<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
	<channel>
		<title><![CDATA[:: Duygusuz.com - Dostluk ve Arkadaşlık Sitesi - Hayatı ve Anıları]]></title>
		<link>https://duygusuz.com/</link>
		<description><![CDATA[:: Duygusuz.com - Dostluk ve Arkadaşlık Sitesi - https://duygusuz.com]]></description>
		<pubDate>Fri, 10 Apr 2026 05:35:28 +0000</pubDate>
		<generator>MyBB</generator>
		<item>
			<title><![CDATA[Atatürk'ün Çocukluk Anıları: Büyük Kurtarıcı]]></title>
			<link>https://duygusuz.com/showthread.php?tid=121630</link>
			<pubDate>Sat, 28 Mar 2026 18:08:18 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://duygusuz.com/member.php?action=profile&uid=16854">Serdar102</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://duygusuz.com/showthread.php?tid=121630</guid>
			<description><![CDATA[ATATÜRK'ÜN ÇOCUKLUK ANILARI: BÜYÜK KURTARICI<br />
Atatürk'ün kız kardeşleri Makbule ile Naciye tartışıyordu. <br />
Naciye: Abla, son günlerde annem ve babamın konuşmalarından şu sonuca ulaştım: Osmanlı kötüye gidiyor ve önlem alınmazsa sonumuz bir felaket. <br />
Bunun üzerine Makbule: Doğrudur. Bir kötü gidişat var ama önlem alınmıyor. Saray yabancı kadınlarla doluymuş. Padişahın annesi yabancıymış. Annemiz Zübeyde Hanım bir Türk. Biz de Türküz diyoruz. Annemiz fransız veya rus olsaydı, biz de fransız ve rus olurduk. Fransa'ya ve Rusya'ya hizmet ederdik. Türkleri kendimize düşman bilirdik. <br />
Naciye: Abla, sen bunları biliyorsun. Sadrazam ve vezirler de biliyor. Önlem alsalar ya. <br />
Makbule: Naciye, biliyorsun, ben Osmanlı tarihini araştırdım. Belli bir dönemden sonra  kaç tane Türk sadrazam ve vezir adı söyleyebilirsin? <br />
Naciye: Çoğu başka milletlerden, aralarında Türk yok gibi. <br />
Makbule: Bunlardan Osmanlı Devleti yıkılmasın demesini bekleyemezsin. <br />
<br />
---------------------------------------------------------------------<br />
<br />
<br />
BEN BEBEK MİYDİM?    <br />
Yıl 1872. Evde oturmaktan canı sıkılan Fatma'yı annesi  Selanik sokaklarında gezmeye çıkardı. Sokaklar bomboştu, Arada bir tek tük adamlar geçiyordu. Bu Selanik'te kadın yok muydu? Çocuklar evet çocuklar hani neredeydi? Neden eve kapatılmıştı? Bu durum Fatma'nın kafasına takıldı. Annesine şöyle bir soru sordu: Yemeklerimi yemiyordum ya o zaman ben bebek miydim? Zübeyde Hanım derinden etkilendi. Bilmem kaç zaman önce Fatma ile böyle bir fikir alışverişi olmuştu. Fatma, yemeklerini neden yemiyorsun, demişliği vardı ama Fatma'nın bunu hatırlaması olanaksızdı. Zübeyde Hanım, Fatma'sına sıkıca sarıldı. <br />
Daha sonra sahile çıktılar. Boylu boyunca Ege Denizi önlerinde uzanıyordu. Vur patlasın, çal oynasın eğlenen, günün yirmi dört saati etkinliğini gösteren sahil gazinolarında ermeni, rum, yunan ve diğerleri coşku doluydu. Zübeyde Hanım kızı Fatma'nın elini sıkıca tuttu. Eve doğru yöneldi. Ali Rıza Bey işten dönmüş ve yorgun olmalıydı. O geldiğinde mutfakta olmamak yakışık almazdı. <br />
<br />
-----------------------------------------------------------------------  <br />
<br />
<br />
BİR TORBA BALIK <br />
Ali Rıza Bey ile oğlu Ahmet o sabah erkenden kalktı. Akşamdan sözleşmişlerdi, yarınki balık tutma işi için. Önceleri Zübeyde Hanım karşı çıkmıştı. Ne gereği var canım, sabah erken kalkmanın. Biraz uykunuzu alıp bir iki saat geç kalksanız da olur. Sanki Ege Denizi'nin balıkları, Ali Rıza Bey ile Ahmet gelecek ve biz onların oltasına ilk takılan olacağız mı diyecekler, dediyse de dinletemedi. Zübeyde Hanım onları sabah erkenden yolcu etti. <br />
Ali Rıza Bey ile Ahmet çok hırslıydı. Ellerinde birer olta ve gelsindi balıklar, atılsınlardı oltaya, bakalım kim, kaç balık yakalayacaktı? <br />
Aradan saatler geçti. Ali Rıza Bey ve Ahmet saatlerdir denize olta atıyordu. Oltanın ucundaki yem yeniyor ama balık yakalanmıyordu. Kavanoz içinde getirilen yemler bitmiş ama ortada balık yoktu. <br />
İkindi vaktini geçmişti. Ali Rıza Bey ve Ahmet, bu balıklar bizi sevmedi. Yem yiyor ama kaçıyorlar. Anneni ben severim, sen de seversin. Dönerken  balık alalım, annen de sevinsin ama aramızda sır. Aradan yüz yıl geçse bile anneye söylemek yok.  <br />
Bunun üzerine Ahmet, merak etme baba. Bizim balık almamızın kimseye zararı yok. <br />
Ali Rıza Bey ile Ahmet, akşamüstü bir torba balıkla eve giriş yaptı. Zübeyde Hanım onları coşkuyla karşıladı. Akşam yemeğinde bol bol balık yediler.<br />
<br />
-----------------------------------------------------------------        <br />
<br />
<br />
ALİ RIZA BEY'İN ÇOCUKLUĞU<br />
Ali Rıza on dört yaşındaydı. Arkadaşı Osman'la komşu köye gitmiş ve yalnız geri dönüyordu. Gök gürlemeye başladı. Belli yağmur geliyordu. Ali Rıza adımlarını hızlandırdı. Köyüne daha yol vardı. Bir saçak altı, bir girdap bulup yağmurun dinmesini beklemeliydi. Karşıda bir çınar ağacı gördü. Onların yüzlerce yıl yaşayanı vardı. Ne fırtınalar, yağmurlar atlatırlardı. Hem bu çınar ağacı tam bir saçak altıydı. Oraya sığınırsa yağmurun damlası değmezdi. Aniden gökyüzünde bir şimşek çaktı. Sonrasında uzaklara yıldırım düştü. İleride gökyüzü daha karaydı. Kısa bir süre sonra doğa gerçek gücünü gösterip yağmur damlalarını ağırlaştırırdı. Pek çok şimşek çaktırıp yıldırım düşürür ve bazı canlıların yaşamlarını sonlandırırdı. Ali Rıza oralarda bir çukur bulup içine sindi. Zaten sırılsıklam ıslanmıştı. Yağmurdan korkusu yoktu. O'nun düşüncesi yıldırımdı. Her şimşek çakışında korkmuyordu ama ürperiyordu. <br />
Al Rıza bir anlık zaman diliminde başını yukarı kaldırıp ileri baktı. Adamın biri hızla gelerek çınarın altına sığındı. Saniyesinde şimşek çaktı ve yıldırım düştü. Boğuk bir feryat duyuldu ve adam yere yığıldı. <br />
Ali Rıza: Vay anasını, demek ben oraya önce varsaydım yıldırım bana düşecekti. Beni bu hayattan silip süpürecekti. Ben bu hayatta var olmalıyım ve en azından çocuklarım olmalı. <br />
Sonradan yağmur dindi. Ali Rıza çukurdan çıktı, çınarın altına gitti. Yıldırım adamı yakmış ve ikiye bölmüştü. Daha sonra köyüne doğru yöneldi. Köy kahvesinde olanları anlattı ve yardım etmelerini istedi. <br />
Ali Rıza evine vardığında annesi Ayşe Hanım olanları dinleyince çok şaşırdı. O, insan hayatının doğa tarafından bu kadar kolay yok edilemeyeceği düşüncesindeydi. Kulaktan dolma değerlerle hayatı şekillendirirdi. Ali Rıza'nın anlattığı bu olay ve yorumu hayatına değişik bir bakış açısı kazandırmıştı. <br />
Ali Rıza bir süre daha hayata devam edebileceği düşüncesindeydi. Belki bir gün evlenir, çocukları olurdu. Eğer çocukları olursa, onları çok sevecekti. <br />
<br />
-------------------------------------------------------------------------           <br />
<br />
<br />
GAGASI OLMAYAN KARTAL <br />
Atatürk'ün abileri Ahmet 9, Ömer 8 yaşındaydı. Kardeşleri 2 yaşındaki Mustafa'nın elinden tutarak mutfağa gittiler. Annelerinden bir hikaye anlatmasını isteyeceklerdi ama anneleri mutfakta yoktu. Odalara baktılar, evde yoktu. Yatak odasına yöneldiler. Babaları Ali Rıza Bey orada olmalıydı. Kapıyı çaldılar, içeriden buyurun, gelin denince içeri girdiler. <br />
Ali Rıza Bey: Krallarım benim, şahlarım, padişahlarım!  Siz üçünüz bir anda tarih sahnesinden silinseniz, ben kime oğlum derim? Kim benim adımı tarih karşısında yargılar? Kim benim adımı tarihe sabitler? Siz üç oğlumdan en az biri büyük işler başarsın ve benim adım da bu O'nun babasıdır diye anılsın. Tarihe geçsin. Yüzyıl sonra yeniden dünyaya gelsem ve adım kitaplarda yoksa hakkımı helal etmem bilmiş olun. <br />
Bunun üzerine Ahmet: Baba, yüzyıl sonra bizim adımızdan yola çıkarak tarih kitaplarında bolca varsan ne diyeceksin? <br />
Ali Rıza Bey: O kadar mutlu olurum ki herhalde kanatlanıp gökyüzüne uçarım. <br />
Sonrasında derin bir sessizlik oldu. <br />
Ömer: Annem mutfakta yoktu. Hikaye anlatmasını isteyecektik. Şimdi buraya geldik. Baba, bize bir hikaye anlatır mısın? <br />
Ali Rıza Bey: Canım oğullarım, siz isteyin ben size sabaha kadar on tane hikaye anlatırım, dedi ve bir hikaye anlatmaya başladı:<br />
Kendini gökyüzünün hakimi sanan bir kartal vardı. Çok büyüktü. Kanat açıklığı on metreyi buluyordu. Aslanlar, kaplanlar ondan korkardı. Pençelerine yakalanan hiçbir canlı sağ kurtulamazdı.. Yaşlanan kartalın gagası düşüyordu ya işte bu kartal da yaşlanınca gagası düştü. Gagası olmayan bu kartal yeni bir gaga çıkması için,  aylarca bekledi. Sonunda beklemekten sıkıldı. Timsah dolu bir nehre atladı ve timsahlar onu yedi. Hikayemiz burada bitti.<br />
Ahmet sordu: Baba, bu anlattığınız hikayeden nasıl bir ders çıkarmalıyız? <br />
Ali Rıza Bey: Hikaye anlatmamı istediniz, işte hikaye anlattım. Varın ötesini de siz hesap edin. Ne anladıysanız onu anlatmışımdır. <br />
<br />
------------------------------------------------------------------------            <br />
<br />
<br />
ALİ RIZA İLE ZÜBEYDE'NİN AŞKI <br />
Ali Rıza memur olmuştu. Kazancı iyiydi. Mahalle arkadaşları, tanıdıkları, amca çocukları evlenmişti. Arkadaşlarından ikinciye çocuğu olan vardı. Düğünlerde kızlarla dans eder, şarkı söylerdi. Aşkın ve aşığın yaşatılması taraftarıydı. <br />
Babası ve annesi nice zamandır Ali Rıza'ya kız buluyor, Ali Rıza kızı görüyor ve evlenilecek nitelikte bulmuyordu. Ali Rıza'ya kız beğendirmek çok zordu. Yaşın otuz oldu, evlen artık Ali Rıza, diyorlardı.<br />
Günlerden bir gün babası işten dönmemişti, annesi oğlunu karşısına aldı: Bak Ali Rıza, komşular dediydi, sarı saçlı, mavi gözlü, dünya güzeli bir kız var. Adı Zübeyde. Gittim, gördüm. Terbiyeli, saygılı. Baban, sen, ben evlerine gidelim, kızı bir de sen gör. <br />
Ali Rıza: Olur anne, istersen yarın gidelim, ne dersin? <br />
Annesi: Tamam, yarın gidelim. <br />
Ertesi gün Ali Rıza, annesi ve babası, Zübeyde'nin evine gitti. Ali Rıza, Zübeyde'yi görünce beyninden vurulmuşa döndü. <br />
Bu kız geçen gece rüyasında gördüğü kızdı. <br />
Selanik'te bu kadar güzel bir kız varmış da benim haberim yokmuş, diye kendi kendine hayıflandı. Ali Rıza'nın babası Ahmet Efendi, isterseniz gidin bahçede bir gezin gelin, dedi ve gençler bahçeye çıktı. Ali Rıza, Zübeyde ile ağaçlardan, çiçeklerden bahsederek bahçenin sonuna kadar gitti. Dönüş yolunda Zübeyde'ye evlenme teklif etti: Zübeyde, benimle evlenir misin? dedi. <br />
Zübeyde: Niyetli olmasaydım buraya gelmezdim, dedi. Ali Rıza öylece kalakaldı. Bundan sonra ne yapması gerektiğini bilemedi. <br />
Daha sonraki günlerde Ali Rıza ile Zübeyde, Selanik sokaklarında gezdiler, dolaştılar. Zübeyde'nin evinde nişan töreni yapıldı. Zübeyde düğün istemedi. Ali Rıza, seninle olduğum her gün bana düğün dedi ve Zübeyde'den tarafa çıktı. <br />
Aradan günler, aylar, yıllar geçti. Onların altı tane çocukları oldu. Hepsi birbirinden değerliydi. Mustafa da bunlardan biriydi. Daha sonra Mustafa Kemal adını alacak ve yurdu istila edilen Türk'ün Kurtuluş Savaşı'nı başlatacaktı.  <br />
<br />
SON<br />
<br />
Atatürk'ün Çocukluğu - Ezgi Yayınları - Yayın Yılı: Aralık 1994<br />
<br />
----------------------------------------------------------------------             <br />
<br />
<br />
GERÇEK OLAN NEDİR? <br />
Ali Rıza ile Zübeyde nişanlanalı bir ay olmuştu ki bunlar Selanik sokaklarında gezmeye çıktı. <br />
Ali Rıza: Zübeyde istersen şurada oturalım. Ege Denizi önümüzde, Selanik arkamızda biz hayattan başka ne bekleriz? <br />
Bunun üzerine Zübeyde: Ali Rıza, hayattan istenecek çok şey var ama hayat bunları bir anda bize vermiyor. Kısım kısım veriyor. Bazen hiç vermez. <br />
Ali Rıza: Bilirim Zübeyde, bilirim. Onun öyle olduğunu bilirim. <br />
Zübeyde: Biz hayat olsak hayatı kurgulasak. Hayat kötü olsa iyi insanları kötülüğe yönlendirse işsiz bıraksa soygun yaptırsa sen buna iyidir diyebilir misin? <br />
Ali Rıza: Annesi hasta olan genç adam işsizdi, parası yoktu. Bu genç eczaneye girdi. Eczacıya reçeteyi gösterdi, gerekli olan ilaçları aldı. Dört kutu ilaç. Para vermeden çıkıp gitti.  Zübeyde, sen hakim olsan bu genci hapse atabilir misin? Belki annesi ertesi gün kalkıp yürüyecek. Zaten eczacı şikayetçi olmamış. <br />
Zübeyde: Bak Ali Rıza, bunlar göreceli kavramlar. On kişi olsa beşi evet der, beşi karşı çıkar. Herkes akıl fikir düzeyi, zeka seviyesi açısından fikir ileri sürüp yorum yapar ama gerçek olan nedir? <br />
<br />
-----------------------------------------------------------------------           <br />
<br />
<br />
DÜĞÜNE DÖRT GÜN KALDI<br />
Ali Rıza  ile Zübeyde için, nikah törenine dört gün kalmıştı. Bunlar yine bir fırsatını bulup yalnızlığa adım atmıştı. <br />
Ali Rıza: Zübeyde  sen böyle konuları konuşmaktan hoşlanmazsın ama ben yine de sormak istiyorum. Biz evlenince kaç çocuğumuz olsun istersin?  <br />
Zübeyde: Aman Ali Rıza, hele bir çocuğumuz olsun, ben onu el bebek, gül bebek beslerim. Araştırdım ve buldum. Yeni evli çiftlerin ilk çocukları yüzde yetmiş ihtimalle kız oluyormuş. Belki  yüz yıl sonra bu yüzde seksene çıkarmış. Ali Rıza, ilk çocuğumuz kız olsa sen bundan rahatsız olur musun? <br />
Ali Rıza: Böyle bir şey kesinlikle söz konusu değil. Zübeyde, sen beni iyi tanımamışsın. Kızım olsun, oğlum olsun onu bağrıma basarım. <br />
Sonunda o dört gün geçti. Ali Rıza ile Zübeyde evlendi. İlk çocukları Fatma oldu. Ali Rıza ile Zübeyde onu bağrına bastı. Gelecekte onları mutlu günler bekliyordu. <br />
Aradan yıllar geçti. Fatma dördüncü yaş gününü kutluyordu. Zübeyde Hanım yaptığı pastanın üstüne dört mum dikmişti. Fatma mumları üfledi ve dört yaşına girdi. Önünde uzun bir yaşam vardı ve O bu şansını sonuna kadar kullanırdı. <br />
<br />
---------------------------------------------------------------------         <br />
<br />
ALİ RIZA BEY'İN ÇOCUKLUĞU <br />
Ali Rıza Bey, Selanik'te dünyaya geldi. İlkokulu Mahalle Mektebi'nde okudu. 12 yaşına gelince arkadaşları arasında parmakla gösterilirdi. Çok iyi tekmük oynardı. ( Şimdiki futbol maçı ) Mahalle maçlarında başı önde sahadan hiç ayrılmamıştı. Maç başlayınca geri gelir, kendini kaybettirir, sonradan ileri çıkar, ataklara katılırdı. Takımı ileri çıkmışken, rakip takım savunması buna önem vermez, defans elemanları yanında olmazdı. Top, Ali Rıza'yı severdi. Rakip kale önünde boş pozisyonda durur ve topun gelmesini beklerdi. Hata affetmez ve soğukkanlı  bir vuruşla golü atardı. Gool diye öyle bir bağırır ve kaçardı ki, en hızlı koşan arkadaşı O'na yetişemezdi. <br />
Günlerden bir gün Ali Rıza evde ders çalışıyordu. Kapı çalındı. Ali Rıza yan pencereden baktı. İki arkadaşı bekliyordu. Annesi Ayşe Hanım kapıyı açtı. Çocuklardan biri atıldı: Ali Rıza evde mi? Maçımız var da. O'nu çağırmaya geldik. Arkadaşlar bekliyor. <br />
Ayşe Hanım: Ali Rıza'nın dersleri çokmuş. Yarın imtihanı varmış. Boşuna beklemeyin gelemez. <br />
Aradan dakikalar geçti. Ali Rıza odanın içinde dört döndü. Eğer arkadaşlar gitmezse ben giderim, diye düşündü. Dönmeye devam etti. Ali Rıza sonradan yan pencerenin perdesini aralayıp kapı önüne baktı. Arkadaşları gitmemiş ve bekliyordu. Demek ki iş ciddiydi. Maç iddialıydı. Ali Rıza odadan çıktı. Mutfakta duran annesinin yanına gitti: Anne, arkadaşlar kapıda bekliyor. Derslerimi bitirdim. İmtihana hazırım ve en yüksek notu ben alacağım. Maça gideyim ha, ne dersin? <br />
Annesi olur deyince Ali Rıza bir sevindi ki sormayın. <br />
Maçın oynanacağı yere merdivenli yokuştan inilirdi. Ali Rıza yokuşun başında görününce arkadaşları arasında bir dalgalanma oldu. İşte Ali Rıza gelmişti ve bu maç kazanılırdı. Karşı takımın golcüsü Necdet uzun boyluydu ve elleri belinde bekliyordu. Ali Rıza'ya baktı. O'nu küçük görmedi ama büyük de görmedi. Arkadaşlarının neden Ali Rıza'ya bu kadar önem verdiğini anlamadı. Her zaman  olduğu gibi gollerini birbiri ardına sıralar maçı kazanırdı.<br />
Maç başlayalı on dakika olmuştu ki Necdet ikinci golünü attı. Sonrasında takımı rehavete kapıldı ve Ali Rıza sahneye çıktı. Şahlanan takım arkadaşlarıyla ileri atıldı. Ali Rıza'nın attığı dört golle maç 4-2 galibiyetle sonuçlandı. <br />
Ali Rıza iddia gazozunu içerken, kimseyi alaya almadı. Daha sonra arkadaşlarından ayrılıp eve gelince annesi sordu: Ali Rıza maçı kazandınız mı? <br />
Ali Rıza: Evet anne, kazandık. Onlar iki attı, ben dört attım ve maçı kazandık. <br />
Annesi: Böyle olacağı belliydi. Ben senin kaybettiğini hiç duymadım. <br />
<br />
------------------------------------------------------------------------             <br />
<br />
BİR ALİ RIZA BEY HİKAYESİ<br />
Mustafa 2 yaşında, abileri Ahmet 9, Ömer 8 yaşındaydı. Üç kardeş annelerinin yanına gitti ve bir hikaye anlatmasını istedi. Anneleri Zübeyde Hanım başının ağrıdığını söyleyerek çocukları babalarına yönlendirdi ve şunu ekledi: Aman, dikkat çocuklar, ben size genelde insanlar hakkında hikaye anlattım. Babanız tilkili, kuşlu, ördekli hikaye anlatır ve hikayenin sonu tahminlerin dışındadır. Şok olursunuz. Dağılıp da gelirseniz sizi toplayamam bilmiş olun. <br />
Ahmet: Sen bizi merak etme anne. Ben ve Ömer dağılmam, Mustafa hiç dağılmaz. Anlatsın bakalım babam hikayesini ve bizi şok etsin görelim. <br />
Kardeşler, babalarının yanına geldiğinde Ali Rıza Bey kafasını elleri arasına almış, düşünceye dalmıştı. Ahmet olanları anlatınca hiç şaşırmadı. İnsanoğlunun çözülemeyen sorunları olunca dönüp dolaşacağı yer benim diyordu. Sonrasında Ali Rıza Bey şu hikayeyi anlattı: Bir ördek vardı. Yaşadığı çağa göre, ileri düzeyde zeka sahibiydi. Ördekler etrafında toplanır, oyunlar oynardı. Bu oynadıkları oyunlar eğlence içindi. Bizim ördekle ilgisi yoktu. Bizim ördek hayatı kendi kurgulamak isterdi. Bir kader yapıcının var olduğunu düşünmezdi. Yaşadığın kader oluyor derdi. Bir gün bu ördek üç ileri, bir geri yürürken etrafını tilkiler sardı. Onlarla söz düellosuna girdi ve onlara sorular sordu. Siz tilkisiniz ama kurttan ne farkınız var? İki tilki bir kurt eder diyorlar. Bir tilki bir kurt neden etmesin? İnsanlar hayvanat bahçesi yapıyor ve tilkiyi kafese kapatıyor. Neden tilkiler insanat bahçesi yapmıyor ve insanı tutsak etmiyor? <br />
Aradan zaman geçtiği halde ördeğin sorduğu sorular bitmiyordu. Sonunda tilkiler, sensin, dedi ve ördeği bir tilkiden yüz kat daha zeki tilkiler kralının huzuruna çıkardı.  Ördek tilkilere anlattıklarını tilkiler kralına da anlattı. Onunla söz düellosuna girdi. Bu durum  tilkiler kralını rahatsız etti.  Şu ördek de kimdi ve tilkiler dünyasına hücum etmişti? Bunlardan yüz  tanesini toplasan bir tilki etmezdi. Tilkiler kralı, on yıllık krallığının son bombasını patlattı:    -- Siz ördekler, kanatlarınız var uçuyorsunuz. Kanatlarınızı tilkilere verseniz, tilkiler dünyaya hakim olurdu. Neden dünyaya hakim olamıyorsunuz? Sizi engelleyen nedir? <br />
-- Tilkiler kralı, biz dünyaya hakim olamıyoruz, siz de hakim olamıyorsunuz. O zaman gücünüzü kurtlara verin de kurtlar dünyaya hakim olsun, dedi. Bunu duyan kurtlar harekete geçti ve dünya yönetimini aldı. <br />
Çocuklar, işte bundan dolayıdır ki, hiçbir kurdu evcilleştiremezsin. Sirklerde gösteri yapan aslanlar, kaplanlar evcilleştirilmiştir. Ben bunca yıllık yaşamım boyunca hiçbir kurdun sirkte gösteri yaptığını duymadım. <br />
<br />
Ali Rıza Bey sözlerini tamamladığında oğulları şok halindeydi. Bildik bilginin dışına çıkılmış ve kendilerine bilinmedik bilgi verilmişti. Babalarının yanında ayrılırken, biraz daha özgür ve mutluydular. Tam özgürlük Ali Rıza Bey'in hikayelerinde saklıydı. <br />
<br />
SON<br />
<br />
Atatürk'ün Çocukluğu - Ezgi Yayınları - Yayın Yılı: Aralık 1994]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[ATATÜRK'ÜN ÇOCUKLUK ANILARI: BÜYÜK KURTARICI<br />
Atatürk'ün kız kardeşleri Makbule ile Naciye tartışıyordu. <br />
Naciye: Abla, son günlerde annem ve babamın konuşmalarından şu sonuca ulaştım: Osmanlı kötüye gidiyor ve önlem alınmazsa sonumuz bir felaket. <br />
Bunun üzerine Makbule: Doğrudur. Bir kötü gidişat var ama önlem alınmıyor. Saray yabancı kadınlarla doluymuş. Padişahın annesi yabancıymış. Annemiz Zübeyde Hanım bir Türk. Biz de Türküz diyoruz. Annemiz fransız veya rus olsaydı, biz de fransız ve rus olurduk. Fransa'ya ve Rusya'ya hizmet ederdik. Türkleri kendimize düşman bilirdik. <br />
Naciye: Abla, sen bunları biliyorsun. Sadrazam ve vezirler de biliyor. Önlem alsalar ya. <br />
Makbule: Naciye, biliyorsun, ben Osmanlı tarihini araştırdım. Belli bir dönemden sonra  kaç tane Türk sadrazam ve vezir adı söyleyebilirsin? <br />
Naciye: Çoğu başka milletlerden, aralarında Türk yok gibi. <br />
Makbule: Bunlardan Osmanlı Devleti yıkılmasın demesini bekleyemezsin. <br />
<br />
---------------------------------------------------------------------<br />
<br />
<br />
BEN BEBEK MİYDİM?    <br />
Yıl 1872. Evde oturmaktan canı sıkılan Fatma'yı annesi  Selanik sokaklarında gezmeye çıkardı. Sokaklar bomboştu, Arada bir tek tük adamlar geçiyordu. Bu Selanik'te kadın yok muydu? Çocuklar evet çocuklar hani neredeydi? Neden eve kapatılmıştı? Bu durum Fatma'nın kafasına takıldı. Annesine şöyle bir soru sordu: Yemeklerimi yemiyordum ya o zaman ben bebek miydim? Zübeyde Hanım derinden etkilendi. Bilmem kaç zaman önce Fatma ile böyle bir fikir alışverişi olmuştu. Fatma, yemeklerini neden yemiyorsun, demişliği vardı ama Fatma'nın bunu hatırlaması olanaksızdı. Zübeyde Hanım, Fatma'sına sıkıca sarıldı. <br />
Daha sonra sahile çıktılar. Boylu boyunca Ege Denizi önlerinde uzanıyordu. Vur patlasın, çal oynasın eğlenen, günün yirmi dört saati etkinliğini gösteren sahil gazinolarında ermeni, rum, yunan ve diğerleri coşku doluydu. Zübeyde Hanım kızı Fatma'nın elini sıkıca tuttu. Eve doğru yöneldi. Ali Rıza Bey işten dönmüş ve yorgun olmalıydı. O geldiğinde mutfakta olmamak yakışık almazdı. <br />
<br />
-----------------------------------------------------------------------  <br />
<br />
<br />
BİR TORBA BALIK <br />
Ali Rıza Bey ile oğlu Ahmet o sabah erkenden kalktı. Akşamdan sözleşmişlerdi, yarınki balık tutma işi için. Önceleri Zübeyde Hanım karşı çıkmıştı. Ne gereği var canım, sabah erken kalkmanın. Biraz uykunuzu alıp bir iki saat geç kalksanız da olur. Sanki Ege Denizi'nin balıkları, Ali Rıza Bey ile Ahmet gelecek ve biz onların oltasına ilk takılan olacağız mı diyecekler, dediyse de dinletemedi. Zübeyde Hanım onları sabah erkenden yolcu etti. <br />
Ali Rıza Bey ile Ahmet çok hırslıydı. Ellerinde birer olta ve gelsindi balıklar, atılsınlardı oltaya, bakalım kim, kaç balık yakalayacaktı? <br />
Aradan saatler geçti. Ali Rıza Bey ve Ahmet saatlerdir denize olta atıyordu. Oltanın ucundaki yem yeniyor ama balık yakalanmıyordu. Kavanoz içinde getirilen yemler bitmiş ama ortada balık yoktu. <br />
İkindi vaktini geçmişti. Ali Rıza Bey ve Ahmet, bu balıklar bizi sevmedi. Yem yiyor ama kaçıyorlar. Anneni ben severim, sen de seversin. Dönerken  balık alalım, annen de sevinsin ama aramızda sır. Aradan yüz yıl geçse bile anneye söylemek yok.  <br />
Bunun üzerine Ahmet, merak etme baba. Bizim balık almamızın kimseye zararı yok. <br />
Ali Rıza Bey ile Ahmet, akşamüstü bir torba balıkla eve giriş yaptı. Zübeyde Hanım onları coşkuyla karşıladı. Akşam yemeğinde bol bol balık yediler.<br />
<br />
-----------------------------------------------------------------        <br />
<br />
<br />
ALİ RIZA BEY'İN ÇOCUKLUĞU<br />
Ali Rıza on dört yaşındaydı. Arkadaşı Osman'la komşu köye gitmiş ve yalnız geri dönüyordu. Gök gürlemeye başladı. Belli yağmur geliyordu. Ali Rıza adımlarını hızlandırdı. Köyüne daha yol vardı. Bir saçak altı, bir girdap bulup yağmurun dinmesini beklemeliydi. Karşıda bir çınar ağacı gördü. Onların yüzlerce yıl yaşayanı vardı. Ne fırtınalar, yağmurlar atlatırlardı. Hem bu çınar ağacı tam bir saçak altıydı. Oraya sığınırsa yağmurun damlası değmezdi. Aniden gökyüzünde bir şimşek çaktı. Sonrasında uzaklara yıldırım düştü. İleride gökyüzü daha karaydı. Kısa bir süre sonra doğa gerçek gücünü gösterip yağmur damlalarını ağırlaştırırdı. Pek çok şimşek çaktırıp yıldırım düşürür ve bazı canlıların yaşamlarını sonlandırırdı. Ali Rıza oralarda bir çukur bulup içine sindi. Zaten sırılsıklam ıslanmıştı. Yağmurdan korkusu yoktu. O'nun düşüncesi yıldırımdı. Her şimşek çakışında korkmuyordu ama ürperiyordu. <br />
Al Rıza bir anlık zaman diliminde başını yukarı kaldırıp ileri baktı. Adamın biri hızla gelerek çınarın altına sığındı. Saniyesinde şimşek çaktı ve yıldırım düştü. Boğuk bir feryat duyuldu ve adam yere yığıldı. <br />
Ali Rıza: Vay anasını, demek ben oraya önce varsaydım yıldırım bana düşecekti. Beni bu hayattan silip süpürecekti. Ben bu hayatta var olmalıyım ve en azından çocuklarım olmalı. <br />
Sonradan yağmur dindi. Ali Rıza çukurdan çıktı, çınarın altına gitti. Yıldırım adamı yakmış ve ikiye bölmüştü. Daha sonra köyüne doğru yöneldi. Köy kahvesinde olanları anlattı ve yardım etmelerini istedi. <br />
Ali Rıza evine vardığında annesi Ayşe Hanım olanları dinleyince çok şaşırdı. O, insan hayatının doğa tarafından bu kadar kolay yok edilemeyeceği düşüncesindeydi. Kulaktan dolma değerlerle hayatı şekillendirirdi. Ali Rıza'nın anlattığı bu olay ve yorumu hayatına değişik bir bakış açısı kazandırmıştı. <br />
Ali Rıza bir süre daha hayata devam edebileceği düşüncesindeydi. Belki bir gün evlenir, çocukları olurdu. Eğer çocukları olursa, onları çok sevecekti. <br />
<br />
-------------------------------------------------------------------------           <br />
<br />
<br />
GAGASI OLMAYAN KARTAL <br />
Atatürk'ün abileri Ahmet 9, Ömer 8 yaşındaydı. Kardeşleri 2 yaşındaki Mustafa'nın elinden tutarak mutfağa gittiler. Annelerinden bir hikaye anlatmasını isteyeceklerdi ama anneleri mutfakta yoktu. Odalara baktılar, evde yoktu. Yatak odasına yöneldiler. Babaları Ali Rıza Bey orada olmalıydı. Kapıyı çaldılar, içeriden buyurun, gelin denince içeri girdiler. <br />
Ali Rıza Bey: Krallarım benim, şahlarım, padişahlarım!  Siz üçünüz bir anda tarih sahnesinden silinseniz, ben kime oğlum derim? Kim benim adımı tarih karşısında yargılar? Kim benim adımı tarihe sabitler? Siz üç oğlumdan en az biri büyük işler başarsın ve benim adım da bu O'nun babasıdır diye anılsın. Tarihe geçsin. Yüzyıl sonra yeniden dünyaya gelsem ve adım kitaplarda yoksa hakkımı helal etmem bilmiş olun. <br />
Bunun üzerine Ahmet: Baba, yüzyıl sonra bizim adımızdan yola çıkarak tarih kitaplarında bolca varsan ne diyeceksin? <br />
Ali Rıza Bey: O kadar mutlu olurum ki herhalde kanatlanıp gökyüzüne uçarım. <br />
Sonrasında derin bir sessizlik oldu. <br />
Ömer: Annem mutfakta yoktu. Hikaye anlatmasını isteyecektik. Şimdi buraya geldik. Baba, bize bir hikaye anlatır mısın? <br />
Ali Rıza Bey: Canım oğullarım, siz isteyin ben size sabaha kadar on tane hikaye anlatırım, dedi ve bir hikaye anlatmaya başladı:<br />
Kendini gökyüzünün hakimi sanan bir kartal vardı. Çok büyüktü. Kanat açıklığı on metreyi buluyordu. Aslanlar, kaplanlar ondan korkardı. Pençelerine yakalanan hiçbir canlı sağ kurtulamazdı.. Yaşlanan kartalın gagası düşüyordu ya işte bu kartal da yaşlanınca gagası düştü. Gagası olmayan bu kartal yeni bir gaga çıkması için,  aylarca bekledi. Sonunda beklemekten sıkıldı. Timsah dolu bir nehre atladı ve timsahlar onu yedi. Hikayemiz burada bitti.<br />
Ahmet sordu: Baba, bu anlattığınız hikayeden nasıl bir ders çıkarmalıyız? <br />
Ali Rıza Bey: Hikaye anlatmamı istediniz, işte hikaye anlattım. Varın ötesini de siz hesap edin. Ne anladıysanız onu anlatmışımdır. <br />
<br />
------------------------------------------------------------------------            <br />
<br />
<br />
ALİ RIZA İLE ZÜBEYDE'NİN AŞKI <br />
Ali Rıza memur olmuştu. Kazancı iyiydi. Mahalle arkadaşları, tanıdıkları, amca çocukları evlenmişti. Arkadaşlarından ikinciye çocuğu olan vardı. Düğünlerde kızlarla dans eder, şarkı söylerdi. Aşkın ve aşığın yaşatılması taraftarıydı. <br />
Babası ve annesi nice zamandır Ali Rıza'ya kız buluyor, Ali Rıza kızı görüyor ve evlenilecek nitelikte bulmuyordu. Ali Rıza'ya kız beğendirmek çok zordu. Yaşın otuz oldu, evlen artık Ali Rıza, diyorlardı.<br />
Günlerden bir gün babası işten dönmemişti, annesi oğlunu karşısına aldı: Bak Ali Rıza, komşular dediydi, sarı saçlı, mavi gözlü, dünya güzeli bir kız var. Adı Zübeyde. Gittim, gördüm. Terbiyeli, saygılı. Baban, sen, ben evlerine gidelim, kızı bir de sen gör. <br />
Ali Rıza: Olur anne, istersen yarın gidelim, ne dersin? <br />
Annesi: Tamam, yarın gidelim. <br />
Ertesi gün Ali Rıza, annesi ve babası, Zübeyde'nin evine gitti. Ali Rıza, Zübeyde'yi görünce beyninden vurulmuşa döndü. <br />
Bu kız geçen gece rüyasında gördüğü kızdı. <br />
Selanik'te bu kadar güzel bir kız varmış da benim haberim yokmuş, diye kendi kendine hayıflandı. Ali Rıza'nın babası Ahmet Efendi, isterseniz gidin bahçede bir gezin gelin, dedi ve gençler bahçeye çıktı. Ali Rıza, Zübeyde ile ağaçlardan, çiçeklerden bahsederek bahçenin sonuna kadar gitti. Dönüş yolunda Zübeyde'ye evlenme teklif etti: Zübeyde, benimle evlenir misin? dedi. <br />
Zübeyde: Niyetli olmasaydım buraya gelmezdim, dedi. Ali Rıza öylece kalakaldı. Bundan sonra ne yapması gerektiğini bilemedi. <br />
Daha sonraki günlerde Ali Rıza ile Zübeyde, Selanik sokaklarında gezdiler, dolaştılar. Zübeyde'nin evinde nişan töreni yapıldı. Zübeyde düğün istemedi. Ali Rıza, seninle olduğum her gün bana düğün dedi ve Zübeyde'den tarafa çıktı. <br />
Aradan günler, aylar, yıllar geçti. Onların altı tane çocukları oldu. Hepsi birbirinden değerliydi. Mustafa da bunlardan biriydi. Daha sonra Mustafa Kemal adını alacak ve yurdu istila edilen Türk'ün Kurtuluş Savaşı'nı başlatacaktı.  <br />
<br />
SON<br />
<br />
Atatürk'ün Çocukluğu - Ezgi Yayınları - Yayın Yılı: Aralık 1994<br />
<br />
----------------------------------------------------------------------             <br />
<br />
<br />
GERÇEK OLAN NEDİR? <br />
Ali Rıza ile Zübeyde nişanlanalı bir ay olmuştu ki bunlar Selanik sokaklarında gezmeye çıktı. <br />
Ali Rıza: Zübeyde istersen şurada oturalım. Ege Denizi önümüzde, Selanik arkamızda biz hayattan başka ne bekleriz? <br />
Bunun üzerine Zübeyde: Ali Rıza, hayattan istenecek çok şey var ama hayat bunları bir anda bize vermiyor. Kısım kısım veriyor. Bazen hiç vermez. <br />
Ali Rıza: Bilirim Zübeyde, bilirim. Onun öyle olduğunu bilirim. <br />
Zübeyde: Biz hayat olsak hayatı kurgulasak. Hayat kötü olsa iyi insanları kötülüğe yönlendirse işsiz bıraksa soygun yaptırsa sen buna iyidir diyebilir misin? <br />
Ali Rıza: Annesi hasta olan genç adam işsizdi, parası yoktu. Bu genç eczaneye girdi. Eczacıya reçeteyi gösterdi, gerekli olan ilaçları aldı. Dört kutu ilaç. Para vermeden çıkıp gitti.  Zübeyde, sen hakim olsan bu genci hapse atabilir misin? Belki annesi ertesi gün kalkıp yürüyecek. Zaten eczacı şikayetçi olmamış. <br />
Zübeyde: Bak Ali Rıza, bunlar göreceli kavramlar. On kişi olsa beşi evet der, beşi karşı çıkar. Herkes akıl fikir düzeyi, zeka seviyesi açısından fikir ileri sürüp yorum yapar ama gerçek olan nedir? <br />
<br />
-----------------------------------------------------------------------           <br />
<br />
<br />
DÜĞÜNE DÖRT GÜN KALDI<br />
Ali Rıza  ile Zübeyde için, nikah törenine dört gün kalmıştı. Bunlar yine bir fırsatını bulup yalnızlığa adım atmıştı. <br />
Ali Rıza: Zübeyde  sen böyle konuları konuşmaktan hoşlanmazsın ama ben yine de sormak istiyorum. Biz evlenince kaç çocuğumuz olsun istersin?  <br />
Zübeyde: Aman Ali Rıza, hele bir çocuğumuz olsun, ben onu el bebek, gül bebek beslerim. Araştırdım ve buldum. Yeni evli çiftlerin ilk çocukları yüzde yetmiş ihtimalle kız oluyormuş. Belki  yüz yıl sonra bu yüzde seksene çıkarmış. Ali Rıza, ilk çocuğumuz kız olsa sen bundan rahatsız olur musun? <br />
Ali Rıza: Böyle bir şey kesinlikle söz konusu değil. Zübeyde, sen beni iyi tanımamışsın. Kızım olsun, oğlum olsun onu bağrıma basarım. <br />
Sonunda o dört gün geçti. Ali Rıza ile Zübeyde evlendi. İlk çocukları Fatma oldu. Ali Rıza ile Zübeyde onu bağrına bastı. Gelecekte onları mutlu günler bekliyordu. <br />
Aradan yıllar geçti. Fatma dördüncü yaş gününü kutluyordu. Zübeyde Hanım yaptığı pastanın üstüne dört mum dikmişti. Fatma mumları üfledi ve dört yaşına girdi. Önünde uzun bir yaşam vardı ve O bu şansını sonuna kadar kullanırdı. <br />
<br />
---------------------------------------------------------------------         <br />
<br />
ALİ RIZA BEY'İN ÇOCUKLUĞU <br />
Ali Rıza Bey, Selanik'te dünyaya geldi. İlkokulu Mahalle Mektebi'nde okudu. 12 yaşına gelince arkadaşları arasında parmakla gösterilirdi. Çok iyi tekmük oynardı. ( Şimdiki futbol maçı ) Mahalle maçlarında başı önde sahadan hiç ayrılmamıştı. Maç başlayınca geri gelir, kendini kaybettirir, sonradan ileri çıkar, ataklara katılırdı. Takımı ileri çıkmışken, rakip takım savunması buna önem vermez, defans elemanları yanında olmazdı. Top, Ali Rıza'yı severdi. Rakip kale önünde boş pozisyonda durur ve topun gelmesini beklerdi. Hata affetmez ve soğukkanlı  bir vuruşla golü atardı. Gool diye öyle bir bağırır ve kaçardı ki, en hızlı koşan arkadaşı O'na yetişemezdi. <br />
Günlerden bir gün Ali Rıza evde ders çalışıyordu. Kapı çalındı. Ali Rıza yan pencereden baktı. İki arkadaşı bekliyordu. Annesi Ayşe Hanım kapıyı açtı. Çocuklardan biri atıldı: Ali Rıza evde mi? Maçımız var da. O'nu çağırmaya geldik. Arkadaşlar bekliyor. <br />
Ayşe Hanım: Ali Rıza'nın dersleri çokmuş. Yarın imtihanı varmış. Boşuna beklemeyin gelemez. <br />
Aradan dakikalar geçti. Ali Rıza odanın içinde dört döndü. Eğer arkadaşlar gitmezse ben giderim, diye düşündü. Dönmeye devam etti. Ali Rıza sonradan yan pencerenin perdesini aralayıp kapı önüne baktı. Arkadaşları gitmemiş ve bekliyordu. Demek ki iş ciddiydi. Maç iddialıydı. Ali Rıza odadan çıktı. Mutfakta duran annesinin yanına gitti: Anne, arkadaşlar kapıda bekliyor. Derslerimi bitirdim. İmtihana hazırım ve en yüksek notu ben alacağım. Maça gideyim ha, ne dersin? <br />
Annesi olur deyince Ali Rıza bir sevindi ki sormayın. <br />
Maçın oynanacağı yere merdivenli yokuştan inilirdi. Ali Rıza yokuşun başında görününce arkadaşları arasında bir dalgalanma oldu. İşte Ali Rıza gelmişti ve bu maç kazanılırdı. Karşı takımın golcüsü Necdet uzun boyluydu ve elleri belinde bekliyordu. Ali Rıza'ya baktı. O'nu küçük görmedi ama büyük de görmedi. Arkadaşlarının neden Ali Rıza'ya bu kadar önem verdiğini anlamadı. Her zaman  olduğu gibi gollerini birbiri ardına sıralar maçı kazanırdı.<br />
Maç başlayalı on dakika olmuştu ki Necdet ikinci golünü attı. Sonrasında takımı rehavete kapıldı ve Ali Rıza sahneye çıktı. Şahlanan takım arkadaşlarıyla ileri atıldı. Ali Rıza'nın attığı dört golle maç 4-2 galibiyetle sonuçlandı. <br />
Ali Rıza iddia gazozunu içerken, kimseyi alaya almadı. Daha sonra arkadaşlarından ayrılıp eve gelince annesi sordu: Ali Rıza maçı kazandınız mı? <br />
Ali Rıza: Evet anne, kazandık. Onlar iki attı, ben dört attım ve maçı kazandık. <br />
Annesi: Böyle olacağı belliydi. Ben senin kaybettiğini hiç duymadım. <br />
<br />
------------------------------------------------------------------------             <br />
<br />
BİR ALİ RIZA BEY HİKAYESİ<br />
Mustafa 2 yaşında, abileri Ahmet 9, Ömer 8 yaşındaydı. Üç kardeş annelerinin yanına gitti ve bir hikaye anlatmasını istedi. Anneleri Zübeyde Hanım başının ağrıdığını söyleyerek çocukları babalarına yönlendirdi ve şunu ekledi: Aman, dikkat çocuklar, ben size genelde insanlar hakkında hikaye anlattım. Babanız tilkili, kuşlu, ördekli hikaye anlatır ve hikayenin sonu tahminlerin dışındadır. Şok olursunuz. Dağılıp da gelirseniz sizi toplayamam bilmiş olun. <br />
Ahmet: Sen bizi merak etme anne. Ben ve Ömer dağılmam, Mustafa hiç dağılmaz. Anlatsın bakalım babam hikayesini ve bizi şok etsin görelim. <br />
Kardeşler, babalarının yanına geldiğinde Ali Rıza Bey kafasını elleri arasına almış, düşünceye dalmıştı. Ahmet olanları anlatınca hiç şaşırmadı. İnsanoğlunun çözülemeyen sorunları olunca dönüp dolaşacağı yer benim diyordu. Sonrasında Ali Rıza Bey şu hikayeyi anlattı: Bir ördek vardı. Yaşadığı çağa göre, ileri düzeyde zeka sahibiydi. Ördekler etrafında toplanır, oyunlar oynardı. Bu oynadıkları oyunlar eğlence içindi. Bizim ördekle ilgisi yoktu. Bizim ördek hayatı kendi kurgulamak isterdi. Bir kader yapıcının var olduğunu düşünmezdi. Yaşadığın kader oluyor derdi. Bir gün bu ördek üç ileri, bir geri yürürken etrafını tilkiler sardı. Onlarla söz düellosuna girdi ve onlara sorular sordu. Siz tilkisiniz ama kurttan ne farkınız var? İki tilki bir kurt eder diyorlar. Bir tilki bir kurt neden etmesin? İnsanlar hayvanat bahçesi yapıyor ve tilkiyi kafese kapatıyor. Neden tilkiler insanat bahçesi yapmıyor ve insanı tutsak etmiyor? <br />
Aradan zaman geçtiği halde ördeğin sorduğu sorular bitmiyordu. Sonunda tilkiler, sensin, dedi ve ördeği bir tilkiden yüz kat daha zeki tilkiler kralının huzuruna çıkardı.  Ördek tilkilere anlattıklarını tilkiler kralına da anlattı. Onunla söz düellosuna girdi. Bu durum  tilkiler kralını rahatsız etti.  Şu ördek de kimdi ve tilkiler dünyasına hücum etmişti? Bunlardan yüz  tanesini toplasan bir tilki etmezdi. Tilkiler kralı, on yıllık krallığının son bombasını patlattı:    -- Siz ördekler, kanatlarınız var uçuyorsunuz. Kanatlarınızı tilkilere verseniz, tilkiler dünyaya hakim olurdu. Neden dünyaya hakim olamıyorsunuz? Sizi engelleyen nedir? <br />
-- Tilkiler kralı, biz dünyaya hakim olamıyoruz, siz de hakim olamıyorsunuz. O zaman gücünüzü kurtlara verin de kurtlar dünyaya hakim olsun, dedi. Bunu duyan kurtlar harekete geçti ve dünya yönetimini aldı. <br />
Çocuklar, işte bundan dolayıdır ki, hiçbir kurdu evcilleştiremezsin. Sirklerde gösteri yapan aslanlar, kaplanlar evcilleştirilmiştir. Ben bunca yıllık yaşamım boyunca hiçbir kurdun sirkte gösteri yaptığını duymadım. <br />
<br />
Ali Rıza Bey sözlerini tamamladığında oğulları şok halindeydi. Bildik bilginin dışına çıkılmış ve kendilerine bilinmedik bilgi verilmişti. Babalarının yanında ayrılırken, biraz daha özgür ve mutluydular. Tam özgürlük Ali Rıza Bey'in hikayelerinde saklıydı. <br />
<br />
SON<br />
<br />
Atatürk'ün Çocukluğu - Ezgi Yayınları - Yayın Yılı: Aralık 1994]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Atatürk'ün Çocukluk Anıları: Kaplan]]></title>
			<link>https://duygusuz.com/showthread.php?tid=121587</link>
			<pubDate>Sat, 15 Nov 2025 11:39:53 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://duygusuz.com/member.php?action=profile&uid=16854">Serdar102</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://duygusuz.com/showthread.php?tid=121587</guid>
			<description><![CDATA[ATATÜRK'ÜN ÇOCUKLUK ANILARI: KAPLAN<br />
Selanik'teki evde Atatürk'ün abileri  Ahmet ile Ömer konuşuyordu. <br />
Ömer: Hayvanat bahçesinde kaplanların olduğu bölüme bir adam düşmüş. Kaplanlar, onu yemiş. Neden ama? Neden bir kaplan insanı yer?<br />
Ahmet: Bunu ben de çözemedim. Kaplan insanların tutsağı ama insanı yiyor. Diğer insanların intikam alabileceğini düşünemiyor. İnsanlar, o kaplanı vurmuş. Herhalde kaplan bir geyiği veya insanı yiyecek olarak görüyor. İnsan bir dereceye kadar akıllı bir yaratık. Kaplanda bu yok. Kaplanda akıl olsa tutsak olmazdı. <br />
<br />
-----------------------------------------------------------<br />
<br />
YALNIZ KURT<br />
Ali Rıza Bey ve Zübeyde Hanım'ın oğulları Ahmet ile Ömer çağdaş fikir ve düşünceyle donanmıştı. Önemli olan, karanlıktan kurtulup aydınlık yarınlara ulaşmaktı. Ben diyebilmekti. İnsan büyük, yüce,  görkemli bir varlıktı.  İnsan şansını kendi yaratır ve yarattığı dünyanın ilk hayranı olurdu. Şans bazen gelir, bazen giderdi. Önemli olan, şansını kendin için, kullanmaktı. Sen yeterli çabayı göstermez hayatın içine balıklama dalarsan , o bir bilinmez seni hayatın içinden çeker, alır, gökyüzüne savururdu. Doksan değil, yüz doksan yıl yaşasan sen sen olamazdın. <br />
Ahmet ile Ömer, çocukların bu dünyadaki maceralarını yaşamadan erkenden dünyadan ayrılışlarının nedenini araştırmak üzere arkadaşlarına bir öneri sunmak düşüncesinde birleşerek evlerine girdi.<br />
<br />
---------------------------------------------------------<br />
<br />
AÇ KALAN ÇOK İNSAN VAR<br />
Mustafa beş yaşındaydı. Annesi ile birlikte bakkala alışveriş için gitmişti. Evlerine yakın köşe bakkal vardı ama herkes oraya gitmezdi çünkü beşe aldığı malı ona satardı. Selanik'te bulunan iki bankanın ikisinde de hesabı vardı. Selanik'in en zenginiydi. Birkaç adım fazla yürürdün ve aynı malı dededen sekize alırdın. Sonunda Mustafa ile annesi, dedenin bakkal dükkanına varıp içeri girdi. Burası dört adıma dört adım bir yerdi. Sağlı sollu duvarda birkaç tahta raf vardı. Köşede peynir ve yoğurt bulunurdu ve onlar teneke içindeydi. Ekmek dolabı vardı,  oradan istediğin ekmeği seçip alabilirdin. <br />
<br />
Zübeyde Hanım  bir kilo yeşil mercimek ve bir kilo nohut aldı. Ayrıca iki ekmek aldı. Parasını ödeyip Mustafa ile birlikte eve doğru yöneldi. Akşam yemeği olarak yeşil mercimek vardı. Yarında nohut. Bunlar Ali Rıza Bey'in en sevdiği yemeklerdi. İkişer tabak yemeden doydum demezdi. Darısı aç kalan insanların başınaydı. Aç kalan, açım diyen o kadar çok insan vardı ki.<br />
<br />
-----------------------------------------------------------<br />
<br />
AHMET'İN YAŞ GÜNÜ <br />
Zübeyde Hanım erkenden kalkmış, yemekler yapmış ve yaş günü için, hazırlanmıştı. Bugün Ahmet'in 9'uncu yaş günüydü. Önce Ahmet uyandı:  Anne, bugün benim yaş günüm. Benim için, pasta hazırlamışsın. Çok makbule geçti, dedi.  <br />
Zübeyde Hanım: Aman oğlum, ne demek? Sen yüz yıl yaşa. Ben sana her yaş gününde pasta hazırlarım, dedi. <br />
Aradan zaman geçtikçe önce Ömer sonra Mustafa uyandı. <br />
Ömer: Anne, bugün abim Ahmet'in yaş günü. İyi güzel de benim yaş günüm ne zaman olacak? <br />
Zübeyde Hanım: Oğlum, senin yaş gününü kutladık ya? İki ay olmadı. Yıl dönsün, seneye dokuzuncu yaş gününü kutlarız, dedi. <br />
<br />
O sırada Mustafa yanlarına geldi: Anne, benim yaş günüm ne zaman? diye sordu.<br />
Zübeyde Hanım: Mustafa, senin yaş gününe zaman var. Hele ay bir dönsün. Yaş gününe kırk gün kaldı. ( İki ) yaşına basacaksın. <br />
Ali Rıza Bey gümrük memuruydu. Selanik dışındaydı. Zübeyde Hanım üç oğluyla o gün neşeli vakit geçirdi. Güldü, eğlendi. Geleceğe umutla baktı. Oğullarıyla nice yaş günlerine ulaşmak dileğini tekrarladı. <br />
<br />
---------------------------------------------------------    <br />
<br />
MAKBULE İLE NACİYE<br />
Atatürk'ün kız kardeşleri Makbule ile Naciye Selanik sokaklarında geziyordu. Naciye söze şöyle bir giriş yaptı: Abla, ben bu Selanik'i çok seviyorum. İnsanları sevecen, hoşgörülü. Kimse kimseye höt demiyor, git demiyor. Yarım saattir sahilde geziyoruz, bize yan bakana rastlamadım. Demek ki, Türk'ü, bulgarı, rumu, ermenisi bir arada sorunsuz bir şekilde yaşayabiliyor. Kovsalar gitmem şu Selanik'ten. <br />
<br />
Bunun üzerine Makbule: Çeşitli milletlerden insanlar rahatlıkla bir arada yaşar. Dinleri değişik olduğu için, aralarında husumet oluşuyor. Birbirlerinin inancına saygı gösterseler savaşlar olmaz. Dünya tarihindeki savaşların yüzde doksanı din yüzünden olanlardır. <br />
Naciye: Ablam, bu neden böyle oluyor? Büyük çoğunluğu tek bir yüce yaratıcıya inanıyor. <br />
Makbule: Onun orası öyle de peygamberleri farklı. Sonra gelen bir öncekinin gelişmişi oluyor. İnsanlar bunu fark edemiyor. Anne hangi dine mensupsa çocuk da o dinin taşıyıcısı oluyor. İstese de istemese de bağımlı kalıyor. <br />
Naciye: İnsan her neye inanıyorsa bir başkasının inancına saygı göstermeli. O zaman devletler din üstüne bir yönetim biçimi kurmamalı. Devlet yönetiminde dinin yeri olmamalı. Din gönüllerde yaşamalı. Ben bu sonuca ulaştım. <br />
Makbule: Tastamam, benim de anlatmak istediğim buydu.<br />
<br />
---------------------------------------------------------<br />
<br />
BİZ DE BALIK OLURUZ<br />
Yıl 1867. Atatürk'ün annesi Zübeyde Hanım henüz on yaşındaydı. Babası Feyzullah Ağa ve annesi Ayşe Hanım ile birlikte Selanik'te deniz kıyısına balık avlamak için, gitti. Babası iki palamut veya bir kilo istavrit avlayıp öğle yemeğini kurtarma derdindeydi. Oltanın ucuna yem takmayı unuttuğu için, oltanın iğnesini gören balıklar açık denize kaçıyordu.<br />
<br />
Bu arada Zübeyde anne ve babasını soru yağmuruna tutuyordu: Anne, biz niye balık tutuyoruz? Balıkların da canı var. Neden onların yaşama sevincini engellemek istiyoruz? Bugün balık yakalamasak aç kalmayız. Tutmak istediğiniz balıklar yaşamlarına devam eder. Onları hayattan söküp almak bize ne fayda sağlar? Balıklar şanslı olsun ve biz eve eli boş dönelim, ne dersin? <br />
<br />
Annesi: Kızım, ben sana ne diyeyim? Söylediklerini baban da duyuyor. Herhalde bir süre sonra sana geri dönüşümü olacaktır. <br />
Akşamüstü hava kararmaya başladığında Feyzullah Ağa oltasını sudan çıkardı. Bakın gördünüz mü, balıklar yemi yemişler ama oltaya yakalanmamışlar. Bugün balık yakalayamadık. Bir balık olsam ve denizde yaşasam diye bir düşünce aklımdan geçmiyor değil. <br />
Bunun üzerine Ayşe Hanım: Aman bey, o nasıl söz? Sen balık olur gidersen biz ne yaparız? dedi. <br />
Zübeyde, annesine döndü: Anne, biz de balık oluruz, babamın peşine takılırız. Ege Denizi ile yetinmeyiz, Akdeniz'e bile çıkarız, deyince annesi ve babası kahkahayla güldü. <br />
<br />
SON<br />
<br />
Atatürk'ün Çocukluğu - Ezgi Yayınları - Yayın Yılı: Aralık 1994<br />
<br />
<br />
<hr class="mycode_hr" />
<br />
<br />
ÇOCUKLARI ÇOK SEVEN MASALCI<br />
Saat sabahın sekiziydi. 4 yaşındaki Fatma uyandı. Odasından çıktı. Annesi mutfaktaydı. Onun yanına gitti. Anne, bana bir masal anlatır mısın? dedi. <br />
Annesi Zübeyde Hanım: Aman kızım, sabah sabah bu ne masalı? Masallar genellikle akşam vakitleri anlatılır. Anneler ve babalar, çocuklara uyku masalı anlatır. Çocuklar, bir an önce uyusun diye. <br />
Fatma: Anne, tam  uyanamadım. Beni uyandıracak, güne hazırlayacak bir masal biliyorsundur. <br />
Bunun üzerine annesi, Fatma'ya şu masalı anlattı: Zamanın birinde bir adam varmış. Çocukları pek severmiş. Onlara kalem, silgi, defter, kitap satarmış. Çocuklar için, masal yazarmış. Kitap bastırmış. Bu kitapları bedavaya çocuklara dağıtmış. Çocuklar, bu masalcı adamın etrafında bir sevgi yumağı meydana getirmiş. <br />
<br />
Oralarda bir okul varmış. Bu okulun müdürü öğrencilerin bu dükkandan alışverişini yasaklamış. Çocuklar, kendilerini çok seven masalcıyı terk etmemiş, az bir karla sattığı okul malzemelerini almaya devam etmiş. Aradan uzun yıllar geçmiş. Masalcı vergileri ve dükkan kirasını ödeyemeyecek duruma gelmiş. Son günlerinde kalan defterleri ve kalemleri çocuklara bedava dağıtmış. Dükkanı kapatmış. <br />
<br />
Sonraları masalcı yıkılmamış. Her yeni güne yeni bir umutla başlamış. Çocuklar için, yüzlerce masal yazmış. Ama artık parası yokmuş. Kitap bastıramıyormuş. Masalımız da burada bitmiş. <br />
Fatma: Çok değişik ve güzel bir masal. Sonradan bu masalcı ne olmuş? <br />
Zübeyde Hanım: Masalcı değişik ve güzel masallar yazıyor ve bunları çocuklara armağan ediyormuş.<br />
O gün Fatma çok neşeliydi. Annesiyle şakalaştı durdu, güldü, eğlendi. Masalcıyı düşündü. Bir gün şu masalcıyla karşılaşabilir miydi? Onun orası belli olmazdı. O günü düşünüyor ve gülümsemeye çalışıyordu. <br />
<br />
SON <br />
<br />
<br />
------------------------------------------------------------        <br />
<br />
<br />
ATATÜRK'ÜN ÇOCUKLUK ANILARI: ATTİLA VE HONORİA<br />
Atatürk'ün abileri Ahmet ile Ömer, Selanik'te evlerinin yakınındaki hükümet binasının arkasındaki  bahçede arkadaşlarıyla toplanmıştı. Böyle günlerde yeni bir oyun oynamayı adet edinmişlerdi. Ahmet'ten bir yaş büyük İsmail ile Rafet neyin ne olacağına, hangi oyunun oynanacağına karar verendiler. Biri bir konu ortaya atsa öteki arka çıkar, destekçisi olurdu. Yirmiyi aşkın çocuk sağa sola bakınırken, İsmail orta yere çıktı ve Ahmet, sen Büyük Türk Hükümdarı Attila ol. Tahtın burası gel buraya otur, dedi. Ahmet şaşırmıştı. Hiç bozuntuya vermedi ve İsmail'in gösterdiği ağaç kütüğüne oturdu. Ama dimdik oturdu. Bir Türk hakanı gibi, Attila gibi. Seyirci Selanik çocukları bir adım geriledi. Kumanda şimdi Ahmet'in elindeydi, bakalım Ahmet nasıl bir yönetim gösterecekti? <br />
<br />
İsmail geldi, elini göğsüne koydu ve Ahmet'in dört adım karşısında diz çöktü. Tahta kılıcı belindeydi. Başıyla selam verdi ve şöyle dedi: Batı Roma İmparatoru'nun kız kardeşi Honoria evlilik teklifinizi kabul etmişti fakat imparator, onu gizlice İstanbul'a göndermiş ve sarayda göz hapsinde tutuyormuş. Bunun nedenini araştırmak ve Honoria'nın size göndermek istediği nişan yüzüğünü almak için, İstanbul'a gitmek istiyorum. <br />
Bunun üzerine Ahmet: İsmail, İstanbul'a git, olayı araştır. İmparator neden böyle bir şey yapmış? Honoria'yı bul, nişan yüzüğünü al ve gel. Rafet sen de İsmail ile git. Birlikte daha kolay başarıya ulaşırsınız. <br />
Ahmet'in doğaçlama olarak söylediği bu sözler, çocukların kanını dondurmuştu. Dimdik durmayanlar ise, dimdik durmuştu.<br />
<br />
İsmail: Olayı araştıracağız ve prensesten nişan yüzüğünü alıp en kısa zamanda döneceğiz hakanım, dedi ve selam verip Rafet ile birlikte hızlı adımlarla oradan uzaklaştı. <br />
Daha sonra İsmail ile Rafet gelip verilen görevin başarıldığını söylediler. Temsili nişan yüzüğünü verdiler. Attila ile Honoria, şimdilik nişanlanmıştı. Pek yakında evlenirlerdi. <br />
Ahmet eve gidince olanları annesine anlattı.  Annesi Zübeyde Hanım: Ben sana bravo diyorum da başka bir şey demiyorum. İnanıyorum yazıcılar bunları kaleme alır ve gelecek nesillere ulaştırır. Böylelikle Türk'ün gücü daha iyi anlaşılır.<br />
<br />
SON<br />
<br />
<br />
<hr class="mycode_hr" />
<br />
<br />
KARINCALAR<br />
Evlerinin bahçesinde gezip eğlenen Ahmet ile Ömer arasında bir tartışma çıktı. Anneleri şimdiye kadar pek çok hikaye anlatmıştı. Ömer, annem, karıncalar hakkında bir hikaye bilmiyordur, dedi. <br />
Bunun üzerine Ahmet: Üstüne bastın kaldır ayağını. Annem, şimdiye kadar tilkidir, kuştur, kartaldır dedik hep hikaye anlatmadı mı? Gel gidelim, anne diyelim, karıncalar hakkında hikaye anlatır mısın? Eğer anlatamazsa ben de ne olayım? <br />
Ömer'in tamam demesi üzerine annelerine gittiler. Anne, karıncalar hakkında hikaye biliyor musun? Biliyorsan anlat. Biz iki çocuk dört kulak seni ilgiyle dinleriz. <br />
Zübeyde Hanım: Aman, çocuklarım! Çok hırslanmışsınız. Şu sandalyelere oturun da size karıncalar hakkında bir hikaye anlatayım. <br />
<br />
Ahmet ile Ömer sandalyelere oturunca ayakta duran Zübeyde Hanım ellerini beline dayayıp karıncalar hakkında hikaye anlatmaya başladı: İnsanoğlu dünyada var olmazdan önce karıncalar vardı. Sevecen, hoşgörülü, iyi niyetli yaratıklardı. Kralları, kraliçeleri vardı. Sen ben kavgası yoktu. Kral, kraliçe olduk diye kendilerine saray yaptırmazdı. Halkın parasını ihtiyaçları için, kullanmazdı. Bunların yanında koruması yoktu.  Halkın refah ve mutluluğu için, çalışacaksa kimden, neden korkacaktı?  Neden saray yaptıracaktı? Sarayın etrafına neden kalın duvarlar çektirecekti? Saray içinde ve dışında neden yüzlerce koruma olacaktı? <br />
    <br />
Zübeyde Hanım anlatması bitince cebinden mendilini çıkarıp alnında biriken terleri sildi. Bir süre sessiz kaldı. Daha anlatacakları vardı da anlatmasa daha iyiydi. Şimdilik bu kadarı yeterliydi. Çocuklar, hikaye burada bitti, dedi. Ahmet ile Ömer, annelerine teşekkür ettikten sonra sokağa çıktı. <br />
Ahmet: Ömer istersen arkadaşları bulup oyun oynayalım. Bu oyunda, ben bir ülkenin padişahı olacağım, sen de başka bir ülkenin kralı olursun. Kesinlikle sarayımız olmayacak, normal bir evimiz olsa yeter. Savaşmayacağız, barış içinde yaşayacağız, dedi. <br />
<br />
SON<br />
<br />
<br />
------------------------------------------------------------------------<br />
<br />
<br />
BÜYÜK İSKENDER DE SAKALINI KESTİRİRDİ<br />
Ali Rıza Bey işten döndü. Elini, yüzünü yıkayıp salona geçti. Oğulları Ahmet, Ömer ve Mustafa salona geçip babalarının karşısına oturdu. Oğullarının çevreden ve arkadaşlarından duyduklarına Ali Rıza Bey prim vermiyordu. Bu böyle olmuş, şu şöyle olmuş, tamam da bakalım bunlar doğru mu? Araştırmak lazım. Her söylenene inanmamak gerekir. <br />
<br />
Bunun üzerine Ahmet: Baba, bildiğin gibi Osmanlı Ordusu genelde yarısı sakallı, yarısı sakalsız savaşa gidiyor. Arkadaşlar diyorlar, ordunun hepsi sakallı olsa  kaybedilen savaşları kazanırdık.                                                                                                                  <br />
Ali Rıza Bey: Bak oğlum, savaş güç, cesaret ve atılganlık ister. Sakal,  adama bir şey kazandırmaz. Büyük İskender de sakalını kestirirdi. İskender, düşmanlar savaşta rakiplerini sakalından yakaladığı için, askerlerin de sakalsız olmasını isterdi.  Yunanlılar  ve daha sonra Romalılar, Mısır'ı işgal ettiklerinde rahip ve askerlerin saç ve sakallarını traş etmesinden etkilendiler. Yunanlı ve Romalılar da zamanla sakallarını kesmeye başladı. <br />
Bunun üzerine Ömer: Baba yıl 1883. Senin söylediğine göre, ordumuz bu zamandan sonra yapacağı savaşlara sakalsız gitse zafer garanti midir? <br />
Ali Rıza Bey: Bak Ömer, zafer garanti diye bir şey yok. Senin çaban ve kudretin savaşın sonucunu belirler. Daha önceden savaşın sonucu böyledir diye bir durum yok. <br />
Ahmet: Baba, kafa saatinde zamanı ayarlayamadım. Bir örnek vermek istiyorum. Mustafa şu anda iki yaşında. Sence Mustafa'nın yaşayacağı hayat belirsiz mi? <br />
Ali Rıza Bey: Belki de biz Mustafa'nın geleceği hakkında fikir yürütebiliriz. Sizden de çok başarı bekliyorum ama Mustafa'dan da çok başarı bekliyorum. Benim Mustafam büyük adam olacak. Daha önce yüz defa söyledim. Tarihe adını altın harflerle yazdıracak. <br />
<br />
Bu sırada salonun kapısı açıldı ve Zübeyde Hanım içeri girdi: Haydi bakalım, nohut pişti tabağa düştü. Sona kalan dona kalır. <br />
Savaşın galip geleni ve yenileni yoktu. Savaş berabere bitti. Önümüzdeki günlerde bu savaşın rövanşı olur muydu bilinmezdi. Şimdi bu savaşçılar kurt gibi acıkmıştı. Nohut yiyerek midesel açlıklarını giderecekleri gibi, konu üzerinde iz sürerek beyinsel açlıklarını gidereceklerdi.<br />
<br />
SON <br />
<br />
Atatürk'ün Çocukluğu - Ezgi Yayınları - Yayın Yılı: Aralık 1994]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[ATATÜRK'ÜN ÇOCUKLUK ANILARI: KAPLAN<br />
Selanik'teki evde Atatürk'ün abileri  Ahmet ile Ömer konuşuyordu. <br />
Ömer: Hayvanat bahçesinde kaplanların olduğu bölüme bir adam düşmüş. Kaplanlar, onu yemiş. Neden ama? Neden bir kaplan insanı yer?<br />
Ahmet: Bunu ben de çözemedim. Kaplan insanların tutsağı ama insanı yiyor. Diğer insanların intikam alabileceğini düşünemiyor. İnsanlar, o kaplanı vurmuş. Herhalde kaplan bir geyiği veya insanı yiyecek olarak görüyor. İnsan bir dereceye kadar akıllı bir yaratık. Kaplanda bu yok. Kaplanda akıl olsa tutsak olmazdı. <br />
<br />
-----------------------------------------------------------<br />
<br />
YALNIZ KURT<br />
Ali Rıza Bey ve Zübeyde Hanım'ın oğulları Ahmet ile Ömer çağdaş fikir ve düşünceyle donanmıştı. Önemli olan, karanlıktan kurtulup aydınlık yarınlara ulaşmaktı. Ben diyebilmekti. İnsan büyük, yüce,  görkemli bir varlıktı.  İnsan şansını kendi yaratır ve yarattığı dünyanın ilk hayranı olurdu. Şans bazen gelir, bazen giderdi. Önemli olan, şansını kendin için, kullanmaktı. Sen yeterli çabayı göstermez hayatın içine balıklama dalarsan , o bir bilinmez seni hayatın içinden çeker, alır, gökyüzüne savururdu. Doksan değil, yüz doksan yıl yaşasan sen sen olamazdın. <br />
Ahmet ile Ömer, çocukların bu dünyadaki maceralarını yaşamadan erkenden dünyadan ayrılışlarının nedenini araştırmak üzere arkadaşlarına bir öneri sunmak düşüncesinde birleşerek evlerine girdi.<br />
<br />
---------------------------------------------------------<br />
<br />
AÇ KALAN ÇOK İNSAN VAR<br />
Mustafa beş yaşındaydı. Annesi ile birlikte bakkala alışveriş için gitmişti. Evlerine yakın köşe bakkal vardı ama herkes oraya gitmezdi çünkü beşe aldığı malı ona satardı. Selanik'te bulunan iki bankanın ikisinde de hesabı vardı. Selanik'in en zenginiydi. Birkaç adım fazla yürürdün ve aynı malı dededen sekize alırdın. Sonunda Mustafa ile annesi, dedenin bakkal dükkanına varıp içeri girdi. Burası dört adıma dört adım bir yerdi. Sağlı sollu duvarda birkaç tahta raf vardı. Köşede peynir ve yoğurt bulunurdu ve onlar teneke içindeydi. Ekmek dolabı vardı,  oradan istediğin ekmeği seçip alabilirdin. <br />
<br />
Zübeyde Hanım  bir kilo yeşil mercimek ve bir kilo nohut aldı. Ayrıca iki ekmek aldı. Parasını ödeyip Mustafa ile birlikte eve doğru yöneldi. Akşam yemeği olarak yeşil mercimek vardı. Yarında nohut. Bunlar Ali Rıza Bey'in en sevdiği yemeklerdi. İkişer tabak yemeden doydum demezdi. Darısı aç kalan insanların başınaydı. Aç kalan, açım diyen o kadar çok insan vardı ki.<br />
<br />
-----------------------------------------------------------<br />
<br />
AHMET'İN YAŞ GÜNÜ <br />
Zübeyde Hanım erkenden kalkmış, yemekler yapmış ve yaş günü için, hazırlanmıştı. Bugün Ahmet'in 9'uncu yaş günüydü. Önce Ahmet uyandı:  Anne, bugün benim yaş günüm. Benim için, pasta hazırlamışsın. Çok makbule geçti, dedi.  <br />
Zübeyde Hanım: Aman oğlum, ne demek? Sen yüz yıl yaşa. Ben sana her yaş gününde pasta hazırlarım, dedi. <br />
Aradan zaman geçtikçe önce Ömer sonra Mustafa uyandı. <br />
Ömer: Anne, bugün abim Ahmet'in yaş günü. İyi güzel de benim yaş günüm ne zaman olacak? <br />
Zübeyde Hanım: Oğlum, senin yaş gününü kutladık ya? İki ay olmadı. Yıl dönsün, seneye dokuzuncu yaş gününü kutlarız, dedi. <br />
<br />
O sırada Mustafa yanlarına geldi: Anne, benim yaş günüm ne zaman? diye sordu.<br />
Zübeyde Hanım: Mustafa, senin yaş gününe zaman var. Hele ay bir dönsün. Yaş gününe kırk gün kaldı. ( İki ) yaşına basacaksın. <br />
Ali Rıza Bey gümrük memuruydu. Selanik dışındaydı. Zübeyde Hanım üç oğluyla o gün neşeli vakit geçirdi. Güldü, eğlendi. Geleceğe umutla baktı. Oğullarıyla nice yaş günlerine ulaşmak dileğini tekrarladı. <br />
<br />
---------------------------------------------------------    <br />
<br />
MAKBULE İLE NACİYE<br />
Atatürk'ün kız kardeşleri Makbule ile Naciye Selanik sokaklarında geziyordu. Naciye söze şöyle bir giriş yaptı: Abla, ben bu Selanik'i çok seviyorum. İnsanları sevecen, hoşgörülü. Kimse kimseye höt demiyor, git demiyor. Yarım saattir sahilde geziyoruz, bize yan bakana rastlamadım. Demek ki, Türk'ü, bulgarı, rumu, ermenisi bir arada sorunsuz bir şekilde yaşayabiliyor. Kovsalar gitmem şu Selanik'ten. <br />
<br />
Bunun üzerine Makbule: Çeşitli milletlerden insanlar rahatlıkla bir arada yaşar. Dinleri değişik olduğu için, aralarında husumet oluşuyor. Birbirlerinin inancına saygı gösterseler savaşlar olmaz. Dünya tarihindeki savaşların yüzde doksanı din yüzünden olanlardır. <br />
Naciye: Ablam, bu neden böyle oluyor? Büyük çoğunluğu tek bir yüce yaratıcıya inanıyor. <br />
Makbule: Onun orası öyle de peygamberleri farklı. Sonra gelen bir öncekinin gelişmişi oluyor. İnsanlar bunu fark edemiyor. Anne hangi dine mensupsa çocuk da o dinin taşıyıcısı oluyor. İstese de istemese de bağımlı kalıyor. <br />
Naciye: İnsan her neye inanıyorsa bir başkasının inancına saygı göstermeli. O zaman devletler din üstüne bir yönetim biçimi kurmamalı. Devlet yönetiminde dinin yeri olmamalı. Din gönüllerde yaşamalı. Ben bu sonuca ulaştım. <br />
Makbule: Tastamam, benim de anlatmak istediğim buydu.<br />
<br />
---------------------------------------------------------<br />
<br />
BİZ DE BALIK OLURUZ<br />
Yıl 1867. Atatürk'ün annesi Zübeyde Hanım henüz on yaşındaydı. Babası Feyzullah Ağa ve annesi Ayşe Hanım ile birlikte Selanik'te deniz kıyısına balık avlamak için, gitti. Babası iki palamut veya bir kilo istavrit avlayıp öğle yemeğini kurtarma derdindeydi. Oltanın ucuna yem takmayı unuttuğu için, oltanın iğnesini gören balıklar açık denize kaçıyordu.<br />
<br />
Bu arada Zübeyde anne ve babasını soru yağmuruna tutuyordu: Anne, biz niye balık tutuyoruz? Balıkların da canı var. Neden onların yaşama sevincini engellemek istiyoruz? Bugün balık yakalamasak aç kalmayız. Tutmak istediğiniz balıklar yaşamlarına devam eder. Onları hayattan söküp almak bize ne fayda sağlar? Balıklar şanslı olsun ve biz eve eli boş dönelim, ne dersin? <br />
<br />
Annesi: Kızım, ben sana ne diyeyim? Söylediklerini baban da duyuyor. Herhalde bir süre sonra sana geri dönüşümü olacaktır. <br />
Akşamüstü hava kararmaya başladığında Feyzullah Ağa oltasını sudan çıkardı. Bakın gördünüz mü, balıklar yemi yemişler ama oltaya yakalanmamışlar. Bugün balık yakalayamadık. Bir balık olsam ve denizde yaşasam diye bir düşünce aklımdan geçmiyor değil. <br />
Bunun üzerine Ayşe Hanım: Aman bey, o nasıl söz? Sen balık olur gidersen biz ne yaparız? dedi. <br />
Zübeyde, annesine döndü: Anne, biz de balık oluruz, babamın peşine takılırız. Ege Denizi ile yetinmeyiz, Akdeniz'e bile çıkarız, deyince annesi ve babası kahkahayla güldü. <br />
<br />
SON<br />
<br />
Atatürk'ün Çocukluğu - Ezgi Yayınları - Yayın Yılı: Aralık 1994<br />
<br />
<br />
<hr class="mycode_hr" />
<br />
<br />
ÇOCUKLARI ÇOK SEVEN MASALCI<br />
Saat sabahın sekiziydi. 4 yaşındaki Fatma uyandı. Odasından çıktı. Annesi mutfaktaydı. Onun yanına gitti. Anne, bana bir masal anlatır mısın? dedi. <br />
Annesi Zübeyde Hanım: Aman kızım, sabah sabah bu ne masalı? Masallar genellikle akşam vakitleri anlatılır. Anneler ve babalar, çocuklara uyku masalı anlatır. Çocuklar, bir an önce uyusun diye. <br />
Fatma: Anne, tam  uyanamadım. Beni uyandıracak, güne hazırlayacak bir masal biliyorsundur. <br />
Bunun üzerine annesi, Fatma'ya şu masalı anlattı: Zamanın birinde bir adam varmış. Çocukları pek severmiş. Onlara kalem, silgi, defter, kitap satarmış. Çocuklar için, masal yazarmış. Kitap bastırmış. Bu kitapları bedavaya çocuklara dağıtmış. Çocuklar, bu masalcı adamın etrafında bir sevgi yumağı meydana getirmiş. <br />
<br />
Oralarda bir okul varmış. Bu okulun müdürü öğrencilerin bu dükkandan alışverişini yasaklamış. Çocuklar, kendilerini çok seven masalcıyı terk etmemiş, az bir karla sattığı okul malzemelerini almaya devam etmiş. Aradan uzun yıllar geçmiş. Masalcı vergileri ve dükkan kirasını ödeyemeyecek duruma gelmiş. Son günlerinde kalan defterleri ve kalemleri çocuklara bedava dağıtmış. Dükkanı kapatmış. <br />
<br />
Sonraları masalcı yıkılmamış. Her yeni güne yeni bir umutla başlamış. Çocuklar için, yüzlerce masal yazmış. Ama artık parası yokmuş. Kitap bastıramıyormuş. Masalımız da burada bitmiş. <br />
Fatma: Çok değişik ve güzel bir masal. Sonradan bu masalcı ne olmuş? <br />
Zübeyde Hanım: Masalcı değişik ve güzel masallar yazıyor ve bunları çocuklara armağan ediyormuş.<br />
O gün Fatma çok neşeliydi. Annesiyle şakalaştı durdu, güldü, eğlendi. Masalcıyı düşündü. Bir gün şu masalcıyla karşılaşabilir miydi? Onun orası belli olmazdı. O günü düşünüyor ve gülümsemeye çalışıyordu. <br />
<br />
SON <br />
<br />
<br />
------------------------------------------------------------        <br />
<br />
<br />
ATATÜRK'ÜN ÇOCUKLUK ANILARI: ATTİLA VE HONORİA<br />
Atatürk'ün abileri Ahmet ile Ömer, Selanik'te evlerinin yakınındaki hükümet binasının arkasındaki  bahçede arkadaşlarıyla toplanmıştı. Böyle günlerde yeni bir oyun oynamayı adet edinmişlerdi. Ahmet'ten bir yaş büyük İsmail ile Rafet neyin ne olacağına, hangi oyunun oynanacağına karar verendiler. Biri bir konu ortaya atsa öteki arka çıkar, destekçisi olurdu. Yirmiyi aşkın çocuk sağa sola bakınırken, İsmail orta yere çıktı ve Ahmet, sen Büyük Türk Hükümdarı Attila ol. Tahtın burası gel buraya otur, dedi. Ahmet şaşırmıştı. Hiç bozuntuya vermedi ve İsmail'in gösterdiği ağaç kütüğüne oturdu. Ama dimdik oturdu. Bir Türk hakanı gibi, Attila gibi. Seyirci Selanik çocukları bir adım geriledi. Kumanda şimdi Ahmet'in elindeydi, bakalım Ahmet nasıl bir yönetim gösterecekti? <br />
<br />
İsmail geldi, elini göğsüne koydu ve Ahmet'in dört adım karşısında diz çöktü. Tahta kılıcı belindeydi. Başıyla selam verdi ve şöyle dedi: Batı Roma İmparatoru'nun kız kardeşi Honoria evlilik teklifinizi kabul etmişti fakat imparator, onu gizlice İstanbul'a göndermiş ve sarayda göz hapsinde tutuyormuş. Bunun nedenini araştırmak ve Honoria'nın size göndermek istediği nişan yüzüğünü almak için, İstanbul'a gitmek istiyorum. <br />
Bunun üzerine Ahmet: İsmail, İstanbul'a git, olayı araştır. İmparator neden böyle bir şey yapmış? Honoria'yı bul, nişan yüzüğünü al ve gel. Rafet sen de İsmail ile git. Birlikte daha kolay başarıya ulaşırsınız. <br />
Ahmet'in doğaçlama olarak söylediği bu sözler, çocukların kanını dondurmuştu. Dimdik durmayanlar ise, dimdik durmuştu.<br />
<br />
İsmail: Olayı araştıracağız ve prensesten nişan yüzüğünü alıp en kısa zamanda döneceğiz hakanım, dedi ve selam verip Rafet ile birlikte hızlı adımlarla oradan uzaklaştı. <br />
Daha sonra İsmail ile Rafet gelip verilen görevin başarıldığını söylediler. Temsili nişan yüzüğünü verdiler. Attila ile Honoria, şimdilik nişanlanmıştı. Pek yakında evlenirlerdi. <br />
Ahmet eve gidince olanları annesine anlattı.  Annesi Zübeyde Hanım: Ben sana bravo diyorum da başka bir şey demiyorum. İnanıyorum yazıcılar bunları kaleme alır ve gelecek nesillere ulaştırır. Böylelikle Türk'ün gücü daha iyi anlaşılır.<br />
<br />
SON<br />
<br />
<br />
<hr class="mycode_hr" />
<br />
<br />
KARINCALAR<br />
Evlerinin bahçesinde gezip eğlenen Ahmet ile Ömer arasında bir tartışma çıktı. Anneleri şimdiye kadar pek çok hikaye anlatmıştı. Ömer, annem, karıncalar hakkında bir hikaye bilmiyordur, dedi. <br />
Bunun üzerine Ahmet: Üstüne bastın kaldır ayağını. Annem, şimdiye kadar tilkidir, kuştur, kartaldır dedik hep hikaye anlatmadı mı? Gel gidelim, anne diyelim, karıncalar hakkında hikaye anlatır mısın? Eğer anlatamazsa ben de ne olayım? <br />
Ömer'in tamam demesi üzerine annelerine gittiler. Anne, karıncalar hakkında hikaye biliyor musun? Biliyorsan anlat. Biz iki çocuk dört kulak seni ilgiyle dinleriz. <br />
Zübeyde Hanım: Aman, çocuklarım! Çok hırslanmışsınız. Şu sandalyelere oturun da size karıncalar hakkında bir hikaye anlatayım. <br />
<br />
Ahmet ile Ömer sandalyelere oturunca ayakta duran Zübeyde Hanım ellerini beline dayayıp karıncalar hakkında hikaye anlatmaya başladı: İnsanoğlu dünyada var olmazdan önce karıncalar vardı. Sevecen, hoşgörülü, iyi niyetli yaratıklardı. Kralları, kraliçeleri vardı. Sen ben kavgası yoktu. Kral, kraliçe olduk diye kendilerine saray yaptırmazdı. Halkın parasını ihtiyaçları için, kullanmazdı. Bunların yanında koruması yoktu.  Halkın refah ve mutluluğu için, çalışacaksa kimden, neden korkacaktı?  Neden saray yaptıracaktı? Sarayın etrafına neden kalın duvarlar çektirecekti? Saray içinde ve dışında neden yüzlerce koruma olacaktı? <br />
    <br />
Zübeyde Hanım anlatması bitince cebinden mendilini çıkarıp alnında biriken terleri sildi. Bir süre sessiz kaldı. Daha anlatacakları vardı da anlatmasa daha iyiydi. Şimdilik bu kadarı yeterliydi. Çocuklar, hikaye burada bitti, dedi. Ahmet ile Ömer, annelerine teşekkür ettikten sonra sokağa çıktı. <br />
Ahmet: Ömer istersen arkadaşları bulup oyun oynayalım. Bu oyunda, ben bir ülkenin padişahı olacağım, sen de başka bir ülkenin kralı olursun. Kesinlikle sarayımız olmayacak, normal bir evimiz olsa yeter. Savaşmayacağız, barış içinde yaşayacağız, dedi. <br />
<br />
SON<br />
<br />
<br />
------------------------------------------------------------------------<br />
<br />
<br />
BÜYÜK İSKENDER DE SAKALINI KESTİRİRDİ<br />
Ali Rıza Bey işten döndü. Elini, yüzünü yıkayıp salona geçti. Oğulları Ahmet, Ömer ve Mustafa salona geçip babalarının karşısına oturdu. Oğullarının çevreden ve arkadaşlarından duyduklarına Ali Rıza Bey prim vermiyordu. Bu böyle olmuş, şu şöyle olmuş, tamam da bakalım bunlar doğru mu? Araştırmak lazım. Her söylenene inanmamak gerekir. <br />
<br />
Bunun üzerine Ahmet: Baba, bildiğin gibi Osmanlı Ordusu genelde yarısı sakallı, yarısı sakalsız savaşa gidiyor. Arkadaşlar diyorlar, ordunun hepsi sakallı olsa  kaybedilen savaşları kazanırdık.                                                                                                                  <br />
Ali Rıza Bey: Bak oğlum, savaş güç, cesaret ve atılganlık ister. Sakal,  adama bir şey kazandırmaz. Büyük İskender de sakalını kestirirdi. İskender, düşmanlar savaşta rakiplerini sakalından yakaladığı için, askerlerin de sakalsız olmasını isterdi.  Yunanlılar  ve daha sonra Romalılar, Mısır'ı işgal ettiklerinde rahip ve askerlerin saç ve sakallarını traş etmesinden etkilendiler. Yunanlı ve Romalılar da zamanla sakallarını kesmeye başladı. <br />
Bunun üzerine Ömer: Baba yıl 1883. Senin söylediğine göre, ordumuz bu zamandan sonra yapacağı savaşlara sakalsız gitse zafer garanti midir? <br />
Ali Rıza Bey: Bak Ömer, zafer garanti diye bir şey yok. Senin çaban ve kudretin savaşın sonucunu belirler. Daha önceden savaşın sonucu böyledir diye bir durum yok. <br />
Ahmet: Baba, kafa saatinde zamanı ayarlayamadım. Bir örnek vermek istiyorum. Mustafa şu anda iki yaşında. Sence Mustafa'nın yaşayacağı hayat belirsiz mi? <br />
Ali Rıza Bey: Belki de biz Mustafa'nın geleceği hakkında fikir yürütebiliriz. Sizden de çok başarı bekliyorum ama Mustafa'dan da çok başarı bekliyorum. Benim Mustafam büyük adam olacak. Daha önce yüz defa söyledim. Tarihe adını altın harflerle yazdıracak. <br />
<br />
Bu sırada salonun kapısı açıldı ve Zübeyde Hanım içeri girdi: Haydi bakalım, nohut pişti tabağa düştü. Sona kalan dona kalır. <br />
Savaşın galip geleni ve yenileni yoktu. Savaş berabere bitti. Önümüzdeki günlerde bu savaşın rövanşı olur muydu bilinmezdi. Şimdi bu savaşçılar kurt gibi acıkmıştı. Nohut yiyerek midesel açlıklarını giderecekleri gibi, konu üzerinde iz sürerek beyinsel açlıklarını gidereceklerdi.<br />
<br />
SON <br />
<br />
Atatürk'ün Çocukluğu - Ezgi Yayınları - Yayın Yılı: Aralık 1994]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Atatürk'ün Çocukluk Anıları]]></title>
			<link>https://duygusuz.com/showthread.php?tid=121566</link>
			<pubDate>Thu, 24 Jul 2025 21:21:24 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://duygusuz.com/member.php?action=profile&uid=16854">Serdar102</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://duygusuz.com/showthread.php?tid=121566</guid>
			<description><![CDATA[ATATÜRK'ÜN ÇOCUKLUK ANISI: BALIKLARI SUYA ATTIM<br />
Bir gün Makbule ile Naciye'yi yanıma alarak çiftliğin yakınındaki gölette balık tutmaya gittim. Ben oltayla balık yakaladıkça Naciye ağladı, yalvardı, balıkları suya atmamı istedi. Naciye ağlamasın diye, balıkları suya attım ve erkenden çiftliğe döndük. Zaten hastaydı, hastalığının ilerlemesinden korkuyordum. Çiftlikte elimdeki kovanın boş olduğunu gören dayım bana şöyle dedi: " Vay Mustafa , bakıyorum göletteki bütün balıkları yakalamışsın. Bu kadar balık bize çok, yarısını köye verelim. Hani balıklar, oltana yakalanmak için, atılırlardı. Hani avladığın balıkları şanslı sayardın. Giderken bir kova daha istiyordun. Sen önce bu kovayı doldur da sonra ikinci kovayı iste. "<br />
<br />
Dayım konuşmasına devam edecekti fakat Makbule araya girdi:<br />
" Mustafa abim, yakaladığı balıkları suya atmasaydı iki kova dolardı. "<br />
Bunun üzerine dayım: " Nee, abin yakaladığı balıkları suya mı attı? Ama neden? " diye sordu.<br />
Makbule bu soruya şöyle cevap verdi: " Çünkü Naciye balıklara acıdı ve her balık yakalandıktan sonra ağladı. "<br />
Naciye: " Ben ağladım diye abim bir dolu balığı suya attı. " dedi.<br />
Dayım: " Affet beni Mustafa.. Durup dururken haksız yere sana laf söyledim. Senin boşa konuşmayacağını anlamalıydım. Yarın ikimiz gideriz balık tutmaya. Yanımıza dört kova alırız. " dedi.<br />
Dayım konuşmasını bitirince bir an Naciye ile göz göze geldik. Kardeşim yalvaran bakışlarla bana bakıyordu. <br />
Ertesi gün sabah kahvaltısından sonra dayım çiftlikte beni çok aradı. Bulamazdı tabi ki çünkü samanlığa saklanmıştım. Dayım, Mustafa, Mustafa, neredesin? diye bağırdıkça yanımdaki Makbule ile Naciye kıkır kıkır güldüler.<br />
<br />
SON<br />
<br />
Benim Adım Atatürk -  Puslu Yayıncılık - Sayfa: 21-23<br />
Bir Öğretmenin Kaleminden ATATÜRK-Doğan Egmont - Sayfa: 21-22<br />
<br />
<br />
<hr class="mycode_hr" />
<br />
<br />
ATATÜRK'ÜN ÇOCUKLUK ANISI: ELBİSE KAVGASI<br />
Çocukluğumda yaşadığım anılardan biri de Makbule ile Naciye arasındaki elbise kavgasıdır. Komşu kızın üstünde yeni elbiseyi gören Makbule ile Naciye, anneme, biz de yeni elbise isteriz, dediler. <br />
Annem:  " Tabi olur, benim güzel çocuklarım. Ölçünüzü alır, size yeni birer elbise dikerim. Şunun şurasında bayrama ne kaldı? Bayram günü de yeni elbiselerinizle gezersiniz. " <br />
Birkaç günde elbiseler hazırdı. Makbule ile Naciye yeni elbiseleriyle kıvanarak gezdiler. Bir hafta sonra kız kardeşlerim eski elbiselerine dönüş yaptılar. Annem de yeni elbiseleri yıkayıp, ütüledi ve elbise dolabına astı. <br />
Aradan zaman geçti ve arefe gününden bir gün önce evde bir gürültüdür koptu. Naciye bayramlık elbisesini giymek istemiş, üstüne olmamış, dar gelmiş ve bir yaş büyük ablası Makbule'nin elbisesini giymiş. Bunun gören Makbule Naciye'den elbisesini çıkarmasını isteyip sesini yükseltmiş. <br />
Araya giren annem Naciye'ye neden ablasının elbisesini giydiğini sordu. Bunun üzerine Naciye:  " Ama anne, benim elbisem üstüme olmadı, çok dar geldi. Bir de ablamın elbisesini deneyeyim dedim. Tam geldi. Bayramda ben bunu giyeyim ha, ne dersin? "  Annem daha sonra elbiseyi Makbule'ye giydirmeye çalıştı ama dar geldi. <br />
Annem:  " Tabi dar gelir. Siz büyüme çağındasınız. İki ay önce diktiğim elbisenin şimdi dar geleceğini düşünemedim. O zaman bayramda Naciye bu elbiseyi giyer, ben Makbule'ye iki gün içinde yeni elbise dikerim. " <br />
Annem aynen öyle yaptı. İki günde elbiseyi dikti ve Makbule bayramda bu elbiseyi giydi. Beni sorarsanız annemden rica etmiştim ve beni kırmadı. Bana bayramlık alınmadı. Babamın yokluğunda zaten kıt kanaat geçiniyorduk. Annemi zor durumda bırakmak istemedim. <br />
<br />
SON<br />
<br />
Öğretmenim Atatürk - Bilgi Yayınevi - Sayfa: 21-22<br />
Bir Öğretmenin Kaleminden ATATÜRK-Doğan Egmont - Sayfa: 16-17<br />
Elbise Kavgası - Atatürk Çocukluk Anısı (sabah.com.tr, 22.01.2024 )<br />
<br />
<br />
-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------<br />
<br />
<br />
ATATÜRK'ÜN ÇOCUKLUK ANISI: KARANLIKTAN KORKMAM<br />
On beş yaşlarındaydım. Manastır Askeri İdadisi'ne gidiyordum. (O zamanın lisesi) Yaz tatilinde dayımın çiftliğine gitmiştik. Komşunun oğlu Enver'le çok iyi arkadaştık. Ara sıra birlikte gezerdik. Bir gün Enver, bizim bağa gidip üzüm yiyelim, dedi. Ben de olur dedim. Annelerimizden izin alıp yola çıktık. Sağda solda fazla eğlendiğimiz için, karanlığa kaldık. <br />
Enver: "İstersen dönelim. Sen şehir çocuğu olduğun için, karanlıktan korkarsın. Böyle durumlara alışık değilsin" dedi.<br />
Ben karanlıktan korkmadığımı söyledim. Yola devam edelim dedim. Tarla kenarı, patika yol, ağaçlık alan derken, karanlık iyice çöktü. Yanımdaki Enver'i zor seçer oldum. Bir saat önce dağların kartalıyım diyen Enver, gel Mustafa dönelim, az kalmıştı ya, yarın gündüz geliriz, demeye başladı. Neyse ki sonunda bağa vardık ve birer salkım üzüm kopardık. Üzüm yiyerek çiftliğe döndük. <br />
<br />
Öğretmenim Atatürk - Bilgi Yayınevi - Sayfa: 47<br />
İlkokul 3. Sınıf Tüm Dersler - Çalışkan Yayınları - Sayfa: 42<br />
<br />
--------------------------------------------------------------                      <br />
<br />
ATATÜRK'ÜN ÇOCUKLUK ANISI: İLK ANDA CANIM SIKILMIŞTI              <br />
Bakla tarlasında yalnız başıma bekçilik yaptığım günlerden birinde öğle vakti kulübenin önündeki çardak altında uyuya kalmışım. Aradan ne kadar zaman geçti bilmiyorum, annemin sesine uyandım.<br />
Annem: ” Dayısı şuna bak, Mustafa uyuya kalmış. Makbule dün pınardan soğuk su içince hastalandı ya, Mustafa bütün gece başında bekledi. Ondan uykusunu alamadı. Neyse ki Makbule’ye ballı ıhlamur içirdim de iyileşti ” dedi.<br />
Dayım: ” Bırak canım uyusun. Benim en sevdiğim şeydir burada uyumak. Bu öğle sıcağında karga falan uğramaz. Bir yatsam iki saatten önce top atsan uyanmam ” dedi.<br />
Bu konuşmaları duyunca ayağa fırladım. Uykuda yakalandım diye ilk anda canım sıkılmıştı ama Makbule’nin iyileştiğini duyunca rahatladım.<br />
<br />
Bir Öğretmenin Kaleminden ATATÜRK - Doğan Egmont - Sayfa: 18<br />
<br />
-----------------------------------------------------------------                            <br />
<br />
NACİYE KAYBOLDU<br />
Dayımın bakla tarlasına Makbule ile giderdik. Bir gün Naciye de bizimle gelmek istedi. İlk defa benden bir şey istediği için olmaz diyemedim. Annemden izin çıkınca o gün üç kardeş tarlaya gittik. Naciye eline bir sopa aldı ve kargaların ardından koşturdu durdu. Bir ara Makbule ile uzun süren bir konuşmamız oldu.<br />
Tarlanın ortasındaki kulübenin önüne oturduk ve yemeğe başlayacaktık ki, Naciye’nin yanımızda olmadığını fark ettik. Sağa baktık, sola baktık, Naciye neredesin diye bağırdık, Naciye yok. Neden sonra Naciye çıkageldi. Meğer karga peşinde koşarken çok yorulan Naciye kulübeye girmiş ve döşeğe yatıp uyumuş. Naciye’nin ortaya çıkmasıyla birlikte rahatladık ve yemeklerimizi yedik.<br />
<br />
--------------------------------------------------------------------  <br />
<br />
BAHÇEDEKİ KUYU<br />
Ben yedi yaşındayken, babamı kısa süren bir hastalığın ardından kaybettik. O tarihlerde kadınlar bir işte çalışamadıkları için maddi sıkıntı içine düşmüştük. Onun için evimizin yanında bulunan küçük bir eve taşındık. Ertesi gün yeni evin bahçesine teftişe çıktım. Otların arasından yürüdüm. Sağda solda dut, erik, armut ağaçları vardı. Armut ağacının ilerisinde bir kuyu olduğunu gördüm. Kuyunun yanına sokulduğumda hayretler içerisinde kaldım. Yer seviyesinde olan kuyunun üstü açıktı. Annemi durumdan haberdar ettim. Annem komşumuz Ali Usta'yı çağırdı. Ali Usta kuyunun üstüne tahtadan bir kapak yaptı. Kilidi taktı. Anahtarı anneme verdi. Böylece kötü bir olay yaşanmadan kuyunun üstü kapatılmış oldu.<br />
<br />
--------------------------------------------------------------------        <br />
<br />
ATATÜRK'ÜN ÇOCUKLUK ANISI: BENİ KOMUTAN SEÇERLERDİ<br />
Yeni evimiz küçüktü ama bahçesi büyüktü. Bu bahçede komşu çocuklarıyla askercilik oynardık. Askercilik oynarken, beni komutan seçerlerdi. Ben de karşımda hazır ola geçmiş arkadaşlara çeşitli görevler verirdim. Onlar da, emredersin komutanım deyip koşarak uzaklaşırlardı. Üç beş dakika sonra geri gelerek görevi tamamladıklarını söylerlerdi. Daha sonra onları sıraya sokar, uygun adım yürütürdüm. <br />
Bir gün bize tahtadan tüfekler hazırlayan marangoz Celal Amca oyunumuzu seyretmiş ve anneme:  " Zübeyde Hanım, Mustafa'yı askeri okula göndermelisiniz. Kendisi iyi bir komutan adayıdır. " demiş. <br />
<br />
SON<br />
<br />
Atatürk'ün Çocukluğu - Ezgi Yayınları - Yayın Yılı: Aralık 1994]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[ATATÜRK'ÜN ÇOCUKLUK ANISI: BALIKLARI SUYA ATTIM<br />
Bir gün Makbule ile Naciye'yi yanıma alarak çiftliğin yakınındaki gölette balık tutmaya gittim. Ben oltayla balık yakaladıkça Naciye ağladı, yalvardı, balıkları suya atmamı istedi. Naciye ağlamasın diye, balıkları suya attım ve erkenden çiftliğe döndük. Zaten hastaydı, hastalığının ilerlemesinden korkuyordum. Çiftlikte elimdeki kovanın boş olduğunu gören dayım bana şöyle dedi: " Vay Mustafa , bakıyorum göletteki bütün balıkları yakalamışsın. Bu kadar balık bize çok, yarısını köye verelim. Hani balıklar, oltana yakalanmak için, atılırlardı. Hani avladığın balıkları şanslı sayardın. Giderken bir kova daha istiyordun. Sen önce bu kovayı doldur da sonra ikinci kovayı iste. "<br />
<br />
Dayım konuşmasına devam edecekti fakat Makbule araya girdi:<br />
" Mustafa abim, yakaladığı balıkları suya atmasaydı iki kova dolardı. "<br />
Bunun üzerine dayım: " Nee, abin yakaladığı balıkları suya mı attı? Ama neden? " diye sordu.<br />
Makbule bu soruya şöyle cevap verdi: " Çünkü Naciye balıklara acıdı ve her balık yakalandıktan sonra ağladı. "<br />
Naciye: " Ben ağladım diye abim bir dolu balığı suya attı. " dedi.<br />
Dayım: " Affet beni Mustafa.. Durup dururken haksız yere sana laf söyledim. Senin boşa konuşmayacağını anlamalıydım. Yarın ikimiz gideriz balık tutmaya. Yanımıza dört kova alırız. " dedi.<br />
Dayım konuşmasını bitirince bir an Naciye ile göz göze geldik. Kardeşim yalvaran bakışlarla bana bakıyordu. <br />
Ertesi gün sabah kahvaltısından sonra dayım çiftlikte beni çok aradı. Bulamazdı tabi ki çünkü samanlığa saklanmıştım. Dayım, Mustafa, Mustafa, neredesin? diye bağırdıkça yanımdaki Makbule ile Naciye kıkır kıkır güldüler.<br />
<br />
SON<br />
<br />
Benim Adım Atatürk -  Puslu Yayıncılık - Sayfa: 21-23<br />
Bir Öğretmenin Kaleminden ATATÜRK-Doğan Egmont - Sayfa: 21-22<br />
<br />
<br />
<hr class="mycode_hr" />
<br />
<br />
ATATÜRK'ÜN ÇOCUKLUK ANISI: ELBİSE KAVGASI<br />
Çocukluğumda yaşadığım anılardan biri de Makbule ile Naciye arasındaki elbise kavgasıdır. Komşu kızın üstünde yeni elbiseyi gören Makbule ile Naciye, anneme, biz de yeni elbise isteriz, dediler. <br />
Annem:  " Tabi olur, benim güzel çocuklarım. Ölçünüzü alır, size yeni birer elbise dikerim. Şunun şurasında bayrama ne kaldı? Bayram günü de yeni elbiselerinizle gezersiniz. " <br />
Birkaç günde elbiseler hazırdı. Makbule ile Naciye yeni elbiseleriyle kıvanarak gezdiler. Bir hafta sonra kız kardeşlerim eski elbiselerine dönüş yaptılar. Annem de yeni elbiseleri yıkayıp, ütüledi ve elbise dolabına astı. <br />
Aradan zaman geçti ve arefe gününden bir gün önce evde bir gürültüdür koptu. Naciye bayramlık elbisesini giymek istemiş, üstüne olmamış, dar gelmiş ve bir yaş büyük ablası Makbule'nin elbisesini giymiş. Bunun gören Makbule Naciye'den elbisesini çıkarmasını isteyip sesini yükseltmiş. <br />
Araya giren annem Naciye'ye neden ablasının elbisesini giydiğini sordu. Bunun üzerine Naciye:  " Ama anne, benim elbisem üstüme olmadı, çok dar geldi. Bir de ablamın elbisesini deneyeyim dedim. Tam geldi. Bayramda ben bunu giyeyim ha, ne dersin? "  Annem daha sonra elbiseyi Makbule'ye giydirmeye çalıştı ama dar geldi. <br />
Annem:  " Tabi dar gelir. Siz büyüme çağındasınız. İki ay önce diktiğim elbisenin şimdi dar geleceğini düşünemedim. O zaman bayramda Naciye bu elbiseyi giyer, ben Makbule'ye iki gün içinde yeni elbise dikerim. " <br />
Annem aynen öyle yaptı. İki günde elbiseyi dikti ve Makbule bayramda bu elbiseyi giydi. Beni sorarsanız annemden rica etmiştim ve beni kırmadı. Bana bayramlık alınmadı. Babamın yokluğunda zaten kıt kanaat geçiniyorduk. Annemi zor durumda bırakmak istemedim. <br />
<br />
SON<br />
<br />
Öğretmenim Atatürk - Bilgi Yayınevi - Sayfa: 21-22<br />
Bir Öğretmenin Kaleminden ATATÜRK-Doğan Egmont - Sayfa: 16-17<br />
Elbise Kavgası - Atatürk Çocukluk Anısı (sabah.com.tr, 22.01.2024 )<br />
<br />
<br />
-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------<br />
<br />
<br />
ATATÜRK'ÜN ÇOCUKLUK ANISI: KARANLIKTAN KORKMAM<br />
On beş yaşlarındaydım. Manastır Askeri İdadisi'ne gidiyordum. (O zamanın lisesi) Yaz tatilinde dayımın çiftliğine gitmiştik. Komşunun oğlu Enver'le çok iyi arkadaştık. Ara sıra birlikte gezerdik. Bir gün Enver, bizim bağa gidip üzüm yiyelim, dedi. Ben de olur dedim. Annelerimizden izin alıp yola çıktık. Sağda solda fazla eğlendiğimiz için, karanlığa kaldık. <br />
Enver: "İstersen dönelim. Sen şehir çocuğu olduğun için, karanlıktan korkarsın. Böyle durumlara alışık değilsin" dedi.<br />
Ben karanlıktan korkmadığımı söyledim. Yola devam edelim dedim. Tarla kenarı, patika yol, ağaçlık alan derken, karanlık iyice çöktü. Yanımdaki Enver'i zor seçer oldum. Bir saat önce dağların kartalıyım diyen Enver, gel Mustafa dönelim, az kalmıştı ya, yarın gündüz geliriz, demeye başladı. Neyse ki sonunda bağa vardık ve birer salkım üzüm kopardık. Üzüm yiyerek çiftliğe döndük. <br />
<br />
Öğretmenim Atatürk - Bilgi Yayınevi - Sayfa: 47<br />
İlkokul 3. Sınıf Tüm Dersler - Çalışkan Yayınları - Sayfa: 42<br />
<br />
--------------------------------------------------------------                      <br />
<br />
ATATÜRK'ÜN ÇOCUKLUK ANISI: İLK ANDA CANIM SIKILMIŞTI              <br />
Bakla tarlasında yalnız başıma bekçilik yaptığım günlerden birinde öğle vakti kulübenin önündeki çardak altında uyuya kalmışım. Aradan ne kadar zaman geçti bilmiyorum, annemin sesine uyandım.<br />
Annem: ” Dayısı şuna bak, Mustafa uyuya kalmış. Makbule dün pınardan soğuk su içince hastalandı ya, Mustafa bütün gece başında bekledi. Ondan uykusunu alamadı. Neyse ki Makbule’ye ballı ıhlamur içirdim de iyileşti ” dedi.<br />
Dayım: ” Bırak canım uyusun. Benim en sevdiğim şeydir burada uyumak. Bu öğle sıcağında karga falan uğramaz. Bir yatsam iki saatten önce top atsan uyanmam ” dedi.<br />
Bu konuşmaları duyunca ayağa fırladım. Uykuda yakalandım diye ilk anda canım sıkılmıştı ama Makbule’nin iyileştiğini duyunca rahatladım.<br />
<br />
Bir Öğretmenin Kaleminden ATATÜRK - Doğan Egmont - Sayfa: 18<br />
<br />
-----------------------------------------------------------------                            <br />
<br />
NACİYE KAYBOLDU<br />
Dayımın bakla tarlasına Makbule ile giderdik. Bir gün Naciye de bizimle gelmek istedi. İlk defa benden bir şey istediği için olmaz diyemedim. Annemden izin çıkınca o gün üç kardeş tarlaya gittik. Naciye eline bir sopa aldı ve kargaların ardından koşturdu durdu. Bir ara Makbule ile uzun süren bir konuşmamız oldu.<br />
Tarlanın ortasındaki kulübenin önüne oturduk ve yemeğe başlayacaktık ki, Naciye’nin yanımızda olmadığını fark ettik. Sağa baktık, sola baktık, Naciye neredesin diye bağırdık, Naciye yok. Neden sonra Naciye çıkageldi. Meğer karga peşinde koşarken çok yorulan Naciye kulübeye girmiş ve döşeğe yatıp uyumuş. Naciye’nin ortaya çıkmasıyla birlikte rahatladık ve yemeklerimizi yedik.<br />
<br />
--------------------------------------------------------------------  <br />
<br />
BAHÇEDEKİ KUYU<br />
Ben yedi yaşındayken, babamı kısa süren bir hastalığın ardından kaybettik. O tarihlerde kadınlar bir işte çalışamadıkları için maddi sıkıntı içine düşmüştük. Onun için evimizin yanında bulunan küçük bir eve taşındık. Ertesi gün yeni evin bahçesine teftişe çıktım. Otların arasından yürüdüm. Sağda solda dut, erik, armut ağaçları vardı. Armut ağacının ilerisinde bir kuyu olduğunu gördüm. Kuyunun yanına sokulduğumda hayretler içerisinde kaldım. Yer seviyesinde olan kuyunun üstü açıktı. Annemi durumdan haberdar ettim. Annem komşumuz Ali Usta'yı çağırdı. Ali Usta kuyunun üstüne tahtadan bir kapak yaptı. Kilidi taktı. Anahtarı anneme verdi. Böylece kötü bir olay yaşanmadan kuyunun üstü kapatılmış oldu.<br />
<br />
--------------------------------------------------------------------        <br />
<br />
ATATÜRK'ÜN ÇOCUKLUK ANISI: BENİ KOMUTAN SEÇERLERDİ<br />
Yeni evimiz küçüktü ama bahçesi büyüktü. Bu bahçede komşu çocuklarıyla askercilik oynardık. Askercilik oynarken, beni komutan seçerlerdi. Ben de karşımda hazır ola geçmiş arkadaşlara çeşitli görevler verirdim. Onlar da, emredersin komutanım deyip koşarak uzaklaşırlardı. Üç beş dakika sonra geri gelerek görevi tamamladıklarını söylerlerdi. Daha sonra onları sıraya sokar, uygun adım yürütürdüm. <br />
Bir gün bize tahtadan tüfekler hazırlayan marangoz Celal Amca oyunumuzu seyretmiş ve anneme:  " Zübeyde Hanım, Mustafa'yı askeri okula göndermelisiniz. Kendisi iyi bir komutan adayıdır. " demiş. <br />
<br />
SON<br />
<br />
Atatürk'ün Çocukluğu - Ezgi Yayınları - Yayın Yılı: Aralık 1994]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Atamızdan....]]></title>
			<link>https://duygusuz.com/showthread.php?tid=98882</link>
			<pubDate>Thu, 26 Apr 2012 21:32:31 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://duygusuz.com/member.php?action=profile&uid=8030">history</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://duygusuz.com/showthread.php?tid=98882</guid>
			<description><![CDATA[<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><img src="http://m.ak.fbcdn.net/a3.sphotos.ak/hphotos-ak-snc6/75274_371612919544170_111413362230795_1041401_297043037_n.jpg" loading="lazy"  alt="75274_371612919544170_111413362230795_10...3037_n.jpg" class="mycode_img" /></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><img src="http://m.ak.fbcdn.net/a3.sphotos.ak/hphotos-ak-snc6/75274_371612919544170_111413362230795_1041401_297043037_n.jpg" loading="lazy"  alt="75274_371612919544170_111413362230795_10...3037_n.jpg" class="mycode_img" /></div>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Atatürk'ün Çocukluğu'na Ait Hikaye: Rum Çocuk Çetesi]]></title>
			<link>https://duygusuz.com/showthread.php?tid=85391</link>
			<pubDate>Thu, 30 Sep 2010 13:31:11 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://duygusuz.com/member.php?action=profile&uid=15391">MaSaL</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://duygusuz.com/showthread.php?tid=85391</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ATATÜRK'ÜN ÇOCUKLUÄžU'NA AİT HİKAYE: RUM ÇOCUK ÇETESİ<br />
<br />
Mustafa'nın dayısı Hüseyin Ağa akşamüstü çiftliğe geldi. Hava karamaya  başladığından herkes odada oturmuş, akşam yemeği öncesi sohbete  dalmıştı. <br />
<br />
Hüseyin Ağa: " Millet duydunuz mu? Karşı Rum köyünden çocuklar beş-altı  kişilik bir çete kurmuşlar, sağa sola saldırıyorlarmış. Tarlada veya  yolda yalnız Türk çocuğu görürlerse dövüyorlarmış. Çevre köylerde  herkeste bir korku varmış. Çocuklar, yalnız evin kapısına çıkamıyormuş.  Bugün öğle vakitleri bizim köyden Hasan'ın oğlu Veli'yi bahçede  yakalayıp dövmüşler. Veli şimdi evinde yaralı yatıyor. Gittim, gördüm.  Ağzı, yüzü kanamış, ayrıca ayaklarına sopayla vurmuşlar, yürüyemiyormuş.  " <br />
<br />
Hüseyin Ağa'nın Karısı: " Yazıklar olsun! Veli'den ne istemişler? Kendi halinde, saf, iyi yürekli bir çocuk o. "<br />
<br />
Zübeyde Hanım: " Ben bu Rumları hiç sevmem, çünkü her Rum, Türk düşmanı  olarak doğar. Rum çeteler, Türk köylerine hep saldırırlar. Şimdi bir de  çocukları çıktı başımıza. "<br />
<br />
Hüseyin Ağa: " Mustafa, artık bakla tarlası işi de yatar. Rum çocuklar  bizim köyün etrafında gezerlermiş. Zannedersem bundan sonra bakla  tarlasında bekçilik yapmaya gitmezsin. Rum çocuklara yakalanırsan seni  ikiye bölerler. "<br />
<br />
Mustafa: " Dayıcığım, bu mümkün değil. Onlar beni ikiye bölmeden, ben onları dörde bölerim. "<br />
<br />
Odada gülüşmeler çoğalınca Hüseyin Ağa, ben ellerimi bir yıkayayım,  deyip dışarı çıktı. Akşam yemeği yendikten sonra da aynı konu konuşuldu.  Konuşulanlar özetlenirse, artık Mustafa, Makbule ve Hüseyin Ağa'nın  çocukları kesinlikle çiftlik duvarları dışına çıkmayacaktı. <br />
<br />
Mustafa ise, korkmakla bir yere varılamayacağını, söyledi. Benim tarlaya  gitmemem, zalimin zulmüne dur demeyeceğim anlamına gelir. Ben tarlaya  gitmeyeyim, Ahmet, Mehmet gitmesin. Bunun sonu nereye varır? Bu duruma  karşı çıkacak birileri lazım, birisi lazım. Mustafa, Rum çocuklardan  korktu da tarlaya gitmedi dedirtmem kimseye, dediyse de dinletemedi. <br />
<br />
Annesi Zübeyde Hanım: " Cesaretin böylesini alkışlarım ama tarlaya yalnız gitmeni istemiyorum. Otur oturduğun yerde, " dedi. <br />
<br />
Dayısı Hüseyin Ağa: " Boşver be Mustafa. Önemseme böyle şeyleri. Ben o  Rum çocukları görürsem sopayla kovalarım. Sanki memleketi sen mi  kurtaracaksın? " diye sordu.<br />
<br />
Mustafa: " Evet, dayıcığım, gerekirse evet. "<br />
<br />
Mustafa ertesi gün daha güneş doğmadan yatağından kalktı. Hemen üstünü  değiştirip, dışarı çıktı. Çiftlikten ayrılıp bakla tarlasına doğru  yürümeye başladı. Ay ışığı altında önünü görüyordu. Demek Rum çocuklar  çete kurmuşlar ve Türk çocuklarını dövüyorlarmış. Daha iki gün önce  Veli'yle dört taş oyunu oynamışlardı. Veli şimdi acaba ne haldeydi?  Yüzündeki yaralar biraz iyileşmiştir. Ayaklarına sopayla vurmuşlar.  Yürüyememesi çok kötü. Mazluma eziyet, cezayı gerektirir. Gerekirse  cezalandırıcı olurum. <br />
<br />
Mustafa bakla tarlasına vardığında güneşin ilk ışıkları ortalığı  aydınlatmaya başlamıştı. Sabah oluyordu. Tarlanın ortasında bulunan  kulübeye girdi. Oradaki birkaç aleti aldı. Bunları eski giyecek  eşyalarının altına koyarak kapının iki tarafına gizledi. Daha sonra  tarlanın dışına çıkarak, geri döndü. Son derece yavaş adımlarla, arada  bir durup düşünerek, tarlaya girdi ve kulübeye doğru yürümeye başladı.  Kendini çete reisi yerine koyuyor, yine kendisi için, felaket senaryosu  üretiyordu. <br />
<br />
Mustafa tarlanın ortasında bulunan kulübenin yakınlarında dururken  ilerdeki tarlanın kenarından yürüyerek gelen birkaç kişi gördü. Gelenler  yaklaştıkça Mustafa bunların görünüşlerinden çocuk, giyinişlerinden Rum  olduklarını anladı. Bakalım bu Rum çocuklar yalnız buldukları Türk  çocuklarını döven çetenin elemanları mıydılar? Mustafa, en kötü  ihtimalle bunlar onlardır, diye düşünerek, dik duruşunu bozmadı.  Değilseler ne iyi ama ya onlarsa önce uyarıcı sonra caydırıcı olmalıydı.  Mecbur kalmadıkça kavga işine girmek istemiyordu. Belki de büyüdüğünde  çok daha büyük kavgalara kendini hazırlıyordu. Böyle dar alanlarda  marifet gösterilemeyeceğini düşünüyordu. İnsanın bir marifeti varsa bunu  dünyaya göstermeliydi. <br />
<br />
Beş Rum çocuğundan dördü tarlanın kenarında kaldı. Sadece biri,  kabadayıvari hareketlerle yürüyeni tarlaya girdi ve Mustafa'ya doğru  yürümeye başladı. Sağ tarafından su almış, hafifçe yana yatmış gemi  gibi, kafa öne eğilmiş, gözlerini belertmiş, bakışlarını Mustafa'ya  dikmiş, O'nun korkmasını ve kaçmasını bekleyerek yanından geçip kulübeye  girip çıktı ve gelip Mustafa'nın iki adım karşısında durdu. <br />
<br />
" Hey arkadaş! Sen heykel gibi dimdik durmak. Yok kulübede baba, dede. Demek sadece kendine güvenmek var. " <br />
<br />
" Doğrudur bu. Kendime çok güvenirim. Her engeli aşmasını bilirim. "<br />
<br />
" Dur arkadaş! Farzet ki, önünde büyük engel, aşamadın engeli. " <br />
<br />
" O zaman, engeli yıkar geçerim. "<br />
<br />
" Vay be!.. Bravo arkadaş! Sen çok cesur olmak. Ben seni alkışlamak. Gün  gelip dünya seni alkışlamak. Ben sana hürmet, saygı. Ben yanlış yapmak.  Dövmek Türk çocuklarını. Senden utanmak. Buralardan gitmek ben, çok  uzaklara. " <br />
<br />
Rum çocuklar gittikten sonra Mustafa bir süre oralarda gezindi. Cesur  olmak, bana her zaman artı puan kazandırmıştır, diye düşündü. Cesur  olmasaydım, sabahın köründe tarlaya gelip Rum çocuklarını beklemezdim.  Çetenin elebaşı, karşımda tutunamayacaklarını anladığı için, ters - yüz  edip, arkasına bakmadan kaçtı. Benim için, birle beş hiç farketmez.  Kapışma olsaydı, onların alacakları eksi puanları geldikleri Rum  köyündekiler bir günde saymakla bitiremezdi. <br />
<br />
Sabah uyanınca Mustafa'nın yatağının boş olduğunu gören dayısı Hüseyin  Ağa, Mustafa'yı aramaya çıkmıştı. O'nu nerede bulacağını çok iyi  biliyordu. Tarlaya geldiğinde:<br />
<br />
" Neden böyle yaptın Mustafa, erkenden tarlaya geldin? Biraz önce Rum  çocuklarını gördüm. Hızlı hızlı gidiyorlardı. Galiba buraya uğramışlar.  Sende kırık - çıkık yok ya? " <br />
<br />
" Bende kırık - çıkık yok da, çete reisiyle kısa bir tartışmamız oldu.  Böylelikle kötülük yapma düşüncesi kayboldu. Türk, öyle güçlüdür ki, her  zorluğun üstesinden gelir. Daima başarılı olur. Türk'ün gücünü az önce  anladılar. Ben büyüdüğümde daha iyi anlayacaklar. "<br />
<br />
                                                                                               <br />
                                                         SON </span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ATATÜRK'ÜN ÇOCUKLUÄžU'NA AİT HİKAYE: RUM ÇOCUK ÇETESİ<br />
<br />
Mustafa'nın dayısı Hüseyin Ağa akşamüstü çiftliğe geldi. Hava karamaya  başladığından herkes odada oturmuş, akşam yemeği öncesi sohbete  dalmıştı. <br />
<br />
Hüseyin Ağa: " Millet duydunuz mu? Karşı Rum köyünden çocuklar beş-altı  kişilik bir çete kurmuşlar, sağa sola saldırıyorlarmış. Tarlada veya  yolda yalnız Türk çocuğu görürlerse dövüyorlarmış. Çevre köylerde  herkeste bir korku varmış. Çocuklar, yalnız evin kapısına çıkamıyormuş.  Bugün öğle vakitleri bizim köyden Hasan'ın oğlu Veli'yi bahçede  yakalayıp dövmüşler. Veli şimdi evinde yaralı yatıyor. Gittim, gördüm.  Ağzı, yüzü kanamış, ayrıca ayaklarına sopayla vurmuşlar, yürüyemiyormuş.  " <br />
<br />
Hüseyin Ağa'nın Karısı: " Yazıklar olsun! Veli'den ne istemişler? Kendi halinde, saf, iyi yürekli bir çocuk o. "<br />
<br />
Zübeyde Hanım: " Ben bu Rumları hiç sevmem, çünkü her Rum, Türk düşmanı  olarak doğar. Rum çeteler, Türk köylerine hep saldırırlar. Şimdi bir de  çocukları çıktı başımıza. "<br />
<br />
Hüseyin Ağa: " Mustafa, artık bakla tarlası işi de yatar. Rum çocuklar  bizim köyün etrafında gezerlermiş. Zannedersem bundan sonra bakla  tarlasında bekçilik yapmaya gitmezsin. Rum çocuklara yakalanırsan seni  ikiye bölerler. "<br />
<br />
Mustafa: " Dayıcığım, bu mümkün değil. Onlar beni ikiye bölmeden, ben onları dörde bölerim. "<br />
<br />
Odada gülüşmeler çoğalınca Hüseyin Ağa, ben ellerimi bir yıkayayım,  deyip dışarı çıktı. Akşam yemeği yendikten sonra da aynı konu konuşuldu.  Konuşulanlar özetlenirse, artık Mustafa, Makbule ve Hüseyin Ağa'nın  çocukları kesinlikle çiftlik duvarları dışına çıkmayacaktı. <br />
<br />
Mustafa ise, korkmakla bir yere varılamayacağını, söyledi. Benim tarlaya  gitmemem, zalimin zulmüne dur demeyeceğim anlamına gelir. Ben tarlaya  gitmeyeyim, Ahmet, Mehmet gitmesin. Bunun sonu nereye varır? Bu duruma  karşı çıkacak birileri lazım, birisi lazım. Mustafa, Rum çocuklardan  korktu da tarlaya gitmedi dedirtmem kimseye, dediyse de dinletemedi. <br />
<br />
Annesi Zübeyde Hanım: " Cesaretin böylesini alkışlarım ama tarlaya yalnız gitmeni istemiyorum. Otur oturduğun yerde, " dedi. <br />
<br />
Dayısı Hüseyin Ağa: " Boşver be Mustafa. Önemseme böyle şeyleri. Ben o  Rum çocukları görürsem sopayla kovalarım. Sanki memleketi sen mi  kurtaracaksın? " diye sordu.<br />
<br />
Mustafa: " Evet, dayıcığım, gerekirse evet. "<br />
<br />
Mustafa ertesi gün daha güneş doğmadan yatağından kalktı. Hemen üstünü  değiştirip, dışarı çıktı. Çiftlikten ayrılıp bakla tarlasına doğru  yürümeye başladı. Ay ışığı altında önünü görüyordu. Demek Rum çocuklar  çete kurmuşlar ve Türk çocuklarını dövüyorlarmış. Daha iki gün önce  Veli'yle dört taş oyunu oynamışlardı. Veli şimdi acaba ne haldeydi?  Yüzündeki yaralar biraz iyileşmiştir. Ayaklarına sopayla vurmuşlar.  Yürüyememesi çok kötü. Mazluma eziyet, cezayı gerektirir. Gerekirse  cezalandırıcı olurum. <br />
<br />
Mustafa bakla tarlasına vardığında güneşin ilk ışıkları ortalığı  aydınlatmaya başlamıştı. Sabah oluyordu. Tarlanın ortasında bulunan  kulübeye girdi. Oradaki birkaç aleti aldı. Bunları eski giyecek  eşyalarının altına koyarak kapının iki tarafına gizledi. Daha sonra  tarlanın dışına çıkarak, geri döndü. Son derece yavaş adımlarla, arada  bir durup düşünerek, tarlaya girdi ve kulübeye doğru yürümeye başladı.  Kendini çete reisi yerine koyuyor, yine kendisi için, felaket senaryosu  üretiyordu. <br />
<br />
Mustafa tarlanın ortasında bulunan kulübenin yakınlarında dururken  ilerdeki tarlanın kenarından yürüyerek gelen birkaç kişi gördü. Gelenler  yaklaştıkça Mustafa bunların görünüşlerinden çocuk, giyinişlerinden Rum  olduklarını anladı. Bakalım bu Rum çocuklar yalnız buldukları Türk  çocuklarını döven çetenin elemanları mıydılar? Mustafa, en kötü  ihtimalle bunlar onlardır, diye düşünerek, dik duruşunu bozmadı.  Değilseler ne iyi ama ya onlarsa önce uyarıcı sonra caydırıcı olmalıydı.  Mecbur kalmadıkça kavga işine girmek istemiyordu. Belki de büyüdüğünde  çok daha büyük kavgalara kendini hazırlıyordu. Böyle dar alanlarda  marifet gösterilemeyeceğini düşünüyordu. İnsanın bir marifeti varsa bunu  dünyaya göstermeliydi. <br />
<br />
Beş Rum çocuğundan dördü tarlanın kenarında kaldı. Sadece biri,  kabadayıvari hareketlerle yürüyeni tarlaya girdi ve Mustafa'ya doğru  yürümeye başladı. Sağ tarafından su almış, hafifçe yana yatmış gemi  gibi, kafa öne eğilmiş, gözlerini belertmiş, bakışlarını Mustafa'ya  dikmiş, O'nun korkmasını ve kaçmasını bekleyerek yanından geçip kulübeye  girip çıktı ve gelip Mustafa'nın iki adım karşısında durdu. <br />
<br />
" Hey arkadaş! Sen heykel gibi dimdik durmak. Yok kulübede baba, dede. Demek sadece kendine güvenmek var. " <br />
<br />
" Doğrudur bu. Kendime çok güvenirim. Her engeli aşmasını bilirim. "<br />
<br />
" Dur arkadaş! Farzet ki, önünde büyük engel, aşamadın engeli. " <br />
<br />
" O zaman, engeli yıkar geçerim. "<br />
<br />
" Vay be!.. Bravo arkadaş! Sen çok cesur olmak. Ben seni alkışlamak. Gün  gelip dünya seni alkışlamak. Ben sana hürmet, saygı. Ben yanlış yapmak.  Dövmek Türk çocuklarını. Senden utanmak. Buralardan gitmek ben, çok  uzaklara. " <br />
<br />
Rum çocuklar gittikten sonra Mustafa bir süre oralarda gezindi. Cesur  olmak, bana her zaman artı puan kazandırmıştır, diye düşündü. Cesur  olmasaydım, sabahın köründe tarlaya gelip Rum çocuklarını beklemezdim.  Çetenin elebaşı, karşımda tutunamayacaklarını anladığı için, ters - yüz  edip, arkasına bakmadan kaçtı. Benim için, birle beş hiç farketmez.  Kapışma olsaydı, onların alacakları eksi puanları geldikleri Rum  köyündekiler bir günde saymakla bitiremezdi. <br />
<br />
Sabah uyanınca Mustafa'nın yatağının boş olduğunu gören dayısı Hüseyin  Ağa, Mustafa'yı aramaya çıkmıştı. O'nu nerede bulacağını çok iyi  biliyordu. Tarlaya geldiğinde:<br />
<br />
" Neden böyle yaptın Mustafa, erkenden tarlaya geldin? Biraz önce Rum  çocuklarını gördüm. Hızlı hızlı gidiyorlardı. Galiba buraya uğramışlar.  Sende kırık - çıkık yok ya? " <br />
<br />
" Bende kırık - çıkık yok da, çete reisiyle kısa bir tartışmamız oldu.  Böylelikle kötülük yapma düşüncesi kayboldu. Türk, öyle güçlüdür ki, her  zorluğun üstesinden gelir. Daima başarılı olur. Türk'ün gücünü az önce  anladılar. Ben büyüdüğümde daha iyi anlayacaklar. "<br />
<br />
                                                                                               <br />
                                                         SON </span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Bugün için ATATÜRK]]></title>
			<link>https://duygusuz.com/showthread.php?tid=77637</link>
			<pubDate>Sat, 30 Jan 2010 21:50:25 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://duygusuz.com/member.php?action=profile&uid=15406">nofearheart</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://duygusuz.com/showthread.php?tid=77637</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">"Beni görmek demek ille yüzümü görmek değildir. Benim düşüncelerimi, benim duygularımı anlıyorsaniz bu yeter." <br />
<br />
"Benim Türk Milletine, Türk Cumhuriyetine ve Türklüğün istikbaline ait görevlerim bitmemiştir. Sizler, onları tamamlayacaksınız. Siz de sizden sonrakilere benim sözümü tekrar ediniz" <br />
<br />
"Bir adam ki büyük olmaktan bahseder, benim hoşuma gitmez. Bir adam ki memleketi kurtarmak için evvela büyük olmak lazımdır, der ve bunun için mumune intihap eder, onun için olmayınca, memleketin kurtulamayacağı kanaatinde bulunur; bu, adam değildir." <br />
<br />
"Yükselen yeni nesil, istikbal sizsiniz. Cumhuriyeti biz kurduk, onu yükseltecek ve yaşatacak sizsiniz." <br />
<br />
"Her Türk ferdinin son nefesi, Türk Milletinin nefesinin sönmeyeceğini, onun ebedi olduğunu göstermelidir." <br />
<br />
"Yorulmadan beni takip edeceğinizi söylüyorsunuz. Benim sizden istediğim şey, yorulmamak değil, yorulduğunuz zaman da, durmadan yürümek, yorulduğunuz dakikada da dinlenmeden beni takip etmektir."</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">"Beni görmek demek ille yüzümü görmek değildir. Benim düşüncelerimi, benim duygularımı anlıyorsaniz bu yeter." <br />
<br />
"Benim Türk Milletine, Türk Cumhuriyetine ve Türklüğün istikbaline ait görevlerim bitmemiştir. Sizler, onları tamamlayacaksınız. Siz de sizden sonrakilere benim sözümü tekrar ediniz" <br />
<br />
"Bir adam ki büyük olmaktan bahseder, benim hoşuma gitmez. Bir adam ki memleketi kurtarmak için evvela büyük olmak lazımdır, der ve bunun için mumune intihap eder, onun için olmayınca, memleketin kurtulamayacağı kanaatinde bulunur; bu, adam değildir." <br />
<br />
"Yükselen yeni nesil, istikbal sizsiniz. Cumhuriyeti biz kurduk, onu yükseltecek ve yaşatacak sizsiniz." <br />
<br />
"Her Türk ferdinin son nefesi, Türk Milletinin nefesinin sönmeyeceğini, onun ebedi olduğunu göstermelidir." <br />
<br />
"Yorulmadan beni takip edeceğinizi söylüyorsunuz. Benim sizden istediğim şey, yorulmamak değil, yorulduğunuz zaman da, durmadan yürümek, yorulduğunuz dakikada da dinlenmeden beni takip etmektir."</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[M. Kemal Atatürk ve Yorgun Gece]]></title>
			<link>https://duygusuz.com/showthread.php?tid=64349</link>
			<pubDate>Sat, 06 Sep 2008 17:04:13 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://duygusuz.com/member.php?action=profile&uid=10364">beautiful_matrax</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://duygusuz.com/showthread.php?tid=64349</guid>
			<description><![CDATA[<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: 4pt;" class="mycode_size"><span style="font-family: Garamond;" class="mycode_font"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İzmir</span></span> kurtuldu, çok tatlı bir yorgunluk, Ankara'ya hareket edecekler.Trene binerler kompartımana çekilirler.<br />
<br />
Ertesi gün Atatürk'ün kompartımanının kapısını çalar yaveri, yorgun, bitkin bir halde kapıyı açar ve kravatını yıkamaktadir Ataturk. Yaveri paşam bu ne hal hiç uyumadınız herhalde niye böylesiniz der. <br />
&#8217;&#8217;Ya çocuk kompartımanıma yastıkla battaniye koymayı unutmuşsunuz.<br />
Kolumu yastık yaptım ağrıdı setremi yastık yaptım üşüdüm bende uyumadım kalktım&#8217;&#8217; der.<br />
Yaveri; Aman paşam! Birimize <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">haber</span></span> vereydiniz hemen size bir yastıkla battaniye getirirdik der. <br />
Ve bir ülke kurtarmaktan dönen komutan tarihi bir cevap. Der ki:<br />
'Geç farkettim hepiniz en az benim kadar yorgundunuz.<br />
Hiçbirinize kıyamadım. <span style="color: red;" class="mycode_color"><span style="text-decoration: underline;" class="mycode_u">Önemli olan benim uyumam değil milletimin rahat uyuması.</span></span></span> </span></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: 4pt;" class="mycode_size"><span style="font-family: Garamond;" class="mycode_font"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İzmir</span></span> kurtuldu, çok tatlı bir yorgunluk, Ankara'ya hareket edecekler.Trene binerler kompartımana çekilirler.<br />
<br />
Ertesi gün Atatürk'ün kompartımanının kapısını çalar yaveri, yorgun, bitkin bir halde kapıyı açar ve kravatını yıkamaktadir Ataturk. Yaveri paşam bu ne hal hiç uyumadınız herhalde niye böylesiniz der. <br />
&#8217;&#8217;Ya çocuk kompartımanıma yastıkla battaniye koymayı unutmuşsunuz.<br />
Kolumu yastık yaptım ağrıdı setremi yastık yaptım üşüdüm bende uyumadım kalktım&#8217;&#8217; der.<br />
Yaveri; Aman paşam! Birimize <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">haber</span></span> vereydiniz hemen size bir yastıkla battaniye getirirdik der. <br />
Ve bir ülke kurtarmaktan dönen komutan tarihi bir cevap. Der ki:<br />
'Geç farkettim hepiniz en az benim kadar yorgundunuz.<br />
Hiçbirinize kıyamadım. <span style="color: red;" class="mycode_color"><span style="text-decoration: underline;" class="mycode_u">Önemli olan benim uyumam değil milletimin rahat uyuması.</span></span></span> </span></div>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[ATA'mızın Cewap Veremediği Tek İnsan ???]]></title>
			<link>https://duygusuz.com/showthread.php?tid=29592</link>
			<pubDate>Thu, 26 Apr 2007 20:50:25 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://duygusuz.com/member.php?action=profile&uid=61">soyle</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://duygusuz.com/showthread.php?tid=29592</guid>
			<description><![CDATA[Ata nın Cevap Veremediği Tek İnsan..?<br />
Tarihimiz sayısız savaşlarla doludur. Biz bu savaşlardan baş kaldırıp ne memleketi imar edebilmiş, ne de kendimiz refaha kavuşmuşuzdur. Bunun sebebi, bizim suçumuz olduğu kadar düşmanlarımızın da suçudur. Çünkü başta Ruslar olmak üzere düşmanlarımız hep şöyle düşünürlerdi:<br />
-Türklere rahat vermemeli ki, başka sahalarda ilerleyemesinler...<br />
Bunun için de sık sık başımıza belalar çıkarırlar, savaşlar açarlar, Balkan milletlerini &#8220;İstiklal&#8221; diye kışkırtırlardı.<br />
Biz böyle durmadan savaşırken de o zamanlar askere alınmayan gayri müslimler zenginleşirlerdi.<br />
Onların neden zengin, bizim neden fakir kaldığımızı bir köylü, Atatürk&#8217;e verdiği kısa bir cevap ile çok güzel açıklamıştır.<br />
Atatürk, Mersin&#8217;e yaptığı seyahatlerden birinde, şehirde gördüğü büyük binaları işaret ederek sormuş:<br />
-Bu köşk kimin?<br />
-Kirkor&#8217;un...<br />
-Ya şu koca bina?<br />
-Yargo&#8217;nun...<br />
-Ya şu?<br />
-Salomon&#8217;un...<br />
Atatürk biraz sinirlenerek sormuş:<br />
-Onlar bu binaları yaparken ya siz nerede idiniz? Toplananların arkalarında bir köylünün sesi duyulur:<br />
-Biz mi nerede idik? Biz Yemen&#8217;de, Tuna Boyları&#8217;nda, Balkanlar&#8217;da, Arnavutluk Dağlarında, Kafkaslar&#8217;da, Çanakkale&#8217;de, Sakarya&#8217;da savaşıyorduk paşam...&lt;br&gt;<br />
Atatürk bu anısını naklederken:<br />
-Hayatımda cevap veremediğim tek insan bu ak sakallı ihtiyar olmuştur, der dururdu.. .]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Ata nın Cevap Veremediği Tek İnsan..?<br />
Tarihimiz sayısız savaşlarla doludur. Biz bu savaşlardan baş kaldırıp ne memleketi imar edebilmiş, ne de kendimiz refaha kavuşmuşuzdur. Bunun sebebi, bizim suçumuz olduğu kadar düşmanlarımızın da suçudur. Çünkü başta Ruslar olmak üzere düşmanlarımız hep şöyle düşünürlerdi:<br />
-Türklere rahat vermemeli ki, başka sahalarda ilerleyemesinler...<br />
Bunun için de sık sık başımıza belalar çıkarırlar, savaşlar açarlar, Balkan milletlerini &#8220;İstiklal&#8221; diye kışkırtırlardı.<br />
Biz böyle durmadan savaşırken de o zamanlar askere alınmayan gayri müslimler zenginleşirlerdi.<br />
Onların neden zengin, bizim neden fakir kaldığımızı bir köylü, Atatürk&#8217;e verdiği kısa bir cevap ile çok güzel açıklamıştır.<br />
Atatürk, Mersin&#8217;e yaptığı seyahatlerden birinde, şehirde gördüğü büyük binaları işaret ederek sormuş:<br />
-Bu köşk kimin?<br />
-Kirkor&#8217;un...<br />
-Ya şu koca bina?<br />
-Yargo&#8217;nun...<br />
-Ya şu?<br />
-Salomon&#8217;un...<br />
Atatürk biraz sinirlenerek sormuş:<br />
-Onlar bu binaları yaparken ya siz nerede idiniz? Toplananların arkalarında bir köylünün sesi duyulur:<br />
-Biz mi nerede idik? Biz Yemen&#8217;de, Tuna Boyları&#8217;nda, Balkanlar&#8217;da, Arnavutluk Dağlarında, Kafkaslar&#8217;da, Çanakkale&#8217;de, Sakarya&#8217;da savaşıyorduk paşam...&lt;br&gt;<br />
Atatürk bu anısını naklederken:<br />
-Hayatımda cevap veremediğim tek insan bu ak sakallı ihtiyar olmuştur, der dururdu.. .]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Atatürk'ün savaş anıları]]></title>
			<link>https://duygusuz.com/showthread.php?tid=28694</link>
			<pubDate>Thu, 19 Apr 2007 13:12:42 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://duygusuz.com/member.php?action=profile&uid=764">Pessimist</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://duygusuz.com/showthread.php?tid=28694</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: red;" class="mycode_color">YENİLSEYDİK SORUMLU BEN OLACAKTIM</span><br />
<br />
Bir aralık konu İstiklÃ¢l Savaşı'na geldi. Dikkat ettim, Binbaşılar dahil her komutanın hangi birliğe komuta ettiğini, nerede bulunduğunu, -bir gün önce olmuş gibi- hatırlıyordu. O savaş ki araç, gereç, personel kıtlığı bugün güç tasavvur edilirdi. Tümenlere binbaşılar, Kolordulara yarbaylar komuta ediyordu! Fakat, bu kadro canını dişine takmış bir ekipti. Var olmak ya da olmamak bu savaşın sonucuna bağlıydı. 30 Ağustos bu ruh haletinin eseriydi. Böyle bir dramı, hem yazarı, hem baş aktörünün ağzından dinlemek müstesna bir mutluluktu. O anılar Ata'yı coşturdukça coşturuyordu. Anlatmalarında abartma yoktu. Ama bu anlatış öylesine canlı, öylesine plastikti ki, hepimiz heyecandan heyecana sürükleniyorduk. Anlatışlarını şöyle bağladı: <br />
- İşte büyük zafer böyle ortak bir eserdir. Şerefler de ortaktır. <br />
<br />
Bu alçakgönüllülük şaheseriyle konunun kapanacağını tahmin ediyorduk. Bu arada Atatürk bir duraklama yaptı. Sonra içine dönük, adeta kendisiyle konuşur gibi ilave etti: <br />
- Ama yenilseydik sorumluluk ortak olmayacak yalnız bana ait olacaktı. <br />
<br />
Bu belagat karşısında gözyaşımı tutamadım. Tarihin, zaferleri kendine maleden, yenilgileri ise maiyetine yükleyen sahte kahramanlarını hatırladım <br />
<br />
<br />
<br />
</span><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: red;" class="mycode_color">YANINA ALDIÄžI İLK ER </span><br />
<br />
O, Samsun'a çıktığı zaman, üstü başı yırtık, postalları patlamış, silahsız bir er gördü. Yüzünün rengi bakıra dönmüş, yağlan eriyip kemik ve sinir kalmış bu Türk askeri ağlıyordu. O'na sordu: <br />
- Asker ağlamaz arkadaş, sen ne ağlıyorsun? <br />
Er irkildi, başını kaldırdı. Bu sesi tanıyordu ve bu yüz ona yabancı değildi. Hemen doğruldu ve Anafartalar'daki Komutanını çelik yay gibi selamladı. <br />
- Söyle niçin ağlıyorsun? <br />
İç Anadolu'nun yanık yürekli çocuğu içini çekti: <br />
- Düşman memleketi bastı, hükümet beni terhis etti. Silahımızı elimizden aldı. Toprağıma giren düşmanı ne ile öldüreceğim? Kemal Atatürk, er'in omzuna elini koydu: <br />
- Üzülme çocuğum, dedi. Gel benimle! <br />
Ve Samsun deposunda giydirilip silahlandırarak yanına aldığı ilk er bu Mehmetçik oldu. <br />
<br />
<br />
<br />
<br />
</span><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: red;" class="mycode_color">İZMİR SUİKASTI </span><br />
<br />
İzmir'de hazırlanan o alçakça suikastın sonuçsuz kalmasından sonra bir gün bize şu olayı anlatmıştı: <br />
- "Ziya Hurşit'in beni öldürmeye memur ettiği iki zavallı vardı. Sorguları yapıldıktan sonra bunların birisini yanıma çağırdım. Odada kimse yoktu. Kendisine sordum: <br />
- Sen Mustafa Kemal'i öldürecekmişsin, öyle mi? <br />
- Evet, dedi. Ben yine sordum: <br />
- Mustafa Kemal ne yapmıştı ki onu öldürecektin? <br />
- Fena bir adammış o. Memlekete çok fenalık yapmış. Sonra bize onu öldürmek için para da vereceklerdi. <br />
- Sen Mustafa Kemal'i tanıyor musun? <br />
- Hayır. <br />
- O halde tanımadığın bir adamı nasıl öldürecektin? <br />
- Geçerken işaret edecekler, Mustafa Kemal işte budur, diyeceklerdi. Biz de öldürecektik. <br />
O zaman cebimdeki tabancayı çıkararak kendisine uzattım: <br />
- Mustafa Kemal benim, haydi al eline tabancayı, öldür, dedim. <br />
<br />
Herif benden bu karşılığı alınca yıldırımla vurulmuş gibi oldu. Bir süre şaşkın şaşkın yüzüme baktıktan sonra diz üstü kapanarak hüngür hüngür ağlamaya başladı <br />
<br />
<br />
<br />
</span><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: red;" class="mycode_color">MUTSUZ LİDER </span><br />
<br />
Bir akşam sofrasının hararetli bir döneminde Mustafa Kemal, kişisel özgürlüğünün birçok bölümlerinden yoksun bırakılması acısını hüzün dolu sözlerle şöyle anlattı: <br />
<br />
- "Şimdi siz buradan ayrılır, istediğiniz yerde gezer dolaşırsınız. Benim gözümde bunun ne büyük mutluluk olduğunu bilemezsiniz. Halime bakın, sahip olduğunuz bu özgürlükten yoksunum, cumhurbaşkanıyım ama köşeye atılmış ve özgürlüğü sınırlı bir insanım. Bütün eğlencem, akşamları soframa topladığım arkadaşlara ayrılmıştır. Haydi şimdi buradan ayrılıp bol bol dolaşın, istediğiniz yerlere girip çıkın, arzu ettiğiniz gibi eğlenin. Ben de bunun hayaliyle avunurum." dedi. <br />
<br />
O akşam hepimiz masadan erken ayrıldık <br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
</span><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: red;" class="mycode_color">ASKERLE GÜREŞ </span><br />
<br />
Bir gezisinde, Kolordu binasının kapısında aslan yapılı bir Mehmetçik gördü. Çağırdı ve güler yüzle sordu: <br />
- Sen güreş bilir misin? <br />
<br />
Yanındakilerden en kuvvetli görünenlerle Mehmetçiği güreştirdi. Genç asker her zaman üstün geliyordu. Çok neşelendi, ayağa fırladı. <br />
<br />
Ceketini çıkarıp Mehmet'e ense tuttu: <br />
- Haydi, bir de benimle güreş! <br />
<br />
Katıksız ve temiz Anadolu çocuğu Ata'sının yüzüne hayranlıkla baktı: <br />
- "Atam," dedi. "Senin sırtını yedi düvel yere getiremedi. Bir Mehmet mi bu işi başarır?" <br />
<br />
Gözleri doldu ve ağlamamak için gülmeye çalıştı. <br />
<br />
<br />
<br />
<br />
</span><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: red;" class="mycode_color">YANINA ALDIÄžI İLK ER </span><br />
<br />
Atatürk, Mudanya yolu ile Bursa'ya gidiyordu. Kalabalık bir halk kütlesi iskelede etrafını çevirmiş bulunmakta idi. Bir kadının, elinde bir kÃ¢ğıtla Atatürk'e yaklaştığı görüldü. Zayıf bir kadındı. Ata'nın yolunu keserek titrek bir sesle: <br />
- Beni tanıdın mı oğul? dedi... Ben sizin Selanik'te komşunuzdum. Bir oğlum var: Devlet Demir Yolları'na girmek istiyor. Siz onu alsınlar dediniz. Fakat Müdür dinlemedi. Oğlumu yine işe almamış... Ne olur bir kere de siz söyleyiniz. <br />
Atatürk'ün çelik bakışlı gözleri samimiyetle parladı. Elleriyle geniş jestler yaparak ve yüksek sesle: <br />
- Oğlunu almadılar mı? dedi. Ben salık verdiğim halde mi almadılar? Ne kadar iyi olmuş... Çok iyi yapmışlar... İşte Cumhuriyet böyle anlaşılacak... <br />
Kadın kalabalığın içinde kaybolmuştu. Ve Atatürk adeta kendinden geçercesine dolu bir sesle: <br />
- İşte Cumhuriyetten beklediğimiz sonuç... diyordu. <br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
</span><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: red;" class="mycode_color">GENELGEYLE DEVRİM OLMAZ </span><br />
<br />
1924 yılının ilkbaharıydı. Erzurum ve Pasinler'de depremde birçok köyün evleri yıkılmıştı. Zarar gören halkla görüşmek için Pasinler'e gelen Atatürk, halkın içinden ihtiyar bir köylüyü çağırdı: <br />
- Depremden çok zarar gördün mü, baba? diye sordu. Atatürk ihtiyarın şüphesini görünce, tekrar sordu: <br />
- Hükümet sana kaç lira verse, zararını karşılayabilirsin? İhtiyar, Kürt şivesiyle: <br />
- Valle Padişah bilir! dedi <br />
Atatürk gülümsedi. Yumuşak bir sesle: <br />
- Baba, Padişah yok; onları siz kaldırmadınız mı? Söyle bakalım zararın ne? <br />
İhtiyar tekrar etti: <br />
- Padişah bilir!... <br />
<br />
Bu cevap karşısında kaşları çatılan Atatürk, Kaymakam'a döndü: <br />
- Siz daha devrimi yaymamışsınız! dedi <br />
Bu sırada görevini başarmış insanlara özgü bir ağırbaşlılıkla ortaya atılan tahrirat katibi: <br />
- Köylere genelge yolladık Paşam, dedi. Atatürk'ün fırtınalı yüzü, daha çok karıştı: <br />
- Oğlum, dedi, genelgeyle devrim olamaz!..."</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: red;" class="mycode_color">YENİLSEYDİK SORUMLU BEN OLACAKTIM</span><br />
<br />
Bir aralık konu İstiklÃ¢l Savaşı'na geldi. Dikkat ettim, Binbaşılar dahil her komutanın hangi birliğe komuta ettiğini, nerede bulunduğunu, -bir gün önce olmuş gibi- hatırlıyordu. O savaş ki araç, gereç, personel kıtlığı bugün güç tasavvur edilirdi. Tümenlere binbaşılar, Kolordulara yarbaylar komuta ediyordu! Fakat, bu kadro canını dişine takmış bir ekipti. Var olmak ya da olmamak bu savaşın sonucuna bağlıydı. 30 Ağustos bu ruh haletinin eseriydi. Böyle bir dramı, hem yazarı, hem baş aktörünün ağzından dinlemek müstesna bir mutluluktu. O anılar Ata'yı coşturdukça coşturuyordu. Anlatmalarında abartma yoktu. Ama bu anlatış öylesine canlı, öylesine plastikti ki, hepimiz heyecandan heyecana sürükleniyorduk. Anlatışlarını şöyle bağladı: <br />
- İşte büyük zafer böyle ortak bir eserdir. Şerefler de ortaktır. <br />
<br />
Bu alçakgönüllülük şaheseriyle konunun kapanacağını tahmin ediyorduk. Bu arada Atatürk bir duraklama yaptı. Sonra içine dönük, adeta kendisiyle konuşur gibi ilave etti: <br />
- Ama yenilseydik sorumluluk ortak olmayacak yalnız bana ait olacaktı. <br />
<br />
Bu belagat karşısında gözyaşımı tutamadım. Tarihin, zaferleri kendine maleden, yenilgileri ise maiyetine yükleyen sahte kahramanlarını hatırladım <br />
<br />
<br />
<br />
</span><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: red;" class="mycode_color">YANINA ALDIÄžI İLK ER </span><br />
<br />
O, Samsun'a çıktığı zaman, üstü başı yırtık, postalları patlamış, silahsız bir er gördü. Yüzünün rengi bakıra dönmüş, yağlan eriyip kemik ve sinir kalmış bu Türk askeri ağlıyordu. O'na sordu: <br />
- Asker ağlamaz arkadaş, sen ne ağlıyorsun? <br />
Er irkildi, başını kaldırdı. Bu sesi tanıyordu ve bu yüz ona yabancı değildi. Hemen doğruldu ve Anafartalar'daki Komutanını çelik yay gibi selamladı. <br />
- Söyle niçin ağlıyorsun? <br />
İç Anadolu'nun yanık yürekli çocuğu içini çekti: <br />
- Düşman memleketi bastı, hükümet beni terhis etti. Silahımızı elimizden aldı. Toprağıma giren düşmanı ne ile öldüreceğim? Kemal Atatürk, er'in omzuna elini koydu: <br />
- Üzülme çocuğum, dedi. Gel benimle! <br />
Ve Samsun deposunda giydirilip silahlandırarak yanına aldığı ilk er bu Mehmetçik oldu. <br />
<br />
<br />
<br />
<br />
</span><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: red;" class="mycode_color">İZMİR SUİKASTI </span><br />
<br />
İzmir'de hazırlanan o alçakça suikastın sonuçsuz kalmasından sonra bir gün bize şu olayı anlatmıştı: <br />
- "Ziya Hurşit'in beni öldürmeye memur ettiği iki zavallı vardı. Sorguları yapıldıktan sonra bunların birisini yanıma çağırdım. Odada kimse yoktu. Kendisine sordum: <br />
- Sen Mustafa Kemal'i öldürecekmişsin, öyle mi? <br />
- Evet, dedi. Ben yine sordum: <br />
- Mustafa Kemal ne yapmıştı ki onu öldürecektin? <br />
- Fena bir adammış o. Memlekete çok fenalık yapmış. Sonra bize onu öldürmek için para da vereceklerdi. <br />
- Sen Mustafa Kemal'i tanıyor musun? <br />
- Hayır. <br />
- O halde tanımadığın bir adamı nasıl öldürecektin? <br />
- Geçerken işaret edecekler, Mustafa Kemal işte budur, diyeceklerdi. Biz de öldürecektik. <br />
O zaman cebimdeki tabancayı çıkararak kendisine uzattım: <br />
- Mustafa Kemal benim, haydi al eline tabancayı, öldür, dedim. <br />
<br />
Herif benden bu karşılığı alınca yıldırımla vurulmuş gibi oldu. Bir süre şaşkın şaşkın yüzüme baktıktan sonra diz üstü kapanarak hüngür hüngür ağlamaya başladı <br />
<br />
<br />
<br />
</span><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: red;" class="mycode_color">MUTSUZ LİDER </span><br />
<br />
Bir akşam sofrasının hararetli bir döneminde Mustafa Kemal, kişisel özgürlüğünün birçok bölümlerinden yoksun bırakılması acısını hüzün dolu sözlerle şöyle anlattı: <br />
<br />
- "Şimdi siz buradan ayrılır, istediğiniz yerde gezer dolaşırsınız. Benim gözümde bunun ne büyük mutluluk olduğunu bilemezsiniz. Halime bakın, sahip olduğunuz bu özgürlükten yoksunum, cumhurbaşkanıyım ama köşeye atılmış ve özgürlüğü sınırlı bir insanım. Bütün eğlencem, akşamları soframa topladığım arkadaşlara ayrılmıştır. Haydi şimdi buradan ayrılıp bol bol dolaşın, istediğiniz yerlere girip çıkın, arzu ettiğiniz gibi eğlenin. Ben de bunun hayaliyle avunurum." dedi. <br />
<br />
O akşam hepimiz masadan erken ayrıldık <br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
</span><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: red;" class="mycode_color">ASKERLE GÜREŞ </span><br />
<br />
Bir gezisinde, Kolordu binasının kapısında aslan yapılı bir Mehmetçik gördü. Çağırdı ve güler yüzle sordu: <br />
- Sen güreş bilir misin? <br />
<br />
Yanındakilerden en kuvvetli görünenlerle Mehmetçiği güreştirdi. Genç asker her zaman üstün geliyordu. Çok neşelendi, ayağa fırladı. <br />
<br />
Ceketini çıkarıp Mehmet'e ense tuttu: <br />
- Haydi, bir de benimle güreş! <br />
<br />
Katıksız ve temiz Anadolu çocuğu Ata'sının yüzüne hayranlıkla baktı: <br />
- "Atam," dedi. "Senin sırtını yedi düvel yere getiremedi. Bir Mehmet mi bu işi başarır?" <br />
<br />
Gözleri doldu ve ağlamamak için gülmeye çalıştı. <br />
<br />
<br />
<br />
<br />
</span><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: red;" class="mycode_color">YANINA ALDIÄžI İLK ER </span><br />
<br />
Atatürk, Mudanya yolu ile Bursa'ya gidiyordu. Kalabalık bir halk kütlesi iskelede etrafını çevirmiş bulunmakta idi. Bir kadının, elinde bir kÃ¢ğıtla Atatürk'e yaklaştığı görüldü. Zayıf bir kadındı. Ata'nın yolunu keserek titrek bir sesle: <br />
- Beni tanıdın mı oğul? dedi... Ben sizin Selanik'te komşunuzdum. Bir oğlum var: Devlet Demir Yolları'na girmek istiyor. Siz onu alsınlar dediniz. Fakat Müdür dinlemedi. Oğlumu yine işe almamış... Ne olur bir kere de siz söyleyiniz. <br />
Atatürk'ün çelik bakışlı gözleri samimiyetle parladı. Elleriyle geniş jestler yaparak ve yüksek sesle: <br />
- Oğlunu almadılar mı? dedi. Ben salık verdiğim halde mi almadılar? Ne kadar iyi olmuş... Çok iyi yapmışlar... İşte Cumhuriyet böyle anlaşılacak... <br />
Kadın kalabalığın içinde kaybolmuştu. Ve Atatürk adeta kendinden geçercesine dolu bir sesle: <br />
- İşte Cumhuriyetten beklediğimiz sonuç... diyordu. <br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
</span><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: red;" class="mycode_color">GENELGEYLE DEVRİM OLMAZ </span><br />
<br />
1924 yılının ilkbaharıydı. Erzurum ve Pasinler'de depremde birçok köyün evleri yıkılmıştı. Zarar gören halkla görüşmek için Pasinler'e gelen Atatürk, halkın içinden ihtiyar bir köylüyü çağırdı: <br />
- Depremden çok zarar gördün mü, baba? diye sordu. Atatürk ihtiyarın şüphesini görünce, tekrar sordu: <br />
- Hükümet sana kaç lira verse, zararını karşılayabilirsin? İhtiyar, Kürt şivesiyle: <br />
- Valle Padişah bilir! dedi <br />
Atatürk gülümsedi. Yumuşak bir sesle: <br />
- Baba, Padişah yok; onları siz kaldırmadınız mı? Söyle bakalım zararın ne? <br />
İhtiyar tekrar etti: <br />
- Padişah bilir!... <br />
<br />
Bu cevap karşısında kaşları çatılan Atatürk, Kaymakam'a döndü: <br />
- Siz daha devrimi yaymamışsınız! dedi <br />
Bu sırada görevini başarmış insanlara özgü bir ağırbaşlılıkla ortaya atılan tahrirat katibi: <br />
- Köylere genelge yolladık Paşam, dedi. Atatürk'ün fırtınalı yüzü, daha çok karıştı: <br />
- Oğlum, dedi, genelgeyle devrim olamaz!..."</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Atatürk'ün Dindarliği]]></title>
			<link>https://duygusuz.com/showthread.php?tid=26134</link>
			<pubDate>Sat, 31 Mar 2007 15:25:36 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://duygusuz.com/member.php?action=profile&uid=764">Pessimist</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://duygusuz.com/showthread.php?tid=26134</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-size: 4pt;" class="mycode_size"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">            ATATÜRK'ÜN DİNDARLIÄžI</span></span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Atatürk'ün dindarlığı öteden beri tartışma konusudur ve hala da sürüp gitmektedir.<br />
<br />
Atatürk'ün büyük bir isabetle tekkeleri, medreseleri kapattırması, gericilere aman vermemesi bu söylentilerin çıkmasına sebeb olmaktadır.<br />
<br />
Halbuki Atatürk dinine son derece bağlı bir insandı. İşte bunun tipik bir misalini Sabiha Gökçen şöyle naklediyor:<br />
<br />
- 10-11 yaşında idim. Bursa'daki evimiz Atatürk'ün Köşkü&#65533;ne çok yakındı. Bir gün Atatürk Bursa'yı şereflendirmiş, köşkün bahçesinde dolaşıyordu, bende onu yakından görmek arzusu ile kıvranıyordum. Yine bir gün bahçede dolaştığı sırada yerimden fırladım, ona doğru koştum. Beni yolumdan çevirenlere ağlamakla karşı koymaya çalışıyordum, birden bir ses işittim: "Bırakın onu diyordu, bırakın gelsin." koşarak Ata'nın yanına gittim, ellerine sarıldım. Atatürk sordu:<br />
<br />
- Çocuk, sen okula gidiyor musun?<br />
<br />
- Harpler sebebiyle okulumu yarıda bırakmıştım ve bir yatılı okula alınmamı istedim.<br />
<br />
- Ben seni yanıma alayım gelir misin? diye Atatürk sordu.<br />
<br />
- Abime sorayım dedim. Kabul ettiler, derhal çağırtarak onunla konuştu, anlaştılar. Böylece Ankara'ya, Çankaya'ya geldim.<br />
<br />
Uzun zaman ayrı kaldığım okuluma yeniden başlamanın sevinci içinde memnundum. Çankaya köşkü bahçeleri içindeki eski bir seyis evi düzeltilerek okul haline getirilmiştir. Köşkte çalışanların, yaverlerin ve diğer hizmetlilerin çocukları ile birlikte bende bu okula gitmeye başladım. Bir sabah, Ata'nın elini öpmek üzere yanına girdim. İşleri ile meşguldü. Bir süre ayakta bekledim birden, derin bir iç geçirdi ve Allah! dedi (O, bunu sık sık tekrarlardı.)<br />
<br />
Atatürk hakkında evvelce çok şeyler duymuştum, bu tesirle olacak bir hayli şaşırdım .onun ağzından Allah kelimesini duymak beni şaşırtmış ve heyecanlandırmıştı.<br />
<br />
Ata'nın yüzüne şaşkın bir şekilde bakmış olacağım ki:<br />
<br />
- Sen dindar mısın? diye sordu.<br />
<br />
- Ben de ailemden aldığım din terbiyesi ile;<br />
<br />
- Evet dindarım, dedim ve bu cevabımı nasıl karşılayacağını anlamak için ürkek ürkek yüzüne baktım. Cevabım hoşuna gitmişti.<br />
<br />
- Çok iyi... Allah, büyük bir kuvvettir. Ona daima inanmak lazımdır, dedi ve bu konuda uzun uzun izahat verdi. Ben de o zaman anladım ki; Atatürk'ün dinsizliği hakkında söylenenlerin aslı yoktur ve Ata, bütün söylenenlerin hilafına dindar bir insandı.</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-size: 4pt;" class="mycode_size"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">            ATATÜRK'ÜN DİNDARLIÄžI</span></span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Atatürk'ün dindarlığı öteden beri tartışma konusudur ve hala da sürüp gitmektedir.<br />
<br />
Atatürk'ün büyük bir isabetle tekkeleri, medreseleri kapattırması, gericilere aman vermemesi bu söylentilerin çıkmasına sebeb olmaktadır.<br />
<br />
Halbuki Atatürk dinine son derece bağlı bir insandı. İşte bunun tipik bir misalini Sabiha Gökçen şöyle naklediyor:<br />
<br />
- 10-11 yaşında idim. Bursa'daki evimiz Atatürk'ün Köşkü&#65533;ne çok yakındı. Bir gün Atatürk Bursa'yı şereflendirmiş, köşkün bahçesinde dolaşıyordu, bende onu yakından görmek arzusu ile kıvranıyordum. Yine bir gün bahçede dolaştığı sırada yerimden fırladım, ona doğru koştum. Beni yolumdan çevirenlere ağlamakla karşı koymaya çalışıyordum, birden bir ses işittim: "Bırakın onu diyordu, bırakın gelsin." koşarak Ata'nın yanına gittim, ellerine sarıldım. Atatürk sordu:<br />
<br />
- Çocuk, sen okula gidiyor musun?<br />
<br />
- Harpler sebebiyle okulumu yarıda bırakmıştım ve bir yatılı okula alınmamı istedim.<br />
<br />
- Ben seni yanıma alayım gelir misin? diye Atatürk sordu.<br />
<br />
- Abime sorayım dedim. Kabul ettiler, derhal çağırtarak onunla konuştu, anlaştılar. Böylece Ankara'ya, Çankaya'ya geldim.<br />
<br />
Uzun zaman ayrı kaldığım okuluma yeniden başlamanın sevinci içinde memnundum. Çankaya köşkü bahçeleri içindeki eski bir seyis evi düzeltilerek okul haline getirilmiştir. Köşkte çalışanların, yaverlerin ve diğer hizmetlilerin çocukları ile birlikte bende bu okula gitmeye başladım. Bir sabah, Ata'nın elini öpmek üzere yanına girdim. İşleri ile meşguldü. Bir süre ayakta bekledim birden, derin bir iç geçirdi ve Allah! dedi (O, bunu sık sık tekrarlardı.)<br />
<br />
Atatürk hakkında evvelce çok şeyler duymuştum, bu tesirle olacak bir hayli şaşırdım .onun ağzından Allah kelimesini duymak beni şaşırtmış ve heyecanlandırmıştı.<br />
<br />
Ata'nın yüzüne şaşkın bir şekilde bakmış olacağım ki:<br />
<br />
- Sen dindar mısın? diye sordu.<br />
<br />
- Ben de ailemden aldığım din terbiyesi ile;<br />
<br />
- Evet dindarım, dedim ve bu cevabımı nasıl karşılayacağını anlamak için ürkek ürkek yüzüne baktım. Cevabım hoşuna gitmişti.<br />
<br />
- Çok iyi... Allah, büyük bir kuvvettir. Ona daima inanmak lazımdır, dedi ve bu konuda uzun uzun izahat verdi. Ben de o zaman anladım ki; Atatürk'ün dinsizliği hakkında söylenenlerin aslı yoktur ve Ata, bütün söylenenlerin hilafına dindar bir insandı.</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Atatürk'ün Yaşam Kronolojisi]]></title>
			<link>https://duygusuz.com/showthread.php?tid=20846</link>
			<pubDate>Wed, 21 Feb 2007 20:34:58 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://duygusuz.com/member.php?action=profile&uid=1700">roket55</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://duygusuz.com/showthread.php?tid=20846</guid>
			<description><![CDATA[<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><img src="http://www.sakarya.pol.tr/ataturk/ata.jpg" loading="lazy"  alt="ata.jpg" class="mycode_img" /><br />
<br />
<span style="color: maroon;" class="mycode_color">1881</span><br />
Mustafa'nın Selanik'te dünyaya gelmesi. <br />
<br />
<span style="color: maroon;" class="mycode_color">1893</span><br />
Mustafa Selanik'teki Askeri Hazırlık Okuluna başlar ve burada öğretmeni<br />
tarafından kendisine ikinci ismi "Kemal" verilir.<br />
<br />
<span style="color: maroon;" class="mycode_color">1895</span><br />
Mustafa Kemal Manastırdaki Askeri Liseye başlar. <br />
<br />
<span style="color: maroon;" class="mycode_color">1899</span> <br />
Mustafa Kemal İstanbul'da Harbiye'nin hazırlık sınıfına başlar. <br />
<br />
<span style="color: maroon;" class="mycode_color">1902</span><br />
Mustafa Kemal Harbiye'den mezun olur ve buradan sonra Harp <br />
Akademisine devam eder.<br />
<br />
<span style="color: maroon;" class="mycode_color">11 Ocak 1905</span> <br />
Mustafa Kemal Harp Akademisinden Kurmay Yüzbaşı olarak mezun <br />
olur ve Şam'da bulunan Beşinci Orduda görev almak üzere Şam'a <br />
gönderilir. <br />
<br />
<span style="color: maroon;" class="mycode_color">Ekim 1906</span><br />
Mustafa Kemal ve arkadaşları Şam'da "Vatan ve Hürriyet" adıyla gizli bir<br />
dernek kurarlar.<br />
<br />
<span style="color: maroon;" class="mycode_color">Eylül 1907</span><br />
Mustafa Kemal Üçüncü Orduya tayin edilir ve Selanik'e gönderilir. <br />
<br />
<span style="color: maroon;" class="mycode_color">13 Eylül 1911</span><br />
Mustafa Kemal İstanbul'daki Genel Kurmaya tayin edilir. <br />
<br />
<span style="color: maroon;" class="mycode_color">9 Ocak 1912</span><br />
Mustafa Kemal Libya'daki Tobruk taarruzunu başarılı bir şekilde yönetir. <br />
<br />
<span style="color: maroon;" class="mycode_color">25 Kasım 1912</span><br />
Mustafa Kemal Hareket Başkanı olarak Akdeniz Boğazları Özel<br />
Kuvvetlerine atanır.<br />
<br />
<span style="color: maroon;" class="mycode_color">27 Ekim 1913</span><br />
Mustafa Kemal Sofya'ya Askeri Ataşe olarak atanır. <br />
<br />
<span style="color: maroon;" class="mycode_color">25 Nisan 1915</span><br />
İttifak Devletleri Arıburnuna çıkarma yaparlar ve Mustafa Kemal <br />
Tümeni ile ilerlemelerini durdurur.<br />
<br />
<span style="color: maroon;" class="mycode_color">9 Ağustos 1915</span><br />
Mustafa Kemal Anafartalar Grup Kumandanlığına getirilir. <br />
<br />
<span style="color: maroon;" class="mycode_color">1 Nisan 1916</span><br />
Mustafa Kemal Tuğgeneralliğe terfi eder. <br />
<br />
<span style="color: maroon;" class="mycode_color">6-7 Ağustos 1916</span><br />
Mustafa Kemal Bitlis ve Muş'u düşmandan geri alır. <br />
<br />
<span style="color: maroon;" class="mycode_color">31 Ekim 1918</span><br />
Mustafa Kemal Yıldırım Orduları Grup Kumandanı olur. <br />
<br />
<span style="color: maroon;" class="mycode_color">30 Nisan 1919</span><br />
Mustafa Kemal Erzurum'da bulunan Dokuzuncu Orduya geniş yetkilerle<br />
Müfettiş olarak atanır.<br />
<br />
<span style="color: maroon;" class="mycode_color">16 Mayıs 1919</span><br />
Mustafa Kemal İstanbul'u terkeder. <br />
<br />
<span style="color: maroon;" class="mycode_color">19 Mayıs 1919</span><br />
Mustafa Kemal Samsun'a ayak basar. <br />
<br />
<span style="color: maroon;" class="mycode_color">8 Temmuz 1919</span><br />
Mustafa Kemal gerek Üçüncü Ordu Müfettişliği görevinden gerekse <br />
ordudan istifa eder. <br />
<br />
<span style="color: maroon;" class="mycode_color">23 Temmuz 1919</span><br />
Mustafa Kemal Erzurum Kongresi Başkanlığına getirilir.<br />
<br />
<span style="color: maroon;" class="mycode_color">4 Eylül 1919</span><br />
Mustafa Kemal Sivas Kongresi Başkanlığına getirilir. <br />
<br />
<span style="color: maroon;" class="mycode_color">27 Aralık 1919</span><br />
Mustafa Kemal İcra Heyeti ile Ankara'ya gelir. <br />
<br />
<span style="color: maroon;" class="mycode_color">23 Nisan 1920</span><br />
Mustafa Kemal Ankara'da Türkiye Büyük Millet Meclisini açar. <br />
<br />
<span style="color: maroon;" class="mycode_color">11 Mayıs 1920</span><br />
Mustafa Kemal İstanbul hükümeti tarafından ölüme mahkum edilir. <br />
<br />
<span style="color: maroon;" class="mycode_color">5 Ağustos 1921</span><br />
Mustafa Kemal Büyük Millet Meclisi tarafından Başkumandan <br />
olarak atanır. <br />
<br />
<span style="color: maroon;" class="mycode_color">23 Ağustos 1921</span><br />
Türk birliklerinin Mustafa Kemal tarafından yönetildiği Sakarya <br />
savaşı başlar. <br />
<br />
<span style="color: maroon;" class="mycode_color">19 Eylül 1921</span><br />
Büyük Millet Meclisi, Mustafa Kemal'e Mareşal rütbesi ile Gazi<br />
unvanını verir. <br />
<br />
<span style="color: maroon;" class="mycode_color">26 Ağustos 1922</span><br />
Gazi Mustafa Kemal Büyük Taarruzu Kocatepe'den yönetmeye <br />
başlar. <br />
<br />
<span style="color: maroon;" class="mycode_color">30 Ağustos 1922</span><br />
Gazi Mustafa Kemal Paşa Dumlupınar savaşını kazanır. <br />
<br />
<span style="color: maroon;" class="mycode_color">10 Eylül 1922</span><br />
Gazi Mustafa Kemal İzmir'e girer. <br />
<br />
<span style="color: maroon;" class="mycode_color">1 Kasım 1922</span><br />
Büyük Millet Meclisi, Gazi Mustafa Kemal'in Hilafetin kaldırılması<br />
Yönündeki önerisini kabul eder. <br />
<br />
<span style="color: maroon;" class="mycode_color">14 Ocak 1923</span><br />
Mustafa Kemal'in annesi Zübeyde Hanım İzmir'de vefat eder. <br />
<br />
<span style="color: maroon;" class="mycode_color">29 Ekim 1923</span><br />
Türkiye Cumhuriyetinin ilan edilmesi ve Gazi Mustafa Kemal'in <br />
ilk Cumhurbaşkanı seçilmesi. <br />
<br />
<span style="color: maroon;" class="mycode_color">24 Ağustos 1924</span><br />
Gazi Mustafa Kemal İstanbul Sarayburnu'nda ilk kez şapka giyer. <br />
<br />
<span style="color: maroon;" class="mycode_color">9 Ağustos 1928</span><br />
Gazi Mustafa Kemal Sarayburnu'nda yeni Türk Alfabesi ile<br />
ilgili konuşma yapar. <br />
<br />
<span style="color: maroon;" class="mycode_color">12 Nisan 1931</span> <br />
Gazi Mustafa Kemal Türk Tarih Kurumunu kurar. <br />
<br />
<span style="color: maroon;" class="mycode_color">12 Temmuz 1932</span><br />
Gazi Mustafa Kemal Türk Dil Kurumunu kurar. <br />
<br />
<span style="color: maroon;" class="mycode_color">16 Haziran 1934</span><br />
Büyük Millet Meclisi bir yasa geçirerek Gazi Mustafa Kemal'e<br />
"Atatürk" soyadını verme kararı alır.<br />
<br />
<span style="color: maroon;" class="mycode_color">10 Kasım 1938</span><br />
Atatürk vefat eder.</div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><img src="http://www.sakarya.pol.tr/ataturk/ata.jpg" loading="lazy"  alt="ata.jpg" class="mycode_img" /><br />
<br />
<span style="color: maroon;" class="mycode_color">1881</span><br />
Mustafa'nın Selanik'te dünyaya gelmesi. <br />
<br />
<span style="color: maroon;" class="mycode_color">1893</span><br />
Mustafa Selanik'teki Askeri Hazırlık Okuluna başlar ve burada öğretmeni<br />
tarafından kendisine ikinci ismi "Kemal" verilir.<br />
<br />
<span style="color: maroon;" class="mycode_color">1895</span><br />
Mustafa Kemal Manastırdaki Askeri Liseye başlar. <br />
<br />
<span style="color: maroon;" class="mycode_color">1899</span> <br />
Mustafa Kemal İstanbul'da Harbiye'nin hazırlık sınıfına başlar. <br />
<br />
<span style="color: maroon;" class="mycode_color">1902</span><br />
Mustafa Kemal Harbiye'den mezun olur ve buradan sonra Harp <br />
Akademisine devam eder.<br />
<br />
<span style="color: maroon;" class="mycode_color">11 Ocak 1905</span> <br />
Mustafa Kemal Harp Akademisinden Kurmay Yüzbaşı olarak mezun <br />
olur ve Şam'da bulunan Beşinci Orduda görev almak üzere Şam'a <br />
gönderilir. <br />
<br />
<span style="color: maroon;" class="mycode_color">Ekim 1906</span><br />
Mustafa Kemal ve arkadaşları Şam'da "Vatan ve Hürriyet" adıyla gizli bir<br />
dernek kurarlar.<br />
<br />
<span style="color: maroon;" class="mycode_color">Eylül 1907</span><br />
Mustafa Kemal Üçüncü Orduya tayin edilir ve Selanik'e gönderilir. <br />
<br />
<span style="color: maroon;" class="mycode_color">13 Eylül 1911</span><br />
Mustafa Kemal İstanbul'daki Genel Kurmaya tayin edilir. <br />
<br />
<span style="color: maroon;" class="mycode_color">9 Ocak 1912</span><br />
Mustafa Kemal Libya'daki Tobruk taarruzunu başarılı bir şekilde yönetir. <br />
<br />
<span style="color: maroon;" class="mycode_color">25 Kasım 1912</span><br />
Mustafa Kemal Hareket Başkanı olarak Akdeniz Boğazları Özel<br />
Kuvvetlerine atanır.<br />
<br />
<span style="color: maroon;" class="mycode_color">27 Ekim 1913</span><br />
Mustafa Kemal Sofya'ya Askeri Ataşe olarak atanır. <br />
<br />
<span style="color: maroon;" class="mycode_color">25 Nisan 1915</span><br />
İttifak Devletleri Arıburnuna çıkarma yaparlar ve Mustafa Kemal <br />
Tümeni ile ilerlemelerini durdurur.<br />
<br />
<span style="color: maroon;" class="mycode_color">9 Ağustos 1915</span><br />
Mustafa Kemal Anafartalar Grup Kumandanlığına getirilir. <br />
<br />
<span style="color: maroon;" class="mycode_color">1 Nisan 1916</span><br />
Mustafa Kemal Tuğgeneralliğe terfi eder. <br />
<br />
<span style="color: maroon;" class="mycode_color">6-7 Ağustos 1916</span><br />
Mustafa Kemal Bitlis ve Muş'u düşmandan geri alır. <br />
<br />
<span style="color: maroon;" class="mycode_color">31 Ekim 1918</span><br />
Mustafa Kemal Yıldırım Orduları Grup Kumandanı olur. <br />
<br />
<span style="color: maroon;" class="mycode_color">30 Nisan 1919</span><br />
Mustafa Kemal Erzurum'da bulunan Dokuzuncu Orduya geniş yetkilerle<br />
Müfettiş olarak atanır.<br />
<br />
<span style="color: maroon;" class="mycode_color">16 Mayıs 1919</span><br />
Mustafa Kemal İstanbul'u terkeder. <br />
<br />
<span style="color: maroon;" class="mycode_color">19 Mayıs 1919</span><br />
Mustafa Kemal Samsun'a ayak basar. <br />
<br />
<span style="color: maroon;" class="mycode_color">8 Temmuz 1919</span><br />
Mustafa Kemal gerek Üçüncü Ordu Müfettişliği görevinden gerekse <br />
ordudan istifa eder. <br />
<br />
<span style="color: maroon;" class="mycode_color">23 Temmuz 1919</span><br />
Mustafa Kemal Erzurum Kongresi Başkanlığına getirilir.<br />
<br />
<span style="color: maroon;" class="mycode_color">4 Eylül 1919</span><br />
Mustafa Kemal Sivas Kongresi Başkanlığına getirilir. <br />
<br />
<span style="color: maroon;" class="mycode_color">27 Aralık 1919</span><br />
Mustafa Kemal İcra Heyeti ile Ankara'ya gelir. <br />
<br />
<span style="color: maroon;" class="mycode_color">23 Nisan 1920</span><br />
Mustafa Kemal Ankara'da Türkiye Büyük Millet Meclisini açar. <br />
<br />
<span style="color: maroon;" class="mycode_color">11 Mayıs 1920</span><br />
Mustafa Kemal İstanbul hükümeti tarafından ölüme mahkum edilir. <br />
<br />
<span style="color: maroon;" class="mycode_color">5 Ağustos 1921</span><br />
Mustafa Kemal Büyük Millet Meclisi tarafından Başkumandan <br />
olarak atanır. <br />
<br />
<span style="color: maroon;" class="mycode_color">23 Ağustos 1921</span><br />
Türk birliklerinin Mustafa Kemal tarafından yönetildiği Sakarya <br />
savaşı başlar. <br />
<br />
<span style="color: maroon;" class="mycode_color">19 Eylül 1921</span><br />
Büyük Millet Meclisi, Mustafa Kemal'e Mareşal rütbesi ile Gazi<br />
unvanını verir. <br />
<br />
<span style="color: maroon;" class="mycode_color">26 Ağustos 1922</span><br />
Gazi Mustafa Kemal Büyük Taarruzu Kocatepe'den yönetmeye <br />
başlar. <br />
<br />
<span style="color: maroon;" class="mycode_color">30 Ağustos 1922</span><br />
Gazi Mustafa Kemal Paşa Dumlupınar savaşını kazanır. <br />
<br />
<span style="color: maroon;" class="mycode_color">10 Eylül 1922</span><br />
Gazi Mustafa Kemal İzmir'e girer. <br />
<br />
<span style="color: maroon;" class="mycode_color">1 Kasım 1922</span><br />
Büyük Millet Meclisi, Gazi Mustafa Kemal'in Hilafetin kaldırılması<br />
Yönündeki önerisini kabul eder. <br />
<br />
<span style="color: maroon;" class="mycode_color">14 Ocak 1923</span><br />
Mustafa Kemal'in annesi Zübeyde Hanım İzmir'de vefat eder. <br />
<br />
<span style="color: maroon;" class="mycode_color">29 Ekim 1923</span><br />
Türkiye Cumhuriyetinin ilan edilmesi ve Gazi Mustafa Kemal'in <br />
ilk Cumhurbaşkanı seçilmesi. <br />
<br />
<span style="color: maroon;" class="mycode_color">24 Ağustos 1924</span><br />
Gazi Mustafa Kemal İstanbul Sarayburnu'nda ilk kez şapka giyer. <br />
<br />
<span style="color: maroon;" class="mycode_color">9 Ağustos 1928</span><br />
Gazi Mustafa Kemal Sarayburnu'nda yeni Türk Alfabesi ile<br />
ilgili konuşma yapar. <br />
<br />
<span style="color: maroon;" class="mycode_color">12 Nisan 1931</span> <br />
Gazi Mustafa Kemal Türk Tarih Kurumunu kurar. <br />
<br />
<span style="color: maroon;" class="mycode_color">12 Temmuz 1932</span><br />
Gazi Mustafa Kemal Türk Dil Kurumunu kurar. <br />
<br />
<span style="color: maroon;" class="mycode_color">16 Haziran 1934</span><br />
Büyük Millet Meclisi bir yasa geçirerek Gazi Mustafa Kemal'e<br />
"Atatürk" soyadını verme kararı alır.<br />
<br />
<span style="color: maroon;" class="mycode_color">10 Kasım 1938</span><br />
Atatürk vefat eder.</div>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[yıl 1910...]]></title>
			<link>https://duygusuz.com/showthread.php?tid=20140</link>
			<pubDate>Sat, 17 Feb 2007 07:44:44 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://duygusuz.com/member.php?action=profile&uid=3514">takozz</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://duygusuz.com/showthread.php?tid=20140</guid>
			<description><![CDATA[<span style="color: black;" class="mycode_color"><span style="font-family: Verdana;" class="mycode_font">YIL 1910..<br />
FRANSIZLAR YENİ BULUŞLARI OLAN UÇAÄžI TANITMAK İÇİN TÜM ULUSLARDAN<br />
<br />
KATILIMCILARI DAVET EDERLER...<br />
HERKES BÖYLE BİR İCATIN GERÇEKLEŞMİŞ OLMASI NEDENİYLE ŞAŞKIN VE <br />
MERAKLIDIR...<br />
DÖNEMİN OSMANLI HÜKÜMETİNE DE KATILIMCI İÇİN HABER GÖNDERİLMİŞ...<br />
HÜKÜMET İCATLARA OLDUKÇA MERAKLI OLAN ALİ RIZA PAŞA'YI GÖNDERELİM<br />
O MERAKLIDIR DEMİŞLER...VE DERHAL SARAYA ÇAÄžIRMIŞLAR...<br />
KENDİSİNE FRANSIZLARIN BULUŞUNDAN BAHSETMİŞLER VE OSMANLI'YI TEMSİLEN<br />
GİTMESİNİ İSTEMİŞLER...<br />
ALİ RIZA PAŞA BUNU BİZ YAPMALIYDIK DEMİŞ İÇİNDEN HAYIFLANARAK...<br />
YALNIZ DEMİŞLER PAŞA'YA DAVET 2 KİŞİLİK YANINA 1 KİŞİ DAHA AL<br />
<br />
ONU DA SEN BELİRLE DEMİŞLER...<br />
ALİ RIZA PAŞA BİRAZ DÜŞÜNMÜŞ VE BİR DELİKANLI VAR ONU GÖTÜREYİM DEMİŞ...<br />
NEYSE ALİ RIZA PAŞA VE DELİKANLI PARİS'İN YOLUNU TUTMUŞLAR... PARİS'TE <br />
OTEL E YERLEŞMİŞLER...<br />
<br />
VE BULUŞUN GÖSTERİLECEÄžİ GÜN KALABALIK MEYDAN VE PİST HERKES MERAKLA <br />
BEKLİYOR..<br />
<br />
DERKEN PİLOT HAZIRLIKLARINI YAPIYOR...ÜSTÜNE MONT GİYİYOR BİR DE GÖZLÜK <br />
TAKIYOR...<br />
<br />
UÇAK HAVALANIYOR...PARENDELER, TAKLALAR, MANEVRALAR..MÜTHİŞ BİR GÖSTERİ...<br />
<br />
PİSTE İNİYOR... ALKIŞLAR ARASINDA İNİYOR UÇAKTAN...<br />
HERKES KISKANÇ AMA ŞAŞKIN .... BİR YETKİLİ BİR GÖNÜLLÜ İSTİYOR..<br />
PİLOTUN ARKASINDA ONA EŞLİK EDEBİLECEK CESARETİ OLAN..<br />
BİZİM DELİKANLI ATILIYOR.. BEN BEN...<br />
TAMAM, DENİYOR VE DELİKANLIYA GÖZLÜK VE MONT VERİLİYOR...<br />
DELİKANLI MONTU GİYİYOR GÖZLÜÄžÜ TAKIYOR..<br />
KALABALIKTAN SIYRILMAK ÜZERE İKEN ALİ RIZA PAŞA KOLUNDAN TUTUYOR..<br />
BOŞVER SEN BİNME BIRAK BAŞKASI BİNSİN DİYOR...<br />
<br />
NEDEN DİYE SORUYOR DELİKANLI ,BİRŞEY Mİ HİSSETTİNİZ..<br />
<br />
YOK, SEN YİNE DE BİNME EVLAT DİYOR...<br />
<br />
DERKEN BAŞKASI BİNİYOR UÇAÄžA..UÇAK HAVALANIYOR DELİKANLI ÖFKELİ PAŞA YA <br />
....<br />
PARANDELER..MANEVRALAR.. DERKEN UÇAK ALEV TOPUNA DÖNÜYOR VE PİSTE <br />
ÇAKILIYOR..2 ÖLÜ...<br />
DELİKANLI PAŞAYA BAKIYOR HAYRETLER İÇİNDE... PAŞA MAÄžRUR VE MUTLU..<br />
<br />
BİR İNSANI KURTARDIÄžI İÇİN...AMA BİR BAŞKASI ÖLMÜŞTÜ....<br />
AMA KURTARDIÄžI BİR İNSAN DEÄžİLDİ....<br />
BİR ULUSTU...<br />
ÇÜNKÜ DELİKANLI MUSTAFA KEMAL ATATÜRK'TÜ....<br />
<br />
                   [alıntı]</span></span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="color: black;" class="mycode_color"><span style="font-family: Verdana;" class="mycode_font">YIL 1910..<br />
FRANSIZLAR YENİ BULUŞLARI OLAN UÇAÄžI TANITMAK İÇİN TÜM ULUSLARDAN<br />
<br />
KATILIMCILARI DAVET EDERLER...<br />
HERKES BÖYLE BİR İCATIN GERÇEKLEŞMİŞ OLMASI NEDENİYLE ŞAŞKIN VE <br />
MERAKLIDIR...<br />
DÖNEMİN OSMANLI HÜKÜMETİNE DE KATILIMCI İÇİN HABER GÖNDERİLMİŞ...<br />
HÜKÜMET İCATLARA OLDUKÇA MERAKLI OLAN ALİ RIZA PAŞA'YI GÖNDERELİM<br />
O MERAKLIDIR DEMİŞLER...VE DERHAL SARAYA ÇAÄžIRMIŞLAR...<br />
KENDİSİNE FRANSIZLARIN BULUŞUNDAN BAHSETMİŞLER VE OSMANLI'YI TEMSİLEN<br />
GİTMESİNİ İSTEMİŞLER...<br />
ALİ RIZA PAŞA BUNU BİZ YAPMALIYDIK DEMİŞ İÇİNDEN HAYIFLANARAK...<br />
YALNIZ DEMİŞLER PAŞA'YA DAVET 2 KİŞİLİK YANINA 1 KİŞİ DAHA AL<br />
<br />
ONU DA SEN BELİRLE DEMİŞLER...<br />
ALİ RIZA PAŞA BİRAZ DÜŞÜNMÜŞ VE BİR DELİKANLI VAR ONU GÖTÜREYİM DEMİŞ...<br />
NEYSE ALİ RIZA PAŞA VE DELİKANLI PARİS'İN YOLUNU TUTMUŞLAR... PARİS'TE <br />
OTEL E YERLEŞMİŞLER...<br />
<br />
VE BULUŞUN GÖSTERİLECEÄžİ GÜN KALABALIK MEYDAN VE PİST HERKES MERAKLA <br />
BEKLİYOR..<br />
<br />
DERKEN PİLOT HAZIRLIKLARINI YAPIYOR...ÜSTÜNE MONT GİYİYOR BİR DE GÖZLÜK <br />
TAKIYOR...<br />
<br />
UÇAK HAVALANIYOR...PARENDELER, TAKLALAR, MANEVRALAR..MÜTHİŞ BİR GÖSTERİ...<br />
<br />
PİSTE İNİYOR... ALKIŞLAR ARASINDA İNİYOR UÇAKTAN...<br />
HERKES KISKANÇ AMA ŞAŞKIN .... BİR YETKİLİ BİR GÖNÜLLÜ İSTİYOR..<br />
PİLOTUN ARKASINDA ONA EŞLİK EDEBİLECEK CESARETİ OLAN..<br />
BİZİM DELİKANLI ATILIYOR.. BEN BEN...<br />
TAMAM, DENİYOR VE DELİKANLIYA GÖZLÜK VE MONT VERİLİYOR...<br />
DELİKANLI MONTU GİYİYOR GÖZLÜÄžÜ TAKIYOR..<br />
KALABALIKTAN SIYRILMAK ÜZERE İKEN ALİ RIZA PAŞA KOLUNDAN TUTUYOR..<br />
BOŞVER SEN BİNME BIRAK BAŞKASI BİNSİN DİYOR...<br />
<br />
NEDEN DİYE SORUYOR DELİKANLI ,BİRŞEY Mİ HİSSETTİNİZ..<br />
<br />
YOK, SEN YİNE DE BİNME EVLAT DİYOR...<br />
<br />
DERKEN BAŞKASI BİNİYOR UÇAÄžA..UÇAK HAVALANIYOR DELİKANLI ÖFKELİ PAŞA YA <br />
....<br />
PARANDELER..MANEVRALAR.. DERKEN UÇAK ALEV TOPUNA DÖNÜYOR VE PİSTE <br />
ÇAKILIYOR..2 ÖLÜ...<br />
DELİKANLI PAŞAYA BAKIYOR HAYRETLER İÇİNDE... PAŞA MAÄžRUR VE MUTLU..<br />
<br />
BİR İNSANI KURTARDIÄžI İÇİN...AMA BİR BAŞKASI ÖLMÜŞTÜ....<br />
AMA KURTARDIÄžI BİR İNSAN DEÄžİLDİ....<br />
BİR ULUSTU...<br />
ÇÜNKÜ DELİKANLI MUSTAFA KEMAL ATATÜRK'TÜ....<br />
<br />
                   [alıntı]</span></span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[ataturk'un hayat? bak?n der?m. el?mle yaz yaz oldum.]]></title>
			<link>https://duygusuz.com/showthread.php?tid=12061</link>
			<pubDate>Sat, 09 Dec 2006 14:13:21 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://duygusuz.com/member.php?action=profile&uid=2184">o$m@n</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://duygusuz.com/showthread.php?tid=12061</guid>
			<description><![CDATA[<span style="color: red;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #000066;" class="mycode_color">ATAT?RK'?n HAYATI</span></span><span style="color: #000000;" class="mycode_color"> </span><br />
<span style="font-family: Verdana;" class="mycode_font"><span style="font-size: 2pt;" class="mycode_size"><span style="color: #000066;" class="mycode_color">Mustafa Kemal Atat?rk 1881 y?l?nda Sel?nik'te Kocakas?m Mahallesi, Isl?hh?ne Caddesi'ndeki ?? katl? pembe evde do?du. Babas? Ali R?za Efendi, annesi Z?beyde Han?m'd?r. Baba taraf?ndan dedesi Haf?z Ahmet Efendi XIV-XV. y?zy?llarda Konya ve Ayd?n'dan Makedonya'ya yerle?tirilmi? Kocac?k Y?r?klerindendir. Annesi Z?beyde Han?m ise Sel?nik yak?nlar?ndaki Langaza kasabas?na yerle?mi? eski bir T?rk ailesinin k?z?d?r. Milis subayl???, evkaf katipli?i ve kereste ticareti yapan Ali R?za Efendi, 1871 y?l?nda Z?beyde Han?m'la evlendi. Atat?rk'?n be? karde?inden d?rd? k???k ya?larda ?ld?, sadece Makbule (Atadan) 1956 y?l?na de?in ya?ad?.</span></span></span><br />
<span style="font-family: Verdana;" class="mycode_font"><span style="font-size: 2pt;" class="mycode_size"><span style="color: #000066;" class="mycode_color">K???k Mustafa ??renim ?a??na gelince Haf?z Mehmet Efendi'nin mahalle mektebinde ??renime ba?lad?, sonra babas?n?n iste?iyle ?emsi Efendi Mektebi'ne ge?ti. Bu s?rada babas?n? kaybetti (1888). Bir s?re Rapla ?iftli?i'nde day?s?n?n yan?nda kald?ktan sonra Sel?nik'e d?n?p okulunu bitirdi. Sel?nik M?lkiye R??tiyesi'ne kaydoldu. K?sa bir s?re sonra 1893 y?l?nda Askeri R??tiye'ye girdi. Bu okulda Matematik ??retmeni Mustafa Bey ad?na "Kemal" i ilave etti. 1896-1899 y?llar?nda Manast?r Askeri ?d?di'sini bitirip, ?stanbul'da Harp Okulunda ??renime ba?lad?. 1902 y?l?nda te?men r?tbesiyle mezun oldu., Harp Akademisi'ne devam etti. 11 Ocak 1905'te y?zba?? r?tbesiyle Akademi'yi tamamlad?. 1905-1907 y?llar? aras?nda ?am'da 5. Ordu emrinde g?rev yapt?. 1907'de Kola?as? (K?demli Y?zba??) oldu. Manast?r'a III. Ordu'ya atand?. 19 Nisan 1909'da ?stanbul'a giren Hareket Ordusu'nda Kurmay Ba?kan? olarak g?rev ald?. 1910 y?l?nda Fransa'ya g?nderildi. Picardie Manevralar?'na kat?ld?. 1911 y?l?nda ?stanbul'da Genel Kurmay Ba?kanl??? emrinde ?al??maya ba?lad?.</span></span></span><br />
<span style="font-family: Verdana;" class="mycode_font"><span style="font-size: 2pt;" class="mycode_size"><span style="color: #000066;" class="mycode_color">1911 y?l?nda ?talyanlar?n Trablusgarp'a h?cumu ile ba?layan sava?ta, Mustafa Kemal bir grup arkada??yla birlikte Tobruk ve Derne b?lgesinde g?rev ald?. 22 Aral?k 1911'de ?talyanlara kar?? Tobruk Sava??n? kazand?. 6 Mart 1912'de Derne Komutanl???na getirildi.</span></span></span><br />
<span style="font-family: Verdana;" class="mycode_font"><span style="font-size: 2pt;" class="mycode_size"><span style="color: #000066;" class="mycode_color">Ekim 1912'de Balkan Sava?? ba?lay?nca Mustafa Kemal Gelibolu ve Bolay?r'daki birliklerle sava?a kat?ld?. Dimetoka ve Edirne'nin geri al?n???nda b?y?k hizmetleri g?r?ld?. 1913 y?l?nda Sofya Ate?emiliterli?ine atand?. Bu g?revde iken 1914 y?l?nda yarbayl??a y?kseldi. Ate?emiliterlik g?revi Ocak 1915'te sona erdi. Bu s?rada I. D?nya Sava?? ba?lam??, Osmanl? ?mparatorlu?u sava?a girmek zorunda kalm??t?. Mustafa Kemal 19. T?meni kurmak ?zere Tekirda?'da g?revlendirildi.</span></span></span><br />
<span style="font-family: Verdana;" class="mycode_font"><span style="font-size: 2pt;" class="mycode_size"><span style="color: #000066;" class="mycode_color">1914 y?l?nda ba?layan I. D?nya Sava??'nda, Mustafa Kemal ?anakkale'de bir kahramanl?k destan? yaz?p ?tilaf Devletlerine "?anakkale ge?ilmez! " dedirtti. 18 Mart 1915'te ?anakkale Bo?az?n? ge?meye kalkan ?ngiliz ve Frans?z donanmas? a??r kay?plar verince Gelibolu Yar?madas?'na asker ??karmaya karar verdiler. 25 Nisan 1915'te Ar?burnu'na ??kan d??man kuvvetlerini, Mustafa Kemal'in komuta etti?i 19. T?men Conkbay?r?'nda durdurdu. Mustafa Kemal, bu ba?ar? ?zerine albayl??a y?kseldi. ?ngilizler 6-7 A?ustos 1915'te Ar?burnu'nda tekrar taarruza ge?ti. Anafartalar Grubu Komutan? Mustafa Kemal 9-10 A?ustos'ta Anafartalar Zaferini kazand?. Bu zaferi 17 A?ustos'ta Kire?tepe, 21 A?ustos'ta II. Anafartalar zaferleri takip etti. ?anakkale Sava?lar?nda yakla??k 253.000 ?ehit veren T?rk ulusu onurunu ?tilaf Devletlerine kar?? korumas?n? bilmi?tir. Mustafa Kemal'in askerlerine "Ben size taarruzu emretmiyorum, ?lmeyi emrediyorum!" emri cephenin kaderini de?i?tirmi?tir.</span></span></span><br />
<span style="font-family: Verdana;" class="mycode_font"><span style="font-size: 2pt;" class="mycode_size"><span style="color: #000066;" class="mycode_color">Mustafa Kemal ?anakkale Sava?lar?'dan sonra 1916'da Edirne ve Diyarbak?r'da g?rev ald?. 1 Nisan 1916'da t?mgeneralli?e y?kseldi. Rus kuvvetleriyle sava?arak Mu? ve Bitlis'in geri al?nmas?n? sa?lad?. ?am ve Halep'teki k?sa s?reli g?revlerinden sonra 1917'de ?stanbul'a geldi. Velihat Vahidettin Efendi'yle Almanya'ya giderek cephede incelemelerde bulundu. Bu seyehatten sonra hastaland?. Viyana ve Karisbad'a giderek tedavi oldu. 15 A?ustos 1918'de Halep'e 7. Ordu Komutan? olarak d?nd?. Bu cephede ?ngiliz kuvvetlerine kar?? ba?ar?l? savunma sava?lar? yapt?. Mondros M?tarekesi'nin imzalanmas?ndan bir g?n sonra, 31 Ekim 1918'de Y?ld?r?m Ordular? Grubu Komutanl???na getirildi. Bu ordunun kald?r?lmas? ?zerine 13 Kas?m 1918'de ?stanbul'a gelip Harbiye Nez?reti'nde (Bakanl???nda) g?reve ba?lad?.</span></span></span><br />
<span style="font-family: Verdana;" class="mycode_font"><span style="font-size: 2pt;" class="mycode_size"><span style="color: #000066;" class="mycode_color">Mondros M?tarekesi'nden sonra ?tilaf Devletleri'nin Osmanl? ordular?n? i?gale ba?lamalar? ?zerine; Mustafa Kemal 9. Ordu M?fetti?i olarak 19 May?s 1919'da Samsun'a ??kt?. 22 Haziran 1919'da Amasya'da yay?mlad??? genelgeyle "Milletin istikl?lini yine milletin azim ve karar?n?n kurtaraca??n? " ilan edip Sivas Kongresi'ni toplant?ya ?a??rd?. 23 Temmuz - 7 A?ustos 1919 tarihleri aras?nda Erzurum, 4 - 11 Eyl?l 1919 tarihleri aras?nda da Sivas Kongresi'ni toplayarak vatan?n kurtulu?u i?in izlenecek yolun belirlenmesini sa?lad?. 27 Aral?k 1919'da Ankara'da heyecanla kar??land?. 23 Nisan 1920'de T?rkiye B?y?k Millet Meclisi'nin a??lmas?yla T?rkiye Cumhuriyeti'nin kurulmas? yolunda ?nemli bir ad?m at?lm?? oldu. Meclis ve H?k?met Ba?kanl???na Mustafa Kemal se?ildi T?rkiye B?y?k Millet Meclisi, Kurtulu? Sava??'n?n ba?ar?yla sonu?lanmas? i?in gerekli yasalar? kabul edip uygulamaya ba?lad?.</span></span></span><br />
<span style="font-family: Verdana;" class="mycode_font"><span style="font-size: 2pt;" class="mycode_size"><span style="color: #000066;" class="mycode_color">T?rk Kurtulu? Sava?? 15 May?s 1919'da Yunanl?lar?n ?zmir'I i?gali s?ras?nda d??mana ilk kur?unun at?lmas?yla ba?lad?. 10 A?ustos 1920 tarihinde Sevr Antla?mas?'n? imzalayarak aralar?nda Osmanl? ?mparatorlu?u'nu payla?an I. D?nya Sava??'n?n galip devletlerine kar?? ?nce Kuv?-yi Milliye ad? verilen milis kuvvetleriyle sava??ld?. T?rkiye B?y?k Millet Meclisi d?zenli orduyu kurdu, Kuv?-yi Milliye - ordu b?t?nle?mesini sa?layarak sava?? zaferle sonu?land?rd?.</span></span></span><br />
<span style="font-family: Verdana;" class="mycode_font"><span style="font-size: 2pt;" class="mycode_size"></span></span><br />
<span style="font-size: 2pt;" class="mycode_size"><span style="font-family: Verdana;" class="mycode_font"></span></span><br />
<span style="font-family: Verdana;" class="mycode_font"><span style="font-size: 2pt;" class="mycode_size"><span style="color: #000066;" class="mycode_color">Mustafa Kemal y?netimindeki T?rk Kurtulu? Sava??n?n ?nemli a?amalar? ?unlard?r: </span></span></span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: 2pt;" class="mycode_size"><span style="font-family: Verdana;" class="mycode_font"><span style="color: #000066;" class="mycode_color">Sar?kam?? (20 Eyl?l 1920), Kars (30 Ekim 1920) ve G?mr?'n?n (7 Kas?m 1920) kurtar?l???.</span> </span></span><br />
</li>
<li><span style="font-size: 2pt;" class="mycode_size"><span style="font-family: Verdana;" class="mycode_font"><span style="color: #000066;" class="mycode_color">?ukurova, Gazi Antep, Kahraman Mara? ?anl? Urfa savunmalar? (1919- 1921)</span> </span></span><br />
</li>
<li><span style="font-size: 2pt;" class="mycode_size"><span style="font-family: Verdana;" class="mycode_font"><span style="color: #000066;" class="mycode_color">I. ?n?n? Zaferi (6 -10 Ocak 1921)</span> </span></span><br />
</li>
<li><span style="font-size: 2pt;" class="mycode_size"><span style="font-family: Verdana;" class="mycode_font"><span style="color: #000066;" class="mycode_color">II. ?n?n? Zaferi (23 Mart-1 Nisan 1921)</span> </span></span><br />
</li>
<li><span style="font-size: 2pt;" class="mycode_size"><span style="font-family: Verdana;" class="mycode_font"><span style="color: #000066;" class="mycode_color">Sakarya Zaferi (23 A?ustos-13 Eyl?l 1921)</span> </span></span><br />
</li>
<li><span style="font-size: 2pt;" class="mycode_size"><span style="font-family: Verdana;" class="mycode_font"><span style="color: #000066;" class="mycode_color">B?y?k Taarruz, Ba?komutan Meydan Muhaberesi ve B?y?k Zafer (26 A?ustos 9 Eyl?l 1922)</span> </span></span><br />
</li>
</ul>
</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="color: red;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #000066;" class="mycode_color">ATAT?RK'?n HAYATI</span></span><span style="color: #000000;" class="mycode_color"> </span><br />
<span style="font-family: Verdana;" class="mycode_font"><span style="font-size: 2pt;" class="mycode_size"><span style="color: #000066;" class="mycode_color">Mustafa Kemal Atat?rk 1881 y?l?nda Sel?nik'te Kocakas?m Mahallesi, Isl?hh?ne Caddesi'ndeki ?? katl? pembe evde do?du. Babas? Ali R?za Efendi, annesi Z?beyde Han?m'd?r. Baba taraf?ndan dedesi Haf?z Ahmet Efendi XIV-XV. y?zy?llarda Konya ve Ayd?n'dan Makedonya'ya yerle?tirilmi? Kocac?k Y?r?klerindendir. Annesi Z?beyde Han?m ise Sel?nik yak?nlar?ndaki Langaza kasabas?na yerle?mi? eski bir T?rk ailesinin k?z?d?r. Milis subayl???, evkaf katipli?i ve kereste ticareti yapan Ali R?za Efendi, 1871 y?l?nda Z?beyde Han?m'la evlendi. Atat?rk'?n be? karde?inden d?rd? k???k ya?larda ?ld?, sadece Makbule (Atadan) 1956 y?l?na de?in ya?ad?.</span></span></span><br />
<span style="font-family: Verdana;" class="mycode_font"><span style="font-size: 2pt;" class="mycode_size"><span style="color: #000066;" class="mycode_color">K???k Mustafa ??renim ?a??na gelince Haf?z Mehmet Efendi'nin mahalle mektebinde ??renime ba?lad?, sonra babas?n?n iste?iyle ?emsi Efendi Mektebi'ne ge?ti. Bu s?rada babas?n? kaybetti (1888). Bir s?re Rapla ?iftli?i'nde day?s?n?n yan?nda kald?ktan sonra Sel?nik'e d?n?p okulunu bitirdi. Sel?nik M?lkiye R??tiyesi'ne kaydoldu. K?sa bir s?re sonra 1893 y?l?nda Askeri R??tiye'ye girdi. Bu okulda Matematik ??retmeni Mustafa Bey ad?na "Kemal" i ilave etti. 1896-1899 y?llar?nda Manast?r Askeri ?d?di'sini bitirip, ?stanbul'da Harp Okulunda ??renime ba?lad?. 1902 y?l?nda te?men r?tbesiyle mezun oldu., Harp Akademisi'ne devam etti. 11 Ocak 1905'te y?zba?? r?tbesiyle Akademi'yi tamamlad?. 1905-1907 y?llar? aras?nda ?am'da 5. Ordu emrinde g?rev yapt?. 1907'de Kola?as? (K?demli Y?zba??) oldu. Manast?r'a III. Ordu'ya atand?. 19 Nisan 1909'da ?stanbul'a giren Hareket Ordusu'nda Kurmay Ba?kan? olarak g?rev ald?. 1910 y?l?nda Fransa'ya g?nderildi. Picardie Manevralar?'na kat?ld?. 1911 y?l?nda ?stanbul'da Genel Kurmay Ba?kanl??? emrinde ?al??maya ba?lad?.</span></span></span><br />
<span style="font-family: Verdana;" class="mycode_font"><span style="font-size: 2pt;" class="mycode_size"><span style="color: #000066;" class="mycode_color">1911 y?l?nda ?talyanlar?n Trablusgarp'a h?cumu ile ba?layan sava?ta, Mustafa Kemal bir grup arkada??yla birlikte Tobruk ve Derne b?lgesinde g?rev ald?. 22 Aral?k 1911'de ?talyanlara kar?? Tobruk Sava??n? kazand?. 6 Mart 1912'de Derne Komutanl???na getirildi.</span></span></span><br />
<span style="font-family: Verdana;" class="mycode_font"><span style="font-size: 2pt;" class="mycode_size"><span style="color: #000066;" class="mycode_color">Ekim 1912'de Balkan Sava?? ba?lay?nca Mustafa Kemal Gelibolu ve Bolay?r'daki birliklerle sava?a kat?ld?. Dimetoka ve Edirne'nin geri al?n???nda b?y?k hizmetleri g?r?ld?. 1913 y?l?nda Sofya Ate?emiliterli?ine atand?. Bu g?revde iken 1914 y?l?nda yarbayl??a y?kseldi. Ate?emiliterlik g?revi Ocak 1915'te sona erdi. Bu s?rada I. D?nya Sava?? ba?lam??, Osmanl? ?mparatorlu?u sava?a girmek zorunda kalm??t?. Mustafa Kemal 19. T?meni kurmak ?zere Tekirda?'da g?revlendirildi.</span></span></span><br />
<span style="font-family: Verdana;" class="mycode_font"><span style="font-size: 2pt;" class="mycode_size"><span style="color: #000066;" class="mycode_color">1914 y?l?nda ba?layan I. D?nya Sava??'nda, Mustafa Kemal ?anakkale'de bir kahramanl?k destan? yaz?p ?tilaf Devletlerine "?anakkale ge?ilmez! " dedirtti. 18 Mart 1915'te ?anakkale Bo?az?n? ge?meye kalkan ?ngiliz ve Frans?z donanmas? a??r kay?plar verince Gelibolu Yar?madas?'na asker ??karmaya karar verdiler. 25 Nisan 1915'te Ar?burnu'na ??kan d??man kuvvetlerini, Mustafa Kemal'in komuta etti?i 19. T?men Conkbay?r?'nda durdurdu. Mustafa Kemal, bu ba?ar? ?zerine albayl??a y?kseldi. ?ngilizler 6-7 A?ustos 1915'te Ar?burnu'nda tekrar taarruza ge?ti. Anafartalar Grubu Komutan? Mustafa Kemal 9-10 A?ustos'ta Anafartalar Zaferini kazand?. Bu zaferi 17 A?ustos'ta Kire?tepe, 21 A?ustos'ta II. Anafartalar zaferleri takip etti. ?anakkale Sava?lar?nda yakla??k 253.000 ?ehit veren T?rk ulusu onurunu ?tilaf Devletlerine kar?? korumas?n? bilmi?tir. Mustafa Kemal'in askerlerine "Ben size taarruzu emretmiyorum, ?lmeyi emrediyorum!" emri cephenin kaderini de?i?tirmi?tir.</span></span></span><br />
<span style="font-family: Verdana;" class="mycode_font"><span style="font-size: 2pt;" class="mycode_size"><span style="color: #000066;" class="mycode_color">Mustafa Kemal ?anakkale Sava?lar?'dan sonra 1916'da Edirne ve Diyarbak?r'da g?rev ald?. 1 Nisan 1916'da t?mgeneralli?e y?kseldi. Rus kuvvetleriyle sava?arak Mu? ve Bitlis'in geri al?nmas?n? sa?lad?. ?am ve Halep'teki k?sa s?reli g?revlerinden sonra 1917'de ?stanbul'a geldi. Velihat Vahidettin Efendi'yle Almanya'ya giderek cephede incelemelerde bulundu. Bu seyehatten sonra hastaland?. Viyana ve Karisbad'a giderek tedavi oldu. 15 A?ustos 1918'de Halep'e 7. Ordu Komutan? olarak d?nd?. Bu cephede ?ngiliz kuvvetlerine kar?? ba?ar?l? savunma sava?lar? yapt?. Mondros M?tarekesi'nin imzalanmas?ndan bir g?n sonra, 31 Ekim 1918'de Y?ld?r?m Ordular? Grubu Komutanl???na getirildi. Bu ordunun kald?r?lmas? ?zerine 13 Kas?m 1918'de ?stanbul'a gelip Harbiye Nez?reti'nde (Bakanl???nda) g?reve ba?lad?.</span></span></span><br />
<span style="font-family: Verdana;" class="mycode_font"><span style="font-size: 2pt;" class="mycode_size"><span style="color: #000066;" class="mycode_color">Mondros M?tarekesi'nden sonra ?tilaf Devletleri'nin Osmanl? ordular?n? i?gale ba?lamalar? ?zerine; Mustafa Kemal 9. Ordu M?fetti?i olarak 19 May?s 1919'da Samsun'a ??kt?. 22 Haziran 1919'da Amasya'da yay?mlad??? genelgeyle "Milletin istikl?lini yine milletin azim ve karar?n?n kurtaraca??n? " ilan edip Sivas Kongresi'ni toplant?ya ?a??rd?. 23 Temmuz - 7 A?ustos 1919 tarihleri aras?nda Erzurum, 4 - 11 Eyl?l 1919 tarihleri aras?nda da Sivas Kongresi'ni toplayarak vatan?n kurtulu?u i?in izlenecek yolun belirlenmesini sa?lad?. 27 Aral?k 1919'da Ankara'da heyecanla kar??land?. 23 Nisan 1920'de T?rkiye B?y?k Millet Meclisi'nin a??lmas?yla T?rkiye Cumhuriyeti'nin kurulmas? yolunda ?nemli bir ad?m at?lm?? oldu. Meclis ve H?k?met Ba?kanl???na Mustafa Kemal se?ildi T?rkiye B?y?k Millet Meclisi, Kurtulu? Sava??'n?n ba?ar?yla sonu?lanmas? i?in gerekli yasalar? kabul edip uygulamaya ba?lad?.</span></span></span><br />
<span style="font-family: Verdana;" class="mycode_font"><span style="font-size: 2pt;" class="mycode_size"><span style="color: #000066;" class="mycode_color">T?rk Kurtulu? Sava?? 15 May?s 1919'da Yunanl?lar?n ?zmir'I i?gali s?ras?nda d??mana ilk kur?unun at?lmas?yla ba?lad?. 10 A?ustos 1920 tarihinde Sevr Antla?mas?'n? imzalayarak aralar?nda Osmanl? ?mparatorlu?u'nu payla?an I. D?nya Sava??'n?n galip devletlerine kar?? ?nce Kuv?-yi Milliye ad? verilen milis kuvvetleriyle sava??ld?. T?rkiye B?y?k Millet Meclisi d?zenli orduyu kurdu, Kuv?-yi Milliye - ordu b?t?nle?mesini sa?layarak sava?? zaferle sonu?land?rd?.</span></span></span><br />
<span style="font-family: Verdana;" class="mycode_font"><span style="font-size: 2pt;" class="mycode_size"></span></span><br />
<span style="font-size: 2pt;" class="mycode_size"><span style="font-family: Verdana;" class="mycode_font"></span></span><br />
<span style="font-family: Verdana;" class="mycode_font"><span style="font-size: 2pt;" class="mycode_size"><span style="color: #000066;" class="mycode_color">Mustafa Kemal y?netimindeki T?rk Kurtulu? Sava??n?n ?nemli a?amalar? ?unlard?r: </span></span></span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: 2pt;" class="mycode_size"><span style="font-family: Verdana;" class="mycode_font"><span style="color: #000066;" class="mycode_color">Sar?kam?? (20 Eyl?l 1920), Kars (30 Ekim 1920) ve G?mr?'n?n (7 Kas?m 1920) kurtar?l???.</span> </span></span><br />
</li>
<li><span style="font-size: 2pt;" class="mycode_size"><span style="font-family: Verdana;" class="mycode_font"><span style="color: #000066;" class="mycode_color">?ukurova, Gazi Antep, Kahraman Mara? ?anl? Urfa savunmalar? (1919- 1921)</span> </span></span><br />
</li>
<li><span style="font-size: 2pt;" class="mycode_size"><span style="font-family: Verdana;" class="mycode_font"><span style="color: #000066;" class="mycode_color">I. ?n?n? Zaferi (6 -10 Ocak 1921)</span> </span></span><br />
</li>
<li><span style="font-size: 2pt;" class="mycode_size"><span style="font-family: Verdana;" class="mycode_font"><span style="color: #000066;" class="mycode_color">II. ?n?n? Zaferi (23 Mart-1 Nisan 1921)</span> </span></span><br />
</li>
<li><span style="font-size: 2pt;" class="mycode_size"><span style="font-family: Verdana;" class="mycode_font"><span style="color: #000066;" class="mycode_color">Sakarya Zaferi (23 A?ustos-13 Eyl?l 1921)</span> </span></span><br />
</li>
<li><span style="font-size: 2pt;" class="mycode_size"><span style="font-family: Verdana;" class="mycode_font"><span style="color: #000066;" class="mycode_color">B?y?k Taarruz, Ba?komutan Meydan Muhaberesi ve B?y?k Zafer (26 A?ustos 9 Eyl?l 1922)</span> </span></span><br />
</li>
</ul>
</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[K?md? Bu Adam ?]]></title>
			<link>https://duygusuz.com/showthread.php?tid=8945</link>
			<pubDate>Fri, 17 Nov 2006 17:42:47 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://duygusuz.com/member.php?action=profile&uid=529">yasmin</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://duygusuz.com/showthread.php?tid=8945</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"></span></span><br />
7 ya??ndayken babas?n? kaybetti ve yetim kald?. 8 ya??nda okuldan al?nd? ve k?yde ya?ad?...<br />
10 ya??nda y?z? kanlar i?inde kalacak ?ekilde, yeni okulundaki hocas?ndan dayak yedi. Ailesi onu okuldan ald?. <br />
17 ya??nda hayalindeki okulun istedi?i b?l?m? i?in gerekli not ortalamas?n? tutturamad?. <br />
24 ya??nda tutukland?, g?nlerce sorguya ?ekildi ve 2 ay tek ba??na bir h?crede hapis yatt?. <br />
25 ya??nda s?rg?ne g?nderildi... <br />
27 ya??nda kendisinden bir ya? b?y?k meslekta?? kendisinin de ?yesi buldu?u derne?in ?al??malar?yla kahraman ilan edilirken, kendisi hi? ?nemsenmiyordu. <br />
30 ya??nda kendisi ba?ka ?ehirleri d??man elinden kurtarmaya ?al???rken, do?du?u ?ehir d??manlar?n eline ge?ti. <br />
30 ya??nda amiri, onu kendisinden uzakla?t?rmak i?in ba?ka g?reve atanmas?n? sa?lad?. Yeni g?revinde fiilen i?siz b?rak?ld?. Aylarca bo? kald?.<br />
37 ya??nda b?brek hastal???ndan Viyana'da 2 ay hasta ve yaln?z halde yatt?. <br />
37 ya??nda komutan olarak yeni atand??? ordu, da??t?ld?. <br />
38 ya??nda Savunma Bakan? taraf?ndan g?revinden at?ld?.<br />
38 ya??nda bir toplant?da giyebilece?i bir tek sivil elbisesi bile yoktu ve ba?kas?ndan bir redingot ?d?n? ald?. Ayr?ca cebinde sadece 80 liras? vard?. 38 ya??nda kendisi i?in tutuklama karar? ??kar?ld?.<br />
39 ya??nda idam cezas?na ?arpt?r?ld?. <br />
Sonra ne mi oldu? 42 ya??nda T?rkiye Cumhuriyeti Cumhurba?kan? oldu!<br />
Bu ?yk? efsanevi lider Mustafa Kemal Atat?rk'e aittir.<br />
M?min Sekman, bu ?yk?y?, insano?lunun azmine ?rnek olarak yazm??. Diyor ki:<br />
- Ba?ar?n?z?n ?n?ndeki engel ne? Paran?z m? yok? Atat?rk'?n de yoktu! Sa?l???n?z m? bozuk? Atat?rk'?n de bozuktu! ?evrenizde sizi ?ekemeyenler mi var? Atat?rk'?n de vard?! Baz? yak?n arkada?lar?n?z sizi arkadan m? vurdu? Atat?rk'?n de ba??na geldi! Aileniz ?ok zengin de?il miydi? Atat?rk'?nki de de?ildi! Amirleriniz hakk?n?z? m? yiyor? Atat?rk'?nkini de yemi?lerdi! vs..vs...vs..<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">?zeti: ?aresizlikten yak?nmay?n.. ?are sizsiniz.. <img src="https://duygusuz.com/images/smilies/sad.png" alt="Sad" title="Sad" class="smilie smilie_8" /></span></span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"></span></span><br />
7 ya??ndayken babas?n? kaybetti ve yetim kald?. 8 ya??nda okuldan al?nd? ve k?yde ya?ad?...<br />
10 ya??nda y?z? kanlar i?inde kalacak ?ekilde, yeni okulundaki hocas?ndan dayak yedi. Ailesi onu okuldan ald?. <br />
17 ya??nda hayalindeki okulun istedi?i b?l?m? i?in gerekli not ortalamas?n? tutturamad?. <br />
24 ya??nda tutukland?, g?nlerce sorguya ?ekildi ve 2 ay tek ba??na bir h?crede hapis yatt?. <br />
25 ya??nda s?rg?ne g?nderildi... <br />
27 ya??nda kendisinden bir ya? b?y?k meslekta?? kendisinin de ?yesi buldu?u derne?in ?al??malar?yla kahraman ilan edilirken, kendisi hi? ?nemsenmiyordu. <br />
30 ya??nda kendisi ba?ka ?ehirleri d??man elinden kurtarmaya ?al???rken, do?du?u ?ehir d??manlar?n eline ge?ti. <br />
30 ya??nda amiri, onu kendisinden uzakla?t?rmak i?in ba?ka g?reve atanmas?n? sa?lad?. Yeni g?revinde fiilen i?siz b?rak?ld?. Aylarca bo? kald?.<br />
37 ya??nda b?brek hastal???ndan Viyana'da 2 ay hasta ve yaln?z halde yatt?. <br />
37 ya??nda komutan olarak yeni atand??? ordu, da??t?ld?. <br />
38 ya??nda Savunma Bakan? taraf?ndan g?revinden at?ld?.<br />
38 ya??nda bir toplant?da giyebilece?i bir tek sivil elbisesi bile yoktu ve ba?kas?ndan bir redingot ?d?n? ald?. Ayr?ca cebinde sadece 80 liras? vard?. 38 ya??nda kendisi i?in tutuklama karar? ??kar?ld?.<br />
39 ya??nda idam cezas?na ?arpt?r?ld?. <br />
Sonra ne mi oldu? 42 ya??nda T?rkiye Cumhuriyeti Cumhurba?kan? oldu!<br />
Bu ?yk? efsanevi lider Mustafa Kemal Atat?rk'e aittir.<br />
M?min Sekman, bu ?yk?y?, insano?lunun azmine ?rnek olarak yazm??. Diyor ki:<br />
- Ba?ar?n?z?n ?n?ndeki engel ne? Paran?z m? yok? Atat?rk'?n de yoktu! Sa?l???n?z m? bozuk? Atat?rk'?n de bozuktu! ?evrenizde sizi ?ekemeyenler mi var? Atat?rk'?n de vard?! Baz? yak?n arkada?lar?n?z sizi arkadan m? vurdu? Atat?rk'?n de ba??na geldi! Aileniz ?ok zengin de?il miydi? Atat?rk'?nki de de?ildi! Amirleriniz hakk?n?z? m? yiyor? Atat?rk'?nkini de yemi?lerdi! vs..vs...vs..<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">?zeti: ?aresizlikten yak?nmay?n.. ?are sizsiniz.. <img src="https://duygusuz.com/images/smilies/sad.png" alt="Sad" title="Sad" class="smilie smilie_8" /></span></span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[...ATA "Merhaba Asker" i Ne Zaman S?yledi...]]></title>
			<link>https://duygusuz.com/showthread.php?tid=7327</link>
			<pubDate>Sat, 14 Oct 2006 12:00:33 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://duygusuz.com/member.php?action=profile&uid=377">tuti</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://duygusuz.com/showthread.php?tid=7327</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-style: italic;" class="mycode_i"><span style="font-family: Arial;" class="mycode_font"><span style="font-size: 3pt;" class="mycode_size"><span style="color: black;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Atat?rk'?n Selanik'te, kola?as? bulundu?u s?ralarda ge?en bir hat?ras?n? anlataca??z. </span></span></span></span></span><br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i"><span style="font-family: Arial;" class="mycode_font"><span style="font-size: 3pt;" class="mycode_size"><span style="color: black;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yaln?z bu hat?raya ba?lamadan ?nce, bir noktaya ?nemle i?aret etmek istiyoruz. </span></span></span></span></span><br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i"><span style="font-family: Arial;" class="mycode_font"><span style="font-size: 3pt;" class="mycode_size"><span style="color: black;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Atat?rk uluorta tesad?flerle de?il, b?t?n hayat?n? bu memleketin ve bu milletin h?rriyetine vakfederek y?llarca m?cadele ettikten sonra T?rkiye'yi bug?nk? medeni seviyeye ula?t?rm??t?r.</span></span></span></span></span><br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i"><span style="font-family: Arial;" class="mycode_font"><span style="font-size: 3pt;" class="mycode_size"><span style="color: black;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Anlataca??m?z ?ok k?ymetli hat?ra bunun en canl? bir ?rne?idir. </span></span></span></span></span><br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i"><span style="font-family: Arial;" class="mycode_font"><span style="font-size: 3pt;" class="mycode_size"><span style="color: black;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Bu olay?, milli m?cadelede emsalsiz hizmetleri anlatm?? bulunan say?n Ziya K?l??'tan dinledik ve ilk defa yay?nl?yoruz. </span></span></span></span></span><br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i"><span style="font-family: Arial;" class="mycode_font"><span style="font-size: 3pt;" class="mycode_size"><span style="color: blue;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: black;" class="mycode_color">Ziya K?l?? olay? ??yle anlatm??t?r:</span> </span></span></span></span></span><br />
 <br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i"><span style="font-family: Arial;" class="mycode_font"><span style="font-size: 3pt;" class="mycode_size"><span style="color: blue;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">1910 (1326) y?l?nday?z. </span></span></span></span></span><br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i"><span style="font-family: Arial;" class="mycode_font"><span style="font-size: 3pt;" class="mycode_size"><span style="color: blue;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Be?inci kolordu erkan? harbiyesine m?lhak kola?as? Mustafa Kemal de Selanik'te bulunuyor. </span></span></span></span></span><br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i"><span style="font-family: Arial;" class="mycode_font"><span style="font-size: 3pt;" class="mycode_size"><span style="color: blue;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Be?inci kolorduya mensup 38 inci Merkez alay? kumandan? Miralay Sadettin bey tedavi i?in istanbul'a gidiyor ve mezuniyet al?yor. </span></span></span></span></span><br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i"><span style="font-family: Arial;" class="mycode_font"><span style="font-size: 3pt;" class="mycode_size"><span style="color: blue;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sadettin beyin kimi vekil b?rakaca??n? herkes merak etmekteydi. </span></span></span></span></span><br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i"><span style="font-family: Arial;" class="mycode_font"><span style="font-size: 3pt;" class="mycode_size"><span style="color: blue;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Biz ve kumandanlar bu merak i?inde iken hayretle g?rd?k ve ??rendik ki, kola?as? Mustafa Kemal kendisine vekalet edecektir. Hayret ettik.</span></span></span></span></span><br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i"><span style="font-family: Arial;" class="mycode_font"><span style="font-size: 3pt;" class="mycode_size"><span style="color: blue;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">??nk? Mustafa Kemal k?demli y?zba?? idi, halbuki kendisinden ?ok ?st?n r?tbede olanlar vard?. </span></span></span></span></span><br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i"><span style="font-family: Arial;" class="mycode_font"><span style="font-size: 3pt;" class="mycode_size"><span style="color: blue;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">B?y?k r?tbeli zabitlerin bu hayretleri ?abuk ge?ti ve yerini b?y?k bir merak ald?. </span></span></span></span></span><br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i"><span style="font-family: Arial;" class="mycode_font"><span style="font-size: 3pt;" class="mycode_size"><span style="color: blue;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Mustafa Kemal kendisini son derece sevdirmi?ti. </span></span></span></span></span><br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i"><span style="font-family: Arial;" class="mycode_font"><span style="font-size: 3pt;" class="mycode_size"><span style="color: blue;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Onun ?ehir i?inde baz? jestleri herkesi kendisine ba?lam??t?. </span></span></span></span></span><br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i"><span style="font-family: Arial;" class="mycode_font"><span style="font-size: 3pt;" class="mycode_size"><span style="color: blue;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">?imdi onun i? ba??na ge?mesini merak ediyorduk. </span></span></span></span></span><br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i"><span style="font-family: Arial;" class="mycode_font"><span style="font-size: 3pt;" class="mycode_size"><span style="color: blue;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Alay?n teslim al?n?? g?n?n? tarihimizin m?him bir d?n?m noktas? kabul etmemiz laz?m. </span></span></span></span></span><br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i"><span style="font-family: Arial;" class="mycode_font"><span style="font-size: 3pt;" class="mycode_size"><span style="color: blue;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">O g?n Atat?rk beyaz bir ata binerek gelmi?ti. </span></span></span></span></span><br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i"><span style="font-family: Arial;" class="mycode_font"><span style="font-size: 3pt;" class="mycode_size"><span style="color: blue;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">B?t?n g?zler ondayd?. </span></span></span></span></span><br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i"><span style="font-family: Arial;" class="mycode_font"><span style="font-size: 3pt;" class="mycode_size"><span style="color: blue;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Alay?n ?n?nde k?l?c?n? ?ekerek selam vaziyeti ald?. </span></span></span></span></span><br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i"><span style="font-family: Arial;" class="mycode_font"><span style="font-size: 3pt;" class="mycode_size"><span style="color: blue;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sonra at?ndan s?ratle yere atlad?. </span></span></span></span></span><br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i"><span style="font-family: Arial;" class="mycode_font"><span style="font-size: 3pt;" class="mycode_size"><span style="color: blue;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Selam?n aleyk?m asker demesini bekliyorduk. </span></span></span></span></span><br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i"><span style="font-family: Arial;" class="mycode_font"><span style="font-size: 3pt;" class="mycode_size"><span style="color: blue;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Fakat bekledi?imiz gibi olmad?: </span></span></span></span></span><br />
 <br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i"><span style="font-family: Arial;" class="mycode_font"><span style="font-size: 3pt;" class="mycode_size"><span style="color: blue;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">-Merhaba asker... </span></span></span></span></span><br />
 <br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i"><span style="font-family: Arial;" class="mycode_font"><span style="font-size: 3pt;" class="mycode_size"><span style="color: blue;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Bu ilk defa olan bir hadiseydi. </span></span></span></span></span><br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i"><span style="font-family: Arial;" class="mycode_font"><span style="font-size: 3pt;" class="mycode_size"><span style="color: blue;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Askerler nas?l kar??l?k verece?ini bilemedi.</span></span></span></span></span><br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i"><span style="font-family: Arial;" class="mycode_font"><span style="font-size: 3pt;" class="mycode_size"><span style="color: blue;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Bu birka? saniyelik sessizli?i ?stanbullu askerler doldurdular: </span></span></span></span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i"><span style="font-family: Arial;" class="mycode_font"><span style="font-size: 3pt;" class="mycode_size"><span style="color: #0000ff;" class="mycode_color"></span></span></span></span></span> <br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i"><span style="font-family: Arial;" class="mycode_font"><span style="font-size: 3pt;" class="mycode_size"><span style="color: blue;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">-Merhaba beyim. </span></span></span></span></span><br />
 <br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i"><span style="font-family: Arial;" class="mycode_font"><span style="font-size: 3pt;" class="mycode_size"><span style="color: blue;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ordu ilk defa bir kumandandan "merhaba asker" selam?n? al?yordu. Mustafa Kemal, alay? teslim ald?ktan sonra sert bir sesle rahat emrini verdi. </span></span></span></span></span><br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i"><span style="font-family: Arial;" class="mycode_font"><span style="font-size: 3pt;" class="mycode_size"><span style="color: blue;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sonra b?l?k kumandanlar?ndan birine yakla?t?. </span></span></span></span></span><br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i"><span style="font-family: Arial;" class="mycode_font"><span style="font-size: 3pt;" class="mycode_size"><span style="color: blue;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">B?l???n? derin kol ile hareket ettirerek tak?m kolunda kendisine cephe almak ?zere sevketmesini emretti. </span></span></span></span></span><br />
 <br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i"><span style="font-family: Arial;" class="mycode_font"><span style="font-size: 3pt;" class="mycode_size"><span style="color: black;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Niyazi Ahmet Bano?lu (S:31)</span></span></span></span></span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-style: italic;" class="mycode_i"><span style="font-family: Arial;" class="mycode_font"><span style="font-size: 3pt;" class="mycode_size"><span style="color: black;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Atat?rk'?n Selanik'te, kola?as? bulundu?u s?ralarda ge?en bir hat?ras?n? anlataca??z. </span></span></span></span></span><br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i"><span style="font-family: Arial;" class="mycode_font"><span style="font-size: 3pt;" class="mycode_size"><span style="color: black;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yaln?z bu hat?raya ba?lamadan ?nce, bir noktaya ?nemle i?aret etmek istiyoruz. </span></span></span></span></span><br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i"><span style="font-family: Arial;" class="mycode_font"><span style="font-size: 3pt;" class="mycode_size"><span style="color: black;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Atat?rk uluorta tesad?flerle de?il, b?t?n hayat?n? bu memleketin ve bu milletin h?rriyetine vakfederek y?llarca m?cadele ettikten sonra T?rkiye'yi bug?nk? medeni seviyeye ula?t?rm??t?r.</span></span></span></span></span><br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i"><span style="font-family: Arial;" class="mycode_font"><span style="font-size: 3pt;" class="mycode_size"><span style="color: black;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Anlataca??m?z ?ok k?ymetli hat?ra bunun en canl? bir ?rne?idir. </span></span></span></span></span><br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i"><span style="font-family: Arial;" class="mycode_font"><span style="font-size: 3pt;" class="mycode_size"><span style="color: black;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Bu olay?, milli m?cadelede emsalsiz hizmetleri anlatm?? bulunan say?n Ziya K?l??'tan dinledik ve ilk defa yay?nl?yoruz. </span></span></span></span></span><br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i"><span style="font-family: Arial;" class="mycode_font"><span style="font-size: 3pt;" class="mycode_size"><span style="color: blue;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: black;" class="mycode_color">Ziya K?l?? olay? ??yle anlatm??t?r:</span> </span></span></span></span></span><br />
 <br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i"><span style="font-family: Arial;" class="mycode_font"><span style="font-size: 3pt;" class="mycode_size"><span style="color: blue;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">1910 (1326) y?l?nday?z. </span></span></span></span></span><br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i"><span style="font-family: Arial;" class="mycode_font"><span style="font-size: 3pt;" class="mycode_size"><span style="color: blue;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Be?inci kolordu erkan? harbiyesine m?lhak kola?as? Mustafa Kemal de Selanik'te bulunuyor. </span></span></span></span></span><br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i"><span style="font-family: Arial;" class="mycode_font"><span style="font-size: 3pt;" class="mycode_size"><span style="color: blue;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Be?inci kolorduya mensup 38 inci Merkez alay? kumandan? Miralay Sadettin bey tedavi i?in istanbul'a gidiyor ve mezuniyet al?yor. </span></span></span></span></span><br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i"><span style="font-family: Arial;" class="mycode_font"><span style="font-size: 3pt;" class="mycode_size"><span style="color: blue;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sadettin beyin kimi vekil b?rakaca??n? herkes merak etmekteydi. </span></span></span></span></span><br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i"><span style="font-family: Arial;" class="mycode_font"><span style="font-size: 3pt;" class="mycode_size"><span style="color: blue;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Biz ve kumandanlar bu merak i?inde iken hayretle g?rd?k ve ??rendik ki, kola?as? Mustafa Kemal kendisine vekalet edecektir. Hayret ettik.</span></span></span></span></span><br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i"><span style="font-family: Arial;" class="mycode_font"><span style="font-size: 3pt;" class="mycode_size"><span style="color: blue;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">??nk? Mustafa Kemal k?demli y?zba?? idi, halbuki kendisinden ?ok ?st?n r?tbede olanlar vard?. </span></span></span></span></span><br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i"><span style="font-family: Arial;" class="mycode_font"><span style="font-size: 3pt;" class="mycode_size"><span style="color: blue;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">B?y?k r?tbeli zabitlerin bu hayretleri ?abuk ge?ti ve yerini b?y?k bir merak ald?. </span></span></span></span></span><br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i"><span style="font-family: Arial;" class="mycode_font"><span style="font-size: 3pt;" class="mycode_size"><span style="color: blue;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Mustafa Kemal kendisini son derece sevdirmi?ti. </span></span></span></span></span><br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i"><span style="font-family: Arial;" class="mycode_font"><span style="font-size: 3pt;" class="mycode_size"><span style="color: blue;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Onun ?ehir i?inde baz? jestleri herkesi kendisine ba?lam??t?. </span></span></span></span></span><br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i"><span style="font-family: Arial;" class="mycode_font"><span style="font-size: 3pt;" class="mycode_size"><span style="color: blue;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">?imdi onun i? ba??na ge?mesini merak ediyorduk. </span></span></span></span></span><br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i"><span style="font-family: Arial;" class="mycode_font"><span style="font-size: 3pt;" class="mycode_size"><span style="color: blue;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Alay?n teslim al?n?? g?n?n? tarihimizin m?him bir d?n?m noktas? kabul etmemiz laz?m. </span></span></span></span></span><br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i"><span style="font-family: Arial;" class="mycode_font"><span style="font-size: 3pt;" class="mycode_size"><span style="color: blue;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">O g?n Atat?rk beyaz bir ata binerek gelmi?ti. </span></span></span></span></span><br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i"><span style="font-family: Arial;" class="mycode_font"><span style="font-size: 3pt;" class="mycode_size"><span style="color: blue;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">B?t?n g?zler ondayd?. </span></span></span></span></span><br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i"><span style="font-family: Arial;" class="mycode_font"><span style="font-size: 3pt;" class="mycode_size"><span style="color: blue;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Alay?n ?n?nde k?l?c?n? ?ekerek selam vaziyeti ald?. </span></span></span></span></span><br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i"><span style="font-family: Arial;" class="mycode_font"><span style="font-size: 3pt;" class="mycode_size"><span style="color: blue;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sonra at?ndan s?ratle yere atlad?. </span></span></span></span></span><br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i"><span style="font-family: Arial;" class="mycode_font"><span style="font-size: 3pt;" class="mycode_size"><span style="color: blue;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Selam?n aleyk?m asker demesini bekliyorduk. </span></span></span></span></span><br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i"><span style="font-family: Arial;" class="mycode_font"><span style="font-size: 3pt;" class="mycode_size"><span style="color: blue;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Fakat bekledi?imiz gibi olmad?: </span></span></span></span></span><br />
 <br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i"><span style="font-family: Arial;" class="mycode_font"><span style="font-size: 3pt;" class="mycode_size"><span style="color: blue;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">-Merhaba asker... </span></span></span></span></span><br />
 <br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i"><span style="font-family: Arial;" class="mycode_font"><span style="font-size: 3pt;" class="mycode_size"><span style="color: blue;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Bu ilk defa olan bir hadiseydi. </span></span></span></span></span><br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i"><span style="font-family: Arial;" class="mycode_font"><span style="font-size: 3pt;" class="mycode_size"><span style="color: blue;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Askerler nas?l kar??l?k verece?ini bilemedi.</span></span></span></span></span><br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i"><span style="font-family: Arial;" class="mycode_font"><span style="font-size: 3pt;" class="mycode_size"><span style="color: blue;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Bu birka? saniyelik sessizli?i ?stanbullu askerler doldurdular: </span></span></span></span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i"><span style="font-family: Arial;" class="mycode_font"><span style="font-size: 3pt;" class="mycode_size"><span style="color: #0000ff;" class="mycode_color"></span></span></span></span></span> <br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i"><span style="font-family: Arial;" class="mycode_font"><span style="font-size: 3pt;" class="mycode_size"><span style="color: blue;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">-Merhaba beyim. </span></span></span></span></span><br />
 <br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i"><span style="font-family: Arial;" class="mycode_font"><span style="font-size: 3pt;" class="mycode_size"><span style="color: blue;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ordu ilk defa bir kumandandan "merhaba asker" selam?n? al?yordu. Mustafa Kemal, alay? teslim ald?ktan sonra sert bir sesle rahat emrini verdi. </span></span></span></span></span><br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i"><span style="font-family: Arial;" class="mycode_font"><span style="font-size: 3pt;" class="mycode_size"><span style="color: blue;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sonra b?l?k kumandanlar?ndan birine yakla?t?. </span></span></span></span></span><br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i"><span style="font-family: Arial;" class="mycode_font"><span style="font-size: 3pt;" class="mycode_size"><span style="color: blue;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">B?l???n? derin kol ile hareket ettirerek tak?m kolunda kendisine cephe almak ?zere sevketmesini emretti. </span></span></span></span></span><br />
 <br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i"><span style="font-family: Arial;" class="mycode_font"><span style="font-size: 3pt;" class="mycode_size"><span style="color: black;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Niyazi Ahmet Bano?lu (S:31)</span></span></span></span></span>]]></content:encoded>
		</item>
	</channel>
</rss>