| Hoşgeldin, Ziyaretçi |
Sitemizden yararlanabilmek için Kayıt olmalısınız.
|
| Kimler Çevrimiçi |
Toplam: 185 kullanıcı aktif » 0 Kayıtlı » 182 Ziyaretçi Baidu, Bing, GoogleBot
|
| Son Aktiviteler |
Allah’ın Bizlere Güvendiğ...
Forum: İslam
Son Yorum: halukgta
, Saat: 11:04 AM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 17
|
Allah’ın Dini İslam’ı Yaş...
Forum: İslam
Son Yorum: halukgta
04-24-2026, Saat: 12:01 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 25
|
Saff Suresi 6. Ayet Üzeri...
Forum: İslam
Son Yorum: halukgta
04-18-2026, Saat: 12:14 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 38
|
Namaz Dinin Direği Midir?
Forum: İslam
Son Yorum: halukgta
04-13-2026, Saat: 10:12 AM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 57
|
Atatürk'ün Çocukluk Anıla...
Forum: Hayatı ve Anıları
Son Yorum: Serdar102
03-28-2026, Saat: 09:08 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 90
|
Mavi'ye..
Forum: Aşk Hikayeleri
Son Yorum: SunSet
03-11-2026, Saat: 08:23 AM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 174
|
Keloğlan Çataltepe Tekfur...
Forum: Hikaye Uydurma Bölümü
Son Yorum: Serdar102
02-12-2026, Saat: 11:45 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 347
|
Kısa Keloğlan Masalları -...
Forum: Hikaye Uydurma Bölümü
Son Yorum: Serdar102
02-12-2026, Saat: 11:26 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 221
|
Keloğlan Ve Pinokyo - Ser...
Forum: Hikaye Uydurma Bölümü
Son Yorum: Serdar102
02-12-2026, Saat: 11:22 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 199
|
Dev Hamsi - Serdar Yıldır...
Forum: Hikaye Uydurma Bölümü
Son Yorum: Serdar102
02-12-2026, Saat: 11:19 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 192
|
|
|
| Formül Sütle Beslenme |
|
Yazar: MaSaL - 09-14-2011, Saat: 05:06 PM - Forum: Anne ve Bebek
- Yorum Yok
|
 |
Halk
arasında kısaca hazır mama denilen gıda maddeleri bu bölümde
anlatılacaktır. Hazır mamaların süte benzer yapıdakilerine formül süt
denilmektedir. Bunlar inek sütü modifiye (=değiştirilmek) edilmek
yoluyla elde edilirler. İnek sütü bir şekilde anne sütüne benzetilmeye
çalışılmaktadır. Eksik olan maddeler eklenmekte, fazla olanlar
azaltılmaktadır. Teknolojinin bugün vardığı noktada anne sütüne
olabildiğince yakın mamalar üretilmektedir. Fakat üretilen mama bir gün
anne sütüne tam anlamı ile eşdeğer yapılsa bile anne sıcaklığını ve
yakınlığını içermesi mümkün olmayacaktır. Beslenme yönünden belki eşit
olabilir ama hiçbir besin maddesi anne memesinden emilerek alınmadığı
sürece anne sütünün yerini tutamayacaktır.
Formül süte başlarken
gerekli olduğuna doğru karar verilmelidir. Yersiz şüphe ve gerekçelerle
mamaya başlamak yanlış olur. Bu kararı doktorun vermesi gerekir. Bu konu
anne sütü ile beslenmenin içeriğinde anlatılmıştır. Formül sütle
beslenme kararının doğru bir nedenle verilmiş olduğunu varsayarak yazıya
devam ediyorum.
Bunu için öncelikle gerekli malzemeler incelenmelidir.
Biberonlar - Hammaddesi:
Günümüzde genel olarak cam ve plastikten yapılmaktadır. Plastikten
üretilenler de iki ayrı maddeden üretilirler; Polikarbonat ve
Polietilen. Bunlardan polikarbonat daha çok tercih edilmektedir. Daha
sağlıklı olanı camdan yapılanlardır. Kırılabilme nedeni camdan
yapılanların yegane olumsuz yönüdür. Plastik olanlar kolay kırılmazlar
ama zamanla deforme olabilirler. Özellikle sıcak etkisiyle renkleri
değişir. 100 derece ısıda 20-30 dakika kaynatılan polikarbonat
biberonlardan Bisfenol-A denilen bir madde açığa çıkar. Biberonun
içersinde mama varken bu ısıda, bu sürede kaynatılması pek mümkün
değildir. Fakat temizlik nedeniyle kaynatıldıklarında beslenmeden önce
yıkanmalıdırlar. 30 yıla yakın zamandır polikarbonat biberonlar
kullanımda olup, zararlı oldukları hakkında bir kanıt bulunmamıştır.
- Şekil:
Çeşitli şekillerde olabilirler. Sıklıkla yuvarlaktırlar. Eğri, iki
yollu, açılı, kısa, uzun gibi tipleri vardır. Anneler bebeğin durumuna
göre uygun gördükleri şekilde olanı tercih edebilirler. Eli ile biberonu
tutabilecek kadar büyük çocuklarda iki yollu olan uygun olabilirken,
yeni doğmuş bebekler için kısa ve küçük olanlar daha uygundur.
- Fonksiyon:
Değişik özelliği olan biberonlar vardır. Vakum oluşturmayan, içersinde
hava almayı sağlayan tüp bulunan, emzik üzerine basınç yapmayan gibi
farklı özelliklerde biberonlar üretilmektedir. Kullanılacak amaca
uygunluk burada etken olmalıdır. Formül süt için kullanılacak olması ile
su veya meyve suyu için kullanılacak olması gibi işlevsellik ön planda
düşünülmelidir.
- Hacim: 50 gramlıktan başlayarak genellikle
250-300 grama kadar olan çeşitleri bulunmaktadır. Kullanım amacı ve
bebeğin ayına göre seçilecektir.
Emzikler
Biberon emzikleri bu bölümde anlatılacaktır. Yalancı meme yerine geçen emzikler konumuz dışındadır. - Hammaddesi:
Genel olarak silikon, lateks (kauçuk) ve lastik benzeri maddeden
yapılırlar. Lateks olanlar esnek ve yumuşaktırlar ama dayanıklı
değillerdir. Silikon olanlar daha serttir ama kolaylıkla deforme olup
şekilleri değişmez. Lastik benzeri maddeden üretilenler günümüzde pek
kullanılmamaktadır.
- Şekil: Klasik, damaklı (ortodontik), ucu
yuvarlak veya düz olan gibi değişik tiplerde yapılırlar. Damaklı
denilenler diş gelişimini ve damak yapısını bozmadıkları iddia edilir.
Düz tarafı dile gelmelidir. Ucu düz olanlar anne memesine benzetilmeye
çalışılmıştır.
- Boyut: Ebatları da değişiktir. Genellikle
numaralandırılmışlardır. 0,1,2,3 gibi büyüdükçe artan numaraları vardır.
Bebeğin ağız yapısına uyan tercih edilmelidir.
- Deliği: Amaca
göre farklı delikleri bulunur. Deliği tek veya fazla sayıda olabileceği
gibi, deliğinin de farklı şekilde olanları vardır. Yavaş akması
istenilen durumda tek ve küçük delikli tercih edilirken, koyu kıvamlı
mamalar için büyük ve çok delikli olanlar kullanılmalıdır. Yeni
doğanlarda çok küçük delikli olanlar kullanılırken, ilerleyen aylarda
daha büyük delikli olanlara geçilir.
Biberon emziği
seçerken kullanım amacı, bebeğin yaşı, anne memesine benzerliği gibi bir
çok konu göz önünde bulundurulmalıdır. Her şeyin üstünde bebeğin
tercihleri de hesaba katılmalıdır. Bebekler bazı emzikleri
beğenmeyebilirler. Anneler farklı tiplerde olanları alıp, ısrarla
bebeklerinin beğenecekleri emziği bulmak için uğraşmak zorunda
kalabilirler. Gerçekte aç kalan bir bebek sonuçta emzik tipi için fazla
seçici davranmayabilir.
Emzikler kullandıkça bozulurlar.
Esnemeye, büyümeye ve renk değiştirmeye başlarlar. Deforme olan emzikler
emme esnasında kopabilirler. Bu tehlikeli bir durum olabileceği için
dikkatli olunmalıdır.
Aksesuarlar
Bebek biberonları için farklı amaçlara yönelik yardımcı aletler bulunur. Bu bölümde bunlar kısaca anlatılacaktır.
Sterilizatörler: Biberonları mikroptan arındırmak için genellikle elektrikle çalışan aletlerdir.
Isıtıcılar: Biberon içersindeki mamayı sıcak tutmak veya ısıtmak için kullanılan genellikle elektrikli aletlerdir.
Fırçalar: Biberonu ve emziğini temizlemek için farklı tiplere yönelik farklı fırçalar mevcuttur.
Termoslar:
Biberonun içindeki veya hazırlanan mamayı bebeğe yedirene kadar
soğumaması için yapılmışlardır. Zorunlu olmadıkça bebeklere taze
hazırlanmış mama verilmesi önerilir. Ancak gerekli durumlarda
kullanılabilir.
Biberon ve emzikler ne zaman değiştirilmelidir ?
Biberonlar
kullanıldıkça değişime uğrarlar. Rengi farklılaşır, bu çok önemli
değildir. Fakat yüzeyinde yabancı maddeler tutunmuş olmamalıdır. Ayrıca
çatlak, sıyrık, sızdırma gibi durumlarda değiştirilmeleri gerekir.
Hasarlı yüzeylere mama takılır. Daha sonra burada mikrop üremesi meydana
gelir.
Emzikler biberonlara oranla daha kolay bozulurlar.
Esnemeye, incelmeye başlarlar. Deliği zamanla genişler. Ters çevrilen
biberondan mama damlayabilir ama huzme şeklinde akmamalıdır. Bu aniden
fazla miktarda mamanın bebeğin boğazına gitmesine ve sorunlara yol
açabilecek bir durumdur. Yapısı bozulan emzikler yapışmaya başlarlar.
Bunların bebek tarafından kullanımı oldukça zor olur. Emmek istediğinde
emzik yapışır ve mama geçişine izin vermez. Genel olarak en kaliteli
emzikler bile ancak 2-3 ay özelliğini koruyabilir. Kısa aralıklarla
değiştirilmeleri uygun olur. Kullanım sırasında da sayıca fazla olmaları
kolaylık sağlar.
Biberon ve emzik temizliği nasıl yapılmalıdır ?
İlk
satın alındıklarında su ile yıkanıp 5 dakika suda kaynatılmaları
gerekir. Bundan sonra tercihen bulaşık makinesinde veya sıcak sabunlu su
ile yıkanmalı ve durulanmalıdır. Daha sonra temiz bir havlu veya
benzeri bir örtü üzerinde kurumaya bırakılmalıdır.
Bebek
beslenmesinde kullanıldıktan sonra içersinde mama bekletilmemelidir.
Kalan mama dökülüp, fırça ile biberon önce su ile daha sonra sabunlu su
ile yıkanmalıdır. Bundan sonra da 5–10 dakika kaynar suda
kaynatılmalıdır. Bir sonraki beslenmeden önce yine durulanmalıdır.
Artan
mamalar bozulur ve içersinde bakteri, mantar gibi bebeğe zararlı
olabilecek mikroplar üreyebilir. Mamalar yağ da içerdiği için su ile
durulamak yeterli olmaz. İç yüzeylere sıvaşan gıda artıkları ancak fırça
ve sabunlu su yardımı ile temizlenebilir.
Biberon ile beslemede dikkat edilmesi gereken konular - Mama
bebeğin muhtemel beslenme saatinden biraz öncesinde hazır edilmelidir.
Bebekler her zaman tam saatinde acıkmazlar. Daha önce acıkabilecekleri
düşünülmelidir. Acıktığı için ağlamaya başladıklarında anne panikleyerek
mamayı hazırlamada zorluk yaşayabilir.
- Daima kaynatılmış ve
soğutulmuş mama suyu elinizin altında hazır olmalıdır. Bebek acıktığında
su yeni kaynatıldığında soğutmak oldukça zahmetli ve vakit alıcıdır.
- Bebeğin
yemesi beklenen miktarda mama hazırlanması uygun olur. Bebekler
büyüdükçe aldıkları mama miktarı gittikçe artar. Biberonundaki mamasını
bitirdiği halde daha ister gibi aranmaya ve ağlamaya başlıyorsa miktar
bir sonraki öğünde bir ölçü arttırılmalıdır. Her seferinde bir ölçü
fazla hazırlanması bir maliyet zararıdır. Bu önemsenmediğinde her öğünde
yapılabilir fakat önerilmez.
- Kalan mamalar mutlaka
atılmalıdır. Bebeğin ağzına ve tükürüğüne temas etmesi ile mamaya
bulaşan bakteriler kolaylıkla üreyerek hastalanmasına yol açabilir. Her
beslenmede taze mama hazırlanmalıdır.
- Biberon ile bebeği
tercihen annesi beslemelidir. Özellikle anne sütü de alan bebekler
başkaları tarafından beslendiklerinde anne memesine yabancılaşmaya
başlarlar. Memeyi bırakmadaki bir diğer etken biberon emziğinin
deliğinin büyük olmasıdır. Bebekler de herkes gibi kolaya eğilimlidir.
Biberondan anne memesine göre daha kolay beslendikleri takdirde kolaya
yönelirler. Bunda mamanın tadı başka etkendir. Bazı bebek mamaları şeker
içerdiği için bebekler tatlı gıdalara eğilim gösterebilirler.
- Annesinin
ayni kendi memesini emziriyormuş gibi bir pozisyonla bebeğini kucağına
alması ve tek farkla bebeğin ağzına biberonun emziğini sokması uygun
olur. Eğer koşullar gereği bebeği annesinden başkası besleyecek ise anne
sütü verir pozisyonunda beslenmelidir. Kesinlikle bebeğe yattığı yerden
biberon verilmemelidir. Bu kolaylıkla orta kulak enfeksiyonuna yol
açabilen bir durumdur.
- Hazırlanmış olan mamayı soğutmak veya
ısıtmak için uygun ısıda su kullanılmalıdır. Mamanın ısısı besleyecek
olan kişi tarafından kolunun iç yüzeyine damlatılarak kontrol
edilmelidir. Beden ısısı ile ayni olması tercih edilir. Sıcak olduğunda
daha soğuk suya biberonu koymak veya aksi durumda da sıcak suya koymak
gerekir. Hazırlanmış mama kaynatılmaz. Keza sıcak su ile de hazırlamamak
gerekir. Önce suyu ılıtıp sonra mamayı hazırlamak doğru olur.
- Bebeği
beslemeden önce bebeğin burnundan rahat nefes alması kontrol
edilmelidir. Eğer rahat nefes alamıyorsa serum fizyolojik veya benzeri
bir damla ile burnu temizlenmelidir. Aksi takdirde bebek ağzından hem
beslenmeyi hem de nefes almayı başaramayacağı için beslenemeyecektir.
- Bebekler
biberon ile beslendiklerinde anne memesine oranla daha fazla hava
yutarlar. Beslendikten sonra bu hava mutlaka çıkarılmalıdır. Başı
besleyen kişinin omuzuna ve yüzü dışa dönük olarak bebekler yatırılmalı
ve sırtlarına ufak ufak elle vurarak bu hava dışarı çıkarılmalıdır. Aksi
takdirde bebekler sancılanabilir ve bu havayı çıkarırken kusabilirler.
Bu işlem sırasında bebeğin karın kısmına anne memelerinin baskı
yapmamasına dikkat edilmelidir.
- Yutulan hava çıkartıldıktan
sonra bebeği hafifçe yan olarak yatırmalıdır. Kucakta tutulduğunda ve
bebek hareket esnasında karnını kastığında biraz önce emdiği mamalar
ağzından geri gelir.
- İnsanlarda yemek borusu ile midenin
birleştiği noktada bir adale dokusu vardır. Bu doku su borularına
takılan çekvalf denilen parçaya benzer bir görev yapar. Ağızdan alınan
besinlerin mideye geçişine izin verirken geri kaçmayı önler. Fakat bu
sistem bebeklerde henüz yeterince işlev kazanmamıştır. Yeni beslenmiş
bir bebeği ayaklarından baş aşağı çevrildiğinde tüm yedikleri geri
çıkar. Halbuki daha büyük çocuklar tok karnına amuda kalksalar besinler
ağızlarından geri gelmez. Halk arasında kusma olarak söylenen bu durum
aslında gerçek anlamda bir kusma değildir. Zira tıbben kusma bir
hastalık durumunda ortaya çıkan bir durumdur. Bebeklerde olan bu adale
dokusunun yeterince gelişmemesine bağlı olarak emdiği gıdaların geri
gelmesidir. Kusmadan farkı ağzının kenarından akmasıdır. Kusma mide
kasılması ile daha basınçlı olarak ortaya çıkar. Gıdalar emdikten kısa
bir süre sonra geldiğinde ayni emdiği formdadır. Eğer aradan belirli bir
süre geçerse süt kesiği gibi daha farklı bir yapıda ve kokuda olur.
Bunun nedeni emdiği süt veya mamanın midedeki asit ile reaksiyona
girmesi sonucu kesilmesidir. Her iki de normal durumlardır.
- Bebekler
anne sütünü daha iyi sindirmelerine karşın mamayı daha fazla
çıkartabilirler. Formül mamalara değişik şekillerde tahammülsüzlük
gösterebilirler. Bu durumun hekimce değerlendirilmesi, gerekiyorsa
mamanın daha uygun başka bir çeşidi ile değiştirilmesi gerekebilir.
Formül Mamaya Tahammülsüzlük Belirtileri
Bebekler
için ideal besin maddesi anne sütü olduğu için bebekler kullanılan
formül mamalara farklı şekillerde reaksiyon gösterebilirler. - Fazla miktarda kusma
- Dışkının sayıca ve kıvamca değişmesi. Cıvıklaşma, katılaşma,az veya çok kaka yapma.
- Sancılanma, huzursuzluk ve ağlama
- Deride bazı döküntülerin ortaya çıkması, derinin renginin ve yüzeyinin pürüzsüzlüğünün değişmesi
- Kilo artışının olması uygun olan seyirde olmaması
Bu gibi belirtiler ortaya çıktığında doktora danışılmalıdır.
Formül Mama Çeşitleri
Bebekler
için en iyi mama yoktur. Ancak bebeğe uygun olan mama vardır. Günümüzde
varılan teknoloji düzeyi ile farklı özelliklerde formül sütler
üretilmektedir. Burada bunlar hakkında genel bilgiler verilecektir.
- Anne sütü adapte = benzetilmeye çalışılmış olanlar
- İleri formüller – Devam Formülleri
- Diyet formüller
- Kaşık mamaları
- Özel formüller
- Katkı formüller
Adapte Formüller
Bu
mamaların hazırlanmasında anne sütü temel alınmış ve formül anne sütüne
olabildiğince benzetilmeye çalışılmıştır. Genellikle üretici firmalar
tarafından 1 numara ile isimlendirilirler. Bazı firmaların farklı
numaralandırma sistemleri vardır. Ayrıca yarı adapte adı geçen bazı
ürünlerde bulunur. Bunlar kısman anne sütüne benzetilmiş mamalardır.
İleri Formüller – Devam Formülleri
Büyüyen
bebeğin gereksinmeleri göz önünde bulundurularak anne sütünden farklı
özelliği bulunan mamalardır. Genellikle 2 numara ile adlandırılır. Bazı
firmalarda 3 numara verilmiştir. Çoğunlukla 4 aydan sonra verilmesi
uygun olan formüllerdir.
Diyet Formüller
İshal
durumunda geçici olarak beslenmeye yönelik olarak üretilirler. İshal
maması olarak kullanılabileceği gibi inek sütüne karşı reaksiyon
gösteren bebeklerde de kullanılabilir.
Kaşık mamaları
Kaşıkla
beslenebilecek, yarı katı gıdalarla beslenme zamanı gelmiş olan
bebekler içindir. Tahıllı, meyveli gibi değişik tat ve yapıda olanları
vardır. Bazıları toz, bazıları hazır haldedir. Toz olanların kimisi su,
kimisi süt ile hazırlanmaktadır.
Özel Formüller
Beslenmesinde
özel gereksinmeleri olan bebekler içindir. Örneğin doğuştan
fenilketonüri hastalığı olan bebekler için üretilen mamalar vardır.
Ayrıca kusmayı azaltan (AR = Anti regurjitasyon), gaz sancılarına neden
olmayan (AC = Anti Kolik) , sindirimi kolay olan ( Milupa Comformil),
laktozu düşük ( Nutricia Almiron), prematüre bebekler için ( Nutricia
Nenetal, Nestle Alprem, vd.) gibi değişik özelliklerde olan formüller
bulunur.
Katkı Formüller
Sağılmış anne sütüne
katılan protein katkıları (Euprotein), saf protein (Protifar),
karbonhidrat (Fantomalt), karışık katkılar (Pediasure) gibi farklı
gereksinmeler için üretilirler. Bunlar beslenme ürünlerine ek olarak
kullanılırlar.
Bu içerik sınıflaması dışında form olarak da toz, konsantre ve içirilmeye – yedirilmeye hazır halde olan şekillerde vardır.
Son söz olarak belirtmek istediğim bazı noktalar var:
Bebeğin
formül sütle beslenmesinin gerekli olduğu kararını daima doktorun
vermesi gerektiği gibi hangi çeşidinin, ne miktarda verileceğine de yine
doktor karar vermelidir. Yakın zamana kadar bu formül sütler ve mamalar
sadece eczanelerde satılmaktaydı. Artık çocuk bezi, diş macunu gibi
eczane dışındaki yerlerde de satılmaya başlanmıştır. Bu uygulama
şimdilik tartışmalıdır. Benim görüşüme göre eski hali de tartışmalı idi.
Ülkemizde yaşanan gerçekler ile aslında nasıl olması gerektiği konuları
zaten hep farklı olmuştur. Normal olarak formül sütler de ilaçlar gibi
doktorun önerisi ile kullanılmalıdır. Fakat ne yazık ki ülkemizde her
türlü mama, ilaç doktorlar yanında herkesin önerileri ile
kullanılmaktadır. Çoğunlukla da diğer insanların tavsiyeleri doktorun
fikirlerinden öne geçmektedir. Bu yeni uygulamayı protesto eden bir çok
eczanenin mama satmayı bırakması üzerine durum karışık bir hale
gelmiştir. Bir çok aile eskiden eczanede çalışanlara danışmakta ve
onların önerileri ile bir ürünü kullanmaya başlamaktaydı. Bu durum da
tartışmaya açıktır. Eczane de bulunan kişi bir eczacılık eğitimi almış
olabileceği gibi orada çalışan birisi de olabilir. Eczacı bile olsa
bebek beslenmesini, hangi bebeğe ne verileceğinin eğitimini almış
değildir ki. Bu konudaki tüm bilgisi varsa kendi deneyimleri ve
pazarlama elemanlarının anlattıklarıdır. Bizlerin yaşadığı bir çok
gözlemimizde eczanelerin önerilerinde hangi ürünün satışı eczane için
daha olumlu olacaksa o ürün öncelikli olmaktadır. Şimdi ise eş, dost
komşu önerileri ile market raflarında bulunan ürünlerden birileri
alınıyor. Çok yanlış durumlar yaşanıyor. Bir tecrübeli aile komşusuna
örneğin Milupa mama öneriyor,- bu bir marka olup, bu marka altında
onlarca çeşit mama vardır- diğeri de üzerinde bu ismi gördüğü rasgele
bir ürünü alıp başlıyor. 2 aylık belki de ek besine gereksinimi olmayan
bir bebeğe 6 aydan büyük bebekler için üretilen bir formül
verilebiliyor. Benim bireysel gözlemlerime göre en büyük marketlerde
bile istenilen her çeşit ürün bulunmuyor. Mama üreticileri ile
görüşmelerimde ise onlar da büyük marketlerin az satılan ürünleri değil
bulundurmalarını, satılan ürünleri bile raflarına ancak bazı özel
anlaşma şartlarının karşılanmasından sonra koyduklarını ifade
etmekteler. Bebek beslenme ürünlerinin ticari bir meta haline gelmesi
bir çok ticari olayları da beraberinde getirmektedir. 300 gramlık bir
toz mamanın Şubat 2002 tarihinde 10 milyon civarında bir bedelle
satılıyor olması bir çok sıkıntının temelini oluşturmaktadır. Bir bebek
bu kadar mamayı yaklaşık 3 günde tüketir. Mama üreticiden tüketiciye
ulaşana dek bir çok aracıdan geçer. Her basamakta üstüne maliyet ve
vergiler eklenir. Basamaklarda yer alan herkes para kazanmayı da doğal
olarak amaçlar. Tüm bunların sonucunda da bebeğini beslemeye çalışan
aile tüm bunları öder. Bu bedelin yüksekliği karşısında aileler daha
ucuza bebeğini beslemenin yollarını aramaya başlarlar. Bütün bu
sorunların çözümü aslında çok basittir. Doğa kendi çözümünü bulmuş ve
anne sütü mucizesini yaratmıştır. Dilerim ki tüm anneler bebeklerini
kendi sütleri ile beslesinler. Bizler de formül sütler ile uğraşmayalım.
|
|
|
| Formül Sütle Beslenm |
|
Yazar: MaSaL - 09-14-2011, Saat: 05:06 PM - Forum: Anne ve Bebek
- Yorum Yok
|
 |
Halk
arasında kısaca hazır mama denilen gıda maddeleri bu bölümde
anlatılacaktır. Hazır mamaların süte benzer yapıdakilerine formül süt
denilmektedir. Bunlar inek sütü modifiye (=değiştirilmek) edilmek
yoluyla elde edilirler. İnek sütü bir şekilde anne sütüne benzetilmeye
çalışılmaktadır. Eksik olan maddeler eklenmekte, fazla olanlar
azaltılmaktadır. Teknolojinin bugün vardığı noktada anne sütüne
olabildiğince yakın mamalar üretilmektedir. Fakat üretilen mama bir gün
anne sütüne tam anlamı ile eşdeğer yapılsa bile anne sıcaklığını ve
yakınlığını içermesi mümkün olmayacaktır. Beslenme yönünden belki eşit
olabilir ama hiçbir besin maddesi anne memesinden emilerek alınmadığı
sürece anne sütünün yerini tutamayacaktır.
Formül süte başlarken
gerekli olduğuna doğru karar verilmelidir. Yersiz şüphe ve gerekçelerle
mamaya başlamak yanlış olur. Bu kararı doktorun vermesi gerekir. Bu konu
anne sütü ile beslenmenin içeriğinde anlatılmıştır. Formül sütle
beslenme kararının doğru bir nedenle verilmiş olduğunu varsayarak yazıya
devam ediyorum.
Bunu için öncelikle gerekli malzemeler incelenmelidir.
Biberonlar - Hammaddesi:
Günümüzde genel olarak cam ve plastikten yapılmaktadır. Plastikten
üretilenler de iki ayrı maddeden üretilirler; Polikarbonat ve
Polietilen. Bunlardan polikarbonat daha çok tercih edilmektedir. Daha
sağlıklı olanı camdan yapılanlardır. Kırılabilme nedeni camdan
yapılanların yegane olumsuz yönüdür. Plastik olanlar kolay kırılmazlar
ama zamanla deforme olabilirler. Özellikle sıcak etkisiyle renkleri
değişir. 100 derece ısıda 20-30 dakika kaynatılan polikarbonat
biberonlardan Bisfenol-A denilen bir madde açığa çıkar. Biberonun
içersinde mama varken bu ısıda, bu sürede kaynatılması pek mümkün
değildir. Fakat temizlik nedeniyle kaynatıldıklarında beslenmeden önce
yıkanmalıdırlar. 30 yıla yakın zamandır polikarbonat biberonlar
kullanımda olup, zararlı oldukları hakkında bir kanıt bulunmamıştır.
- Şekil:
Çeşitli şekillerde olabilirler. Sıklıkla yuvarlaktırlar. Eğri, iki
yollu, açılı, kısa, uzun gibi tipleri vardır. Anneler bebeğin durumuna
göre uygun gördükleri şekilde olanı tercih edebilirler. Eli ile biberonu
tutabilecek kadar büyük çocuklarda iki yollu olan uygun olabilirken,
yeni doğmuş bebekler için kısa ve küçük olanlar daha uygundur.
- Fonksiyon:
Değişik özelliği olan biberonlar vardır. Vakum oluşturmayan, içersinde
hava almayı sağlayan tüp bulunan, emzik üzerine basınç yapmayan gibi
farklı özelliklerde biberonlar üretilmektedir. Kullanılacak amaca
uygunluk burada etken olmalıdır. Formül süt için kullanılacak olması ile
su veya meyve suyu için kullanılacak olması gibi işlevsellik ön planda
düşünülmelidir.
- Hacim: 50 gramlıktan başlayarak genellikle
250-300 grama kadar olan çeşitleri bulunmaktadır. Kullanım amacı ve
bebeğin ayına göre seçilecektir.
Emzikler
Biberon emzikleri bu bölümde anlatılacaktır. Yalancı meme yerine geçen emzikler konumuz dışındadır. - Hammaddesi:
Genel olarak silikon, lateks (kauçuk) ve lastik benzeri maddeden
yapılırlar. Lateks olanlar esnek ve yumuşaktırlar ama dayanıklı
değillerdir. Silikon olanlar daha serttir ama kolaylıkla deforme olup
şekilleri değişmez. Lastik benzeri maddeden üretilenler günümüzde pek
kullanılmamaktadır.
- Şekil: Klasik, damaklı (ortodontik), ucu
yuvarlak veya düz olan gibi değişik tiplerde yapılırlar. Damaklı
denilenler diş gelişimini ve damak yapısını bozmadıkları iddia edilir.
Düz tarafı dile gelmelidir. Ucu düz olanlar anne memesine benzetilmeye
çalışılmıştır.
- Boyut: Ebatları da değişiktir. Genellikle
numaralandırılmışlardır. 0,1,2,3 gibi büyüdükçe artan numaraları vardır.
Bebeğin ağız yapısına uyan tercih edilmelidir.
- Deliği: Amaca
göre farklı delikleri bulunur. Deliği tek veya fazla sayıda olabileceği
gibi, deliğinin de farklı şekilde olanları vardır. Yavaş akması
istenilen durumda tek ve küçük delikli tercih edilirken, koyu kıvamlı
mamalar için büyük ve çok delikli olanlar kullanılmalıdır. Yeni
doğanlarda çok küçük delikli olanlar kullanılırken, ilerleyen aylarda
daha büyük delikli olanlara geçilir.
Biberon emziği
seçerken kullanım amacı, bebeğin yaşı, anne memesine benzerliği gibi bir
çok konu göz önünde bulundurulmalıdır. Her şeyin üstünde bebeğin
tercihleri de hesaba katılmalıdır. Bebekler bazı emzikleri
beğenmeyebilirler. Anneler farklı tiplerde olanları alıp, ısrarla
bebeklerinin beğenecekleri emziği bulmak için uğraşmak zorunda
kalabilirler. Gerçekte aç kalan bir bebek sonuçta emzik tipi için fazla
seçici davranmayabilir.
Emzikler kullandıkça bozulurlar.
Esnemeye, büyümeye ve renk değiştirmeye başlarlar. Deforme olan emzikler
emme esnasında kopabilirler. Bu tehlikeli bir durum olabileceği için
dikkatli olunmalıdır.
Aksesuarlar
Bebek biberonları için farklı amaçlara yönelik yardımcı aletler bulunur. Bu bölümde bunlar kısaca anlatılacaktır.
Sterilizatörler: Biberonları mikroptan arındırmak için genellikle elektrikle çalışan aletlerdir.
Isıtıcılar: Biberon içersindeki mamayı sıcak tutmak veya ısıtmak için kullanılan genellikle elektrikli aletlerdir.
Fırçalar: Biberonu ve emziğini temizlemek için farklı tiplere yönelik farklı fırçalar mevcuttur.
Termoslar:
Biberonun içindeki veya hazırlanan mamayı bebeğe yedirene kadar
soğumaması için yapılmışlardır. Zorunlu olmadıkça bebeklere taze
hazırlanmış mama verilmesi önerilir. Ancak gerekli durumlarda
kullanılabilir.
Biberon ve emzikler ne zaman değiştirilmelidir ?
Biberonlar
kullanıldıkça değişime uğrarlar. Rengi farklılaşır, bu çok önemli
değildir. Fakat yüzeyinde yabancı maddeler tutunmuş olmamalıdır. Ayrıca
çatlak, sıyrık, sızdırma gibi durumlarda değiştirilmeleri gerekir.
Hasarlı yüzeylere mama takılır. Daha sonra burada mikrop üremesi meydana
gelir.
Emzikler biberonlara oranla daha kolay bozulurlar.
Esnemeye, incelmeye başlarlar. Deliği zamanla genişler. Ters çevrilen
biberondan mama damlayabilir ama huzme şeklinde akmamalıdır. Bu aniden
fazla miktarda mamanın bebeğin boğazına gitmesine ve sorunlara yol
açabilecek bir durumdur. Yapısı bozulan emzikler yapışmaya başlarlar.
Bunların bebek tarafından kullanımı oldukça zor olur. Emmek istediğinde
emzik yapışır ve mama geçişine izin vermez. Genel olarak en kaliteli
emzikler bile ancak 2-3 ay özelliğini koruyabilir. Kısa aralıklarla
değiştirilmeleri uygun olur. Kullanım sırasında da sayıca fazla olmaları
kolaylık sağlar.
Biberon ve emzik temizliği nasıl yapılmalıdır ?
İlk
satın alındıklarında su ile yıkanıp 5 dakika suda kaynatılmaları
gerekir. Bundan sonra tercihen bulaşık makinesinde veya sıcak sabunlu su
ile yıkanmalı ve durulanmalıdır. Daha sonra temiz bir havlu veya
benzeri bir örtü üzerinde kurumaya bırakılmalıdır.
Bebek
beslenmesinde kullanıldıktan sonra içersinde mama bekletilmemelidir.
Kalan mama dökülüp, fırça ile biberon önce su ile daha sonra sabunlu su
ile yıkanmalıdır. Bundan sonra da 5–10 dakika kaynar suda
kaynatılmalıdır. Bir sonraki beslenmeden önce yine durulanmalıdır.
Artan
mamalar bozulur ve içersinde bakteri, mantar gibi bebeğe zararlı
olabilecek mikroplar üreyebilir. Mamalar yağ da içerdiği için su ile
durulamak yeterli olmaz. İç yüzeylere sıvaşan gıda artıkları ancak fırça
ve sabunlu su yardımı ile temizlenebilir.
Biberon ile beslemede dikkat edilmesi gereken konular - Mama
bebeğin muhtemel beslenme saatinden biraz öncesinde hazır edilmelidir.
Bebekler her zaman tam saatinde acıkmazlar. Daha önce acıkabilecekleri
düşünülmelidir. Acıktığı için ağlamaya başladıklarında anne panikleyerek
mamayı hazırlamada zorluk yaşayabilir.
- Daima kaynatılmış ve
soğutulmuş mama suyu elinizin altında hazır olmalıdır. Bebek acıktığında
su yeni kaynatıldığında soğutmak oldukça zahmetli ve vakit alıcıdır.
- Bebeğin
yemesi beklenen miktarda mama hazırlanması uygun olur. Bebekler
büyüdükçe aldıkları mama miktarı gittikçe artar. Biberonundaki mamasını
bitirdiği halde daha ister gibi aranmaya ve ağlamaya başlıyorsa miktar
bir sonraki öğünde bir ölçü arttırılmalıdır. Her seferinde bir ölçü
fazla hazırlanması bir maliyet zararıdır. Bu önemsenmediğinde her öğünde
yapılabilir fakat önerilmez.
- Kalan mamalar mutlaka
atılmalıdır. Bebeğin ağzına ve tükürüğüne temas etmesi ile mamaya
bulaşan bakteriler kolaylıkla üreyerek hastalanmasına yol açabilir. Her
beslenmede taze mama hazırlanmalıdır.
- Biberon ile bebeği
tercihen annesi beslemelidir. Özellikle anne sütü de alan bebekler
başkaları tarafından beslendiklerinde anne memesine yabancılaşmaya
başlarlar. Memeyi bırakmadaki bir diğer etken biberon emziğinin
deliğinin büyük olmasıdır. Bebekler de herkes gibi kolaya eğilimlidir.
Biberondan anne memesine göre daha kolay beslendikleri takdirde kolaya
yönelirler. Bunda mamanın tadı başka etkendir. Bazı bebek mamaları şeker
içerdiği için bebekler tatlı gıdalara eğilim gösterebilirler.
- Annesinin
ayni kendi memesini emziriyormuş gibi bir pozisyonla bebeğini kucağına
alması ve tek farkla bebeğin ağzına biberonun emziğini sokması uygun
olur. Eğer koşullar gereği bebeği annesinden başkası besleyecek ise anne
sütü verir pozisyonunda beslenmelidir. Kesinlikle bebeğe yattığı yerden
biberon verilmemelidir. Bu kolaylıkla orta kulak enfeksiyonuna yol
açabilen bir durumdur.
- Hazırlanmış olan mamayı soğutmak veya
ısıtmak için uygun ısıda su kullanılmalıdır. Mamanın ısısı besleyecek
olan kişi tarafından kolunun iç yüzeyine damlatılarak kontrol
edilmelidir. Beden ısısı ile ayni olması tercih edilir. Sıcak olduğunda
daha soğuk suya biberonu koymak veya aksi durumda da sıcak suya koymak
gerekir. Hazırlanmış mama kaynatılmaz. Keza sıcak su ile de hazırlamamak
gerekir. Önce suyu ılıtıp sonra mamayı hazırlamak doğru olur.
- Bebeği
beslemeden önce bebeğin burnundan rahat nefes alması kontrol
edilmelidir. Eğer rahat nefes alamıyorsa serum fizyolojik veya benzeri
bir damla ile burnu temizlenmelidir. Aksi takdirde bebek ağzından hem
beslenmeyi hem de nefes almayı başaramayacağı için beslenemeyecektir.
- Bebekler
biberon ile beslendiklerinde anne memesine oranla daha fazla hava
yutarlar. Beslendikten sonra bu hava mutlaka çıkarılmalıdır. Başı
besleyen kişinin omuzuna ve yüzü dışa dönük olarak bebekler yatırılmalı
ve sırtlarına ufak ufak elle vurarak bu hava dışarı çıkarılmalıdır. Aksi
takdirde bebekler sancılanabilir ve bu havayı çıkarırken kusabilirler.
Bu işlem sırasında bebeğin karın kısmına anne memelerinin baskı
yapmamasına dikkat edilmelidir.
- Yutulan hava çıkartıldıktan
sonra bebeği hafifçe yan olarak yatırmalıdır. Kucakta tutulduğunda ve
bebek hareket esnasında karnını kastığında biraz önce emdiği mamalar
ağzından geri gelir.
- İnsanlarda yemek borusu ile midenin
birleştiği noktada bir adale dokusu vardır. Bu doku su borularına
takılan çekvalf denilen parçaya benzer bir görev yapar. Ağızdan alınan
besinlerin mideye geçişine izin verirken geri kaçmayı önler. Fakat bu
sistem bebeklerde henüz yeterince işlev kazanmamıştır. Yeni beslenmiş
bir bebeği ayaklarından baş aşağı çevrildiğinde tüm yedikleri geri
çıkar. Halbuki daha büyük çocuklar tok karnına amuda kalksalar besinler
ağızlarından geri gelmez. Halk arasında kusma olarak söylenen bu durum
aslında gerçek anlamda bir kusma değildir. Zira tıbben kusma bir
hastalık durumunda ortaya çıkan bir durumdur. Bebeklerde olan bu adale
dokusunun yeterince gelişmemesine bağlı olarak emdiği gıdaların geri
gelmesidir. Kusmadan farkı ağzının kenarından akmasıdır. Kusma mide
kasılması ile daha basınçlı olarak ortaya çıkar. Gıdalar emdikten kısa
bir süre sonra geldiğinde ayni emdiği formdadır. Eğer aradan belirli bir
süre geçerse süt kesiği gibi daha farklı bir yapıda ve kokuda olur.
Bunun nedeni emdiği süt veya mamanın midedeki asit ile reaksiyona
girmesi sonucu kesilmesidir. Her iki de normal durumlardır.
- Bebekler
anne sütünü daha iyi sindirmelerine karşın mamayı daha fazla
çıkartabilirler. Formül mamalara değişik şekillerde tahammülsüzlük
gösterebilirler. Bu durumun hekimce değerlendirilmesi, gerekiyorsa
mamanın daha uygun başka bir çeşidi ile değiştirilmesi gerekebilir.
Formül Mamaya Tahammülsüzlük Belirtileri
Bebekler
için ideal besin maddesi anne sütü olduğu için bebekler kullanılan
formül mamalara farklı şekillerde reaksiyon gösterebilirler. - Fazla miktarda kusma
- Dışkının sayıca ve kıvamca değişmesi. Cıvıklaşma, katılaşma,az veya çok kaka yapma.
- Sancılanma, huzursuzluk ve ağlama
- Deride bazı döküntülerin ortaya çıkması, derinin renginin ve yüzeyinin pürüzsüzlüğünün değişmesi
- Kilo artışının olması uygun olan seyirde olmaması
Bu gibi belirtiler ortaya çıktığında doktora danışılmalıdır.
Formül Mama Çeşitleri
Bebekler
için en iyi mama yoktur. Ancak bebeğe uygun olan mama vardır. Günümüzde
varılan teknoloji düzeyi ile farklı özelliklerde formül sütler
üretilmektedir. Burada bunlar hakkında genel bilgiler verilecektir.
- Anne sütü adapte = benzetilmeye çalışılmış olanlar
- İleri formüller – Devam Formülleri
- Diyet formüller
- Kaşık mamaları
- Özel formüller
- Katkı formüller
Adapte Formüller
Bu
mamaların hazırlanmasında anne sütü temel alınmış ve formül anne sütüne
olabildiğince benzetilmeye çalışılmıştır. Genellikle üretici firmalar
tarafından 1 numara ile isimlendirilirler. Bazı firmaların farklı
numaralandırma sistemleri vardır. Ayrıca yarı adapte adı geçen bazı
ürünlerde bulunur. Bunlar kısman anne sütüne benzetilmiş mamalardır.
İleri Formüller – Devam Formülleri
Büyüyen
bebeğin gereksinmeleri göz önünde bulundurularak anne sütünden farklı
özelliği bulunan mamalardır. Genellikle 2 numara ile adlandırılır. Bazı
firmalarda 3 numara verilmiştir. Çoğunlukla 4 aydan sonra verilmesi
uygun olan formüllerdir.
Diyet Formüller
İshal
durumunda geçici olarak beslenmeye yönelik olarak üretilirler. İshal
maması olarak kullanılabileceği gibi inek sütüne karşı reaksiyon
gösteren bebeklerde de kullanılabilir.
Kaşık mamaları
Kaşıkla
beslenebilecek, yarı katı gıdalarla beslenme zamanı gelmiş olan
bebekler içindir. Tahıllı, meyveli gibi değişik tat ve yapıda olanları
vardır. Bazıları toz, bazıları hazır haldedir. Toz olanların kimisi su,
kimisi süt ile hazırlanmaktadır.
Özel Formüller
Beslenmesinde
özel gereksinmeleri olan bebekler içindir. Örneğin doğuştan
fenilketonüri hastalığı olan bebekler için üretilen mamalar vardır.
Ayrıca kusmayı azaltan (AR = Anti regurjitasyon), gaz sancılarına neden
olmayan (AC = Anti Kolik) , sindirimi kolay olan ( Milupa Comformil),
laktozu düşük ( Nutricia Almiron), prematüre bebekler için ( Nutricia
Nenetal, Nestle Alprem, vd.) gibi değişik özelliklerde olan formüller
bulunur.
Katkı Formüller
Sağılmış anne sütüne
katılan protein katkıları (Euprotein), saf protein (Protifar),
karbonhidrat (Fantomalt), karışık katkılar (Pediasure) gibi farklı
gereksinmeler için üretilirler. Bunlar beslenme ürünlerine ek olarak
kullanılırlar.
Bu içerik sınıflaması dışında form olarak da toz, konsantre ve içirilmeye – yedirilmeye hazır halde olan şekillerde vardır.
Son söz olarak belirtmek istediğim bazı noktalar var:
Bebeğin
formül sütle beslenmesinin gerekli olduğu kararını daima doktorun
vermesi gerektiği gibi hangi çeşidinin, ne miktarda verileceğine de yine
doktor karar vermelidir. Yakın zamana kadar bu formül sütler ve mamalar
sadece eczanelerde satılmaktaydı. Artık çocuk bezi, diş macunu gibi
eczane dışındaki yerlerde de satılmaya başlanmıştır. Bu uygulama
şimdilik tartışmalıdır. Benim görüşüme göre eski hali de tartışmalı idi.
Ülkemizde yaşanan gerçekler ile aslında nasıl olması gerektiği konuları
zaten hep farklı olmuştur. Normal olarak formül sütler de ilaçlar gibi
doktorun önerisi ile kullanılmalıdır. Fakat ne yazık ki ülkemizde her
türlü mama, ilaç doktorlar yanında herkesin önerileri ile
kullanılmaktadır. Çoğunlukla da diğer insanların tavsiyeleri doktorun
fikirlerinden öne geçmektedir. Bu yeni uygulamayı protesto eden bir çok
eczanenin mama satmayı bırakması üzerine durum karışık bir hale
gelmiştir. Bir çok aile eskiden eczanede çalışanlara danışmakta ve
onların önerileri ile bir ürünü kullanmaya başlamaktaydı. Bu durum da
tartışmaya açıktır. Eczane de bulunan kişi bir eczacılık eğitimi almış
olabileceği gibi orada çalışan birisi de olabilir. Eczacı bile olsa
bebek beslenmesini, hangi bebeğe ne verileceğinin eğitimini almış
değildir ki. Bu konudaki tüm bilgisi varsa kendi deneyimleri ve
pazarlama elemanlarının anlattıklarıdır. Bizlerin yaşadığı bir çok
gözlemimizde eczanelerin önerilerinde hangi ürünün satışı eczane için
daha olumlu olacaksa o ürün öncelikli olmaktadır. Şimdi ise eş, dost
komşu önerileri ile market raflarında bulunan ürünlerden birileri
alınıyor. Çok yanlış durumlar yaşanıyor. Bir tecrübeli aile komşusuna
örneğin Milupa mama öneriyor,- bu bir marka olup, bu marka altında
onlarca çeşit mama vardır- diğeri de üzerinde bu ismi gördüğü rasgele
bir ürünü alıp başlıyor. 2 aylık belki de ek besine gereksinimi olmayan
bir bebeğe 6 aydan büyük bebekler için üretilen bir formül
verilebiliyor. Benim bireysel gözlemlerime göre en büyük marketlerde
bile istenilen her çeşit ürün bulunmuyor. Mama üreticileri ile
görüşmelerimde ise onlar da büyük marketlerin az satılan ürünleri değil
bulundurmalarını, satılan ürünleri bile raflarına ancak bazı özel
anlaşma şartlarının karşılanmasından sonra koyduklarını ifade
etmekteler. Bebek beslenme ürünlerinin ticari bir meta haline gelmesi
bir çok ticari olayları da beraberinde getirmektedir. 300 gramlık bir
toz mamanın Şubat 2002 tarihinde 10 milyon civarında bir bedelle
satılıyor olması bir çok sıkıntının temelini oluşturmaktadır. Bir bebek
bu kadar mamayı yaklaşık 3 günde tüketir. Mama üreticiden tüketiciye
ulaşana dek bir çok aracıdan geçer. Her basamakta üstüne maliyet ve
vergiler eklenir. Basamaklarda yer alan herkes para kazanmayı da doğal
olarak amaçlar. Tüm bunların sonucunda da bebeğini beslemeye çalışan
aile tüm bunları öder. Bu bedelin yüksekliği karşısında aileler daha
ucuza bebeğini beslemenin yollarını aramaya başlarlar. Bütün bu
sorunların çözümü aslında çok basittir. Doğa kendi çözümünü bulmuş ve
anne sütü mucizesini yaratmıştır. Dilerim ki tüm anneler bebeklerini
kendi sütleri ile beslesinler. Bizler de formül sütler ile uğraşmayalım.
|
|
|
| Anne Sütü ile Beslenme |
|
Yazar: MaSaL - 09-14-2011, Saat: 05:03 PM - Forum: Anne ve Bebek
- Yorum Yok
|
 |
Doğada
bulunan tüm memeli hayvanların yavruları için bir mucize olarak
annelerine süt üretebilme yeteneği verilmiştir. Her tür annenin sütü
kendi yavrusuna özgüdür. Her memelinin memelerinden gelen salgıya süt
denilmektedir. İnsan yavrusuna en uygun süt doğal olarak insan sütüdür.
Bir başka memelinin örneğin ineğin yavrusu için salgıladığı süt kendi
yavrusu için çok uygun iken insan yavrusu için o denli yararlı
olmayacağı gibi belki de zararlı olabilir.
Anne sütünün başka hiçbir besin maddesinde bulunmayan üstünlükleri vardır. Kısaca bunlara değinelim.
- Bebek için ideal bileşime sahiptir. Bebeğin ilk aylarda tüm ihtiyaçlarını karşılayacak özelliğe sahiptir.
- Sterildir yani mikrop içermez.
- Sindirimi bebek için en kolay besin maddesidir.
- Her zaman en uygun sıcaklık olan beden ısısındadır.
- Her zaman taze ve içilmeye hazır haldedir.
- Bir bedel karşılığı temin edilmez, bedavadır.
- Anne memesini emmek bebeğe anneye temas etmeyi sağlayarak ruhsal iletişimine yarar sağlar.
- İçersinde
ancak insanlarda bulunan bazı özel yapıda immunglobin gibi maddeler
bulunur. Bunlar bir çok hastalığa karşı koruyucu rol oynar.
- Anne sütü ile beslenen bebeklerde pişik ve benzeri cilt sorunları ile bir çok enfeksiyon daha az görülür.
- Bebeğin beslenmesi için başka biberon vb. araçlar gerekli değildir. Dolayısıyla bunlardan kaynaklanan sorunlardan yoksundur.
Bilinmelidir
ki teknolojinin bugün ulaştığı yerde bile anne sütüne eşdeğer bir besin
maddesi üretebilmek mümkün değildir. Bu amaçla yapılan besin maddeleri
ancak anne sütü ile beslenmenin imkansız veya yetersiz olduğu durumlarda
gündeme gelebilir. Bunlar teknolojinin olanakları kullanarak inek
sütünün yapısı değiştirilmek ve bazı eklemeler ile anne sütüne
benzetilmeye çalışılmış ürünlerdir. Ayni özellikleri taşımazlar. Fakat
anne sütü yerine kullanılmaya en uygun besin maddeleridir.
Bebeğini
emzirmek annenin sağlığı ve ruhsal gelişimi için son derece yararlıdır.
Meme dokusunun bir çok hastalığı emzirmeyen kadınlarda daha sık olarak
ortaya çıkmaktadır. Doğumu izleyen saatlerde emzirmekle salınan bazı
hormonlar anne rahiminin kasılmasını sağlayarak doğum sonrası iyileşmeyi
hızlandırır.
Sanayileşmeye paralel olarak geçmiş zamanlarda
özellikle gelişmiş ülkelerde anne sütü ile beslenme bir süre gözden
düşmüştü. Fakat bu hatanın farkına varılarak bebek beslenmesinde anne
sütüne eskiden olduğundan daha da fazla önem verilerek geri dönülmüştür.
İnsanları bu hataya iten nedenleri burada kısaca değinmek istiyorum.
Gelişmiş ve sanayileşmiş bir ülke olmak yolunda ilerleyen ülkemizde
insanlar ayni yanılgıya düşmemelidir. Bazen modernleşmek, medenileşmek
yanlış algılanmaktadır. Ayni yanlışları başkalarının da yapmasına izin
vermemeliyiz. Bu yanlış düşünceler ve nedenler;
- Yoğun iş hayatı ve annenin çalışmak zorunda olması,
- Hazır mamaların kolay elde edilebilir ve herkesin hazırlayarak verebilecek olması,
- Formül mamaların besleyici özelliğinin anne sütünden hiçbir eksiğinin olmadığı hatta daha iyi olduğu düşüncesi,
- Reklamlar, satış yöntemleri, özendirici resimlerle ve sözlerle yapılan medya yayınları,
- Bu işlerden ticari kazancı olan çevrelerin, özellikle sağlık sektöründekilerin yönlendirmeleri,
- Emzirmenin bir ilkel, hayvanlara ait davranış olduğu düşüncesi,
- Emziren kadının memelerinin estetik olarak çirkinleşeceği kaygısı,
- Formül mama kullanan kişilerin, diğer emziren anneleri caydırıcı, hazır mamaları özendirici sözleri ve davranışları,
- Anne sütünün bebeğine yaramadığı, iyi kilo alamadığı, gelişemediği, onu sancılandırıp, ağlamasına neden olduğu endişeleri,
- Bebeğini en iyi besinlerle besleme arzusu, para ile satın alınan, pahalı olan gıdaların daha yararlı olduğu düşüncesi,
- Annede bulunan her türlü rahatsızlık ve hastalığın sütünden bebeğe geçeceği endişesi
Olduğu söylenebilir. Bu nedenlerin hiç birisi endüstriyel formül sütleri anne sütüne üstün kılamaz ve kılmamalıdır.
Anne
sütü yeterli olmadığında yerine alternatif ancak formül sütler
düşünülmelidir. İnek sütü bir alternatif olmamalıdır. İnek sütünün
formül sütlere tercih edilmesinin en büyük nedeni ekonomiktir. Fakat
bugün varılan noktada dikkatli incelendiğinde aralarında anlamlı bir
maddi fark olmadığı görülecektir. Formül sütler inek sütüne göre daha
pahalıdırlar. Ancak yarar / maliyet ilişkisi incelenirse bu durum
sanıldığından farklı olacaktır. İnek sütünün anne sütüne alternatif
olarak önerilmemesinin bir çok nedenleri vardır. Bunlardan kısaca
bahsedelim.
İnek sütünde kazein ve tuz oranı yüksektir. Bu yüksek
oran böbrekler için zararlıdır. Keza 15 kat daha fazla bulunan bu
kazeinin yapısı da insan sütünden farklıdır. Ayrıca inek sütünün esas
fraksiyonu olan beta-laktoglobülin anne sütünde bulunmaz ve insanlarda
alerjik reaksiyona yol açar. İnsan sütünde bulunan alfa-laktoalbumin,
immunglobin, laktoferrin inek sütünde bulunmaz ve bunlar ancak anne
bedeninde üretilebilir. Non-proteinik azot miktarı insan sütünde
yüksektir ve yapıları farklıdır. Beyin gelişimi için gerekli olan taurin
anne sütünde 40 kat daha fazladır. Anne sütünün yağ asitleri de yapısal
olarak farklıdır ve bu da yine ancak insan bedeninde bulunur. Anne
sütündeki enzimler sindirimi kolaylaştırır, bunlar inek sütünde yoktur.
Bebeğin barsaklarında oluşması istenilen yararlı bakterilerin gelişimi
için gerekli olan maddeler anne sütünde bulunurlar. Keza bunlar zararlı
olabilecek bakterilerin de yerleşmesini engelleyici rol oynarlar. Anne
sütünde inek sütüne oranla 3000 kez daha fazla lizozim bulunur. Ayrıca
lökosit ve diğer biyolojik elemanlar bebeğin dış etkenlere karşı
dayanıklı olmalarını sağlar.
Bebeğin anne memesini emmesi, anne
bedeninde bir çok hormonun salınmasına ve bunların etkilerine yol açar.
Bir çok kadının kendisi çocuk doğurmadığı halde bebek bakmak durumunda
kalarak ve bebeğe meme emzirmesi sonucunda süt salgısının başlaması
mümkündür. Emme sonucunda hipofiz ön lobu etkilenerek prolaktin
salgılanması artar ve memedeki süt bezlerinde süt yapılmaya başlanır.
Emme devam ettiğinde hipofiz arka logu
uyarılır ve oksitosin hormonu salınır ve yapılmış olan süt kanallara
geçerek dışarı akmaya başlar. Bu mekanizmaya annenin psikolojik durumu
etki eder. Ruhsal olarak sıkıntılı, kaygılı olmak süt salgılanmasını da
azaltır. Emziren kadınların ruhsal olarak sağlıklı olmaları süt
salgılamaları içim gereklidir. Yeri gelmişken süt salgılanmasına etki eden durumları anlatayım.
- Annenin ruhsal durumu yukarıda yazmıştım.
- İk beslenmeye başlangıç zamanı. Doğumdan
sonra en kısa sürede ilk meme emzirme başlanmalıdır. En erken süre
tercih edilir. Süt gelmese bile emzirilmelidir. Bu refleksin oluşmasını
ve sütün salgılanmasını başlatacaktır. Diğer bir yandan annenin
kolostrum denilen ilk ağız sütü bebek için çok önemlidir. Bu renk ve
kıvam olarak sütten farklıdır. Rengi daha kirli sarı, bulanıktır.
Bilinmeyerek bebeğe bazı nedenlerle verilmemesi yanlıştır. Bileşimi
normal sütten farklıdır. Bebek için koruyucu bir çok biyolojik madde
yanında ilk saatlerde gerekli olan bazı besin öğelerini içerir.
- Emzirme süresi ve aralıkları. 15-20 dakikalık bir emzirme süresi ve bunun 1-2 saatlik aralıklarla yapılması süt salgılanmasını arttırır.
- Uygun ortam ısısı.
Soğuk ortamlarda damarlar büzülerek süt salımı azalır. Aşırı sıcakta
ise anne bedeni ter ve solunum ile sıvı kaybeder. Bu da süt
salgılanmasını azaltır.
- Yeterli beslenme ve sıvı alımı. Yeterli
beslenme aşırı beslenme demek değildir. Emziren bir anne kendi
ihtiyaçlarının biraz üzerinde beslenmesi süt salgılanması için
yeterlidir. Protein, yağ ve karbonhidratların karışık yenilmesi,
kayıpların göz önüne alınarak uygun miktarda vitamin ve minerallerin
karşılanması gerekir. Halk arasında süt salgısını arttırdığı savunulan
bir çok besin maddesinin böyle bir etkisi olduğu bilimsel olarak
kanıtlanmamıştır. Fakat sıvı alımının etkisi vardır. Anne sütünün % 95
nin su olduğu düşünülürse bu daha iyi anlaşılır. Anne kendi doğal
gereksinmesi dışında süt salgısı için yetecek sıvı almak zorundadır.
Normalde bir insanın mevsimine göre sıvı alımının 1,5 - 2,5 litre olması
gerektiği, ek olarak da süt salgısı da düşünülerek emziren bir kadının
3-4 litre sıvı alması uygun olacaktır. Yeterli sıvı alımını
değerlendirmenin diğer bir yolu da idrarın durumudur. Yeterli sıvı alan
bir loğusa günde en az 3-4 kez bol ve açık sarı renkte idrar
yapabilmelidir.
İlk anne memesi emme egzersizlerinin doğumu
izleyen en erken saatlerde başlanması gerektiğini yazmıştım. Normal
doğumda bu süre ilk 1-2 saat gibi çok kısa olmalıdır. Sezaryen gibi bir
doğumdan sonra anne kendini uygun hissettiği en kısa zaman olmalıdır. Bu
süre 4 saati geçtiği takdirde annenin pompa ile sağılmaya başlanmasını
öneririm. Bu arada bebek geçici bir süre için formül süt ile
beslenebilir.
|
|
|
| Düşük riskini artırıyor |
|
Yazar: MaSaL - 09-14-2011, Saat: 02:50 PM - Forum: Anne ve Bebek
- Yorum Yok
|
 |
Kadınlarda hamileliğin ilk dönemlerinde kullanılan gündelik ağrı kesicilerin düşük riskini artırdığı belirlendi.
Canadian Medical Association Journal tarafından yayımlanan
araştırma, hamileliğin ilk aylarında etken maddesi "ibuprofen" ve
"naproksen" olan ağrı kesicileri kullanan kadınlarda düşük yapma
riskinin, kullanmayanlara oranla iki kattan fazla olduğunu ortaya koydu.
Kanada'nın Quebec eyaletinde yaşayan 52 binden fazla hamile kadın
arasında yapılan araştırmada, hamile kaldıktan sonra steroid olmayan
anti enflamatuvar ilaç (NSAID) kullanan kadınlarda düşük yapma riskinin
yükseldiği belirlendi.
ASPİRİN MASUM ÇIKTI
İçeriğinde "ibuprofen", "naproksen" ya da kemik ve eklem iltihabı
tedavisinde kullanılan "celecoxib" bulunan Aspirin dışındaki steroid
olmayan anti enflamatuvar ilaçları inceleyen araştırmacılar, söz konusu
ilaçların hamilelik sırasında kullanımının düşük yapma riskini 2,4 kat
artırdığını belirledi.
Montreal Üniversitesi CHU Sainte-Justine Araştırma Merkezi'nden Anick
Berard, araştırmayla ilgili yaptığı değerlendirmede, steroid olmayan
anti enflamatuvar ilaç kullanımının düşük riskiyle yüzde 100
ilişkilendirilemeyeceğini, ancak bu tür ilaçların düşükle
sonuçlanabilecek farmakolojik etkiler yaratmasının kuvvetle muhtemel
olduğunu bildirdi.
Berard, hamileliğin ilk dönemlerinde ana rahminde bulunan
prostaglandin hormonuna benzer maddelerin seviyesinde düşüş yaşandığını
ve steroid olmayan antiinflamatuvar ilaçların prostaglandin oluşumunu
etkilediğinin bilindiğini belirterek, bu ilaçların kullanımının söz
konusu dönemlerdeki normal prostaglandin değişimlerine müdahale ederek
düşük riskine yol açabileceğini kaydetti.
Berard, baş ağrısı ve benzeri kısa süreli rahatsızlıklar yaşayan
hamile kadınların, etken maddesi "parasetamol" olan ilaçları tercih
etmelerinin daha güvenilir bir yöntem olacağını da ifade etti.
|
|
|
| Kadınlar için kötü tablo |
|
Yazar: MaSaL - 09-14-2011, Saat: 02:49 PM - Forum: Anne ve Bebek
- Yorum Yok
|
 |
Mesane kanseri olanların yarısında, hastalıkta sigaranın etkili olduğu ortaya çıktı.
ABD'de yapılan son araştırmada, sadece erkeklerde değil kadınlarda
da sigaranın, mesane kanseri riskini önemli ölçüde artırdığı görüldü.
Amerikan Tıp Derneğinin dergisi JAMA'da sonuçları yayımlanan,
Kanser Enstitüsü tarafından yapılan araştırmaya göre, kadınlarda mesane
kanseri vakalarının yüzde 20-30'u sigaradan kaynaklanıyordu; ancak bu
oran yüzde 50'ye yükseldi.
450 bin kişinin verilerinin kullanıldığı araştırmayı yürüten, ABD
Kanser Enstitüsünde görevli bilim adamı Neal Freedman, sigara içen
kadınların mesane kanserine yakalanma ihtimalinin, içmeyenlere oranla
dört kat fazla olduğunu belirtti. Bu oran daha önceki araştırmalarda üç
kat olarak saptanmıştı.
Freedman, artışın, sigaraların içeriğindeki
değişiklikten kaynaklanıyor olabileceğini bildirdi. Günümüzde
sigaralarda daha az katran ve nikotin bulunduğunu ifade eden Freedman,
buna karşılık, kansere neden olan Beta Naftilamin oranının da arttığını
kaydetti.
|
|
|
| Tekrarlayan düşükler için çiftlere özel yöntem.. |
|
Yazar: MaSaL - 09-14-2011, Saat: 02:48 PM - Forum: Anne ve Bebek
- Yorum Yok
|
 |

Kısırlık tedavisinde, son 15 yılda gelişen teşhis ve tedavi
protokolleri ile laboratuvar teknikleri sayesinde gebelik oranları %
20’lerden, % 60’lara çıktı.

Bazı çiftlerin tekrarlanan tüp bebek denemelerine rağmen gebelik
elde edememesi sonucunda daha ayrıntılı incelemeler gerektiğini söyleyen
Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Latif Küpelioğlu, “Rahim
ile ilgili anatomik problemlerden başka bağışıklık ve pıhtılaşma sistemi
ile ilgili problemler, embriyonun kendisi ile ilgili problemler de
gebeliği engelliyor. Bunlar için çiftin problemine özel, farklı tedavi
metotları uyguluyoruz†diyor.
Günümüzde doğal yollardan gebelik elde edemeyen çiftler için
uygulanan tüp bebek yöntemleri yüksek başarı oranları ile yüz
güldürüyor. Dünyada tüp bebek teknikleri ile ilk gebelik elde
edildiğinden günümüze, yaklaşık 35 yıl içinde gebelik oranlarının hatırı
sayılır bir şekilde arttığına dikkat çekiliyor. 2000’li yılların
başlarından itibaren tüp bebek yöntemleri ile gebelik oranlarının %
60’lar seviyesine ulaştığını vurgulayan Doç. Dr. Küpelioğlu, fakat bazı
çiftlerin tekrarlayan denemelere rağmen gebelik elde edemediğine dikkat
çekerek, bunun için uyguladıkları alternatif tedavi metotlarını
anlatıyor:
HEM HASTA HEM DOKTOR İÇİN STRES
“Tıbbi olarak 2 ya da daha fazla sayıda tüp bebek denemesine rağmen
gebelik elde edilmemesine ‘tekrarlayan tüp bebek başarısızlığı’ diyoruz.
Bu durum hem hasta hem de bizim açımızdan stres oluşturuyor. Hasta
kendini suçluyor ve sorular soruyor. ‘Neden gebe kalamıyorum, yanlış bir
şey mi yaptım, yediklerimin ya da yaptığım hareketlerin herhangi bir
zararı olmuş olabilir mi, neden vücudum bebeği reddediyor?’ gibi
sorular onu daha da strese sokuyor. Bu da daha sonraki denemelerde yeni
bir engeli ortaya çıkarıyor. Biz de, tedavide gözden kaçmış herhangi bir
bulguyu ortaya çıkarmaya çalışıyoruz ve çiftimize alternatif tedaviler
öneriyoruz. Bazı ülkelerde transfer edilen embriyo sayılarını artırarak
hastanın şansı artırılmaya çalışılıyor ancak ülkemizde de olduğu gibi
transfer edilen embriyo sayısının kısıtlandığı ülkelerde daha objektif
hedefler ortaya koymak gerekiyor.â€
TÜPLERİN KAPALI OLMASI ÖNEMLİ DEÄžİL
“Tekrarlayan tüp bebek başarısızlığının bilinen nedenleri arasında
rahim ile ilgili problemler en kolay ortaya konanlardır†diyen Doç. Dr.
Küpelioğlu, rahim içinde var olan miyom ve polipler, rahim içi
yapışıklıkları, rahmin doğuştan bozuklukları (rahim ortasında perde,
çift rahim vb.) gibi nedenlerin de gebelik oranlarını azalttığına dikkat
çekiyor. Ultrasonografi ve histeroskopi (rahim içinin kamera ile
gözlenmesi) ile bu problemlerin hem ortaya konduğunu hem de tedavi
edildiğini belirten Doç. Dr. Küpelioğlu, şöyle devam ediyor:
“Tüplerin
açık ya da kapalı olması tüp bebek tedavilerinde önemli değildir. Ancak
tüplerin tıkalı olmasının yanında içinde sıvı toplanması mevcutsa bu
durum gebelik şansını azaltmaktadır. Eğer daha önceki denemelerde bu
durum gözden kaçmışsa tüplerin cerrahi olarak çıkarılması hastanın
gebelik şansını artıracaktır. Kolaylıkla ortaya konabilen bu tür
anatomik problemlerden başka bağışıklık ve pıhtılaşma sistemi ile ilgili
problemler, rahimin iç tabakasının tutunmayı etkileyen özellikleri ile
ilgili problemler, embriyonun kendisi ile ilgili problemler de, hem
tanınmaları hem de tedavi edilmeleri anlamında daha fazla güçlük ortaya
çıkarıyor. Çoğu zaman bu durumlarda tanı net olarak ortaya konmasa da,
ihtimali olarak bu nedenleri düşünüyor ve alternatif tedavi metotları
uyguluyoruz.â€
PIHTILAŞMAYA DÜŞÜK DOZ ASPRİN
Pıhtılaşma sistemindeki bazı anormalliklerin embriyoların rahimin iç
tabakası olan endometriuma tutunmayı etkilediğine dikkat çeken Doç. Dr.
Latif Küpelioğlu, “Bu gibi durumlarda tedavilerde düşük doz aspirin ya
da kan sulandırıcı iğneler kullanarak gebelik oranlarını artırmaya
çalışıyoruz†diyor.
Kötü kalitede embriyo gelişiminin tedavilerde
başarıyı en fazla etkileyen faktörlerin başında geldiği belirtiliyor. Bu
durum, kimi zaman embriyolardaki genetik kusurlardan ya da embriyoların
laboratuvar koşullarından etkilenmesi nedeniyle oluşuyor. Ancak iyi
kalitede embriyo görüntüsü olmakla beraber genetik olarak kusurlu da
olabiliyor. İyi kalitede embriyolar transfer edilmesine rağmen gebelik
elde edilemeyen hastalarda, embriyoların transfer edilmesinden önce
genetik inceleme yapılıyor; en doğru, en sağlıklı embriyolar seçiliyor.
Preimplantasyon Genetik Tanı (PGT) adı verilen bu metot sayesinde
tekrarlayan tüp bebek başarısızlığı olan çiftlerde daha yüksek gebelik
oranları elde ediliyor.
ANNE RAHMİ GİBİ
Bazı hastalarda ise elde edilen embriyolarda kalite sorunu olduğunu,
bu hastalarda daha düşük gebelik oranları gözlendiğini anlatan Doç. Dr.
Küpelioğlu, “Tüp bebek tedavileri esnasında kadından toplanan
yumurtaları, erkekten alınan spermleri ve bunlardan oluşan embriyoları,
laboratuvar ortamlarında vücut sıvılarını taklit eden sıvılar içinde
barındırıyoruz. Ancak, ‘Endometrial ko-kültür yöntemi’ adı verilen
metotla embriyolar anne adayının rahiminin içinden alınan dokudan
salgılanan sıvılar içinde daha iyi kalitede gelişim gösteriyor. Tedavi
öncesindeki adetin 21. günü anne adayının rahiminin içinden alınan doku
örneği embriyoloji laboratuvarında kültür edilerek çoğaltılıyor ve
buradan salgılanan sıvılarda embriyolar geliştiriliyor, daha kaliteli
embriyolar elde etmek mümkün oluyor. Rahim içi doku kültürü de denen bu
metotla, tekrarlayan tüp bebek başarısızlığı hastalarında daha iyi
gebelik oranları elde edebiliyoruz†diyor.
Preimplantasyon Genetik
Tanı ve Endometrial Ko-Kültür gibi alternatif yöntemlerin yanında
embriyo tutunmasını artırabilmek için ‘embriyo kabuğuna lazer’ ile delik
açılabiliyor ya da en iyi embriyoyu seçebilmek için ‘Blastokist
Transferi’ gibi metotlar uygulanıyor. Tutunma ihtimali en yüksek
embriyoları tanımaya çalışan tekniklerin üzerinde çalışmalar devam
ediyor.
|
|
|
| Çantayı nasıl taşıdığına dikkat |
|
Yazar: MaSaL - 09-14-2011, Saat: 02:46 PM - Forum: Anne ve Bebek
- Yorum Yok
|
 |
Sırt çantaları yükün vücudun güçlü kasları üzerinde dağıtılması
için tasarlanmıştır; ancak ailelerin aralıklarla çocuklarının boynunda
ve sırtında ağrı olup olmadığını sormaları gerekir. Ağrının yanı sıra;
elde uyuşma, karıncalanma varsa gözardı etmeyip, kesinlikle uzmana
danışmalıdırlar. Memorial Şişli Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon
Bölümü’nden Uz. Dr. Rıza Nejat, okul döneminde sırt çantası kullanımı
nedeni ile sık görülen ağrılar ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi
verdi.
Sırt çantalaları uygun kullanılmaz ise çocuklarda çeşitli kas,
eklem ve sinir zedelenmelerine bağlı olarak ağrı ve uyuşmalar
görülebilir.
AÄžIR ÇANTA BEL AÄžRISINA NEDEN OLUR
Özellikle çantanın askılarının uzun ve gevşek oluşu durumunda vücudun
ağırlık merkezinin arkaya kayması sonucu bel kaslarında aşırı zorlanma
ve ağrı meydana gelir, dikkate alınmazsa ileri yaşlarda hiperlordoza
bağlı bel ağrıları oluşur.
ÇANTA TEK TARAFLI TAKILMAMALI
Çanta ağır olacak olursa ve/veya tek taraflı omuz askısı kullanılacak
olursa kas zorlanmalarına neden olur. Özellikle boyun hızlı arttığı
yaşlarda tek el veya omuzla taşınan çantalar omurgada sağ veya sola
eğilmeler (skolyoz ) gibi duruş bozukluklarına neden olabilir.
OMUZ ASKILARI YUMUŞAK OLMALI
Çantadaki omuz askıları geniş ve yumuşak oluşu omuz üzerinde yükün
eşit dağılmasına yardımcı olur, dar ve sert olan omuz askıları kasın
belirli noktalara ağırlığın binmesi sonucu dolaşım bozukluğu ve ağrıya
neden olur.
EL KOL VE BACAKLARDA AÄžRIYA DİKKAT
Çantanın omuz askılarının ince oluşu ve çantanın ağır olması
durumunda sinirlere yapılan baskı ile el ve kola giden sinirlerde
zedelenme sonucu ağrı ve uyuşmalar görülür. Ağır çanta taşıma ya da tek
taraflı taşıma durumunda boyun kaslarında gerginlik, ensede ağrı ve
gerilim baş ağrısı yapabilir. Özellikle ağır ve uygunsuz biçimde sırt
çantası taşıyan ve basamak yada merdiven çıkmaları durumunda bacaktaki
kaslarda zorlanma ve ağrılar görülebilir.
Sırt çantası ile ilişkili zedelenmeleri önlemek için dikkat edilmesi gereken hususlar:
1-Sırt çantası hafif olmalıdır: Sırt çantası çocuğun ağılığının %10-
15 ini geçmemelidir. Bu da ilkokul çocuğu için 3-5 kg ve daha üstü
öğrenimler maksimum 8kg dir. Eğer okul nedeniyle çocuğun taşıdığı yük
ağır ise öğretmen veya okul yönetimi ile konuşup hafifletmenin yolları
aranmalıdır.
2- Sırt çantasında ağır olan eşyalar çantanın sırta
bakan tarafına, hafif olanlar ise sırttan uzak olan kısma, ufak ve hafif
olanlar çantanın ceplerine yerleştirilebilir ,ağırlık çantanın sağ ve
solunda eşit dağıtılmalıdır.
3-Her zaman askıları omuzlar üzerinde
uygun biçimde oturtarak ayarlayınız ve her defa yük ilave edildiğinde
tekrar askı ayarlarını kontrol ediniz ve yükün yeterince destek
gördüğünden emin olunuz.
4- Çocuğunuzu sırt çantasının uygun
kullanması için eğitiniz. Uygunsuz kullanımının boyun ve omurgaya
verdiği zararlar hakkında bilgilendiriniz.
5- Sırt çantası taşırken
düzgün durmaya alışması için çocuğunuzu uyarınız, İlaveten boyun ve sırt
kaslarının gelişip güçlenmesi için aktif olmaları veya egzersiz
yapmalarını sağlayınız.
Sırt çantası alımında ve kullanımında dikkat edilmesi gereken hususlar:
1-Uygun çanta seçme:
- Geniş askılı ve iyi omuz pedi olan sırt çantası seçin. İnce olanlar
omuzun belli noktasına aşırı bası sonucu dolaşım bozukluğu ve ağrıya
neden olur.
- Çift askılı sırt çantası seçin, tek taraflı olanlar yükü eşit dağıtamazlar.
- Sırt pedi iyi olmalıdır, ince olanlarda çantadaki sert objeler ya da kitap köşe uçları sırta batarak rahatsız eder.
- Bel kayış bağlanması ağır yükün daha da eşit dağıtılmasını sağlar.
- Çantanın kedisinin hafif olması gerekir.
- Üzerinde tekerlek olanlar yani Roler sırt çantası özellikle çok ağır
taşıyan öğrenciler için merdiven çıkarken daha rahat olabilir.
2-Uygun çanta kullanımı:
- Her zaman çift taraflı kullanın. Tek omuza atılan çanta belirli kaslarda zorlanmalara neden olur.
- Çanta vücuda yaklaşacak şekilde askılarını sıkılaştırın. Askılar çantayı 5 cm bel’in üstünde tutacak şekilde olmalıdır.
- Sırt çantası hafif olmalı ve kesinlikle öğrencinin kilosunun % 20 sini aşmamalıdır.
- Sırt çantasının tümünü kullanmayı alışkanlık haline getirin. Ağır olanları sırta yakın ve ortaya yerleştirin.
- Çanta her gün kontrol edilmeli ve ihtiyaç olmayan ağırlıklar atılmalıdır.
- Sırt çantası taşırken yerden bir şey aldığınızda dizlerinizi kırarak ve çömelerek alın, öne eğilmekten kaçının.
- Ağır çanta taşımak zorunda olanlar ise sırt ve bel kasları güçlendirici egzersizler yapmalarında yarar vardır.
3- Ailelerin yapması gerekenler:
- Çocuğunuza her hangi bir ağrı veya rahatsızlık olduğunda mutlaka
anlatmarını tavsiye edilmelidir. Bu ağrılar kesinlikle göz ardı
edilmemelidir.
- Okul ile aile ilişkisi önemlidir Bu kadar yük taşımalarının gerekip-gerekmediği hakkında bilgi ediniz.
|
|
|
| İyi bir gebelik dönemi geçirmek... |
|
Yazar: MaSaL - 09-14-2011, Saat: 02:37 PM - Forum: Anne ve Bebek
- Yorum Yok
|
 |
Bir canlıyı içinde büyütmek ve onu dünyaya getirmek bir mucizedir. İnsan ürettiği sürece, dünyaya katkısı olduğunu hissettiği sürece mutludur. Belki de mutlu olmanın sırrı budur:üretmek...
Doğum,
doğanın kadınlara bir hediyesidir. 9 Ay 10 Gün boyunca çeşitli
fedakarlıklara katlandıktan sonra kucağınıza aldığınız minik bebeğiniz
size herşeyi unutturur, varoluşunuza ayrı bir boyut getirir...
Normal seyreden gebelik ve doğum bir doğa
olayıdır. Tıbbi müdahaleler gereksiz yere devreye girdiğinde doğallık
kaybolur. Ancak tam tersi de geçerlidir: Doğallığını yitiren bir gebelik
tıbbi müdahalelere maruz kalır. Doğallığı yitirip yitirmemenin bir kısmı sizin elinizdedir.
Çağımız
her yeni gün bilimsel gelişmelerin kaydedildiği bir dönemdir. Aslında
bu "bilimsel gelişmelerin" çoğu zaten var olan gerçeklerin
keşfedilmesinden ibarettir. İnsan tarihte ilk ortaya çıktığı andan
itibaren gebelik ve doğum vardı. Yüz binlerce yıldır bin milyarlarca
insan doğdu. Siz yazının bu bölümünü okuyana kadar da dünya üzerinde
muhtemelen 10.000 yeni insan yavrusu yaşama ilk çığlığını attı...
Doğum bilimi emekleme devresindeyken doktorlar doğal seyreden bu olguya gereksiz yere müdahale etmeme
eğiliminde oldular. Teknik imkanlar buna izin vermiyordu. Daha sonra
doğum bilimi gelişmeye başladığında doktorlar kendilerine çok güvendiler
ve gebelik ve doğum konusunda aşırı müdahaleci olarak doğal olan bu olguyu yönlendirmeye çalıştılar.
Doğum biliminin altın çağını yaşadığı günümüzde ise gerçeğe dönüş yapmış durumdayız: Artık biz doğumbilimciler tek görevimizin "kesinlikle normaldışı seyrettiğinden emin olduğumuz" durumlarda devreye girmek, diğer durumlarda ise denetleyici olmak olduğunun bilincine vardık. Bu kural ihlal edildiğinde bilim tüm gelişmişliğine rağmen anne adayının aleyhinde işlemektedir.
Siz
anne adaylarının gereksiz tıbbi manipulasyonlara maruz kalmamak,
doğumbiliminin gelişmişliğinden azami faydalanmak için yapmanız
gerekenler var: İyi bir gebelik dönemi geçirebilmek için ilk şart elbette sağlıklı olmaktır. Sağlık, beden sağlığıyla birlikte ruh sağlığını da kapsar. Beden sağlığı için her zaman yapabileceğiniz birşeyler olduğu gibi ruh sağlığınız için de birşeyler yapabilirsiniz. İşte size birkaç öneri; Gebelik tümüyle fizyolojik bir olaydır... Gebeliğin
kadın hayatının bir dönemi olduğunu her zaman hatırlayın. Kadın
hayatının bebeklik, çocukluk, ergenlik, doğurganlık, menopoz evreleri ve
bu evrelerin kronolojik bir başlangıcı ve bitişi vardır. Bu evrelerin
her biri hayatınızın fizyolojik bir dilimini temsil eder. Gebelik
doğurganlık evresinin içinde yeralan ve bu evre içinde birden fazla kere
yaşayabileceğiniz bir dönemdir. Gebeliğin fizyolojik bir süreç olduğunu her zaman hatırlamanız, gebelik ve doğum hakkındaki endişelerinizi azaltacaktır.Resim: Tülin Kocatepe ve rahimiçi yaşamın 30. haftasında Batuhan Kocatepe
Yaşamınızı organize edin... Gebelik ciddi bir iştir. Her ciddiye aldığınız iş gibi gebeliğiniz hakkında da plan yapın. Evrene yeni bir canlı getirme projesini
baştan sona kadar planlayın. İşin üstesinden gelmek için gerekli
olanlar, yapılan iş hakkında bilgili olunması, işin sevilmesi ve sonucun
başarı olacağından emin olunmasıdır. Gebe
kaldığınız andan itibaren yeni bir süreç içine girdiğinizi ve kendi
sağlığınız dışında başka bir canlının sağlığından da sorumlu olduğunuzu
unutmayın. Gebe olduğunuz için kendinizle gurur duyun ve bebeğinizi
kucaklayacağınız günlerin hayalini kurun. Bedeni
aşırı zorlayıcı bir işte çalışmadığınız sürece işinizi bırakmanıza
gerek yoktur. Ancak her fırsatta dinlenmeyi ihmal etmeyin. Yaşama bakış açınızı tekrar gözden geçirin... Daha
önce yaşama bakış açınız karamsar ise bunu da değiştirmenin tam
zamanıdır. Gebelik sizin dünyaya yeni bir canlı getirerek katkıda
bulunmanızın hazırlığıdır. Bebeğin rahim içinde ilk aylardan itibaren
sizin temel duygu, düşünce ve olayları yorumlama alışkanlıklarınızı
hissettiğini ve benimsediğini bilin. Yaşamı ve gebeliğinizi bir savaş olarak değil bir oyun olarak görün.Böyle gördüğünüzde dünyada birden fazla gerçek olabildiğini farkedeceksiniz. Eşinizle bu konuda iletişim kurun. Bir uzmanla işbirliği yapın... Gebe
kaldığınızı anladığınız zaman en kısa zamanda kendinize bir doktor
seçin ve düzenli olarak kontrollere gidin. İlk seçtiğiniz doktor daha
sonra gideceğiniz doktor olmayabilir. Yalnız doktor konusunda karar
verdikten sonra doktorunuza sadık kalın. Doktorunuzun önerilerine uyun. Hiçbir şikayetiniz olmasa bile kontrole gidin.Dünya üzerinde doğumların çok büyük kısmının doktorların olmadığı ortamlarda bile problemsiz
gerçekleştiğini unutmayın. Muhtemelen siz de bu çoğunluk içinde yer
alacaksınız. Doktorun varoluş amacı normal doğuma müdahale etmek değil,
normalden sapmaları anlamak ve bunlara müdahale etmektir. Siz yine de
işi şansa bırakmayın ve 2000'li yılların erken tanı ve tedavi
olanaklarından sonuna kadar yararlanın. Sizi yanlış yönlendireceklere karşı en iyi savunma bilgidir... Çağımız
bilgi çağıdır. Bilgi ya da "bilgi" çok çeşitli kaynaklardan bize
ulaşmaktadır. Çevreden, özellikle de yakın çevreden ve gazete, dergi,
TV, radyo gibi kaynaklardan ulaşan bilgilere hemen inanmayın.
İnsanlar gebeleri endişelendirmeyi severler, çünkü onları da
endişelendiren biri olmuştur. Yanlış bilgi almak yerine doktorunuza ve
güvenilir bilimsel kaynaklara başvurun ve herzaman vücudunuz hakkında
bilgi sahibi olun. Tıbbi bilgiler doktorların tekelinde değildir. Bilgi herkese açıktır. Ancak
uygulama ve müdahale etme yetkisi doktorlarındır. Siz bedeniniz,
gebelik, doğum, lohusalık gibi konularda mutlaka bilgilenin. Doktorunuza
bol bol sorun. Doktorlar, kendilerine sorulan mantıklı soruları yanıtlamaktan hoşlanırlar. 17. yüzyıldan kalma, doktor ve hasta iletişimini (?) gösteren bir tablo...Artık biz doktorlar bu durumlarla pek karşılaşmıyoruz (!)
"Doktor Bey, bu benim gelin oluyor; kendisi biraz çekiniyormuş da, siz bana sorun, ben soruları cevaplarım."
"___"
Unutmayın:
Gebelik ve doğum bir doğa olayıdır ancak doğa her zaman insanoğlundan
yana olmaz. Doğa insanoğluna karşı işlemeye başladığında bilim bu durumu
tersinde döndürebilir.
Yardım hemen yakınınızda sizi bekliyor...
Yeter ki geç kalmayın;
Dr. Kağan Kocatepe
|
|
|
| Doğumsal boyun eğrilikleri |
|
Yazar: MaSaL - 09-14-2011, Saat: 02:31 PM - Forum: Anne ve Bebek
- Yorum Yok
|
 |
Günümüz
modern obstetrik uygulamalarında travmaya (zedelenmeye) bağlı boyun
eğriliklerine ender rastlıyoruz. Zor doğumlara, bazı durumlarda da uygun
olmayan ve yanlış doğum yardımına bağlı olarak meydana gelen boyun
eğriliklerini erken dönemde farketmek ve hemen tedaviye geçmek çok
önemli. Bu nedenle her anne-baba adayı bu yazıyı okumalı.Dr. Kağan Kocatepe
Merhaba, İkinci yazımda size doğumdan sonra görülebilen boyun eğriliklerinden bahsedeceğim.
Bebek
doğduğu andan itibaren normalde başını iki tarafa döndürebilir. Boynun
iki tarafında sternocleidomastoid ( SCM ) adlı bir kas bu harekete
yardımcı olur. Bu kasın herhangi bir nedenle uzaması yada kısalması
sonucu kasta kansızlık meydana gelir. Bu nedenle kasta kontraktür
(sertlik ) oluşur. Kasın içinde bu sertlik genelde 8. günden itibaren
oluşur. Bebek başını tek tarafa dönük tutmaya başlar. Zedelenmiş
taraftaki adeleye doğru başını çevirir,yüzü karşı tarafa doğru bakar.
Bu şekilde başını yan tutmaya başlayan bebeklerde hemen Vojta tedavisine,
eğer vojta yapan uzman yoksa, klasik egzersiz ve pozisyonlamaya
başlanması gerekmektedir. Çocuğun karyolasını, yüzü, döndüremediği
tarafa doğru döndürecek şekilde ayarlanmalıdır.Yine, kulakla omuz
aralığı dar olan tarafa yan yatırıldığında ince bir yastıkla
yatırılmalı, diğer tarafa yatarken ise yastıksız yatırmalıdır.
Çocuk fizyoterapistinin göstereceği şekilde germe ve kuvvetlendirme egzersizleri uygulanır. 
Zamanında egzersiz programı uygulanmazsa şu problemeler görülülür : Sol SCM kası zedelenmişse,
1.Baş kısalmış tarafa yani sola yan yatar,kulak omuza doğru döner, omurga zıt yana doğru bir konveksite yapar.Yüz sağa döner.
2.Çocuk
başını tam çeviremediğinden sırt üstü yatışı tercih eder. Buna bağlı
olarak başın basınç gören tarafı ve yüz üstü yatış pozisyonda basınç
gören alın kısmı yassılaşır. Başta asimetri gelişir.
3.Başın
zoraki duruş nedeniyle, el-el koordinasyonu, el ağız koordinasyonu
sadece yüzün baktığı tarafta yani sağda gelişir. Çocuk sırt üstü yatış
pozisyonunda ağırlık noktası sağa doğrudur. Yüzüstündeyse ağırlık
noktası başın eğik olduğu tarafa doğrudur, çünkü sol dirseğin dayanak
noktası bloke olmuştur.
4.Sol kulak omuz mesafesi kısalır .Boyun omurlarında eğrilik oluşur. 5.Kalça eğriliklerine neden olur.
6.Baş arkasındaki kol ve bacağın gelişmemesine ve incelmesine neden olur.
7.Yüzde asimetri gelişir.

|
|
|
| Doğum sırasında oluşan brakial pleksus |
|
Yazar: MaSaL - 09-14-2011, Saat: 02:30 PM - Forum: Anne ve Bebek
- Yorum Yok
|
 |
Gönül ister ki hiçbir çocukta özür
oluşmasın, ama buna rağmen maalesef çocukları etkileyen özürlerin
oldukça fazla olduğunu görmekteyiz.
Çocuk özürlerinde,
erken teşhis ve rehabilitasyon özürlü çocukların bağımsız yaşama
dönmesine olanak vermekte, aileleri psiko-sosyal yönden
desteklemektedir.Brakial
Pleksus, üç büyük dal halinde seyrederek, tüm kürek kemiği, omuz ve kol
kaslarının innervasyonunu ve duyu integrasyonunu sağlayan büyük bir
sinir topluluğudur. Zedelenmesi durumunda kürek kemiği,omuz, dirsek, el bileği, el ve parmak kasları etkilenecektir.
Zedelenmenin şiddeti farklı olmaktadır. Sinirin zedelenen bölümlerine göre çalışmayan veya etkilenen kaslar değişik olacaktır.
Doğum sırasında zedelenmesi “Obstetrik (Doğumsal) Brakial Pleksus zedelenmeleri" olarak adlandırılır.
Brakial
Pleksus, makat gelişli doğumlarda gövdenin ve boynun yana aşırı
eğilmesi ile sinirlerde oluşan çekilme sonrası, baştan gelen doğumlarda
ise omuzların dışarı çıkışı sırasında başın ve boynun aşırı yana
eğilmesi ile sinirlere uygulanan traksiyon sonrası,
doğum ağırlığı büyük, pelvise göre iri ve kafası büyük bebeklerde oluşabilir.
Obstetrik zedelenmeler 3 gruba ayrılabilir.
-5 ve 6. servikal köklerin etkilendiği Erb Duchenne üst seviye paralizisi,
-Servikal 8 ve Torakal 1 köklerinin etkilendiği Klumpke paralizisi,
-Tüm kolu içine alan paralizi (felç),
Brakial
Pleksus zedelenmesinin erken fark edilmesi ve teşhisi, bebeklerde
hareket azlığının ilk haftalarda çok göze batan bir semptom olmaması
nedeniyle çoğunlukla mümkün olmamaktadır. Doğum sonrası, kadın doğum ve
neonatal pediatrist hekimler tarafından Brakial Pleksus zedelenmesi
olduğu düşünülen bebekler, pediatrik nöroloji uzmanına sevk edilmeli ve
hemen fizyoterapi ve aile eğitimi başlatılmalıdır.
Erken teşhis ve rehabilitasyonun önemi açısından ;
Taburcu olana kadar fark edilemeyen bebeklerde ailelerin bu olayı fark
ederek bebeklerini doktora götürmelerini sağlayacak bazı noktaları
açıklamak istiyorum;
Bebeğin her iki kolunu eşit hareket ettirememesi,
O taraf kolda renk değişikliği ve şişlik,
Kıyafetlerini giydirirken o taraf kolun giydirilmesinde zorluk,
Yıkama sırasında o taraf kol kaslarında hissedilen yumuşaklık,
Kucağa alınırken bebeğin o taraf kolunun kayması, tespit etmede zorluk.
O taraf elin yumruk yapılamaması ( bebeklerde ilk bir aya kadar devam
eden elin sıkıca yumruk yapılmasından ibaret olan yakalama refleksi,
olması gereken bir reflekstir), parmak uzatılınca kavranmaması,
Köprücük kemiği üzerinde tek taraflı şişlik,
Daha büyük bebeklerde (1 ay ve sonrası);
Elin ağza götürülememesi,
Cisim ve oyuncakların hep tek elle kavranması,
Yüzükoyun yatırıldığında o taraf kolunu dışarıya çıkaramaması
Oturma dengesinin geç gelişmesi ve etkilenen kol tarafına bebeğin düşme eğilimi,
Bu gibi durumlarda ailenin bebeği hemen doktoruna ve gerekirse pediatrik nörologa ve ortopediste götürmesi gerekmektedir.
Brakial Pleksus tedavisi cerrahi + fizyoterapi yada yalnızca fizyoterapi olarak ikiye ayrılabilir.
Ameliyat gerekip gerekmediğine ileri tetkiklerle karar verilir. Ama cerrahi girişim yapılsa da yapılmasa da fizyoterapi uygulamaları çok önemlidir. Cerrahi
yapılacak vakalarda ekip çalışması önemlidir ve ameliyat öncesi de
rehabilitasyon programı sonrasında olduğu gibi devam etmelidir.
Ben sizlere mesleğim gereği yalnızca fizyoterapi rehabilitasyon
yaklaşımlarından ve tedavi sırasında ailelerin dikkat etmesi gereken
önemli durumlardan bahsetmeye çalışacağım.
Fizyoterapi-Rehabilitasyon:
Brakial Pleksus zedelenmelerinde iyileşme 1- 18 ay içerisinde en iyi şekilde görülür, bununla birlikte iyileşme;
* Sinir zedelenmesinin şiddetine,
* Tipine,
* Erken ve uygun cerrahi girişime,
* Erken başlanan rehabilitasyona,
* Ekip çalışmasına.,
* Ailenin aktif olarak rehabilitasyona katılmasına bağlıdır.
Doğumdan
hemen sonra tespit edilen vakalarda kolu, sinirde ve çevre dokularda
oluşan ödem ve olası kanama nedeniyle 1-2 hafta dinlendirmek gerekir.
Eğer köprücük kemiğinde bir kırık ve zedelenme söz konusu ise dikkat
edilmelidir. Bu aşamada sinir üzerine gerilimi önlemek amacıyla kol
sarkık vaziyette tutulmamalı, kol hafif yanda ve dirsek hafif bükük
tutulmalıdır. Bu dönemde cihaz önerilmemektedir. Eski yıllarda bu
dönemde kol 90 derece yanda ve dışa dönük tam tespit yapılırdı. Son
literatür çalışmaları, rijit bir tespitin omuz ve kol eklemlerinde
limitlenmelerine ve omuz çıkıklarına yol açabileceğini vurgulamaktadır
Bu nedenle, özellikle bebeğin kucağa alınması, kıyafet değişimi ve
yıkanması sırasında kolun sarkması önlenmeli, sırt üstü yatış bu devrede
tercih edilmeli, yatış sırasında kol yukarda bahsettiğim şekilde hafif
yanda tutulmalıdır.
2 haftadan sonra egzersiz uygulamalarına geniş bir fizyoterapi değerlendirmesinden sonra geçilmelidir. Egzersizlerin amacı,
Kasların zayıflaması ve uzun süreli hareketsizliğe bağlı kaslarda oluşacak bozuklukların önlenmesi,
Eklem açıklığının devamının sağlanması ve limitasyonların önlenmesi,
Bebeğin motor gelişim geriliklerinin önlenmesi,
Kol ve elin fonksiyonel kullanımın sağlanması,
Omuz çıkıkları ve kas yaralanmasını önleyecek pozisyonlarının sağlanmasıdır.
Egzersizler ailelerin düzenli yapmaları amacıyla her alt değişimi
sonrası olarak tavsiye edilir. Sayısını fizyoterapist çocuğun durumuna
göre belirlemelidir.
Rehabilitasyon yaklaşımları her iki kolu da içine alarak yapılmalı ve oturma, emekleme gibi aktiviteler çalıştırılmalıdır.
Egzersizlerin yanı sıra gerekli durumlarda cihaz ve değişik fizyoterapi uygulamaları gerekebilir.
Düzenli kontrollerin ilgili doktor ve pediatrik fizyoterapist tarafından yapılması gerekir.
Özetle,
doğum sırasında oluşan ve kolun fonksiyonlarını etkileyerek çocuğun
ilerde kolunu kullanamaması ve diğer hareketlerde bozukluğu yaratan
Brakial Pleksus zedelenmelerinde erken teşhis, uygun tıbbi müdahale,
erken rehabilitasyon ve aile eğitimi çok önemlidir.
Yard. Doç. Dr. Mintaze Kerem,
Fizyoterapist
|
|
|
|