer alan <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">â€œsevgiâ€</span>nin<br />
çocuğun sağlıklı bir kişilik geliştirmesinde ve güven duygusu <br />
kazanmasında rolü büyüktür. Yunus Emre; â€œsevgi gelince bütün eksikler <br />
biterâ€ der.<br />
Çocuğu sevmek kadar, çocuğun sevildiğini hissetmesi <br />
de önemlidir. Bir insan değerli olduğunu, kabul edildiğini hissedince <br />
bulunduğu yerden kımıldamaya başlar.<br />
Kabul, minicik bir tohumun <br />
gelişip güzel bir çiçeğe dönüşmesine yardım eden toprak gibidir. Toprak <br />
tohumun büyüme yeteneğini, potansiyelini ortaya çıkarır. Tohumunda da <br />
gelişme yeteneği vardır. Çocuğu olduğu gibi kabul etmek tohuma sunulmuş <br />
verimli bir toprak işlevi görür.<br />
Pek çok ana-babanın çocuklarını <br />
içinde büyüttükleri toprak eleştiri, yargılama, öğüt verme, uyarma, <br />
emir verme gibi kabullenilmediğini anlatan iletilerle <br />
yoğunlaştırılmıştır.<br />
Ana-babaların çoğu çocukların işlerine <br />
karışarak, denetleyerek, yardım ederek onlara kabul edilmedikleri <br />
duygusunu yaşattıklarını anlayamazlar. Onları kendi hallerine <br />
bırakmazlar. Bir birey olmalarına izin vermezler. Bu da çocuk için çorak<br />
bir toprak oluşturur.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sağlıklı iletişimin</span> temelinde çok <br />
açılı düşünme biçimi yatar. Kendini anlatma çabasından önce başkalarını <br />
anlama çabaları ön planda gelmelidir. Buna empatik yaklaşım denir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Empati;</span><br />
karşımızdakinin duygu ve düşüncelerini anlamak, onun gözüyle olaylara <br />
bakabilmektir. â€œÖğretmenime kızdımâ€ der, çocuk A, a a hiç öğretmene <br />
kızılır mı? deriz. Burada empati yoktur. Empatide hak verip vermemek <br />
önemli değil, önemli olan karşımızdakini anlamaktır.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Empatide </span>saygı<br />
vardır. Senin bakış açına saygı duyuyorum, seni anlıyorum mesajı <br />
verilir. Karşımızdakini anlamak için de dinlemek önemlidir. Etkin <br />
dinlemede iletiyi alan önce gönderenin duygularını, iletinin ne anlama <br />
geldiğini anlamaya çalışır. Sonra bunun doğruluğunu sınamak için <br />
duygularını, iletinin ne anlama geldiğini anlamaya çalışır. Sonra bunun <br />
doğruluğunu sınamak için kendi sözcükleriyle gönderene iletir. Bu <br />
iletide değerlendirme, öneri, görüş bildirme, soru sorma yoktur.<br />
Etkin dinleme insanlar arasında sıcak ilişkiler geliştirir. Duyulduğunu, anlaşıldığını hissetmek hoş bir duygudur.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Etkin dinleme</span> çocuğun sorularını çözmeyi kolaylaştırır. İnsanlar sorunları hakkında konuştuklarında çözümü daha kolay bulabilirler.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Çocukla iletişimin</span> etkili yollarından biri de <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">â€œbenâ€</span><br />
dili kullanmadır. Ana-baba çocuğun davranışını kabul etmediği zaman o <br />
davranış nedeniyle ne hissettiğini çocuğa söylerse ileti, sen <br />
iletisinden ben iletisine dönüşür.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">â€œSenâ€</span> dili mesajları <br />
davranışa değil de kişiliğe yönelik olduğu -babanın olumsuz davranış <br />
sırasında yaşamakta olduğu olumsuz etki ve duyguları açıklayıcı dürüst <br />
ve sorumlu bir kızgınlık ifadesidir.<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>Sorun yaratan davranış nedir?</li>
<li>Bu davranış bizi nasıl etkiledi?</li>
<li>Bu etkinin bizde yarattığı duygu nedir?</li>
</ol>
Bu üç bilgiyi içeren mesaja â€œbenâ€ mesajı denir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Örneğin:</span><ul class="mycode_list"><li>Terbiyesiz, bana nasıl bağrırsın, utanmıyor musun? (â€œSenâ€ dili mesajı)<br />
</li>
<li>Benimle böyle konuşman çok ağırıma gidiryor. Kırılıyorum, güceniyorum, (â€œBenâ€ dili mesajı)<br />
</li>
</ul>
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">â€œBenâ€</span> dili mesajını kullanmak daha etkili olur.<br />
Etkili<br />
iletişimin bir yolu da â€œkaybeden yokâ€ yöntemidir. Tarafların istekleri <br />
çatıştığı zaman her iki tarafı da memnun edecek orta bir yol bulmak <br />
demektir.<br />
Çocuğunu ayrı ve farklı bir kişilik olarak gören bir <br />
ana-baba onun davranışlarının çoğunu kabullenir. Onun çocuğu için <br />
düşündüğü bir kalıp yoktur.<br />
Böyle bir ana-baba çocuğunun biricikliğini kabul eder. Olabileceğin en iyisi olmasına izin veriniz, onu destekler.<br />
Ana-babalara şunu hatırlatmak gerekir. <span style="text-decoration: underline;" class="mycode_u">â€œÇocuğunuza<br />
bir yaşam verilmesi için aracı oldunuz. Şimdi de çocuğunuzun ona sahip <br />
olmasına izin veriniz. Bu yaşamda ne yapacağına kendi karar versin.</span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="text-decoration: underline;" class="mycode_u">Gibran, bu ilkeyi çok güzel dile getiriyor:</span><br />
Çocuklarınız sizin çocuklarınız değildir.<br />
Onlar yaşamın kendi için özlediği kız ve oğlanlarıdır.<br />
Sizin aracılığınızla dünyaya gelmiştir.<br />
Sizinle birlikte olmalarına karşın size ait değillerdir.<br />
Onlara sevginizi verebilirsiniz ama düşüncelerinizi hayır<br />
Çünkü onların kendi düşünceleri vardır.<br />
Onlara benzemek için çabalayabilirsiniz ama onları kendinize benzetemezsiniz.<br />
Çünkü yaşam dün ile oyalanmaz ve geriye doğru gitmez.</span><br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Özden AKKOL</span><br />
Okul Psikoloğu<br />
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[AİLEDE İLETİŞİM<br />
<div style="text-align: right;" class="mycode_align">Özden AKKOL<br />
Okul Psikoloğu</div>İletişim<br />
becerilerinin kazınıldığı ilk yer ailedir. Aile içindeki ilişkilerin <br />
temelini ana-babanın birbirine karşı tutumu oluşturur. Uyumlu ve sıcak <br />
ilişkiler ana-babadan çocuklara doğru yayılır. Gergin ve sürtüşmeli <br />
karı-koca ilişkisi çocuklar için güvensiz, tedirgin bir ortam yaratır. <br />
Sağlıklı aileler sağlıklı ve mutlu çocuklar yetiştirirler. Ailenin <br />
sağlıklı olması toplumunda sağlıklı olmasına yol açar. O halde ailenin <br />
baştan sağlam temellere dayandırılması gerekir. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ailenin kuruluşu önemlidir</span>.<br />
Araştırmalar sağlam evliliklerin anlık tutkuların üzerine kurulmadığını<br />
gösteriyor. İyi düşünmek, bilinçli olmak, doğru karar vermek önemlidir.<br />
Evlenmek için doğru insanı seçmek gerekir. Ancak doğru insan olmak <br />
doğru insanı bulmaktan çok daha önemlidir. Kendini tanıyan, öz saygısı <br />
yüksek, kendisi ve çevresi ile barışık, yaşamdan ne istediğini bilen, <br />
yaşamının sorumluluğunu üstlenmiş insanlar; eğer sevgileriyle <br />
mantıklarını birleştirerek karar verirlerse mutlu evlilikler <br />
yapabilirler.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İyi bir evlilik yapmak kadar</span> evliliğin <br />
sürdürülmesi de büyük çaba ister. Her insanın içinde doldurulmayı <br />
bekleyen bir sevgi deposu vardır. Sevgi depoları dolduğunda insanlar <br />
mutlu ve uyumlu olurlar. Sevdiği insanın övgüsü erkek olsun kadın olsun <br />
herkesin performansını artırmaktadır. Goethe; â€œBir erkeğe olduğunu gibi <br />
davranırsanız öyle kalır. Olması gerektiği, olabileceği gibi <br />
davranırsanız daha kuvvetli ve daha iyi bir erkek haline gelirâ€ der.<br />
Aile,<br />
insan ilişkilerininin sergilendiği bir sahne gibidir. Çocuk bu sahnede <br />
insan ilişkilerini bütün karmaşık yönleriyle gözlemler ve yaşar. <br />
Anlaşma, uzlaşma, bağlılık, işbirliği gibi olumlu nitelikleri evde <br />
kazanır. Anlaşmazlık, çekişme ve çatışma gibi olumsuz durumlarda <br />
takınacağı tutumları da evde öğrenir.<br />
Herbir aile üyesinin diğeri ile ilişkisi vardır. Bu ilişkiler ağı içinde birey benlik bilincini ve kişiliğini kazanır.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Benlik bilinci;</span><br />
insanın kendisi hakkındaki duygu ve düşüncelerini ifade eden bir <br />
kavramdır. Bebek kendi bakımı ile ilgili davranışlardan etkilenir. Diğer<br />
insanların gözünde ne kadar değerli olduğunu hissetmeye başlar. Kucağa <br />
almak, beslemek, sarılmak, öpmek, uykusu geldiğinde ninni söyleyip <br />
uyutmak gibi davranışlarla ana-baba çocuklarına olan ilgilerini, <br />
sevgilerini ilişki düzeyinde iletmiş olurlar. Eğer bebek konuşabilseydi <br />
â€œBana gerçekten değer veriyorlar... Demek ki onlar için <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">önemliyim</span>â€ derdi.<br />
İnsanlarla<br />
başarılı ilişkiler kurabilmenin temellerinden biri fizyolojik, <br />
psikolojik ve sosyal gereksinimlerin dengeli bir şeklide <br />
karşılanmasıdır. Temel gereksinimleri karşılanan bir insan kendine doğru<br />
hedefler belirleyerek olmak istediği gibi bir insan olabilir. Böylece <br />
başarılı ve mutlu bir yaşam sürebilir.<br />
Temel gereksinimlerimiz arasında yer alan <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">â€œsevgiâ€</span>nin<br />
çocuğun sağlıklı bir kişilik geliştirmesinde ve güven duygusu <br />
kazanmasında rolü büyüktür. Yunus Emre; â€œsevgi gelince bütün eksikler <br />
biterâ€ der.<br />
Çocuğu sevmek kadar, çocuğun sevildiğini hissetmesi <br />
de önemlidir. Bir insan değerli olduğunu, kabul edildiğini hissedince <br />
bulunduğu yerden kımıldamaya başlar.<br />
Kabul, minicik bir tohumun <br />
gelişip güzel bir çiçeğe dönüşmesine yardım eden toprak gibidir. Toprak <br />
tohumun büyüme yeteneğini, potansiyelini ortaya çıkarır. Tohumunda da <br />
gelişme yeteneği vardır. Çocuğu olduğu gibi kabul etmek tohuma sunulmuş <br />
verimli bir toprak işlevi görür.<br />
Pek çok ana-babanın çocuklarını <br />
içinde büyüttükleri toprak eleştiri, yargılama, öğüt verme, uyarma, <br />
emir verme gibi kabullenilmediğini anlatan iletilerle <br />
yoğunlaştırılmıştır.<br />
Ana-babaların çoğu çocukların işlerine <br />
karışarak, denetleyerek, yardım ederek onlara kabul edilmedikleri <br />
duygusunu yaşattıklarını anlayamazlar. Onları kendi hallerine <br />
bırakmazlar. Bir birey olmalarına izin vermezler. Bu da çocuk için çorak<br />
bir toprak oluşturur.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sağlıklı iletişimin</span> temelinde çok <br />
açılı düşünme biçimi yatar. Kendini anlatma çabasından önce başkalarını <br />
anlama çabaları ön planda gelmelidir. Buna empatik yaklaşım denir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Empati;</span><br />
karşımızdakinin duygu ve düşüncelerini anlamak, onun gözüyle olaylara <br />
bakabilmektir. â€œÖğretmenime kızdımâ€ der, çocuk A, a a hiç öğretmene <br />
kızılır mı? deriz. Burada empati yoktur. Empatide hak verip vermemek <br />
önemli değil, önemli olan karşımızdakini anlamaktır.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Empatide </span>saygı<br />
vardır. Senin bakış açına saygı duyuyorum, seni anlıyorum mesajı <br />
verilir. Karşımızdakini anlamak için de dinlemek önemlidir. Etkin <br />
dinlemede iletiyi alan önce gönderenin duygularını, iletinin ne anlama <br />
geldiğini anlamaya çalışır. Sonra bunun doğruluğunu sınamak için <br />
duygularını, iletinin ne anlama geldiğini anlamaya çalışır. Sonra bunun <br />
doğruluğunu sınamak için kendi sözcükleriyle gönderene iletir. Bu <br />
iletide değerlendirme, öneri, görüş bildirme, soru sorma yoktur.<br />
Etkin dinleme insanlar arasında sıcak ilişkiler geliştirir. Duyulduğunu, anlaşıldığını hissetmek hoş bir duygudur.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Etkin dinleme</span> çocuğun sorularını çözmeyi kolaylaştırır. İnsanlar sorunları hakkında konuştuklarında çözümü daha kolay bulabilirler.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Çocukla iletişimin</span> etkili yollarından biri de <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">â€œbenâ€</span><br />
dili kullanmadır. Ana-baba çocuğun davranışını kabul etmediği zaman o <br />
davranış nedeniyle ne hissettiğini çocuğa söylerse ileti, sen <br />
iletisinden ben iletisine dönüşür.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">â€œSenâ€</span> dili mesajları <br />
davranışa değil de kişiliğe yönelik olduğu -babanın olumsuz davranış <br />
sırasında yaşamakta olduğu olumsuz etki ve duyguları açıklayıcı dürüst <br />
ve sorumlu bir kızgınlık ifadesidir.<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>Sorun yaratan davranış nedir?</li>
<li>Bu davranış bizi nasıl etkiledi?</li>
<li>Bu etkinin bizde yarattığı duygu nedir?</li>
</ol>
Bu üç bilgiyi içeren mesaja â€œbenâ€ mesajı denir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Örneğin:</span><ul class="mycode_list"><li>Terbiyesiz, bana nasıl bağrırsın, utanmıyor musun? (â€œSenâ€ dili mesajı)<br />
</li>
<li>Benimle böyle konuşman çok ağırıma gidiryor. Kırılıyorum, güceniyorum, (â€œBenâ€ dili mesajı)<br />
</li>
</ul>
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">â€œBenâ€</span> dili mesajını kullanmak daha etkili olur.<br />
Etkili<br />
iletişimin bir yolu da â€œkaybeden yokâ€ yöntemidir. Tarafların istekleri <br />
çatıştığı zaman her iki tarafı da memnun edecek orta bir yol bulmak <br />
demektir.<br />
Çocuğunu ayrı ve farklı bir kişilik olarak gören bir <br />
ana-baba onun davranışlarının çoğunu kabullenir. Onun çocuğu için <br />
düşündüğü bir kalıp yoktur.<br />
Böyle bir ana-baba çocuğunun biricikliğini kabul eder. Olabileceğin en iyisi olmasına izin veriniz, onu destekler.<br />
Ana-babalara şunu hatırlatmak gerekir. <span style="text-decoration: underline;" class="mycode_u">â€œÇocuğunuza<br />
bir yaşam verilmesi için aracı oldunuz. Şimdi de çocuğunuzun ona sahip <br />
olmasına izin veriniz. Bu yaşamda ne yapacağına kendi karar versin.</span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="text-decoration: underline;" class="mycode_u">Gibran, bu ilkeyi çok güzel dile getiriyor:</span><br />
Çocuklarınız sizin çocuklarınız değildir.<br />
Onlar yaşamın kendi için özlediği kız ve oğlanlarıdır.<br />
Sizin aracılığınızla dünyaya gelmiştir.<br />
Sizinle birlikte olmalarına karşın size ait değillerdir.<br />
Onlara sevginizi verebilirsiniz ama düşüncelerinizi hayır<br />
Çünkü onların kendi düşünceleri vardır.<br />
Onlara benzemek için çabalayabilirsiniz ama onları kendinize benzetemezsiniz.<br />
Çünkü yaşam dün ile oyalanmaz ve geriye doğru gitmez.</span><br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Özden AKKOL</span><br />
Okul Psikoloğu<br />
]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Yalan Söyleme]]></title>
			<link>https://duygusuz.com/showthread.php?tid=95778</link>
			<pubDate>Wed, 14 Sep 2011 14:56:47 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://duygusuz.com/member.php?action=profile&uid=15391">MaSaL</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://duygusuz.com/showthread.php?tid=95778</guid>
			<description><![CDATA[YALAN SÖYLEME<br />
Yalan söyleme de, çalma gibi bir uyum ve <br />
davranış bozukluğudur. Çocuklarda 6-7 yaşlarına kadar görülen abartılı <br />
söylemler ve hayallerle ilgili ifadeler gerçeğin tam olarak çarpıtılması<br />
anlamına gelen yalanla karıştırılmamalıdır. Çocuklar 6-7 yaş dönemine <br />
kadar hayali arkadaşlarıyla aralarında geçen diyaloglardan söz edebilir <br />
veya izledikleri bir olayı kendi algıladıkları biçimde süsleyerek veya <br />
biraz abartarak anlatabilirler. Çoçuğun bu tip davranışları bir uyum <br />
davranış bozukluğu olan yalanla karıştırılmamalıdır.<br />
Çocuklar hiç <br />
bir sebep yokken yalana başvurmazlar. Hiç bir çocuk doğuştan yalana <br />
eğilimli değildir. Çocukları mutlaka yalan söylemeye iten ailesel, <br />
çevresel veya toplumsal bir faktör vardır. Aile içinde veya çevrede çok <br />
sık yalan söyleniyor olması çoçuğun da yalan söyleme davranışını taklit <br />
etmesine ve yalan söyleyen kişileri model almasına neden olur. <br />
Çocuklarda bir uyum ve davranış bozukluğu olarak görülen yalan söyleme <br />
davranışının altında yatan sebepler aşağıdaki gibi özetlenebilir;<ul class="mycode_list"><li>Sevgi ve şefkat eksikliği</li>
<li>İlgi eksikliği</li>
<li>Değersizlik ve onaylanma gereksinimi</li>
<li>Aileden taktir görememe ve yetersiz ödüllendirilme</li>
<li>Aşırı takdir ve aşırı ödüllendirilme</li>
<li>Aşırı cezalandırıcı tutuma maruz kalma</li>
<li>Kıyaslamacı tutuma maruz kalma</li>
<li>Küçümseyici ve aşağılayıcı tutuma maruz kalma</li>
<li>Korku ve kaygılar</li>
</ul>
Çocuklar<br />
aileleri tarafından yeterince sevilmediklerini ve kendilerine yeterli <br />
ilgi gösterilmediğini hissederlerse bu açığı kapatmak için yalan <br />
söyleyebilirler. Boğazı ağrımadığı halde yutkunamadığını söyleyen bir <br />
çocuk ve ya gözünden yaş gelmeden canının yandığını söyleyerek ağlama <br />
taklidi yapan bir çocuk buna örnek olarak gösterilebilir. Kendini <br />
değersiz hisseden bir çocuk çevresindekiler tarafından değerli algılanma<br />
ve onaylanma ihtiyacıyla sahip olmadığı bir şeye sahip olduğunu veya <br />
yapmadığı bir şeyi yaptığını ifade edebilir. Örneğin gerçekte sahip <br />
olmadığı halde yüzlerce arabası olduğunu, babasının çok zengin olduğunu <br />
söyleyen bir çocuk veya öğretmeninden aferin almadığı halde öğretmeninin<br />
kedisine aferi dediğini söyleyen bir çocuk bu duruma örnek olarak <br />
gösterilebilir. Erken çocukluk döneminde her yaptığı olumlu davranışı <br />
ödüllendirilen bir çocuk veya tam tersine hiç bir davranışı <br />
ödüllendirilmeyen bir çocuk da yalan söyleme gereksinimi duyabilir. <br />
Ailesinden hiç göremediği takdiri görebilmek ya da sürekli hale gelmiş <br />
takdiri devamlı kılabilmek amacıyla kendini elde etmediği bir başarıyı <br />
elde etmiş gibi gösterebilir. Anne babaların aşırı cezalandırıcı, <br />
kıyaslamacı, küçümseyici ve aşağılayıcı tutumları çocuklarda yalan <br />
söyleme davranışına neden olabilir. Çocuk, kardeşleriyle ve ya başka <br />
çocuklarla sıklıkla kıyaslanıyorsa ailenin onayladığı çocuğa benzemek <br />
amacıyla yalana başvurabilir. Benzer bir gereksinimle ailesi tarafından <br />
aşağılanmamak ve cezaladırılmamak için yapmadığı davranışları yapmış <br />
gibi ya da yaptığı davranışları yapmamış gibi ailesine aktarabilir. <br />
Çocuklar kaygılandıkları bir durumdan kaçmak için de yalana <br />
başvurabilirler. Okuldan korktuğu için karnının ağrıdığını söyleyen ve <br />
okula gidemeyen bir çocuk ve ya okulda yemek yemek istemediği için <br />
parasını çaldırdığını söyleyen bir çocuk bu duruma örnek olarak <br />
gösterilebilir. Bu örneklerde eğer aile çocuğuyla rahat ve sağlıklı bir <br />
iletişim kurabilse, çocuk üzerinde baskıcı, aşırı disiplinli bir tutum <br />
sergilemesse çocuk ailesine gerçeği söylemekten çekinmez.<br />
Aileler <br />
çocuklarına karşı baskıcı, aşırı disiplinli, cezalandırıcı tutumlardan <br />
kaçınarak, çocuklarının eksik yönlerinden ziyade olumlu yönlerini de ön <br />
plana çıkararak ve çocuklarını korkutan, kaygılandıran durumlar <br />
konusunda daha bilinçli davranarak çocuklarını yalan söyleme <br />
davranışından uzak tutabilirler.<br />
Çocukları yalan söyleyen <br />
ailelerin bu davranışı nedeniyle çocuklarını cezalandırmaları <br />
sergileyebilineçek en hatalı tutum olur. Böyle davranan bir aile <br />
çocuğunu daha çok yalana ve yeni davranış bozukluklarına iter. Bunun <br />
yerine, aile çocuğun neden yalan söylediğini araştırmalı ve bu sebepleri<br />
çocukla birlikte ortadan kaldırmaya çalışmalıdır. Bazı durumlarda sorun<br />
çok ilerlemiş, bu nedenle çözümsüzmüş gibi görünebilir. Böyle bir <br />
durumda aile bir psikologdan yardım almaktan çekinmemelidir. Bir uzman <br />
yardımıyla bu davranışın altında yatan etmenler tespit edilerek ortada <br />
kaldırılmalı ve çocuğa daha sağlıklı davranışlar kazandırılmalıdır.<br />
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[YALAN SÖYLEME<br />
Yalan söyleme de, çalma gibi bir uyum ve <br />
davranış bozukluğudur. Çocuklarda 6-7 yaşlarına kadar görülen abartılı <br />
söylemler ve hayallerle ilgili ifadeler gerçeğin tam olarak çarpıtılması<br />
anlamına gelen yalanla karıştırılmamalıdır. Çocuklar 6-7 yaş dönemine <br />
kadar hayali arkadaşlarıyla aralarında geçen diyaloglardan söz edebilir <br />
veya izledikleri bir olayı kendi algıladıkları biçimde süsleyerek veya <br />
biraz abartarak anlatabilirler. Çoçuğun bu tip davranışları bir uyum <br />
davranış bozukluğu olan yalanla karıştırılmamalıdır.<br />
Çocuklar hiç <br />
bir sebep yokken yalana başvurmazlar. Hiç bir çocuk doğuştan yalana <br />
eğilimli değildir. Çocukları mutlaka yalan söylemeye iten ailesel, <br />
çevresel veya toplumsal bir faktör vardır. Aile içinde veya çevrede çok <br />
sık yalan söyleniyor olması çoçuğun da yalan söyleme davranışını taklit <br />
etmesine ve yalan söyleyen kişileri model almasına neden olur. <br />
Çocuklarda bir uyum ve davranış bozukluğu olarak görülen yalan söyleme <br />
davranışının altında yatan sebepler aşağıdaki gibi özetlenebilir;<ul class="mycode_list"><li>Sevgi ve şefkat eksikliği</li>
<li>İlgi eksikliği</li>
<li>Değersizlik ve onaylanma gereksinimi</li>
<li>Aileden taktir görememe ve yetersiz ödüllendirilme</li>
<li>Aşırı takdir ve aşırı ödüllendirilme</li>
<li>Aşırı cezalandırıcı tutuma maruz kalma</li>
<li>Kıyaslamacı tutuma maruz kalma</li>
<li>Küçümseyici ve aşağılayıcı tutuma maruz kalma</li>
<li>Korku ve kaygılar</li>
</ul>
Çocuklar<br />
aileleri tarafından yeterince sevilmediklerini ve kendilerine yeterli <br />
ilgi gösterilmediğini hissederlerse bu açığı kapatmak için yalan <br />
söyleyebilirler. Boğazı ağrımadığı halde yutkunamadığını söyleyen bir <br />
çocuk ve ya gözünden yaş gelmeden canının yandığını söyleyerek ağlama <br />
taklidi yapan bir çocuk buna örnek olarak gösterilebilir. Kendini <br />
değersiz hisseden bir çocuk çevresindekiler tarafından değerli algılanma<br />
ve onaylanma ihtiyacıyla sahip olmadığı bir şeye sahip olduğunu veya <br />
yapmadığı bir şeyi yaptığını ifade edebilir. Örneğin gerçekte sahip <br />
olmadığı halde yüzlerce arabası olduğunu, babasının çok zengin olduğunu <br />
söyleyen bir çocuk veya öğretmeninden aferin almadığı halde öğretmeninin<br />
kedisine aferi dediğini söyleyen bir çocuk bu duruma örnek olarak <br />
gösterilebilir. Erken çocukluk döneminde her yaptığı olumlu davranışı <br />
ödüllendirilen bir çocuk veya tam tersine hiç bir davranışı <br />
ödüllendirilmeyen bir çocuk da yalan söyleme gereksinimi duyabilir. <br />
Ailesinden hiç göremediği takdiri görebilmek ya da sürekli hale gelmiş <br />
takdiri devamlı kılabilmek amacıyla kendini elde etmediği bir başarıyı <br />
elde etmiş gibi gösterebilir. Anne babaların aşırı cezalandırıcı, <br />
kıyaslamacı, küçümseyici ve aşağılayıcı tutumları çocuklarda yalan <br />
söyleme davranışına neden olabilir. Çocuk, kardeşleriyle ve ya başka <br />
çocuklarla sıklıkla kıyaslanıyorsa ailenin onayladığı çocuğa benzemek <br />
amacıyla yalana başvurabilir. Benzer bir gereksinimle ailesi tarafından <br />
aşağılanmamak ve cezaladırılmamak için yapmadığı davranışları yapmış <br />
gibi ya da yaptığı davranışları yapmamış gibi ailesine aktarabilir. <br />
Çocuklar kaygılandıkları bir durumdan kaçmak için de yalana <br />
başvurabilirler. Okuldan korktuğu için karnının ağrıdığını söyleyen ve <br />
okula gidemeyen bir çocuk ve ya okulda yemek yemek istemediği için <br />
parasını çaldırdığını söyleyen bir çocuk bu duruma örnek olarak <br />
gösterilebilir. Bu örneklerde eğer aile çocuğuyla rahat ve sağlıklı bir <br />
iletişim kurabilse, çocuk üzerinde baskıcı, aşırı disiplinli bir tutum <br />
sergilemesse çocuk ailesine gerçeği söylemekten çekinmez.<br />
Aileler <br />
çocuklarına karşı baskıcı, aşırı disiplinli, cezalandırıcı tutumlardan <br />
kaçınarak, çocuklarının eksik yönlerinden ziyade olumlu yönlerini de ön <br />
plana çıkararak ve çocuklarını korkutan, kaygılandıran durumlar <br />
konusunda daha bilinçli davranarak çocuklarını yalan söyleme <br />
davranışından uzak tutabilirler.<br />
Çocukları yalan söyleyen <br />
ailelerin bu davranışı nedeniyle çocuklarını cezalandırmaları <br />
sergileyebilineçek en hatalı tutum olur. Böyle davranan bir aile <br />
çocuğunu daha çok yalana ve yeni davranış bozukluklarına iter. Bunun <br />
yerine, aile çocuğun neden yalan söylediğini araştırmalı ve bu sebepleri<br />
çocukla birlikte ortadan kaldırmaya çalışmalıdır. Bazı durumlarda sorun<br />
çok ilerlemiş, bu nedenle çözümsüzmüş gibi görünebilir. Böyle bir <br />
durumda aile bir psikologdan yardım almaktan çekinmemelidir. Bir uzman <br />
yardımıyla bu davranışın altında yatan etmenler tespit edilerek ortada <br />
kaldırılmalı ve çocuğa daha sağlıklı davranışlar kazandırılmalıdır.<br />
]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Çocuklara Ölümü Nasıl Anlatabiliriz]]></title>
			<link>https://duygusuz.com/showthread.php?tid=95777</link>
			<pubDate>Wed, 14 Sep 2011 14:56:12 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://duygusuz.com/member.php?action=profile&uid=15391">MaSaL</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://duygusuz.com/showthread.php?tid=95777</guid>
			<description><![CDATA[ÇOCUKLARA ÖLÜMÜ NASIL ANLATABİLİRİZ?<br />
Ölüm hepimiz açısından <br />
anlaşılması ve dayanılması çok zor bir olaydır. Özellikle okul öncesi <br />
dönemdeki çocukların ölümü kavrayabilemeleri ve aile fertlerinden <br />
birinin yokluğuna katlanabilmeleri daha da güçtür. Genellikle 3 yaştan <br />
önce çocuklar ölümü anlayamazlar. Bu nedenle yaşamlarının ilk 3 yılında <br />
yakınlarının ölümü ile karşılaşan çocuklar ölümü diğer yaş grubundaki <br />
çocuklara göre daha az korkutucu bulurlar. Çocuklar 4-5 yaş civarında <br />
ölümden ve yakınlarını kaybetmekten daha çok korkmaya başlarlar. Bu <br />
yaşlarda ölümü geri dönüşü de olabilen çok uzun bir yolculuk olarak <br />
algılarlar. Ölen bir yakınları ya da evcil hayvanları için â€˜â€™yeter artık<br />
geri dönsünâ€™â€™ veya â€˜â€™doktora götürelim iyileşsinâ€™â€™ gibi sözler <br />
söyleyebilirler. Çocuklar ancak 5 yaşından sonra ölümün geri dönüşü <br />
olmayan bir olay olduğunu ve yalnızca canlılar için var olduğunu <br />
öğrenmeye başlarlar. Altı-7 yaşlarında ise ölüm, hastalıkla ve <br />
yaşlılıkla bağdaştırılmaya başlanır. Çocuklar ancak ilkokul yıllarının <br />
sonuna doğru, 10-12 yaşlarında ölümün yaşamın sonu olduğunu ve ölen bir <br />
canlının asla geri dönmeyeceğini algılarlar. Okul öncesi dönemdeki <br />
çocuklara ölümü anlatabilmek için aşağıdaki örnek ifadeleri <br />
kullanabilirsiniz; <br />
<br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Tüm canlıların yaşamlarının başladığı<br />
ve bittiği bir zaman vardır. Başlangıç ve bitiş arasındaki döneme yaşam<br />
denir. Bu yaşayan tüm canlılar için geçerlidir. Örneğin, cicivler <br />
yumurtadan çıkınca yaşamaya başlar, büyür, tavuk olur, sonra da yaşlanır<br />
ve ölürler. Bu tüm çiçekler, balıklar, kediler ve insanlar için <br />
geçerlidir. Tüm canlılar doğar, büyür, yaşlanır ve ölür. Canlıların <br />
hiçbiri sonsuza dek yaşamazlar. </span>Ailedeki ölüm, yaşlanmadan kaza <br />
veya hastalık nedeniyle gerçekleştiyse, çok ağır bir hastalığın veya <br />
iyileşemeyecek kadar ağır yaraların da, yaşlanmadıkları halde canlıların<br />
ölümüne neden olabildiğini söyleyebilirsiniz. Yalnız hastalığın, normal<br />
hastalıklardan çok farklı olduğunu söyleyin ki, çocuk hastalığa karşı <br />
aşırı bir korku geliştirmesin. <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Tüm canlıların yaşam süreleri <br />
farklıdır. Kelebekler, birkaç hafta yaşar, kuşlar 3-4 yıl yaşar, kediler<br />
ise 10-15 yıl yaşarlar. Her canlının da kendi yaşam süresi farklıdır. 3<br />
yıl yaşayan bir kuş da olabilir, 6 yıl yaşayan bir kuş da olabilir. <br />
Güçlü ve sağlıklı bir kuş, hastalanmaz ve yaralanmazsa diğer kuşlardan <br />
daha uzun yaşabilir. Bu insanlar için de böyledir; bazı insanlar 70 yıl <br />
yaşar, bazıları ise 90 yıl yaşar. Yaşam süresi yaşayan tüm canlılar için<br />
farklıdır, ama tüm canlılar mutlaka bir gün ölürler. Bu her yerde ve <br />
herkes için böyledir. </span>Bu açıklamaları yaparken canlıların resimleri<br />
gösterilebilir veya renkli kalemlerle çocukla birlikte küçük ve yaşlı <br />
canlılar çizilebilir. <br />
Ölüm çocuklara ne kadar iyi anlatılırsa <br />
anlatılsın, çocuklar özellikle anne-babalarını veya çok bağlandıkları <br />
bir yakınlarını kaybettiklerinde çok ciddi sorunlar yaşayabilirler. Bu <br />
sorunlar aşağıdaki gibi özetlenebileceği gibi bunlar dışında da başka <br />
sorunlar ortaya çıkabilir;- Uyum ve davranış bozuklukları (alt ıslatma, çalma, kekemelik, saldırganlık, hırçınlık, parmak emme, tırnak yeme vb.)<br />
- Kabuslar, gece korkuları<br />
- Uykusuzluk<br />
- Yeme bozuklukları<br />
- Ağrılar (baş, karın vb.)<br />
- Bayılma, titreme nöbetleri<br />
- Çeşitli tikler<br />
- Okul başarısızlığı<br />
- İçine kapanma<br />
- Bulantı, kusma<br />
Bu<br />
tip sorunlar yaşayan çocukları olan ailelerin, çocuğun bu davranışını <br />
bastırmamasını, göz ardı etmemesini ve bu gibi sorunlarla <br />
karşılaştıklarında zaman kaybetmeden bir psikoloğa başvurmalarını <br />
öneriyoruz. Aileler, bu tip sorunların ölüm olayından hemen sonra <br />
yaşanabileceği gibi, yıllar sonra da ortaya çıkabileceğini <br />
unutmamalılar. <br />
Ailelerin ve tüm yetişkinlerin yakınını kaybeden <br />
çocuğa verdiği mesajlara dikkat etmesi gerekir. Çocuğun ölümle <br />
bağdaştırmasının sakıncalı olduğu kavramlarla ilgili mesajlar çocuğa <br />
verilmemelidir. Bu tip mesajlar nedeniyle de çocuklar ciddi psikolojik <br />
sorunlar yaşayabilirler. Örneğin,<br />
- Allahâ€™ın iyi kullarını yanına aldığı,<br />
- Ölen kişinin, yakınlarının davranışları nedeniyle hastalanıp öldüğü,<br />
- Ölen kişinin derin veya ebedi bir uykuya daldığı,<br />
- Ölenlerin cennet veya cehenneme gideceği, <br />
- Ölenlerin toprak olup, yok olduğu,<br />
- Ölümün bir ceza olduğu,<br />
Gibi<br />
mesajlar çocuğun kafasını çok karıştırabilir. Çocuğun topraktan, <br />
uykudan korkmasına, Allahâ€™ı cezalandıran bir otorite gibi görmesine veya<br />
çocuğun, Allahâ€™ın iyi kulu olmamak için kötü davranışlar sergilemesine <br />
neden olabilir. Bunun dışında, bu tip mesajlar nedeniyle çocuk yakınının<br />
ölümü nedeniyle sorumluluk, suçluluk veya öfke duyabilir. Bu duygular <br />
da çocuğun sağlığını kaybetmesine neden olur. <br />
Çocuğa <br />
verilebilecek mesajlara dikkat etmenin yanısıra, bir yakının ölüm <br />
haberini çocuğa verirken dikkat edilmesi gereken bazı noktalar da <br />
vardır; bunlar aşağıdaki gibi özetlenebilir;<br />
1.) Ölüm haberi, <br />
çocuğa aniden verilmemelidir. Kaza, kalp krizi ve bunun gibi ani <br />
ölümlerde ölüm haberi verilmeden önce çocuğa kaybedilen kişinin hasta <br />
olduğu, durumunun ağır olduğu, doktorların hastanede onu iyileştirmeye <br />
çalıştığı gibi sözler söylenerek çocuk ölüm haberine alıştırılmalıdır. <br />
Çocuğun durumuna göre bu süre uzun ya da kısa tutulabilir. Ancak çok <br />
uzun süreler bu haberin çocuktan gizlenmesi sakıncaldır. Çocuk ölüm <br />
haberini çevredeki diğer insanlardan öğrenebilir veya durumu <br />
hissedebilir; bu da çocuğun bu durumdan daha kötü etkilenmesine neden <br />
olabilir. <br />
2.) Çocuğun yanında hiçbir şey yokmuş gibi rahat davranmak<br />
da, bağırarak kendini yerden yere atarak ağlamak da sakıncalıdır. <br />
Çocuğun davranışlarını kontrol altına almaya çalışmak ,böyle bir dönemde<br />
çocuğu nasıl davranması konusunda yönlendirmek sakıncalıdır. Çocuklar <br />
da yetişkinler gibi böyle bir haber karşısında farklı süreleerle farklı <br />
davranışlar gösterebilirler. Çocuğu davranışarından dolayı eleştirmek <br />
,suçlamak ,aşağılamamak gerekir. Çocuğun duygularını ifade etmesine izin<br />
verilmelidir. Çocuk bu konuda konuşması için zorlanmamalı ancak hiçbir <br />
zaman geri çevrilmemeli sorduğu sorular yanıtsız yaşına uygun biçimde <br />
yanıtlanmalıdır. <br />
3.) Çocuğa ölüm haberini veren kişi çocuğa duygusal<br />
anlamda en yakın kişi olmalıdır. Haberi veren kişi ile çocuk ortamda <br />
yalnız olmalıdır. Böylece çocuk aldığı habere başkalarının varlığından <br />
rahatsız olmadan tepki gösterebilir. <br />
4.) Çocuk olaydan hemen sonra <br />
yas tutan diğer aile fertlerinden uzaklaştırılıp başka bir ortama <br />
gönderilmemelidir. Yetişkinler gibi ,çocuklarında bu dönemde bir arada <br />
olmaya ve acısını paylaşmaya ihtiyacı vardır.<br />
5.) Okul öncesi dönemdeki çocukları cenaze törenlerine veya ölünün temizlendiği ortamlara götürmek çok sakıncalıdır.<br />
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[ÇOCUKLARA ÖLÜMÜ NASIL ANLATABİLİRİZ?<br />
Ölüm hepimiz açısından <br />
anlaşılması ve dayanılması çok zor bir olaydır. Özellikle okul öncesi <br />
dönemdeki çocukların ölümü kavrayabilemeleri ve aile fertlerinden <br />
birinin yokluğuna katlanabilmeleri daha da güçtür. Genellikle 3 yaştan <br />
önce çocuklar ölümü anlayamazlar. Bu nedenle yaşamlarının ilk 3 yılında <br />
yakınlarının ölümü ile karşılaşan çocuklar ölümü diğer yaş grubundaki <br />
çocuklara göre daha az korkutucu bulurlar. Çocuklar 4-5 yaş civarında <br />
ölümden ve yakınlarını kaybetmekten daha çok korkmaya başlarlar. Bu <br />
yaşlarda ölümü geri dönüşü de olabilen çok uzun bir yolculuk olarak <br />
algılarlar. Ölen bir yakınları ya da evcil hayvanları için â€˜â€™yeter artık<br />
geri dönsünâ€™â€™ veya â€˜â€™doktora götürelim iyileşsinâ€™â€™ gibi sözler <br />
söyleyebilirler. Çocuklar ancak 5 yaşından sonra ölümün geri dönüşü <br />
olmayan bir olay olduğunu ve yalnızca canlılar için var olduğunu <br />
öğrenmeye başlarlar. Altı-7 yaşlarında ise ölüm, hastalıkla ve <br />
yaşlılıkla bağdaştırılmaya başlanır. Çocuklar ancak ilkokul yıllarının <br />
sonuna doğru, 10-12 yaşlarında ölümün yaşamın sonu olduğunu ve ölen bir <br />
canlının asla geri dönmeyeceğini algılarlar. Okul öncesi dönemdeki <br />
çocuklara ölümü anlatabilmek için aşağıdaki örnek ifadeleri <br />
kullanabilirsiniz; <br />
<br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Tüm canlıların yaşamlarının başladığı<br />
ve bittiği bir zaman vardır. Başlangıç ve bitiş arasındaki döneme yaşam<br />
denir. Bu yaşayan tüm canlılar için geçerlidir. Örneğin, cicivler <br />
yumurtadan çıkınca yaşamaya başlar, büyür, tavuk olur, sonra da yaşlanır<br />
ve ölürler. Bu tüm çiçekler, balıklar, kediler ve insanlar için <br />
geçerlidir. Tüm canlılar doğar, büyür, yaşlanır ve ölür. Canlıların <br />
hiçbiri sonsuza dek yaşamazlar. </span>Ailedeki ölüm, yaşlanmadan kaza <br />
veya hastalık nedeniyle gerçekleştiyse, çok ağır bir hastalığın veya <br />
iyileşemeyecek kadar ağır yaraların da, yaşlanmadıkları halde canlıların<br />
ölümüne neden olabildiğini söyleyebilirsiniz. Yalnız hastalığın, normal<br />
hastalıklardan çok farklı olduğunu söyleyin ki, çocuk hastalığa karşı <br />
aşırı bir korku geliştirmesin. <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Tüm canlıların yaşam süreleri <br />
farklıdır. Kelebekler, birkaç hafta yaşar, kuşlar 3-4 yıl yaşar, kediler<br />
ise 10-15 yıl yaşarlar. Her canlının da kendi yaşam süresi farklıdır. 3<br />
yıl yaşayan bir kuş da olabilir, 6 yıl yaşayan bir kuş da olabilir. <br />
Güçlü ve sağlıklı bir kuş, hastalanmaz ve yaralanmazsa diğer kuşlardan <br />
daha uzun yaşabilir. Bu insanlar için de böyledir; bazı insanlar 70 yıl <br />
yaşar, bazıları ise 90 yıl yaşar. Yaşam süresi yaşayan tüm canlılar için<br />
farklıdır, ama tüm canlılar mutlaka bir gün ölürler. Bu her yerde ve <br />
herkes için böyledir. </span>Bu açıklamaları yaparken canlıların resimleri<br />
gösterilebilir veya renkli kalemlerle çocukla birlikte küçük ve yaşlı <br />
canlılar çizilebilir. <br />
Ölüm çocuklara ne kadar iyi anlatılırsa <br />
anlatılsın, çocuklar özellikle anne-babalarını veya çok bağlandıkları <br />
bir yakınlarını kaybettiklerinde çok ciddi sorunlar yaşayabilirler. Bu <br />
sorunlar aşağıdaki gibi özetlenebileceği gibi bunlar dışında da başka <br />
sorunlar ortaya çıkabilir;- Uyum ve davranış bozuklukları (alt ıslatma, çalma, kekemelik, saldırganlık, hırçınlık, parmak emme, tırnak yeme vb.)<br />
- Kabuslar, gece korkuları<br />
- Uykusuzluk<br />
- Yeme bozuklukları<br />
- Ağrılar (baş, karın vb.)<br />
- Bayılma, titreme nöbetleri<br />
- Çeşitli tikler<br />
- Okul başarısızlığı<br />
- İçine kapanma<br />
- Bulantı, kusma<br />
Bu<br />
tip sorunlar yaşayan çocukları olan ailelerin, çocuğun bu davranışını <br />
bastırmamasını, göz ardı etmemesini ve bu gibi sorunlarla <br />
karşılaştıklarında zaman kaybetmeden bir psikoloğa başvurmalarını <br />
öneriyoruz. Aileler, bu tip sorunların ölüm olayından hemen sonra <br />
yaşanabileceği gibi, yıllar sonra da ortaya çıkabileceğini <br />
unutmamalılar. <br />
Ailelerin ve tüm yetişkinlerin yakınını kaybeden <br />
çocuğa verdiği mesajlara dikkat etmesi gerekir. Çocuğun ölümle <br />
bağdaştırmasının sakıncalı olduğu kavramlarla ilgili mesajlar çocuğa <br />
verilmemelidir. Bu tip mesajlar nedeniyle de çocuklar ciddi psikolojik <br />
sorunlar yaşayabilirler. Örneğin,<br />
- Allahâ€™ın iyi kullarını yanına aldığı,<br />
- Ölen kişinin, yakınlarının davranışları nedeniyle hastalanıp öldüğü,<br />
- Ölen kişinin derin veya ebedi bir uykuya daldığı,<br />
- Ölenlerin cennet veya cehenneme gideceği, <br />
- Ölenlerin toprak olup, yok olduğu,<br />
- Ölümün bir ceza olduğu,<br />
Gibi<br />
mesajlar çocuğun kafasını çok karıştırabilir. Çocuğun topraktan, <br />
uykudan korkmasına, Allahâ€™ı cezalandıran bir otorite gibi görmesine veya<br />
çocuğun, Allahâ€™ın iyi kulu olmamak için kötü davranışlar sergilemesine <br />
neden olabilir. Bunun dışında, bu tip mesajlar nedeniyle çocuk yakınının<br />
ölümü nedeniyle sorumluluk, suçluluk veya öfke duyabilir. Bu duygular <br />
da çocuğun sağlığını kaybetmesine neden olur. <br />
Çocuğa <br />
verilebilecek mesajlara dikkat etmenin yanısıra, bir yakının ölüm <br />
haberini çocuğa verirken dikkat edilmesi gereken bazı noktalar da <br />
vardır; bunlar aşağıdaki gibi özetlenebilir;<br />
1.) Ölüm haberi, <br />
çocuğa aniden verilmemelidir. Kaza, kalp krizi ve bunun gibi ani <br />
ölümlerde ölüm haberi verilmeden önce çocuğa kaybedilen kişinin hasta <br />
olduğu, durumunun ağır olduğu, doktorların hastanede onu iyileştirmeye <br />
çalıştığı gibi sözler söylenerek çocuk ölüm haberine alıştırılmalıdır. <br />
Çocuğun durumuna göre bu süre uzun ya da kısa tutulabilir. Ancak çok <br />
uzun süreler bu haberin çocuktan gizlenmesi sakıncaldır. Çocuk ölüm <br />
haberini çevredeki diğer insanlardan öğrenebilir veya durumu <br />
hissedebilir; bu da çocuğun bu durumdan daha kötü etkilenmesine neden <br />
olabilir. <br />
2.) Çocuğun yanında hiçbir şey yokmuş gibi rahat davranmak<br />
da, bağırarak kendini yerden yere atarak ağlamak da sakıncalıdır. <br />
Çocuğun davranışlarını kontrol altına almaya çalışmak ,böyle bir dönemde<br />
çocuğu nasıl davranması konusunda yönlendirmek sakıncalıdır. Çocuklar <br />
da yetişkinler gibi böyle bir haber karşısında farklı süreleerle farklı <br />
davranışlar gösterebilirler. Çocuğu davranışarından dolayı eleştirmek <br />
,suçlamak ,aşağılamamak gerekir. Çocuğun duygularını ifade etmesine izin<br />
verilmelidir. Çocuk bu konuda konuşması için zorlanmamalı ancak hiçbir <br />
zaman geri çevrilmemeli sorduğu sorular yanıtsız yaşına uygun biçimde <br />
yanıtlanmalıdır. <br />
3.) Çocuğa ölüm haberini veren kişi çocuğa duygusal<br />
anlamda en yakın kişi olmalıdır. Haberi veren kişi ile çocuk ortamda <br />
yalnız olmalıdır. Böylece çocuk aldığı habere başkalarının varlığından <br />
rahatsız olmadan tepki gösterebilir. <br />
4.) Çocuk olaydan hemen sonra <br />
yas tutan diğer aile fertlerinden uzaklaştırılıp başka bir ortama <br />
gönderilmemelidir. Yetişkinler gibi ,çocuklarında bu dönemde bir arada <br />
olmaya ve acısını paylaşmaya ihtiyacı vardır.<br />
5.) Okul öncesi dönemdeki çocukları cenaze törenlerine veya ölünün temizlendiği ortamlara götürmek çok sakıncalıdır.<br />
]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Çalma]]></title>
			<link>https://duygusuz.com/showthread.php?tid=95776</link>
			<pubDate>Wed, 14 Sep 2011 14:55:28 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://duygusuz.com/member.php?action=profile&uid=15391">MaSaL</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://duygusuz.com/showthread.php?tid=95776</guid>
			<description><![CDATA[ÇALMA; <br />
BİR UYUM VE DAVRANIŞ BOZUKLUÄžU<br />
Okul<br />
öncesi dönemde, genellikle 7-8 yaşlarına kadar görülen izinsiz eşya <br />
alma davranışı, bir uyum ve davranış bozukluğu olan 'çalma davranışı' <br />
olarak kabul edilmez. Bu dönemden önce, özellikle 3-6 yaşları arasında <br />
çocuklar gittikleri evlerde veya kreşte arkadaşlarında gördükleri <br />
objeleri ve oyuncakları almakta sakınca görmezler. Çocuğun bu <br />
davranışının altında yatan neden, beğendiği nesneyi yanında bulundurmaya<br />
çalışmaktan öte birşey değildir. Okul öncesi dönemde mülkiyet duygusu <br />
tam olarak gelişmediği için, çocuklar, başka birine ait bir eşyayı <br />
izinsiz olarak almanın kötü bir davranış olduğunu anlamakta güçlük <br />
çeker. Bu nedenle, çalma davranışının bir uyum ve davranış bozukluğu <br />
olarak ele alınabilmesi için çocuğun ilkokul çağına gelmiş olması <br />
gerekir.<br />
Çocuklarda bir uyum ve davranış bozukluğu olarak görülen çalma davranışının altında yatan sebepler aşağıdaki gibi özetlenebilir;<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">1. Hatalı anne-baba tutumları<br />
</span>- Aşırı disiplinli tutum<br />
- Kıyaslamacı tutum<br />
- Paraya aşırı düşkünlük veya cimrilik<br />
- Maddi cezalar verme<br />
- Gereksinimlerin giderilmemesi<br />
- Önceki çalma davranışının pekiştirilmesi<br />
Yukarıdaki<br />
başlıklarda görüldüğü gibi, anne-babaların aşırı disiplinli ve katı <br />
tutumları çocuklarda çalma davranışına neden olabilir. Çocuğun <br />
kardeşleriyle veya komşu, arkadaş ve akraba çocuklarıyla sıklıkla <br />
kıyaslandığı aile ortamları çalma davranışına zemin hazırlayabilir. <br />
Ailenin, çocuğun maddi ihtiyaçlarını karşılamayarak onu cezalandırması, <br />
ekonomik güçlükler nedeniyle çocuğun fiziksel ihtiyaçlarını <br />
giderememesi, anne-babanın paraya aşırı düşkünlüğü veya cimriliği, <br />
parayı çocuğa karşı bir tehdit aracı olarak kullanması gibi hatalı <br />
tutumlar da çalma davranışının ortaya çıkmasına neden olmaktadır.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">2. Değersizlik duygusu ve öz-güven eksikliği<br />
</span>Çocuğun<br />
kendini değersiz hissetmesi bu davranışı destekler. Kendini yetersiz <br />
hisseden çocuk değerli gördüğü eşyaları çalarak kendini değerli kılmaya <br />
çalışır. Yetersizlik duyguları taşıyan çocuğun anne-babasının aşırı <br />
koruyucu tutumu ve çocuğu sürekli kontrol etmeye çalışır tavırları <br />
çocuğun bu duygularını pekiştirir. Böylece, kendisine güvenilmediğini <br />
düşünen çocuk giderek öz-güvenini kaybetmeye başlar.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">3. Kıskançlık ve rekabet duyguları<br />
</span>Kardeşlerini<br />
veya başka çocukları kıskanan çocuklar yaşadıkları rekabet duygusunu <br />
bastırabilmek için çalma davranışı gösterebilirler. Bu nedenle uyum <br />
bozukluğu geliştiren çocuklarda çalmak, kıskanılan veya rekabet edilen <br />
kişiden öç almak anlamına gelmektedir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">4. Sevgisizlik ve ilgisizlik<br />
</span>Fiziksel<br />
ve maddi ihtiyaçların giderilmemesi gibi, manevi ihtiyaçların <br />
giderilmemeside bu uyum bozukluğuna neden olabilmektedir. Yeterince <br />
sevilmediğini düşünen, duygusal anlamda yeterince ilgi görmeyen çocuk, <br />
başkalarına ait eşyaları çalarak elde edemediği sevgi açığını gidermeye <br />
çalışır. Bu sebeple,kimsesiz çocuklarda, sokak çocuklarında ve aileleri <br />
tarafından dışlanmış çocuklarda çalma davranışının görülme sıklığı <br />
fazladır.<br />
Çocuklarında çalma davranışı görülen anne-babaların, bu <br />
davranışın tedavi edilmesi ve ileride yeniden ortaya çıkmasının veya <br />
yerini başka bir davranış bozukluğuna bırakmasının önlenmesi için zaman <br />
kaybetmeden bir uzmana başvurmalarını öneriyoruz. Bir psikologla<br />
uzmanla<br />
birlikte yapılan çalışmalarda yukarıdaki sebeplerden hangilerinin bu <br />
davranışın gelişmesine yol açtığı tespit edilmeli ve bu nedenler ortadan<br />
kaldırılmalıdır. Davranışa neden olan faktörler kontrol altına <br />
alındığında davranışta hızla ortadan kalkacak ve yeni bağımsız <br />
sorunların oluşumu da engellenmiş olacaktır.<br />
Anne-babalar, bu <br />
sorun nedeniyle baş vurdukları uzman tarafından çocuklarına yaklaşımları<br />
konusunda da bilgilendirilmelidirler. Burada kısaca özetlemek <br />
gerekirse, çalma davranışı gösteren çocukların ailelerinin dikkat <br />
etmeleri gereken şeyler aşağıda sıralanmıştır;<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>Yargılayıcı ve suçlayıcı tutumdan uzak durmak</li>
<li>Aşağılayıcı, küçük düşürürücü ve ayıplayıcı tavır sergilememek</li>
<li>Çocuğu deşifre etmek</li>
<li>Bu davranışı nedeniyle çocuğa duyulan güvensizliği ifade etmek</li>
<li>Cezalandırıcı ve yasaklayıcı tutumlar sergilemek</li>
<li>Gurur kırıcı davranışlar sergilemek</li>
<li>Şiddete başvurmak </li>
</ol>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[ÇALMA; <br />
BİR UYUM VE DAVRANIŞ BOZUKLUÄžU<br />
Okul<br />
öncesi dönemde, genellikle 7-8 yaşlarına kadar görülen izinsiz eşya <br />
alma davranışı, bir uyum ve davranış bozukluğu olan 'çalma davranışı' <br />
olarak kabul edilmez. Bu dönemden önce, özellikle 3-6 yaşları arasında <br />
çocuklar gittikleri evlerde veya kreşte arkadaşlarında gördükleri <br />
objeleri ve oyuncakları almakta sakınca görmezler. Çocuğun bu <br />
davranışının altında yatan neden, beğendiği nesneyi yanında bulundurmaya<br />
çalışmaktan öte birşey değildir. Okul öncesi dönemde mülkiyet duygusu <br />
tam olarak gelişmediği için, çocuklar, başka birine ait bir eşyayı <br />
izinsiz olarak almanın kötü bir davranış olduğunu anlamakta güçlük <br />
çeker. Bu nedenle, çalma davranışının bir uyum ve davranış bozukluğu <br />
olarak ele alınabilmesi için çocuğun ilkokul çağına gelmiş olması <br />
gerekir.<br />
Çocuklarda bir uyum ve davranış bozukluğu olarak görülen çalma davranışının altında yatan sebepler aşağıdaki gibi özetlenebilir;<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">1. Hatalı anne-baba tutumları<br />
</span>- Aşırı disiplinli tutum<br />
- Kıyaslamacı tutum<br />
- Paraya aşırı düşkünlük veya cimrilik<br />
- Maddi cezalar verme<br />
- Gereksinimlerin giderilmemesi<br />
- Önceki çalma davranışının pekiştirilmesi<br />
Yukarıdaki<br />
başlıklarda görüldüğü gibi, anne-babaların aşırı disiplinli ve katı <br />
tutumları çocuklarda çalma davranışına neden olabilir. Çocuğun <br />
kardeşleriyle veya komşu, arkadaş ve akraba çocuklarıyla sıklıkla <br />
kıyaslandığı aile ortamları çalma davranışına zemin hazırlayabilir. <br />
Ailenin, çocuğun maddi ihtiyaçlarını karşılamayarak onu cezalandırması, <br />
ekonomik güçlükler nedeniyle çocuğun fiziksel ihtiyaçlarını <br />
giderememesi, anne-babanın paraya aşırı düşkünlüğü veya cimriliği, <br />
parayı çocuğa karşı bir tehdit aracı olarak kullanması gibi hatalı <br />
tutumlar da çalma davranışının ortaya çıkmasına neden olmaktadır.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">2. Değersizlik duygusu ve öz-güven eksikliği<br />
</span>Çocuğun<br />
kendini değersiz hissetmesi bu davranışı destekler. Kendini yetersiz <br />
hisseden çocuk değerli gördüğü eşyaları çalarak kendini değerli kılmaya <br />
çalışır. Yetersizlik duyguları taşıyan çocuğun anne-babasının aşırı <br />
koruyucu tutumu ve çocuğu sürekli kontrol etmeye çalışır tavırları <br />
çocuğun bu duygularını pekiştirir. Böylece, kendisine güvenilmediğini <br />
düşünen çocuk giderek öz-güvenini kaybetmeye başlar.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">3. Kıskançlık ve rekabet duyguları<br />
</span>Kardeşlerini<br />
veya başka çocukları kıskanan çocuklar yaşadıkları rekabet duygusunu <br />
bastırabilmek için çalma davranışı gösterebilirler. Bu nedenle uyum <br />
bozukluğu geliştiren çocuklarda çalmak, kıskanılan veya rekabet edilen <br />
kişiden öç almak anlamına gelmektedir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">4. Sevgisizlik ve ilgisizlik<br />
</span>Fiziksel<br />
ve maddi ihtiyaçların giderilmemesi gibi, manevi ihtiyaçların <br />
giderilmemeside bu uyum bozukluğuna neden olabilmektedir. Yeterince <br />
sevilmediğini düşünen, duygusal anlamda yeterince ilgi görmeyen çocuk, <br />
başkalarına ait eşyaları çalarak elde edemediği sevgi açığını gidermeye <br />
çalışır. Bu sebeple,kimsesiz çocuklarda, sokak çocuklarında ve aileleri <br />
tarafından dışlanmış çocuklarda çalma davranışının görülme sıklığı <br />
fazladır.<br />
Çocuklarında çalma davranışı görülen anne-babaların, bu <br />
davranışın tedavi edilmesi ve ileride yeniden ortaya çıkmasının veya <br />
yerini başka bir davranış bozukluğuna bırakmasının önlenmesi için zaman <br />
kaybetmeden bir uzmana başvurmalarını öneriyoruz. Bir psikologla<br />
uzmanla<br />
birlikte yapılan çalışmalarda yukarıdaki sebeplerden hangilerinin bu <br />
davranışın gelişmesine yol açtığı tespit edilmeli ve bu nedenler ortadan<br />
kaldırılmalıdır. Davranışa neden olan faktörler kontrol altına <br />
alındığında davranışta hızla ortadan kalkacak ve yeni bağımsız <br />
sorunların oluşumu da engellenmiş olacaktır.<br />
Anne-babalar, bu <br />
sorun nedeniyle baş vurdukları uzman tarafından çocuklarına yaklaşımları<br />
konusunda da bilgilendirilmelidirler. Burada kısaca özetlemek <br />
gerekirse, çalma davranışı gösteren çocukların ailelerinin dikkat <br />
etmeleri gereken şeyler aşağıda sıralanmıştır;<br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>Yargılayıcı ve suçlayıcı tutumdan uzak durmak</li>
<li>Aşağılayıcı, küçük düşürürücü ve ayıplayıcı tavır sergilememek</li>
<li>Çocuğu deşifre etmek</li>
<li>Bu davranışı nedeniyle çocuğa duyulan güvensizliği ifade etmek</li>
<li>Cezalandırıcı ve yasaklayıcı tutumlar sergilemek</li>
<li>Gurur kırıcı davranışlar sergilemek</li>
<li>Şiddete başvurmak </li>
</ol>
]]></content:encoded>
		</item>
	</channel>
</rss>