Penceresinde eski yaşam izleri,
Sokak çocuklarının taşa tuttuğu ücra bir ev…
Çöksün dediğim duvarlar yok artık…
Yok artık, beni yerle bir edecek heyelan bölgesi aşk…
Gelir geçermiş
Orjinal Boyutunda Açmak İçin ( 792x792 ve %3$sKB ) Buraya Tıklayın
Yalan!
Kandırılmaya vakti yok ömrümün…
Bilirim bu son mevsim…
Uykusu kucaksız çocuktum, kimse’siz…
Dinmeyen, yarım yamalak ağlamalarım vardı,
Artık yok…
Zannettim ki sevilmek diye bir şey var,
Yalan!
Duygusuz gözlerle seviyorum demenin lüzumu yok!
Peşinden koştuğum değil, ardıma düşen zamandır dizlerimi kanatan.
Yerimi bilmediğim kentin izbeliğine sığındım, alnımda iz bıraktı…
Usanmış bir gönlüm varken bu şehirden gitmemeye bahanem yok!
Zulam gelenlerin vefasızlığına yetti ancak…
Bir adam boyu toprak örtmeye yetmez…
Kentin uğrak meydanında asılı dursun ibretlik, sırtımda iz etmesin artık…
Sakat adımlarıma yük etmeye gerek yok!
Temize çekeceğim ay kalmadı…
Yazı, kışı, baharı mektebin duvarındaki resimlerde tanıdım ben…
Gözlerimi yumup çocuksu düşler kurardım içlerinde…
Anladım ki, yaşam bir düş acıyla yoğrulmuş.
Geleni, gideni belli değil…
Ve toprak örtmeye yetmez hüznün kanayan izlerini…
Sen sol, yeni baharlar, yeni yaşamların olsun…
Süzülen martıların çığlığına aldırmaz kimse bilirsin…
Yarım kalmış simit kırıntım dalgalansın denizde bir çığlığı susturmak için…
El sallayıp, kanatlarından sıcaklık dileneyim donmamak için, böyle kopuk ve durgun..
Neden diye sormayın…
Nefes alıp vermekten yoruldum!
Sen git, beşinci mevsim sensizlikten doğsun…
Aşk olmasın artık mevsimsiz üşüyen ruhum!