
O'na de ki...
Biz onunla bembeyaz yağan bir karaaltında gece yarısı yürüyüşlerinde üşümeyen ayak izleriydik.
Yeşilliklere bakan bir pencerenin gerisiydik.
Bir fenerin beklediği kumsalda güneşe yüzünü veren çakıl taşlarıydık.
Bir otel odasında umulmadık bir anda karşılaşmış sürgünde yorgunluktan uyuyakalan iki bedendik.
Aynı marka iki araba gibiydik.
Kara kaplı beyaz sayfalı bir defterde kağıt ile kalemin arasına giren bir yalnızlık şiiriydik.
Altın sarısı

Kahverengi derinliklerdik...
O zamanlar adı artık pek de lazım olmayan

O bir gözyaşıydı

Ben bir umuttum

Biz O'nunla diğerlerinden farklı gibiydik.
Şimdi o yokken benim önümde kaçak

Ve yazın en uzun günü

Sonra resmi törenler başlıyor.
Düş kaçkınları





Yani hayat

Biz olmasak da

Gecelerin çok uzun olduğunu anladım ve şafak vakti o uyanırken ben daha yeni uykuya daldım.
O vakitler hayatın sınırları.
Ve sınır boyu mayın tarlalarının yerini tehlikeli sessizlikler alırdı.
Birbirine ulaşamayan yürekler kendilerini geceleri bitmesini istemedikleri uykulara vuruyor.
O'nun dahil olmadığı bir hayatı yaşamak

O'na sor bakalım;
En çok ne eksik kaldı

Gerçi ben bilmesini beklemiyorum.
Beni anlamasını beklemediğim gibi.
Benimki sadece geç kalmış bir veda...
Ya da yanlış anlaşılmış bir aşka bir türlü konulamayan nokta

