:: Duygusuz.com - Dostluk ve Arkadaşlık Sitesi
Hoşgeldin, Ziyaretçi
Sitemizden yararlanabilmek için Kayıt olmalısınız.

Kullanıcı Adınız:
  

Şifreniz:
  





Forumda Ara

(Gelişmiş Arama)

Forum İstatistikleri
» Toplam Üyeler: 16,694
» Son Üye: ymptk22
» Toplam Konular: 98,581
» Toplam Yorumlar: 1,065,560

Detaylı İstatistikler

Kimler Çevrimiçi
Toplam: 223 kullanıcı aktif
» 0 Kayıtlı
» 220 Ziyaretçi
Applebot, Baidu, GoogleBot

Son Aktiviteler
Atatürk'ün Çocukluk Anıla...
Forum: Hayatı ve Anıları
Son Yorum: Serdar102
03-28-2026, Saat: 09:08 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 64
Mavi'ye..
Forum: Aşk Hikayeleri
Son Yorum: SunSet
03-11-2026, Saat: 08:23 AM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 116
Keloğlan Çataltepe Tekfur...
Forum: Hikaye Uydurma Bölümü
Son Yorum: Serdar102
02-12-2026, Saat: 11:45 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 206
Kısa Keloğlan Masalları -...
Forum: Hikaye Uydurma Bölümü
Son Yorum: Serdar102
02-12-2026, Saat: 11:26 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 174
Keloğlan Ve Pinokyo - Ser...
Forum: Hikaye Uydurma Bölümü
Son Yorum: Serdar102
02-12-2026, Saat: 11:22 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 156
Dev Hamsi - Serdar Yıldır...
Forum: Hikaye Uydurma Bölümü
Son Yorum: Serdar102
02-12-2026, Saat: 11:19 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 148
Diş Hekiminin Aşkı - Serd...
Forum: Hikaye Uydurma Bölümü
Son Yorum: Serdar102
02-12-2026, Saat: 11:18 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 148
İslam Toplumu, İşte Böyle...
Forum: İslam
Son Yorum: halukgta
01-10-2026, Saat: 05:07 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 200
Keloğlan Leyleklerin Padi...
Forum: Hikaye Uydurma Bölümü
Son Yorum: Serdar102
01-07-2026, Saat: 02:21 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 235
Yahudiler Dünyayı, İnancı...
Forum: İslam
Son Yorum: halukgta
01-07-2026, Saat: 10:20 AM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 189

 
  Kur'an ı anlayabilmek adına, yaptığımız yanlışlar.
Yazar: halukgta - 08-19-2012, Saat: 08:54 AM - Forum: İslam - Yorumlar (1)

Günümüzde İslam ı, Kur’an ı anlamaya çalışırken, öyle kaynaklardan, bilgilerden istifade ediyoruz ki, hiç sorgulamadan, düşünmeden Kur’an süzgecinden geçirmeden yaşamımıza geçiriyoruz. Ne yazık ki bu yol ve yöntemi, geçmişte de büyük bir çoğunluk böyle yaşamış, bugünde öyle yaşıyor. Bu konuya örnek olması adına, yazdığım yazıma bir kardeşimizin verdiği cevap üzerinde, sizleri düşünmeye davet etmek istiyorum.


(Sen edille-i şeriyye diye bir şey duydun mu hiç?
Ayrıca hiç kimse Kuran ayetlerini dizip dizip, bak şurada şu yazıyor, o zaman benim aklıma göre şu anlam çıkar, diyemez. Diyen kişi ya din sapığıdır ya ultra mezhepsizdir ya da özel yetiştirilmiş bir siyonisttir.

Sen Kuranın açıklamasının seninin minicik beyninin aldığı kadar olduğunu mu sanıyorsun?
Yürü git, burada çoluk çocuk kandıracağım diye uğraşma.
Her önüne gelen din şarlatanı olmuş.)


Yukarıdaki sözleri değerlendirdiğimizde, bizler şuan ki aklımız ve mantığımızla, Allah ın emrettiği, bizlere rehber olsun diye gönderdiği Kur’an ın muhkem ayetlerini, anlamamızın mümkün olmadığını, Kur’an ı anlayabilmemiz için, başka kaynaklara mutlaka ihtiyacımızın olduğu anlatılmaya çalışılıyor. Düşünün lütfen beşerin dahi yazdığı bir ilmi kitaba, bu sözleri söylesek, sanırım kitabın yazarı çok üzülürdü.

Kur’an ı kendi aklı ve çabasıyla anlamaya çalışanlara da, arkadaşımızın layık gördüğü sözlere üzülmemek elde değil. Bu kardeşimiz Kur’an ı anlayarak okumuş olsaydı, bu yolu ve yöntemi Allah ın önerdiğini bilirdi.

Elbette Kur’an ı anlamak adına, bir cümlenin ya da kelimenin ardına düşüp, kendimizce anlamlar çıkarmamız büyük hata olur. Bugün bu hata ne yazık ki yapılıyor. Kur’an da bir kelimeden yola çıkarak, açıkça belirtilmeyen gizli anlamlar yükleyerek, hurafe inançlarımıza delil arama çabası içinde kanıt aranıyor. Bu yöntemde elbette bizleri, yanlışa götürecektir.

Bizler inandığımız rivayetlere, kelimelerin ardından kanıt aramak yerine, Allah ın bizlere neler anlattığını, bizlerden ne istediğini, nasıl bir yolu izlememiz gerektiğini, bir bütün olarak anlamaya çalışırsak, en doğru yolu izlemiş oluruz. Daha sonra işimiz daha kolay olacaktır.

Kur’an ayetlerini doğru anlamak için, mutlaka Kur’an ın diğer ayetlerinden yararlanmalı ve Kur’an ın bir başka ayetine ters düşecek bir anlamı, manayı çıkarmamalıyız. Allah dinin anası, temeli olan muhkem ayetleri, yine Kur’an içinde verdiği nice örneklerle açıkladığını bizlere anlatır ve yalnız Kur’an ın ipine bizlerin sarılması içinde öğüt verir.

Gelin Kur’an bütünlüğünde, arkadaşımızın yazdığı cevabı birlikte değerlendirelim ve üzerinde düşünelim. Önce günümüzde Kur’an ı anlamanın kesin şartlarından sayılan, EDİLLE-İ ŞER’IYYE NEDİR onu anlamaya çalışalım.

Geleneksel İslam anlayışına göre, Kur’an ı doğru anlayabilmemiz için, bazı ek bilgilere, beşeri kitaplara ihtiyacımız olduğu anlatılır. Bu bilgiler yoksa Kur’an ı doğru anlamakta mümkün değildir denir. Bunun şartları olarak da şunlar sayılır.

1. Kur’an
2. Sünnet
3. İcma
4. Kıyâs

Kur’an ı anlamada en önemli kaynak, bizzat kendisi olduğu anlatılır, bu doğrudur. Fakat Kur’an ı, tek başına ayetleri anlamamızın mümkün olmadığı, doğru anlayabilmemiz içinde, peygamberimizin sünneti yani hadislerine mutlaka ihtiyaç duyulduğu vurgulanır. İcma ise, peygamberimizin ölümünden sonra, herhangi bir konuda bütün müctehidlerinin şer’i bir hüküm üzerinde ittifakıyla alınan kararlar olduğu söylenir. Kıyas ise bir şeyi başka bir şeye benzetmek, karşılaştırmak suretiyle anlamaya çalışmaktır.

Şimdi gelelim bu dört başlığın, Kur’an ı anlamamızdaki doğruluğuna. Allah Kur’an da birçok kez bizleri uyararak, sizlere yemin olsun ki bu Kur’an ı kolaylaştırdım der. Hatta hala öğüt almayacak mısınız diye de dikkatimizi çekerek, ayetler üzerinde bizlerin düşünmesini emreder. Eğer aklı başında bir insan, ayetleri anlayamayacak olsa, Allah bizlerin, neden ayetler üzerinde düşünmesini istesin? Düşünmeyenlere de ikaz edip, uyarıda bulunsun? İşte bunu da dikkatle düşünmeliyiz.

Allah Kur’an ı doğru anlamamız içinde yol gösterir ve Kur’an da, her şeyden nice örnekleri sıraladık ki, anlayasınız diye de açıklama yapar. Bir başka deyişle Kur’an ı, yine Kur’an ayetleriyle anlamamızı öğütler bizlere.


Sünnete ve peygamberimizin hadislerine gelince. Yine bu konuda açıklama yapan Kur’an, peygamberimizin yalnız Kur’an a uyduğunu, ümmetine yalnız Kur’an ı tebliğ edip ve yalnız Kur’an ile hükmetme görevi aldığını da çok açık anlatır birçok ayetinde.

Hatta öyle bir örnek verir ki, eğer elçim sizlere indirdiğime, tek bir söz ilave etmiş olsaydı bizim adımızı kullanarak, onun şah damarını keserdik diye de, çok açık hükmünü vermiştir. Buradan da anlıyoruz ki, peygamberimizin yolundan gitmek isteyen, yalnız Kur’an a sarılmalıdır.

Tüm bu bilgileri, Kur’an bütünlüğünde düşündüğümüzde, peygamberimizin Kur’an dışından ne bir hüküm verebileceğini, nede Kur’an ın dışına asla çıkamayacağını anlıyoruz. Eğer bizler Kur’an ı rivayetlere, ya da yüzlerce yıl önce Kur’an ı anlayanların anladıkları gibi anlamaya çalışırsak, hata yaparız.

Şunu asla unutmamalıyız. Dine hüküm koyan yalnız benimdir diyen, Allah ın hükmünü asla unutmadan, peygamberimizin adını kullanarak, bugün bizlere iletilen rivayetleri, Kur’an süzgecinden geçirerek almalı ve yararlanmalıyız. Hiçbir doğru bilgi dışlanmamalıdır tek bir şartla, imtihan olduğumuz Kur’an ın onayından geçmesi şartıyla.

Diyelim ki bizler Kur’an ayetlerini okuduğumuzda anlamamız mümkün değil, o zaman neden Kur’an ı bizlerin anlayacağı şekliyle peygamberimiz yazdırmadı diye, bir soru gelmez mi akla? Yine düşünmeye devam ettiğimizde, madem bizler Kur’an ın muhkem ayetlerini okuyup düşündüğümüzde anlamamız mümkün değil, bu durumda peygamberimiz Kur’an ile birlikte, ayetlerin açıklanmış halini neden sağlığında yazdırıp bizlere ulaştırmamış? Bakın ne kadar ilginç sorular çıkıyor ortaya.


Hâlbuki Allah hatırlayınız, yalnız Kur’an ın ipine sarılmamızı, onun üzerinde düşünmemizi ve yalnız Kur’an ı koruması altına aldığını, sizlere gönderdiğim elçimin, yalnız sizleri Kur’an ile uyaracağını söylemiyor muydu bizlere Kur’an da? İmtihanda öyle olmaz mı zaten. Herkes kendisi imtihan için düşünüp, aklını kullanıp, çaba göstermesi gerekmez mi? Allah bizlerin anlayamayacağımız bir kitaptan, sizce sorumlu tutarda imtihan eder mi? Allah bakın elçisinin Kur’an dışına çıkamayacağını, topluma yalnız Kur’an ile hükmedeceğini, çok net nasıl açıklıyor hatırlayalım.


Nisa 105: Kuşku yok ki, biz bu Kitap'ı sana, insanlar arasında Allah'ın sana gösterdiği ile hükmedesin diye hak olarak indirdik. Sakın hainlere yardakçı olma.

Maide 67: Ey resul! Rabbinden sana indirileni tebliğ et. Eğer bunu yapmazsan onun verdiği peygamberlik görevini yerine getirmemiş olursun. Allah seni insanlardan korur. Allah, küfre batmış topluluğa kılavuzluk etmez.


Ahkaf 9: De ki: "Ben, resuller içinden bir türedi değilim! Bana ve size ne yapılacağını da bilmiyorum. Bana vahye dilenden başkasına da uymam! Ve ben, açıkça uyaran bir elçiden başkası da değilim.

Ahzap 2: Rabbinden sana vah yedilene uy! Allah, yapmakta olduklarınızdan en iyi biçimde haberdardır.

Araf 3; Rabbinizden size indirilene uyun; O'nun berisinden bir takım velilerin ardına düşmeyin! Siz ne kadar da az öğüt alıyorsunuz.

Yukarıdaki ayetlere ve buna benzer onlarca ayetlere gözlerini yumanlara, elbette söyleyecek sözümüz olamaz. Madem okuduğumuzda herkesin anlaması mümkün değil, Allah nasıl olurda sizleri bu kitaptan sorumlu tutuyorum der, bunu da mı düşünen yok? Elbette düşünme ve akıl devre dışı kalırsa, neyin doğru neyin yanlış olduğu da anlaşılmayacaktır.

Allah hem din ve iman adına veliniz yalnız benim, sakın velilerin ardına düşmeyin diye ikaz ettikten sonra, acaba bizlerin rehberi, dinin anası olan muhkem ayetleri, bizlere anlaşılması zor gönderir de, birilerinin ardı sıra bizlerin gitmesini sağlar mı? Nasıl olur da Allah a böyle bir adaleti layık görürüz, bunu damı düşünemiyoruz?

Size küçük bir örnek vermek istiyorum. Peygamberimizin yaşadığı dönemde geçen, bir olayı sizlere nakletmek istiyorum. Peygamberimizin anlattığı bir konu, dilden dile nakledilerek, peygamberimizin kulağına kadar gelmiş. Peygamberimiz ben böyle bir şey söylemedim, diyerek söylenen bu sözleri yalanlamış. Çünkü kendi söylediği sözler değiştirilmiş, ilaveler yapılmış ve asıl anlamından saptırılmış. Bakmış ki bu yol çok tehlikeli ve Allah yolundan saptırıcı, hemen kendisinden bundan böyle hadis naklini yasaklamış ve bakın ne söylemiş.
(Allah’ın elçisinden sözlerini yazmak için izin istedik, bize izin vermedi.
Tirmizi, Es Sunan, K. İlm 11

Biz hadis yazarken Hz. Peygamber yanımıza geldi ve “Yazdığınız şey nedir?” dedi. “Senden işittiğimiz hadisler” dedik. Hz. Peygamber: “Allah’ın kitabından başka kitap mı istiyorsunuz? Sizden evvelki milletler Allah’ın kitabı yanında başka kitaplar yazdıkları için yoldan çıktılar.”
El Hatib, Takyid 33 )


Elbette bunlarda birer rivayettir, peygamberimizin söylediği rivayet edilir, ama önemli olan Kur’an ın onayını almış olmasıdır. Peygamberimizin ilk önce hadis yazımını yasakladığı, fakat daha sonra izin verdiği anlatılır. Hâlbuki dört halife devrine baktığımızda, dört halife döneminde de, peygamberimizden hadis naklinin, yasağının ciddiyetle takip edildiğini görürüz. Bakın sizlere birkaç örnek.


Hz. Ebu Bekir, peygamberin vefatından sonra Müslümanları toplayarak şöyle demişti: “Sizler, Peygamberden hadis rivayet ediyorsunuz ve bu hadislerde ihtilafa düşüyorsunuz. Sizden sonrakiler ise daha fazla ihtilaf edecektir. Peygamberden hiçbir şey tahdis etmeyin. Size bir soru soran olursa, “Bilgimizle sizin aranızda Allah’ın kitabı var” deyin ve onun helal kıldığını helal, haram kıldığını haram kılın”
[Zehebi, “Teskiretu’l Huffaz, I, 2-3]


Hadisler Ömer döneminde çoğalmıştı. Ömer halktan beraberlerinde bulunan hadis sayfalarını getirmelerini istedi. Sonra bunların yakılmasını emrederek şunu söyledi: Kitap Ehli’nin Mişna’sı gibi Müslümanların Mişnası’dır bunlar.
[İbn Sad/Tabakat 5/140]


Hz. Osman çok hadis nakletmelerinden ötürü Ebu Hureyre’yi Devş dağlarına göndermekle, Kab’ı Kırede dağlarına göndermekle tehdit etmiştir.
[Tahzırul Havas 10b. ]


Hz. Ali’den rivayet edildiğine göre o yanında yazılı sahifeler bulunan kimseleri, bunlara müracaat etmekten sakındırmış ve “Sizden önceki insanlar, Rab’lerinin Kitabını terk ederek âlimlerinin sözlerine uydukları için helak olmuşlardır” demiştir.
[İbn Abdilberr, 108]


Şeddad, İbni Abbas’a “Hz. Peygamber bir şey bıraktı mı? ” diye sordu. O da “Sadece Kuran’ın iki kapağı arasında olanları bıraktı” cevabını verdi.
[Buhari, K. Fezailul Kur-an 16; Müslim K. Fezailus Sahabe 30, 31; Ebu Davud K. Fiten 1, Tırmızı K. Fiten 43]


Elbette yukarıda yazdıklarımda, daha önce söylediğim gibi rivayettir, önemli olan Kur’an un süzgecinden geçiyor olmalarıdır. Bizim için kriter Kur’an dır. Onun onayladığı her bilgi, bizlerin başının tacıdır.

Şimdide bu konuyu kendi akıl süzgecimizden geçirelim ve diyelim ki, eğer peygamberimizin hadisleri olmasaydı, bizler Kur’an ı doğru anlayamazdık. Bu durumda Allah, kullarının anlayacağı bir rehber göndermemiş diye inandığımızın farkında mıyız?

Bugün mezhepleri düşünün lütfen. Aynı konuda dahi, çok farklı hadis nakledilmiş günümüze ve hepside farklı bilgileri içeriyor. Sizce peygamberimiz aynı konuda farklı farklı sözler söyler mi? Bu yöntemle Kur’an ı anlamaya çalışırsak, hangisini doğru kabul etmeliyiz, bunun garantisini veren var mı aramızda?

Allah Kur’an ı koruması altına aldığını söyler bizlere. Eğer Kur’an anlaşılması zor bir kitap olsaydı, onun açıklanmış bilgilerini de korumasına almaz mıydı? Lütfen dikkatle düşünelim, madem Kur’an ayetlerini peygamberimizin hadisleri olmasaydı anlayamazdık, acaba peygamberimiz neden sağlığında hadislerini toplatıp yazdırmadı?

Hatırlayınız hadis toplama ve kayda geçirme çalışmaları peygamberimiz devrini bırakın, dört halife devrinde de yapılmamıştır. Ancak dört halife devrinden sonra, İslam ın mezheplere bölünmesi ile toplanmaya yazılmaya başlanmıştır. Bu durumda ki düşüncelerinizi lütfen irdeleyiniz. Dikkatle düşündüğünüzde gerçekleri anlayacaksınız. Elbette herkes kendi imtihanını yaşıyorsa, istediğine inanmakta da özgürdür.

Hâlbuki Allah yüzlerce ayetinde, bizlerin yalnız Kur’an ın ardı sıra gitmemizi söylediği gibi, Kur’an ayetleri üzerinde bizlerin bizzat düşünmesini de emreder. Bizler eğer dinin anası olan muhkem ayetleri okuduğumuzda anlayamasaydık, yaradan bu sözleri söyler miydi?

Düşünün lütfen, herkes kendi yaptıklarından sorumlu tutuluyorsa, her beşer kendi imtihanını bizzat Kur’an dan yaşamakla görevliyse, din ve iman adına veliler edinmeyi Rabbim yasakladıysa, nasıl olurda Allah bizlerin anlayamayacağı hükümler koyar, ondan sonrada bizleri sorumlu tutar, bunu da mı düşünemiyoruz?

Böyle bir adaletsizliği, nasıl olurda Rabbimize isnat ederiz, bunu anlamak gerçekten çok zor. Kur’an ı doğru anlamak için, mutlaka peygamberimizin hadisleri lazımdır demek, büyük yanlış olur. Çünkü bizlere rivayet edilen bilgilerin, peygamberimizin sözleri olduğundan emin değiliz. Bunun garantisini de kimse veremez. Ayrıca bunları söylemek ve inanmak, Kur’an a da saygısızlıktır. Allah hadi bir benzerini getirsinler bakalım derken, acaba bizlerin Kur’an ın karşısına getirdiğimiz kitapların farkında mıyız?

Bugün yaptığımız büyük yanlışlardan biriside, mezheplerin, geleneğin dine ilavelerini Kur’an da göremediğimizde, bakın gerçekten Kur’an da her şey yokmuş, deme yanılgısına düşmemizden kaynaklanmaktadır. Şunu lütfen unutmayalım, Allah sizlere her şeyden nice örnekler verdik Kur’an da diyor ve sizleri bu kitaptan sorumlu tutuyorum diyorsa, lütfen Kur’an ı yetersiz görme yanılgısından kurtulalım. İlavelerin geleneğin ve mezheplerin ilaveleri olduğunu bilelim, onlar olmazsa eksik iman etmiş oluruz diyerek, Rahmana ve kitabına saygısızlık etmeyelim.

Peygamberimizin ölümünden sonra, yaklaşık beş yüz civarında hadis toplandığından bahsedilir. Peki, günümüzde bu sayının yaklaşık ne kadar olduğunu biliyor musunuz? Ne yazık ki günümüzde milyonlara yaklaşmıştır. Peygamberimizin ölümünden sonra, hadis toplama yarışlarını lütfen araştırınız. Bu yolun nasıl tehlikelerle dolu olduğunu, o zaman daha iyi anlayacaksınız. Bu yolla mı Kur’an ı anlamaya çalışacağız?

Buradan da anlaşılıyor ki, dine nifak sokmaya çalışanlar çok çalışmışlar. Peygamberimizin adını kullanarak, dine nifak sokanların bu acı gerçeğini düşündüğümüzde, Kur’an ı anlamak adına izlediğimiz yolun tehlikelerini artık fark edelim ki, din düşmanlarının oyunları bozulsun.

Kur’an ı anlama yöntemlerinden olan, İcma ve kıyasa gelince. Bizler geçmişte yaşamış âlimlerin anladığı şekliyle, bugün Kur’an ı anlamaya çalışırsak, büyük yanlış yaparız. Kur’an her çağa uyan ve ilmin, bilimin ışığında çok daha doğru anlaşılan bir nurdur. Onun içindir ki Allah, müteşabih ayetlerden bahsederken, âlimlerin bu ayetler hakkında yeni buluşlarıyla, iman edenlerin imanlarının artacağından bahseder.

Bugün geçmiş âlimlerin bilgileri, müctehidlerinin günümüze ulaşan nakillerini, bizlere doğru ulaştığını asla bilemeyiz. Bunun garantisini verebilecek, hiç kimse de yoktur. Hatırlayınız peygamberimizin sağlığında bile, kendi sözünün dönüp dolaşıp yine kendisine büyük yanlışlarla geri dönmesi örneği, dikkatle düşünülmelidir.

Din ve iman şaka götürmez. Allah korusun dönüşü olmayan yola girdiğimizde, pişman olmak istemeyen, Rahmanın koruması altındaki Kur’an ı anlamaya çalışmalıdır. İmtihanımızda yalnız Kur’an dan dır. Bunu söyleyen bizleri yaratan Rabbimizdir.

Kıyas yöntemi aslında, her zaman ve her konuda kullanılan bir yöntemdir. Açıklanan ve hüküm verilen bir konuda, benzeri konularla bağdaştırmaktır ki, bu her zaman uygulanmıştır. Önemli olan kıyas ettiğimiz hüküm, Kur’an ın apaçık hükmü olsun.

İşte dostlar, bizler imanımızı, inancımızı böyle yaşıyoruz ve kendimiz gibi düşünmeyenleri de, şarlatanlıkla, daha da ileri gidip Siyonistlikle suçluyoruz. İçimize giren Yahudi fitnesi, ne yazık ki yüzlerce yıldır bizden birisi gibi içimizde yaşadığı yetmemiş, İslam toplumu içersinde saygın yerlere de gelmiş. Artık bunun farkında olalım. Öyle yanlışlara inandırılmışız ki, doğrular yanlış görünür olmuş. Allah yardımcımız olsun.

Aklımızı devre dışı bırakarak, eğer rivayetler ve sanı ile hala Kur’an ı anlamaya çalışırsak, sanırım Rabbin cezalarından da, kurtulmamız mümkün olmayacaktır.

Aklını kullanmayanı Allah, pislik içinde bırakırım diyorsa, gelin artık aklımızı devreye sokalım ve düşünerek Kur’an ı anlamaya çalışalım ve ona göre iman edelim. Aklımızı kullanalım ki, pislikten kurtulalım, huzura kavuşalım.

Dilerim Rabbimden, aklını kullanarak Kur’an ı anlama çabasıyla İslam ı yaşayan, Rabbin halis kullarından oluruz.


Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK





Bu konuyu yazdır

  EVLENİYORUMMMM!
Yazar: Patikli_Penguen - 08-17-2012, Saat: 02:30 PM - Forum: Haykır - Yorumlar (10)

Heart Heart Heart 09.09.2012 Heart Heart Heart
ALLAH HERKESE NASİP ETSİN SEVDİÄžİ ADAMLA Bİ HAYATI BİRLEŞTİRMEYİ... Rolleyes

Bu konuyu yazdır

  Kadir gecesi ve Kur'an......
Yazar: halukgta - 08-14-2012, Saat: 10:43 PM - Forum: İslam - Yorumlar (1)



Bu yazımda, Kadir gecesi konusunu konuşmak ve sizleri düşünmeye davet etmek istiyorum. Önce konuyla ilgili ayetlere bakalım, daha sonrada geleneksel İslam ın inandığı bilgilerle, Kur’anı karşılaştıralım. Bakalım gerçekten belli olan bir KADİR gecesi var mı? Yoksa Allah özellikle mi, bu gecenin hangi gece olduğunu söylememiştir? Onun üzerinde düşünerek, daha doğruyu bulmaya çalışalım.


Bakara 185: Ramazan ayı, insanlara yol gösterici, doğrunun ve doğruyu eğriden ayırmanın açık delilleri olarak Kur'an'ın indirildiği aydır. Öyle ise sizden ramazan ayını idrak edenler onda oruç tutsun……….


Kadir 1: Biz onu Kadir Gecesi'nde indirdik.
2: Bilir misin nedir Kadir Gecesi?
3: Kadir Gecesi bin aydan daha hayırlıdır.
4: Melekler ve Ruh, Rablerinin izniyle o gecede her iş için iner de iner!
5: Bir esenlik ve huzur vardır; sürüp gider o, tan yeri ağarıncaya kadar!


Allah Kur’anı Ramazan ayında indirilmeye başlandığını söylerken, Kadir suresinde de, ismini verdiği Kadir gecesinde indirilmeye başlandığını açıklıyor. Devamında ise bu gecenin öneminden bahsederek, bin aydan hayırlı olduğu müjdesini veriyor. Hesaplarsak bin ay, neredeyse bir insan ömrü.


Sanırım bizler yine aç gözlülüğümüzü, kolaya kaçma alışkanlığımızı, nefsimizin zayıf yönünü kullanıp, ille de bu gecenin hangi gece olduğunu öğrenmeye çalışmışız. Dikkat ediniz Allah, asla hangi gece olduğunu söylemeden, yalnız Ramazan ayı içinde bir gece olduğu bilgisini verip, adeta bizleri yarışmaya davet etmiştir.


Sizce nasıl bir yarışma olabilir? Elbette Ramazan ayı boyunca durmadan, Allah ın istediği doğru, dürüst, hayırda, barışta yarışan ibadet ederek ruhunu temizleyen bir kul olmanın yarışmasından başka ne olabilir?


Tabi bu yarış sanırım bizlere zor gelmiş. Bunu peygamberimizin devrinde zaten görüyoruz. İlle de peygamberimizden, bu gecenin hangi gece olduğunu öğrenmek için, birçok çaba gösterildiğini bizlere ulaşan rivayet hadislerden anlıyoruz. Bu rivayet hadislerden bazı örnekler vermek istiyorum.


(Ubade b. Sâmit diyor ki:

"Resulullah, kadir gecesinin ne zaman olduğunu bildirmek için dışarı çık¬tı. O sırada Müslim ani ardan iki kişi birbirleriyle tartışıyorlardı. Resulullah buyurdu ki: "Ben, kadir gecesini size bildirmek için dışarı çıkmıştım. Fakat falan ve filan tartıştılar. Gecenin bilgisi benden alındı (unutturuldu). Belki de bu sizin için daha ha¬yırlıdır. Siz onu, dokuzuncu, yedinci ve beşinci günlerde arayın.)


Yine bir başka rivayetlerde şu bilgiler yer alıyor.


(Kadir gecesini Ramazanın son on gününde arayın.) [Müslim](Kadir gecesini, Ramazanın son on gününün 21, 23, 25, 27 ve 29 gibi tek gecelerinde veya Ramazanın son gecesinde arayın. Sevabını umarak Kadir gecesini ibadetle geçirenin günahları affolur.) [İ. Ahmed](Kadir gecesi Ramazanın 27. gecesidir.) [Ebu Davud]İmam-ı a’zam hazretleri, Kadir gecesinin, Ramazanın 27. gecesine çok isabet ettiğini bildirmiştir. (Kadir gecesine rastlamış olan bir geceyi ihya eden, Kadir gecesini ihya etmiş gibi sevap kazanır) hadis-i şerifini düşünerek, sık sık vaki olan 27. gece ihya edilirse, o gece Kadir gecesi olmasa bile, büyük sevaba kavuşulur.)



Şimdi de tüm bilgiler ışığında bir değerlendirme yapalım. Allah Kur’anın indirilmeye başlandığı ayın Ramazan ayı olduğunu söylemiş, fakat asla Ramazanın hangi gecesi olduğu konusunda hiçbir ipucu vermediği gibi, tam tersine peygamberimizi sıkıştırmaya çalışıp, illa o gecenin hangi gece olduğunu öğrenmeye çalışanlara da bir ders verip, elçisine o gecenin hangi gece olduğunu Rabbim unutturmuştur. Peygamberimizin sözleri de aslında düşündürücüdür.

(. Gecenin bilgisi benden alındı (unutturuldu). Belki de bu sizin için daha ha¬yırlıdır.)

Bizler peygamberimizin bu cümlesinden dahi ders almadığımız, hala kendimize bir gece edinmenin çabası içinde, çırpındığımız çok üzücüdür. Bu sözlerden sonra, peygamberimizin kadir gecesi için, belli günleri işaret edip etmediğini, kendi nefsimizde değerlendirelim. Din ve inancımızı rivayetlere göre değil, Allah ın bizleri sorumlu tuttuğu, Kur’an a göre yaşamalıyız. Rivayetlerin dine hüküm koyamayacağını, asla unutmayalım.

İşte bizlerin ders alması gereken en önemli kısım burası. Allah hangi gece olduğunu özellikle belirtmemesinin nedenlerini hiç düşünmek, akıl etmek dahi istememişiz, çünkü o geceyi öğrenmek çok işimize, kolayımıza gelmiş. Allahın elçisinden öğrenememişiz ama biz yinede bir geceyi sanki o geceymiş gibi kutluyoruz.

Şimdi gelin birlikte düşünelim, acaba Allah elçisine hangi gece Kur’anı indirmeye başladığını, unutturmasının asıl nedeni ne olabilir? İslam âlemi ay takvimini kullanır, çünkü Kur’an da bu takvimden bahseder. Ay takvimin özelliği, ayların sabit olmaması ve diğer güneş takvimine göre 10–11 gün erken gelmesidir. Böylece Ramazan tüm mevsimleri dolaşır. Allah hangi yıl ve hangi Ramazan ayında indirildiğini peygamberimize özellikle unutturup, haber vermemekle, bakın bizleri nasıl yaşamaya yönlendiriyor, özendiriyor. Lütfen bu konuda dikkatle düşünelim.

Böylece Allah bizlerin, Ramazanın her gününü, gecesini KADİR gecesi gibi yaşamamızı istemiştir. Bu yetmiyor, çünkü içinde yaşadığımız Ramazan ayının, acaba gerçekten Allahın Kur’anı indirmeye başladığı aynı mevsimde, zamanda olup olmadığını da bilemediğimiz için, Allah bizleri 33 yılda aynı aya gelen tüm Ramazanlarda da aynı huşu ve güzellikte Ramazanı yaşamamızı arzu ediyor. Bu inanılmaz bir fırsattır, hatta belki de ömür boyu, en az iki kez yakalayabileceğimiz çok büyük bir fırsat. Adeta belki de kurtuluş reçetemiz.

Rabbim bu gecenin, çok önemli özelliğinden bahsettiğine göre, demek ki bu geceyi yakalayabildiğimizde ve o geceyi gereği gibi yaşadığımızda, bizlerin dualarının da karşılık bulacağı açıktır. Elbette işin kolayına kaçmadan, hayatımızın her Ramazan gecesini, Kadir gecesi gibi yaşayarak, beklide yaptığımız günahları hafifletebiliriz. Ne yazık ki bizler, bu gerçeğin farkında değiliz. Çünkü kendi nefsimiz ağır basmış ve Allah katındaki övgüye mazhar olmuş O geceyi aramak ve O gece için her Ramazan gecesi çaba harcamak yerine, bir geceye indirerek, büyük kayıplar, ziyanlar içinde olmuşuz.

Allah kullarına bu gecenin hangi gece olduğunu söylememekle, elçisine de unutturarak, aslında çok önemli bir mesaj veriyor bizlere. Ömrünüz yettiğince Ramazan ayını ve gecelerini en güzel şekilde geçirmeye özen gösterin. Belki de ömrünüzün bir Ramazan gecesinde, KADİR gecesine rastlarsınızda, o geceyi de gereği gibi geçirip, bağışlanmanız umulur.

İşte cenneti müjdeleyen, bin aydan hayırlı gece. Düşünebiliyor musunuz 83 yıldan daha hayırlı çok özel bir gece. Elbette Rabbim bu gecenin hangi gece olduğunu söyleyecek değildir. Öyle kolaya kaçmak yok. Zor bir yarışın, çabanın, özverinin elbette ödülü de büyük olacaktır. Bu geceyi yıllarca arayıp, adeta ömrümüzün her Ramazan gecesini, Kadir gecesi gibi yaşamamız gerekmektedir. Allah ta bunun yapılmasını bizlerden istiyor. Ama farkında bile değiliz.
Bizler ne yazık ki çok fazla sıkıya gelememişiz. Ramazan ayının her gününü aynı huşu içinde, ibadette, hayırda, barışta yarışarak geçirmek zor gelmiş bizlere. Allah ın rehberinden de uzak yaşadığımız için İslam ı, Rabbin bizlere sunduğu bu kurtuluş reçetesinden de, böylece istifade edememişiz, değerini anlayamamışız. Rabbim bizleri afetsin.

Dilerim bizler bir gün, Allah ın ayetleriyle verdiği örneklerle, bizlere ne anlatmak istediğinin farkına varırız. Yoksa Kur’anı anlamadan okuyan, onun üzerinde düşünmeyen, ona anlamadan iman edenlerin, geçmiş toplumların düştüğü durumlarına düşerek, şeytanın kucağında buluruz kendimizi. Rabbim yardımcımız olsun.

Yaşantımızda gelecek tüm Ramazan aylarının tüm gecelerini, KADİR gecesi olarak bilip, gereği gibi yaşayan Rabbin HALİS kullarından olmamız dileklerimle.

Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK

Bu konuyu yazdır

  Kadir gecesi
Yazar: history - 08-14-2012, Saat: 10:31 PM - Forum: Özel Günler ve Kutlamalar - Yorum Yok

580953_10151049777576262_1770729963_n.jpg
Tüm arkadaşlarımın Mubarek Kadir gecesini kutluyorum,tüm duaların kabul olması dileğiyle...

Bu konuyu yazdır

  İnfertilite Tedavisinde Akupunktur Mucizesi
Yazar: Sağlı@k ve Yaşam - 08-14-2012, Saat: 03:52 PM - Forum: Sağlık - Yorum Yok

infertilite-tedavisinde-akupunktur-mucizesi.jpg
Bilimsel çalışmalar stresin infertiliteye neden
olabileceğini; infertilitenin ve bu süreçte yaşananların da depresyona
ve anksiyeteyi tetiklediğini göstermektedir. Bu süreçte uygulanacak
akupunktur, anne adayının kaygılarını, korkularını ve stresini azaltarak
daha huzurlu, rahat ve sakin bir tüp bebek süreci geçirmesine katkı
sağlamaktadır.


Dr. Hasan Ali Nogay


Akupuntur uzmanı





İnfertilite (Kısırlık) tedavisi, aynı anda birçok mesele ile uğraşmayı
gerektiren bir tedavi sürecidir. Bu dönemde yaşanan stresin
infertiliteye neden olabileceği; infertilitenin ve bu süreçte
yaşananların da depresyona ve anksiyeteyi tetiklediği yapılan
araştırmalarla ortaya konuldu. Bu aslında yumurta – tavuk hikayesi gibi…
Stres bir yandan gebe kalma ve sürdürme olasılığını azaltırken, diğer
yandan çocuk sahibi olamamak da stresi artırabilmektedir. Yapılan
çalışmalarda, çocuğu olmayan “çifler” ile kanser ve AIDS hastaları
karşılaştırıldığında benzer oranda kaygı ve depresyon görülmüştür.


İnfertilite Süreci Bağışıklık Sistemini Çökertir…


Uzun bir süredir devam eden tüp bebek süreci ve getirdiklerinin stresi
altında olan zihin, beden ve ruh, normal düzenine geri dönmekte
zorlanmaktadır. Böylece bazı kronik ağrılar (migren, sırt, boyun
ağrıları gibi) oluşabilmektedir. Bağışıklık sistemi zayıflamakta ve anne
adayımız hastalıklara daha açık hale gelmektedir.


Uyku problemleri, kronik yorgunluk, öfke, sinirlilik, özgüven kaybı,
kendini yetersiz görmek- kendini beğenmemek ve cinsel isteksizlik ve
cinsellikten zevk almamak gibi sorunlar da ortaya çıkmaktadır.


Son 20 yıldır, ülkemizde de artan uygulamalar ile sıradan bir yöntem
haline gelen “tüp bebek uygulamaları” sürecinde anne-baba adayları ve
hekimleri arasında uzun ve zorlu bir yol arkadaşlığı da başlamış oluyor.


İnfertilite Tedavisinde Akupunktur


Akupunktur, anne adayının kaygılarını, korkularını ve stresini
azaltarak daha huzurlu, rahat ve sakin bir tüp bebek sürecini
geçirmesine anlamlı katkı sağlamaktadır.


Akupunktur, limbik sistemi düzenleyici etkisi ile anne adayının stresle
başa çıkmasına- zihinsel ve bedensel olarak dengesini sağlamasına
-destek olmakta; ve antidepresan etki göstermektedir. Bu süreçte aslında
çiftler birlikte tedaviye alınmalıdır. Çünkü sadece stresin bile sperm
kalitesi ve hareketliliğini ne kadar olumsuz etkilediğini biliyoruz.
Ayrıca akupunktur, rahme giden kan akımını artırarak rahim kasılmalarını
azaltmakta ve embriyonun rahme tutunması için uygun ortam
oluşturmaktadır.


Bununla beraber kadının sadece kaygıları, korkuları değil hormonal
dengesizlikleri (kistik gelişimler, cerrahi müdahelelerin yan etkileri,
enfeksiyonlar vb.) tamamen düzeltilmeden iyileştirme mümkün
olmamaktadır. Yani aslında, tüp bebek protokolleri öncesinde,
“mental-psikolojik-fiziksel” bozucu alanlarının tedavisi, asli görevimiz
olan “iyileştime” yi mümkün kılmakta ve akupunktur, “başarıyı
artırmaktadır”.


Akupunktur Nedir?


Fonksiyon bozukluklarını ya da hastalıkları iyileştirmek ve vücut
dengesinin yeniden oluşturulması için vücutta belirli özel noktalara
iğne batırılarak uygulanan bir tedavidir. Dünya Sağlık Örgütü (WHO)
tarafından kabul gören ve olumlu sonuçları kanıta dayalı tıpla
ispatlanmış bilimsel bir tedavidir.


Bütün canlılarda, fonksiyonel bozukluklarını onarmaya ve hastalıklarını
kendi kendine yenmeye yönelik bir savunma mekanizmaları vardır. Örneğin
bir kemik kırıldığı zaman kemik uç uca getirilerek sabitlenir yani
atele alınır ve iyileşmesi beklenir. İşte bu canlının kendini
iyileştirme gücüdür. Vücutta varlığı binlerce yıldan beri bilinen bazı
noktaları uyararak sözedilen bu "biyoregüler güç" harekete geçirilir ve
kişi kendisinin bu mükemmel gücü sayesinde iyileşir.


Akupunktur Etkisi Nasıl Gerçekleşir?


Akupunktur noktası uyarılınca buradan başlayan lokal hücresel uyarılar
sinirsel iletişim yoluyla beyine ulaşır, beyinden de ilgili organlara
gönderilir. Böylece vücudumuzda zaten varolan kimyasal maddeler,
hormonlar, enzimler salgılanır ve bazı biyokimyasal-hücresel
değişiklikler olur. Bu değişim süreci, olması gerektiği düzeyde kalır.
Yani hiperfonksiyon veya hipofonksiyon oluşmaz. Çünkü organizmamız
“Dengeye” programlanmıştır. Özellikle limbik sistem üzerindeki etkisi
ile strese karşı dayanıklılığımızı artırmaktadır. Akupunkturun stresi
azaltıcı ve antidepresan etkisi pek çok araştırmada gösterilmiştir.


Vücut akupunkturuna ek olarak anne karnındaki cenini temsil eden
“kulak akupunkturu” ile varlığı binlerce yıldan beri bilinen belirli
noktalar uyarılır. Böylece, vücudumuzun "kendini iyileştirme gücü"
harekete geçirilerek iyileşme sağlanır. Tıpkı bir kemik kırıldığında
kemik parçalarının, uç uca getirilip sabitlenerek 4-6 haftada
kendiliğinden iyileşmesi gibi.


İnfertilite Tedavisinde Farklı Uygulamalar Var mı?


Aslında bu aşamadan önce “çifler” ve/veya anne adayları, genel
sağlıklarının iyileştirilmesi ve hazırlık için tedaviye alınmalıdır.
Özellikle birkaç kez başarısız denemeleri olan adaylarda, “Bozucu alan”
tedavi yaklaşımı ile 4 haftalık bir ön hazırlık son derece faydalı
olacaktır. Yine de 3.-4. günlerde başlayan “Tüp Bebek Merkez”
ziyaretleri ve tahlil sürecinde ilk seansların başlaması başarı şansını
artıracaktır.


Bununla birlikte, bazı yurtdışı merkezlerde olduğu gibi ilk seans
akupunktur, 3.-7. günlerde, follikül gelişimi ve endometrium
kalınlığını artırmak ve anne adayının stresini azaltmak için de
uygulanabilir.


İkinci seans, yumurta toplanmasından hemen sonra post-op stresin
azaltılması, bulantı-kusma ve nekahat döneminin huzurlu geçmesi, karının
rahatlaması ve yine endometriumun gelişimine destek olmak için
uygulanabilir.


Üçüncü seans, embriyo transferinden önce veya hemen sonra uygulanabilir.


Dördüncü seans, transferden sonra 3.-7. günlerde (embriyonun uterusa
doğal olarak yapışıp tutunması-implantasyon-için) uygulandığında gebelik
oranlarını artırdığını biliyoruz.


Biz transfer sonrasında da (11-15 günlük; STRESiN PİK YAPTIÄžI bekleme döneminde ) anneye, en az 1 ya da 2 defa AKUPUNKTUR ile destek olmanın faydalı olduğunu görüyoruz.


Eğer, anne adayımızın daha önce mesela 8. Haftada ya da 22. Haftada bir
kaybı söz konusu ise, bu süreyi bir “eşik değer” olarak kabul ederek,
akupunktur desteği ile o haftaya beraber ulaşmayı hedefliyoruz


İnfertilite Tedavisinde Akupunktur’un Etkileri:


• Rahim kan akımını artırır, endometriumu (rahim içi dokusu) iyileştirir.


• GnRH, FSH, LH (üreme) hormonlarını düzenler, doğal yumurta gelişimini sağlar.


• Overlerin (yumurtalıklar) dengeli uyarılmasıyle yumurta kalitesini artırır.


• Tedavi sürecinde stresi, kaygı ve endişeyi azaltır.


• Rahim kasılmalarını azaltarak embriyonun tutunmasını sağlar.


• Bağışıklık sistemini dengeleyerek düşük tehlikesini azaltır.


• Hormonal tedavinin yan etkilerini azaltır.


Bu konuyu yazdır

  Doğal beslenme
Yazar: history - 08-12-2012, Saat: 03:35 PM - Forum: Komik Resim ve Karikatür - Yorumlar (2)

23603_3090_12082012_5.jpg

Bu konuyu yazdır

  Maide 13 ve 14. ayetleri görmezden gelenlere.
Yazar: halukgta - 08-11-2012, Saat: 02:38 PM - Forum: İslam - Yorumlar (1)

Kur’an ı anlayarak birkaç kez okuyan bir Müslüman, onun aydınlık nuruyla aydınlanacak ve Kur’an ın gerçeklerini görecektir. Eğer anlamını bilmeden okuyor, üzerinde hiç düşünemiyorsak, işte o zaman Rabbin nurundan, güneşinden de, istifade edemiyoruz demektir. Çünkü Allah ayetlerin üzerinde, özellikle bizlerin düşünmesini ve aklımızı kullanmamızı emreder.

Allah Kur’an ı sizlere rehber, yol gösterici olsun diye gönderdim diyor da, onu anlayarak okuyup, üzerinde düşünen kullarının, gönül gözlerini açacağı müjdesini veriyorsa, bizlere düşen Rabbin rehberini bilerek, anlayarak, düşünerek okumak olmalıdır.

Allah Kur’an ın yarısından fazlasında verdiği, kıssadan hisseler ve örneklerle, bizlere nasıl yaşamamız gerektiğini, geçmiş toplumların yaptığı hataları örnekler göstererek anlatmıştır. Bunu yapmasının nedeni, aynı hataya bizlerinde düşmemesi içindir. Geçmiş kavimlerin yaptığı yanlışların sonunda, Allah ın bu toplumlara verdiği cezalardan da örnekler vererek, ibret almamızı sağlamıştır.

Bizler Kur’an ın verdiği örnekleri, ne yazık ki hikâye dinler gibi dinleyip, o günkü yanlış olayların, bizlere hitap ettiğinin de, farkında değiliz. Daha açıkçası bizler günümüzde, Allah ın ayetlerinde verdiği örnekler, kıssalar sanki o devrin toplumuna has indirilmiş gibi, verilen örneklerden hiç üzerimize alınmıyoruz bile.

Hatta bazen bizler, Allah ın o devrin toplumuna, atalarının sanı ve rivayetlere dayalı itikatlarından vazgeçmeyenlere, Araf suresi 185. Ankebut 51. ayetinde seslendiği aşağıdaki uyarıları, bugün görmezden gelenler, üzerine alınmayanlar, acaba Kur’an dan ne derece istifade ediyor olabilir?

— Peki, bu Kuran'dan sonra hangi söze iman ediyorlar.

— Karşılarında okunup duran bir kitabı, sana indirmiş olmamız onlara yetmiyor mu?

Gerçektende bizler, Kur’an dan gereği gibi istifade edemiyoruz. Çünkü onu anlamak için çaba göstermiyoruz. Anlamını bilmeden okumanın yarışlarını yaptığımız gibi, anlamadan okuyanların kulaklarına ve nefislerine hoş gelmesi adına, onu makamla okuyoruz. Hâlbuki Allah bizlere, Kur’an ı nasıl okumamız gerektiği konusunda, birçok öğütler vermiştir.

Kur’an dan istifade edebilmek için, önce anlayarak ve üzerinde düşünerek okumamız gerektiği anlatılır. Kur’an ne bir şiirdir nede masal kitabıdır. Kur’an bir öğüt, yol gösterici ve ilim rehberidir. Onu yavaş yavaş, düşünerek okumamız öğütlenir Kur’an da. Onun içinde bölüm bölüm, zamana yayılarak indirilmiştir.

Sizlere bu yazımda, Allah ın bizlere ibret olsun diye örnekler vererek, Yahudi ve Hıristiyan toplumlarının yaptığı yanlışları anlatan, ayetleri hatırlatmak istiyorum.

Geçmiş kavimler, Allah ın elçilerine ve gönderdiği kitaplarına, o devirde uyacaklarını, onun dışına sapmayacaklarını Allah a vaat etmiş, sözler vermişlerdi. Fakat daha sonra bu toplumlar sözlerinde durmayıp, Allah ın apaçık söylediklerinin tersine nasıl hareket ettiklerini, gönderdiği rehber kitaplardan nasıl saptığını, Kur’an da örnek vermesi ve bu yanlışları yapan toplumları nasıl cezalandırdığını, birlikte hatırlayalım. Hatırlayalım ki, aynı yanlışı bizlerde yapmayalım, eğer yapıyorsak da farkında olalım ve vazgeçelim.



MAİDE 13-Sonra bu sözleşmelerini bozmaları yüzünden, Biz onları lanetledik ve kalplerini kaskatı ettik. Onlar, kelimeleri yerlerinden oynatarak değiştirirler, uyarıldıkları gerçeklerden paylarını almayı unuttular. İçlerinden pek azı dışında, onlardan sürekli bir hainlik görürsün, yine de sen, onları affet ve aldırma! Çünkü Allah, iyilik yapanları sever.


14-Ve: 'Biz Hıristiyanlarız' diyenlerden kesin söz (misak) almıştık. Sonunda onlar kendilerine hatırlatılan şeyden (yararlanıp) pay almayı unuttular. Böylece biz de, kıyamete kadar aralarında kin ve düşmanlık saldık. Allah, yapa geldikleri şeyi onlara haber verecektir.


Allah o kadar güzel örnekler veriyor ki Kur’an da, anlayana anlamak isteyene elbette. Bu iki ayet bizlere, günümüzde yaptığımız yanlışları, yüzümüze bir tokat gibi vuruyor, ama anlayan nerede?

Allah Yahudilerin, yaptığı çok büyük yanlışa dikkat çekerek, bizim gönderdiğimiz kitabı zamanla devre dışı bırakarak, büyük çoğunluğu gönderdiğimiz kitapta hüküm verdiklerimizin anlamlarını değiştirip, kendi hurafe inançlarının peşi sıra gittiklerini söylüyor. Maide 13. ayetinde elçisine seslenerek, bunları yapanları da sen yinede affet ve onlara aldırma tebliğine devam et diyor Yaradan.

Maide 14. ayette de, Hıristiyanların yaptığı yanlışlara örnek vererek, onlardan da söz aldığımız halde, onlarda zamanla gönderdiğimiz rehberin dışına çıktılar ve kitabı unuttular diyor.

Şimdi gelelim bu sözlerinde durmayıp, Allah ın rehberinin dışına çıkanlara, onu yeterli görmeyip atalarının rivayetlerinin ardı sıra gidenlere, Allah dışında Veliler edinenlere karşı, Allah ın verdiği cezalara bakalım. Çünkü burası çok önemli. Bakın Allah Rabbin rehberinin dışına çıkanlara, nasıl cezalar vermiş.


— Biz onları lanetledik ve kalplerini kaskatı ettik.

— Böylece biz de, kıyamete kadar aralarında kin ve düşmanlık saldık.


Yüce Rabbim bizleri affet. Çünkü biz senin verdiğin bu ve buna benzer birçok örnekten hiç ders almadığımız gibi, aynı hataları bugünde bizlerin çoğunluğu ne yazık ki yapıyor. Hatırlarsanız yukarıda ki ayette, içlerinden pek azı dışında bu hatayı yaptıklarını Allah söylüyordu. Evet, bugün bizlerinde pek azımız dışında, aynı hatalar yapılmaktadır.

Geçmiş toplumlarda, bu hataları yapanlara Rabbin verdiği cezalar, elbette bugünde aynı hataları bizler yaptığımız için, bizlerin üzerine de olması kaçınılmazdır. Yani Allah ın rehberinin dışına çıkıp, onu anlaşılması zor ilan edip, beşerin kitapları, rivayetleri peşi sıra gittiğimizde, Kur’an da hükmü olmadığı halde, bunlarda Allah katındandır diyenlere inandığımızda, Allah ın laneti elbette üzerimize olacaktır. Kalpler kaskatı, toplumlar birbirine düşman kesilmiş, kendi din kardeşini bile öldürmekten çekinmeyen, birbirine kin ve nefret duyan toplumlar olmamız kaçınılmazdır.

İslam toplumlarının bugünkü halini düşündüğümüzde, Allah ın kitabına yaptığımız saygısızlığın, Kur’an ı devre dışı bırakmanın cezasını çektiğimizi, Allah ın bizleri nasıl cezalandırdığını görebilirsiniz.

Çünkü bizler, tıpkı bizden önceki ehli kitap gibi, Allah ın rehberinden saptık. Sözlerini değiştirdik, anlamlarını kaydırdık. Onu sen alayamazsın diyerek, Kur’an ı anlayarak okumalarını, üzerinde düşünmelerini engelledik. Yani Allah ve Kur’an ın arasına, emin olamayacağımız kişileri soktuk. Kur’an ın önüne perde çektik. Böylece akıl ve Kur’an devre dışı kaldı, beşerin kitapları dinde yerini aldı, topluma hükmetti.

Şimdide aşağıdaki ayeti anlamaya çalışalım.

MAİDE 15-Ey kitap verilenler, şimdi size, kitabınızın gizlemekte olduğunuz birçok yerlerini sizlere açıklayan birçoğunu da geçiveren Peygamberimiz geldi. İşte size Allah'tan bir nur, bir parlak kitap geldi.


Hâlbuki Allah, elçisi kanalıyla Yahudi ve Hıristiyanlara yaptıkları yanlışları hatırlatarak, sizlere daha önce gönderdiğim kitaplardan gizlediklerinizi, unuttuklarınızı, uygulamadıklarınızı hatırlatan, açıklayan hatta bazı hükümleri de sizler için kaldıran Allah ın ayetlerini tebliğ eden, peygamberimizin getirdiği KUR’AN IN geldiğini anlatıyor o günkü topluma. Ayetin son cümlesi üzerinde lütfen dikkatle düşünelim.


İşte size Allah'tan bir nur, bir parlak kitap geldi.


Yahudi ve Hıristiyanların yaptığı hatalar yüzünden, Allah ın onları nasıl cezalandırdığını, yukarıdaki ayetlerde apaçık gördük. Elbette bizler tüm bu ayetlerden hiç ders almadığımız içinde, aynı hataları daha da ileri götürerek yaptık ve yapıyoruz.

Allah peygamberimiz yoluyla, o günkü tüm Ehlikitaba seslenerek, sizlere bir nur ve parlak bir kitap, rehber indirdim dediği halde, bizler bu nura karşı öyle saygısızlıklar yaptık ve yapıyoruz ki, Allah ın lanetinden bu gidişle kurtulmamız pek mümkün olmayacak görünüyor.

Bizden önceki ehli kitabın yaptığı hataları, bizlerde yapıyoruz. Onların hatalarını düzeltmeleri için Kur’an ı gönderdiğini söyleyen Rabbin sözlerini hiç anlamadık, anlamakta istemediğimiz görülüyor. Elbette bunu yaptığımız için de aynı kaderi paylaşıyor ve Rabbin lanetini kazanıyoruz.

Bizler Allah ın gönderdiği nuruna, aşağıdaki saygısızlığı yaptığımız sürece, İslam toplumu içinde bir birine karşı, kin ve düşmanlık asla bitmeyecektir.

- Kur’an her konuda açıklama yapmaz, özet bilgiler verir.
- Kur’an ı herkes anlayamaz, âlim ve veli insanlar anlar.
- Kur’an her dile çevrilemez.
- İslam ı doğru anlamak istiyorsanız, fıkıh kitaplarından öğrenebilirsiniz.
- Velisi olmayan İslam ı doğru anlayamaz ve cennete gidemez.


İşte bu düşünce ve fikre bizlerde inandığımızda, bizden önceki Ehlikitabın yanılgısına düşmüş oluruz. Onlarda Rabbin rehberine, nuruna aynı yakıştırmaları, saygısızlıkları yaptığı içindir ki, yoldan çıkarak Allah tarafından cezalandırıldılar.

Elbette bizlerde Allah tarafından cezalandırılıyoruz, ama farkında bile değiliz. Bizden önceki Ehlikitabın yanlışlarını, bizlerde yaptığımızı kendimize ne yazık ki itiraf edemiyoruz.

Allah geçmiş kavimlerin çoğunluğunun, Allah ın gösterdiği yoldan saptığını söylerken, içlerinden çok azının, doğru yolda çaba harcadıklarından bahsediyor. Hatta Enam suresi 116. ayetinde bizleri uyararak bakın ne söylüyor.

(Yeryüzündeki insanların çoğunluğuna uyarsan, seni Allah yolundan saptırırlar. Sadece sanıya uyarlar onlar ve sadece saçmalarlar.)


Bizler sanıya, rivayetlere değil, Allah ın nuruna, güneşine, rehberine uymalıyız, sarılmalıyız ki, kurtuluşa erebilelim. Böylece Rabbin gerçekten iman eden, O azınlık olan Halis kullarından olabilelim.

Azınlık olmak zordur. İtilirsin, kakılırsın, dışlanırsın belki bu âlemde. Ama sabredersen, Rabbin gerçeklerini anlamak adına çaba harcarsan, mutlaka ebedi mutluluğa kavuşursun.

Dilerim Rabbin doğru yolundan giden mutlu, gelecekten umutlu azınlık kullarından oluruz.

Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK

Bu konuyu yazdır

  Saçı Dökülenler Biotin Testine!
Yazar: Sağlı@k ve Yaşam - 08-09-2012, Saat: 02:49 PM - Forum: Sağlık - Yorum Yok

sac-bakimi.jpg
Saçlarınız dökülüyor, kırılıyor ve mat görünüyorsa,
tırnaklarınız kırılıyor ve burnunuzun etrafında egzama oluyorsa nedeni
biotin vitamini eksikliği olabilir! Özellikle aşırı çiğ yumurta
yiyenleri ve sigara içenleri tehdit eden biotin eksikliğine karşı bol
bol süt için, karaciğer, ceviz, tahıllar, soya fasulyesi ve yumurta
yiyin…


Dr. Gökhan Okan


Dermatoloji Uzmanı





Eksikliğinde saç ve tırnaklarda ciddi sağlık sorunlarına neden olan biotin vitamin açısından önemli ve etkilidir.


· Cilt sağlığı için gerekli bir vitamin olan biotin (Vitamin H);
yağ ve karbonhidrat metabolizmasında rol oynayan, suda eriyen bir
vitamindir. Birçok saç ve deri kozmetik ürünlerinin içerisinde bulunur.
Biotin; B7 vitamini olarak da bilinir. Gıdalar yoluyla alınabileceği
gibi bağırsak bakterileri de vücudumuza gerekli olan biotini
sağlamaktadır.


· Biotinin bu kadar popüler olmasının nedeni, saç ve tırnaklara
kazandırmış olduğu olumlu etkidir. Karbonhidrat, protein
metabolizmasında ve diğer vitaminlerin kullanımında gereklidir.Birçok
enzimin yapısına girer. Bu enzimler, gıdaların vücuda yararlı
hale getirilmesini sağlarlar.Saç dökülmesini ve beyazlamasını
yavaşlatır. Cilt sağlığı için gereklidir. Birçok saç ve deri için
kozmetik ürünlerde biotin katkısı vardır. Biotin eksikliği, saç
dökülmesi ve kalite kaybına yol açabilir. Saç kaybı, biotin eksikliğinde
görülen bir bulgudur.


Bebeğinizin Saçlarını Takip Edin


· Biotin eksikliği doğumsal olabilir ya da sonradan gelişebilir.
Doğumsal biotin eksikliği genetik kökenlidir. Vücutta bulunan biotinin
geri kazanılmasında olan bir bozukluk söz konusudur. Diyetle alınan
biotinden vücut faydalanamaz. Bulgular, doğum sonrası ilk aylarda
başlar. Bebeklerde saç dökülmesi, saçlarda kırılganlık, tırnaklarda
soyulma, ekzematöz bulgular bulunurken; ileriki haftalarda nörolojik
bozukluklar buna eklenir. Yeni doğanlarda eksiklik tespit edilip
tedavinin hemen başlanması gerekir. Tedaviye geç başlanması yakınmaların
kalıcı olmasına neden olabilir.


· Erişkinlerde görülen biotin eksikliği çok sayıda nedenle
gelişebilir. Çiğ yumurta tüketilmesi biotin eksikliğinin en önemli
nedenidir. Çiğ yumurtada bulunan bir madde biotinin emilimini bozar.
Yanık hastaları, epilepsi ilaçları kullanan hastalar, gebeler, uzun
süreli antibiyotik tedavisi alan kişiler, yoğun alkol tüketenler ve
lohusalar biotin eksikliği açısından riskli kişilerdir. Yapılan
çalışmalarda yoğun sigara içen kadınlarda biotin yıkımının arttığı
saptanmıştır.


Bir Damla Kanla Biotin Testi


· Biotin eksikliği düşünülen bir vakada, klinik bulgular
önceliklidir. Hekim, hastanın şikâyetleri doğrultusunda biotin
eksikliğinden şüphelenmelidir. Biotin eksikliği tanısını koymanın en
etkili yolu kandan yapılan biotin testidir. Kandaki biotin değeri
ölçümü, eksikliği doğrular. Biotin testi, laboratuarda az miktarda
alınan kandan Vitamin H değerinin ölçümüdür. Eksikliğin derecesi test
sonucunda tespit edilir. Eksiklik hafif, orta şiddet ya da şiddetli
olarak raporlanır. Eksikliğin derecesine göre tedavinin dozu ve süresi
düzenlenir.


· Çocukluk çağı biotin eksikliklerinde enzim düzeylerine
bakılır. Enzim eksikliğinden kaynaklanan biotin eksikliklerinde tedaviye
hemen başlanmalıdır. Tedaviye yüksek doz biotin ile başlanılmalı,
biotin değeri normale dönünce doz düşürülmelidir. Erişkinlerde olan
biotin eksikliklerinde ise öncelikle biotin eksikliğine neden olan sebep
varsa o ortadan kaldırılmalıdır. Daha sonrada medikal tedavi başlanır.


Erken Teşhis Etkili Tedavi


· Düzensiz beslenen ve biotin metabolizmasındaki sorundan dolayı
ihtiyacın fazla olduğu kişiler aralıklı olarak takip edilmelidir.
Biotin eksikliği daha çok dermatoloji ve pediatri hekimlerinin
karşılaştığı bir durumdur. Teşhisinin erken konulup tedavinin çabuk
başlanması yakınmaların çabuk ortadan kalkmasına neden olur.


Bu Belirtiler Varsa Biotin Vitamininiz Eksik Olabilir!


· Biotin eksikliği; cilt, saç, tırnak, sinir sistemi ve
bağırsaklar üzerinde kendini gösterir. En sık dermatolojik bulgular
görülür.


· Saç dökülmesi, saçlarda mat görüntü, kırılma ve ekzematöz
yakınmalar biotin eksikliğini düşündüren önemli dermatolojik
şikayetlerdir.


· Saçlarda kalite kaybına yol açar. Saçlar hacimsiz görünür.


· Tırnaklarda kırılmalar, soyulmalar görülür.


· Yüzde, özellikle ağız çevresinde ve burun çevresinde ekzematöz bulgular gelişir.


· Ellerde ayaklarda uyuşmalar, kas ağrıları, mide bulantısı ve
iştahsızlık yakınmaları ise çocukluk çağında görülen doğumsal kökenli
biotin eksikliklerinde görülen bulgulardır.


Biotin Eksikliğine Karşı Önleminizi Alın


· Çiğ Yumurtayı Unutun:Çiğ yumurta tüketimi olmamalıdır.


· Antibiyotiğe Dikkat: Yoğun antibiyotik
kullanımı varsa ya antibiyotik değiştirilmeli ya da antibiyotik tedavisi
ile birlikte biotin tedavisi başlanmalıdır.


· Epilepsi İlaçlarına Takviye:Epilepsi tedavisi alan kişiler ya ilaçlarında değişiklik yapmamalılar ya da ilaçlarına ilaveten biotin takviyesi almalıdırlar.


· Beslenmenizi Düzenleyin:Kişiler beslenme alışkanlıklarını biotin bakımından yoğun olan gıdalara yönelmelidirler.


· Karaciğer Ve Ceviz Yiyin:Süt, karaciğer, ceviz, tahıllar, soya fasulyesi ve yumurta; biotin bakımından yoğun olan gıdalardır.


· Fazla Tüttürmeyin:Yoğun sigara içenler sigarayı azaltmalıdır.


· Biotinli Ürün Kullanın:Kullandığınız kozmetik
ürünlerde biotin katkılı olmasına özen gösterin. Birçok saç ve deri
için kozmetik ürünlerde biotin katkısı vardır.


Aşırı Çiğ Yumurta Yiyenlere Kandaki Biotininize Baktırın!


Biotin eksikliğinin tanısında kullanılan biotin testinin gerekli olduğu durumlar:


· Saç dökülmeleri


· Alkolizm


· Büyüme gelişme geriliği olan bebekler


· Ailede biotin eksikliği hikayesi olan kişiler


· Aşırı çiğ yumurta yiyenler

Bu konuyu yazdır

  Bu Yürek Sana Emanet Birtanem..
Yazar: Orhan-38 - 08-09-2012, Saat: 01:42 PM - Forum: Aşk Mektupları - Yorum Yok

Bu yürek benim değil artık sana emanet..Sevginle saracaksın soğuk kış günlerinde üşüdüğünde ısıtacaksın..Hastalandığında gözünün önünden ayırmıyacaksın..Saksıdaki bir çiçek gibi suyunu eksik etmiyeceksin..Sen büyüteceksin onu gonca gül gibi süslüyeceksin..Kederden uzak tutacaksın can özünden bakacaksın..Şimdi kafam rahat biliyorum ki yüreğim emin ellerde..Ben sana verdim yüreğimi gözün gibi bakacağını biliyorum..Şimdi ayrılık vakti bitanem yüreğim sana sen Allaha emanetsin..Ayrılsakta döneceğini biliyorum seni sonsuza kadar bekliyeceğim..Sakın unutma sendeki yüreğin üstüne koydum yüreğimi..

Bu konuyu yazdır

  selam mod arkadaşlar..
Yazar: Orhan-38 - 08-09-2012, Saat: 11:21 AM - Forum: İstekleriniz - Yorumlar (1)

nickimin KaDeRKaTiBi olarak değiştirilmesini istiyorum ama..eğer değiştireirseniz çok sevinirim..selam ve sevgilerle..eğer o nick doluysa Orhan_38 olarakta olur..

Bu konuyu yazdır

  Tarih: 04-08-2026, 03:40 PM