| Hoşgeldin, Ziyaretçi |
Sitemizden yararlanabilmek için Kayıt olmalısınız.
|
| Kimler Çevrimiçi |
Toplam: 355 kullanıcı aktif » 0 Kayıtlı » 351 Ziyaretçi Baidu, Bing, GoogleBot, Yandex
|
| Son Aktiviteler |
Keloğlan Leyleklerin Padi...
Forum: Hikaye Uydurma Bölümü
Son Yorum: Serdar102
, Saat: 02:21 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 10
|
Yahudiler Dünyayı, İnancı...
Forum: İslam
Son Yorum: halukgta
, Saat: 10:20 AM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 7
|
Nisa Suresi 105, Enam 114...
Forum: İslam
Son Yorum: halukgta
01-06-2026, Saat: 04:34 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 17
|
Ali İmran Suresi 105. Aye...
Forum: İslam
Son Yorum: halukgta
01-04-2026, Saat: 02:36 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 19
|
Keloğlan Serdar Yıldırım'...
Forum: Hikaye Uydurma Bölümü
Son Yorum: Serdar102
01-03-2026, Saat: 07:44 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 39
|
Keloğlan Dev Fare - Serda...
Forum: Hikaye Uydurma Bölümü
Son Yorum: Serdar102
01-03-2026, Saat: 07:43 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 30
|
Keloğlan'ın Horozu - Serd...
Forum: Hikaye Uydurma Bölümü
Son Yorum: Serdar102
01-03-2026, Saat: 07:41 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 28
|
Keloğlan Padişahın Oyunu ...
Forum: Hikaye Uydurma Bölümü
Son Yorum: Serdar102
01-03-2026, Saat: 07:39 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 28
|
Keloğlan Dağ Aslanı - Ser...
Forum: Hikaye Uydurma Bölümü
Son Yorum: Serdar102
01-03-2026, Saat: 07:38 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 25
|
Keloğlan Dört Haramiler -...
Forum: Hikaye Uydurma Bölümü
Son Yorum: Serdar102
01-03-2026, Saat: 07:37 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 25
|
|
|
| Keloğlan Leyleklerin Padişahı - Serdar Yıldırım |
|
Yazar: Serdar102 - , Saat: 02:21 PM - Forum: Hikaye Uydurma Bölümü
- Yorum Yok
|
 |
KELOĞLAN LEYLEKLERİN PADİŞAHI
Mısır'da yaşayan leylekler nisan ayı gelince havalar ısınmaya başlar başlamaz Anadolu'ya göç edermiş. Senelerden bir sene mart ayının ortasında kar yeni kalkmışken bir leylek Anadolu'ya gelmiş ve Keloğlan'ın evinin bacasına yuva yapmış. Keloğlan şaşkın, anası şaşkın leyleğe bakakalmışlar.
Keloğlan: " Var bunda bir iş. " demiş.
Anası: " Aldırma oğlum, erkenci leylektir. " deyip geçiştirmiş.
Keloğlan ertesi gün ocağın içinde bir altın bulmuş. Sonraki gün bir altın daha bulunca çatıya çıkmış. Anlamış ki, altınları bacadan aşağı atan leylektir.
Keloğlan: " Leylek leylek, güzel leylek, bir derdin var senin, anlat leylek. " demiş.
Leylek: " Keloğlan Keloğlan, bende de sende de vardır iki göz , benim derdimi sen çöz. "
Keloğlan: " Leylek leylek, kanatlı leylek, kırmızı gagalı, altınlı leylek. Senden ferman, benden derman. "
Bunun üzerine leylek derdini anlatmış: Leyleklerin padişahı olduğunu, Mısır'da yaşadığını, dünyanın dört bir yanındaki leyleklere hükmettiğini ama tahtını bırakacağı bir varisinin olmadığını belirtmiş. Uzun araştırmalar, bilgelerden, bilginlerden yardım istemeler sonuç vermemiş ve bir gece rüyasına giren Keloğlan'ın yönlendirmesiyle geldiğini söylemiş. O keloğlan sendin Keloğlan, bende altın çoktur Keloğlan, sözümde yalan yoktur Keloğlan, derdime çare buldur Keloğlan.
Keloğlan ezilmiş, büzülmüş, genişlemiş, daralmış. Şapkasını çıkarmış, kel başını kaşımış:
" Ey leyleklerin padişahı, buraya gelirken neden eşinizi getirmediniz, sarayda mı bıraktınız? " diye sormuş.
Leylek: " Benim hiç eşim olmadı ki. " demiş.
Keloğlan: " Eşiniz olmazsa yavrunuz olmaz. "
Leylek: " Yavrumun olması için mutlaka eşimin olması mı lazım? Yıllardır beni bu yönde uyaranları zindana attırmıştım. Şimdi kafama dank etti. Şu üstüne oturduğum çuvaldaki altınlar senin. Derdime çare buldun. Teşekkürler Keloğlan. "
Leyleklerin padişahı uçup gitmiş. Keloğlan altınları almış. Kendine bir saray yaptırmış. Kellerin padişahı olduğunu ilan etmiş. Dünya güzeli bir kızla evlenmiş.
Bir yıl sonra nisan ayında Anadolu'ya gelen leyleklerden biri, Keloğlan'ın sarayının bacasına yuva yapmış. Bu postacı leylekmiş ve leyleklerin padişahından bir mektup getirmiş. Mektupta, artık eşim var, stop, dört yavrum oldu, stop, senden ne haber, stop, yazılıymış.
SON
Yazan: Serdar Yıldırım
|
|
|
| Yahudiler Dünyayı, İnancımızı Yönetiyor, Uyan Artık Müslüman! |
|
Yazar: halukgta - , Saat: 10:20 AM - Forum: İslam
- Yorum Yok
|
 |
Doğrusu bu başlığı okuduğunuzda, ne demek istediğimi tam anladınız mı bilmiyorum. Ne demek istediğimi ve ne kadar haklı olduğumu sizlere anlatmak istiyorum. Önce şunu düşünelim, Avrupa’nın ve Amerika'nın İsrail'in kadın, çoluk, çocuk demeden öldürdüğü soykırım yaptığı insanlara karşı, neden suskun ve tepkisiz kalıyorlar? Sanırım kendilerine değil, Müslümanlara karşı yapıldığı için, tepkisizler diyenlerimiz vardır. Acaba yalnız bunun için mi, ses çıkarmıyorlar dersiniz? Din ve inanç konusunda, aynı Resule ve kitaba inanmadıkları halde, hatta Hz. İsa’yı bile öldürmeye çalışmış, onlara göre çarmıha germiş Yahudiler olmasına rağmen, neden Yahudileri yani İsrail'i destekleyip, yaptıkları katliamlara ses çıkarmıyorlar acaba, bunu hiç düşündünüz mü?
Tüm bunların sebeplerini gelin Yahudilerin, Hıristiyanların ve de Müslümanların kendi çıkarları adına, inançlarına soktukları hurafelere, birlikte göz artalım. Şeytanın bile korktuğu, Allah'ın lanetlediği bu toplum, bakın neler yapıyor ve Dünyayı allak bulak edip, parmaklarında nasıl oynatıyorlar. Şunuda söylemek isterim, tüm Yahudilerin aynı olduğunu asla söyleyemeyiz, Rabbimizinde Kur'an'da söylediği gibi, onların içinde de Allah'ın istediği yolda giden kulları var. Yahudiler kendi dinlerine, hiç kimseyi davet etmezler. Bunu yapmazlar ama Hıristiyan ve Müslümanların içine öyle hurafe ve kendi batıl inançlarını sokmuşlardır ki, onları istedikleri gibi yönetmenin koşullarını sağlamışlardır. Yahudiler, sonradan Yahudi olunmayacağını kabul eder ve kimseyi sonradan Yahudi inancına geçirmeye de çalışmazlar. Çünkü Yahudi olunmaz, özellikle Yahudi anneden yada babadan doğulur diye inanırlar. Yani IRKÇI bir inançları vardır. Önce Hıristiyanların, tıpkı bizlere yaptıkları gibi mezheplere ayrılmasını sağlayıp GÜÇLERİNİ KESİP, TEK YUMRUK OLMALARINA ENGEL OLMUŞLARDIR. Kutsal kitaplarda olmamasına rağmen, yine bizlerde olduğu gibi uydurma hadis ve sözlerle kendi inançlarını bizlerin dinine sokarak, menfaatleri doğrultusunda inançlarını kullanmayı başarmışlardır. ÖNCELİKLE BATI AVRUPA'DA YAŞAYAN KATOLİKLERİN İÇİNE GİREREK, AVANJELİST BİR DÜŞÜNCEYİ YERLEŞTİRMİŞLERDİR. BU DÜŞÜNCE DAHA SONRA, AMERİKA'DA DA ETKİLİ OLMUŞTUR.
Haçlı Seferleri çoğunlukla Katolik ve Protestan papazların organizasyonları, ya da desteği ile gerçekleşmiştir. Bu düşüncenin ve fikrin görünmeyen perde arkasındaki asıl amacı, Yahudilerin vatansızlığına bir çözüm bulmak, terör ve kargaşa yaratarak, bundan faydalanıp yeni bir düzen kurmaktır asıl amaçları. Peki, neden Yahudilere vatan kurmak Hıristiyanların bir kısmı için bu kadar önemli dersiniz? İşte Yahudilerin, müthiş planı ortaya çıkıyor burada. Hıristiyanlık âlemine, evangelist mezhebine soktukları uydurma, batıl bir inanç bu toplumda öyle bir etkili olmuş ki, Yahudiler evangelist Hıristiyanların bizzat çabaları ile bir Yahudi devleti kurulmasını sağladılar. Yahudiler özellikle Amerikada bu mezhebin içine girip yaygınlaşmasını sağlayarak, Amerika'ya İsrail devletini kurdurmuşlardır. Neydi bu inanç?
"YAHUDİLER, ALLAH'IN VAAT ETTİĞİ KUTSAK TOPRAKLARA YERLEŞMEDİĞİ SÜRECE, İSA MESİH GELMEYECEKTİR."
İşte evangelist Hıristiyanların, Yahudilerin çoluk çocuk öldürmesine bile ses çıkarmamasının asıl nedeni bu. Böylece Hıristiyanları parmaklarında oynatabiliyorlar. Bahsettiğimiz evangelistler, tüm dünyadaki Yahudileri İsrail’e toplamaya çalışıyorlar, başta Amerika. Çünkü Amerika'da Avanjelistler çok güçlü ve etkili. Şimdi herhalde neden İsrail’in kurulduğu, çok güçlü bir devlet yapıldığı ve ne yaparsa yapsın ses çıkarılmadığı ve bizat AMERİKANIN NEDEN KORUMASINDA OLDUĞUNU daha iyi anlamışsınızdır. Rabbimiz boşuna bizleri uyarıp, sakın sizleri Allah ile aldatmasınlar demiyor. Peki Yahudiler, Müslümanların içine neler sokmuşlardır? Neler sokmadılar ki, saymakla bitmez. Kur’an'da asla bahsedilmemesine, tam tersi vefat ettiği açıkça söylenmesine rağmen, Hz. İsa'nın tekrar geleceğine içimizden bazı Müslümanları inandırmışlardır, özellikle cemaat ve tarikat eksenli olanları. Gerçi Yahdiler çok rahat, Türkiyedeki cemaatleri, tarikatları biz kurduk dedikleri halde, hiç kimsenin sesi bile çıkmıyor. Bu konuda küçük bir not: "İsrail'de ki Hahambaşı, "Türkiye'de ki 72 Tarikatın Hepsini de Biz Kurduk"Dedi."
Namazlarda başımıza taktığımız takke, tespih çekmek Yahudilerin inançlarında vardır. Kadınların fuhuş halinde recm edilmesi, yani taşlanarak öldürmesi tahrif ettikleri Tevrat'ta geçer. Kur’an'da geçmediği gibi, böyle bir durumda verilecek ceza, apaçık Kur’an'da yazdığı halde, ayete bakmak yerine, Yahudilerin kitaplarında geçenler kabul görür olmuş, İslam'ın büyük bir bölümünde. Hatta elimizde apaçık bu konuda ayet varken, aslında recm ayeti Kur’an'da vardı, ama Kur’an toparlanırken o parşömeni keçi yedi deme gafletine dahi, Müslüman toplumunun bir kısmı düşmüştür. Yani bugün Kur’an eksiktir, deme gafletine bile düşüyoruz da, farkında bile değiliz.
Yine tahrif dilmiş Tevrat'ta geçen, kadınların peçe takmaları gerektiği çok açıkça yazar. Ama Kur’an'da sanki Rabbimiz unutmuşçasına (hâşâ) bunu bir eksiklik görüp, Tevrat'ı ve de İncil'i gerektiğinde örnek verip, o sözlere iman ederek peçe takılması Kur’an'da hiç bahsedilmediği halde, kadının yüzünün kapanması gerektiğine inandırılmışız. Yine Tevrat'ta kadın ay halinde kirli olduğu ve loğusalık durumunda ibadet edemeyeceğini yazar. Ama Kur’an asla böyle bir yasak getirmediği halde, Yahudilerin bu inançları yaşatılmakta, Kur’an'dan örnek vermek yerine, Kur’an'a uymayan Yahudi kaynaklı, hadis örneklerine iman edilmektedir.
İki erkek kardeşten birisi, oğlu olmadan ölürse, diğer bekâr kardeş yengesiyle evlenmeli ve kardeşinin soyunu sürdürmelidir diye geçer uydurulmuş batıl ilave edilmiş Tevrat'ta. Hatırlayınız bu gelenek bile hala sürdürülmektedir ülkemizin bazı bölgelerinde. Etinen yenecek yada yenmeyecek şeylerin çok açık Kur'an'da geçtiği halde, Kur'an'ın asla bahsetmediği onca haramların listeside, tahrif edilmiş Yahudilerin elindeki kitapta yazar. Sizce daha örnek vermeye gerek var mı dersiniz? Tüm bunlar, günümüzde yeteri kadar başımıza çorap örmüyor mu bizlerin? Tüm bunları savunanlara şunu sormak isterim, Allah Tevrat'ta geçmiş dönemlerde bunları emretmiş olabilir, bunu asla tartışmam, hatta araştırmam bile, bunu bilemeyiz. Ama Yaradan Kur’an'da ne diyordu, bakın size iki ayet örneği vermek istiyorum.
Bakara 106: BİZ BİR AYETİ SİLER, UNUTTURUR VEYA ERTELERSEK ONDAN DAHA İYİSİNİ VEYA ONUN BİR BENZERİNİ GETİRİRİZ. ALLAH'IN HER ŞEYE GÜCÜ YETER OLDUĞUNU BİLMEDİN Mİ?
Maide 101: EY İMAN SAHİPLERİ; SİZE AÇIKLANINCA HOŞUNUZA GİTMEYECEK ŞEYLERİ SORMAYIN. KUR'AN İNDİRİLİRKEN ONLARI SORARSANIZ SİZE AÇIKLANIR. ALLAH ONLARI AFFETTİ, BAĞIŞLADI. ALLAH BAĞIŞLAYANDIR, MERHAMETLİDİR.
Sanırım bu iki ayet, sorularımıza açıklık getiriyor. İlk ayette Allah gönderdiği kitaplar arasında, bazı ayetlerini nesh ettiğini, yani hükmünü kaldırdığını, onun yerine bizler için çağımıza uygun olanını gönderdiğini söylüyor. Devamındaki ayette de, Kur’an'ın indirilmeye başlandığı dönemde yani Resulü hayattayken, diğer Ehli kitabın bazı ayetlere itiraz ettiğini görüyoruz. Herhalde yeni indirilen ayette bahsedilen, daha önceki kitaplarda farklı ki, buna itiraz edenler çıkıyor. Allah buna açıklık getiriyor ve diyor ki; Hoşunuza gitmeyen konuları, Kur’an sizlere indirilmeye başlandığında sorun cevabı verilir. Ama daha sonra sormayın, çünkü Allah onları affetti, kaldırdı, bağışladı diyor. Bu ayetlerden alacağımız kıssadan hisse, bizler sorumlu olduğumuz kitaba sarılmalıyız, imanımız inancımız adına başka kaynaklar göstermemeliyiz. Bundan önceki gönderilen kitaplarda her ne varsa, bunlar geçmişte kalmıştır. Allah bizleri en son gönderdiği kitaptan sorumlu olacağımızı hükmetmiştir. Ayeti hatırlayalım. “ŞÜPHESİZ BU KUR’AN, SANA VE KAVMİNE BİR ÖĞÜT, BİR ŞEREFTİR. ONDAN HESABA ÇEKİLECEKSİNİZ.” (Zuhruf 44)
Evet, Yahudiler tüm dünyaya böyle hükmediyorlar, İNSANLARIN İNANÇLARINI ELLERİNDEN ALARAK, doğrusu onları kutlamak gerekir. ONUN İÇİN ALLAH BİZLERİ UYARIYOR VE SAKIN SİZLERİ ALLAH İLE ALDATMASINLAR DİYORDU KUR'AN'DA. Bizlere de yazıklar olsun, demekten başka söz gelmiyor aklıma. Günümüzdeki Tevrat'ı okuduğunuzda bile, Allah'ın Yahudi ırkına nasıl kızdığını ve onları nasıl cezalandırdığını görürsünüz. Hatta ağlama duvarında ağlayan Yahudilerin hikâyesi, Tevrat'ta çok ilginç bir şekilde anlatılır. Kısaca ondan bahsetmek isterim. Allah'ın meleği Yahudilere geliyor ve şöyle söylüyor; Yahudiler Allah yolundan gitmedikleri ve onun emirlerine uymadıkları için, artık Allah sizlerin yanında olmayacak, sizleri yalnız bırakıp başkalarının hükümranlığına verecek sizleri, dediği sözlerine üzülüp kahırlarından bu duvarda hep birlikte ağladıkları anlatılır.
Gerçekten de Allah'a isyan eden, Allah'ın Resullerini bile öldürmeye kalkan bir toplumdan ve onun soyundan ne beklenebilir ki? Ağlama duvarında ağlayan, Allah'ın bile yalnız bıraktığı bir nesil, bir ırk işte böyle çoluk çocuk demeden karşısına geleni öldürür. Hem ağlarım, hem öldürürüm zihniyeti, hangi canlılar için söylenir, bunu da siz düşünün. Yahudilerin nazarında, yalnız kendi ırkı vardır. Almanlar üstün ırk yaratmak için, Yahudileri nasıl öldürmesi yanlış ise, Yahudilerinde kendi ırklarını üstün görmeleri o kadar yanlıştır. Allah'a isyan eden bir neslin torunları, atalarına yapılanların acısını, suçsuz kadın ve çocuklardan alırcasına, saldırıp insafsızca öldürmeleri, aslında atalarının inancının devamının göstergesidir.
İnsanın en can alıcı yeri inancıdır. ONU ELE GEÇİRİRSENİZ, HEPSİNE HÜKMEDERSİNİZ. Yahudilerde bunu çok iyi yapmışlar ve de başarmışlar, lütfen bu acı gerçeğin artık farkında olalım. YAHUDİLER SİNSİCE HEM HIRİSTİYAN İNANCINA, HEM DE İSLAM İNANCINA, ÖYLE BİR GİRMİŞLER Kİ, BİR SÖZ VARDIR, ATI ALAN ÜSKÜDARI GEÇMİŞ BİLE. İçimize soktukları sahte hocalar, bir bakmışsın çok önemli makama gelmiş, sözü dinlenir insanlar oluvermiş toplumda. Kur’an'da asla bahsedilmeyenlerde, işte böyle girmiş içimize ne yazık ki. Dinimizi özgürce yaşamak istiyorsak, sorgusuzca iman etmek yerine elde Kur’an, bizlere anlatılan her bilgiyi, Kur’an ile sorgulayarak inanmalıyız. Yoksa bizleri Allah ile aldatan hainlerin tuzaklarından asla kurtulamayız. Yakın geçmişte toplumu bir birine düşman eden, halkı devletine isyana teşvik edip, Yahudi ve Amerikan emperyalizminin uşağı zalim FETONUN yaptıkları unutulmamalıdır. Bunlar içimize girmiş Yahudi tuzaklarıdır. Bu zalimden bizleri kurtaran, Rabbime şükürler olsun. Ama lütfen unutmayalım, bunun gibi içimizde gizlenen sinsi zalimlerden daha çok fazla var. Onlarda fırsatını bekliyorlar.
Dilerim bu zor anımızda, toplum olarak bazı gerçeklerin artık farkına varırız. Bu örnek bizlere ders olmalıdır. Allah aklını kullanmayanları, rezil bir durumda bırakırım dediği uyarısını, lütfen unutmayalım ve din simsarlarına artık fırsat vermeyelim. Yoksa iş işten geçmiş olacak. Bizden sonra gelecek nesle, torunlarımıza bu güzel ülkemizi aldığımız gibi özgür ve bir bütün olarak devretmek istiyorsak, düşmanlarımızın aldatmacalarına artık lütfen kanmayalım. Allah cümlemizin yardımcısı olsun.
Saygılarımla
Haluk GÜMÜŞTABAK
https://kuranadavet1.wordpress.com/
https://twitter.com/KURANA_DAVET
http://www.hakyolkuran.com/
https://www.facebook.com/Kuranadavet1/
https://hakyolkuran1.blogspot.com/
|
|
|
| Nisa Suresi 105, Enam 114, Nahl 64. Ayetler Işığında, İmanımızı Yaşayalım. |
|
Yazar: halukgta - 01-06-2026, Saat: 04:34 PM - Forum: İslam
- Yorum Yok
|
 |
Bu makalemde sizlerin, üzerinde düşünmenize vesile olmak istediğim ilk ayet, Nisa suresi 105. Ayet olacak. Rabbimiz bu ayetinde bizlere çok önemli bir konuda bilgi verdiği gibi, dikkat çekici bir uyarıda da bulunuyor. Lütfen bu ayet üzerinde, Kur’an bütünlüğünde dikkatle düşünelim. Önce ayeti yazalım.
Nisa 105: (EY MUHAMMED!) BİZ SANA KİTAB’I (KUR’AN’I) HAK OLARAK İNDİRDİK Kİ, İNSANLAR ARASINDA ALLAH’IN SANA ÖĞRETTİKLERİ İLE HÜKÜM VERESİN. SAKIN HAİNLERİN SAVUNUCUSU OLMA. (Diyanet meali)
İlk cümle üzerinde birlikte düşünelim. Allah Resulünü çok önemli bir konuda uyarıyor ve diyor ki, sana kitabı yani Kur’an’ı HAK olarak indirdik diyor. Sizce Allah Resulüne HAK olarak indirdim derken ne demek istemiş olabilir? Hak kelimesinin anlamı GERÇEK, SABİT, DOĞRU, KESİN anlamlarına gelir. Demek ki Rabbimiz Resulüne şunu söylüyor. Sana Kur’an’ı değişmez, ilave edilemez, çıkartılamaz eksiksiz, açıklanmış sabit ve doğru kesin hükümlerle bildir ki, SENDE KUR’AN İLE KULLARIMA AÇIKÇA VERDİĞİM BİLGİLERLE, HÜKMEDESİN DİYOR. Ayette geçen bir kelime üzerinde de durmak istiyorum. Çünkü bu ve benzeri kelimelere, Allah’ın asla bahsetmediği örnek dahi vermedi Kur’an’ın tam tersi anlamları vererek, batıl mezhep inançlarına kanıt yaratmaya çalışıyorlar. Şunu lütfen unutmayalım, Rabbimiz Kur’an’da herhangi bir konuda, ayetinde bir hüküm verdiyse, aynı konuda bir başka ayetinde asla bunun tersini söylemez. Yapılan Kur’an tercümelerinde böyle bir tezatlık görüyorsanız, mutlaka O ayet yanlış yada batıl inançalrını Kur’an’a söyletebilmek için, kasıtlı tercüme edilmiş demektir.
Dikkat ettiyseniz ayette SANA ÖĞRETTİĞİ GİBİ YA DA SANA GÖSTERDİĞİ GİBİ kelimelerinden yola çıkarak, bakın Allah bazı konuların detaylarını Kur’an’da yazmamış, Resulüne öğretmiş ya da göstermiş bizler Allah’ın Resulünden öğreniyoruz, yani Allah’ın Resulü soyut olan ayetleri, somut hale dönüştürüp yaşanır hale getirmiştir diyerek, kendi inançlarına kanıt yaratıyorlar. Örneğin Allah namaz kılın, zekât verin, Hacca gidin demiş ama açıklamamış, Resulüne Kur’an dışından nasıl yapılacağı öğretilmiştir diyorlar. Halbuki önyargısız Kur’an’ı okusalar çok basit ve kolay bir şekilde, nasıl hayatımıza geçireceğimiz açıklanmış. Bizler Allah’ın açıkladığı ile yetinmeyip, atalarımızın mezhep inançlarını Kur’an’da göremediğimizde, Allah’ın söylemediklerini ayetlere ne yazık ki ilave etmeye çalışıyoruz.
Elbette bu düşünce asla doğru değildir ve Kur’an’ın neredeyse tamamına ters düşer. Hatta Nisa suresi 105. Ayete bile ters düşer, yeter ki önyargısız Allah’ın uyardığı gibi ayetler üzerinde düşünelim, hemen gerçekleri görürüz. Allah bu ayette Kur’an’ı ne için indirdik demişti? HAK olarak yani gerçek, sabit, doğru, kesin, eksiksiz olarak indirdiğini söylüyordu. Bu durumda Rabbimiz HAK olarak indirdiği hükümlerini, açıklamadan, izah etmeden, nasıl yaşayacağımızı söylemeden indirmiş olabilir mi? Asla mümkün değil, çünkü Allah’ın Resulü açıklanmamış detay verilmemiş Kur’an ile nasıl bizlere hüküm versin? Bunu söylemek asla mümkün değildir. Enam 114. Ayetinde, Kur’an’ın açıklanmış halde indirildiğini ve ALLAH’IN KİTABINDAN BAŞKA HAKEM, HİÇ BİR KİTABIN OLAMAYACAĞINI BAKIN NASIL SÖYLÜYOR.
Enam 114: (DE Kİ “ALLAH’TAN BAŞKA BİR HAKEM Mİ ARAYACAĞIM? HÂLBUKİ SİZE KİTABI AÇIKLANMIŞ OLARAK İNDİREN O’DUR.” KENDİLERİNE KİTAP VERDİĞİMİZ KİMSELER, KUR’AN’IN GERÇEKTEN RABBİN TARAFINDAN İNDİRİLMİŞ OLDUĞUNU BİLİRLER. SAKIN ŞÜPHEYE DÜŞENLERDEN OLMA! (Kur’an yolu Diyanet işl.)
Allah’ın kitabından başka hakem, delil, kanıt arayanlara doğrusu söyleyecek sözüm elbette yok. Herkes kendi imtihanını yaşıyor bu dünyada. Rabbimizin Resulüne HAK olarak yani gerçek, sabit kesin hatta nice örneklerle açıklayıp göndermesinin nedeni, Resulünün ÜMMİ olmasından kaynaklanıyor. Yani Allah’ın Resulüne iftira attıkları gibi, ÜMMİ kelimesi okuma yazma bilmeyen değil, Kitap Ehline tabi olmayan anlamında olduğundan ve Hz. Muhammed’in dini konularda hiçbir bilgisi olmadığından, Rabbimiz bizzat Kur’an’ı HAK olarak açıklanmış detaylı bir şekilde gönderiyor. Hatırlayınız Allah Resulünün ümmi oluşuna açıklama getirmek için ne diyordu? “İŞTE BÖYLECE SANA DA, KENDİ BUYRUĞUMUZLA BİR RUH (KUR’AN) VAHYETTİK. SEN KİTAP NEDİR, İMAN NEDİR BİLMİYORDUN.” (Şura 52) Sanırım Rabbimizin sana öğrettik ya da sana gösterdiğimiz gibi sözlerinden neyi kast ettiği şimdi daha iyi anlaşılmıştır. ALLAH’IN RESULÜNÜN GÖREVİ, YALNIZ KUR’AN İLE HÜKMETMEK YALNIZ KUR’AN’I TEBLİĞ ETMEK OLDUĞU ÇOK AÇIK ANLAŞILIYOR. Şunu lütfen unutmayalım, biz Müslümanların aramıza girmiş Yahudi fitnesi, Allah’ın Resulüne bizlerin coşkun sevgiyle bağlı olduğumuzu bildikleri için, O’nun adını vererek bizleri aldatıyor ve Resulünü adeta Allah’ın din ortağı yaparak, BİZLERİ ŞİRK BATAĞINA SÜRÜKLÜYORLAR. Sizce Allah’ın Resulü, neye uyduysa, bizlerde ona uymamız gerekmez mi? Bakın nereye uymuş.
“DE Kİ: “BEN TÜREDİ BİR RESUL DEĞİLİM. BANA VE SİZE NE YAPILACAĞINI DA BİLMEM. BEN SADECE BANA VAHYEDİLENE UYARIM. BEN SADECE APAÇIK BİR UYARICIYIM.” ( AHKAF 9)
“DE Kİ: “HANGİ ŞAHİDİN ŞAHİTLİĞİ DAHA GÜVENİLİRDİR?” DE Kİ: “BENİMLE SİZİN ARANIZDA ALLAH ŞAHİTTİR. BU KUR’AN BANA, HEM SİZİ HEM DE ULAŞTIĞI HERKESİ ONUNLA UYARMAM İÇİN VAHYEDİLDİ.” (ENAM 19)
Allah’ın Resulü elbette Allah’ın, Kur’an’ı açıklamak bizim görevimiz dedikten sonra, nice örnekler açıkladığını söylediği Kur’an ile ümmetine hükmediyor. Biz Müslümanları Allah ve Resulü ile aldatanlar, her şeye kılıf bulmaya çalıştıkları gibi buna da bulmaya çalışıyorlar ve diyorlar ki; “RESULÜNE VAHYEDİLEN YALNIZ KUR’AN DEĞİL Kİ, KUR’AN’A GEÇMEYEN BİRÇOK KONU KENDİSİNE KUR’AN DIŞINDAN, CEBRAİL TARAFINDAN ÖĞRETİLMİŞTİR.” Bunu söyleyenlere lütfen şunu soralım, peki Allah’ın Resulü neden Kur’an’ı yazdırırken sözlü olarak kendisine öğretilenleri, bildirilenleri Kur’an’a geçirmemiş de, bizler yüzlerce yıl sonra bu rivayet hadisleri bazı kişilerden duyuyoruz? Haşa Allah’ın Resulünü görevini eksik mi yaptı? Çünkü Kur’an’ı Allah ben koruyorum diyor, korunan bir kitapla bizlere iletilmesi gerekirken, Allah’ın yasakladığı rivayet yolla bizlere ulaştırılması, asla mümkün olamaz dememiz gerekmez mi? Elbette gerekir. Aslında bu yolla kendilerini aldatanlara şunları söylememiz de yeterlidir. Allah apaçık ayetinde bizlerin, YALNIZ KUR’AN’DAN SORUMLU OLACAĞIMIZI, YALNIZ KUR’AN’IN İPİNE SARILMAMIZ GEREKTİĞİNİ HÜKMETMİŞTİR. Bu ve benzeri onlarca ayetten de anlıyoruz ki, Allah Resulüne Kur’an dışından bizlerin sorumlu olacağı, hiçbir şey emretmemiştir. Yoksa böyle emirler verir mi? Aslında zikir ehlini kandıramıyorlar çünkü hemen bunu söyleyenlere, Enam 19. Ayetle cevap veriyor ve Allah’ın Resulü, bakın bizleri yalnız Kur’an ile uyarıyormuş diyorlar. Batıl inançlarına kanıt yaratabilmek adına, ayetlerde geçen kelimelere farklı anlamlar verip, kendilerini avuttukları bir ayeti daha hatırlatmak isterim.
Nahl 64: SANA KİTABI, ANCAK AYRILIĞA DÜŞTÜKLERİ ŞEYLERİ ONLARA AÇIKLAMAN İÇİN VE İMAN EDEN BİR TOPLUMA DOĞRU YOLU GÖSTERİCİ VE RAHMET OLARAK İNDİRDİK. (Diyanet meali)
Atalarının batıl inancına kanıt yaratmaya çalışanlar, bakın Allah’ın Resulü ayetleri açıklıyormuş, demek ki ayetler açık değil diyerek rivayetlere kanıt arıyorlar. Hâlbuki Allah birçok ayetinde Kur’an’ı açıklamak bizim görevimizdir, biz Kur’an’ı nice örneklerle açıkladık ki hiç kimseye muhtaç olmayasınız demiyor muydu? Diyordu ama Allah’ı duyan dinleyen ne yazık ki çok az. Aslında bu ayette de farklı söylemiyor Rabbimiz, ayetin başında AYRILIĞA DÜŞTÜKLERİ KONULAR HAKKINDA ONLARI KUR’AN İLE BİLGİLENDİR, BÖYLECE AYRILIĞA DÜŞTÜKLERİ KONULARI KUR’AN İLE AÇIKLIĞA KAVUŞTUR DİYOR. Hatta Nahl suresi 44. Ayetinde bu konuda nasıl bir açıklama yapıyordu? APAÇIK BELGELER VE KİTAPLARLA GÖNDERDİK. Gönül gözleri kör olana, batılın etkisiyle ön yargılarından kurtulamayana, asla Kur’an gerçeklerini gösteremezsin. Görebilmesi için önce ön yargılardan kurtulup, HER MÜSLÜMAN ÖNCE İMANINA SORGULAYIP, KUR’AN İLE RESET ATMALI VE İNANCINDA TEMİZLİK YAPMALIDIR. Böyle yaparsakör olan gönlü aydınlanır, perdelenmiş gözler görür, sağır olan kulaklar HAK olanı apaçık duyar.
Allah ile aldatıcı O zalimlere şunu da söyleyelim lütfen. ARTIK SİZİN YALANLARINIZ ANLAŞILDI, FOYANIZ ORTAYA ÇIKTI. ÇÜNKÜ BİZ KUR’AN İLE BULUŞTUK ÇOK ŞÜKÜR VE GÖRDÜK Kİ ALLAH ZUHRUH 44. AYETİNDE, BİZLERİ YALNIZ KUR’AN’DAN SORUMLU TUTUYOR VE BİZLERİN YALNIZ KUR’AN’IN İPİNE SARILMAMIZI EMREDİYOR. SİZİN SÖYLEDİKLERİNİZ YALAN VE İFTİRAYMIŞ DİYELİM. Verecek çok örnek var, dilerim gönül gizleri Kur’an ile gören, Allah’ın azınlık HALİS kulları arasında oluruz.
Saygılarımla
Haluk GÜMÜŞTABAK
https://kuranadavet1.wordpress.com/
https://twitter.com/KURANA_DAVET
http://www.hakyolkuran.com/
https://www.facebook.com/Kuranadavet1/
https://hakyolkuran1.blogspot.com/
|
|
|
| Ali İmran Suresi 105. Ayete Bu Dünyada Gözlerini Yumanlar, Hesap Günü Gözünü, Cehenne |
|
Yazar: halukgta - 01-04-2026, Saat: 02:36 PM - Forum: İslam
- Yorum Yok
|
 |
Bu makalemde sizlere, günümüzde farkında olmadığımız yanlışlarımıza, çok dikkat çekici bir ayet hatırlatmak istiyorum. BİZLERİ ŞİRK BATAKLIĞINA SÜRÜKLEYEN BU YANLIŞIMIZI, FARKINDA OLMADAN İNANIN ÇOK YAPIYORUZ. Bu ayeti okuyup tebliğ alıp iman ettik dedikten sonra, bizlerin ayetin hükmünün tamamen tersi bir İslam’ı yaşadığımızı göreceksiniz. Tabi düşünen, aklını kullanan batılın ve hurafenin etkisinde kalmayan bir Müslüman, gerçekleri ancak fark edecektir. Önce ayeti yazalım, daha sonra ayet üzerinde Kur’an bütünlüğünde birlikte düşünelim. Lütfen Haluk Bey yine uzun yazı yazmış deyip, yarıda bırakmayalım sabırla okuyalım.
Ali İmran 105: KENDİLERİNE APAÇIK DELİLLER GELDİKTEN SONRA, PARÇALANIP AYRILIĞA DÜŞENLER GİBİ OLMAYIN. İŞTE ONLAR İÇİN BÜYÜK BİR AZAP VARDIR. (Diyanet meali)
Ayet çok açık ve net bizlere bir uyarıda bulunuyor. Kendilerine apaçık deliller geldikten sonra diyor. Peki, bizler Allah’ın Kur’an için apaçık dediğine inanıyor ve hayatımıza geçiriyor muyuz? Apaçık denilen delillerin, kanıtların önce gerçekten Kur’an olduğuna iman etmeliyiz. Dikkat ettiyseniz gelen O delilin yani Kur’an’ın APAÇIK olduğunu günümüzde çoğunluk Müslümanlar inanmıyor. Allah apaçık diyorsa, aklı başında her insan anlayabilir demektir, bizler öyle mi diyoruz? Çok üzgünüm ama bizler Kur’an’ın etkisinde olmayıp, mezheplerin rivayet sözlerinin/hadislerinin etkisinde İslam’ı yaşadığımız için, Kur’an’ın bu ve benzeri onlarca ayetine tam tersi bir inancı kabul etmekte bir sakınca görmüyor ve KUR’AN APAÇIK DEĞİLDİR, DETAY VERMEZ ÖZET BİLGİ VERİR. KUR’AN’I ZATEN HERKES ANLAYAMAZ DEMİYOR MUYZ? Peki, neden bu yanlış yola toplumu sürüklüyorlar? Toplumu Allah ile aldatanlar, ALLAH İLE KULUNUN ARASINA GİRİP, ALLAH’IN GÜDÜMÜNDEN TOPLUMU ÇIKARTIP, KENDİ GÜDÜMLERİNE ALABİLMEK, İSTEDİKLERİ GİBİ YÖNETEBİLMEK İÇİN BUNU YAPIYORLAR. Rabbimiz bu konularda bizleri uyarıp, aklınızı kullanın benden başka sakın Veliler edinip ardı sıra gitmeyin diye uyardığı halde, BU GERÇEKLE BLUŞAMAYAN MÜSLÜMANLAR, Allah’ın emrinin tam tersini İslam’ın emri diye yaşadıklarının, hala farkında bile değiller.
Ne yazık ki bizler kendi ellerimizle, kendi gözlerimize batılın perdesini çektik, kulaklarımıza bu batıl bilgilerle ağırlıklar yerleştirdik artık HAK olanı göremez, duyamaz olduk. Kalplerimizi de mühürleyince hissedemez olduk. ÇÜNKÜ AKLIMIZI KULLANMAYI BIRAKTIK, BAŞKALARININ AKLINA TESLİM OLDUK. Kalp çok önemlidir duygunun merkezidir. Eğer iman kalplerimize yerleşmemişse gerçek iman edenlerden asla olamayız. Onun için Allah birçok ayetinde, Cebrail’in ayetleri Resulün kabine indirdi tabirini kullanır, yani ona ayetin tüm gerçeklerini öğretti onu gerçek iman edenlerden yaptı anlamındadır. Yine Rabbimiz Kur’an’da bedevi Araplardan bahsederken, onlar iman ettik diyorlar ama onların imanları kalplerine daha yerleşmedi diyerek, çok önemli bir gerçeğin altını çiziyor. ÇOK ÜZGÜNÜM AMA BİZLERDE AYNI HATAYI YAPIYORUZ VE İMANLARIMIZ SÖZDE KALIYOR, KALPLERİMİZE YERLEŞEMİYOR. Rabbimiz Kur’an’ın apaçık olduğunu, nice örneklerle izah edilip açıklandığını anlayalım ve hiç kimseye muhtaç olmayalım diye, bizzat kendisinin Kur’an’ı açıkladığını yemin ederek kolaylaştırdığını söylediği halde, bu uyarıları ne yazık ki inatla görmezden duymazdan geldik, üstünü örttük. Peki neden, sırf atalarımızın batıl inancını yaşamaya devam edebilmek için.
Allah özellikle bizlerin sorumlu olduğu ayetleri MUHKEM bir şekilde, yani şüphe duymayacak kadar apaçık gönderdiğini söylemesini bile göz ardı ettik. Bizler daha çok şeyleri görmezden geldik. Örneğin sakın dinde bölünenler gibi olmayın, tek yumruk olun yoksa sizi yok ederler diye uyardığı halde, bizler dinde mezheplere, cemaatlere, tarikatlara bölünmeyi doğru, güzel göstermek için, BU BİR ZENGİNLİKTİR DEMEKTE SAKINCA GÖRMEDİK. Yani Allah ne emrediyorsa tersini iddia ettik, yaşadık ama bunun hala farkında değiliz. Hâlbuki Allah İslam dininde tek bir kaynak Kur’an’ın olduğunu bizlere bildirmiş ve hangi kaynaktan sorunlarımızı çözmemizi istemişti hatırlayalım.
“İNSANLAR TEK BİR ÜMMETTİ. ALLAH, MÜJDECİLER VE UYARICILAR OLARAK RESULLER GÖNDERDİ VE BERABERLERİNDE, İNSANLARIN ANLAŞMAZLIĞA DÜŞTÜKLERİ ŞEYLER KONUSUNDA, ARALARINDA HÜKÜM VERMEK ÜZERE, KİTAPLARI HAK OLARAK İNDİRDİ.”(Bakara 213)
Hatta Allah kullarını, yalnız indirdiğim vahyimden sorumlu tutacağını da apaçık bildirdi. Bunca açık ayetler elimizde olduğu halde, bizler aramızdaki sorunları çözmek için, Allah’ın kitabını yeterli görmeyip, rivayetlerin sanı bilgilerin peşine düşerek, Allah’ın yolundan saptık ama bunun farkında bile değiliz. Hâlbuki Rabbimiz çok açık ve net bizleri hangi kaynaktan hangi bilgilerden sorumlu tutacağına hükmetmişti hatırlayalım
Zuhruf 44: ŞÜPHESİZ BU KUR’AN, SANA VE KAVMİNE BİR ÖĞÜT VE BİR ŞEREFTİR, ONDAN HESABA ÇEKİLECEKSİNİZ. (Diyanet meali)
Gerçekten de bizler gözlerimizi HAK olana yummuş, BATIL olana açmışız. RABBİMİZİN SAKIN DİNDE PARÇALANIP BÖLÜNMEYİN, UYARISINI BİLE ATALARIMIZIN BATIL İNANCINA KURBAN EDEREK GÖRMEZDEN GELEBİLİYORSAK, BİZLER HER TÜRLÜ AZABI HAK ETMİŞİZ DEMEKTİR. Onun içinde gerçekleri göremiyoruz. Bakın ayeti özellikle Diyanetin mealinden yazıyorum, çünkü Diyanet bizler için güvenilir olması gerekmez mi? Yorumunu sizlere bırakıyorum. Çünkü ayeti bu kadar güzel tercüme eden Diyanet, kendilerine ait Diyanet haber sitesinde, İslam’ı bakın hangi kaynaklardan yaşamamız gerektiğini söylüyor ve camilerde bunları topluma anlatmakta bir sakınca görmüyorlar.
“İSLAM DİNİNİN İKİ TEMEL KAYNAĞI VARDIR. BUNLAR, ALLAH’IN KİTABI VE BU KİTABI İNSANLARA TEBLİĞ EDEN HZ. PEYGAMBER’İN SÜNNETİDİR. DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI KURULDUĞU GÜNDEN BERİ BU İKİ TEMEL KAYNAĞA DAYANAN BİR YAYINCILIK ANLAYIŞINA SAHİP OLMUŞTUR. TOPLUMA SAHİH DİNÎ BİLGİYİ ULAŞTIRMAK AMACIYLA HER KESİME YÖNELİK NİTELİKLİ ESERLER YAYINLAMAKTADIR. DÜN OLDUĞU GİBİ BUGÜN DE BİDATLERE, SAPMAYA, YOZLAŞMAYA VE BOZULMAYA KARŞI DİNİ DOĞRU VE GÜVENİLİR KAYNAKLARDAN ÖĞRENMEK ÇOK ÖNEMLİDİR. SEVGİLİ PEYGAMBERİMİZ BU KONUDA ÜMMETİNİ ŞÖYLE UYARMIŞTIR: “SİZE İKİ ŞEY BIRAKIYORUM, ONLARA SIMSIKI SARILDIĞINIZ SÜRECE YOLUNUZU ŞAŞIRMAYACAKSINIZ: ALLAH’IN KİTABI VE PEYGAMBERİNİN SÜNNETİ.” (MUVATTA’, KADER, 3)
Önce şunu hatırlatmak isterim. Allah’ın Resulünün veda hutbesinin, yaklaşık yüz bin kişi gibi kalabalık bir topluma hitap ettiği rivayet edilir. Bu kadar kalabalık bir topluma hitap edilen konuşma, inanılmaz farklı şekillerde bugün bizlere rivayet yolla ulaşmıştır. Diyanetin, Allah’ın Resulünün size iki emanet bırakıyorum sözü bile, günümüze 3 değişik şekilde ulaşmıştır. Birisi Diyanetin söylediği gibi iki emanet bırakıyorum, Kur’an ve benim sünnetim. İkincisi SİZE TEK BİR EMANET BIRAKIYORUM ODA KUR’AN’DIR. Üçüncüsü size iki emanet bırakıyorum, birisi Kur’an diğer ehlibeytimdir. Sizce hangisi doğru olabilir? Zikir ehli, bunun doğrusunu Kur’an’dan hemen anlayacaktır. İşte rivayetlere kuşku duymadan inanmak, bu kadar tehlikelidir.
Diyanet, İslam dininin iki kaynağı vardır diyor ama Allah tek bir kaynağının olduğunu, onlarca ayetinde bizlere apaçık söylüyor. Hatta Rabbimiz, SİZLERİ KUR’AN’DAN HESABA ÇEKECEĞİM DEMİYORMU Zuhruf 44. Ayetinde? Diyanet işleri başkanlığının, kurulduğundan beri bu iki temel kaynağa dayanan bir tebligat içinde olduğunu söylüyor. Bu düşünce asla doğru değildir. Tam tersine Atatürk, Diyanet işleri başkanlığını kurmasının nedeni, Türk halkının Kur’an’ın emrettiği gerçek İslam ile toplumu buluşturmak adına kurmuştur. Hatta İslam’ı bozmak isteyen tarikat ve cemaatlerle mücadele etmiştir, onun için bugün cemaat ve tarikatlarda Atatürk düşmanlığı yapılır. Sizce Zuhruf suresi 44. Ayetinde Rabbimiz, sizleri Kur’an’dan hesaba çekeceğim ve Ali İmran 103. Ayetinde HEP BİRLİKTE ALLAH’IN İPİ KUR’AN’A SIMSIKI YAPIŞIN, BÖLÜNÜP PARÇALANMAYIN, hükmünü verdikten sonra, HAŞA sözünden dönüp, yalnız Kur’an ile olur mu, Resulümü herhalde postacı diye göndermedim, onun da dinde benim koymadığım hükümleri koyma, benim sünnetime ilaveler yapma yetkisini verdim, onlara da uymanız gerekirdi, der mi mahşer günü? Aklını zerre kadar kullanan gerçekleri görecektir, kullanmayana da zaten sözümüz yok.
Bakın Allah Resulünü uyarıp, kimin hangi şeriatına, yani yoluna sünnetine uymasını istiyor. “SONRA SENİ DE DİN KONUSUNDA BİR ŞERİAT SAHİBİ KILDIK, ONA UY. BİLMEYENLERİN HEVESLERİNE UYMA.”(Casiye 18) Allah Resulünün, ona indirdiği Kur’an’ın şeriatına uymasını istiyor, farklı şeriatlar sünnetler dine ilave et, onlara da uysun kullarım demiyor. Çünkü Allah Kur’an’da, hükmüne hiç kimseyi ortak etmeyeceğini söylüyor. Bakın Rabbimiz biz kullarının Veliler, gavslar edinmeden nereye uymamızı emrediyor. “RABBİNİZDEN SİZE İNDİRİLENE UYUN. O’NUN BERİSİNDEN BİRTAKIM VELİLERİN ARDINA DÜŞMEYİN. SİZ NE KADAR DA AZ ÖĞÜT ALIYORSUNUZ! (Araf 3) Bu ve benzeri yüzlerce ayeti tebliğ alan bizler, sizce dinin ikinci kaynağı var diyebilir miyiz? Karar sizin, imtihan sizin imtihanınız.
Gerçekten de Allah’ım, bizler senin ayetlerine karşı çok nankör davranıyor ve gözlerimizdeki perdeyi kaldırmak için çaba harcamadığımızdan, Kur’an’da ki öğütlerinden de faydalanamıyoruz. Yani biz kulların çok nankörüz. Allah’ın sünnetini biliyoruz, Kur’an’ın verdiği hükümler yani Allah’ın bizlerin izlemesini istediği yol ve yöntemler diyebiliriz. Peki, Allah’ın Resulünün sünneti farklımı sizce? Allah’ın Resulü, Allah’ın sünnetinin dışına mı çıktıda bunu söylüyoruz. Bu yanlışı yapanlara soracak çok soru var ama Kur’an’ın sınırlarını aşanlara ne anlatırsanız anlatın dinlemeyeceklerdir. Çünkü Gözler perdeli, kulaklar da ağırlıklar var, kalp ise hissetmez olmuş. Allah’ın Resulü de yalnız Kur’an’a uyduğunu apaçık gösteren ayetlere gözlerini kapatanlara, bu örnekleri istediğiniz kadar hatırlatın görmeyeceklerdir ama biz yine de hatırlatalım. Bakın Allah’ın Resulünün izlediği yol yani onun izlediği sünnet neresiymiş. “BU KUR’AN BANA VAHYOLUNDU Kİ, ONUNLA SİZİ VE ULAŞTIĞI HERKESİ UYARAYIM.” (Enam 19) Allah’ın Resulü biz ümmetini yalnız Kur’an ile uyardığını yine Kur’an’da apaçık söylüyorsa, nasıl olurda dinin kaynağını ikiye çıkartıp, Allah’ın kitabının yanına rivayet kitaplar koyarak, Allah’ın yolundan bu toplumu farklı kaynaklara, yollara yöneltiriz? BUNU YAPANLARIN ALLAH’A HESAP VEREMEYECEKLERİNİ, MAHŞER GÜNÜDE RESULÜN YÜZÜNE BİLE BAKAMAYACAKLARINI, ŞİDDETLE HATIRLATIRIM. Yaptığımız çok büyük yanlışımıza, Rabbimizin uyarısını özellikle hatırlatmak istiyorum. Bakın Allah biz kullarını hangi bilgilere, kaynağa inanmamızı ve sarılmamızı istiyor. Kur’an dışı bir kaynak öneriyor mu?
“İMAN EDİP İYİ AMEL İŞLEYENLERİN VE RABLERİ TARAFINDAN HAK OLARAK MUHAMMED’E İNDİRİLENE İNANANLARIN GÜNAHLARINI ALLAH ÖRTMÜŞ VE HALLERİNİ DÜZELTMİŞTİR. BUNUN SEBEBİ, İNKÂR EDENLERİN BÂTILA UYMALARI; İNANANLARIN DA RABLERİNDEN GELEN HAKKA UYMUŞ OLMALARIDIR. İŞTE ALLAH, İNSANLARA KENDİLERİYLE İLGİLİ DURUMLARI BÖYLE ÖRNEK VERMEKTEDİR.” ( Muhammed 2-3)
Bu ve benzeri ayetlere bu dünyada gözlerini yumanlar, gözlerini cehennemin kapısında açmaktan asla kurtulamayacaklardır. Sizleri yine Kur’an’dan Allah’ın biz kullarını özellikle uyardığı ve izlememiz gereken yolu ve onun tek kaynağının yalnız Kur’an olduğunu apaçık muhkem bir şekilde söylediği ayetlerle, baş başa bırakmak istiyorum. YALNIZ Allah’ın vahyine güvenip, onun ipine sarılanlara ne mutlu.
“HEP BİRLİKTE ALLAH’IN İPİNE (KUR’AN’A) SIMSIKI SARILIN. PARÇALANIP BÖLÜNMEYİN.” (Ali İmran 103)
“AND OLSUN, SİZE ÖYLE BİR KİTAP İNDİRDİK Kİ, BÜTÜN ŞAN VE ŞEREFİNİZ ONDADIR. HÂLÂ AKILLANMAYACAK MISINIZ?” (Enbiya 10)
“GERÇEK HAK OLAN, RABBİNDEN GELENDİR. O HALDE KUŞKULANANLARDAN OLMA!” (Bakara 147)
“İŞTE BU KUR’AN, BİZİM İNDİRDİĞİMİZ MÜBAREK BİR KİTAPTIR. BUNA UYUN VE ALLAH’TAN KORKUN Kİ SİZE MERHAMET EDİLSİN.” (Enam 155)
“ONLARA, “ALLAH’IN İNDİRDİĞİNE UYUNUZ” DENDİĞİNDE, “HAYIR, BİZ ATALARIMIZI ÜZERİNDE BULDUĞUMUZ ŞEYE UYARIZ” DERLER. YA ATALARI AKILLARINI KULLANAMAMIŞ, DOĞRUYU DA BULAMAMIŞ İDİYSELER DE Mİ?” (Bakara 170)
“EY İNSANLAR! ŞÜPHESİZ SİZE RABBİNİZDEN KESİN BİR DELİL GELDİ VE SİZE APAÇIK BİR NUR İNDİRDİK.” (Nisa 174)
Değerli kardeşlerim, inanın biz Müslümanlar öyle batıl ve hurafe bir din yaşıyoruz ki, hesabın görüleceği O çetin gün bu yanlışlarla Allah’ın huzuruna gidersek, çok pişman olacağız. Yazdığım bütün ayetleri hiç tebliğ almamış olduğunuzu bir an düşünün. Rabbimizin yalnız şu ayetini tebliğ alıp iman ettim diyen bir Müslüman, sizce dinin iki kaynağı vardır diyerek, Kur’an’ın yanına doğruluğundan asla emin olamayacağı rivayet, sanı kaynakları koyabilir mi? Yorumunu sizlere bırakıyorum. Dilerim gönül gözleri açık Kur’an gerçeklerini görebilen, Allah’ın azınlık halis kulları arasında oluruz.
Casiye 6: İŞTE BUNLAR, ALLAH’IN ÂYETLERİDİR. ONLARI SANA GERÇEK OLARAK OKUYORUZ. ARTIK ALLAH’TAN VE O’NUN ÂYETLERİNDEN SONRA, HANGİ SÖZE İNANACAKLAR? (Diyanet meali)
Saygılarımla
Haluk GÜMÜŞTABAK
https://kuranadavet1.wordpress.com/
https://twitter.com/KURANA_DAVET
http://www.hakyolkuran.com/
https://www.facebook.com/Kuranadavet1/
https://hakyolkuran1.blogspot.com/
|
|
|
| Keloğlan Serdar Yıldırım'a Karşı |
|
Yazar: Serdar102 - 01-03-2026, Saat: 07:44 PM - Forum: Hikaye Uydurma Bölümü
- Yorum Yok
|
 |
KELOĞLAN SERDAR YILDIRIM'A KARŞI
Bir adım, iki adım, üç adım. Dört yanına dört eder kırk dört adım.
Keloğlan, İnegöl ile Yenice arasındaki göl kıyısında balık tutuyormuş. Tutuyormuş da kovası boşmuş. Sabah erkenden göl kıyısına geldiğinde öğle yemeği derdindeymiş. Öğlene kadar boş geçmiş, akşam yemeği için, dertlenmiş. Eli boş gidersem, anam bırakmaz eve gireyim. Ormanda yatılmaz ya kurt, kuş dolu. Hiç olmazsa bir balık yakalasaydım. Oltanın ucuna yem takarım, balık gelir, yemi yer ama oltaya yakalanmaz. Göl balık dolu. Millet gelir, kovayı doldurur ve gider. Bu balık tutma işi etti beni heder.
Zaman gezgini Serdar Yıldırım Keloğlan'ı görünce yanına gelmiş. Bu ikisinin daha önce yaşadığı maceralar varmış.
Serdar: " Selam Keloğlan. Bakıyorum kovan dolu. Göldeki bütün balıkları tutmuşsun. "
Keloğlan: " Serdar, selam da sen eskiden benimle alay etmezdin. Bana daima yardımcı olurdun. Benim de sana çok yardımım oldu. "
Serdar: " Alınma be Keloğlan. Şakacıktan öyle dedim. Söz seninle bir daha bu tarz konuşmam. İlk ve son olsun. "
Keloğlan: " Özürünü kabul ettim, gitti. Sen benim öyle dediğime aldırma. Sabahın adı var, bir balık tutamadım. Üzüntüden çakıl taşı kadar küçüldüm, kaldım. "
Serdar: " Demek üzüntün bundandı. Ben de seni buraya yeni geldin sandım. Bak sana nasıl balık tutulur, göstereyim. Kovayı alır, suyun içine girersin. Kovayı uzatırsın ve haydi bakalım balıklar, atlayın kovanın içine dersin. Balıklar kovaya dolunca eve gidersin. "
Serdar dediğini aynen yapmış. Biraz sonra bir kova dolusu balıkla Keloğlan'ın yanına gelmiş. Balıkları gören Keloğlan çok sevinmiş. Şimdi hedef Keloğlan'ın eviymiş. Keloğlan balıkların hepsini ben tuttum deyince anası, bravo benim balıkçı oğluma demiş ve balıkları pişirmek için, ocağın yanına gitmiş.
Keloğlan: " Daha daha nasılsın? " diye sormuş.
Serdar: " İyiyim, hoşum, doluyum, boşum. Haberler sende. Birkaç ay önce taşındığın bu yeni evine alışabildin mi? "
Keloğlan: " Buraya alıştım alışmasına ama bir de aşk durumları oldu. Hayır, sorma, hiç anlatmam. "
Serdar: " Aşk durumları ha? Aşık oldun yani. Belliydi balık tutamadığından. Aşık adamın oltasına balık takılmazmış. Ben sormadım sen de anlatma. Kime aşık oldun bakalım? Kim bu şanslı kız? "
Keloğlan: " Angelacoma ( İnegöl ) Tekfuru Nicola'nın kızı. Bu eve taşındığımızın ertesi günüydü. Göl kıyısında karşılaştık. Bir an gözgöze geldik. Kalbim davul gibi gümledi, burnum zurna gibi öttü. Aşık olmuştum. Kız da bana karşı ilgi duymuş. Yanıma geldi. Adımı sordu. Keloğlan dedim. Meğer o beni eskiden beri tanıyormuş. Adımı biliyormuş. Elele tutuştuk, geleceği konuştuk. Serdar senin geleceğe ait tahminlerin tutuyordu. Hani diyordun ya: Bin yıl sonra insanlar ne seni ne beni unutmazlar. Bu düşüncen ilk anda bana olamaz gibi gelmişti ama öncesinden benim adım hatırlanır. Sen de benim masallarımı yazdığın için ve o masallardan bazılarında olduğun için, senin adın da unutulmaz. Senin şu an itibarıyla yaşadığın tarih nedir? "
Serdar: " Bence bugün 22-Ağustos-2016 yılındayım. "
Keloğlan: " Gelecek yıllara, yüz yıllara, bin yıllara benden kucak dolusu selam. "
Serdar: " Benden de selam. Önce şiir yazmaya başladım. Sonra masal ve hikaye yazmaya. İnternete 2006 yılında girdim. Eserlerimi yayınlamaya başladım. Çok ilgi gördü. Okurlar, yazdıklarımı beğendiler. 2011 yılında Ankara'dan Sıradışı Yayınları benimle irtibata geçerek on tane masalımı ayrı ayrı kitaplar halinde, büyük boy ve resimli olarak yayınladı. Sonradan pek çok yayınevi haberim olmadan internetten masallarımı alarak masal kitaplarında ve yardımcı ders kitaplarında yayınladı. 155 tane kitap ve dergide eserlerimi bulup satın aldım. Kimbilir daha kaç tane var? "
Keloğlan: " Benim masallarımı da yazıyordun. Kaç tane oldu? "
Serdar: " 58 tane oldu. Tüm yazdıklarım 280 tane oldu. "
Keloğlan: " 58 tane Keloğlan masalı mı? Var git sen 1.000 yıl daha yaşa. 2.000 tane olmazsa hakkımı helal etmem. "
Keloğlan'ın anası: " Haydi çocuklar, balıklar pişti, sofraya düştü. Soğumadan karnınızı doyurun da sonra atmaya, tutmaya devam edersiniz, " deyince iki aç insan sofraya oturmuş. Dakikalar sonra sofrada balıktan eser kalmamış.
Serdar bir ay Keloğlan'ın evinde misafir kalmış. Sonrasında köye gelen bir tellal Angelacoma'nın Turgut Alp tarafından alındığını söylemiş. ( MS.1299 ). Bundan dolayı Osman Gazi, Burussa ( Bursa ) kapısına dayanmış.
Keloğlan: " Duydun mu Serdar, Angelacoma'da savaş olmuş da bizim haberimiz olmamış. Orası kaç adımlık yer? "
Serdar: " Tekfurun kızı kimbilir şimdi ne haldedir? Belki de babasıyla birlikte esir düşmüştür. "
Keloğlan: " Ne? Esir mi düşmüştür? Kalk Serdar, kalk. Gidelim Angelacoma'ya, varalım Turgut Alp'in huzuruna. Ettiyse esir tekfuru, istesin tekfurdan kızını. "
Keloğlan ile Serdar, hızla yürüyerek gitmişler ve Turgut Alp'in huzuruna çıkmışlar. Turgut Alp'in işi başından aşmış. Keloğlan'ı dinleyince vezirine dönerek, kıza sorun, istiyorsa varın gidin evlendirin Keloğlan'la, demiş. Kız evet deyince Keloğlan ile tekfurun kızı evlenmiş. Birlikte köye dönmüşler. Anası Keloğlan'ı ve kızı güleryüzle karşılamış. Eve buyur etmiş.
Serdar bakmış ilgilenen yok oradan ayrılmış. Zaman gezgini olarak geçmişin ve geleceğin labirentlerine doğru yola çıkmış. O labirentler ki, bazen çok soğukmuş, bazen sıcakmış. Çok soğuk olunca beyni buz tutarmış, bir cümle bile yazmak istemezmiş. Bazen sıcak olurmuş, yazdıkça yazacağı gelirmiş. Serdar, yazdıklarımı okuyan oldukça yazmaya devam edeceğim, demiş.
Orhan Gazi Bursa'yı almış.
Turgut Alp İnegöl'e yerleşmiş.
Keloğlan, tekfurun kızı ile mutlu olmuş.
Serdar Yıldırım bu masalı yazmış.
Keloğlan bahçeden dört gül koparmış.
Birini Orhan Gazi'ye, birini Turgut Alp'e.
Birini tekfurun kızına, birini anasına vermiş.
Serdar olayı duyup geri gelmiş, hani bana demiş.
Keloğlan sana yok demiş ve eve girip kapıyı kilitlemiş.
SON
|
|
|
| Keloğlan Dev Fare - Serdar Yıldırım |
|
Yazar: Serdar102 - 01-03-2026, Saat: 07:43 PM - Forum: Hikaye Uydurma Bölümü
- Yorum Yok
|
 |
KELOĞLAN DEV FARE
Bir varmış, bir yokmuş. Bir dev fare varmış. Aha manda kadarmış.
Fare, fare, dev fare, nasıl geldin bu hale?
Ne yedin de böyle oldun, bir göründün, bir kayboldun.
" Dağda, bayırda gezerim, ne bulursam onu yerim.
Kedilerin düşmanıyım, yakalarsam kedi de yerim. "
Aman fare, yaman fare, başı büyük, kocaman fare.
Sakın kasabaya gitmeyesin, insanları üzmeyesin.
" Aman insan, yaman insan, başı küçük, kösemen insan.
Kasabaya gidiyorum, insanları üzüyorum. "
Dev fare arkasında yüzlerce normal fare olduğu halde kasabaya giriş yapmış. Şarkılar söyleyerek sokaklarda gezmişler. Ortalıkta ne bir insan, ne bir kedi görünmüyormuş. Dev fare ve arkadaşları, bu kasabada günlerce kalmışlar. Kilerlerde, ambarlarda ne varsa yiyip bitirmişler.
Bir gün kasaba dışındaki yolda nöbet bekleyen fareler, ileriden gelen kel kafalı bir genci görmüşler. Durumu dev fareye bildirmişler.
Dev fare: " Sakın bu Keloğlan olmasın? Adını çok duydum ama kendisini hiç görmedim. Gidin sorun bakalım kimmiş, neyin nesiymiş? Eğer bu Keloğlan ise, yandığımızın resmidir. Bizi bir dakika bu kasabada tutmaz, bilmiş olasınız. "
Bunun üzerine oradaki farelerden biri: " Aman efendim, siz neler söylüyorsunuz? Gelen Keloğlan olsa ne olacak? Bize ne yapabilir ki? İzin verin onu geldiği yere kadar kovalayalım. "
Dev fare: " Kimi kovalıyorsun? Keloğlan senden, benden kaçar mı sanıyorsun? O korkmaz, korkutur. Yenilmez, yener, ezilmez, ezer. Kaybettiği görülmemiştir. "
Farelerden biri gitmiş ve az sonra geri dönmüş. Gelen genç Keloğlan'mış. Dev fare Keloğlan'ın karşısına çıkmış. Onu saygıyla selamlamış. Hoş geldiniz, demiş.
Dev fareyi görünce Keloğlan'ın aklı başından gitmiş. Çok korkmuş, bir ağacın arkasına saklanmış: " Uy anam, o neydi öyle? Kocaman, öküz kadar! Etraf fare dolu. Bu onların babası olsa gerek. Öküz faresi mi desem, fare öküzü mü desem? Beni yakalarsa yer bu ya. Yandım ki hem ne yandım. " diye söylenirken, dev farenin sesini duymuş:
" Keloğlan Bey, saygıdeğer Keloğlan Bey, nasılsınız, iyi misiniz? "
Bunun üzerine Keloğlan önce saklandığı ağacın arkasından başını çıkarmış, durum vaziyetini kontrol etmiş, ortamın müsait olduğunu görünce ortaya çıkmış. Bakmış dev fare karşısında el pençe, divan duruyor: " Seni gidi minik, beni niye korkuttun bakayım? Gel buraya kulaklarını çekeyim. "
" Aman efendim, ben kim, sizi korkutmak kim? Asıl ben sizden çok korkuyorum. "
" Yapma ya..! Minik, benden niye korkuyorsun çabuk söyle bakalım? "
" Sizi tanımayan, Keloğlan adını bilmeyen yoktur. Ben dağdan geldim. Oralarda herkes sizin başınızdan geçen olayları anlatıyor. İnanın sizin hikayelerinizi dinleyerek büyüdüm. "
" Büyümüşsün ama fazla büyümüşsün. Bundan sonra benim hikayelerimi az dinle. "
" Hani siz iyisiniz ama rakipleriniz kötüdür. Ben sizin tarafınızdan olmak istiyorum. Bugün burada olanları duyanlar beni kötü bilmesinler. Kasabalıların biraz yiyeceğini yediydik. Şu iki çuval altın zararı karşılar. Ben bu altınları dağda sebze, meyve satarak kazandım. Ayrıca kasabalılardan özür diliyorum. Şimdi dağlara dönüyorum ve bir daha dağdan inmem. "
" Yolun açık olsun, güle güle git. Kimse seni kötü bilmez, merak etme. "
Daha sonra dev fare ve öbür fareler şarkılar söyleyerek kasabayı terk etmişler. Altınlar kasabalının zararını karşılamış. Kasabalılar, Keloğlan için, eğlenceler düzenlemişler, ziyafetler vermişler. Böylece Keloğlan kasabalıları farelerden kurtarmış olmuş.
SON
|
|
|
| Keloğlan'ın Horozu - Serdar Yıldırım |
|
Yazar: Serdar102 - 01-03-2026, Saat: 07:41 PM - Forum: Hikaye Uydurma Bölümü
- Yorum Yok
|
 |
KELOĞLAN'IN HOROZU
Bir varmış bir yokmuş. Yumurtadan civciv çıkmış. Civciv büyümüş piliç olmuş. Piliç büyümüş tavuk olmuş. Tavuk yumurtlamış. Yumurtadan civciv çıkmış. Bu civciv büyümüş horoz olmuş. Bu horoz bir gün sol- sağ, bir- iki uygun adım giderken Keloğlan'la karşılaşmış ve Keloğlan'ın yanından sıyırtıp geçmiş. Keloğlan ağzı açık horozun arkasından baka kalmış. Çabucak toparlanıp bir koşu horozun önüne çıkmış. Karşısında Keloğlan'ı gören horoz durmuş.
Keloğlan: " Ne o Toros? Yürüyüp gidiyorsun. Beni tanımadın mı? "
Bunun üzerine horoz durmuş: " Tanıdım da, seni tanıdım diye durmam gerekmez. "
" Bana kızgınsın, yenilgiyi benden biliyorsun. "
" Daha herşey bitmedi. Şu yeni nesil. Bak civcivlere, bunların çoğu horoz olacak. Yakında yeni bir ordu kuracağım. Zafer bizim olacak. "
Altı ay kadar önceydi. Uzun bir zamandır tilkiler kümeslere giriyor ve tavukları götürüp ormanda yiyorlardı. Kümes hayvanları tilki korkusu altında yaşamaktan bıkmıştı. Daha sonra Toros çıktı ve kümes hayvanlarını bir bayrak altında toplamayı başardı. Horozlardan ordu kurdu, bu orduyla haksızlığa baş kaldırdı ama tilki ordusuyla yapılan meydan savaşında bozguna uğradı. Savaştı, sonuna kadar savaştı, tek kaldı ve kuşatmayı yarıp yaralı olarak kurtuldu. Yarası iyileşince tekrar ortaya çıktı ama bu defa çok daha fazla hırslıydı.
Keloğlan'ı tanımamasının sebebi ise, biraz daha sabret, hemen savaşa girme, kazanma şansın çok az demesinden kaynaklanıyordu. Zamanla civcivler piliç, piliçlerin çoğu horoz oldu. Çevreden binlerce horoz gelerek Toros'un özgürlük bayrağı altında toplandı. Keloğlan'ın, çok kalabalıksınız, siz bu savaşı kazanırsınız demesi üzerine yapılan savaşı horozlar kazandı. Keloğlan'ın horozu, zafer kazandı ve kalan az sayıda tilki ormanın derinliklerine çekildi.
SON
----------------------------------------------------------------------------
KELOĞLAN'IN KUZU SEVGİSİ
Keloğlan kasabaya giderken yolda bir kılıç bulmuş. Kasabaya varınca kılıcın sahibini aramaya başlamış. Kime sorduysa ne kılıcı daha önce gören ne de sahibini tanıyan çıkmamış. Hayvan pazarından geçerken küçük bir kalabalık Keloğlan'ın etrafına toplanmış. Birkaç kendini bilmez Keloğlan'la alay etmeye başlamış.
Adamlardan biri orta yere bir kuzu getirmiş: " Şu kuzuyu kılıçla keselim. Şişe takıp döndürelim. Nar gibi kızartalım. Afiyetle yiyelim. " demiş.
Bunun üzerine Keloğlan: " Aman ağalar, etmeyin, eylemeyin. Ne istersiniz bir garip kuzudan? Daha doğalı kaç gün olmuş? Bırakın yaş yaşasın, ömür sürsün. Kuzu kesenin, kuzu eti yiyenin başına türlü belalar gelirmiş. Bunu bilmez misiniz? "
Keloğlan'ın haykırışı ses getirmiş. Kalabalıktan birkaç kişi Keloğlan'dan yana çıkmış. Kuzunun sahibi, kuzuyu götürmüş. Az önce keselim, döndürelim, kızartalım, yiyelim diyen adamlar, Keloğlan'dan özür dilemişler. Keloğlan'ı üzmemek için, kuzu kesmekten, kuzu eti yemekten ömür boyu vazgeçmişler.
Son sözü Keloğlan söylemiş: " Kuzu eti yiyen olmasa kuzular kesilmez. Kuzuların kesilmemesi için, sizler de kuzu eti yemekten vazgeçmek istemez misiniz? "
SON
Yazan: Serdar Yıldırım
|
|
|
| Keloğlan Padişahın Oyunu - Serdar Yıldırım |
|
Yazar: Serdar102 - 01-03-2026, Saat: 07:39 PM - Forum: Hikaye Uydurma Bölümü
- Yorum Yok
|
 |
KELOĞLAN PADİŞAHIN OYUNU
Bir varmış, bir yokmuş. Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde. Tilkilerin kümeslerden uzak durduğu, farelerin kedilerden korkmadığı bir devirde yaman mı yaman bir Keloğlan yaşarmış. Bu Keloğlan dağ-taş gezermiş, soğuk sulardan içermiş. Anasıyla birlikte karınca kararınca yaşayıp giderlermiş.
Bir öğle vakti Keloğlan evde anasıyla konuşurken, kapı çalınmış. Keloğlanın anası kapıyı açmış. Gelenler, ak sakallı, yaşlıca bir adam ile dünya güzeli bir kızmış. Anası misafirleri eve buyur etmiş. Keloğlan'ın kızı görünce aklı başından gitmiş. Kıza aşık olmuş. Anası öbür odaya geçince, ana bu kızı bana istesene, demiş. Anası, kimdirler, nedirler bilmeyiz, nasıl olup da eve gelen misafirden kızını isteriz, dediyse de Keloğlan'ın ısrarı karşısında kızı babasından istemiş. Meğersem bunlar tebdil kıyafet gezen o ülkenin padişahı ve kızıymış.
Padişah: " İyi de Keloğlan, kızımı nerede yaşatacaksın, nasıl geçineceksiniz? Anlat da bilelim. " demiş.
Keloğlan: " Ondan kolay ne var canım. Onu sarayımda yaşatırım, pek de güzel geçindiririm. " demiş.
Padişah: " Saray mı? Ne sarayı? Senin sarayın mı var, Keloğlan? " diye sormuş.
Keloğlan: " Tabi canım. Şu dağın ardında kalan saray benimdir. " demiş.
Padişah, Keloğlan'ın dediği sarayı hemen bilmiş. Çünkü o saray kendi sarayıymış. Keloğlan'ın oyun ettiğini anlamış. Onun oyununa karşılık kendi de bir oyun oynamak istemiş: " Bak sen. Bravo sana Keloğlan, demek senin bir sarayın var. Hem tanınmış birisin hem de zenginsin. Kızımı senden daha iyi birisine mi vereceğim? Şimdi biz gidelim. Haftaya bugün sarayına misafir oluruz. Haydi kal sağlıcakla. " demiş ve kızıyla birlikte çıkıp gitmiş.
Padişahla kızı gidince Keloğlan'ı bir düşüncedir almış. Demediğini bırakmayan anasından kurtulmak için dışarı kaçmış. Durum buymuş ve bir hal çaresi lazımmış. Şöyle mi yapsam, böyle mi etsem derken, sonunda kararını vermiş. Olanları padişaha anlatıp yardımını isteyecekmiş. Padişah ise, Keloğlan'ın saraya geleceğini tahmin ediyormuş. Keloğlan'ı görüşme odasına aldırmış ve araya gerili perdenin arkasından Keloğlan'la konuşmuş. Keloğlan'ın dediklerini kabul edip, sarayı Keloğlan'ın emrine bırakmış ve kızıyla birlikte yakındaki konakta kalmaya başlamış.
Keloğlan saray görevlilerinden hazırlıkların bir an önce tamamlanmasını istemiş. Padişah ve kızı söz verdikleri günde misafirliğe gelmişler. Görevliler, durumdan haberdar oldukları için, padişah ve kızına misafirmiş gibi davranmışlar. Yemekler yenmiş, ayranlar içilmiş. Sohbet giderek koyulaşmış ve geç vakitler padişah ve kızı giderken Keloğlan ve anasını konağa davet etmişler.
Konakta anası padişahtan kızını Keloğlan'a istemiş. Kızının olurunu aldıktan sonra padişah evet demiş ve kızını Keloğlan' a vermiş. Sarayda yapılan düğüne padişah, padişah kıyafetiyle, kızı Aysel de prenses kıyafetiyle katılıp kimliklerini belli etmişler. İlk anda çok şaşıran Keloğlan ve anası zamanla buna alışmışlar. Saray görevlileri padişahın oyununu konuşmuşlar. Keloğlan ve Aysel evlenip mutlu olmuşlar.
SON
|
|
|
| Keloğlan Dağ Aslanı - Serdar Yıldırım |
|
Yazar: Serdar102 - 01-03-2026, Saat: 07:38 PM - Forum: Hikaye Uydurma Bölümü
- Yorum Yok
|
 |
KELOĞLAN İLE DAĞ ASLANI
Bir varmış iki yokmuş, üç varmış beş yokmuş. Evvel zamanda Keloğlan'la anası varmış. Keloğlan küçükken çalışmayı sevmezmiş, büyüdükçe çalışmayı sevmemeye devam etmiş. Evde yatar uyurmuş, tarlaya gitse uyurmuş. Bir gün anası Keloğlan'a kızmış: " Oğlum, on koyunumuz var, bari onları götür otlasınlar. Bir işe yara. " demiş.
Bunun üzerine Keloğlan anasının sözünü dinlemiş, koyunları alıp dağa çıkmış. Koyunlar otlarken Keloğlan uyuya kalmış. Koyunlar almış başını gitmiş. Neden sonra Keloğlan uyanmış. Bakmış koyunlar yok, sağa sola koşmuş, koyunları aramış ama boşuna, çaresiz eve dönmüş.
Keloğlan'ın koyunları kaybettiğini öğrenen anası sopasını eline alıp, Keloğlan'ın üstüne yürümüş. Keloğlan kaçmış, anası kovalamış: " Keltoroş seni, on koyun güdemezsin, en büyük benim dersin. Koyunları bulmadan eve dönme. " diyerek arkasından bağırıp çağırmış.
Keloğlan anasından kurtulduktan sonra uyuyup kaldığı yere gitmiş. Koyunların izini aramış. Çok uzaklardan gelen bir mee sesi duymuş. Koyun melemesi karşıki kayalıktan geliyormuş. Kayalığa doğru yürümüş, melemeler çoğalmış. Oradaki bir mağaraya girmiş ve koyunları bulmuş.
Bu mağara bir dağ aslanının mağarasıymış. Keloğlan'ın mağaraya girdiğini gören dağ aslanı Keloğlan'ın üstüne atılmış ve onu yakalayıp koyunların yanına bağlamış. Keloğlan dağ aslanından aman dilemiş: " Ey dağ aslanı, ben ettim sen etme. Seni rahatsız ettim, kusura kalma. Bir anam var koyunları ister. Büyüklük göster, sal bizi, bırak yolumuza gidelim. "
Bunun üzerine dağ aslanı: " Sus, sessizce otur orada. Hem kafan kel hem de çok konuşuyorsun. İki günde bir koyun yesem yirmi günde koyunlar biter. Sonra sıra sana gelecek. Acaba seni nerenden yemeye başlasam? Cevaplamam gereken zor bir soru bu. "
Keloğlan bakmış olacak gibi değil, dağ aslanı laftan anlamaz. Bir kurnazlık düşünmüş: " Sayın dağ aslanı, siz bu dağın kralısınız ve burası sizin sarayınız. Bu saray çok kirli. Ellerimi çözün sadece bir ayağım bağlı kalsın, her yeri silip süpüreyim. "
Dağ aslanı: " Doğru, ben bu dağın kralıyım. Burası beni sarayım. Saraylar kirli olmaz. "
Dağ aslanı Keloğlan'ın ellerini çözmüş. Keloğlan hemen temizliğe başlamış. Bir saat sonra dağ aslanı gidince Keloğlan ayağındaki ipi çözmüş. Koyunlarla birlikte mağaradan kaçıp gitmiş. Keloğlan'ın koyunlarla geldiğini gören anası onları çoşkulu bir şekilde karşılamış. Keloğlan'ı yanaklarından öpmüş, koyunları ağıla kapamış. Daha sonra Keloğlan'la anası geceyi geçirmek üzere evlerine çekilmişler.
SON
Yazan: Serdar Yıldırım
Esra Şaşmaz İle Masal Zamanı: Keloğlan ile Dağ Aslanı - Habertürk TV
|
|
|
| Keloğlan Dört Haramiler - Serdar Yıldırım |
|
Yazar: Serdar102 - 01-03-2026, Saat: 07:37 PM - Forum: Hikaye Uydurma Bölümü
- Yorum Yok
|
 |
KELOĞLAN DÖRT HARAMİLER
Bir varmış bir yokmuş. Bir Keloğlan varmış. Anasıyla birlikte karınca kararınca geçinip giderlermiş. Bir yıl hiç yağmur yağmamış, kıtlık olmuş. Ekinler tarlada, meyveler dalda, üzümler bağda susuzluktan kavrulmuş. Dereler, ırmaklar kurumuş. Bunun üzerine anası Keloğlan'ı iş bulup çalışarak para kazanması ve kışlık yiyecek alması için kasabaya gitmeye ikna etmiş.
Anasının hazırladığı yiyecekleri torbasına koyan Keloğlan kasabaya gitmek üzere yola çıkmış. Hava sıcak, kasaba uzak, Keloğlan ormanda dinlenmek için, çimenlere uzanmış ama oracıkta uyuyakalmış. Neden sonra uyanmış, bakmış yiyecek torbası yok. Üzülmüş, dövünmüş, söylenmiş, etrafı aramış, torbayı bulamamış. Çaresiz durumu kabullenip kasabaya doğru yürüyüşüne devam etmiş. Sonunda ormandan çıkıp kasaba yoluna girmiş.
Keloğlan giderken yol kenarında oturmuş yemek yiyen dört adama rastlamış. Bu adamlar, o bölgede hüküm süren, soygunlar yapan dört haramiymiş. Keloğlan adamlara selam verip yanlarına sokulmuş ki, bir de ne görsün! Torba kendi torbası, yedikleri yiyecekler de anasının hazırladığı yiyeceklermiş. Keloğlan torbasını bu adamların çaldığını anlamış ama bir şey yapamamış. Yanında çakı bile yokken, adamların bellerine astıkları kılıçlara bakakalmış. Konuşmalarından onların harami olduklarını anlamış ama açlık korkuyu yenmiş: " Ağalar, karnım çok açtır. Sabahtan beri bir şey yemedim. Yanınıza sokulsam ve iki lokma da ben yesem, he olur mu, ne dersiniz? "
Haramiler, Keloğlan'a ters ters bakmışlar. Haramilerden biri sormuş: " Adın ne senin? "
" Adım İbrahim ama herkes bana Keloğlan der. "
" Keloğlan mı? Kel kafandan belli zaten. Biz insanların cebinden parasını, ağzından lokmasını alan haramileriz. Yiyecek torbanı aldık, canını almayalım. Var git uzaklaş, gözüm görmesin seni. " Bunun üzerine Keloğlan oradan bir uzaklaşmış ki sormayın.
Aradan bir ay geçmiş. Keloğlan kasabada odun kırmış, yük taşımış, getir-götür işlerinde çalışmış ve biraz para biriktirmiş. Bu arada haramilerin kasabalılara eziyet yaptığına şahit olmuş. Karşı çıkan olmayınca kasaba meydanında haraç vermedi diye adam dövdüklerini görmüş.
Keloğlan ayrılmadan önce kasabalıları haramilerden kurtarmaya karar vermiş. Padişaha posta güverciniyle haber uçurmuş. Padişah haramilerin üstüne asker göndermiş. Askerler, haramileri yakalamış ve zindana atmışlar. Böylelikle Keloğlan biriktirdiği paralarla bir eşek satın almış ve kışlık yiyecekleri bu eşeğe yükleyip, harami korkusu olmadan köyünün yolunu tutmuş.
SON
Türkiye Çocuk Dergisi
|
|
|
|