:: Duygusuz.com - Dostluk ve Arkadaşlık Sitesi
Hoşgeldin, Ziyaretçi
Sitemizden yararlanabilmek için Kayıt olmalısınız.

Kullanıcı Adınız:
  

Şifreniz:
  





Forumda Ara

(Gelişmiş Arama)

Forum İstatistikleri
» Toplam Üyeler: 16,694
» Son Üye: ymptk22
» Toplam Konular: 98,581
» Toplam Yorumlar: 1,065,560

Detaylı İstatistikler

Kimler Çevrimiçi
Toplam: 218 kullanıcı aktif
» 0 Kayıtlı
» 214 Ziyaretçi
Applebot, Baidu, GoogleBot, Yandex

Son Aktiviteler
Atatürk'ün Çocukluk Anıla...
Forum: Hayatı ve Anıları
Son Yorum: Serdar102
03-28-2026, Saat: 09:08 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 64
Mavi'ye..
Forum: Aşk Hikayeleri
Son Yorum: SunSet
03-11-2026, Saat: 08:23 AM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 120
Keloğlan Çataltepe Tekfur...
Forum: Hikaye Uydurma Bölümü
Son Yorum: Serdar102
02-12-2026, Saat: 11:45 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 211
Kısa Keloğlan Masalları -...
Forum: Hikaye Uydurma Bölümü
Son Yorum: Serdar102
02-12-2026, Saat: 11:26 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 179
Keloğlan Ve Pinokyo - Ser...
Forum: Hikaye Uydurma Bölümü
Son Yorum: Serdar102
02-12-2026, Saat: 11:22 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 161
Dev Hamsi - Serdar Yıldır...
Forum: Hikaye Uydurma Bölümü
Son Yorum: Serdar102
02-12-2026, Saat: 11:19 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 153
Diş Hekiminin Aşkı - Serd...
Forum: Hikaye Uydurma Bölümü
Son Yorum: Serdar102
02-12-2026, Saat: 11:18 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 154
İslam Toplumu, İşte Böyle...
Forum: İslam
Son Yorum: halukgta
01-10-2026, Saat: 05:07 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 205
Keloğlan Leyleklerin Padi...
Forum: Hikaye Uydurma Bölümü
Son Yorum: Serdar102
01-07-2026, Saat: 02:21 PM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 242
Yahudiler Dünyayı, İnancı...
Forum: İslam
Son Yorum: halukgta
01-07-2026, Saat: 10:20 AM
» Yorumlar: 0
» Okunma: 197

 
  Yaşananları sorgulamayan bir toplum olduk.
Yazar: halukgta - 05-09-2012, Saat: 12:10 PM - Forum: Kişisel Makaleler - Yorumlar (1)

Tarih tekerrürden ibarettir derler. Geçmişlerinden ders almayanlar, o acı günleri tekrar yaşamaktan da asla kurtulamazlar. Bir başka ibret de, başkalarının hatalarından ders almayanlar, aynı hataları kendileri yaşamaktan kurtulamazlar diyen atalarımız, gerçekten çok doğru söylemişler.


Ne yazık ki bugün bizler, geçmişten hiç ders almayan bir toplum görüntüsü ile yaşıyoruz. Ne yaşadıklarımızdan, nede geçmişte yapılan yanlışlardan dersler almadığımız o kadar açık ki. Bizleri yönetenlerin yaptıklarını, söylemlerini ne takip ediyoruz, nede söylediklerini akıl süzgecinden geçiriyoruz. Sizlere birkaç örnek vermek istiyorum. Vereceğim bu örneklerle, acaba bizleri yönetenler tutarlılık ve samimiyet testinden geçebiliyorlar mı, yorum sizlerin.


Daha dün, Türk silahlı kuvvetlerinin düşüncelerine, yaptıklarına, söylemlerine karşı çıkanlar, günümüzde sergilenen onca olayları unutarak, kendisine bağlı olarak çalışmış, Genelkurmay başkanlığı yapmış bir komutan, terörün başı ilan edildiğinde ses çıkarmayanları, savunmayanları bizler unutmadık. Bugün bazı kişiler, ya da bazı ne söylediğinin farkında olmayan basın mensubu, TSK ya karşı uygun olmayan sözler söylediğinde, yanlış anlamlara gelecek fikirler açıkladığında, dün söylediklerinin tam tersini yaparak, TSK yı savunmaya geçip, aşağıdaki sözleri söyleyenler, acaba bu sözlerinde ne kadar samimidirler?


(Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplarına, ağza alınmayacak hakaretler yapmak açık söylüyorum zavallılıktır.)


Bu düşünceye yürekten katılıyorum, TSK ya layık olmadığı sözleri söyleyenler, onları küçük düşürenler ZAVALLIDIRLAR. Ama daha önce ki silahlı kuvvetler farklımıydı? Bu güvene, bu övgüye bu savunmaya laik değil miydiler de, bugün çok üzücü bir durumdalar? Silahlı kuvvetlerimiz, dünde bugünde bizlerin göz bebeğiydi. Dün neyse bugünde aynı insanlar. Birkaç kişinin değişmesi, emekli olması bir bütünü farklılaştırmaz. Yapılan yanlışlar varsa bunlar kişiseldir, tümünü asla bağlamaz. Dün söylenenleri bizler unutmadık, bugün onlara yapılanları da gözlerimizle görüyoruz, şahit oluyoruz, yapılanları unutmamızda zaten mümkün değil. Peki, bu sözler, TSK yı savunur görüntüsü vermenin ardındaki düşünce ne olabilir? Doğrusu söyleyecek çok şeyler var. Her şey zamanı geldiğinde, su yüzüne çıkacaktır. Allah ın adaletinden kimse kaçamaz.


Hatırlarsanız Sayın Başbakanımız, bedelli askerlik için ne demişti seçimden önce?

(Ben Tayyip Erdoğan olarak, böyle bir sorumluluğunun altına giremem. Parası olan var, olmayan var. Parası olan bastıracak kurtulacak, parası olmayan askerliği yapacak. Seçimden sonra referanduma götürürüz.)


Peki, seçimden sonra ne oldu? Tüm söylenenler unutuldu ve parası olan bir gün bile askerlik yapmadı. İşte bizleri yönetenler, işte halkımızın tepkisizliği. Bu tür davranışlar acaba eğitimli, bilinçli, kendisini yönetenleri özgür iradesi ile seçen toplumlarda olur mu? Yorum sizlerin. Neye layıksak, Allah onu verecektir.


İçinde bulunduğumuz durumun, tedirgin edici düşündürücü haline, bir örnek daha vermek istiyorum. Ülkemizin de kabul ettiği, Kredi derecelendirme kurumu, şöyle bir açıklama yaptı ve Sayın Başbakanımız çok sert tepki gösterdi.


(Kredi derecelendirme kuruluşu Standard & Poor's'un, Türkiye'nin ''pozitif'' olan kredi notu görünümünü ''durağan'' olarak revize etmesine, Başbakan Erdoğan sert tepki gösterdi. )


Aynı kuruluş, geçmişte ülkemizin notunu çok daha kötü durumlardan, daha yüksek konumlara getirmiş ve bu kuruluşun verdiği notlar, değerlendirmeler hükümet ve bazı basın kuruluşları tarafından, çok olumlu delil olarak gösterilmişti halka hatırlarsanız. Ama bazı kesim tarafından hayretle karşılanıp, tıpkı Başbakanımızın bugün söylediği gibi, siyasi bir karar diyerek, ne değişti de notumuz yükseldi, diye itiraz edenler olmuştu.


Peki, bu kuruluşun ülkemizin notunu indirmesini, Sayın Başbakanımız nasıl karşıladı ve ne tür bir üslupla cevap verdi dersiniz? Basından alıntılar yaparak, hatırlatmak istiyorum.


(Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Standart&Poors'un Türkiye'nin kredi notunu pozitiften durağana çevirmesiyle ilgili olarak, ''Bu tamamen ideolojik bir yaklaşım. Bunu kimse yutmaz. Bunu sen Tayyip Erdoğan'a yutturamazsın'' dedi.


''Standart&Poors bir açıklama yaptı. Ben bunu çok garipsedim. Neden derseniz, pozitifte olan Türkiye durağana indi. Neye göre sen bunu durağana indiriyorsun? Çünkü belli bir süre pozitifte kalan bir ülkeyi artırması gerekirken, bakıyor ki Türkiye'yi artırırsam ideolojik olarak bu bize sıkıntı doğurur. Biz bunu durağanda tutalım


Bu hesabı biz de az çok biliyoruz. Şu anda alan el, olmayan veren el olan bir Türkiye var. Sen bu Türkiye'nin kalkıp da kredi notunu durağana indirirsen, bunu yemezler. Ve bunun bedelini 'Ben artık seni kredi kuruluşu olarak tanımıyorum' demek suretiyle açıklarız.)



Tüm söyledikleri doğru olabilir. Yani siyasi amaçlı yapmış olabilirler. Çünkü onlardan beklenir. Peki, daha öncede Türk toplumu işsizlikle, açlıkla mücadele ederken, hiçbir şey değişmemişken kredi notunun birden bire yükselmesini, neden övgüyle topluma anlattınız ve bunu örnek gösterdiniz? Artan ihracatın, halkın cebine ne faydası oldu? Ya ihracattan fazla yapılan ithalatı, nasıl açıklayacaksınız?


Ülkesinde yatırım olmayan, bol ve ucuz üretim yapamayan ülkeler, ithal etmekten başka çaresi yoktur. Bugün kullandıklarımıza bakalım isterseniz, acaba hangisi Türk malı? Daha da ilginci, üzerinde Türk malı yazanların içinde, Çin malı olduğunu görmemiz, bizlerin ne halde olduğunu çok iyi özetliyor. Başkalarına kızmak yerine, önce yaptıklarımızı gözden geçirelim.


Kalkınma hızında, ülkeler arasında neredeyse ilk sıralara geldiğimizi açıklayan hükümet, acaba ne kadar samimi? Kalkındık ama toplum olarak, hala işsizlikte öndeyiz. Kalkınan halk mı, yoksa küçük bir azınlık mı? Enflasyonu rakamlar ile oynayarak düşürdüğümüzde, ortaya çıkan acıklı tabloyu, halk fark etmiyor mu sanıyorsunuz?


Kapitalist yönetimin çöktüğünü, hala fark edemeyenlere söyleyecek sözüm yok. Amerika zorlukla ayakta duruyor. Avrupa can çekişiyor. Ama bizler hala onların peşi sıra giderek, ne derece yanlış bir yol izlediğimizin farkında bile değiliz.


Toplumun genel çoğunluğunun aldığı ücret, fakirlik sınırının da altında. Sendikaların sözü bile geçmez oldu. Çünkü ülkemizde sendikalı işçi kalmadı da ondan. Devlet eliyle güvencesiz bir toplum yaratıldı. Sözleşmeli memur, sözleşmeli işçi adı altında. İşverenin ya da devletin, bir tek sözü ile işten atılan, bir toplum olmakla mı övünüyoruz? Bumu bizlerin kurmaya çalıştığı adaletli, huzurlu düzen?


Geçen gün 1 Mayıs işçi bayramı kutlandı. Ben işçi olsam, işçi bayramını geçmişte olduğu gibi, mutlu ve coşkulu kutlamazdım. Çünkü artık ülkemizde işçi diye bir sınıf neredeyse kalmadı. İşçi sınıfının adı bile anılmıyor. Siz hakkını aramak için, greve giden bir iş yerini duydunuz mu? Duyamazsınız buna yeltenenler, hemen susturuluyor engelleniyor. Hakkını aramaya kalkanlarda hemen işten atılıyor. İşçi kardeşlerimiz, 1 Mayısı YAS günü ilan etmelidirler. Çünkü artık işçi sınıfı, ne yazık ki can çekişiyor. Bu acı ve keder ortamında, yapılan haksızlıklar karşısında, bayram değil ancak YAS tutulur.


Sayın Başbakanımızın, derecelendirme kuruluşuna verdiği cevapta, asıl yadırgadığım üsluptur. Bu üslup, gerçekten ülkemiz halkını korkutuyor, ürkütüyor. Bırakın ülkemizin halkını tedirgin ettiğini, artık Dünya farkına vardı, onları da ürkütüyor.


Sayın Başbakanımızın verdiği bu cevabın, bir cümleyle özeti, benim istediklerimi söylemediğiniz an, sizi yok sayarım. İşte bizleri yönetenlerin, rakipsizliğinin, denetimsizliğinin, kontrolsüz gücün tek elde toplanmasının yasama, yürütme ve yargı erklerinin, özgür olmamasının getirdiği büyük tehlike. Allah yardımcımız olsun.


Başbakanımızın bahsettiği kredi kuruluşu şimdide, geçmişte de siyasi kararlar vermesi muhtemeldir, bunda hiç şüphe yok. Geçmişte notumuzu yükselten aynı kuruluş, acaba birden bire neden yükseltti notumuzu diye neden sormadık, araştırmadık? Siyasi amaçlarla yükseltmiş olamaz mı? On yılda, toplum içinde işsizliğe çare mi bulundu? Devlet hangi yatırımları yaptı, sattığı kitler karşısında? Yaptıkları yollarla övünenler, toplumun sofralarına koyacak lokmaların, nasıl eksildiğinin farkında mı acaba. Emekli, memur, işçi daha refah mı yaşıyor düne göre? Hastanelerde tüm sorunlar mı çözüldü, yoksa sorunlara yeni problemler eklenerek, koskoca bir dağ mı oluştu. Adalet mi sağlandı bu ülkede, yoksa korku imparatorluğumu çöktü toplumun üstüne?


Ülkemiz de kalkınma hızının arttığı ile övünenler acaba halkın, işçinin, memurun refahının, alım gücünün arttığını söyleyebilirler mi? Toplumda mutlu azınlığın arttığını, zenginin daha zengin olduğu, fakirin daha fakir bir yaşam sürdüğünü bizlerin göremediğini mi zannediyorlar? Belki toplumun bir kısmını, geçici olarak herhangi bir nedenle aldatabilirler, ama onlarda bir gün Allah ın izniyle, her şeyin farkına varacaklardır. Allah ın adaletinden kimse kaçamaz.


Kredi derecelendirme kuruluşuna verilen cevap, aslında çok düşündürücü ve ibret dolu düşünene, düşünmek isteyene. İşimize geldiğinde bu kuruluşu kabul edeceğiz, işimize gelmediğinde, onu tanımamakla tehdit edeceğiz. Ne yazık ki bugün ülkemizin her safhasında aynı politika uygulanmaktadır. Böyle bir politika, elbette bir gün iflas edecektir. Hiç kimsenin yaptığı adaletsizlik, yanına kar kalmamıştır.


Bizler ne geçmişten, nede yaşadıklarımızdan ders almayan bir toplum olduk. Elbette bunun nedenleri vardır. En önemli nedeni eğitimsizlik ve düşünmeyi, karar vermeyi başkalarına bırakmamızdan kaynaklanmaktadır. Allah özgür iradeyi ve aklı bizlere vererek, akıl, mantık ve Kur’an ın önerileri ile yaşamamızı ister bizlerden. Ama bizler aklı ve Kur’an ı bir kenara bırakıp, akılla Kur’an ı anlayamazsın mantığıyla yaşadığımız içinde, doğruyu bulmakta zorlanır bir toplum olduk. Aklını kullanmayanlara da ibretlik bir cevabı vardır Yaradan ın. Yunus suresi 100. ayetinde şöyle uyarır bizleri.


(Akıllarını güzelce kullanmayanları, Allah pislik içinde bırakır.)


Bizler ne yazık ki, ne geçmişte söylediklerimizi hatırlarız, nede bugün yaptıklarımızı geçmişimizle kıyaslarız. Bir rüzgârın etkisiyle savrulur gideriz toz misali. Sizlere bir örnek daha vermek istiyorum. Birçok internet sitelerinden ulaşabileceğiniz bir bilgiyi sizlere, bugün yaşadığımız güncel bir konuyla karşılaştırmanız için tekrar hatırlatmak istiyorum. Hatırlatmamın nedeni, bizleri yönetenlerin izledikleri yol ve takındıkları tavrın, farkına varmamız adınadır.


Önce sizlere Fatih Sultan Mehmet in bedduası başlığı altında, bugün anlatılan bir rivayeti nakletmek istiyorum. Söylediğim gibi bu bir rivayet, doğru olup olmadığı tartışılır. Naklettiğim rivayet, Sayın Başbakanımızın belediye başkanlığı zamanında, İstanbul Büyükşehir Belediyesi kaynaklı ve daha da dikkat çekici olanı, bu bilginin, kitabın ön sözünün Sayın Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan a ait olması. Lütfen dikkatle okuyunuz.



BEDDUA

''Fatih İstanbul'u alıp da, alayla Ayasofya önüne geldiği zaman, derinden derine bir inilti işitti. Sesin geldiği tarafa bir adam gönderdi.

Sakalları uzamış, hali perişan bir keşiş bulup getirdiler. Huzura çıkardılar. Korktu, teskin ettiler.

Niçin hapsedildin diye sordular? Keşiş fala baktığını ve kuşatma hazırlıkları sırasında Konstantin'in kendisini çağırıp, İstanbul'u Türklerin alıp almayacağını bildirmek için, remil atmasını söylediğini, remilde İstanbul'un Türklerin eline geçeceğini söylemesi üzerinde de, Konstantin’in kızarak onu zindana attırdığını hikâye etti ve şimdi karşınızda bulunuyorum, demek ki falım doğru imiş.

Bunun üzerine Fatih de İstanbul'un kendi elinden çıkıp çıkmayacağına dair remil atmasını ve doğruyu söylerse, ödüllendirileceğini bildirdi.

Keşiş remil attı ve şöyle dedi:

- İstanbul Türklerin elinden harp ve darp ile çıkmayacak, lakin öyle bir zaman gelecek ki emlak ve arazileriniz satılacak, bu suretle İstanbul Türk malı olmaktan çıkacak.

Bu falın bildirdiği sonuçtan büyük üzüntü duyan Fatih ellerini kaldırarak, İstanbul'da edindiğim yerleri ecnebilere satanlar, Allah'ın gazabına uğrasınlar!' diye beddua etti.''

Kaynak şudur: A. Süheyl Ünver - "İstanbul Risaleleri"

Yayınlayan: İstanbul Büyükşehir Belediyesi

Önsöz: Recep Tayyip Erdoğan



Yukarıdaki rivayetin, doğru olup olmadığını elbette bilemeyiz. Şahsi düşüncem Fatih gibi çok özel bir insanın, fala baktırarak konuşacağına ben inanmıyorum. Peki, bu örneği neden verdim. Önemli olan rivayetten kıssadan hisse çıkarmaktır. İstanbul Belediye Başkanlığı zamanında, Sayın Başbakanımız, bu anlatılana o zaman inanmış olmalı ki, Belediyenin yayınladığı bir kitapta bu rivayete yer vermiş. Bizzat Sayın Başbakanımız da önsözünü yazarak, topluma sunmuş, yayınlamış olması önemlidir.


Sayın Başbakanımız, eğer yine bizleri yöneten diğer Başbakanlarımızdan örnek alarak, dün dündür bugün bugündür diyerek, geçmişte düşündüklerine ve inandıklarına bir sünger çekiyor da, bugün ben çok farklıyım diyorsa, bu söylediklerim meclisten dışarı. Yok, eğer geçmişini inkâr etmiyor ve söylediklerine sahip çıkıyor ve inanıyorsa, sanırım Fatihin yukarıdaki rivayetine de önem veriyor demektir.


Bu durumda, bu hükümetin çok yakında çıkardıkları ve güncelliğini koruduğu, yabancılara arsa ve mülk satışını genişleterek, satışına izin verdikleri kanunu, bir kez daha düşüneceklerini, gözden geçireceklerini umut ederim. Gözden geçirmeyenlere de, Fatihin bedduasını hatırlatırım.



Fatih, peygamberimizin övgüsüne mazhar olan bir liderdi. Tahminlerini fallara, büyülere bağlayarak söyleyeceğine ihtimal vermiyorum, bu bizim inancımıza da uymaz. Ama gelecekte İstanbul un topla tüfekle yıkılamayacağını, ancak yanlış siyaset güden liderlerin hataları ile el değiştireceğini, hikâyede anlatılan keşişten, çok daha iyi, Fatih in tahmin edeceğine inanıyorum. İnşallah bu kıssadan bir hisse alırız.


Toplum olarak, bazı gerçeklerin farkına varamamanın acısını yıllardır çekiyoruz. Lütfen artık farkında olalım. Bizleri topla tüfekle yıkamayanlar, ülkemizi farklı yollardan ele geçirmenin planlarını yapıyorlar.


Bizleri yönetenlere, özellikle Sayın Başbakanımıza sesleniyorum. Bizim bizden başka dostumuz yoktur. Ne Amerika nın, nede Avrupa nın oyunlarına gelmeyiniz. Onlar vaat ettiklerinden, işlerine gelmediğinde hemen cayarlar.


Sen onların inançlarına tabi olmadıkça, onlar da senin yanında, senden yana asla olmazlar. Bu uyarıları lütfen hatırlayalım. Bu uyarılar Allah katından geliyorsa, bunun nedenlerini dikkatle düşünmeden hareket edersek, toplum olarak hüsrana uğrayacağımızı, çok acılar çekeceğimizi unutmamalıyız.


Liderler tarihe iki şekilde geçerler. Birincisi lanet ve nefretle anılan bir lider olarak, ikincisi toplumuna, halkına adaletle hükmeden, onlara mutlu ve huzurlu bir ortam hazırlayan bir lider olarak. Dilerim bizleri yönetenler, tarihe toplumunu adaletle yönetip, huzuru ve mutluluğu getiren, iyi hatırlanan liderler arsında olurlar.


Ülke olarak çok zorlu bir imtihandan geçiyoruz. Rabbim cümlemize yardımcı olsun inşallah. Dilerim toplum olarak gönül gözleri açık, aklını, mantığını, özgür iradesini bizzat kendisi kullanan, Rabbin halis kullarından oluruz.


Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK

Bu konuyu yazdır

  yardım
Yazar: webweled - 05-08-2012, Saat: 06:58 PM - Forum: Sen Yenisin Galiba ? - Yorumlar (2)

Merhaba Duygusuz dostlarım.
Uzun zaman oldu buralara uğramayalı
rahatsızlık sebebi ile tekrar buralara dönüş yaptım. Fakat bir şey rica
edeceğim eğer mümkünse bu profil üzerinde açılmış konu ve mesajlarımın
temizlenmesini istiyorum. Şimdiden teşekkürler.. Görüşmek üzere..

Bu konuyu yazdır

  Aslı Güngör - Söylenmemiş Sözler
Yazar: MaSaL - 05-07-2012, Saat: 10:38 PM - Forum: Online Videolar - Yorumlar (3)

[video=youtube]watch?NR=1&feature=endscreen&v=RyeBdSJ8tx8[/video]

Bu konuyu yazdır

  Sensiz Olmuyor...
Yazar: Orhan-38 - 05-07-2012, Saat: 11:19 AM - Forum: Şiirler - Yorumlar (2)

Uzun uzun yazmak diyorum,
Sebepli sebepsiz,mantıklı saçma...
Sorgulamaksızın hiç kimseyi,sorgulamaksızın hiçbirşeyi.
Sade ve sadece hissetmek,hissettiğimi kaleme dökmek...
Sensiz geçirdiğim bu akşamdan sana sesleniyorum
Seni çok özledim...
Seni görmediğim,sesini duymadığım anlar bu dünya çekilmez geliyor bana.
Yüreğim sıkışıyor,kalbim acıyor...
Gözyaşlarım aktığında silenim olmuyor
Yada omzuna yaslanıp ağlayabileceğim biri..
YOK...

Hep yokluğunu yaşıyorum,hep sensizliği yaşıyorum.
Seni çok özledim..
Sensiz geçen her dakika,
Daha doğrusu sensiz geçirmeye çalıştığım her dakika hayatımda bir boşlukmuş gibi geliyor bana.
Sanki,
Sanki hayatım bir kitapta o sayfalar eksikmiş gibi..
Sanki tüm bu yaşadıklarım bir hikayeymişte,hikayenin bir bölümü eksikmiş gib.
Hasret diyorlar bunun adına.
Bense ölüm diyorum..
Çünkü sensiz kalmak ölüme,
Ölümse sensizliğe eşdeğer benim nazarımda...

Anlatmaya çalışıyorum sana beni.
Sensizken neler yaptığımı,neler yaşadığımı..
Ama olmuyor..
Sanki kalemim ne yazacağını biliyormuş gibi kendiliğinden akıyor.
Aklımın sesini hiç dinlemiyor,yüreğimin söylediklerininse bir harfini bile kaçırmıyor...

Seni, evet seni çok seviyorum be gülüm..
Şimdi yanında olmayı,gözlerinin içine bakıp,ellerini tutup
Seni ne kadar çok sevdiğimi yüreğine haykırmak isterdim..
Sonra ürkek bir kedi gibi göğsüne yaslanıp bir daha hiç ayrılmamacasına sıkı sıkı sarılmak sana..
Kulağına şarkılar fısıldamak isterdim.
Sonra yanında olduğum halde seni ne kadar çok özlediğimi anlatır
Ve şimdiki çaresizliğimi,sensizliğimi
Sensizliğimde neler çektiğimi sana iyice hissettirirdim ki
Benden asla vazgeçeme diye..
He sabah huzurla kalkıyorum yatağımdan.
Çünkü hala orada senin olduğun duygusu var içimde.
Sanki oraya gidince karşıma sen çıkacakmışsın gibi..
Ama yoksun...

O an içimden bir şey kopuyor sanki..
Hıncını kayalardan alırcasına kayalara çarpan deniz gibi bende kendime kızıyorum
Nedenini sorma bir tanem...
Çünkü inan bende bilmiyorum...
Kendime çiçekler alıyorum,
Tek başıma sahile iniyorum ve herşeyi tek başıma yapıyorum.
Bu öyle zorki...

Sonra seni düşünüyorum İstanbul a karşı
Senin için koskoca İstanbul u karşıma alıyorum
Çünkü, çünkü ben seni İstanbul dan daha büyük bir aşkla seviyorum...

İstanbul da şimdi akşam,hatta gece bile diyebilirim.
Bu saatlerde daha bir hüzün,daha bir sensizlik sarıyor yüreğimi
İçim titriyor..
Şimdi diyorum "O" olmalıydı,
Şimdi "BİZ" olmalıydık...
Korkuyorum gülüm.
Seni bu kadar çok severken,
Sana böyle delicesine aşıkken sensiz kalmaktan korkuyorum.
"Ya!" diyorum dönünce benden vazgeçersen,
Ya döndüğünde senden vazgeçersem...
Ya biterse içimizde birşeyler...
"Bitmez" de bana
"Ne ben senden vazgeçerim,ne de sen benden vazgeçersin" de..
"Beni senden ancak ölüm ayırır" de.
Eğer bu yazdıklarımın içinde seni kıran,inciten yada üzen bir şey olduysa
Ve eğerki saçmaladıysam sakın bana kızma,kırılma...
Unutmaki bunların hepsi sana olan sevgimden,hepsi heyecanımdan ve hepsi sana olan sonsuz sevdamdandır Gülüm.


.''Gönderilmemiş aşk mektupları''.

Bu konuyu yazdır

  Ezanı duydu, konuşmaya ara verdi ..
Yazar: Pepee - 05-05-2012, Saat: 09:03 PM - Forum: Güncel Haberler - Yorumlar (3)

Daniel Craig'in başrolde olduğu '007 James Bond: Skyfall'un çekimleri
tüm hızıyla Eminönü'nde sürüyor. Bond ekibi; önceki gün, bir çatışma
sahnesini izlemek için Amerika'dan gelen basın mensuplarını set alanına
aldı.

Craig, çekimin ardından bir röportaj da vererek, filmin perde arkasını
anlattı. Craig, "Burada büyük bir prodüksiyon var; film önemli bir
çalışmanın ürünü. İşimize büyük bir konsantrasyonla devam ediyoruz"
dedi. Ünlü oyuncu "Skyfall en iyi Bond filmi mi olacak?" sorusuna da
şöyle yanıt verdi: "Bond fanatikleri için yapabileceklerimizin en
iyisini yaptık. 50'nci yılımızı kutladık. Bu üzerimizde biraz baskı
yarattı." Bu arada Craig, röportaj sırasında ezan okunmaya başlayınca,
röportaja ara verdi. Ezanın bitmesini bekleyen Craig'in bu davranışı,
Türk figüranların ilgisini çekti.

Haberin orjinali : sinema.mynet.com/detay/haber/ezani-duydu-ara-verdi/36598

Müslümanız ama biz bile bu saygıyı gösteremiyoruz Ezan'a. İbret alınmalı ...

Bu konuyu yazdır

  Sen vardın..
Yazar: Orhan-38 - 05-05-2012, Saat: 03:37 PM - Forum: Güzel Sözler - Yorumlar (1)

O karanlık geceleri yaratan sensin..Hani ıssızlığından ölü bedenlerin ürperdiği...Hani yanlızlıktan sıkılmış kaldırım taşları...Korkudan yanmayan sokak lambası...Vede ben vardım bu meçhul sokakta...Çaresizliklerim hep aynı yerde...Umutlarım taşlı yollara sapmıştı..Nereye dönsem aynı duygu
Nereye baksam üzüntüler ve...Ne kadar uğraşsam da...Anlayamadığım sen vardın içimde.!!!

Bu konuyu yazdır

  Apaçi'likte Son Nokta :D
Yazar: Pepee - 05-05-2012, Saat: 12:21 PM - Forum: Komik Resim ve Karikatür - Yorumlar (7)

28399d1335520904-sevdigi-icin-oldu-arcwlgyciailb6w.jpg

Dj duyqusallll !!!!!!

Big Grin Big Grin Big Grin Big Grin

Bu konuyu yazdır

  Ferdi TAYFUR - Alıştım Yokluğuna
Yazar: Pepee - 05-05-2012, Saat: 12:17 PM - Forum: Müzik - Yorum Yok




Düştüm yine çaresiz gurbetin yollarına
Ne o resmini isterim ne selam gönder bana
Alıştım yokluğuna hasret nedir bilirim
Eğer yolum düşerse sanma sana gelirim


Geçti artık sevgilim bir daha dönmem geri
Güldürmedin gözlerini gördüğüm günden beri
Alıştım sensizliğe hasret nedir bilirim
Eğer yolum düşerse sanma sana gelirim

..

Bu konuyu yazdır

  Merhaba bunu okuyan.
Yazar: ZencefiL - 05-05-2012, Saat: 09:54 AM - Forum: Makale - Yorumlar (6)

yalnizlik_108419.jpg

Merhaba bunu okuyan.
Sana bu mektubu, metrobüsten yazıyorum.
Metrobüsle yolculuk yapmayı ne kadar sevdiğimden haberin yok tabii, seninle bu konuda konuşmadık henüz. Yanımda yaşlı bir amca oturuyor. Yaşlıları pek sevmediğimi tahmin edebilirsin ama; insanı tedirgin ediyorlar.
Son zamanlarda seni çok özlüyorum.
Herkesin bir var oluş amacı vardır derler, bazıları, diğer yarısını bulmak için gelir dünyaya; ben de onlardan biriyim.




Neredesin bilmiyorum. Kiminlesin, bilmiyorum. Şu an bir başkasının güzel yüzünü avuçlamış, onu ne kadar çok sevdiğini söylüyor olabilirsin, benim de söylediğim olmuştu, benim de sevdiğim olmuştu evet, birini her şeyden çok, birini ondan biraz daha az belki; biri bırakıp gitmişti, diğeri zaten sevmemişti, şimdi ise; gözlerimi kapattığımda sadece seni düşlüyorum.
Bu ara gerçekten çok çalışıyorum. Henüz istediğim hiçbir şey için paraya ihtiyacım olmadığından, elime geçeni anneme veriyorum. Henüz isteyecek bir şeyim olmadığından, parayla ne yapacağımı bilemiyorum. Muhtemelen sen de bilemezdin, sen de benim gibisin çünkü; sahip olmak istediğin tek şey benim ve şefkat enerjisiyle işliyorum.
Bu ara, dudaklarına çok ihtiyaç duyuyorum.
Eve dönüş yolunda hep seni hayal ediyorum. Beni bulana kadar başına bir şey gelir diye çok korkuyorum. Gerçi, arka cebine kemerden zincirle bağladığın cüzdanının içinde, hiç kullanmadığın bir muştan olduğunu biliyorum; ama günün birinde onu kullanman gerekirse, yanında ben de olayım istiyorum.
Sana elimin ne kadar ağır olduğundan hiç bahsetmedim, muhtemelen, ilk kavgamızda suratına geçireceğim yumrukla fark edeceksin bunu. Sen uykuya dalana kadar uyuyamayacağımı da bilmiyorsun elbette, ama ben, alt dudağının kenarından sakalının başladığı yere doğru bir boşluk olduğunu biliyorum, seni en çok orandan öpmeyi seviyorum.
Çok geç kalma emi bunu okuyan, ben bir süredir ikimiz için hazırlık yapıyorum.
Geçenlerde takside not defterimi unuttum, sen olsan hatırlatırdın, sen olsan, karşıdan karşıya geçerken önce sağa, sonra sola, sonra tekrar sağa bakmak yerine; profilden ne kadar da hayatımın anlamı olduğuna bakar, kaldırıma çıkalım da enseni öpebileyim diye fırsat kolluyor olurdum, sen olsan, şu an metrobüste hiç tanımadığım bir yaşlının omzuna yaslamazdım başımı, sen olsan, muhtemelen ineceği durağı kaçırmış bu bin yaşındaki bebeği evine kadar birlikte bırakırdık. (Şimdi tek başıma yapmam gerekecek.)
Tüm çabalarıma rağmen, hayatımda ‘öylesine’ yer almakta ısrar edenleri siktir etmekte bir sakınca görmüyorum. Sen de böyle olmasını tercih ederdin, biliyorum.
Şu an şoför koltuğunun camından yansıyan gözlerimi görüyorum, göz bebeklerim, ilkokulda çizdiğimiz hani o iki dalga üstünde yüzen yelkenlileri andırıyor, batmalarından korkuyorum.
Yaşlılara ne kadar güvendiğimi de bilmiyorsun henüz. Eğer yanında bir yaşlı oturuyorsa, gönül rahatlığıyla ağlayabilirsin çünkü onların iç ceplerinde mutlaka yaşlı kokan, ütülü, kenarları hafif sararmış, inanmana, devam edebilmene yarayacak bez mendilleri oluyor.
Bunları sana anlatıyorum, çünkü ben sensiz yapamıyorum.
Şarkılar biriktiriyorum, öpüşmeler, sabah kahvaltıları, ezan okununca durmaları, hikayeler saklıyorum, hastalandığında anlatabilirim diye düşünüyorum. Saçlarını nasıl kesmemi isteyeceğini, enginarı sana nasıl yedirebileceğimi, atletini pantolonunun içine sokman gerektiğini nasıl öğreteceğimi bilmiyorum. Mesela karşında oturduğumda, göbeğim Sabancı’nın katlarıyla yarışmış falan hiç umursamıyorum. Çünkü sen benim süper kahramanımsın ve karnıma baktığında, içinde henüz çalışmalarına başlamadığımız üçüncümüzü göreceğini biliyorum.
Şu an, arkamda oturan bir başkasının üçüncüsüne dil çıkarıp gülüşüyorum.
Beni çok geç bulma olur mu bunu okuyan?
Seni seviyorum.


EbruVatansever

Bu konuyu yazdır

  Aşık Olmamak ?
Yazar: Pepee - 05-04-2012, Saat: 06:56 PM - Forum: Aşk Doktoru - Yorumlar (11)

insan gerçekten kimseye aşık olmadığı zaman yaşayabilir mi. ben şuan kimseye aşık değilim gibi hissediyorum ama böyle bişey mümkün mü yani hayatımın her döneminde illaki birinden hoşlanmışımdır ama artık kimse yok .boşlukta gibi de hissetmiyorum.şuan ne dediğimi de pek bilmiyorum Big Grin yani uzun lafın kısası gerçekten birini sevmiyor olmam mümkün mü.. sevmeli miyim sevmemeli miyim bişiler söyleyin işte akıl verin bana Tongue

Bu konuyu yazdır

  Tarih: 04-09-2026, 06:15 AM