| Hoşgeldin, Ziyaretçi |
Sitemizden yararlanabilmek için Kayıt olmalısınız.
|
| Kimler Çevrimiçi |
Toplam: 181 kullanıcı aktif » 0 Kayıtlı » 177 Ziyaretçi Applebot, Baidu, Bing, GoogleBot
|
|
|
| Okul çantasının ağırlığı ne kadar olmalı? |
|
Yazar: MaSaL - 09-16-2011, Saat: 08:30 PM - Forum: Anne ve Bebek
- Yorum Yok
|
 |
Okul çantasının ağırlığı ne kadar olmalı?
Sırt çantaları Ağırlığı ne Kadar Olmalı?
Okul çantası ve Ağırlığı Hakkında Bilgiler
Okul çantalarının ağırlığı öğrencileri nasıl etkiler ideal okul çantası kaç kilo olmalı?
Okul çantasının tek omuzda taşıması omurga eğriliğine, ağır çanta ise duruş bozukluğuna yol açıyor Araştırmalar, okul çocuklarında bel ağrısı görülme sıklığının yüzde 70 olduğunu gösteriyor

Uzmanlar, sırt çantalarının seçiminde ve kullanımında ailelere ciddi sorumluluklar düştüğünü belirtiyor
Bilinçsiz kullanılan sırt çantalarının çocukların gelişimini olumsuz
etkilediğini ifade eden Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr Rabia Cerrah Karanfil uyardı: ''Çantaların ağırlığına bağlı olarak omurgaya aşırı yük gelmektedir
Çantanın uygun olmayan pozisyonda taşınması okul çocuklarının
gelişmekte olan eklem, kas ve eklemleri birbirine bağlayan bağlarda
zorlanma, bozuk yürüyüş ve bozuk duruşa neden olarak belde kas
gerginliği mekanizmasını başlatabilir, hatta ciddi kronik bel ağrısına
sebep olabilir
Çocukların çantayı tek omuzda taşıması omurga eğriliklerine neden
olmakta, normalden fazla ağır çantaların kullanılması çocukların öne
doğru eğilmesine sebep olarak duruş bozukluğu oluşturmaktadır
Dengelerini bozup düşmelerine sebep olmakta, sırt ve bel ağrısı bacak
kaslarında gerginliği artırarak ağrı oluşmasına yol açmaktadır Duruş bozukluğu ise solunumu da etkilediğinden daha da önem taşımaktadır ''
VÜCUT AÄžIRLIÄžININ YÜZDE 15'İNİ GEÇMEMELİ
Çocukların taşıdığı çantaların omuz askısının normalden daha fazla omuz
bölgesine baskı yapmasının dolaşım bozukluğuna sebep olduğunu ve ağrıya
yol açtığını ifade eden Karanfil, ''Çocuklarda okul çantasının ağırlığı
vücut ağırlığının yüzde 15'ini geçmemelidir'' diye konuştu
Çocukların eve ***ürmeleri gerekmeyen okul gereçlerini, kitap ve
defterlerini çantanın yükünü hafifletmeleri için okulda bırakmalarını
söyleyen Karanfil, şu tavsiyelerde bulundu: ''Ağır olan malzemeler sırta
en yakın bölgede en arkada taşınmalı
Yük sırta eşit dağıtılmalı, her iki omuz askısı takılmalı, dar askı
omuz baskısını artırıp dolaşımı bozduğu için omuz askısı geniş çantalar
tercih edilmeli Çantalarda bel kemeri kullanılmalı, kenar göğüs askıları kullanılmalı, yük vücuda yakın olmalı Çantaların sırt desteği olmalı, çok sert malzemeden olmamalı, ortopedik sırt desteğine sahip olmalıdır Sırt çantası uzun süre kullanılmamalı, uzun süreli kullanım gerekiyorsa tekerlekli olanı tercih edilmelidir ''
A A
|
|
|
| Zeki Çocuklar Yazıyı Ters mi Yazıyor? |
|
Yazar: MaSaL - 09-16-2011, Saat: 08:26 PM - Forum: Anne ve Bebek
- Yorum Yok
|
 |
Bazı çocuklar d harfini p , u harfini n , r harfini de tersten yazıyor Korkmayın bunun nedeni sevindirici olabilir  
Adana da özel bir hastanede aile terapisti olarak görev yapan Dr
Obengül Ejder, ilköğretim çağındaki bazı çocukların yazıları doğru
okumasına rağmen, d harfini p , u harfini n , r harfini de tersinden
yazdığını belirterek, bunun zeka geriliği olmadığını, velilerin
kaygılanmaması gerektiğini söyledi Tıp dünyasında disleksi olarak tanımlanan bu sorunun eğitimciler ve veliler tarafından yeterince bilinmediğine dikkat çeken Dr
Obengül Ejder, disleksili ünlüler arasında bilim adamı Albert Einstein,
kalipso müziğinin kralı Harry Belafonte, ressam Leonardo Da Vinci,
İrlandalı yazar William Butler Yeats, heykeltıraş Auguste Rodin, şarkıcı
ve sinema oyuncusu Cher in bulunduğunu vurguladı
Dr Ejder, "Dislekside yaş sınırı yok, ömür boyu da sürebiliyor Disleksi özellikleri olan çocuklar okuma yazmayı zamanından geç öğreniyor ama hiç öğrenmeme gibi bir durum söz konusu olmaz Tedavisi için kullanılan bir ilaç yok Terapi ya da özel eğitimle bu çocukların gelişimi sağlanır" dedi
Çocuğa disleksi tanısının konulabilmesi için zekasının normal veya normal üstü olması gerektiğini belirten Dr Ejder, "Disleksi zeka geriliği demek değildir
Eğer okumada yaşanılan zorluk, zeka geriliği, işitme kaybı ya da başka
nörolojik sorunlarla ortaya çıkıyorsa o zaman disleksiden söz edilemez
Zeka özelliği olan çocuklar, beklenilen başarıyı ortaya çıkartmadığında
disleksiden şüphelenilir ve bunun için ekstra değerlendirmelere gerek
duyulur" diye konuştu
DİSLEKSİ ÖZELLİÄžİ TAŞIYAN ÇOCUK SAYISI FAZLA
Türkiye de disleksi özellikleri olan çocuk sayısının oldukça fazla olduğunu ifade eden Dr
Obengül Ejder, "Eğitimciler ve aileler tarafından yeterince
bilinmediğinden, bu özellikteki çocuklar gerek okul, gerekse aile ve
çevre içinde pek çok zorlukla karşılaşıyor Disleksi özellikleri olan çocuklar okuma yazmayı zamanından geç öğrenirler Hiç öğrenmeme gibi bir durum söz konusu olmaz ama sorunun şiddetine göre çocuğun hangi alanda zorlanacağı farklılık gösterir
Genel olarak okuma yazmayı öğrenseler de, okuma yazma kalitesinde
yaşanan zorluklar da disleksinin özellikleri arasındadır" ifadelerini
kullandı
DİSLEKSİ NÖROLOJİK BİR SORUNDUR
Disleksi hakkında yapılan araştırmalarda birden çok etken olduğunu kaydeden Dr
Ejder, disleksinin genel olarak nörolojik ve genetik geçişli bir sorun
olarak tanımlandığını anlatıp, tedavi yöntemine ilişkin şunları söyledi:
"Tedavide özellikle kullanılan bir ilaç yoktur Terapi ya da özel eğitim dediğimiz yöntemlerle bu çocukların gelişimi sağlanır İlaç tedavisi, sadece eşlik eden sorunlar olduğunda bu sorunların semptomatik tedavisi için sürece dahil olabilir
Dislekside eğitimsel terapi çalışmalarının amacı, çocuğun güçlü ve
zayıf yanlarını ortaya çıkarmak, zayıf yanlarını destekleyecek
teknikleri öğretmek, güçlü yanlarını öğrenmelerini desteklemektir Erken tanı bu çocukların gelecekte alacakları eğitimin tespiti açısından çok önemlidir
Unutulmamalıdır ki disleksi tanısı konulan çocukların yarıdan azı,
başarılı bir gelişim gösterirken, erken dönemde teşhis edilen çocukların
çoğu, kendi akranları ile aynı seviyeye taşınabilmektedir
Bu konuda ailelerin bir uzmandan yardım alması sorunun çözümünde yol
gösterecek ve ileride telafisi mümkün olmayacak yanlışların önüne
geçecektir "
|
|
|
| Ben söyledikten sonra ne kıymeti var? |
|
Yazar: MaSaL - 09-16-2011, Saat: 08:16 PM - Forum: Genel
- Yorum Yok
|
 |
Kadın-erkek
ilişkilerinde sevgiyi her gün test etmek yerine, bazı şeyleri güvene
bırakıp, açıksözlülük içinde hayatı yaşamak mutluluğa giden yoldur
Birçok bayan arkadaşım ya da danışanlarımla yaptığımız sohbetlerde, konu hep erkek arkadaşlarının ya da eşlerinin ne kadar duyarsız olduğundan açılsa, romantizmden
hiç haberleri olmadığından, defalarca imada bulunduğu ya da
başkalarının ilişkilerinden örnekler verdiği halde eşinin/sevgilisinin
kendisine hiç jest yapmadığından bahsedilir
“Bir gün bir çiçek alıp gelmediâ€,“Bir kere sürpriz yapsa, bir yerde
yemek rezervasyonu yaptırmış olsaâ€,“Evlilik teklifi yaparken bile tek
taş yüzük almadı†diye yakınıp dururlar
Talepler çoğu zaman benzer olsa da, “Neden böyle bir beklentin olduğunu söylemedin?†sorusuna verilen cevap hep aynıdır; “Ben söyledikten sonra ne kıymeti var, kendisi düşünmedikten sonra!â€
Bayanlar, kendilerinin dile getirmesi üzerine erkeğin taleplerini karşılaması durumunu doğal bulmuyorlar Jestin zorla yapıldığını, içten gelmeden yapılan jestin suni olacağını ve mutluluk vermeyeceğini düşünüyorlar Hemcinslerimin duygularını her ne kadar anlasam da, bu görüşe çok katılmıyorum
Bunu beklentilerinizi tanıtma süreci olarak görürseniz; en
azından siz istediniz diye jest yapması hiç yapmamasından iyi değil mi?
Hiç değilse, sizin isteklerinize ve ağzınızdan çıkan sözlere önem
veriyor ve sizi mutlu etmeye çalışıyor demektir
Erkekler, bayanların düşündüğünün aksine, bu tür jestleri içlerinden gelmediğinden değil, düşünemediklerinden yapmazlar
Kendileri için bu tür jestleri gerekli bulmadıkları ve önem
sıralamalarında romantizm öncelikli olmadığı için, kadınların bu tür
beklentileri olduğunu bilmezler, bilseler de gereğini düşünmezler
Hoş, çoğu erkek evlenme arifesinde zaten bir sürü masraf varken, niye
kendilerince hiçbir işe yaramayacak bir tek taşa dünyanın parasını
vermeleri gerektiğini de anlamaz
Hele bir de sevgilileri böyle bir talepte bulunmuyorsa, kardeşleri,
anneleri de onları uyarmıyorsa, tamamen fuzili buldukları bir masrafı
yapmaya gerek bile duymazlar
Kadınlar da beklentilerini dile getirmedikleri, eşleri de kendiliğinden
düşünmediği için yıllar sonra bile içlerinde uhde kalacak birikimler
yaratıp üst üste düğümlerler
“Evlenirken bana bir yüzüğü bile çok gördüâ€,â€Bir evlilik yıldönümümüzde
bile, bir çöp alıp gelmedi†diye ömür boyu kocalarının ne kadar
duyarsız olduğunu anlatırken, içlerinde belki de yeterince sevilmiyor
olmalarının sızısını duyar dururlar
Kadın ve erkek arasındaki bu düşünce farklılığının, tamamen çocukluk öğrenimlerimizden kaynaklandığına inanıyorum Zaten genetik olarak erkekler daha mekanik, daha rasyonel ve daha gereklilik üzerine düşünmeye yatkındırlar
Kadınlar ise daha naif ve duygusal! Toplumsal şartlanmalar da cabası;
teklifi erkek yapar, kadın naz yapar, erkek hediyeler alır falan filan  
Bir de çocukluk zamanlarımızdaki günlük hayatımızı düşünün
Şimdi büyük şehir şartlarında pek mümkün değil, ama bizim
çocukluğumuzda, erkek çocukları kahvaltısını bitirir bitmez kendilerini
sokağa atar, akşam babalar eve gelene kadar kan ter içinde koşturur
dururdu
Kız çocukları ise daha kısıtlı zamanlarda dışarıda oynar, vakitlerini
genelde anneleri ile birlikte, ev işlerine yardım ederek, kalan
zamanlarda da ya herkesin kocasından yakındığı komşu günlerinde ya da tv
karşısında pembe dizi seyrederek geçirirlerdi
Kocalardan yakınılan komşu günlerinden aklımızda kalan, kocamızın neyi
yapmaması gerektiği iken, pembe dizilerden de birbirinden yakışıklı ve
romantik erkeklerin sevgililerine şampanya kadehleri içinde yüzükler
hediye ettiklerini, kavgaların ardından evlerine giren kadınların demet
demet güllerle karşılaştıklarını seçer, hafızamıza alırdık
Bu romantik sahnelerde annelerimizin iç geçirdiğini sık sık işitir,
evlenmek üzere büyütülen genç kızlar olarak, annemiz yaşayamasa bile biz
büyüdüğümüzde bu kadar güzel aşk evlilikleri yaşayacağımızı hayal
ederdik
Sanki izlediğimiz pembe dizideki holding patronlarının alabildiği
pahalı hediyeleri karşımıza çıkacak her erkek almaya maddi olarak
muktedirmiş gibi
Oysa bizim izlediğimiz hiçbir pembe diziyi izlemeden büyüyen erkekler,
top peşinde koştururken, ne şampanyadan çıkan yüzüklerden haberdarlar ne
de demet demet güllerden  
Onların anneleri de komşu günlerinde kocalarından şikayet eder ve pembe dizilerde iç geçirirken, oğullarını eşlerinden daha romantik olacakları şekilde yetiştirmeyi düşünmemişler bile
Ya da düşünmüşler ama oğlunun mutlu edeceği müstakbel gelinleri
gözlerinin önüne gelince vazgeçmişler, “Ne gerek var canım†diye İşte sorun burada başlıyor
İlişkimizi yaşarken, eşimizi ya da sevgilimizi seviyor ve sevildiğimizi
de biliyorsak, her gün bu sevgiyi test etmenin ne anlamı var?
“Saç diplerimi boyattığımı fark etti mi, 2 cm de kısaltırdım üstelik,
beni sevmiyor mu artık†gibi endişelerle içimizi kemireceğimize ya da
adamı bunaltacağımıza, bazı şeyleri güvene bıraksak sevgiyi her gün test
etmesek, istediğimiz şeyleri eşimize açıkça söylesek ve eşimiz karşılık
verince de mutlu olmayı ve şükretmeyi bilsek, hayat öncelikle bizim
için daha kolay olmaz mı?
|
|
|
| Kovboylar ve Uzaylılar |
|
Yazar: sıla - 09-16-2011, Saat: 11:30 AM - Forum: Vizyondakiler
- Yorum Yok
|
 |
- Yapım:
2011 ~ ABD
- Tür:
Aksiyon, Bilim Kurgu, Gerilim, Western
- Yönetmen:
Jon Favreau
- Oyuncular:
Harrison Ford, Daniel Craig, Sam Rockwell, Olivia Wilde, Noah Ringer, Paul Dano, Clancy Brown, Ana De La Reguera, Wes Studi, Adam Beach, Keith Carradine, Abigail Spencer, Brendan Wayne, Buck Taylor, Chris Browning, Cooper Taylor, Kenny Call, Matthew Taylor, Raoul Trujillo
- Senaryo:
Roberto Orci, Alex Kurtzman, Mark Fergus, Thomas Dean Donnelly, Joshua Oppenheimer, Hawk Ostby
- Yapımcı:
Steven Spielberg, Ron Howard, Roberto Orci, Alex Kurtzman, Brian Grazer, Scott Mitchell Rosenberg
- Görüntü Yönetmeni:
Matthew Libatique
- Müzik:
John Debney
Konusu: Yıl: 1873. Yer: Arizona Bölgesi. Geçmişine dair hafızasında hiçbir anı olmayan bir yabancı (Craig), yanlışlıkla Absolution adlı ıssız bir kasabaya düşer. Geçmişiyle ilgili tek ipucu bileğindeki zincirdir. Absolution kasabasıyla ilgili fark ettiği şey ise şudur: Bu kasabanın sakinleri yabancıları pek hoş karşılamaz ve demir yumruk Albay Dolarhyde (Ford) aksini emretmediği takdirde sokakta tek bir hareket bile yapamazlar. Bu kasaba korku içinde yaşayan bir kasabadır.
Fakat Absolution, gökyüzünden gelen haydutların saldırılarıyla esas korkunun ne olduğunu deneyimleyecektir. Nefes kesen bir hızla ve gözleri kör edici bir ışıkla yeri göğü inleterek çaresiz insanları teker teker kaçıran bu canavarlar kasaba sakinlerinin şimdiye dek gördükleri her şeye meydan okurlar.
Şimdiyse önceden kabul etmedikleri ‘yabancı’ kurtuluş için tek umutlarıdır. Yavaş yavaş kim olduğunu ve nereden geldiğini hatırlamaya başlayan bu silahlı soyguncu, kasaba sakinlerine uzaylı güçlere karşı koyabilme şansı verecek olan bir sırra sahip olduğunun farkına varır. Bu yabacı, anlaşılması zor gezgin Ella’nın (Olivia Wilde) yardımıyla eski düşmanları kasabalı Dolarhyde ve adamları, kanun kaçakları ve Apaçi savaşçılarından oluşan bir takım kurar. Ortak bir düşmana karşı bir araya gelen bu takım yaşamaya devam etmek için destansı bir mücadeleye girişir.
|
|
|
|